PKK kendini feshetti, Türkiye ve bölge için yankıları neler olacak?

Silahlı mücadeleden demokratik siyasete

PKK elebaşısı Murat Karayılan, 12 Mayıs'ta Kuzey Irak'ta açıklanmayan bir yerde düzenlenen 12. Kongrede örgütün kendini feshettiğini duyurdu.
PKK elebaşısı Murat Karayılan, 12 Mayıs'ta Kuzey Irak'ta açıklanmayan bir yerde düzenlenen 12. Kongrede örgütün kendini feshettiğini duyurdu.
TT

PKK kendini feshetti, Türkiye ve bölge için yankıları neler olacak?

PKK elebaşısı Murat Karayılan, 12 Mayıs'ta Kuzey Irak'ta açıklanmayan bir yerde düzenlenen 12. Kongrede örgütün kendini feshettiğini duyurdu.
PKK elebaşısı Murat Karayılan, 12 Mayıs'ta Kuzey Irak'ta açıklanmayan bir yerde düzenlenen 12. Kongrede örgütün kendini feshettiğini duyurdu.

Ömer Önhon

Kırk yıldan fazla bir süredir Türkiye'ye karşı kanlı bir çatışma yürüten silahlı örgüt PKK, pazartesi günü kendini feshetme ve silahlı mücadelesini sonlandırma niyetini teyit ettiği tarihi ve benzeri görülmemiş bir duyuru yaptı.

Geçtiğimiz hafta örgütün konuşlanmış bulunduğu Kuzey Irak'ta düzenlenen kongrenin yayınlanan sonuç bildirgesinde şu ifadeler yer aldı: “PKK tarihi misyonunu tamamladı ve pratikleşme süreci Önder Apo (örgütün kurucusu Abdullah Öcalan'a atıfta bulunulmaktadır) tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere örgütsel yapısını feshetme kararı almıştır.”

 Açıklamada şunlar da eklendi: “PKK'nın mücadelesi, halkımız üzerindeki inkâr ve imha siyasetini parçaladı, Kürt sorununu demokratik siyaset yoluyla çözme noktasına getirdi.”

Şubat ayında, Türkiye'de 20 yıldan fazla süredir tutuklu bulunan örgütün lideri, örgütün feshedilmesini görüşmek üzere bir kongre toplanması çağrısı yapmıştı.

PKK, 5-7 Mayıs tarihleri ​​arasında düzenlenen 12. Kongresi’nin ardından 8 Mayıs'ta kısa bir açıklama yaparak “büyük” bir duyuru yapacağına işaret etti.

Fesih kararının, komşu Irak ve ABD ile müttefik Kürt güçlerinin aktif olduğu Suriye de dahil olmak üzere bölge için geniş siyasi ve güvenlik sonuçlarının olması bekleniyor. Bu duyuru önemine rağmen, kesin bir atılım teşkil etmiyor. Örgüt ile Türk hükümeti arasında devam eden müzakereler hakkında bilgili kaynaklara göre, birçok sorun hâlâ çözülmemiş durumda. Bu kaynaklar, duyuruyu kamuoyu baskısını hafifletmeyi, eleştirileri savuşturmayı ve yavaş da olsa bir ilerleme kaydedildiği mesajı iletmeyi amaçlayan geçici bir adım olarak tanımlıyor.

PKK, 52 yıl önce Abdullah Öcalan tarafından kuruldu ve 40 binden fazla insanın hayatına mal olan silahlı bir mücadele yürüttü. Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor

Görünüşe göre var olan engeller ortadan kaldırıldı ve örgüt sonunda uzun zamandır beklenen duyuruyu yayınladı. Uygulanıp uygulanmayacağı ve duyurunun Türkiye içinde istenen etkiyi yaratıp yaratmayacağı henüz belli değil.

Terör örgütü olarak tanımlanan örgüt

PKK, 52 yıl önce Abdullah Öcalan tarafından kuruldu ve 40 binden fazla insanın hayatına mal olan silahlı bir mücadele yürüttü. Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği  (AB) tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor. Öcalan, 1999'dan beri Marmara Denizi'ndeki İmralı Adası'nda bulunan bir cezaevinde mutlak tecrit altında tutuluyor.

Terörsüz Türkiye olarak adlandırılan süreç, aşırı sağcı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli'nin geçen yıl 22 Ekim'de Öcalan'ı PKK ve faaliyetlerini sonlandırma çağrısı yapmaya davet etmesiyle başladı. Hükümet, örgütün resmi bir kongre düzenleyerek kendisini feshetme yönünde bir iç karar alacağından hareketle, süreci sıkı bir şekilde kontrol altında tuttu, seçici ve dikkatli bir bilgilendirme yapmakla yetindi.

 Kongreye yaklaşık 15 kişi katılırken haberler, Öcalan ve örgütün elebaşlarının video konferans yoluyla katıldığına işaret ediyorlar. Paralel olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) üçüncü büyük parti olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) temsilcileri ile hükümet yetkilileri arasında haftalarca gizli görüşmeler yapıldı.

Her iki taraf da bu görüşmeleri müzakere olarak tanımlamaktan çekinse de aslında öyleler. Bu sürecin bir parçası olarak, DEM Parti heyetleri Öcalan'ı cezaevinde ziyaret etti, Kuzey Irak'taki örgütün lider kadrosuyla istişarelerde bulundu ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Irak'taki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Suriye'deki Halk Koruma Birlikleri (YPG) dahil olmak üzere Kürt siyasi gruplarla görüştü.

Duyurunun detayları henüz belirsizliğini koruyor. Örgütün silahlarını ne zaman ve nerede bırakacağı henüz belirsiz bir konu. Kararın uygulandığı nasıl doğrulanacak? Genel af çıkacak mı? Terör ve kasten öldürme suçundan aranan militanların kaderi ne olacak?

Talepler listesi

Siyasi cephede, PKK'nın bir talepler listesi sunduğu ve Türk hükümetinin karşılığında vaatlerde bulunduğu düşünülüyor. Bununla birlikte henüz hiçbir ayrıntı yayınlanmadı. Hükümet, hiçbir taviz verilmediğinde ısrar ediyor ve bu inanılması zor bir iddia. DEM Partisi heyetinin önde gelen üyelerinden Pervin Buldan, şimdi demokratikleşme alanında adımlar atmak için sıranın Türkiye'de olduğunu söyledi. DEM Partisi'nin Merkez Yürütme Kurulu’nun önümüzdeki hafta başında net bir yol haritası ve belirli bir talepler listesi açıklamak üzere toplanması bekleniyor.

PKK'nın duyurusunda, bu kararların pratikleşmesinin Abdullah Öcalan'ın sürece liderlik etmesini ve yönlendirmesini, demokratik siyasi faaliyet hakkının tanınmasını ve sağlam yasal güvencelerin sunulmasını gerektirdiği belirtildi.

Bunlar son derece hassas konular ve aynı zamanda barış için koşullar gibi görünüyor.

Avrupa Konseyi Ankara'yı birçok alanda eleştirdi, ancak barış müzakerelerini Kürt sorununu barışçıl ve sürdürülebilir bir şekilde çözmeyi amaçlayan “önemli bir fırsat” olarak nitelendirdi.

PKK, Öcalan'ın serbest bırakılmasını talep etti ve birçok gözlemci kendisine af çıkarılacağına inanıyor. Ancak Öcalan'ın Türk makamlarına, esas olarak suikast ve provokasyon korkusuyla adayı terk etmek istemediğini ve bunun yerine yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve koruma talebini ilettiği bildirildi.

PKK'ya karşı yıllardır süregelen düşmanlığa rağmen, Türk kamuoyunda bu gelişmelere karşı yaygın bir öfkeye tanık olunmadı. Hükümetin propaganda makinesi hakim olan anlatıyı kontrol etmeyi başardı. Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi'ni (CHP) hep DEM Partisi aracılığıyla PKK ile iş birliği yapmakla suçlayan iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ise şimdi aynı taraflarla müzakereler yürütüyor. Türk milliyetçilerinin potansiyel muhalefeti kontrol altında tutuluyor, hatta doğrudan bastırılıyor.

Zafer Partisi lideri ve AKP-MHP ittifakının açıkça muhalifi olan Ümit Özdağ, Ocak ayında tutuklanarak cezaevine gönderildi. Suriyeli mültecilere karşı nefrete tahrik ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret etmekle suçlandı. Ancak birçok kişi tutuklanmasının kamuoyunu Öcalan'ın serbest bırakılmasına karşı kışkırtma ve barış sürecini sarsma potansiyeline sahip olmasından kaynaklandığına inanıyor.

xscdfvgrt
12 Mayıs'ta Diyarbakır’daki bir kahvehanede PKK’nın fesih açıklamasını televizyondan takip eden erkekler (AFP)

Özdağ da yargılanması sırasında kendisini Öcalan'ın serbest bırakılmasını kolaylaştırmak için hapse atılan bir “siyasi rehine” olarak tanımladı. Uluslararası alanda süreç ihtiyatlı bir onayla karşılandı. AB ve ABD hâlâ PKK'yı terör örgütü olarak listelese de, varlığını Türkiye'de Kürtlerin özgürlükler konusunda uzun süredir yaşadığı mahrumiyetin bir yansıması olarak görüyorlar ve bu tutum Ankara ile aralarında uzun süredir gerginlik yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil olmak üzere Türk yetkililer, AB'yi Avrupa'daki PKK faaliyetlerine göz yummakla ve böylece terörizmi desteklemekle suçluyorlar.

Önemli bir fırsat

Her şeye rağmen, Avrupalı liderler Türkiye'de devam eden sürece desteklerini ifade ettiler. Avrupa Konseyi, birkaç gün önce yayınladığı son raporunda Ankara'yı birçok alanda eleştirdi ancak barış müzakerelerini Kürt sorununu siyasi, sosyal, demokratik ve güvenlik düzeylerinde barışçıl ve sürdürülebilir bir şekilde çözmeyi amaçlayan “önemli bir fırsat” olarak nitelendirdi.

Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın karşı karşıya olduğu en önemli meydan okumalardan biri, ülkedeki Kürtler ve özellikle de Halk Koruma Birlikleri (YPG) ile başa çıkma meselesidir

Türkiye içinde, CHP, hükümete karşı yürüttüğü açık savaşa ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun hapse atılmasının ardından gösteri ve protestolar düzenlemesine rağmen, bu sürece karşı çıkmadı. Partisinin Van'da düzenlediği gösteride, CHP lideri Özgür Özel, örgütün yakında silah bıraktığını açıklaması yönündeki umudunu dile getirdi. AK Parti’nin Doğu Anadolu bölgesinde DEM Partisi'nin seçilmiş belediye başkanlarını görevden alma ve yerlerine kayyum atama kararlarını kınadı.

Örgütün kendisini feshettiğini ve silah bırakacağını duyurması ile birlikte, ülke için yeni bir anayasa taslağının hazırlanması da dahil olmak üzere sürecin yeni bir aşaması başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın danışmanlarından biri olan Mehmet Uçum da temel aşamanın tamamlandığını ve şimdi demokrasi ve hukuk alanlarında kapsamlı reformların uygulanmasına geçileceğini söyleyerek buna işaret etti.

df
PKK’nın kendisini feshettiğini duyurmasının ardından Diyarbakır'daki tarihi Sur ilçesi 12 Mayıs  (AFP)

Bu sürecin hükümete fayda mı zarar mı sağlayacağı ise belirsizliğini koruyor. Ancak kamuoyu yoklamaları, eğer şimdi seçimler yapılırsa Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden seçilmesinin neredeyse imkansız göründüğüne işaret ediyor. Çoğu Türk, felç edici ekonomik krizden ve otoriterliğe doğru hızlı kayıştan ciddi şekilde etkilendi. Örgütün kendisini feshetmesi ve Türkiye'de terörün sona erdirilmesi belki Erdoğan'ın popülaritesini yeniden kazanmasının önünü açabilir, ama ekonomik ve politik sorunların devam etmesi onu her zamankinden daha savunmasız bırakabilir.

Suriye boyutu

Suriye boyutu bu denklemde önemli bir unsur. Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın karşı karşıya olduğu en önemli meydan okumalardan biri, ülkedeki Kürtler ve özellikle de YPG ile nasıl başa çıkacağı meselesi.

Bu birlikler PKK ile yakın bağlarını sürdürüyorlar ve safları içinde bazı kadroları bulunuyor. Şam'ın şiddetle reddettiği bir talep olan merkezi olmayan bir idari sistem kurulması da dahil olmak üzere çeşitli taleplerde bulundular.

Türkiye'deki devam eden gelişmeler büyük olasılıkla Suriye arenasına yansıyacak ve Suriye'deki durum da Türkiye'deki gelişmeleri etkileyebilir.



İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
TT

İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı savaşın yakında sona erebileceğini ima etti. Trump, ABD'nin planlanandan çok daha ileride olduğunu ve ABD-İsrail ortak askeri operasyonlarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Ancak ABD Savaş Başakanlığı (Pentagon) aynı gün, sosyal medya üzerinden ‘Merhamet yok’ ve ‘Savaş daha yeni başladı’ başlıklı iki güçlü açıklama yayınlayarak tamamen farklı bir mesaj verdi.

Trump yönetiminin İran ile savaş hakkındaki mesajları belirsiz ve kafa karıştırıcı görünüyorsa, bunun kasıtlı olarak yapıldığını aklımızdan çıkarmamalıyız. Karışık mesajlar ve çelişkili üslup, sadece kafa karışıklığı veya yetersizliğin sonucu değil, kasıtlı bir tutumdur.

Herkesi, tüm dünyayı, müttefikleri ve düşmanları da dahil olmak üzere, tahminlerde bulunmaya zorlayarak, çelişkili mesajlarla herkesi kafa karıştırıp, tüm dikkatleri sadece kendisine çekerek avantaj elde etmek Trump tarzı stratejik iletişimin temel bir özelliğidir.

Bu yaklaşım, hesaplanmış bir kaos gibi görünse de Trump'ın ekibinin savaş öncesindeki haftalarda benimsediği modelle uyumlu. Ekip, rejim değişikliği, İran halkını koruma, nükleer programla başa çıkma ve balistik füze tehdidine karşı koyma gibi çok çeşitli gerekçeler öne sürmüştü. Ancak bu yaklaşımın birikimli bir maliyeti vardı. Çünkü operasyonun birleştirici bir hedefi ve net bir merkezi mesajı olmadığından yönetimin askeri harekat için sağlam bir Amerikan desteği oluşturması zorlaştı. Kamuoyunun desteği, Washington'ın bu çatışmada tüketilen silahları yenilemesi için ihtiyaç duyduğu ek fonu elde etmesi için Kongre'nin onayını almasında gerekiyor.

İran'a karşı savaşın ilk günlerinde ABD halkının zayıf desteği

Savaş ikinci haftasına girerken, Amerikalıların çoğu Trump'ın savaşı yönetme şeklini eleştiriyor. NPR, PBS News ve Marist tarafından yapılan son ankete göre Amerikalıların yüzde 56'sı İran'a karşı savaşa karşı çıkarken, yüzde 44'ü savaşı destekliyor. Amerikalıların sadece yüzde 36'sı Trump'ın İran'a karşı tutumunu onaylıyor.

Bu rakamlar, askeri operasyonların başlangıcında Amerikan kamuoyunun görüşleri ile karşılaştırıldığında geçmişe kıyasla oldukça düşük. 2000’lerin ilk on yılında Irak ve Afganistan'da yürütülen savaşlar ile ikinci on yılda DEAŞ’a karşı yürütülen savaş, başlangıçta Amerikalıların çoğunluğunun desteğini almıştı. Ancak bu savaşların Amerikalıların hayatları ve vergi mükelleflerinin parası açısından maliyeti arttıkça bu destek zamanla azaldı.

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor. Geçtiğimiz ay ‘Birliğin Durumu’ konuşmasını gerçekleştiren Trump, uzun konuşmasının sonunda İran'dan sadece kısaca bahsederken bunu çok çeşitli iç ve dış politika konularında ülke içindeki bölünmeleri derinleştirmek için kullandı.

gthy
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor.

Bunun yanında ABD’nin herhangi bir çatışmaya ilk günlerinde girmesi, her zaman ‘tek bayrak etrafında toplanma’ olarak bilinen bir eğilim yaratmıştır. Bu eğilim, Amerikalıların ABD ordusu tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında onları desteklemeleri şeklinde olur.

Ancak İran ile savaşın ilk günlerinde böyle bir durum yaşanmadı. Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri bu olabilir. Ara seçimlere dokuz aydan kısa bir süre kala, Trump yönetiminin en son istediği şey, bu popüler olmayan savaş başlamadan önce bile en düşük seviyelere gerileyen Başkanın popülaritesinin daha da azalması olacaktır. On Amerikalıdan altısı, başkanın genel performansından memnun olmadığını belirtiyor.

Bu savaşın Trump’a yükleyebileceği potansiyel bir siyasi yük, İran'a karşı savaşın neden olduğu yakıt fiyatlarındaki artışın, Amerikalıların onun ekonomi ve enflasyonu kontrol altına alma konusundaki tutumuna ilişkin görüşlerini daha da zayıflatma riski. Bu iki konu, Amerikan seçmenlerin en çok önem verdiği konular arasında yer alıyor. Reuters ve Ipsos tarafından geçtiğimiz hafta yapılan bir ortak anket, Amerikalıların yüzde 67'sinin İran'a yönelik saldırıların ardından yakıt fiyatlarının artmasını beklediğini gösterdi. Bu savaşın bir başka zayıf noktası da daha fazla Amerikan askerinin çatışmalarda hayatını kaybetme olasılığı.

Ancak Trump'ın İran'ı çevreleyen iç siyasi denklemde lehine çalışan bir faktör var. O da sağlam siyasi tabanı savaşa girme kararını destekliyor. Savaşın ilk haftasında yayınlanan bir başka ankette, Trump seçmenlerinin yüzde 84'ü, kendilerini ‘MAGA’ (Make America Great Again/Amerikayı Yeniden Harika Yap) destekçisi olarak tanımlayan muhafazakarların yüzde 94'ü dahil olmak üzere, Başkan Trump'ın İran'a karşı ABD saldırısı emri verme kararını desteklediğini belirtti.

vgrt
İran'ın başkenti Tahran'daki bir petrol deposunda çıkan yangın (AFP)

Savaşa girme kararının halkın desteğini alamaması, Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri olabilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere Trump'ın siyasi tabanındaki bu sadakat, destekçilerinin diğer çoğu konuda da onu destekleme şeklini yansıtıyor. Ancak, daha geniş bir bakış açısıyla, bu desteğin yoğunluğu, Amerikalıların çoğunluğunun İran'a yönelik yaklaşımını ve diğer birçok konuyu reddettiği daha kapsamlı bir görüşü gölgelediği için, zıt bir gerçeklik üzerinde durmak gerekir. Demokratlara gelince bu savaşa karşı büyük ölçüde birleşmiş olsalar da çoğunlukla açık stratejik alternatifler sunmadan eleştirmekle yetindiler.

Bu iç siyasi bağlamda, Trump'ın geniş bir kamuoyu konsensüsü oluşturmak için önemli bir çaba sarf etmeden İsrail ile birlikte İran'a savaş açma kararı riskli bir kumar gibi görünüyor. Bu karar, diğer bölgesel ortaklarla, özellikle de Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Ürdün gibi Washington'ın önemli Arap müttefikleriyle yakın iş birliği veya yeterli destek olmadan İsrail ile koordineli olarak savaşı başlatma kararının bir uzantısıdır. Nihayetinde, İran'a karşı savaş konusunda Amerikan kamuoyunun görüşü, sahada yaşananlara göre şekillenecek.

İlk gün İran rejiminin üst düzey liderlerinin ortadan kaldırılmasıyla savaş alanında elde edilen taktiksel başarılar, Trump yönetimi Amerikalılara bu savaşın nihai hedefi konusunda daha net bir bilgi vermedikçe, elde edilebilecek en büyük başarı olarak kalabilir. Savaş ne kadar uzun sürerse, Trump için siyasi maliyeti de ve riskleri de bir o kadar artacak.


Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
TT

Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)

İran cumhurbaşkanının oğlu bugün yaptığı açıklamada, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in İsrail ve ABD ile savaşta yaralandığına dair haberlere rağmen “iyi” olduğunu vurguladı.

Hükümet danışmanı Yusuf Pezeşkiyan, Telegram kanalında yaptığı paylaşımda, “Mücteba Hamaney'in yaralandığı haberini duydum. Geniş bir bağlantı ağına sahip bazı arkadaşlarıma sordum. Allah’a şükür, iyi olduğunu söylediler” ifadelerini kullandı.Şarku'l Avsat'ın basında yer alan bazı haberlerden edindiği bilgiye göre yeni lider babasına yapılan saldırıda ayağından yaralandı ve iyileşme sürecinde.

Mücteba Hamaney'in, 28 Şubat'ta savaşın ilk gününde öldürülen babası Ali Hamaney'in halefi olarak seçildiğinin açıklanmasının ardından, devlet televizyonu onun hayatının önemli anlarını anlatan bir haber yayınladı ve “Ramazan savaşında yaralandığını” ifade etti.


Hürmüz Boğazı’nın geçilmesine eşlik edecek bir ‘misyon’ oluşturmak için Avrupa senaryoları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Hürmüz Boğazı’nın geçilmesine eşlik edecek bir ‘misyon’ oluşturmak için Avrupa senaryoları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa ülkeleri, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşta kendilerini dışlanmış hissediyor. Avrupa başkentleri, ABD yönetiminin İran’a yönelik askeri planları hakkında önceden bilgilendirilmediklerini ve bu planlar konusunda kendileriyle herhangi bir istişare yapılmadığını belirtiyor. Ayrıca Washington’un daha sonra belirlediği strateji ve hedefler konusunda da Avrupa tarafına ayrıntılı bilgi verilmediği ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile birlik dışındaki Avrupa devletleri (başta Birleşik Krallık), savaşın ne zaman ve nasıl sona ereceğini ya da Washington ile Tel Aviv’in çatışmayı sonlandırmak için hangi şartlarda ısrar ettiğini de bilmiyor.

Öte yandan Avrupalılar, bölgeyle çok yönlü stratejik, siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilere sahip oldukları için bu savaşın sonuçlarından doğrudan etkileniyor. Özellikle enerji sektörü bu ilişkilerin merkezinde yer alıyor. Ayrıca ABD Hava Kuvvetleri’nin operasyonlarında Avrupa topraklarında bulunan üslerden veya Avrupa dışındaki bazı askeri tesislerden yararlanması da Avrupa’nın bu savaşta dolaylı fakat doğrudan çıkarlarının bulunduğunu gösteriyor. Bu üsler Hint Okyanusu’nda ve Körfez bölgesinde konuşlu askeri tesisleri de kapsıyor.

Tamamen savunma amaçlı bir tutum sergileme taahhüdü

Şu ana kadar Avrupa’nın askeri rolü, İran’a ait insansız hava araçları (İHA) ve füzeler karşısında Körfez ülkelerinin hava sahasını ve çıkarlarını korumaya yardımcı olmakla sınırlı kaldı. Bu görevi Fransa ve Birleşik Krallık üstleniyor. Her iki ülke de bazı Körfez devletlerinde hava ve deniz üslerine sahip bulunuyor. Söz konusu ülkelerle savunma anlaşmaları, askeri iş birliği düzenlemeleri, stratejik ilişkiler ve ortak çıkarlar da mevcut.

gth
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Charles de Gaulle uçak gemisinin mürettebatı arasında duruyor. Fotoğrafta bir Rafale savaş uçağının burnu görülüyor. (AP)

Körfez bölgesine en fazla angaje olan Avrupa ülkeleri Fransa ve Birleşik Krallık’ın yanı sıra İtalya olarak öne çıkıyor. Ancak İran’ın Batılı ülkelere baskı aracı olarak zaman zaman kapatmakla tehdit ettiği Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin aksaması ihtimali, bunun petrol fiyatlarını yükseltmesi ve Avrupa ile dünya piyasalarını etkilemesi, ayrıca enflasyon göstergelerini yukarı çekerek ekonomik döngüyü sarsması gibi riskler, Avrupalıları bu savaşa dahil olmaya iten başlıca faktörler arasında görülüyor. Bununla birlikte Avrupa’nın bu süreçteki rolü ‘tamamen savunma amaçlı’ bir tutumla sınırlı tutuluyor.

Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da durumu yeniden tanımlayarak Avrupa’nın hedefinin ‘tamamen savunma niteliğinde bir tutum sürdürmek ve İran’ın misilleme saldırılarına maruz kalan ülkelerin yanında yer almak’ olduğunu söyledi. Macron, bunun Avrupa’nın güvenilirliğini korumak ve bölgesel gerilimin düşürülmesine katkı sağlamak amacı taşıdığını ifade etti.

Macron, “Sonuçta amacımız seyrüsefer özgürlüğünü ve deniz güvenliğini garanti altına almaktır” dedi.

Bununla birlikte gündeme gelen soru, Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünü nasıl sağlayacağı ve bu misyonun hangi koşullar altında gerçekleştirileceğiyle ilgili planların niteliğine odaklanıyor. ABD Başkanı ise İran’ın bu hayati su yolunu kapatması halinde Tahran’a karşı en sert askeri saldırı seçeneklerine başvurabileceği tehdidinde bulunmuştu.

Bu süreçte Macron bir kez daha Avrupa’yı bu yönde harekete geçirmeye çalışan başlıca isim olarak öne çıkıyor. Macron, pazartesi günü Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) gerçekleştirdiği kısa ziyaret sırasında, riskler barındırabilecek bu misyona ilişkin vizyonunu da ortaya koydu. Planın uygulanması durumunda, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere eşlik edecek deniz unsurları ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve İran Silahlı Kuvvetleri arasında olası çatışmalar yaşanabileceği değerlendiriliyor.

Macron, GKRY Cumhurbaşkanı ve Yunanistan Başbakanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Tamamen savunma ve refakat niteliğinde bir misyon hazırlığı içindeyiz. Bu görev Avrupa ülkeleriyle ve Avrupa dışındaki ülkelerle iş birliği içinde hazırlanmalı. Amaç, çatışmanın en yoğun aşaması sona erdikten sonra mümkün olan en kısa sürede konteyner gemilerine ve tankerlere eşlik edilmesini sağlayarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli olarak yeniden açılmasına imkân tanımak” ifadelerini kullandı.

‘Hürmüz misyonu’ için Fransız liderliği

Macron, söz konusu fikri ilk gündeme getiren lider oldu. Macron, bu misyona öncülük etme konusundaki kararlılığını göstermek amacıyla Fransa’nın deniz unsurlarını ‘Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve Hürmüz Boğazı’na kadar’ uzanan bir hatta konuşlandırmaya hazır olduğunu açıkladı. Bu kapsamda sekiz fırkateyn, iki amfibi helikopter gemisi ve halen Yunanistan’a bağlı Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisi ile ona eşlik eden savaş gemilerinin görevlendirilebileceği belirtildi.

Bu planın hayata geçirilmesi durumunda Paris’in deniz gücünün yaklaşık yüzde 80’ini çatışma bölgelerine göndermeye hazır olduğu ifade ediliyor. Kararın önemine dikkat çeken Macron, dün akşam Savunma ve Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdı. Söz konusu toplantı, savaşın başlamasından bu yana gerçekleştirilen dördüncü oturum oldu. Konseyde yapılan görüşmeler ve alınan kararların ise gizli tutulduğu biliniyor. Fransız deniz gücünün önemli bir kısmı hâlihazırda Kıbrıs açıklarında konuşlanmış durumda.

Macron’a göre Paris, ilk aşamada bu deniz görev gücünü oluşturmak için Avrupa ülkeleriyle yoğun temaslar yürütüyor ve oluşumun uluslararası bir nitelik kazanması hedefleniyor. Fransız kaynakları, Körfez petrolüne olan bağımlılığı nedeniyle Hindistan’ın da bu göreve katılabileceğini değerlendiriyor. Aynı basın toplantısında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ise yeni misyonun yerine getirilebilmesi için ‘daha fazla Avrupa dayanışması’ çağrısında bulundu.

AB’nin 2024 yılında başlattığı ve İtalya’nın liderliğinde yürütülen Aspides misyonunun komuta merkezi Atina’da bulunuyor. Bu misyon, kuruluşundan bu yana Süveyş Kanalı’ndan Babu’l Mendeb Boğazı’na kadar uzanan hatta Kızıldeniz’de deniz trafiğinin korunmasına odaklanıyor. Hâlihazırda Fransız, Yunan ve İtalyan olmak üzere üç fırkateynden oluşan bu misyonun, Avrupalıların Hürmüz Boğazı’nı korumak için oluşturmayı planladığı yeni deniz gücüyle birleştirilmesi seçeneği üzerinde duruluyor.

Ancak planın ayrıntıları henüz tam olarak netleşmiş değil. Macron da Charles de Gaulle uçak gemisindeki subaylarla yaptığı görüşmede bunu kabul ederek, “görev gücünün çerçevesinin hâlâ şekillenme aşamasında olduğunu” söyledi. Bu ifade, misyonun kapsamı ve yapısının henüz kesinleşmediğine işaret ediyor.

Öte yandan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, pazartesi günü Ortadoğu’daki bazı liderlerle video konferans yoluyla gerçekleştirilen toplantının ardından yaptıkları açıklamada, AB’nin ‘deniz destek misyonlarını uyarlamaya ve güçlendirmeye hazır’ olduğunu vurguladı. Bu açıklama, uluslararası deniz güvenliği çabalarına katkı mesajı olarak yorumlandı.

Söz konusu deniz gücüne katılması beklenen Avrupa ülkeleri arasında, Aspides misyonuna dahil olan ülkelerin yanı sıra Almanya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Portekiz, Norveç ve İspanya da bulunuyor. Girişimin mimarı olması ve projede en aktif rolü üstlenmesi nedeniyle bu gücün komutasının Fransa tarafından yürütülmesi bekleniyor.

Misyonu başlatmak için iki koşul

Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik planın iki temel koşula bağlı olduğu belirtiliyor. Bunlardan ilki, söz konusu deniz gücüne katılmak isteyen Avrupa ve Avrupa dışındaki ülkelerin sağlayacakları katkı ve askeri unsurları net biçimde açıklamaları. İkincisi ise bu gücün konuşlandırılması ve görevine başlaması için uygun güvenlik ortamının oluşması.

c7kı8
(soldan sağa) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi (Reuters)

Bu çerçevede Macron, planlanan refakat ve destek görevinin amacının ‘savaşın en yoğun aşamasının sona ermesinin ardından mümkün olan en kısa sürede konteyner gemileri ile petrol tankerlerine eşlik edilmesini sağlayarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli biçimde yeniden açılmasını mümkün kılmak’ olduğunu ifade etti.

Macron, projeye güçlü destek vermesine rağmen Charles de Gaulle uçak gemisinin Hürmüz Boğazı çevresine gönderilmesini bir uluslararası koalisyon kurulmasına ve başka ülkelerin de bu göreve katılmasına bağladı.

Fransız kaynaklara göre bu büyüklükte ve bu kapasitede bir deniz gücünün oluşturulması, caydırıcı bir nitelik taşıyacak. Aynı kaynaklar, söz konusu gücün yaklaşık üç hafta içinde görevine başlamasının mümkün olabileceğini değerlendiriyor. Paris yönetimi ise bu gücün Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak için bölgede yürütülen ABD girişimlerinden ‘tamamen bağımsız’ kalmasını hedefliyor.

Buna karşılık, planlanan deniz gücünün İran tarafından gelebilecek olası saldırılara karşılık vermekten kaçınmayacağı da belirtiliyor. Avrupalı yetkililer, görevin başlamasının çatışmaların ve askeri gerilimin azalmasına bağlanmasının silahlı karşılaşma riskini azaltmayı amaçladığını ifade ediyor. Ancak aynı yetkililer, petrol ve doğal gaz akışının kesilmesinin Avrupa ekonomileri üzerinde yaratabileceği ciddi sonuçlar nedeniyle bu sürecin uzun süre ertelenmesinin de mümkün olmadığını vurguluyor.