Gazze ve Lübnan'da Golan senaryosu

Bu nasıl olacak? Farklı arenalar arasındaki benzerlikler nelerdir? Bu mümkün mü?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Gazze ve Lübnan'da Golan senaryosu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Golan senaryosu, Gazze'nin kuzeyi ve Lübnan'ın güneyi için olası çözümlerden biri olarak sunuluyor. Bu senaryo ile tam olarak kastedilen, İsrail'in güneyindeki yerleşimciler ile Gazze Şeridi'nin kuzeyini birbirinden ayıran ve İsrail'in kuzeyindeki yerleşimciler ile Lübnan'ın güneyini birbirinden ayıran bir “askerden arındırılmış bölge” oluşturulmasıdır. Senaryo, çatışmaya dahil olan ve çatışmanın geleceğiyle ilgilenen aktif uluslararası ve bölgesel güçlerden oluşan BM gücünün gözetiminde uygulanacak.

Bu nasıl olacak? Farklı arenalar arasındaki benzerlikler nelerdir? Bu mümkün mü?

1973 Ekim Savaşı'ndan sonra Mısır ile İsrail arasında kuvvetleri ayırma anlaşması yapıldı ve bu anlaşma daha sonra 1978'de varılan Camp David Anlaşması’nın önünü açtı. Şam ile Tel Aviv arasında da “çatışmayı sona erdirme” anlaşması imzalandı. Bu, Golan Cephesi'nin tarafsız hale gelmesi ve Şam'daki siyasi rejimin istikrara kavuşması ile sonuçlandı, ancak doğrudan ve dolaylı müzakere turları ve aşamalarına rağmen tam bir barış anlaşması ile sonuçlanmadı.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın liderliğinde Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed ile İsrail Başbakanı Golda Meir arasında yapılan “çatışmayı sona erdirme” görüşmeleri, en karmaşık müzakereler arasında yer alıyordu. Kissinger, Washington'dan uzakta Ortadoğu'da kaldığı haftalar içinde Şam ile Tel Aviv arasında mekik dokudu. İsrail, her ateşkes veya anlaşma teklifi ve Kissinger'ın her ziyaretinden önce, şu anda Lübnan'daki ateşkes görüşmelerinde olduğu gibi, (Lübnan’ı kapsayan) hava saldırıları ile bombardımanlarını artırıyordu.

O dönemde ana düğüm noktaları arasında “tampon bölgenin” ve silahtan arındırılmış bölgelerin derinliği, BM güçlerinin rolü ve Golan'daki Filistinli grupların varlığı yer alıyordu. Esed ile Kissinger'ın 19 Mayıs 1974'teki görüşmesine ilişkin gizli bir rapora göre, yaklaşık iki saat süren ve bir çıkmaza giren münakaşanın ardından, Esed, “anlaşmayı bozmak istemiyorum ve belirlenecek ayrım hattını kabul ediyorum” demiş. Buna şaşırıp kalan Kissinger, Esed’in bu tutumu karşısında hayrete düşmüş ve danışmanlarıyla birkaç dakika yalnız görüşmek istemiş. O anda umulmadık bir şey olmuş, salonun sonuna doğru giderken tökezleyen Kissinger az kalsın düşüyormuş.

Esed ile Meir arasında Kissinger'ın himayesinde yapılan “çatışmayı sona erdirme” anlaşmasının ardından Golan Tepeleri, ister Suriyeliler ister Filistinliler tarafından olsun, doğrudan askeri çatışmaların dışında bırakıldı

Anlaşma askeri açıdan şunları içeriyordu; Golan'ın yüzölçümü 1.860 kilometrekare olup, bunun 1.260 kilometrekaresi 1967'den bu yana işgal altındadır. Mayıs 1974 sonunda komutanlar tarafından resmi olarak imzalanan anlaşma, 80 kilometre uzunluğunda üç şeritli bir “tampon bölge” kurulmasını öngörüyordu.

Birinci şerit, Suriye'nin “kurtuluş” ve İsrail “yıkımının” sembolü olan Kuneytra şehri hariç, Golan'ın Suriye tarafında uzanan, genişliği 10 kilometreye varan 235 kilometrekarelik bir alana sahip tampon bir bölge.

İkinci şerit, 10 kilometre derinlikte Suriye ordusunun 350 tankı ve 3 bin hafif silahlı askerinin bulunduğu bölge.

Üçüncü şerit, Suriye ordusunun 10 ila 20 kilometre derinlikte sınırlı sayıda ve 650 tankı, 4 bin 500 askeri, hafif silah ve ilk aşamayı aşmayacak menzilde topçusunun bulunduğu bölge.

Anlaşmanın önemi mürekkebinden ve paragraflarından daha önemli. Zira o tarihten bu yana Golan, ister Suriyeliler ister Filistinliler tarafından olsun, doğrudan askeri çatışmaların dışında bırakıldı. Askeri polis ve Suriye ordusunun iş birliğiyle 1.250 askerin görev yaptığı Uluslararası Ateşkes Güçleri (UNDOF), bu tarafsızlığın sağlanmasında, silah sayısının teyit edilmesinde ve militanların buraya girişinin engellenmesinde rol oynadı. Gerçekten de Golan cephesi o zamandan beri sakin kaldı, Şam ise onlarca yıl boyunca istikrarını korudu.

Gazze Şeridi'nde Generallerin Planı önerilirken, Lübnan'da Hochstein Planı öneriliyor ve ikisinde de amaç tampon bölgeler oluşturmak

Büyük olasılıkla, şu anda uygulanmakta olan bu planın değiştirilmiş bir versiyonudur. Gazze Şeridi'nde önerilen, İsrailli General Giora Eiland'ın Eylül 2024'te Binyamin Netanyahu'ya önerdiği “Generallerin Planı”dır. Amacı Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yaşayanları zorla göç ettirmek, kuşatma altına almak ve burayı “kapalı askeri bölgeye”, militanlardan ve tünellerden arındırılmış bir tampon bölgeye dönüştürmek. Yani Tel Aviv sınırlarından sızma ve topraklarına füze atmak yok.

Aynı şey Güney Lübnan için de geçerli. Hava bombardımanları ve Güney Lübnan'daki yoğun kara operasyonları “Hochstein Planı” ile uyumlu. Teorik olarak 1701 sayılı kararın uygulanması, pratikte ise militanlardan ve tünellerden arındırılmış, üç kilometre derinliğinde bir “tampon bölge” oluşturulması amaçlanıyor. Bunun arkasında, Hizbullah'ı silahsızlandırmak ve kimi zaman 30 kilometre derinliğe kadar uzanan bir şerit içinde militanların varlığını kontrol altına almak, tünellerden ve füze platformlarından arındırılmış bir alan oluşturmak için Litani Nehri'nin güneyinde uluslararası bir izleme gücü, Lübnan ordusu ve  güçlendirilmiş “Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü”nün (UNIFIL) konuşlandırıldığı askerden arındırılmış bir bölge olacak.

Elli yıl önce müzakerelerin ve mekik diplomasinin zorluğuna rağmen ana müzakereci Kissinger’dı ve iki karar verici, Esed ve Meir ile konuşuyordu

Ayrıca, Suriye’nin Golan Tepeleri’nde 7 Ekim 2023 Gazze senaryosunun yaşanmasını önleme amacıyla Golan ile ilgili “çatışmayı sona erdirme” anlaşmasının pratik bir güncellemesi üzerinde de çalışılıyor. İsrail ordusu son haftalarda bu “tampon bölgeyi” genişletti ve tünellerin kazılması ihtimalini ortadan kaldıran kara harekâtları gerçekleştirdi.

Bunun sebebi Kissinger’ın öncülük ettiği anlaşmanın metni değil, son 10 yılda Hizbullah ve İranlı milislerin Golan'da yayılmasıdır. 2018'deki ABD-Rusya anlaşmasında İran milislerinin Ürdün sınırından ve Golan'daki “ayrım” hattından doğuya doğru 140 kilometre çekilmesi, Şam'dan 85 kilometre uzaklıkta olması gerekiyordu. İran'a ait 1.050 personel, 24 füze rampası ve 145 adet diğer silah ve askeri teknoloji sistemleri geri çekilecekti.

Anlaşmaya dönecek olursak, 50 yıl önce müzakerelerin ve mekik diplomasinin zorluğuna rağmen ana müzakereci Kissinger’dı ve iki karar verici, Esed ve Meir ile konuşuyordu. Dahası müzakerelere katılmak için defalarca Şam'ı ziyaret eden rakibi Sovyet Dışişleri Bakanı Andrey Gromiko'yu müzakerelerin dışında bırakmayı başarmıştı.

Dünya değişti, bölge değişti, liderlerin yapısı değişti. Şu anda müzakerelerin zorluğunun pek çok yönü var; buna Beyaz Saray'ın giden Joe Biden ile yeni gelen Donald Trump arasında bir geçiş aşamasında olması, Netanyahu'nun kişisel ve İsrail'in varoluşsal hedeflerinden oluşan uzun bir listesinin bulunması da dahil.

Ama en önemlisi müzakerelerin ülkelerle değil, savaş ve barış konusunda karar verme yetkisi olmayan muhataplarla ve örgütlerle, rejimlerle değil milislerle yürütülmesidir. Bütün bunların içinde siviller iki uç, senaryolar ve öncelikler arasında sıkışıp kalmışlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal