Rusya’nın Suriye sahasından vazgeçmemesinin sebepleri neler?

Bölgelerden çekilen askeri birliklerin sayısı azdı ve henüz başlamamış projeler için yapılan sözleşmeler vardı

Suriye'deki olaylar Rusya'yı hayal kırıklığına uğrattı (Independent Arabia)
Suriye'deki olaylar Rusya'yı hayal kırıklığına uğrattı (Independent Arabia)
TT

Rusya’nın Suriye sahasından vazgeçmemesinin sebepleri neler?

Suriye'deki olaylar Rusya'yı hayal kırıklığına uğrattı (Independent Arabia)
Suriye'deki olaylar Rusya'yı hayal kırıklığına uğrattı (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşmesine ve muhaliflerin kontrolü ele geçirmesine, dolayısıyla güç ve nüfuz dengelerinin değişmesine rağmen Akdeniz'in sıcak suları Rus Çarı'nın (Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin) iştahını kabartmaya devam ediyor. Öte yandan Ukrayna cephesinde yürüttüğü savaş genişledikçe onu bir dayanak noktası edinmesi gerekiyor.

Ülkede konuşlu tüm Rus karakolları ve üsleri Suriye'nin batısındaki Tartus ve Lazkiye'ye çekildi. Bu üslerin, özellikle de Lazkiye kırsalındaki Hmeymim Hava Üssü’nün, başta Esed olmak üzere en önde gelen askeri, güvenlik, istihbarat ve siyasi yetkilerinin Rus uçaklarıyla kaçış merkezi olarak kullanıldığı konuşuluyor.

Son uydu görüntüleri Rusya Donanması’na ait gemilerin Karadeniz Filosu’nun bir bölümünün demirli olduğu ve Rusya'nın Akdeniz'deki tek onarım ve ikmal merkezi olan Tartus Liman’dan ayrıldığını gösterdi. Moskova, 1970'lerde inşa edilen limanı 2012 yılında modernize edip genişletti. Ardından 2015 yılında Suriye'deki askeri varlığını deniz ve hava kuvvetlerini konuşlandırarak ve askeri karakollar kurarak genişletti.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli uydu görüntüleme şirketi Maxar’dan aktardığı görüntüler Suriye kıyılarının 13 kilometre açığında güdümlü füze fırkateynlerinin olduğunu gösteriyor. Akdeniz kıyısındaki deniz hareketliliği devam ederken 10 Aralık'ta bazı gemiler Tartus Limanı’ndan ayrıldı.

Washington'daki Savaş Çalışmaları Enstitüsü'ne (Institute for the Study of War/ISW) göre bu gelişmelerden önce muhalif grupların merkezi bölgeye saldırması üzerine ‘beklenmedik bir hamleyle’ kuzeydeki Rus güçlerinin ve tüm deniz filosunun geri çekildiği bilgisi doğrulandı. O dönemde Moskova'nın askeri takviye göndermeye niyeti olmadığı ve hükümet ile muhalefet arasındaki savaştan elini çektiği yönündeki spekülasyonlar doğrulanmaya başladı. Gözlemciler daha sonra Rusların Esed'i kaçışından günler önce terk ettiğini gördüler.

Moskova merkezli JSM-Bilimsel Araştırma ve Çalışmalar Merkezi Direktörü Assef Molhem’e göre Rusya, özellikle de ülkede bir kaos ortamı varken ve DEAŞ’ın uyuyan hücreleri zaman zaman ortaya çıkarak bu üsler için tehdit oluştururken, militanların saldırısı durumunda Suriye'deki mevzilerinde bulunan güçlerinin güvenliğini garanti edemeyeceğinden korkuyor.

Hmeymim ve Tartus'taki bu Rus üslerini korumak için Türkiye’nin müdahalesinin gerektiğini öngören Molhem, çünkü Suriye topraklarının dört bir yanından çekilen çeşitli Rus askeri birliklerinin sayıca az olduğunun altını çizdi.

İhtiyati bir önlem

Moskova'nın ‘yıkıcı bir darbe’ aldığı dönemde Rus birliklerinin yığınak yapmasını ‘ihtiyati önlem’ olarak değerlendiren Molhem, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yakın bazı kaynaklardan, aralarında Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Direktörü Sergey Narışkin ve yardımcısı Taliya Yarullovna Habrieva’nın da bulunduğu bazı üst düzey yetkilileri onurlandırmak için harekete geçtiği, ancak Esed rejiminin düşmesinin ardından bu iki ismin onurlandırılacak kişiler listesinden çıkarıldığı ve Kremlin’in Şam'ın kaybedilmesine çok öfkelendiği yönünde sızıntılar olduğunu söyledi.

Ancak Rusya, Suriye'deki varlığı konusunda endişeli ve tedirgin. Bu yüzden son birkaç gündür ve rejimin düşmesinden hemen sonra diplomatik personelini Suriye'den tahliye etmeye çalıştı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Kriz Durumları Dairesi tarafından yayınlanan bir belgeye göre Rus diplomatik personeli, Hmeymim Hava Üssü’nden kalkan özel bir Rus Hava Kuvvetleri uçağıyla Şam'dan çekildi.

Heyet Tahrir Şam (HTŞ) lideri Ahmed eş-Şera (Ebu Muhammed el-Culani), Suriye'deki Ruslara güven verici mesajlar göndererek geçiş hükümetinin savaşlar sırasında dengeli bir ilişki sürdüreceğini vurguladı. Şera, basında yer alan röportajında askeri yönetimin aracılar vasıtasıyla Suriye'deki Rus üslerini vurmanın mümkün olduğuna dair mesajlar gönderdiğini, ancak iki taraf için yeni bir ilişki kurma şansı vermeyi tercih ettiğini belirtti.

Halep'teki ilk çatışmalarda bunlar yaşandı. Sahadaki kaynaklara göre Suriye’nin kuzeyindeki en önemli Rus kalelerinden biri olan bir askeri üs, Humus’taki çatışmalara kadar uzun süre kuşatma altında kaldı. Rus güçleri silahlı gruplarla koordinasyon sağlanmasının ardından ‘Esed Askeri Bilimler Akademisi’ bölgesinden tahliye edildi.

Molhem, Rusya’nın Tartus Limanı ve Lazkiye'deki Hmeymim Hava Üssü’nü kaybetmesiyle ilgili olarak özellikle Afrika kıtasındaki Rus güçlerinin çalışmalarını zorlaştırmak da dahil olmak üzere yansımalar görüyor. Moskova Suriye'de büyük bir kayba uğradı. Tahminler çok fazla ve güvenilir temellere oturmuyor. Çünkü bu tahminler yalnızca medya kuruluşları tarafından yayınlanıyor ve askeri harcamalar genellikle gizli tutuluyor. Ancak Molhem, genel olarak Rusya'nın Suriye'ye aktardığı silahların uzun vadeli borçlara ya da çıkarlarını garanti altına alan fayda ve anlaşmalara dayandığını söyledi.

asdfergthy
Aceleci davranmayan Rusya, tüm seçenekleri değerlendiriyor (Independent Arabia)

Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, ülkesinin Rus askeri varlığının geleceğiyle ilgili olarak yeni yetkililerle görüşmelerde bulunma niyetinde olduğunu açıkladı. Peskov, düzenlediği basın toplantısında, “Şu an güvenliği sağlamakla görevli olanlarla iletişim kurmak için elimizden geleni yapıyoruz. Ordumuz gerekli tüm önlemleri alıyor” dedi. Kremlin daha önce devrik Suriye Devlet Başkanı Esed'in, Moskova'nın kendisine Rusya'da sığınma hakkı tanımasıyla birlikte kişisel kararıyla devlet başkanlığından istifa ettiğini duyurmuştu.

Uzun süreli sözleşmeler

Rusya'nın Suriye’de kaybettiklerine değinen Molhem, Moskova'nın ülkenin kuzeydoğusunda yatırım yapmak için avantajlar elde etmeye çalıştığı petrol ve doğalgaz sektöründeki uzun süreli sözleşmeler de dahil olmak üzere en önemli sözleşmeleri ve anlaşmaları değerlendirdi. Molhem, Moskova’nın Suriye’nin kuzeydoğusunda yatırım yapmasını sağlayacak avantajlar elde etmeye çalıştığını, ancak ABD'nin bölgedeki kontrolü ve Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG), özellikle de Kürtlerin ağırlıklı olduğu Halk Koruma Birlikleri'ne (YPG) verdiği destekle karşılaşarak başarısız olduğunu vurguladı. Yine de Ruslara ait şirketlerin Şam hükümetiyle petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma, petrol şirketlerinin geliştirilmesi, enerji üretimi ve maden kaynaklarının çıkarılması gibi alanlarda anlaşmalar imzaladığına dikkati çeken Molhem, “2019 yılında Rus şirketleri Mercury ve Velada, Suriye Petrol ve Mineral Kaynaklar Bakanlığı ile üç petrol sahası için yatırım sözleşmeleri imzalarken, Stroytrans şiketi de antik Palmira kentinin güneyindeki doğu bölgesinde fosfat aramak ve Lazkiye limanını 49 yıllığına STG Engineering'e kiralamak, Şam Uluslararası Havaalanı ile şehir merkezi arasında bir demiryolu hattı inşa etmenin yanı sıra Humus şehrinde enerji alanındaki çalışmalar için çeşitli sözleşmeler imzaladı.

2015 yılından itibaren rejimi desteklemek için Suriye'deki askeri varlığını güçlendiren Moskova, 2023 yılı ortalarından 2024 yılı ortalarına kadar Rus güçlerinin ülkedeki mevzilerinin sayısını önemli ölçüde artırdı. Ülkenin dört bir yanında 21 askeri üsse ve 114 mevziye ulaştı. Çoğu yaklaşık 17 nokta ile Hama’da olmak üzere toplam 93 askeri noktaya sahipti. Bir yıl önce Suriye genelindeki Rus mevzileri sayısı yaklaşık 105 civarındaydı. Rus güçleri, Gazze Şeridi ve Lübnan’ın güneyindeki savaşlar sırasında azalmaya başlayan İran’ın Suriye’deki mevzileri pahasına ilerleme kaydetmişti.

Suriye'deki gelişmeler, Rusya'yı hayal kırıklığına uğrattı. Rus askerlerinin ülkede görev yaptığı süre boyunca Rusya’ya maliyetine ilişkin tahminlerde bulunan Molhem’e göre Rusların Suriye’de kalış maliyeti günlük 3 ila 4 milyon dolar civarındaydı. Rusya basınına ve muhalefet partilerine göre bu süre zarfında toplam maliyet 10 ile 18 milyar dolara ulaştı.

Molhem aynı zamanda, sahadaki projelerle uygulanmaya başlanmamış uzun vadeli sözleşmeler olduğunu, bu yüzden kaybın boyutunun savaş çabası ve ücretsiz olarak sağlanan silahlarla sınırlı olabileceğinin altını çizdi.

Rusya'nın Suriye sahasını ve önceki hükümetle imzaladığı birçok yatırım sözleşmesini terk etmesiyle ilgili yorum yapan Molhem, mevcut hükümetle görüşülebilir olduğundan bu konuda spekülasyon yapmak için erken olduğunu söyledi. Moskova'nın bazı önemli sözleşmeleri hayata geçirmesi ve Tartus ve Lazkiye'deki üslerini koruması için Türkiye'ye baskı yapma imkanına sahip olduğunu belirten Molhem, “Moskova'nın kararlarını yavaş aldığını, politikasının akıllıca ve kesin olduğu, adımlarını aceleye getirmediği ve önündeki tüm seçenekleri incelediği belirtilmeli. Rusya Devlet Başkanı Putin ve ekibinin bu krizden en az kayıpla çıkmak ya da kayıpları yeni fırsatlara dönüştürmek için yaratıcı seçeneklere sahip olduğuna inanıyorum. 2014 yılındaki Ukrayna krizinde Moskova'nın Kırım'ı ilhak edene kadar aylarca sessiz kalması bunun bir örneğiydi. Şimdi, kaos durumunda konuşmak faydasız olduğundan doğru zamana kadar sessiz kalmayı tercih ediyor” değerlendirmesinde bulundu.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.