Esed rejiminin düşüşü sonrası SDG’nin önündeki üç senaryo

Bugün Suriye'nin geleceğine ilişkin en önemli sorulardan biri SDG'nin nasıl bir rol oynayacağı sorusu

Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
TT

Esed rejiminin düşüşü sonrası SDG’nin önündeki üç senaryo

Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)

James Jeffrey

Bugün Suriye'nin geleceği için cevap bekleyen en önemli sorulardan biri SDG'nin nasıl bir rol oynayacağı sorusudur. ABD ile (aslında PKK'nın Suriye kolu YPG’nin omurgasını oluşturduğu) SDG arasında on yıldır devam eden ittifak, bölgesel bir ‘devletçik’ olarak DEAŞ'ı yenmeyi başardı, ancak SDG'nin ABD güvenlik şemsiyesi altında Suriye'nin kuzeydoğusunda kendi devletini kurmasına izin verdi.

Kurulan bu sözde ‘devletçik’ milyonlarca Suriyelinin işlerini yönetti, ülkenin yüzde 20'sinden fazlasını, petrol kaynaklarının ve tarım arazilerinin çoğunu kontrol etti. Beşşar Esed rejimi ile onun müttefikleri olan İran ve Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgeye erişimini engelledi. Ancak PKK'nın bir uzantısı olarak bu başarı SDG'yi ve Amerikalı destekçilerini Türkiye ile tekrar tekrar çatışmaya sürükledi. ABD'nin Suriye politikasındaki bu önemli çelişkiyi yönetmek en karmaşık değişkenlerden biri olurken 2016-2024 yılları arasında zaman zaman ABD'nin Ortadoğu'daki genel yönelimi de oldu.

Suriye'nin 2024 aralığında geçirdiği dönüşüm, İran ve Rusya'nın Suriye'deki nüfuzunu fiilen ortadan kaldırırken Şam'da Türkiye, ABD, Avrupa ve Arap devletlerinin iş birliği yapmak istediği bir hükümetin kurulmasını sağladı. Bu durum SDG ve Washington'ın Suriye'deki rollerini tamamen yeniden düzenlerken aynı zamanda SDG'yi özellikle güçlü bir şekilde etkiliyor.

Kurulan bu sözde ‘devletçik’ milyonlarca Suriyelinin işlerini yönetti, ülkenin yüzde 20'sinden fazlasını, petrol kaynaklarının ve tarım arazilerinin çoğunu kontrol etti. Beşşar Esed rejimi ile onun müttefikleri olan İran ve Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgeye erişimini engelledi.

Bugün bu olaylar bize SDG'nin geleceğine ilişkin üç ana senaryo sunmaktadır: Mevcut bağımsız statüsünün ve ABD ile ortaklığının devamı, Türkiye ile büyük bir çatışma ve ABD'nin az çok önemli iki müttefik arasında kalması ya da SDG'nin askeri bir güç ve bölgesel bir devlet olarak Şam'da Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) tarafından kontrol edilen yeni ulus-devlete entegre olması.

SDG’nin izleyeceği yolu etkileyen, kuvvet komutanlıklarından Irak'taki PKK karargâhına, Türkiye'den yeni Şam hükümetine kadar çeşitli aktörler var. ABD'nin 47. Başkanı olarak yeniden seçilen Donald Trump’ın yeni yönetiminin deneyim eksikliği ve önceki döneminde Suriye'ye yönelik sık sık çelişkili yaklaşımları göz önüne alındığında, belirli bir yaklaşım öngörmesi zorlaşıyor. Ancak Washington'ın Suriye ile ilgili bilinen birçok çıkarını ilerletmek için çalışacağını varsaymalıyız.

Daha fazla ilerlemeden önce, tüm sahneyi gölgeleyen güvenlik kaygılarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Rusya’nın Suriye'de kalan nüfuzunu sınırlamanın yanı sıra İran'ın bugün içinde bulunduğu zayıf konumu korumak, onu kontrol altına almak ve mümkün olması halinde ortadan kaldırmak da bu kaygıların arasında yer alıyor.

Suriye'nin önemi göz önüne alındığında Şam hükümetiyle ilişkilerin geliştirilmesi başlı başına bir amaç halini alırken bu aynı zamanda yukarıda bahsedilen güvenlik çıkarlarının başarısına katkıda bulunan önemli bir faktördür. İşleyen bir hükümet aynı zamanda on iki milyon mülteci ve ülke içinde yerinden edilmiş kişinin evlerine dönebilmeleri için gerekli koşulları yaratarak, ABD ve diğer bağışçı ülkeler üzerindeki mali yükü önemli ölçüde azaltabilir.

ABD'nin SDG ile mevcut ilişkisini sürdürmesi ve kuzeydoğunun fiili olarak kontrolünü elinde tutması şeklindeki olası ilk senaryo, DEAŞ'a karşı operasyonların devam etmesini garanti edecektir. Ancak bu operasyonların amaçları ve sınırları kabul edilmeli. Zira bu operasyonlar, özellikle SDG'nin ulaşamayacağı kadar uzakta olan Fırat'ın güneyindeki el-Badiye (çöl) bölgesinin derinliklerindeki son DEAŞ kalıntılarını ortadan kaldırmaya yönelik değil. SDG'nin ABD desteğiyle DEAŞ'a karşı yürüttüğü operasyonlar daha çok, binlerce DEAŞ’lı mahkumu ve DEAŞ’lıların potansiyel olarak tehlikeli olabilecek on binlerce aile üyesini yakalamanın yanı sıra DEAŞ'ın Fırat Nehri boyunca ve Suriye'nin kuzeydoğusunun derinliklerindeki Arap topluluklarına sızmasını önlemek için isyanla mücadeleye odaklanıyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD ve SDG’nin ortak çabası, el-Badiye bölgesinde ve kuzeydoğuya uzak diğer bölgelerdeki DEAŞ hakkında istihbarat edinilmesi ve zaman zaman ABD tarafından askeri operasyonların gerçekleşmesine izin vermesini amaçlıyor.

Bu çaba, DEAŞ’ın toparlanma potansiyeline sahip olması nedeniyle terörle mücadelede büyük önem taşısa da DEAŞ'ı Suriye sahasının kalbinden söküp atmak için yeterli değil. Bunun gerçekleşmesi için ise şunlar gerekiyor:

1- Beşşar Esed'in yaptığı gibi DEAŞ’ın destek aldığı Sünni Arap çoğunluğa baskı yapmayan ya da onlara savaş açmayan, aksine onlarla birlikte çalışan merkezi bir Suriye hükümetinin kurulması.

2- El-Badiye bölgesi de dahil olmak üzere Suriye genelinde DEAŞ'a karşı etkili olacak şekilde terörle mücadele operasyonları yürütülmesi.

HTŞ liderliğindeki merkezi hükümet teorik olarak bu görevi üstlenebilecek tek güç olabilir, fakat bunun yanında ABD'nin SDG'ye desteğini sürdürmesi, ABD ile Şam arasında krize yol açacaktır.

HTŞ liderliğindeki merkezi hükümet teorik olarak bu görevi üstlenebilecek tek güç olabilir, fakat bunun yanında ABD'nin SDG'ye desteğini sürdürmesi, ABD ile Şam arasında krize yol açacaktır. ABD destekli yarı özerk bir oluşumla uğraşmak Şam'ın kaynaklarını tüketecek ve diğer bölgeleri kontrolünden çıkmaya teşvik ederek DEAŞ'la mücadelenin önceliğini potansiyel olarak azaltacaktır. Bu da ABD'nin güçlü ve birleşik bir Suriye devletinin kurulmasını DEAŞ'ı belirli bir zamana kadar yenmek yerine, görünürde net bir sonu olmayan karşı isyan eylemlerini sürdürmesini engellemekle yetineceği anlamına geliyor.

SDG'nin izleyebileceği yol olarak ikinci senaryo ise Türkiye'nin SDG'nin siviller, özellikle de Arap kesimler üzerindeki kontrolünü zayıflatmak için Suriye'nin kuzeydoğusunun derinliklerine doğru başlatacağı bir askeri operasyon nedeniyle tamamen çökmesine yol açabilir. Bu durum DEAŞ karşıtı çabaları sekteye uğratacak ve ABD'yi iki değerli müttefik arasında seçim yapmaya zorlayacaktır. Böyle bir gelişme, muhtemelen ülkenin kuzeydoğuda DEAŞ karşıtı çabaların keskin bir şekilde kısıtlanmasını, Washington ve Ankara arasında keskin bir bölünmeyi ve ABD güçleri ile SDG arasında ciddi bir güven kaybını içeren durdurulamaz bir bozulma ve yansımalar sarmalına neden olabilir. Bu senaryo ilgili tüm taraflar için açıkça en olumsuz yol olmakla birlikte, SDG, Ankara, Washington ve Şam'ın önümüzdeki haftalarda hızlı ve akıllıca hareket etmemesi halinde en olası yol da olabilir.

Geleceğe yönelik üçüncü senaryo ise farklı bakış açılarına göre neredeyse en iyisi olduğu söylenebilir. Ancak bu senaryo aynı zamanda SDG’nin omurgasını oluşturan ve PKK’nın bir uzantısı olan silahlı kanadı YPG ve siyasi kanadı Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) birleşik bir Suriye içinde kademeli olarak entegre edilmesi için tüm tarafların büyük çaba sarf etmesi gerekecek. Bunun yanında YPG eş zamanlı olarak Suriye ordusu içinde yerel bir askeri güç olarak rol üstlenirken, PYD de PKK'nın müttefiki olan ve şu anda tartışmalı bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yer alan Halkların Demokrasi ve Özgürlük Partisi (DEM Parti)  benzeri bir siyasi parti kuruyor.

Öte yandan böyle bir gelişme, Ankara ile PKK lideri Öcalan da dahil olmak üzere PKK üyeleri arasında potansiyel bir yakınlaşmayı teşvik etmenin yanında, henüz şekillenmeye başlayan umut verici bir sürecin ilerlemesini de sağlar.

İlk adımlar iyi biliniyor ve Şam hükümeti, Washington ve Ankara tarafından farklı derecelerde de olsa destekleniyor. SDG bir yandan PKK’nın Suriyeli olmayan üst düzey elebaşlarından uzaklaşıp diğer yandan kuzeydoğuda Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerden çekilip petrol altyapısını merkezi hükümete devrederse, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)  ve Türkiye'nin müttefiki muhalif Suriye Milli Ordusu (SMO) güçleri tarafından SDG'ye karşı yürütülen sınırlı askeri operasyonlar (Türkiye 'ateşkes' terimini kabul etmeyecektir) tamamen sona erer ve ilgili taraflar Şam ile PYD liderliğindeki sivil yönetim arasında petrol tesislerinin işletilmesi ve korunması için PYD'ye bir miktar ödeme yapılmasını öngören bir gelir paylaşımı anlaşmasına ulaşır.

Zaman içinde SDG liderleri 2005 yılında Irak anayasası hazırlanırken Iraklı Kürt liderlerin Bağdat ile müzakere ettiklerine benzer, ancak daha sınırlı ve gayri resmi nitelikte düzenlemeler müzakere edebilirler.

Zaman içinde SDG liderleri 2005 yılında Irak anayasası hazırlanırken Iraklı Kürt liderlerin Bağdat ile müzakere ettiklerine benzer, ancak en azından yerel özerklik (belki sadece Kürtleri değil, ülke genelindeki diğer kesimleri de kapsayacak şekilde) ve bazı Peşmerge birliklerinin Irak ordusunda görevlendirilmesinde olduğu gibi SDG birliklerinin özellikle DEAŞ karşıtı bir güç olarak yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi şeklinde daha sınırlı ve gayri resmi nitelikte düzenlemeler müzakere edebilirler. SDG’nin diğer üyeleri ise sadece hafif silahlar kullanarak yerel polis ve ulusal muhafız olarak görevlendirilebilir, geriye kalanı ise terhis edilebilir.

xsadfgthy
HTŞ liderliğindeki silahlı grupların Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinin kontrolünü ele geçirmesinden birkaç gün sonra çekilen bir fotoğraf, 5 Aralık 2024 (AFP)

Şam, Ankara ve Washington burada söz sahibi olacak. ABD, Suriye’nin kuzeydoğusu ve et-Tanf bölgesindeki askeri varlığını danışmanlık ve terörle mücadele operasyonlarına dönüştürebilir. Bu sayede çabalarını sadece ülkenin kuzeydoğusuyla sınırlamakla kalmayıp, aynı zamanda Şam hükümetiyle birlikte DEAŞ'a karşı mücadele ederek iç güvenliği güçlendirebilir. Bunun sonucunda da modern bir Suriye ordusunun ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Bugün Ortadoğu'nun geleceğinin ve son 20 yıldır Ortadoğu'yu kasıp kavuran tehditlerin, yani radikal İslamcı terörizm ve İran yayılmacılığının geleceğinin Suriye'de belirleneceği çok önemli bir aşamanın eşiğindeyiz. Olumlu bir sonucun tüm bölgeyi daha iyi bir geleceğe taşıyacağı ve zaman zaman tanık olduğumuz şiddet döngülerini sona erdireceğine şüphe yok. SDG sorununun çözümü tek başına büyük Suriye projesinin başarısını garanti etmese de özelde, SDG'nin ve genel olarak Kürtlerin yeni Suriye'ye entegre edilmemesi halinde bu projenin kesinlikle sekteye uğrayacağı ve bölgeyi yeni çatışma ve istikrarsızlık döngülerine karşı savunmasız bırakacağı kesindir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli AL Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Tayland'ın gizli tapınağından turistlere uyarı: Burası spor salonu değil

Fotoğraf: Wikimedia Commons
Fotoğraf: Wikimedia Commons
TT

Tayland'ın gizli tapınağından turistlere uyarı: Burası spor salonu değil

Fotoğraf: Wikimedia Commons
Fotoğraf: Wikimedia Commons

Tayland'da 14. yüzyıldan kalma bir tapınağı yöneten yetkililer, yabancıların tapınak yerleşkesinde "açık" kıyafetlerle jimnastik ve yoga yapmamaları uyarısında bulunarak bu tür davranışların saygısız ve uygunsuz olduğunu belirtti.

Kuzeydeki Chiang Mai şehrinde yer alan Wat Pha Lat, son yıllarda turistler arasında popülerlik kazandı ve Doi Suthep Dağı'nın yamaçlarındaki ormanın içindeki huzurlu ve tenha konumu nedeniyle "gizli tapınak" diye anılmaya başladı. Burası, Chiang Mai'deki ünlü Budist tapınağı Wat Phra That Doi Suthep'e giden yolun yaklaşık yarısında yer alıyor.

Tapınak, bazı yabancı turistlerin tapınak yakınında bikiniyle güneşlenirken görülmesi ve internette paylaşılan resimlerin yerel halkın tepkisini çekmesinden sonra bu uyarıyı yayımladı. Başkaları da tapınağı arka plana alarak yoga ve jimnastik pozları verdikleri fotoğraflarını paylaştı. Bu davranışlar, uygunsuz olduğu gerekçesiyle geniş çapta eleştirildi.

Tapınak, Facebook gönderisinde ziyaretçilere "keşişlerin aktif ibadet yeri"ne saygı duymaları çağrısı yaptı.

Paylaşımda, "Wat Pha Lat bir Budist tapınağı ve kutsal bir sığınaktır, eğlence parkı veya spor salonu DEĞİLDİR" ifadeleri yer aldı.

Son zamanlarda bazı ziyaretçilerin acroyoga yapma, antik yapılarla kayalara tırmanma ve tapınak alanında açık giysiler giyme gibi uygunsuz davranışlar sergilediğini gözlemledik.

Tapınak, bu tür davranışların devam etmesi halinde yönetimin alanı turistlere kalıcı olarak kapatmak zorunda kalacağına dair uyardı.

Tapınak ayrıca bir erkeğin bir kadına acroyoga pozunda yardım ettiğini gösteren bir fotoğraf paylaştı. Fotoğraflarda adam, kadına ellerinin üzerinde baş aşağı durmasına yardım ederken, çevredekiler bunu izliyor veya fotoğraf çekiyordu. Acroyoga, yoga ve akrobasiyi birleştiren bir fiziksel aktivite.

Geçen yıl Endonezya'nın Bali adasındaki yetkililer, adanın kültürel bütünlüğünü korumak amacıyla yabancı turistlerin "uygunsuz davranışlarına" yönelik yeni kurallar yayımlamıştı. Bunlar arasında adet gören kadınların kutsal tapınak alanlarına girmesini yasaklayan bir kural da var.

Kurallar arasında kutsal yerlere saygı göstermek, mütevazı giyinmek, kibar davranmak, turist vergisini internetten ödemek, lisanslı rehberler ve konaklama yerlerini kullanmak, trafik kurallarına uymak ve yetkili satış noktalarında döviz bozdurmak yer alıyor.

Japonya'nın Tsushima Adası'ndaki Watadzumi Tapınağı, yabancı bir ziyaretçinin tekrar tekrar saygısız davranışlar sergilemesi nedeniyle ibadet etmeyenlerin tapınağa girişini kısıtlamıştı. Tapınak, fotoğraf çekmeyi ve gezinti amaçlı ziyaretleri bile yasaklamıştı. Olayın ayrıntıları açıklanmamıştı.

2017'de Amerikalı iki turist, Bangkok'taki ünlü bir tapınak önünde kalçalarını gösteren fotoğraflarını paylaştıktan sonra Tayland'dan ayrılmaya çalışırken gözaltına alınmıştı. Her biri 150 dolar para cezasına çarptırılmıştı.

Independent Türkçe


ABD ve Avrupa’nın Grönland kavgası Çin’e yarayabilir

Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)
TT

ABD ve Avrupa’nın Grönland kavgası Çin’e yarayabilir

Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)

ABD ve Avrupa arasındaki gerginliği artıran Grönland meselesi Çin için fırsat yaratabilir.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'a askeri müdahale tehdidi Avrupa ülkelerinin yanı sıra NATO'dan da tepki çekmeye devam ediyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın Avrupa'yla ittifakını zedeleyecek hareketlerinin Pekin yönetimi için Grönland'da nüfuzunu artırma fırsatı yaratabileceğine dikkat çekiliyor.

Pekin'deki Renmin Üniversitesi'nden Wang Wen şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Çoğu Çinli bunu Trump'ın zorbalığının, hegemonyacı ve baskıcı davranışlarının bir başka tezahürü olarak görüyor. Trump'ın Grönland'ı işgal etmesi NATO'nun çöküşü anlamına gelir ve bu da Çin halkını çok memnun eder.

ABD uzun süredir Çin ve Rusya'nın Arktika bölgesindeki askeri nüfuzunu artırma çabalarından endişeleniyor. 2019'da dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Pekin'in faaliyetlerinin bölgeyi "yeni Güney Çin Denizi'ne çevirebileceğini" savunmuştu.

Ancak Çin, kısmen ABD ve Danimarka'nın işbirliği nedeniyle Grönland'da etkisini artırmakta güçlük yaşıyor.

Çin devletine ait bir şirketin, Grönland'daki havalimanı ağını genişletme teklifi, ABD'nin de baskısıyla Danimarka tarafından 2018'de engellenmişti. İki yıl önce de Çinli bir firmanın Grönland'da kullanılmayan bir deniz üssünü satın alması durdurulmuştu.

Trump ise Grönland'ı ABD toprağına katma planını, Rusya ve Çin'in askeri tehditlerine karşı bir ulusal güvenlik meselesi olarak gerekçelendiriyor.

Pekin yönetiminin Arktik politikasını özetleyen 2018 tarihli yönergede, bölgedeki nakliye rotalarının geliştirilmesiyle "Kutup İpek Yolu" inşasının hedeflendiği belirtilmişti. Böylelikle bölgeye yönelik strateji, Çin lideri Şi Cinping'in Kuşak ve Yol projesinin bir parçası olarak konumlandırılmıştı.

"Trump'a diplomatik müdahale"

İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen 56. Dünya Ekonomik Forumu, üçüncü gününde devam ederken siyasetçiler, Trump'ın Avrupa ekonomisini ve Grönland'ı hedef alan açıklamalarına odaklandı.

Dünkü oturumlarda Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump'ın Grönland'ın ilhakına yönelik taleplerini ve Avrupa'ya ek gümrük vergisi tehditlerini kınadı.

CNN'in analizinde, Avrupa liderlerinin Davos görüşmelerini NATO ve Avrupa Birliği'ni tehdit eden krizin büyümesini engellemek amacıyla "Trump'a diplomatik müdahale" için kullanacağı yazılıyor.

Independent Türkçe, CNN, Guardian


ABD, Ortadoğu’da askeri yığınağı artırıyor: Trump savaş planları hazırlatıyor

Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)
Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)
TT

ABD, Ortadoğu’da askeri yığınağı artırıyor: Trump savaş planları hazırlatıyor

Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)
Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı "kararlı" bir askeri seçeneği değerlendirmeyi sürdürüyor.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla Wall Street Journal'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump'ın İran'da rejimi devirmeyi amaçlayan ya da Devrim Muhafızları'na ait tesisleri hedef alacak planlar hazırlanmasını istediğini söylüyor.

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

Diğer yandan yetkililer, Beyaz Saray'ın Tahran'a askeri harekat düzenlemesi halinde operasyonun haftalarca veya aylarca sürebileceğine dikkat çekiyor.

1991'de Irak'a karşı yürütülen Çöl Fırtınası Operasyonu'nda yer alan emekli Hava Kuvvetleri Tuğgenerali David Deptula şunları söylüyor:

İnsan hakları ihlallerine karşı askeri seçeneklerin yapabileceği ve yapamayacağı şeyler vardır. Rejimi bazı davranışları yapmaktan sınırlı ölçüde caydırabilirsiniz. Ancak gerçekten rejimi değiştirmek istiyorsanız, bunun için önemli hava ve kara operasyonları gerekecektir.

Washington bir sonraki adımları tartışırken, ABD ordusu Ortadoğu'daki askeri varlığını artıyor.

WSJ, Amerikan ordusuna ait F-15E jet avcı uçaklarının pazar günü Ürdün'e vardığını yazıyor. USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve destroyerlerin yanı sıra F-35'ler ve elektronik sinyal bozucu uçakları içeren saldırı grubu da Güney Çin Denizi'nden Basra Körfezi'ne doğru seyir halinde.

ABD yetkilileri, İran'ın olası misillemelerini önlemek için gerekli görülen Patriot ve THAAD da dahil bölgeye ek hava savunma sistemleri gönderileceğini söylüyor.

Ancak İran'a yönelik büyük bir hava harekatı için F-35 ve B-2 gibi gizlilik özelliğine sahip uçaklarla seyir füzesi ateşleyen denizaltıları gerekiyor. Bunlar ABD'nin haziranda İran'daki nükleer tesislere düzenlediği saldırılarda da kullanılmıştı.

Öte yandan bazı uzmanlar, İran'da rejimin devrilmesinin ardından ülkenin kaosa sürükleneceği uyarısını yapıyor. Beyaz Saray'ın rejim değişikliğine dair net planları olmadığına dikkat çekiyorlar. Trump'ın bazı danışmanlarının askeri müdahale yerine ekonomik yaptırımların artırılması seçeneğinin değerlendirilmesini istediği de aktarılıyor.

İran'da 1979'daki devrimle yıkılan monarşinin veliaht prensi Rıza Pehlevi, eylemlerin başından beri göstericilere destek mesajları yayımlıyor.

Trump, İranlıların ABD'de sürgünde yaşayan Pehlevi'yi desteklemediğini söylemişti. Diğer yandan Politico'ya geçen hafta verdiği söyleşide İran'ın dini lideri Ali Hamaney'i de “hasta adam” diye nitelemiş, ülkede yeni bir yönetim kurulması gerektiğini öne sürmüştü.

Tahran yönetimi, askeri müdahale halinde ABD'ye sert karşılık verileceği mesajını paylaşmıştı.

Eylemlerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmıyor. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre eylemlerde en az 4 bin 519 kişi hayatını kaybederken, 26 bin 314 kişi de gözaltına alındı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Politico