İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından Türkiye'nin siyasi geleceği

Seçimlerin 2028 yılında yapılması planlanıyor

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasını protesto eden bir gösterici polis memurlarının önünde Türk bayrağı tutarken, 23 Mart 2025 (Reuters)
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasını protesto eden bir gösterici polis memurlarının önünde Türk bayrağı tutarken, 23 Mart 2025 (Reuters)
TT

İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından Türkiye'nin siyasi geleceği

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasını protesto eden bir gösterici polis memurlarının önünde Türk bayrağı tutarken, 23 Mart 2025 (Reuters)
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasını protesto eden bir gösterici polis memurlarının önünde Türk bayrağı tutarken, 23 Mart 2025 (Reuters)

Ömer Önhon

Türkiye'de yaşanan son siyasi kriz, Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının çok ötesine geçerek ülkenin geleceğini tehlikeye soktu.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı İmamoğlu 19 Mart'ta gözaltına alındı ve bundan dört gün sonra, 23 Mart'ta resmen ‘yolsuzlukla’ suçlandı. İmamoğlu, ‘terör örgütüne yardım etme’ suçlamasından beraat etmesine rağmen Başsavcılık, mahkemenin kararına itiraz etti.

İmamoğlu şu anda İstanbul'a yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta bulunan ve yüksek profilli tutukluların kalmasıyla ünlü Silivri’deki Marmara Cezaevi'nde tutuluyor. Silivri'de yıllarca aralarında emekli subaylar, siyasi parti liderleri, milletvekilleri, gazeteciler ve 2013 yılındaki Gezi Parkı protestolarına katılanların da bulunduğu çok sayıda kişi kaldı. Bu kişilere yöneltilen suçlamalar hükümeti devirmeye teşebbüsten terörizme destek vermeye kadar çeşitlilik gösteriyor.

Silivri'de gözaltına alınanlar arasında Gezi Parkı protestolarının planlayıcısı olmakla suçlanan iş insanı Osman Kavala, şimdiki Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nin (EDP) öncülü olan Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) eski eş başkanı Selahattin Demirtaş ve Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ öne çıkıyor. İmamoğlu şimdi Silivri’deki bu önde gelen isimler kervanına katıldı.

Yasal olarak atılacak bir sonraki adım, mahkemenin bir iddianame hazırlaması ve ardından İmamoğlu ve diğer tutukluların yargılanması olacak olsa da henüz herhangi bir takvim belirlenmiş değil.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve muhalefet kanadındaki diğer partilerin yüz binlerce destekçisinden oluşan büyük kalabalıklar, İmamoğlu'nun tutuklanmasından bu yana her gün, başında bulunduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bulunduğu Sarnıç Meydanı'nda toplanıyor. Hükümeti ve yargıyı protesto ediyor, İmamoğlu ve diğer tutuklularla dayanışma içinde olduklarını ifade ediyorlar.

Türkiye'nin hemen her şehrine yayılan gösterilerde üniversite öğrencileri başrolü üstlenirken ilginç bir şekilde rahatlık ve özgürlük arayışında olan bir nesil olarak bilinen ‘Z Kuşağı’ üyeleri beklenmedik bir kararlılık ve direnç gösterdi.

cvfgbh
CHP’li İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul'da Çağlayan Adliyesi olarak bilinen Adalet Sarayı'nda adli makamlara ifade verdikten sonra destekçilerine seslendi, 31 Ocak 2025 (Reuters)

Öte yandan polis İzmir, Ankara ve İstanbul'da protestoculara karşı birçok kez tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz kullandı. Çatışmalar hafif yaralanmalara sebep olurken, herhangi bir ölüm olayı ya da ciddi hasar rapor edilmedi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, beş gün süren olaylar sırasında 123 polis memurunun yaralandığını ve aralarında çok sayıda gazetecinin de bulunduğu bin 133 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Gelecekte bizi ne bekliyor?

Yasal olarak atılacak bir sonraki adım, mahkemenin bir iddianame hazırlaması ve ardından İmamoğlu ve diğer tutukluların yargılanması olacak olsa da henüz herhangi bir takvim belirlenmiş değil. Türkiye'de yargıya yönelik temel eleştirilerden biri, iddianame hazırlamanın ve mahkemeye çıkmanın uzun zaman alması. Tutuklular davaları görülmeden aylarca hatta yıllarca cezaevinde kalabiliyor. Örneğin Ümit Özdağ 63 gündür cezaevinde hakkındaki iddianamenin hazırlanmasını bekliyor.

CHP, İmamoğlu'nun olası cumhurbaşkanlığı adaylığına yönelik kamuoyu desteğine dair nabız yoklaması yapmak için 1,7 milyon üyesinin yanı sıra genel kamuoyuna açık bir iç ön seçim yaptı.

İdari olarak hem İBB Başkanı İmamoğlu hem de Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandılar, ancak terörle ilgili suçlamalardan -en azından mevcut aşamada- aklandılar. Bu da haleflerinin, ana muhalefet partisi CHP'nin çoğunlukta olduğu belediye meclisleri tarafından seçileceği ve belediye başkanlığının partinin elinde kalacağı anlamına geliyor. İBB ve Beylikdüzü belediye başkan vekillerinin bugün seçilmesi planlanıyor.

Öte yandan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ‘terörü desteklediği’ suçlamasıyla tutuklandı ve yerine seçimle vekil değil, kayyum atandı. Birçok kişi, yaygın protesto gösterileri olmasaydı, tutuklamalardan etkilenen muhalefete bağlı tüm belediyelere kayyum atanabileceğine inanıyor.

hyju
Tutuklanan İBB Başkanı ile dayanışma için İstanbul'da düzenleen yürüyüşte göstericiler pankartlar ve Türk bayrakları taşıdı, 23 Mart 2025 (AFP)

Muhalif politikacılar ve protestocular, yargıyı iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) lehine ‘açıkça önyargılı olmakla’ suçlayarak öfkelerini dile getirirken muhaliflere karşı hızlı ve kararlı bir şekilde hareket eden mahkemelerin -çoğunlukla gizli tanıkların ifadelerine dayanarak- eski başbakanlar, bakanlar ve belediye başkanları da dahil olmak üzere iktidar partisi yetkililerine yönelik belgelenmiş yolsuzluk ve suiistimal suçlamalarını görmezden geldiğini söylüyorlar.

Buna karşın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın destekçileri, muhalefeti ‘kaosu körüklemeye ve ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalışmakla’ suçluyor. Erdoğan'ın dünkü kabine toplantısının ardından sokaklara dökülen milyonları ‘vandallar’ olarak nitelendirmesi de tepkilere yol açtı. Muhalefet liderleri ve siyasi analistler, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu sözlerini, ‘destekçilerini harekete geçirmek ve kasıtlı olarak ortamı alevlendirmek suretiyle iktidarını güçlendirmek için toplumsal bölünmeleri istismar etmesinin bir başka örneği’ olarak değerlendirdiler.

Bu arada İmamoğlu'nun avukatları, mahkeme kararının yanı sıra üniversite diplomasını iptal eden bir diğer mahkeme kararını temyize götürmeye hazırlanıyor.

CHP, İmamoğlu'nun olası cumhurbaşkanlığı adaylığına yönelik kamuoyu desteğine dair nabız yoklaması yapmak için 1,7 milyon üyesinin yanı sıra genel kamuoyuna açık bir iç ön seçim yaptı. Türkiye'nin büyük şehirlerinde, belediye binalarından restoranlara kadar çeşitli mekanlarda oy verme merkezleri kuruldu.

Merkez Bankası, liranın yabancı para birimleri karşısında çöküşünü önlemek için müdahale ederek büyük miktarlarda döviz satışı yaptı. Rezervleri yaklaşık 25 milyar dolar azalttı. Bankacılık sektörü piyasa değerinin yüzde 25'ini kaybetti.

Tıpkı resmi seçimlerde olduğu gibi, insanlar sandık başına giderek İmamoğlu'nun fotoğrafı ve ‘adaylığını destekliyorum’ yazılı bir kağıdı sandığa attı. Bir günlük girişimin sonunda CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaklaşık 15 milyon kişinin İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklemek için oy kullandığını açıkladı. Bu kayda değer katılım, erken seçimlere yönelik halkın yaygın özleminin bir göstergesi olarak görüldü.

Olağan takvime göre Türkiye'de bir sonraki cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin 2028 yılında yapılması planlanıyor.

Anayasaya göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2028 yılında yeniden aday olamıyor. Ancak iktidardaki AK Parti bu engeli aşmaya kararlı görünüyor ve bunu yapmasına izin verebilecek birkaç anayasal mekanizma var. Meclisteki 600 milletvekilinden 360'ının anayasa değişikliği lehinde oy kullanması halinde, teklif referanduma sunulacak ve geçerli oyların çoğunluğunun desteğini alması halinde kabul edilecek. Eğer 400 milletvekili değişiklik lehinde oy kullanırsa, referanduma gerek kalmadan doğrudan kabul edilmiş olacak. AK Parti'nin 272, müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ise 47 milletvekili olmak üzere toplam 319 milletvekili bulunuyor. Ancak bu sayı gerekli olan 360 barajının altında kalıyor.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önünde bir seçenek daha var. O da Seçim tarihinden önce parlamentoyu feshetmek. Ancak bu seçenek Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ikinci dönemini tamamlamadığını iddia etmesine ve böylece yeniden aday olmasına olanak sağlayabilir.

Erken seçime gidilip gidilmeyeceği ve gidilirse Ekrem İmamoğlu'nun aday olup olamayacağı henüz bilinmiyor. Ancak muhalefetin alternatifi yok değil. CHP lideri Özel, acil durum planları olduğunu belirtti.

Bu arada Türkiye’nin halihazırda art arda gelen krizlerle sarsılan ekonomisi, son siyasi çalkantıların yansımalarından da etkilendi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2023 yılında bakanlık görevini devraldığından bu yana ekonomik dengeyi yeniden sağlamaya çalışsa da sınırlı ilerleme kaydedebildi. Resmi verilere göre enflasyon oranı yüzde 39,05'e düşse de bu rakamlara şüpheyle bakılıyor. Aynı şekilde veriler döviz rezervlerinin arttığına işaret ediyor. Türkiye'nin kredi notu uluslararası kuruluşlar tarafından yükseltildi.

Türkiye’nin önde gelen ekonomistlerinden Mahfi Eğilmez'e göre son olaylar ekonomiye ağır bir darbe vurdu ve borsa yaklaşık iki trilyon lira değer kaybetti. Büyük bir sermaye çıkışı yaşandı. Kamu borcu risk oranı (CDS) 250'den 328 baz puana yükseldi.

Merkez Bankası, liranın yabancı para birimleri karşısında çöküşünü önlemek için müdahale ederek büyük miktarlarda döviz satışı yaptı. Rezervleri yaklaşık 25 milyar dolar azalttı. Bankacılık sektörü piyasa değerinin yüzde 25'ini kaybetti.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla eş zamanlı olarak Trump'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ‘harika bir görüşme’ yaptığını ve ikili ilişkilerde ‘olumlu gelişmeler’ beklediğini açıkladı.

Bakan Şimşek'in istifa edebileceğine dair söylentiler vardı, ancak kendisi sosyal medya üzerinden bunu yalanlayarak piyasaların istikrarını sağlamak için çalışmalarına devam ettiğini vurguladı.

Uluslararası tarafların tutumları, jeopolitik çıkarların ilkelerin ve ‘siyasi gerçekçiliğin’ hukukun üstünlüğüne bağlılığın önüne geçtiğini açıkça yansıtıyor.

Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sanchez Amor'un Ankara’yı ‘tam teşekküllü otoriter bir devlete doğru tam hızla ilerlemekle’ suçlayan büyük sözler sarf etmesine rağmen daha önce daha az ciddi olaylar nedeniyle Ankara'yı çok daha fazla eleştiren Avrupa Birliği (AB) liderleri, ürkek ve sulandırılmış açıklamalar yapmakla yetindiler.

AB, insan hakları konularından ziyade Türkiye'nin savunma kapasitesini ve bölgesel güvenliğini güçlendirmek için iş birliği yapmasını sağlamakla ilgileniyor gibi görünüyor. Aynı şekilde ABD de doğrudan bir eleştiriden kaçındı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, Türkiye'nin iç meseleleriyle ilgili ayrıntılara girmeden, Washington'ın insan hakları ve adil yargılama konusundaki genel tutumunu yinelemekle yetindi.

v fgbhn
İBB Başkanı İmamoğlu’nun tutuklanmasını İBB binası önünde protesto edenler, 23 Mart 2025 (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla eş zamanlı olarak Trump'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ‘harika bir görüşme’ yaptığını ve ikili ilişkilerde ‘olumlu gelişmeler’ beklediğini açıkladı.

Öte yandan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın olası bir ABD ziyaretine hazırlık amacıyla ABD'li mevkidaşı Marco Rubio ile iki tarafı da ilgilendiren konuları görüşmek üzere yarın Washington'da olacak. Ancak İmamoğlu'nun tutuklanması ve buna eşlik eden siyasi krizin bu görüşmelerde öne çıkması pek olası görünmüyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
TT

İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, salı günü yaptığı açıklamada, İran’la bağlantılı Filistinli isimlerin “sığındıkları güvenli bir evde” öldürüldüğünü duyurdu. İsrail medyasındaki askeri muhabirler ise hedef alınan kişilerin Filistin İslami Cihad Hareketi’nin iki üst düzey yöneticisi olduğunu aktardı. Bunlardan biri, hareketin genel sekreter yardımcısı ve ikinci ismi Muhammed el-Hindi; diğeri ise askeri kanat Kudüs Tugayları’nın başındaki Ekrem el-Acuri.

İslami Cihad, İran’dan mali ve lojistik destek alan en büyük gruplardan biri olarak biliniyor. Ancak İsrail kaynaklarının aktardığı bilgilerde, saldırıda iki ismin birlikte mi yoksa yalnızca birinin mi hedef alındığı konusunda çelişkiler bulunuyor. İsrail’in Kanal 12 televizyonu saldırının İran’ın Kum kentinde Acuri ve bazı yardımcılarını hedef aldığını belirtirken, Kanal 14 ise Hindi’nin de hedefler arasında olduğunu öne sürdü.

Kanal 14’e göre yaklaşık dört gün önce gerçekleşen saldırı, yer altındaki tahkim edilmiş bir noktaya düzenlendi; hedefin tamamen imha edilmesi için onlarca mühimmat kullanıldı.

DSRFGT
Temmuz 2024’te Tahran’da, İran dini lideri Ali Hamaney, Hamas lideri İsmail Heniye ve İslami Cihad Hareketi Başkanı Ziyad en-Nehhale’yi kabul ederken (AFP)

İslami Cihad Hareketi ise haberin yazıldığı saate kadar (salı öğle saatleri) İsrail’in iddiaları hakkında resmi bir açıklama yapmadı. Ancak hareketten bir kaynak, Muhammed el-Hindi’nin İran’da bulunmasının “pek olası olmadığını” söyledi. Aynı kaynak, güvenlik gerekçeleriyle Hindi’nin hareketlerinin gizli tutulduğunu ve son teyitli bilgilere göre birkaç gün önce başka bir ülkede bulunduğunu ifade etti.

Hareket içindeki diğer kaynaklar da Hindi’nin Tahran ziyaretlerinin, 7 Ekim 2023’ten önce dahi sınırlı olduğunu ve son dönemde ciddi şekilde azaldığını belirtiyor.

Muhammed el-Hindi kimdir?

1955 doğumlu Muhammed el-Hindi, uzun yıllardır İsrail’in arananlar listesinde yer alıyor. Gazze’de bulunduğu dönemde hakkında birkaç kez suikast girişiminde bulunulurken, 2014’te bölgeden ayrılmasının ardından bu girişimlerin azaldığı belirtiliyor. Son yıllarda bulunduğu ülkeleri sık sık değiştirdiği ifade ediliyor.

Hindi, 2018’de Ziyad en-Nehhale’nin genel sekreterliğe gelmesinden önce hareketin üçüncü ismiydi. Önceki lider Ramazan Şallah’ın sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakmasının ardından Hindi, hareketin ikinci ismi konumuna yükseldi.

DF
Muhammed el-Hindi, İslami Cihad Hareketi Başkan Yardımcısı (Hareket’e bağlı ‘Filistin Bugün’ televizyonu)

Hindi’nin Hamas ile yakın ilişkileri olduğu, iki hareket arasındaki bağların güçlenmesinde önemli rol oynadığı biliniyor. Ayrıca Türkiye’deki bazı çevreler ve Müslüman Kardeşler ile ilişkiler geliştirdiği, son 10 yılda ise hareketin Katar ve Mısır gibi aktörlerle daha açık ilişkiler kurmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.

Ekrem el-Acuri kimdir?

60’lı yaşlarında olduğu belirtilen Ekrem el-Acuri, İslami Cihad içinde yalnızca askeri operasyonlar açısından değil, stratejik düzeyde de etkili bir isim olarak öne çıkıyor. Özellikle Gazze’de silahlanma faaliyetleri ve Kudüs Tugayları’nın yönetiminde uzun süredir kilit rol oynuyor.

Acuri’nin Hizbullah ile güçlü bağlara sahip olduğu, ayrıca geçmişte Suriye’de Beşşar Esad yönetimiyle yakın ilişkiler yürüttüğü belirtiliyor. Kaynaklara göre Acuri, İran Devrim Muhafızları açısından da kritik bir figür ve silah transferleri ile askeri planlamada önemli görevler üstleniyor.

FERF
Ekrem el-Acuri, İslami Cihad Hareketi’ne bağlı ‘Kudüs Tugayları’ komutanı (Harekete destek veren X platformu hesaplarından alınmıştır)

Uzun yıllardır hareketin askeri kanadını yöneten Acuri’nin, Gazze ve Batı Şeria’da askeri yapılanmayı geliştirdiği, ayrıca Lübnan ve Suriye’de de örgütsel kapasite inşa ettiği ifade ediliyor. 7 Ekim 2023 sonrasında Lübnan’dan yürütülen saldırılarda ve Hizbullah’a verilen destekte rol oynadığı da belirtiliyor.

Acuri daha önce Suriye’de iki kez suikast girişimine maruz kaldı; 2014’te bir saldırıdan kurtulurken, 2019’da evinin hedef alınması sonucu oğlu ve bazı yakınları hayatını kaybetti. Lübnan’da da en az bir kez suikast girişiminden sağ kurtulduğu biliniyor.

Hareket içinden bir kaynak, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana Acuri ile iletişimin kesildiğini belirtti. Başka bir üst düzey kaynak ise Acuri’nin yakın zamanda dolaylı bir elektronik mesaj ilettiğini, ancak yerinin bilinmediğini ifade etti.

EVFE
Suriye Sivil Savunma ekipleri, Mart 2025’te Şam’da İslami Cihad’ın üst düzey bir yöneticisini hedef alan İsrail hava saldırısının yapıldığı binayı inceliyor (AFP)

Kaynaklara göre Acuri, İran’a yönelik savaş öncesinde Lübnan’dan ayrılmayı planlıyordu; ancak bazı Arap ve İslam ülkeleri güvenlik ve hukuki gerekçelerle kendisini kabul etmedi. Bu nedenle Acuri’nin şu anda İran’da olabileceği değerlendiriliyor.

İsrail’in yaklaşık bir hafta önce, Acuri’ye yakın isimlerden Adham el-Osman’ı Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah’a ait bir “güvenli evde” düzenlediği saldırıyla öldürdüğü de belirtiliyor.


İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.


Dünya daha geniş kapsamlı bir savaşa mı sürükleniyor?

Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
TT

Dünya daha geniş kapsamlı bir savaşa mı sürükleniyor?

Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)

Christopher Phillips

Dünya bugün topyekun bir savaşın eşiğinde mi? İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırıları bazı çevrelerde bu konuyla ilgili endişe yarattı. İngiliz The Telegraph gazetesi 7 Mart’ta, ‘İngiltere’nin Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklenme olasılığına’ dair uyaran bir manşet yayınladı. Öte yandan NATO'nun eski üst düzey komutan yardımcısı Richard Shirreff, bu çatışmanın ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın son kıvılcımı olabileceği’ uyarısında bulundu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy de bir ay kadar önce, BBC'ye verdiği röportajda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i ‘Üçüncü Dünya Savaşı'nın fitilini ateşlemekle’ suçladı.

1945 yılındaki son dünya savaşının sona ermesinden bu yana, analistlerin ‘dünya savaşından’ söz etmeleri alışılmış bir klişe haline geldi, fakat bu kez durum farklı mı? Ukrayna ve İran'daki savaşlar mağdurlar için trajik olmasına rağmen, önceki dünya savaşlarına kıyasla bu çatışmalara yönelik küresel müdahalenin kapsamı hala sınırlı kalmaya devam ediyor. Ancak, Richard Shirreff’in dünyanın bugün tanık olduğu olayların daha geniş çaplı bir savaşın kıvılcımını ateşleyebileceği yönündeki görüşü doğru olabilir mi? Peki, son dönemdeki küresel jeopolitik değişiklikler, bu çatışmaların ‘dünya savaşlarına’ dönüşme olasılığını artırmada bir rol oynadı mı?

Bir dünya savaşına doğru sürükleniş

İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde, iletişim ve sanayi kapasitelerinin yetersizliği nedeniyle dünya savaşları imkansızdı. Çin’deki Üç Krallık Savaşı, Asya’daki Moğol istilaları ya da Avrupa’daki Otuz Yıl Savaşları gibi belli bir bölgede yaşanan çatışmalar her ne kadar korkunç olursa olsun, ‘dünya çapında’ değildi.

Ancak lojistik ve endüstriyel kapasitelerin bu genişlemeyi mümkün kılmasıyla durum değişti. 1914-1918 yılları arasında yaşanan Birinci Dünya Savaşı, ‘dünya savaşı’ olarak adlandırılan ilk savaş olsa da 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda Avrupa kıtasında yaşanan örneğin, Yedi Yıl Savaşları ve Napolyon Savaşları gibi çatışmalar, Kuzey ve Güney Amerika, Hindistan ve Karayipler'i de kapsayacak şekilde genişledi ve küresel bir boyut kazandı. Bu çatışmalar, 70'ten fazla ülkenin savaşa katıldığı ve çoğu sivil olmak üzere 75 milyondan fazla kişinin hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı'nda kanlı zirveye ulaştı.

Gelişmiş teknolojinin yardımıyla savaşlar küresel bir boyut kazandı; ancak bu savaşların kapsamını genişleten temel etken, iki savaşan taraf arasındaki çatışmanın daha fazla tarafı içine çekmesine olanak tanıyan ittifaklardı.

Bu savaşların, gemilerin ve daha sonra uçakların dünyanın en ücra köşelerine ulaşmasını sağlayan gelişmiş teknolojinin yardımıyla küresel bir nitelik kazandığına şüphe yok. Ancak aynı zamanda söz konusu savaşların kapsamını genişleten temel etken, iki savaşan taraf arasındaki çatışmanın daha fazla tarafı içine çekmesine olanak tanıyan ittifaklardı. Örneğin, bu tür ittifaklar, 1756'da Fransa ile İngiltere arasındaki rekabetin Kuzey Amerika'daki kolonileriyle sınırlı kalmayıp, Londra'nın müttefiki Prusya’nın (bugünkü Almanya'nın doğu kesiminde kurulmuş Berlin merkezli Alman krallığı), Avrupa'da Paris'in müttefikleri olan Rusya ve Avusturya’ya karşı savaşlar yürüttüğünü gördük. Öte yandan, İngiliz komutasındaki Hint askerler, Hindistan'da Fransız komutasındaki Hint askerlerle savaştı. Ayrıca Avrupa’daki karmaşık ittifaklar ağının, 1914 yılında Bosna'da bir Avusturya düküne yapılan suikastın kıtada bir çatışmanın fitilini ateşlemesi ve 1939 yılında Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesi, tarihin en yıkıcı savaşının başlamasına neden oldu.

fvgf
İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet roket fırlatma rampaları 1941 (AFP)

Ancak 1945'te bu savaşın sona ermesinden bu yana, dünya liderleri bu tür yıkıcı küresel çatışmaları önlemek için bilinçli çabalar sarf ettiler. Nükleer silahlar yoluyla kesinleşecek karşılıklı yıkım korkusu, ABD ve Sovyetler Birliği'nin hâkim olduğu iki kutuplu bir siyasi sistemin ortaya çıkması ve Birleşmiş Milletlerin (BM) kurulması, bu çabaları güçlendirmede önemli rol oynayan temel faktörlerdi. Savaşlar tamamen ortadan kalkmadı ve çoğu korkunçtu, ancak çoğu belirli bölgelerle sınırlı kaldı. Yayıldıklarında da bu ilgili bölge içindeydi, küresel düzeyde değildi. Örneğin, 1962 yılında Washington ve Moskova, büyük zorluklarla Küba konusunda doğrudan bir çatışmayı önleyebildi. Bunun yerine süper güçler, Vietnam, Afganistan ve Angola gibi yerlerde, dünya çapındaki iç savaşlarda rakip tarafları destekleyerek vekalet savaşları yürütmeyi tercih etti.

Ukrayna'daki savaşın aksine İran ile olan çatışma, hedef alınan ülkenin sınırlarının ötesine çoktan yayıldı. Tahran'ın misillemesi, insansız hava araçları (İHA) ve füzeler kullanılarak Körfez ülkeleri ve bölgedeki diğer yerlere ulaştı.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle dünya savaşları bir daha ortaya çıkmadı. ABD’nin ‘tek kutuplu’ hakimiyetiyle karakterize edilen 1991 sonrası dönemde, çoğu Washington'ın küresel egemenliğini dayatma arayışıyla kışkırttığı bir dizi savaş yaşandı. Ancak ABD’nin küresel hakem rolünü üstlenmesi, ona fiilen meydan okuyabilecek rakip bir ittifakın ortaya çıkmasını imkansızlaştırdı ve çatışmalar, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi yerel düzeyle sınırlı kaldı.

Çok kutuplu bir dünyada riskler artıyor mu?

Günümüzde çok kutuplu bir dünyaya geçiş tehlike çanlarını çaldırmalı. Çok kutupluluk, 1945'ten önce dünya savaşlarının patlak verdiği dönemde hâkim modeldi. Uluslararası ilişkiler uzmanları, çok kutupluluğun, çatışmayı tetikleyebilecek güç blokları arasında çok sayıda rekabetin varlığı nedeniyle, bu tür çatışmaların daha az olduğu ikili veya tek kutuplu sistemlere kıyasla, geniş çaplı çatışmaların çıkma olasılığını artırdığı görüşünde. Tüm bu endişelere rağmen, çok kutuplu dönemin henüz uluslararası ilişkiler uzmanlarının uyardığı ‘süper güçler’ çatışmasına tanık olmadığını belirtmekte fayda var.

dfv
İngiliz Kraliyet Donanması'na ait HMS Dragon destroyer gemisi, bölgedeki İngiliz savunmasına takviye sağlamak üzere Portsmouth Kraliyet Donanma Üssü'nden ayrılıp Doğu Akdeniz'e doğru yola çıktı, 10 Mart 2026 (AFP)

Ukrayna’daki Savaş, süresinin uzunluğuna ve şiddetine rağmen, şu ana kadar Soğuk Savaş döneminde görülen vekalet savaşlarına benziyor. Ukrayna’nın destekçileri olan ABD ve Avrupa güçleri, savaşa doğrudan müdahil olmaktan kaçındılar. Kiev'e para ve silah sağlamakla yetindiler. Bu tıpkı Washington’ın 1980’li yıllarda Afgan mücahitleri silahlandırmasına ya da Çin ve Sovyetler Birliği'nin Vietkong'u (Ulusal Kurtuluş Cephesi- NLF) silahlandırıp eğitmesine benziyor. Benzer şekilde, İran'a karşı savaş da şu ana kadar ABD'nin tek kutuplu hakimiyeti dönemindeki çatışmaları da andırıyor. ABD’nin 2000’li yıllarda Irak ve Afganistan'ı işgal ettiği, 1999 yılında Sırbistan'ı bombaladığı gibi, İran'a karşı başlattığı savaş da eşitliğin olmadığı bir çatışma oldu. ABD ve müttefiki İsrail, ezici bir askeri üstünlüğe sahipler ve süper güçlerden bir rakibe karşı değil, kendilerinden çok daha zayıf bir bölgesel güce hakimiyetini dayatmaya çalışıyorlar.

Ancak İran ile savaş, Ukrayna'daki savaşın aksine, hedef alınan ülkenin sınırlarının ötesine çoktan yayıldı. Tahran'ın misillemesi, İHA’lı ve füzeli saldırılarla Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel hedeflere kadar uzandı. Hizbullah'a yönelik destek saldırıları ise İsrail'i Lübnan'ı çatışmanın merkezine yerleştiren geniş çaplı bir harekât başlatmaya itti. İran'ın müttefikleri olan Husiler, Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) ve Hamas, bulundukları Yemen, Irak ve Filistin'i çatışmayı genişletmek için birer arena olarak görebilirler, ancak Ortadoğu ve dünya ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkilerine rağmen, bu durum bir küresel çatışmaya dönüşmeyecektir. Çatışmanın bu düzeye ulaşması için küresel güçlerin müdahalesi gerekli olsa da böyle bir şey şu anda olası görünmüyor.

Eğer Trump İran'da ya da Putin Ukrayna'da başarılı olursa, onların ya da onlardan sonra geleceklerin başka yerlerde de aynı yönteme başvurma olasılığı artar mı?

İran hem Rusya hem de Çin ile yakın ilişkilere sahip olsa da 1756'da İngiltere ile Fransa'yı ya da 1914'te Avrupa güçlerini bir araya getiren ittifaklara benzer bir askeri ittifaka sahip değil. Rusya, Tahran ile İHA’ların kullanımı konusunda deneyimlerini paylaştı ama bu durum Ukrayna ve İran savaşlarını, örneğin, 1941'den sonra İkinci Dünya Savaşı'nın bir parçası haline gelen Çin-Japonya Savaşı'nda olduğu gibi, tek bir bağlantılı çatışmanın parçası haline getirmez. Hatta Başkan Donald Trump, Rus petrolünün pazara girişini kolaylaştırmak için Moskova'ya yönelik yaptırımları geçici olarak hafifletti; bu da İran ve Rusya'yı tek düşman olarak gören bir hükümetin davranışını yansıtmıyor.

Normların yıkılması

Şu anda Ukrayna’daki savaşın ya da İran’a karşı savaşın, genişleyip küresel çatışmalara dönüşebileceğini hayal etmek zor. En büyük tehlike, bu savaşların daha da tırmanabilecek yeni bir çatışma dönemine zemin hazırlaması olacaktır. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Putin ve Trump, savaşlarını başlatırken uluslararası teamülleri hiçe saydılar. İkisi de İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki çoğu çatışmada olduğu gibi, BM’de haklarını savunmaya ya da uluslararası destek toplamaya çalışmadı. Her ikisi de eylemlerini meşrulaştırmak için gerekçeler bulsa da bu gerekçelere ikna olan çok az kişi var ve çoğu insan bunu süper güçlerin bir güç gösterisi olarak görüyor. Bu da diğer küresel güçlerin kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için onların izinden gitme olasılığını artırıyor.

cd
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Umman Körfezi'nde, ABD'nin USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde bulunan F-18 tipi uçaklar, 15 Temmuz 2019 (Reuters)

Çin’in Tayvan’ı bir şekilde hedef almasını, Etiyopya'nın Eritre'ye baskı uygulamasını ya da Hindistan'ın Keşmir'de daha derin bir ilerleme kaydetmesini görebilir miyiz? Trump İran'da, Putin ise Ukrayna'da başarılı olursa, onların ya da onlardan sonra geleceklerin başka yerlerde de aynı yönteme başvurma olasılığı artar mı? Uluslararası ilişkiler araştırmacıları, çok kutuplu bir dünya sisteminde, hedeflerine ulaşmak için güç kullanmaya hazır aktörlerin sayısı arttıkça, çatışma çıkma olasılığının da arttığına işaret ediyor. Böyle bir ortamda, ülkeler gelecekte kendilerini savunmak için 1914 yılında görüldüğü gibi askeri ittifaklar kurmaya çalışacaklardır ki, İran şu anda böyle bir ittifaka sahip değil. Tüm bunlar, şu anda uzak görünse de gelecekte bir dünya savaşının patlak verme olasılığını artırıyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.