Esed rejiminin düşüşü sonrası SDG’nin önündeki üç senaryo

Bugün Suriye'nin geleceğine ilişkin en önemli sorulardan biri SDG'nin nasıl bir rol oynayacağı sorusu

Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
TT

Esed rejiminin düşüşü sonrası SDG’nin önündeki üç senaryo

Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)

James Jeffrey

Bugün Suriye'nin geleceği için cevap bekleyen en önemli sorulardan biri SDG'nin nasıl bir rol oynayacağı sorusudur. ABD ile (aslında PKK'nın Suriye kolu YPG’nin omurgasını oluşturduğu) SDG arasında on yıldır devam eden ittifak, bölgesel bir ‘devletçik’ olarak DEAŞ'ı yenmeyi başardı, ancak SDG'nin ABD güvenlik şemsiyesi altında Suriye'nin kuzeydoğusunda kendi devletini kurmasına izin verdi.

Kurulan bu sözde ‘devletçik’ milyonlarca Suriyelinin işlerini yönetti, ülkenin yüzde 20'sinden fazlasını, petrol kaynaklarının ve tarım arazilerinin çoğunu kontrol etti. Beşşar Esed rejimi ile onun müttefikleri olan İran ve Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgeye erişimini engelledi. Ancak PKK'nın bir uzantısı olarak bu başarı SDG'yi ve Amerikalı destekçilerini Türkiye ile tekrar tekrar çatışmaya sürükledi. ABD'nin Suriye politikasındaki bu önemli çelişkiyi yönetmek en karmaşık değişkenlerden biri olurken 2016-2024 yılları arasında zaman zaman ABD'nin Ortadoğu'daki genel yönelimi de oldu.

Suriye'nin 2024 aralığında geçirdiği dönüşüm, İran ve Rusya'nın Suriye'deki nüfuzunu fiilen ortadan kaldırırken Şam'da Türkiye, ABD, Avrupa ve Arap devletlerinin iş birliği yapmak istediği bir hükümetin kurulmasını sağladı. Bu durum SDG ve Washington'ın Suriye'deki rollerini tamamen yeniden düzenlerken aynı zamanda SDG'yi özellikle güçlü bir şekilde etkiliyor.

Kurulan bu sözde ‘devletçik’ milyonlarca Suriyelinin işlerini yönetti, ülkenin yüzde 20'sinden fazlasını, petrol kaynaklarının ve tarım arazilerinin çoğunu kontrol etti. Beşşar Esed rejimi ile onun müttefikleri olan İran ve Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgeye erişimini engelledi.

Bugün bu olaylar bize SDG'nin geleceğine ilişkin üç ana senaryo sunmaktadır: Mevcut bağımsız statüsünün ve ABD ile ortaklığının devamı, Türkiye ile büyük bir çatışma ve ABD'nin az çok önemli iki müttefik arasında kalması ya da SDG'nin askeri bir güç ve bölgesel bir devlet olarak Şam'da Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) tarafından kontrol edilen yeni ulus-devlete entegre olması.

SDG’nin izleyeceği yolu etkileyen, kuvvet komutanlıklarından Irak'taki PKK karargâhına, Türkiye'den yeni Şam hükümetine kadar çeşitli aktörler var. ABD'nin 47. Başkanı olarak yeniden seçilen Donald Trump’ın yeni yönetiminin deneyim eksikliği ve önceki döneminde Suriye'ye yönelik sık sık çelişkili yaklaşımları göz önüne alındığında, belirli bir yaklaşım öngörmesi zorlaşıyor. Ancak Washington'ın Suriye ile ilgili bilinen birçok çıkarını ilerletmek için çalışacağını varsaymalıyız.

Daha fazla ilerlemeden önce, tüm sahneyi gölgeleyen güvenlik kaygılarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Rusya’nın Suriye'de kalan nüfuzunu sınırlamanın yanı sıra İran'ın bugün içinde bulunduğu zayıf konumu korumak, onu kontrol altına almak ve mümkün olması halinde ortadan kaldırmak da bu kaygıların arasında yer alıyor.

Suriye'nin önemi göz önüne alındığında Şam hükümetiyle ilişkilerin geliştirilmesi başlı başına bir amaç halini alırken bu aynı zamanda yukarıda bahsedilen güvenlik çıkarlarının başarısına katkıda bulunan önemli bir faktördür. İşleyen bir hükümet aynı zamanda on iki milyon mülteci ve ülke içinde yerinden edilmiş kişinin evlerine dönebilmeleri için gerekli koşulları yaratarak, ABD ve diğer bağışçı ülkeler üzerindeki mali yükü önemli ölçüde azaltabilir.

ABD'nin SDG ile mevcut ilişkisini sürdürmesi ve kuzeydoğunun fiili olarak kontrolünü elinde tutması şeklindeki olası ilk senaryo, DEAŞ'a karşı operasyonların devam etmesini garanti edecektir. Ancak bu operasyonların amaçları ve sınırları kabul edilmeli. Zira bu operasyonlar, özellikle SDG'nin ulaşamayacağı kadar uzakta olan Fırat'ın güneyindeki el-Badiye (çöl) bölgesinin derinliklerindeki son DEAŞ kalıntılarını ortadan kaldırmaya yönelik değil. SDG'nin ABD desteğiyle DEAŞ'a karşı yürüttüğü operasyonlar daha çok, binlerce DEAŞ’lı mahkumu ve DEAŞ’lıların potansiyel olarak tehlikeli olabilecek on binlerce aile üyesini yakalamanın yanı sıra DEAŞ'ın Fırat Nehri boyunca ve Suriye'nin kuzeydoğusunun derinliklerindeki Arap topluluklarına sızmasını önlemek için isyanla mücadeleye odaklanıyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD ve SDG’nin ortak çabası, el-Badiye bölgesinde ve kuzeydoğuya uzak diğer bölgelerdeki DEAŞ hakkında istihbarat edinilmesi ve zaman zaman ABD tarafından askeri operasyonların gerçekleşmesine izin vermesini amaçlıyor.

Bu çaba, DEAŞ’ın toparlanma potansiyeline sahip olması nedeniyle terörle mücadelede büyük önem taşısa da DEAŞ'ı Suriye sahasının kalbinden söküp atmak için yeterli değil. Bunun gerçekleşmesi için ise şunlar gerekiyor:

1- Beşşar Esed'in yaptığı gibi DEAŞ’ın destek aldığı Sünni Arap çoğunluğa baskı yapmayan ya da onlara savaş açmayan, aksine onlarla birlikte çalışan merkezi bir Suriye hükümetinin kurulması.

2- El-Badiye bölgesi de dahil olmak üzere Suriye genelinde DEAŞ'a karşı etkili olacak şekilde terörle mücadele operasyonları yürütülmesi.

HTŞ liderliğindeki merkezi hükümet teorik olarak bu görevi üstlenebilecek tek güç olabilir, fakat bunun yanında ABD'nin SDG'ye desteğini sürdürmesi, ABD ile Şam arasında krize yol açacaktır.

HTŞ liderliğindeki merkezi hükümet teorik olarak bu görevi üstlenebilecek tek güç olabilir, fakat bunun yanında ABD'nin SDG'ye desteğini sürdürmesi, ABD ile Şam arasında krize yol açacaktır. ABD destekli yarı özerk bir oluşumla uğraşmak Şam'ın kaynaklarını tüketecek ve diğer bölgeleri kontrolünden çıkmaya teşvik ederek DEAŞ'la mücadelenin önceliğini potansiyel olarak azaltacaktır. Bu da ABD'nin güçlü ve birleşik bir Suriye devletinin kurulmasını DEAŞ'ı belirli bir zamana kadar yenmek yerine, görünürde net bir sonu olmayan karşı isyan eylemlerini sürdürmesini engellemekle yetineceği anlamına geliyor.

SDG'nin izleyebileceği yol olarak ikinci senaryo ise Türkiye'nin SDG'nin siviller, özellikle de Arap kesimler üzerindeki kontrolünü zayıflatmak için Suriye'nin kuzeydoğusunun derinliklerine doğru başlatacağı bir askeri operasyon nedeniyle tamamen çökmesine yol açabilir. Bu durum DEAŞ karşıtı çabaları sekteye uğratacak ve ABD'yi iki değerli müttefik arasında seçim yapmaya zorlayacaktır. Böyle bir gelişme, muhtemelen ülkenin kuzeydoğuda DEAŞ karşıtı çabaların keskin bir şekilde kısıtlanmasını, Washington ve Ankara arasında keskin bir bölünmeyi ve ABD güçleri ile SDG arasında ciddi bir güven kaybını içeren durdurulamaz bir bozulma ve yansımalar sarmalına neden olabilir. Bu senaryo ilgili tüm taraflar için açıkça en olumsuz yol olmakla birlikte, SDG, Ankara, Washington ve Şam'ın önümüzdeki haftalarda hızlı ve akıllıca hareket etmemesi halinde en olası yol da olabilir.

Geleceğe yönelik üçüncü senaryo ise farklı bakış açılarına göre neredeyse en iyisi olduğu söylenebilir. Ancak bu senaryo aynı zamanda SDG’nin omurgasını oluşturan ve PKK’nın bir uzantısı olan silahlı kanadı YPG ve siyasi kanadı Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) birleşik bir Suriye içinde kademeli olarak entegre edilmesi için tüm tarafların büyük çaba sarf etmesi gerekecek. Bunun yanında YPG eş zamanlı olarak Suriye ordusu içinde yerel bir askeri güç olarak rol üstlenirken, PYD de PKK'nın müttefiki olan ve şu anda tartışmalı bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yer alan Halkların Demokrasi ve Özgürlük Partisi (DEM Parti)  benzeri bir siyasi parti kuruyor.

Öte yandan böyle bir gelişme, Ankara ile PKK lideri Öcalan da dahil olmak üzere PKK üyeleri arasında potansiyel bir yakınlaşmayı teşvik etmenin yanında, henüz şekillenmeye başlayan umut verici bir sürecin ilerlemesini de sağlar.

İlk adımlar iyi biliniyor ve Şam hükümeti, Washington ve Ankara tarafından farklı derecelerde de olsa destekleniyor. SDG bir yandan PKK’nın Suriyeli olmayan üst düzey elebaşlarından uzaklaşıp diğer yandan kuzeydoğuda Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerden çekilip petrol altyapısını merkezi hükümete devrederse, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)  ve Türkiye'nin müttefiki muhalif Suriye Milli Ordusu (SMO) güçleri tarafından SDG'ye karşı yürütülen sınırlı askeri operasyonlar (Türkiye 'ateşkes' terimini kabul etmeyecektir) tamamen sona erer ve ilgili taraflar Şam ile PYD liderliğindeki sivil yönetim arasında petrol tesislerinin işletilmesi ve korunması için PYD'ye bir miktar ödeme yapılmasını öngören bir gelir paylaşımı anlaşmasına ulaşır.

Zaman içinde SDG liderleri 2005 yılında Irak anayasası hazırlanırken Iraklı Kürt liderlerin Bağdat ile müzakere ettiklerine benzer, ancak daha sınırlı ve gayri resmi nitelikte düzenlemeler müzakere edebilirler.

Zaman içinde SDG liderleri 2005 yılında Irak anayasası hazırlanırken Iraklı Kürt liderlerin Bağdat ile müzakere ettiklerine benzer, ancak en azından yerel özerklik (belki sadece Kürtleri değil, ülke genelindeki diğer kesimleri de kapsayacak şekilde) ve bazı Peşmerge birliklerinin Irak ordusunda görevlendirilmesinde olduğu gibi SDG birliklerinin özellikle DEAŞ karşıtı bir güç olarak yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi şeklinde daha sınırlı ve gayri resmi nitelikte düzenlemeler müzakere edebilirler. SDG’nin diğer üyeleri ise sadece hafif silahlar kullanarak yerel polis ve ulusal muhafız olarak görevlendirilebilir, geriye kalanı ise terhis edilebilir.

xsadfgthy
HTŞ liderliğindeki silahlı grupların Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinin kontrolünü ele geçirmesinden birkaç gün sonra çekilen bir fotoğraf, 5 Aralık 2024 (AFP)

Şam, Ankara ve Washington burada söz sahibi olacak. ABD, Suriye’nin kuzeydoğusu ve et-Tanf bölgesindeki askeri varlığını danışmanlık ve terörle mücadele operasyonlarına dönüştürebilir. Bu sayede çabalarını sadece ülkenin kuzeydoğusuyla sınırlamakla kalmayıp, aynı zamanda Şam hükümetiyle birlikte DEAŞ'a karşı mücadele ederek iç güvenliği güçlendirebilir. Bunun sonucunda da modern bir Suriye ordusunun ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Bugün Ortadoğu'nun geleceğinin ve son 20 yıldır Ortadoğu'yu kasıp kavuran tehditlerin, yani radikal İslamcı terörizm ve İran yayılmacılığının geleceğinin Suriye'de belirleneceği çok önemli bir aşamanın eşiğindeyiz. Olumlu bir sonucun tüm bölgeyi daha iyi bir geleceğe taşıyacağı ve zaman zaman tanık olduğumuz şiddet döngülerini sona erdireceğine şüphe yok. SDG sorununun çözümü tek başına büyük Suriye projesinin başarısını garanti etmese de özelde, SDG'nin ve genel olarak Kürtlerin yeni Suriye'ye entegre edilmemesi halinde bu projenin kesinlikle sekteye uğrayacağı ve bölgeyi yeni çatışma ve istikrarsızlık döngülerine karşı savunmasız bırakacağı kesindir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli AL Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD'den İran'a müzakereler için 5 şart

Tahran’dan bir kare (Reuters)
Tahran’dan bir kare (Reuters)
TT

ABD'den İran'a müzakereler için 5 şart

Tahran’dan bir kare (Reuters)
Tahran’dan bir kare (Reuters)

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı, Washington’un olası İran-ABD müzakereleri çerçevesinde Tahran’ın önerilerine yanıt olarak 5 temel şart belirlediğini bildirdi.

Habere göre Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen ve savaşın sona erdirilmesini hedefleyen müzakereler, geçen hafta tarafların karşılıklı önerileri reddetmesiyle durma noktasına geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington’dan ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin müzakerelere devam etmeye hazır olduğuna dair mesajlar aldığını söyledi.

Pakistan İçişleri Bakanı’nın, tıkanan görüşmeleri kolaylaştırmak amacıyla Cumartesi günü Tahran’a gittiği ve ziyaretin İran basını tarafından doğrulandığı aktarıldı.

Şarku’l Avsat’ın Fars Ajansı’ndan aktardığı habere göre ABD’nin şartları arasında şunlar yer alıyor:

  • ABD’nin herhangi bir tazminat veya zarar ödememesi,
  • İran’a ait 400 kilogram uranyumun ABD’ye teslim edilmesi,
  • İran’da yalnızca tek bir nükleer tesisin faal kalması,
  • Dondurulmuş İran varlıklarının yalnızca yüzde 25’inin serbest bırakılması,
  • Ateşkesin tüm cephelerde müzakerelerle ilişkilendirilmesi.

Haberde, İran bu şartları yerine getirse dahi ABD ve İsrail’den gelen saldırı tehdidinin süreceği değerlendirmesine de yer verildi. Ayrıca Washington’un teklifinin, savaş sırasında elde edilemeyen hedefleri diplomasi yoluyla elde etmeyi amaçladığı öne sürüldü.

Buna karşılık İran’ın, herhangi bir müzakere için “güven artırıcı 5 adım” şart koştuğu belirtildi. Bu adımlar arasında:

  • Tüm cephelerde savaşın sona ermesi, özellikle Lübnan’da,
  • İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması,
  • Dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması,
  • Savaş zararlarının tazmin edilmesi,
  • Hürmüz Boğazı üzerindeki İran egemenliğinin tanınması bulunuyor.

İran, ABD-İsrail saldırılarına yanıt olarak Hürmüz Boğazı’nı fiilen çoğu deniz trafiğine kapattı. Bu durumun küresel enerji tedarikinde ciddi bir sarsıntıya yol açtığı ifade edildi.

ABD’nin geçen ay İran’a yönelik saldırılarını durdurduğu, ancak İran limanlarına yönelik bir abluka başlattığı belirtildi. Tahran ise abluka sona ermeden boğazı açmayacağını açıkladı. ABD Başkanı Trump’ın, bir anlaşma sağlanmaması halinde yeniden saldırı tehdidinde bulunduğu aktarıldı.

Ayrıca Arakçi, Hindistan’ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS toplantısı sırasında yaptığı basın açıklamasında, ABD’nin müzakere teklifine dair farklı mesajlar aldıklarını söyledi. Trump’ın sosyal medya açıklamalarının “birkaç gün önceki durumu yansıttığını” belirten Arakçi, daha sonra ABD’den yeniden diyalog isteği geldiğini ifade etti.

Buna rağmen Arakçi, Washington’un ciddiyetine ilişkin şüphelerini dile getirerek, “ABD’nin ciddi ve adil bir anlaşmaya hazır olduğuna emin olduğumuz anda müzakerelere döneriz” dedi.

Devrim Muhafızları’nın eski Genel Komutanı Muhammed Ali Caferi de Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın ABD ile ön şartlar ve güven artırıcı adımlar olmadan müzakereye girmeyeceğini söyledi. Bu şartlar arasında savaşın tüm cephelerde sona ermesi, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş fonların serbest bırakılması, savaş tazminatı ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tanınması yer aldı.

Salı günü ise İran Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, ABD’ye sert bir uyarıda bulunarak, İran’ın önerisindeki 14 maddelik planı kabul etmesi gerektiğini, aksi halde “başarısızlıkla karşılaşacağını” söyledi. Kalibaf, X platformunda yaptığı paylaşımda, “İran halkının haklarını kabul etmekten başka alternatif yoktur. Aksi her yaklaşım tamamen sonuçsuz kalacaktır” ifadelerini kullandı.


ABD’nin, Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletmek amacıyla tanıdığı muafiyetin süresi sona erdi

Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)
Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)
TT

ABD’nin, Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletmek amacıyla tanıdığı muafiyetin süresi sona erdi

Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)
Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)

ABD’nin, Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletmek amacıyla tanıdığı muafiyetin süresi sona erdi. Söz konusu karar, İran savaşı nedeniyle artan enerji fiyatlarının gölgesinde alındı.

Geçtiğimiz nisan ayında ABD Hazine Bakanlığı, 17 Nisan itibarıyla gemilere yüklenen Rusya menşeli ham petrol ve petrol ürünlerinin teslimi ve satışına izin veren bir muafiyet yayımlamıştı.

Söz konusu düzenlemenin dün itibarıyla sona ermesi planlanırken, Hazine Bakanlığı’nın internet sitesinde bu konuda güncellenmiş bir talimat yer almadı.

Rusya’nın petrol sektörü yıllardır ABD yaptırımlarının hedefinde bulunurken, nisan ayındaki istisna küresel enerji piyasalarında fiyat istikrarını sağlama amacıyla getirilmişti.

ABD daha önce mart ortasında da benzer bir muafiyet tanımış, ancak bu düzenleme 11 Nisan’da sona ermişti.

Eleştirmenler, söz konusu adımın Rusya’nın mali kaynaklarını güçlendirdiğini ve Kremlin’in petrol gelirlerini Ukrayna’daki savaşı finanse etmek için kullandığını savunuyor.

ABD Senatosu’nun Demokrat üyeleri Jeanne Shaheen ve Elizabeth Warren cuma günü yaptıkları açıklamada, Trump yönetimine muafiyetin uzatılmaması çağrısında bulundu.

Ortak açıklamada, “Hazine Bakanlığı’nın, Rusya’nın, Başkan Donald Trump’ın İran’daki pervasız savaşı sayesinde daha fazla gelir elde etmesine yardımcı olan düşünülmemiş politikasına son vermesi gerektiği” ifade edildi.

Senatörler ayrıca bu düzenlemenin ABD’li aileler için maliyetleri düşürdüğüne dair hiçbir işaret olmadığını belirtti.

Açıklamada, İran savaşıyla birlikte ABD’de benzin fiyatlarının belirgin şekilde yükseldiğine dikkat çekildi.

Amerikan Otomobil Birliği’nin (AAA) analizine göre dün ülkede ortalama benzin fiyatı galon başına 4,52 dolara ulaştı. Şubat ayı sonunda başlayan ABD-İsrail operasyonları öncesinde ise bu ortalama 2,98 dolar seviyesindeydi.


Vietnam’dan bu yana bir ilk: ABD uçak gemisinin rekor görev süresi sona erdi

Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)
Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)
TT

Vietnam’dan bu yana bir ilk: ABD uçak gemisinin rekor görev süresi sona erdi

Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)
Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran ile savaşın başlamasından önce Ortadoğu’ya gönderilen USS Gerald R. Ford adlı uçak gemisinin 326 gün süren görev konuşlandırmasının ardından cumartesi günü Amerika Birleşik Devletleri’ne döndüğünü açıkladı.

ABD ordusu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in dünyanın en büyük uçak gemisinin dönüşünü karşılamak üzere Virginia eyaletindeki Norfolk kentinde bulunduğunu belirtti.

Bu görev süresinin, Vietnam Savaşı’ndan bu yana bir Amerikan uçak gemisi görev grubunun gerçekleştirdiği en uzun konuşlandırma olduğu ifade edildi.

fedv
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford (CVN 78), Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde (AFP)

Gerald Ford görev grubu, konuşlandırma sürecinde Karayipler’de yürütülen operasyonlara katıldı. ABD ordusu bu bölgede uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı şüphesi bulunan teknelere yönelik operasyonlar düzenlerken, yaptırım altındaki petrol tankerlerini durdurdu ve Venezuela lideri Nicolás Maduro’yu gözaltına aldı.

sd
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Vietnam Savaşı'ndan bu yana en uzun görev süresi olan 11 aylık bir görevin ardından ana vatanı Virginia'ya döndü (AFP)

Daha sonra gemi, İran’a karşı yürütülen muharebe operasyonlarına katılmak üzere Ortadoğu’ya gönderildi.

Uçak gemisinin uzun görev süresi boyunca 12 Mart’ta çamaşırhane bölümünde çıkan yangında iki denizci yaralandı ve yaklaşık 100 yatağın ciddi şekilde zarar gördüğü bildirildi.

Ayrıca basında yer alan haberlere göre, uçak gemisi denizde bulunduğu süre boyunca tuvalet sisteminde de ciddi sorunlar yaşadı.

zxsdvf
Fotoğraf: AP