Esed rejiminin düşüşü sonrası SDG’nin önündeki üç senaryo

Bugün Suriye'nin geleceğine ilişkin en önemli sorulardan biri SDG'nin nasıl bir rol oynayacağı sorusu

Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
TT

Esed rejiminin düşüşü sonrası SDG’nin önündeki üç senaryo

Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)

James Jeffrey

Bugün Suriye'nin geleceği için cevap bekleyen en önemli sorulardan biri SDG'nin nasıl bir rol oynayacağı sorusudur. ABD ile (aslında PKK'nın Suriye kolu YPG’nin omurgasını oluşturduğu) SDG arasında on yıldır devam eden ittifak, bölgesel bir ‘devletçik’ olarak DEAŞ'ı yenmeyi başardı, ancak SDG'nin ABD güvenlik şemsiyesi altında Suriye'nin kuzeydoğusunda kendi devletini kurmasına izin verdi.

Kurulan bu sözde ‘devletçik’ milyonlarca Suriyelinin işlerini yönetti, ülkenin yüzde 20'sinden fazlasını, petrol kaynaklarının ve tarım arazilerinin çoğunu kontrol etti. Beşşar Esed rejimi ile onun müttefikleri olan İran ve Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgeye erişimini engelledi. Ancak PKK'nın bir uzantısı olarak bu başarı SDG'yi ve Amerikalı destekçilerini Türkiye ile tekrar tekrar çatışmaya sürükledi. ABD'nin Suriye politikasındaki bu önemli çelişkiyi yönetmek en karmaşık değişkenlerden biri olurken 2016-2024 yılları arasında zaman zaman ABD'nin Ortadoğu'daki genel yönelimi de oldu.

Suriye'nin 2024 aralığında geçirdiği dönüşüm, İran ve Rusya'nın Suriye'deki nüfuzunu fiilen ortadan kaldırırken Şam'da Türkiye, ABD, Avrupa ve Arap devletlerinin iş birliği yapmak istediği bir hükümetin kurulmasını sağladı. Bu durum SDG ve Washington'ın Suriye'deki rollerini tamamen yeniden düzenlerken aynı zamanda SDG'yi özellikle güçlü bir şekilde etkiliyor.

Kurulan bu sözde ‘devletçik’ milyonlarca Suriyelinin işlerini yönetti, ülkenin yüzde 20'sinden fazlasını, petrol kaynaklarının ve tarım arazilerinin çoğunu kontrol etti. Beşşar Esed rejimi ile onun müttefikleri olan İran ve Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgeye erişimini engelledi.

Bugün bu olaylar bize SDG'nin geleceğine ilişkin üç ana senaryo sunmaktadır: Mevcut bağımsız statüsünün ve ABD ile ortaklığının devamı, Türkiye ile büyük bir çatışma ve ABD'nin az çok önemli iki müttefik arasında kalması ya da SDG'nin askeri bir güç ve bölgesel bir devlet olarak Şam'da Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) tarafından kontrol edilen yeni ulus-devlete entegre olması.

SDG’nin izleyeceği yolu etkileyen, kuvvet komutanlıklarından Irak'taki PKK karargâhına, Türkiye'den yeni Şam hükümetine kadar çeşitli aktörler var. ABD'nin 47. Başkanı olarak yeniden seçilen Donald Trump’ın yeni yönetiminin deneyim eksikliği ve önceki döneminde Suriye'ye yönelik sık sık çelişkili yaklaşımları göz önüne alındığında, belirli bir yaklaşım öngörmesi zorlaşıyor. Ancak Washington'ın Suriye ile ilgili bilinen birçok çıkarını ilerletmek için çalışacağını varsaymalıyız.

Daha fazla ilerlemeden önce, tüm sahneyi gölgeleyen güvenlik kaygılarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Rusya’nın Suriye'de kalan nüfuzunu sınırlamanın yanı sıra İran'ın bugün içinde bulunduğu zayıf konumu korumak, onu kontrol altına almak ve mümkün olması halinde ortadan kaldırmak da bu kaygıların arasında yer alıyor.

Suriye'nin önemi göz önüne alındığında Şam hükümetiyle ilişkilerin geliştirilmesi başlı başına bir amaç halini alırken bu aynı zamanda yukarıda bahsedilen güvenlik çıkarlarının başarısına katkıda bulunan önemli bir faktördür. İşleyen bir hükümet aynı zamanda on iki milyon mülteci ve ülke içinde yerinden edilmiş kişinin evlerine dönebilmeleri için gerekli koşulları yaratarak, ABD ve diğer bağışçı ülkeler üzerindeki mali yükü önemli ölçüde azaltabilir.

ABD'nin SDG ile mevcut ilişkisini sürdürmesi ve kuzeydoğunun fiili olarak kontrolünü elinde tutması şeklindeki olası ilk senaryo, DEAŞ'a karşı operasyonların devam etmesini garanti edecektir. Ancak bu operasyonların amaçları ve sınırları kabul edilmeli. Zira bu operasyonlar, özellikle SDG'nin ulaşamayacağı kadar uzakta olan Fırat'ın güneyindeki el-Badiye (çöl) bölgesinin derinliklerindeki son DEAŞ kalıntılarını ortadan kaldırmaya yönelik değil. SDG'nin ABD desteğiyle DEAŞ'a karşı yürüttüğü operasyonlar daha çok, binlerce DEAŞ’lı mahkumu ve DEAŞ’lıların potansiyel olarak tehlikeli olabilecek on binlerce aile üyesini yakalamanın yanı sıra DEAŞ'ın Fırat Nehri boyunca ve Suriye'nin kuzeydoğusunun derinliklerindeki Arap topluluklarına sızmasını önlemek için isyanla mücadeleye odaklanıyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD ve SDG’nin ortak çabası, el-Badiye bölgesinde ve kuzeydoğuya uzak diğer bölgelerdeki DEAŞ hakkında istihbarat edinilmesi ve zaman zaman ABD tarafından askeri operasyonların gerçekleşmesine izin vermesini amaçlıyor.

Bu çaba, DEAŞ’ın toparlanma potansiyeline sahip olması nedeniyle terörle mücadelede büyük önem taşısa da DEAŞ'ı Suriye sahasının kalbinden söküp atmak için yeterli değil. Bunun gerçekleşmesi için ise şunlar gerekiyor:

1- Beşşar Esed'in yaptığı gibi DEAŞ’ın destek aldığı Sünni Arap çoğunluğa baskı yapmayan ya da onlara savaş açmayan, aksine onlarla birlikte çalışan merkezi bir Suriye hükümetinin kurulması.

2- El-Badiye bölgesi de dahil olmak üzere Suriye genelinde DEAŞ'a karşı etkili olacak şekilde terörle mücadele operasyonları yürütülmesi.

HTŞ liderliğindeki merkezi hükümet teorik olarak bu görevi üstlenebilecek tek güç olabilir, fakat bunun yanında ABD'nin SDG'ye desteğini sürdürmesi, ABD ile Şam arasında krize yol açacaktır.

HTŞ liderliğindeki merkezi hükümet teorik olarak bu görevi üstlenebilecek tek güç olabilir, fakat bunun yanında ABD'nin SDG'ye desteğini sürdürmesi, ABD ile Şam arasında krize yol açacaktır. ABD destekli yarı özerk bir oluşumla uğraşmak Şam'ın kaynaklarını tüketecek ve diğer bölgeleri kontrolünden çıkmaya teşvik ederek DEAŞ'la mücadelenin önceliğini potansiyel olarak azaltacaktır. Bu da ABD'nin güçlü ve birleşik bir Suriye devletinin kurulmasını DEAŞ'ı belirli bir zamana kadar yenmek yerine, görünürde net bir sonu olmayan karşı isyan eylemlerini sürdürmesini engellemekle yetineceği anlamına geliyor.

SDG'nin izleyebileceği yol olarak ikinci senaryo ise Türkiye'nin SDG'nin siviller, özellikle de Arap kesimler üzerindeki kontrolünü zayıflatmak için Suriye'nin kuzeydoğusunun derinliklerine doğru başlatacağı bir askeri operasyon nedeniyle tamamen çökmesine yol açabilir. Bu durum DEAŞ karşıtı çabaları sekteye uğratacak ve ABD'yi iki değerli müttefik arasında seçim yapmaya zorlayacaktır. Böyle bir gelişme, muhtemelen ülkenin kuzeydoğuda DEAŞ karşıtı çabaların keskin bir şekilde kısıtlanmasını, Washington ve Ankara arasında keskin bir bölünmeyi ve ABD güçleri ile SDG arasında ciddi bir güven kaybını içeren durdurulamaz bir bozulma ve yansımalar sarmalına neden olabilir. Bu senaryo ilgili tüm taraflar için açıkça en olumsuz yol olmakla birlikte, SDG, Ankara, Washington ve Şam'ın önümüzdeki haftalarda hızlı ve akıllıca hareket etmemesi halinde en olası yol da olabilir.

Geleceğe yönelik üçüncü senaryo ise farklı bakış açılarına göre neredeyse en iyisi olduğu söylenebilir. Ancak bu senaryo aynı zamanda SDG’nin omurgasını oluşturan ve PKK’nın bir uzantısı olan silahlı kanadı YPG ve siyasi kanadı Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) birleşik bir Suriye içinde kademeli olarak entegre edilmesi için tüm tarafların büyük çaba sarf etmesi gerekecek. Bunun yanında YPG eş zamanlı olarak Suriye ordusu içinde yerel bir askeri güç olarak rol üstlenirken, PYD de PKK'nın müttefiki olan ve şu anda tartışmalı bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yer alan Halkların Demokrasi ve Özgürlük Partisi (DEM Parti)  benzeri bir siyasi parti kuruyor.

Öte yandan böyle bir gelişme, Ankara ile PKK lideri Öcalan da dahil olmak üzere PKK üyeleri arasında potansiyel bir yakınlaşmayı teşvik etmenin yanında, henüz şekillenmeye başlayan umut verici bir sürecin ilerlemesini de sağlar.

İlk adımlar iyi biliniyor ve Şam hükümeti, Washington ve Ankara tarafından farklı derecelerde de olsa destekleniyor. SDG bir yandan PKK’nın Suriyeli olmayan üst düzey elebaşlarından uzaklaşıp diğer yandan kuzeydoğuda Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerden çekilip petrol altyapısını merkezi hükümete devrederse, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)  ve Türkiye'nin müttefiki muhalif Suriye Milli Ordusu (SMO) güçleri tarafından SDG'ye karşı yürütülen sınırlı askeri operasyonlar (Türkiye 'ateşkes' terimini kabul etmeyecektir) tamamen sona erer ve ilgili taraflar Şam ile PYD liderliğindeki sivil yönetim arasında petrol tesislerinin işletilmesi ve korunması için PYD'ye bir miktar ödeme yapılmasını öngören bir gelir paylaşımı anlaşmasına ulaşır.

Zaman içinde SDG liderleri 2005 yılında Irak anayasası hazırlanırken Iraklı Kürt liderlerin Bağdat ile müzakere ettiklerine benzer, ancak daha sınırlı ve gayri resmi nitelikte düzenlemeler müzakere edebilirler.

Zaman içinde SDG liderleri 2005 yılında Irak anayasası hazırlanırken Iraklı Kürt liderlerin Bağdat ile müzakere ettiklerine benzer, ancak en azından yerel özerklik (belki sadece Kürtleri değil, ülke genelindeki diğer kesimleri de kapsayacak şekilde) ve bazı Peşmerge birliklerinin Irak ordusunda görevlendirilmesinde olduğu gibi SDG birliklerinin özellikle DEAŞ karşıtı bir güç olarak yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi şeklinde daha sınırlı ve gayri resmi nitelikte düzenlemeler müzakere edebilirler. SDG’nin diğer üyeleri ise sadece hafif silahlar kullanarak yerel polis ve ulusal muhafız olarak görevlendirilebilir, geriye kalanı ise terhis edilebilir.

xsadfgthy
HTŞ liderliğindeki silahlı grupların Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinin kontrolünü ele geçirmesinden birkaç gün sonra çekilen bir fotoğraf, 5 Aralık 2024 (AFP)

Şam, Ankara ve Washington burada söz sahibi olacak. ABD, Suriye’nin kuzeydoğusu ve et-Tanf bölgesindeki askeri varlığını danışmanlık ve terörle mücadele operasyonlarına dönüştürebilir. Bu sayede çabalarını sadece ülkenin kuzeydoğusuyla sınırlamakla kalmayıp, aynı zamanda Şam hükümetiyle birlikte DEAŞ'a karşı mücadele ederek iç güvenliği güçlendirebilir. Bunun sonucunda da modern bir Suriye ordusunun ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Bugün Ortadoğu'nun geleceğinin ve son 20 yıldır Ortadoğu'yu kasıp kavuran tehditlerin, yani radikal İslamcı terörizm ve İran yayılmacılığının geleceğinin Suriye'de belirleneceği çok önemli bir aşamanın eşiğindeyiz. Olumlu bir sonucun tüm bölgeyi daha iyi bir geleceğe taşıyacağı ve zaman zaman tanık olduğumuz şiddet döngülerini sona erdireceğine şüphe yok. SDG sorununun çözümü tek başına büyük Suriye projesinin başarısını garanti etmese de özelde, SDG'nin ve genel olarak Kürtlerin yeni Suriye'ye entegre edilmemesi halinde bu projenin kesinlikle sekteye uğrayacağı ve bölgeyi yeni çatışma ve istikrarsızlık döngülerine karşı savunmasız bırakacağı kesindir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli AL Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kaliforniya'da kimyasal sızıntı nedeniyle 40 bin kişinin tahliyesi emri verildi

Kaliforniya'da kimyasal sızıntı nedeniyle 40 bin kişinin tahliyesi emri verildi
TT

Kaliforniya'da kimyasal sızıntı nedeniyle 40 bin kişinin tahliyesi emri verildi

Kaliforniya'da kimyasal sızıntı nedeniyle 40 bin kişinin tahliyesi emri verildi

Kaliforniya’da bir kimyasal tanktan sızıntı meydana gelmesi üzerine yaklaşık 40 bin kişiye tahliye emri verildi. Yetkililer, sızıntının patlamaya ve yoğun nüfuslu bölge üzerinde zehirli gazların yayılmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Tankta, plastik üretiminde kullanılan, uçucu ve yanıcı bir sıvı olan 26 bin litre metil metakrilat bulunduğu belirtilirken, itfaiye ekipleri durumun ciddi olduğunu ifade etti.

İtfaiye yetkililerinden biri, olayın büyük çaplı bir kimyasal kirliliğe hatta patlamaya neden olabileceğini söyledi.

Kaliforniya'nın Orange County bölgesinde bir kimyasal tesiste meydana gelen sızıntıdan bir adam tahliye ediliyor (AP)Kaliforniya'nın Orange County bölgesinde bir kimyasal tesiste meydana gelen sızıntıdan bir adam tahliye ediliyor (AP)

Sızıntının meydana geldiği Los Angeles’ın güneydoğusundaki Orange County’ye bağlı Garden Grove bölgesinin Emniyet Müdürü Amir Elfarra, tahliye kararının yaklaşık 40 bin kişiyi kapsadığını ancak binlerce kişinin bölgeyi terk etmeyi reddettiğini açıkladı.

Yetkililer şu ana kadar herhangi bir yaralanma vakasının bildirilmediğini duyururken, sızıntının nedenine ilişkin henüz açıklama yapılmadı.

Öte yandan ekiplerin, zehirli maddelerin su kanallarına ve birkaç kilometre uzaklıktaki okyanusa karışmasını önlemek amacıyla bariyerler oluşturmak için çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.


Kalibaf’tan Pakistan ordu komutanına: İran haklarından vazgeçmeyecek

İran İçişleri Bakanı İskender Mümeni, dün Tahran'a gelen Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
İran İçişleri Bakanı İskender Mümeni, dün Tahran'a gelen Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
TT

Kalibaf’tan Pakistan ordu komutanına: İran haklarından vazgeçmeyecek

İran İçişleri Bakanı İskender Mümeni, dün Tahran'a gelen Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
İran İçişleri Bakanı İskender Mümeni, dün Tahran'a gelen Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)

İran devlet televizyonunun haberine göre, İran Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, bugün Tahran’da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile yaptığı görüşmede, İran’ın “ulusunun ve ülkesinin haklarından asla taviz vermeyeceğini” söyledi.

Kalibaf, İran silahlı kuvvetlerinin ateşkes sürecinde yeniden kapasite inşa ettiğini belirterek, ABD’nin “akılsızca savaşı yeniden başlatması halinde sonuçların çok daha yıkıcı olacağı” uyarısında bulundu.

İran daha önce ABD’yi, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakereleri “aşırı taleplerle” sekteye uğratmakla suçlamıştı. Bu süreçte ABD Başkanı Donald Trump’ın programında yaptığı değişiklikler, çatışmaların yeniden başlayabileceği yönündeki spekülasyonları artırdı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ile yaptığı görüşmede, ABD’nin “çelişkili tutumları ve aşırı taleplerinin” müzakere sürecini engellediğini söyledi. İran ajansları Tesnim ve Fars’a göre Arakçi, söz konusu durumun “Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmeleri aksattığını” ifade etti.

Arakçi ayrıca, ABD’nin “tekrarlanan ihanetlerine rağmen” İran’ın diplomatik sürece “sorumlu bir yaklaşımla” katıldığını , “makul ve adil bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini” dile getirdi.

Asım Münir Tahran’da temaslarda bulundu

İran devlet medyası, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in dün Tahran’da Arakçi ile görüştüğünü bildirdi. Görüşmelerin, İslamabad yönetiminin İran ile ABD arasında arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleştiği kaydedildi.

Haberde, tarafların gece geç saatlere kadar süren görüşmelerde, daha fazla gerilimi önlemeye ve savaşı sona erdirmeye yönelik son diplomatik girişimleri ele aldığı belirtildi.

Asım Münir’in dün İran’a, İslamabad’ın Tahran ile Washington arasında yürüttüğü arabuluculuk girişimleri kapsamında geldiği aktarılırken, ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatmayı değerlendirdiğine ilişkin haberlerin gündemde olduğu ifade edildi.

8 Nisan’da ilan edilen ateşkes, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in başlattığı savaşta çatışmaları sona erdirmişti. Ancak müzakereler şu ana kadar kalıcı bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmadı.

Pakistan ordusu, Münir’in “devam eden arabuluculuk çabaları çerçevesinde Tahran’a ulaştığını” açıklarken, İran’ın İSNA ajansı ziyaretin “İran ile ABD arasındaki savaşı sona erdirme ve anlaşmazlıkları çözme amacı taşıyan arabuluculuk girişimlerinin” devamı olduğunu yazdı.

Bununla birlikte İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, üst düzey Pakistanlı yetkilinin ziyaretinin ABD ile yakın zamanda bir anlaşma sağlanacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

Öte yandan Şarku’l Avsat’ın Axios ve CBS’ten aktardığına göre ABD yönetimi İran’a yönelik yeni saldırı seçeneklerini değerlendiriyor. Trump’ın hafta sonu programını değiştirerek Washington’da kalma kararı alması, Tahran’a yönelik yeni askeri operasyon ihtimaline ilişkin yorumları güçlendirdi.

CBS, ABD ordusunun hafta sonu İran’a yönelik olası yeni saldırılar için hazırlık yaptığını öne sürdü. Axios ise Trump’ın dün İran’daki savaşı görüşmek üzere en yakın danışmanlarıyla toplantı yaptığını yazdı. CBS’ye göre ise henüz nihai bir karar alınmış değil.

Trump, dün yaptığı açıklamada, oğlu Donald Trump Jr.’ın New Jersey’deki düğününe katılamayacağını ve “devlet işleri nedeniyle” Washington’da kalacağını söyledi.

İran yönetimi ise “baskılara asla boyun eğmeyeceğini” yineledi. İran Devrim Muhafızları da yeni bir ABD saldırısı halinde savaşın “bölgenin ötesine taşınacağı” tehdidinde bulundu.

İran medyasına göre Arakçi, ABD’nin “tekrarlanan ihanetlerine rağmen” Tahran’ın diplomatik sürece sorumlu şekilde katıldığını ve “makul ve adil bir sonuç” aradığını yineledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, son dönemde arabuluculuk rolünü artıran Katar’dan bir heyetin de İran’ı ziyaret ettiğini ve heyetin Arakçi ile görüştüğünü açıkladı.

Pakistan ve Katar’ın diplomatik temasları, Trump’ın iki gün önce müzakerelerin “anlaşma ile saldırıların yeniden başlaması arasında bir yol ayrımında” olduğu yönündeki açıklamasının ardından hız kazandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise perşembe günü yaptığı açıklamada, Pakistan’ın girişimlerinin “süreci ilerleteceğini umduğunu” belirterek, bazı ilerlemeler kaydedildiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio,Helsingborg kentinde düzenlenen NATO dışişleri bakanları toplantısında (Reuters)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio,Helsingborg kentinde düzenlenen NATO dışişleri bakanları toplantısında (Reuters)

Trump, New York yakınlarında yaptığı konuşmada, “İran donanmasını, hava kuvvetlerini kaybetti; her şey yok oldu, liderleri ortadan kayboldu” dedi.

“Eğer yanıltıcı haberleri okuyorsanız her şeyin yolunda olduğunu düşünebilirsiniz ama bu doğru değil. Onlar anlaşma yapmayı çok istiyor” ifadelerini kullandı.

Pakistan geçen ay, savaşın başlamasından bu yana Washington ile Tahran arasındaki tek doğrudan müzakere turuna ev sahipliği yapmış, ancak görüşmeler anlaşmayla sonuçlanmamıştı. Taraflar o tarihten bu yana çeşitli öneriler sunarken, karşılıklı sert açıklamalar nedeniyle savaşın yeniden başlaması ihtimali gündemde kalmayı sürdürdü.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi da hafta başında ikinci kez Tahran’a gitmişti. İran, Nakvi’nin ziyaretinin ardından ABD’den gelen bir yanıtı değerlendirdiğini açıkladı. İslamabad yönetimi dün Nakvi’nin hâlen Tahran’da bulunduğunu duyurdu.

Müzakereler sürerken Kalibaf çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’yi savaşı yeniden başlatmaya çalışmakla suçlamış ve İran’a yönelik herhangi bir saldırıya “sert karşılık verileceği” uyarısında bulunmuştu.

Müzakerelerdeki temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam eden Hürmüz Boğazı konusunda da küresel petrol stoklarının azalması nedeniyle dünya ekonomisine etkiler konusunda endişeler arttı.

Rubio, İsveç’te NATO dışişleri bakanlarıyla yapacağı toplantı öncesinde, Trump’ın müttefiklerin İran savaşı ve Hürmüz Boğazı konusundaki tutumundan duyduğu “hayal kırıklığının” dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Rubio, “Başkanın görüşleri ve açıkçası bazı NATO müttefiklerinin Ortadoğu’daki operasyonlarımıza verdikleri tepkiler nedeniyle yaşadığı hayal kırıklığı iyi biliniyor. Bunun ele alınması gerekecek, ancak bugün çözülecek bir mesele değil” ifadelerini kullandı.


Pakistan Genelkurmay Başkanı Tahran'da İran Dışişleri Bakanı ile görüştü

İran İçişleri Bakanı İskendar Mumini, dün Tahran'a gelen Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
İran İçişleri Bakanı İskendar Mumini, dün Tahran'a gelen Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
TT

Pakistan Genelkurmay Başkanı Tahran'da İran Dışişleri Bakanı ile görüştü

İran İçişleri Bakanı İskendar Mumini, dün Tahran'a gelen Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
İran İçişleri Bakanı İskendar Mumini, dün Tahran'a gelen Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)

İran resmi medyası, Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Asım Munir’in dün Tahran’da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştüğünü duyurdu.

Haberde, İslamabad yönetiminin İran ile ABD arasında arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleşen görüşmede tarafların, gerilimin daha fazla artmasını önlemeye ve İran’la devam eden savaşı sona erdirmeye yönelik son diplomatik girişimleri ele aldığı belirtildi.

Gece geç saatlere kadar sürdüğü ifade edilen görüşmede, iki tarafın bölgedeki gelişmeler ve diplomatik çözüm yolları konusunda görüş alışverişinde bulunduğu kaydedildi.