Esed rejiminin düşüşü sonrası SDG’nin önündeki üç senaryo

Bugün Suriye'nin geleceğine ilişkin en önemli sorulardan biri SDG'nin nasıl bir rol oynayacağı sorusu

Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
TT

Esed rejiminin düşüşü sonrası SDG’nin önündeki üç senaryo

Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)
Suriye'nin Haseke ilinde arka planda SDG bayrağının göründüğü es-Sina'a Hapishanesi yakınlarında yürüyen bir kadın, 18 Ocak 2025 (Reuters)

James Jeffrey

Bugün Suriye'nin geleceği için cevap bekleyen en önemli sorulardan biri SDG'nin nasıl bir rol oynayacağı sorusudur. ABD ile (aslında PKK'nın Suriye kolu YPG’nin omurgasını oluşturduğu) SDG arasında on yıldır devam eden ittifak, bölgesel bir ‘devletçik’ olarak DEAŞ'ı yenmeyi başardı, ancak SDG'nin ABD güvenlik şemsiyesi altında Suriye'nin kuzeydoğusunda kendi devletini kurmasına izin verdi.

Kurulan bu sözde ‘devletçik’ milyonlarca Suriyelinin işlerini yönetti, ülkenin yüzde 20'sinden fazlasını, petrol kaynaklarının ve tarım arazilerinin çoğunu kontrol etti. Beşşar Esed rejimi ile onun müttefikleri olan İran ve Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgeye erişimini engelledi. Ancak PKK'nın bir uzantısı olarak bu başarı SDG'yi ve Amerikalı destekçilerini Türkiye ile tekrar tekrar çatışmaya sürükledi. ABD'nin Suriye politikasındaki bu önemli çelişkiyi yönetmek en karmaşık değişkenlerden biri olurken 2016-2024 yılları arasında zaman zaman ABD'nin Ortadoğu'daki genel yönelimi de oldu.

Suriye'nin 2024 aralığında geçirdiği dönüşüm, İran ve Rusya'nın Suriye'deki nüfuzunu fiilen ortadan kaldırırken Şam'da Türkiye, ABD, Avrupa ve Arap devletlerinin iş birliği yapmak istediği bir hükümetin kurulmasını sağladı. Bu durum SDG ve Washington'ın Suriye'deki rollerini tamamen yeniden düzenlerken aynı zamanda SDG'yi özellikle güçlü bir şekilde etkiliyor.

Kurulan bu sözde ‘devletçik’ milyonlarca Suriyelinin işlerini yönetti, ülkenin yüzde 20'sinden fazlasını, petrol kaynaklarının ve tarım arazilerinin çoğunu kontrol etti. Beşşar Esed rejimi ile onun müttefikleri olan İran ve Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgeye erişimini engelledi.

Bugün bu olaylar bize SDG'nin geleceğine ilişkin üç ana senaryo sunmaktadır: Mevcut bağımsız statüsünün ve ABD ile ortaklığının devamı, Türkiye ile büyük bir çatışma ve ABD'nin az çok önemli iki müttefik arasında kalması ya da SDG'nin askeri bir güç ve bölgesel bir devlet olarak Şam'da Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) tarafından kontrol edilen yeni ulus-devlete entegre olması.

SDG’nin izleyeceği yolu etkileyen, kuvvet komutanlıklarından Irak'taki PKK karargâhına, Türkiye'den yeni Şam hükümetine kadar çeşitli aktörler var. ABD'nin 47. Başkanı olarak yeniden seçilen Donald Trump’ın yeni yönetiminin deneyim eksikliği ve önceki döneminde Suriye'ye yönelik sık sık çelişkili yaklaşımları göz önüne alındığında, belirli bir yaklaşım öngörmesi zorlaşıyor. Ancak Washington'ın Suriye ile ilgili bilinen birçok çıkarını ilerletmek için çalışacağını varsaymalıyız.

Daha fazla ilerlemeden önce, tüm sahneyi gölgeleyen güvenlik kaygılarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Rusya’nın Suriye'de kalan nüfuzunu sınırlamanın yanı sıra İran'ın bugün içinde bulunduğu zayıf konumu korumak, onu kontrol altına almak ve mümkün olması halinde ortadan kaldırmak da bu kaygıların arasında yer alıyor.

Suriye'nin önemi göz önüne alındığında Şam hükümetiyle ilişkilerin geliştirilmesi başlı başına bir amaç halini alırken bu aynı zamanda yukarıda bahsedilen güvenlik çıkarlarının başarısına katkıda bulunan önemli bir faktördür. İşleyen bir hükümet aynı zamanda on iki milyon mülteci ve ülke içinde yerinden edilmiş kişinin evlerine dönebilmeleri için gerekli koşulları yaratarak, ABD ve diğer bağışçı ülkeler üzerindeki mali yükü önemli ölçüde azaltabilir.

ABD'nin SDG ile mevcut ilişkisini sürdürmesi ve kuzeydoğunun fiili olarak kontrolünü elinde tutması şeklindeki olası ilk senaryo, DEAŞ'a karşı operasyonların devam etmesini garanti edecektir. Ancak bu operasyonların amaçları ve sınırları kabul edilmeli. Zira bu operasyonlar, özellikle SDG'nin ulaşamayacağı kadar uzakta olan Fırat'ın güneyindeki el-Badiye (çöl) bölgesinin derinliklerindeki son DEAŞ kalıntılarını ortadan kaldırmaya yönelik değil. SDG'nin ABD desteğiyle DEAŞ'a karşı yürüttüğü operasyonlar daha çok, binlerce DEAŞ’lı mahkumu ve DEAŞ’lıların potansiyel olarak tehlikeli olabilecek on binlerce aile üyesini yakalamanın yanı sıra DEAŞ'ın Fırat Nehri boyunca ve Suriye'nin kuzeydoğusunun derinliklerindeki Arap topluluklarına sızmasını önlemek için isyanla mücadeleye odaklanıyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD ve SDG’nin ortak çabası, el-Badiye bölgesinde ve kuzeydoğuya uzak diğer bölgelerdeki DEAŞ hakkında istihbarat edinilmesi ve zaman zaman ABD tarafından askeri operasyonların gerçekleşmesine izin vermesini amaçlıyor.

Bu çaba, DEAŞ’ın toparlanma potansiyeline sahip olması nedeniyle terörle mücadelede büyük önem taşısa da DEAŞ'ı Suriye sahasının kalbinden söküp atmak için yeterli değil. Bunun gerçekleşmesi için ise şunlar gerekiyor:

1- Beşşar Esed'in yaptığı gibi DEAŞ’ın destek aldığı Sünni Arap çoğunluğa baskı yapmayan ya da onlara savaş açmayan, aksine onlarla birlikte çalışan merkezi bir Suriye hükümetinin kurulması.

2- El-Badiye bölgesi de dahil olmak üzere Suriye genelinde DEAŞ'a karşı etkili olacak şekilde terörle mücadele operasyonları yürütülmesi.

HTŞ liderliğindeki merkezi hükümet teorik olarak bu görevi üstlenebilecek tek güç olabilir, fakat bunun yanında ABD'nin SDG'ye desteğini sürdürmesi, ABD ile Şam arasında krize yol açacaktır.

HTŞ liderliğindeki merkezi hükümet teorik olarak bu görevi üstlenebilecek tek güç olabilir, fakat bunun yanında ABD'nin SDG'ye desteğini sürdürmesi, ABD ile Şam arasında krize yol açacaktır. ABD destekli yarı özerk bir oluşumla uğraşmak Şam'ın kaynaklarını tüketecek ve diğer bölgeleri kontrolünden çıkmaya teşvik ederek DEAŞ'la mücadelenin önceliğini potansiyel olarak azaltacaktır. Bu da ABD'nin güçlü ve birleşik bir Suriye devletinin kurulmasını DEAŞ'ı belirli bir zamana kadar yenmek yerine, görünürde net bir sonu olmayan karşı isyan eylemlerini sürdürmesini engellemekle yetineceği anlamına geliyor.

SDG'nin izleyebileceği yol olarak ikinci senaryo ise Türkiye'nin SDG'nin siviller, özellikle de Arap kesimler üzerindeki kontrolünü zayıflatmak için Suriye'nin kuzeydoğusunun derinliklerine doğru başlatacağı bir askeri operasyon nedeniyle tamamen çökmesine yol açabilir. Bu durum DEAŞ karşıtı çabaları sekteye uğratacak ve ABD'yi iki değerli müttefik arasında seçim yapmaya zorlayacaktır. Böyle bir gelişme, muhtemelen ülkenin kuzeydoğuda DEAŞ karşıtı çabaların keskin bir şekilde kısıtlanmasını, Washington ve Ankara arasında keskin bir bölünmeyi ve ABD güçleri ile SDG arasında ciddi bir güven kaybını içeren durdurulamaz bir bozulma ve yansımalar sarmalına neden olabilir. Bu senaryo ilgili tüm taraflar için açıkça en olumsuz yol olmakla birlikte, SDG, Ankara, Washington ve Şam'ın önümüzdeki haftalarda hızlı ve akıllıca hareket etmemesi halinde en olası yol da olabilir.

Geleceğe yönelik üçüncü senaryo ise farklı bakış açılarına göre neredeyse en iyisi olduğu söylenebilir. Ancak bu senaryo aynı zamanda SDG’nin omurgasını oluşturan ve PKK’nın bir uzantısı olan silahlı kanadı YPG ve siyasi kanadı Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) birleşik bir Suriye içinde kademeli olarak entegre edilmesi için tüm tarafların büyük çaba sarf etmesi gerekecek. Bunun yanında YPG eş zamanlı olarak Suriye ordusu içinde yerel bir askeri güç olarak rol üstlenirken, PYD de PKK'nın müttefiki olan ve şu anda tartışmalı bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yer alan Halkların Demokrasi ve Özgürlük Partisi (DEM Parti)  benzeri bir siyasi parti kuruyor.

Öte yandan böyle bir gelişme, Ankara ile PKK lideri Öcalan da dahil olmak üzere PKK üyeleri arasında potansiyel bir yakınlaşmayı teşvik etmenin yanında, henüz şekillenmeye başlayan umut verici bir sürecin ilerlemesini de sağlar.

İlk adımlar iyi biliniyor ve Şam hükümeti, Washington ve Ankara tarafından farklı derecelerde de olsa destekleniyor. SDG bir yandan PKK’nın Suriyeli olmayan üst düzey elebaşlarından uzaklaşıp diğer yandan kuzeydoğuda Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerden çekilip petrol altyapısını merkezi hükümete devrederse, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)  ve Türkiye'nin müttefiki muhalif Suriye Milli Ordusu (SMO) güçleri tarafından SDG'ye karşı yürütülen sınırlı askeri operasyonlar (Türkiye 'ateşkes' terimini kabul etmeyecektir) tamamen sona erer ve ilgili taraflar Şam ile PYD liderliğindeki sivil yönetim arasında petrol tesislerinin işletilmesi ve korunması için PYD'ye bir miktar ödeme yapılmasını öngören bir gelir paylaşımı anlaşmasına ulaşır.

Zaman içinde SDG liderleri 2005 yılında Irak anayasası hazırlanırken Iraklı Kürt liderlerin Bağdat ile müzakere ettiklerine benzer, ancak daha sınırlı ve gayri resmi nitelikte düzenlemeler müzakere edebilirler.

Zaman içinde SDG liderleri 2005 yılında Irak anayasası hazırlanırken Iraklı Kürt liderlerin Bağdat ile müzakere ettiklerine benzer, ancak en azından yerel özerklik (belki sadece Kürtleri değil, ülke genelindeki diğer kesimleri de kapsayacak şekilde) ve bazı Peşmerge birliklerinin Irak ordusunda görevlendirilmesinde olduğu gibi SDG birliklerinin özellikle DEAŞ karşıtı bir güç olarak yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi şeklinde daha sınırlı ve gayri resmi nitelikte düzenlemeler müzakere edebilirler. SDG’nin diğer üyeleri ise sadece hafif silahlar kullanarak yerel polis ve ulusal muhafız olarak görevlendirilebilir, geriye kalanı ise terhis edilebilir.

xsadfgthy
HTŞ liderliğindeki silahlı grupların Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinin kontrolünü ele geçirmesinden birkaç gün sonra çekilen bir fotoğraf, 5 Aralık 2024 (AFP)

Şam, Ankara ve Washington burada söz sahibi olacak. ABD, Suriye’nin kuzeydoğusu ve et-Tanf bölgesindeki askeri varlığını danışmanlık ve terörle mücadele operasyonlarına dönüştürebilir. Bu sayede çabalarını sadece ülkenin kuzeydoğusuyla sınırlamakla kalmayıp, aynı zamanda Şam hükümetiyle birlikte DEAŞ'a karşı mücadele ederek iç güvenliği güçlendirebilir. Bunun sonucunda da modern bir Suriye ordusunun ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Bugün Ortadoğu'nun geleceğinin ve son 20 yıldır Ortadoğu'yu kasıp kavuran tehditlerin, yani radikal İslamcı terörizm ve İran yayılmacılığının geleceğinin Suriye'de belirleneceği çok önemli bir aşamanın eşiğindeyiz. Olumlu bir sonucun tüm bölgeyi daha iyi bir geleceğe taşıyacağı ve zaman zaman tanık olduğumuz şiddet döngülerini sona erdireceğine şüphe yok. SDG sorununun çözümü tek başına büyük Suriye projesinin başarısını garanti etmese de özelde, SDG'nin ve genel olarak Kürtlerin yeni Suriye'ye entegre edilmemesi halinde bu projenin kesinlikle sekteye uğrayacağı ve bölgeyi yeni çatışma ve istikrarsızlık döngülerine karşı savunmasız bırakacağı kesindir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli AL Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail ordusunun Suriye’nin güneyine 22 askeri araçla girmesinin ardından 3 kişi gözaltına alındı

Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)
Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)
TT

İsrail ordusunun Suriye’nin güneyine 22 askeri araçla girmesinin ardından 3 kişi gözaltına alındı

Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)
Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)

İsrail ordusuna bağlı bir birlik, bugün (perşembe) Suriye’nin güneyinde, Kuneytra’nın güney kırsalındaki Sayda el-Hanût köyüne girdi.

Şarku'l Avsat'ın Suriye televizyonundan aktardığı habere göre 22 askeri araçtan oluşan işgal gücünün köye girerek aralarında iki kardeşin de bulunduğu üç genci gözaltına aldı.

Haberde, bu askeri hareketliliğin Kuneytra kırsalında İsrail güçleri tarafından gerçekleştirilen tekrarlanan ihlaller zincirinin bir parçası olduğu belirtildi.

Öte yandan İsrail ordusu, ultra-Ortodoks (Haredi) askerlerden oluşan “Haşmonaim” Tugayı’na bağlı birliklerin Suriye’nin güneyindeki güvenlik bölgesine konuşlandırıldığını duyurdu. Bu adım, söz konusu tugayın bölgede ilk kez konuşlandırılması olarak değerlendiriliyor.


ABD Grönland'ı ‘Altın Kubbe’ için mi istiyor?

Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)
TT

ABD Grönland'ı ‘Altın Kubbe’ için mi istiyor?

Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)

Grönland, ABD’nin füze savunması için gerçekten önemli bir yer, ama Washington’ın füze kalkanı ya da diğer adıyla ‘Altın Kubbe’yi kurmak için başka seçenekleri de var. ABD aslında Başkan Donald Trump'ın ülkesinin güvenliği için ‘hayati’ olduğunu söylediği bu kutup adasını ele geçirmek zorunda değil.

ABD füze savunma sistemi hangi özelliklere sahip?

ABD balistik füze savunma sistemi, füzeleri tespit etmek ve izlemek için uydular ve erken uyarı radar ağından oluşur.

Bu sistemler (Pasifik Okyanusu’ndaki) Mariana Adaları, Alaska, Büyük Britanya ve Grönland gibi yerlerde bulunuyor.

ABD ayrıca Aegis Savaş Sistemi ile donatılmış savaş gemilerine güvenebilir ve Romanya'nın Deveselu ile Polonya'nın Redzikowo kentlerinde bulunan radarlarını kullanabilir.

Tüm bunların yanında Washington, Kaliforniya ve Alaska'da konuşlandırılmış 44 Yer Taban Önleyici (GBI) füzesi dahil olmak üzere çeşitli türlerde önleyici füzelere sahip.

Stratejik Araştırmalar Vakfı (Fondation pour la Recherche Stratégique/FRS) araştırmacısı Etienne Marcuz’a göre ABD bu füzeleri konuşlandırarak ‘Asya kıtasından gelebilecek her türlü tehdidi bertaraf etmeyi’ amaçlıyor. Ayrıca, GBI silolarının Rusya'dan gelen herhangi bir tehdidi önlemek için uygun konumda olmadığını da belirten

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı değerlendirmede Markuz, GBI füzelerinin doğudan gelen bir tehdidi önlemesinin olası olmadığını, çünkü bu füzelerin ABD'nin kuzeydoğusunda konuşlandırılabileceğini söyledi.

Trump'ın amacının radarları ve önleyici füzeleri ‘doğru yere’ yerleştirmek olduğunu düşünerek, Grönland'ı ilhak etmenin belirtilen nedeninin ‘bahaneden’ ibaret olduğunu savunan Markuz, “Bu füzelerin bir kısmı Polonya ve Romanya'da da bulunuyor. Dolayısıyla bu argüman ikna edici değil” ifadelerini kullandı.

Ayrıca, ABD’nin Aegis muhriplerinde SM-3 füzeleri bulunduğuna dikkati çeken Markuz, Polonya ve Romanya'da, füzelerden ayrılır ayrılmaz uzayda nükleer savaş başlıklarını önlemek için tasarlanmış SM-3 füzelerinin olduğunu, ABD'nin THAAD füze savunma sisteminin ise üst atmosferdeki son aşamada savaş başlıklarını önleyebildiğini kaydetti.

Altın Kubbe projesi nedir?

Göreve başladıktan kısa bir süre sonra, Başkan Trump, ABD topraklarını her türlü füze saldırısından korumayı amaçlayan Altın Kubbe projesini duyurdu.

ABD Başkanı, görev süresinin sonuna kadar 175 milyar dolarlık bir bütçe ayırarak operasyonel bir sistem kurmayı planlıyor, ancak birçok uzman bu hedefin bu süre içinde gerçekleştirilmesinin gerçekçi olmadığını düşünüyor.

American Enterprise Institute'tan (AEI) Todd Harrison'ın tahminlerine göre projenin maliyeti 20 yıl içinde yaklaşık 1 trilyon dolar olacak ve daha etkili bir kalkan için 3,6 trilyon dolara kadar çıkacak.

Düşük Dünya yörüngesinde, yörüngesinden ayrılıp hedef alınan füzeyle çarpışmak üzere tasarlanmış bir önleme uydusu filosunun konuşlandırılması başlıca yenilik olarak planlanıyor.

Etienne Marcuz, bununla ilgili olarak ‘başarısızlık durumunda başka fırlatma seçenekleri de olması gerektiğini’ söyledi. Marcuz Ayrıca, “ABD de kara ve denizdeki füze ve önleme yeteneklerini geliştirecek” diye ekledi.

Peki, neden Grönland?

ABD’ye fırlatılan kıtalararası balistik füzelerin Kuzey Kutbu üzerinden geçeceğini açıklayan Markuz, radar algılama ve önleme yeteneklerine duyulan ihtiyaca dikkat çekti.

ABD ordusu şu anda Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’ne radar sistemlerine sahiptir.

Gözetleme operasyonları ile ilgili olarak Markuz, uzaydaki füzeleri izlemek için Grönland'da radarların bulunmasının her zaman yararlı olduğunu, ancak bunların öneminin giderek azalacağını belirtti.

MArkuz, ABD'nin şu anda düşük Dünya yörüngesine Hipersonik ve Balistik Takip Alanı Sensörü (Hypersonic and Ballistic Tracking Space Sensor/HBTSS) uyduları konuşlandırdığını ve bunun özellikle atmosferin dışında uçan füzeleri izlemek için olduğunu açıkladı.

Ayrıca, ABD, Grönland ve Danimarka arasında mevcut savunma anlaşmaları Washington'ın birçok şeyi yapmasına imkan tanıyor.

AFP’ye konuşan Hidrojen jeopolitiği, küresel pazarlar ve stratejiler konusunda Kıdemli Araştırmacı Mika Blugion Merid, ABD'nin Grönland'da teknik, maddi ve insan kaynaklarını kısıtlama olmaksızın kullanabileceğini, isterse nükleer kaynaklarını bile yeniden konuşlandırabileceğini söyledi.

Ancak Danimarka ve Grönland yetkililerinin bilgilendirilmesi ve danışılması gerekiyor.

Merid, şunları ekledi:

“Danimarkalılar, kendilerine danışıldıktan sonra bir projeyi reddederse ve ABD bunu tek taraflı olarak uygularsa, bu Danimarka'nın egemenliğinin ihlali olarak yorumlanabilir ve diplomatik ve siyasi gerginliğe yol açabilir. Bu yüzden Danimarka yasal anlamda veto hakkına sahip olmasa da gerçekte ABD'nin Grönland'da yaptığı her şey için siyasi bir anlaşmaya varılması gerekiyor.”


Rusya, casusluk suçlamasıyla bir İngiliz diplomatı sınır dışı etti

Moskova’daki İngiltere Maslahatgüzarı Danae Dholakia (EPA)
Moskova’daki İngiltere Maslahatgüzarı Danae Dholakia (EPA)
TT

Rusya, casusluk suçlamasıyla bir İngiliz diplomatı sınır dışı etti

Moskova’daki İngiltere Maslahatgüzarı Danae Dholakia (EPA)
Moskova’daki İngiltere Maslahatgüzarı Danae Dholakia (EPA)

Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle Moskova ile Batı arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde, “casusluk” suçlamasıyla bir İngiliz diplomatı sınır dışı ettiğini açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan bugün (Perşembe) yapılan açıklamada, İngiltere’nin Moskova Büyükelçiliği’nde görevli bir diplomatın “Britanya gizli servislerine mensup olduğuna dair bilgiler” alındığı belirtilerek, söz konusu diplomatın akreditasyonunun iptal edildiği bildirildi. Açıklamaya göre, İngiltere’nin maslahatgüzarı Danae Dholakia bakanlığa çağrılarak karar kendisine iletildi ve diplomata Rusya’dan ayrılması için iki haftalık süre tanındı.

Rus devlet televizyonu RT’nin, Rusya Federal Güvenlik Servisi’ne (FSB) dayandırdığı haberde ise, söz konusu kişinin “Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği’nin bir biriminde sekreterlik görevi kisvesi altında Rusya’ya gönderilmiş, beyan edilmemiş bir İngiliz istihbarat subayı” olduğu öne sürüldü. FSB, İngiliz subayın akreditasyonunun iptal edildiğini ve iki hafta içinde Rusya’yı terk etmesinin istendiğini duyurdu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Londra’nın bu konudaki tutumunu sertleştirmesi halinde Moskova’nın tepkisinin “kararlı ve net” olacağı uyarısında bulunarak, “Rusya, Britanya özel servislerine mensup ve resmen beyan edilmemiş personelin topraklarımızdaki faaliyetlerine müsamaha göstermeyecektir” açıklamasını yaptı.