Yükselen Aslan Operasyonu: İran'ın derinlerine yönelik bir İsrail istihbarat darbesi

Operasyonun kalbindeki aldatmaca

İranlı arama kurtarma görevlileri, 13 Haziran 2025'te Tahran'daki bir binaya düzenlenen İsrail saldırısının ardından enkazı kaldırıyor (Reuters)
İranlı arama kurtarma görevlileri, 13 Haziran 2025'te Tahran'daki bir binaya düzenlenen İsrail saldırısının ardından enkazı kaldırıyor (Reuters)
TT

Yükselen Aslan Operasyonu: İran'ın derinlerine yönelik bir İsrail istihbarat darbesi

İranlı arama kurtarma görevlileri, 13 Haziran 2025'te Tahran'daki bir binaya düzenlenen İsrail saldırısının ardından enkazı kaldırıyor (Reuters)
İranlı arama kurtarma görevlileri, 13 Haziran 2025'te Tahran'daki bir binaya düzenlenen İsrail saldırısının ardından enkazı kaldırıyor (Reuters)

Michael Horowitz

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail istihbaratı, Yükselen Aslan kod adlı son operasyonundan önce üst düzey İran askeri komutanlarının yerlerini başarıyla belirledi ve hareketlerini takip etti. Bu sayede İran Devrim Muhafızları Komutanı General Hüseyin Selami ve İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı General Muhammed Bakıri'yi hedef alan bir dizi hassas saldırı düzenledi. İki önemli isim olan Feridun Abbasi-Davani ve Muhammed Mehdi Tehrançi de dahil olmak üzere altı nükleer bilim insanı da yerlerini tam isabetle hedef alan saldırılarda öldürüldü.

Operasyon esas olarak İsrail Hava Kuvvetleri'nin saldırılarına dayansa da, en cesur aşamalarından biri görünüşe göre Mossad hücreleri tarafından İran topraklarının içinde yürütüldü. İsrail medyasının çeşitli haberlerine göre, Mossad komando ekipleri İran'ın karadan havaya füze rampalarının yakınındaki açık alanlara hassas güdümlü silah sistemleri konuşlandırdı. Hava saldırısının başlatılmasıyla birlikte bu sistemler aktive edildi ve bunlar da hassas füzeleri ateşleyerek İran’ın kalan hava savunma sistemlerini felç etti.

İsrail kaynakları, Mossad'ın ayrıca, saldırılardan çok önce ajanlar ağı aracılığıyla İran topraklarının derinliklerine soktuğu patlayıcı yüklü İHA’lar için gizli bir üs kurduğunu da bildirdi. Operasyon sırasında, bu İHA’lar aktive edildi ve Tahran yakınlarındaki bir askeri üsteki karadan karaya füze fırlatma rampalarına doğru ateşlendi.

İsrail, karada bu sistemleri konuşlandırmakla sınırlı kalmadı. Daha sonra, medya politikasında benzeri görülmemiş bir adım ile İsrail komandolarının İran içinde operasyonlar yürüttüğünü gösteren görüntüleri yayınladı

İsrail, karada bu sistemleri konuşlandırmakla sınırlı kalmadı. Daha sonra, medya politikasında benzeri görülmemiş bir adım ile İsrail komandolarının İran içinde operasyonlar yürüttüğünü gösteren görüntüleri yayınladı. Tel Aviv, daha önce belki de Tahran'a yükselen tansiyonu kontrol altına almak için biraz alan sunmak amacıyla, İran'ın derinliklerinde düzenlediği operasyonlarının ayrıntıları konusunda sessiz kalırdı. Ne var ki bu sefer İsrail, küçük patlayıcı yüklü İHA’lar kullanılarak İran hava savunma sistemleri ile balistik füzelerini hedef alan saldırıları gösteren videolar yayınlamak dahil olmak üzere operasyonun bazı ayrıntılarını kamuoyuna açıklamayı seçti.

xcvfdbg
13 Haziran 2025'te İsrail'in gerçekleştirdiği hava saldırısının ardından İran'ın Kermanşah şehrinden  dumanlar yükseliyor (AFP)

İHA'ların bu şekilde kullanılması, Ukrayna'nın Rusya'ya karşı gerçekleştirdiği son “Örümcek Ağı” operasyonunu hatırlatıyor. Bu operasyonda da Rus stratejik bombardıman uçaklarını vurmak için konteynerlerden ateşlenen İHA’lar kullanılmıştı. Bu gelişmeler, küçük İHA’ların savaşın doğasını kökten değiştirebileceğini gösteriyor.

Stratejik aldatma

Operasyon ayrıca İran'ı aldatmaya yönelik titiz bir çabayı da içeriyor. İsrail ve ABD, yaklaşan bir saldırının artan göstergelerine rağmen bir aldatma oyunu oynamış olabileceklerini ima eden ince mesajlar gönderdiler. Tel Aviv, ince ve karmaşık manevralara girişmek yerine “açık ve aleni” bir biçimde hareket etmeyi seçmiş gibi görünüyor ve bu da yaklaşan bir saldırıya dair bariz işaretler veriyordu; ne var ki şahsen ben de bu işaretleri yanlış yorumlayanlar arasındaydım.

Bu göstergeler arasında ABD'nin Irak, Bahreyn ve Kuveyt dahil olmak üzere birkaç ülkedeki büyükelçiliklerinin bir kısmını tahliye etme emrinin yanı sıra, Arap Körfezi'nde güvenlik seferberliği ve ABD Başkanı Trump ile Camp David'de birkaç üst düzey askeri komutan arasında yapılan üst düzey bir toplantı da yer alıyordu.

frghtyju
13 Haziran 2025'te İsrail'in hava saldırısının ardından İran'ın Kermanşah şehrinden dumanlar yükseliyor (Reuters)

Tahran bu hamleleri gerçek bir saldırının habercisi olarak anlamak yerine, muhtemelen bunları Cumartesi günü Umman Sultanlığı'nda yapılması planlanan müzakere turu öncesindeki baskı taktiğinin bir parçası olarak yorumladı. Olayların zamanlaması da bu algıyı güçlendirdi, çünkü İran yakın zamanda bir ABD teklifini reddetmiş ancak aynı zamanda diyaloğu sürdürme arzusunu dile getirmişti. Bu, İsrail çevrelerinde zaman kazanma amaçlı bir manevra olarak yorumlandı. Devam eden diplomatik temasların, Başkan Trump'ın bir İsrail saldırısına ilişkin çekincelerini ima eden aleni mesajları ile birleşmesi, İran liderliğinin bu göstergelerin müzakerelere başlamadan önce bir ön baskı araçlarından ibaret olduğuna inanmasına yol açmış olabilir.

Tahran bu hamleleri gerçek bir saldırının habercisi olarak anlamak yerine, muhtemelen bunları yeni bir müzakere turu öncesindeki baskı taktiğinin bir parçası olarak yorumladı

Bu da doğal olarak operasyonun ABD ile doğrudan koordinasyon halinde yürütülüp yürütülmediğine dair soruları gündeme getiriyor. İsrail’in, beklenen saldırıların bazı ayrıntılarını önceden Washington'a açıkça bildirdiği belli, ancak olayların sıralaması Trump yönetiminin sadece saldırıları onaylamakla kalmayıp, öncesinde yürütülen dezenformasyon kampanyasında önemli bir rol oynadığını da gösteriyor. Birkaç İsrailli yetkili, operasyondan önce İran nükleer tesislerini hedef almanın Tahran'ı taviz vermeye zorlamak için bir kaldıraç olarak kullanılabileceğini, aksi takdirde daha geniş çaplı bir tırmandırma ile karşı karşıya kalabileceğini belirtmişti.

Başkan Trump'ın saldırıdan sonraki paylaşımı bu izlenimi pekiştiriyor gibi görünüyor. Trump paylaşımında İran'a bir anlaşmaya varmak için “fırsat üstüne fırsat” tanıdığını vurguladı. “Planlanan bir sonraki saldırıların” “çok daha sert” olacağı konusunda uyardı ve Tahran'ı “çok geç olmadan” müzakerelere çağırdı.

Buna ek olarak, saldırının zamanlaması Trump'ın yeni bir anlaşma için verdiği iki aylık sürenin sonuna denk geldi ve bu zamanlama basit bir tesadüf olarak görülemez.

Çatışma nereye gidiyor?

Bölge şimdi benzeri görülmemiş yeni bir aşamaya girdi. Zira İsrail saldırısı, İsrail'in askeri ve stratejik hedeflerle dolu bir alanda İran hava sahasında tam kontrolü sağlamasının ardından daha geniş çaplı bir çatışmanın açılış salvosu olarak tasvir edildi.

Daha da önemlisi, Tel Aviv henüz birkaç önemli nükleer tesisi, özellikle de yerin derinliklerinde bulunan korunaklı Fordow yakıt zenginleştirme tesisini hedef almadı. Bu tür yerleri hedef almak, belki de Amerikan desteğiyle yapılacak daha kapsamlı ve karmaşık operasyonlar gerektiriyor. Ama İsrail muhtemelen bu operasyonları tek başına gerçekleştirecek kapasiteye de sahip.

İran nükleer programını hedef almanın yanı sıra, İsrail daha geniş çaplı hedefleri de vurabileceğini ima ediyor. Operasyonun adı olan “Yükselen Aslan” dolaylı olarak Şah döneminde İran ile ilişkilendirilen imparatorluk sembolüne atıfta bulunuyor. Bu da hedefin nükleer programı engellemek ile sınırlı olmadığını ve rejimin kendisini zayıflatmaya kadar uzanabileceğini gösteriyor. Dahası hassas bir şekilde düzenlenen suikast operasyonları, İsrail planının Tahran’ın nükleer gücünü etkisiz hale getirmekten daha iddialı olduğunu da gösteriyor.

uı8o9
İsrail saldırısıyla Tahran'da hasar gören binalardan birinin önündeki İranlılar (AFP)

İran’ın şimdi nasıl yanıt vereceğine karar vermesi gerekiyor. İsrail'in ilk saldırıları depoları ve balistik füze fırlatma rampalarını hedef alırken, İsrail güçlerinin İran hava sahasında serbestçe uçmaya devam etmesi, Tahran'ın uzun süreli bir çatışmada direnme ve dayanma şansını azaltıyor.

Bununla birlikte İran'ın füze ve insansız hava aracı cephaneliği İsrail'e gerçek bir zarar verme gücüne sahip olmayı sürdürüyor. Ancak İran'ın savunma doktrini, büyük ölçüde füze cephaneliği neredeyse tamamen çökmüş olan Hizbullah başta olmak üzere bölgesel müttefiklerin desteğine dayanıyor. Tahran, saldırıya verdiği iddia edilen destek nedeniyle misilleme olarak ABD'yi hedef alma yoluna da gidebilir ki bu ihtimal bazı İranlı yetkililer tarafından da ima edildi. Ancak böyle bir tırmandırma hamlesi, Başkan Trump'ı gelecekteki saldırılarda doğrudan Amerikan müdahalesine yeşil ışık yakmaya sevk edebilir.

Operasyonun adı olan “Yükselen Aslan” dolaylı olarak Şah döneminde İran ile ilişkilendirilen imparatorluk sembolüne atıfta bulunuyor ve bu da hedefin nükleer programı engellemek ile sınırlı olmadığını, rejimin kendisini zayıflatmaya kadar uzanabileceğini gösteriyor

İran'ın başvurabileceği en bariz gerilimi tırmandırıcı seçenek, Arap Körfezi'ndeki seyrüseferi ve enerji arzını tehdit etmek ki bu olasılık halihazırda değerlendiriliyor ve piyasaların performansına da yansıyor. Nitekim saldırının ekonomik etkisi hemen görüldü, Brent ham petrol fiyatları, borsa tüccarları ve simsarlarının devam edecek bir tedarik kesintisi olasılığını değerlendirmesiyle istikrara kavuşmadan önce yüzde 6'ın üzerinde yükseldi. Çatışmanın Körfez'e yayılmasının küresel yankıları olacaktır ve ABD’yi müdahale etmeye sevk edebilir. Ayrıca, İran'ın önemli ortaklarından biri olan ve bu hayati su yoluna büyük ölçüde güvenen Çin'i de kızdırabilir.

İsrail operasyonu, geniş kapsamlı sonuçları olan önemli bir gerilimi tırmandırma hamlesini temsil ediyor. İran'ın askeri ve nükleer altyapısının aldığı ağır darbeye rağmen, uzun vadeli etkisi belirsizliğini koruyor. Tahran'dan asimetrik bir yanıt gelme olasılıkları, bölgesel istikrarsızlık ihtimali ve küresel enerji tedariklerinin kesintiye uğraması, bunların hepsi bölgeyi riskli senaryolarla karşı karşıya bırakıyor. Bu saldırının tırmandırmayı caydırıp caydırmayacağı veya daha geniş bir çatışmayı ateşleyip ateşlemeyeceği, İran'ın önümüzdeki dönemde yapacağı seçimlere, uluslararası toplumun caydırıcılık dengesini koruyan ve Tahran'ın itibarını kurtarmasına olanak tanıyan diplomatik bir çözüm formüle etme becerisine bağlı olacaktır.



Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
TT

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün devam etmesinin ve ülkelerin birbirine güvenebilmesi için bölgede bir güvenlik anlaşmasının gerekliliğinin altını çizdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran ve ABD'nin ateşkesin önemini ve buna olan ihtiyaçlarını farkında olduklarını, İslamabad'da yapılan müzakerelerin ciddiyetlerini ortaya koyduğunu vurguladı ve aynı zamanda İsrail'in müzakereleri engellemeye çalıştığı konusunda uyarıda bulundu.

Fidan, Pakistan'daki görüşmelerin başarısız olmasına rağmen İran ve ABD'nin ateşkes konusunda samimi olduğunu belirterek, Washington ve Tahran'ın ilk tutumlarını ortaya koyduğunu kaydetti. Fidan, bugün Türkiye'nin Anadolu Ajansı muhabirleriyle yaptığı geniş kapsamlı basın toplantısında, “İlk tutumlar genellikle bir dereceye kadar sert olur, ardından taraflar arabulucuların desteğiyle bu tutumları birbirine yaklaştırmaya çalışır; tabii ateşkesin sağlanması, sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesi niyeti varsa” ifadelerini kullandı.

Fidan, Türkiye’nin İslamabad’daki müzakere taraflarıyla sürekli temas halinde olduğunu; ne tür bir katkı sunabileceğini değerlendirmek ve tıkanma noktalarını belirlemek amacıyla bunu yaptığını belirtti. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in müzakerelerle ilgili basın toplantısı düzenlediğini belirten Fidan, Vance'in açıklamalarının İran'ın nükleer dosyasında tıkanıklık varken masaya bir öneri konulduğunu gösterdiğini kaydetti.

İran tarafının ABD'nin önerisini değerlendireceğini ve “buna yanıt vereceklerini düşündüğünü” belirten Fidan, müzakere edilen konuların niteliği göz önüne alındığında 15 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmanın teknik olarak mümkün olmayabileceğini vurguladı.

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, müzakerelerin 45 ila 60 gün arasında bir süre daha devam etmesinin yeni bir ateşkes önerisini gerektirebileceğini belirtti ve İran'ın nükleer programı, özellikle de zenginleştirme konusunda “ya hep ya hiç” denklemine geri dönülmesinin ciddi engellere yol açabileceği uyarısında bulundu. “Bazı arabulucuların ve diğer ülkelerin desteğiyle bunu aşmaya çalışacağız” diyen Fidan sözlerine şöyle devam etti: “İsrail'in engelleyici rolünü her zaman hesaba katmak gerekir; bunu Amerikalılara ve diğer taraflara sürekli olarak söylüyoruz.”

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve Türkiye'nin buradaki silahlı güce katılıp katılamayacağı konusunda Fidan, bu konunun Türkiye'ye gündeme getirilmediğini ve tüm dünyanın istediğinin engelsiz uluslararası seyrüsefer özgürlüğü olduğunu vurguladı. Türkiye'nin tutumunun, boğazın barışçıl yollarla açılması gerektiği yönünde olduğunu ve silahlı bir uluslararası barış gücüyle müdahale etmenin çok zor olacağını düşündüğünü ifade etti.

Dışişleri Bakanı, İran ile müzakerelerin yapılması ve ikna yöntemlerine başvurulması gerektiğini söyleyerek boğazın mümkün olan en kısa sürede açılması gerektiğini belirtti.

Fidan, bölgedeki son gelişmelerin kapsamlı bir güvenlik yapısı oluşturulması ve ülkelerin güvenlik kapasitelerinin güçlendirilmesi ihtiyacını teyit ettiğini ve Türkiye'nin bölgede bir güvenlik anlaşması yapılması konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Bölgedeki sorunların temel nedeninin ülkeler arasındaki güven eksikliği olduğunu belirten Bakan, “Bu güveni inşa etmek için ülkelerin birbirlerinin egemenliğine saygı göstermeyi taahhüt ettikleri bir güvenlik anlaşması şarttır. Ekonomik kalkınma projeleri ve diğer projeler bu temele dayandırılabilir. İran savaşı sonrası dönemde bu sorunun kökten çözülmesini umuyoruz” şeklinde konuştu.


Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alma planının riskleri neler?

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nden geçen kargo gemileri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nden geçen kargo gemileri (Reuters)
TT

Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alma planının riskleri neler?

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nden geçen kargo gemileri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nden geçen kargo gemileri (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi akşamı Miami’de UFC müsabakalarını takip ederken, yardımcısı J.D. Vance Pakistan’da İran ile yürütülen müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlandığını açıklayarak barış umutlarına darbe vurdu.

Dünya, Beyaz Saray’ın tepkisini öğrenmek için fazla beklemek zorunda kalmadı. Trump dün sabah yaptığı açıklamada, hayati öneme sahip su yollarını kapsayan kapsamlı bir ‘deniz ablukası’ uygulamaya konulduğunu duyurdu. Söz konusu adımın, geçen şubat ayında başlayan ve küresel enerji ticaretini ciddi biçimde etkileyen savaşın seyrini değiştirmeyi hedeflediği belirtilirken, Trump yönetiminin bu çatışmadan çıkış konusunda ciddi zorluklar yaşadığı ifade edildi.

Karakas’tan Tahran’a

Trump, bu stratejik yön değişimiyle ‘Venezuela modeli’ olarak adlandırılan yaklaşımı hayata geçirmeyi hedefliyor. Bu modelin, Nicolas Maduro yönetimini zayıflatma sürecine benzer şekilde işlediği, ancak bu kez dünyanın en kritik deniz ticaret hatlarında uygulanacağı ifade ediliyor. Venezuela örneğinden esinlenen planın, İran’ın enerji ihracatını ve zorunlu geçiş ücretleri üzerinden elde ettiği gelirleri engelleyerek finansal kapasitesini zayıflatmayı amaçladığı belirtiliyor. Bugünden itibaren fiilen uygulanmaya başlayacağı aktarılan deniz ablukasının, İran’ın petrol ihracatını durdurarak ekonomik kaynaklarını kısıtlamayı hedeflediği bildiriliyor.

dsfvfdvb
Umman’ın Musandam vilayeti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda bir gemi (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın Fox News’ten aktardığı habere göre Trump yaptığı açıklamada sert bir ton kullanarak, “Tam bir abluka uygulayacağız. İran’ın petrol satışından para kazanmasına izin vermeyeceğiz. Bunu Venezuela’da yaptık ve burada da benzerini, ancak çok daha büyük ölçekte yapacağız” ifadelerini kullandı.

Enerji istikrarına ve ateşkese yönelik doğrudan tehdit

Analistler, söz konusu askeri operasyonun küresel enerji piyasalarında benzeri görülmemiş bir istikrarsızlık yaratma riski taşıdığını ve bunun, savaşın ilk dönemlerindeki artışları da aşabilecek yeni bir petrol fiyatı dalgasına yol açabileceğini belirtiyor.

Riskin yalnızca ekonomik boyutla sınırlı olmadığı, aynı zamanda geçtiğimiz salı günü sağlanan kırılgan ateşkesi de tehdit ettiği ve doğrudan yeni çatışma ihtimalini gündeme getirdiği ifade ediliyor.

Bu bağlamda, Washington’daki Defense Priorities adlı enstitünün askeri analiz direktörü Jennifer Kavanagh, boğazın tamamen kapatılmasının fiyatlarda sert bir sıçramaya neden olacağını ve bunun ABD yönetimini ağır uluslararası baskı altına sokacağını söyledi.

Kavanagh ayrıca bu kararın, Trump’ın içinde bulunduğu ‘hayal kırıklığını’ açık biçimde yansıttığını ve şubat ayında başlayan savaştan çıkış için elinde kalan seçeneklerin azaldığına işaret ettiğini ifade etti.

Olası jeopolitik riskler şu başlıklarda özetleniyor:

- Uluslararası desteğin zayıflaması: Enerji arzındaki baskı, Washington’un bölgedeki sert politikalarına yönelik müttefik tepkilerini artırabilir.

- Diplomatik sürecin çökmesi: Deniz ablukası, mevcut ateşkesi kalıcı bir barış anlaşmasına dönüştürme ihtimalini fiilen ortadan kaldırabilir.

- Fiyat şoku: Piyasa uzmanları, yeni arz kesintilerinin küresel ekonomiyi sarsabileceğini ve bu durumun hem dünya ekonomisine hem de İran iç dinamiklerine aynı anda zarar verebilecek ‘çift yönlü bir baskı’ oluşturacağını değerlendiriyor.

Küresel enflasyon ‘ölümcül bir sarmalın’ içinde

Şok etkisinin yalnızca petrol piyasalarıyla sınırlı kalmayacağı belirtiliyor. Uzmanlar, gübre ve helyum fiyatlarının da artmaya devam edebileceği uyarısında bulunuyor. Bu iki ürünün gıda üretimi ve yarı iletken sanayi gibi kritik sektörler için temel girdiler olduğu hatırlatılarak, küresel enflasyonun hızlanabileceği ifade ediliyor. Barclays ise enerji tesislerine yönelik saldırıların yol açtığı ‘ekonomik izlerin’, özellikle Asya’daki yükselen ekonomilerin tedarik zincirleri üzerinde uzun süreli bir baskı oluşturabileceğini belirtiyor. Öte yandan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın küresel büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmeye ve enflasyon beklentilerini yükseltmeye hazırlandığı aktarılıyor.

Çin ateş hattında

Hürmüz Boğazı’na yönelik ABD ablukası, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin’i Donald Trump yönetimiyle doğrudan ve kritik bir karşı karşıya gelişin içine sürüklüyor. Pekin’in İran petrolünün en büyük ithalatçısı olmaya devam ettiği, savaşın başlamasından bu yana boğaz üzerinden yapılan sevkiyatların sürmesinin ise Tahran için hayati bir ekonomik hat oluşturduğu ve ABD iradesine açık bir meydan okuma niteliği taşıdığı belirtiliyor.

Analistlere göre İran petrolünü taşıyan tankerlerin tamamen engellenmesi, Çin’e giden bu hayati enerji akışını kesme riski taşıyor. Bu durumun, özellikle ABD-Çin ticaret gerilimi kapsamında zaten hassas olan ilişkileri daha da tırmandırabileceği ve gerilimi benzeri görülmemiş seviyelere çıkarabileceği ifade ediliyor. Söz konusu gelişmelerin, Donald Trump’ın gelecek ay Çin’e yapması planlanan ziyareti öncesinde yaşanması ise dikkat çekiyor.

ABD’nin baskıları yalnızca deniz ablukasıyla sınırlı kalmadı; Washington yönetiminin, Çin’in Tahran’a gelişmiş savunma ekipmanı sağlaması halinde Çin’den yapılan ithalata yüzde 50’ye varan ek gümrük vergileri uygulayabileceği yönünde tehditte bulunduğu aktarılıyor. Bu adım, Pekin’i enerji güvenliği ile ABD ile olan ticari çıkarları arasında zor bir denge kurmaya itiyor.

Bazı uzmanlar Donald Trump’ın bu tehditlerden geri adım atabileceğini düşünse de, Çin’in doğrudan hedef alınması stratejisinin küresel yanlış hesaplama riskini artırdığı ve olası bir krizin yalnızca Ortadoğu ile sınırlı kalmayarak küresel ticaret düzeninin merkezine kadar uzanabileceği değerlendiriliyor.

İslamabad’ın perde arkası

ABD’li yetkililer, abluka kararının, İran’ın İslamabad görüşmelerinde sergilediği ‘uzlaşmaz tutum’ olarak tanımladıkları durum sonucunda alındığını açıkladı. Yetkililere göre Tahran, ABD’nin uranyum zenginleştirme tesislerinin tamamen tasfiye edilmesi ve vekil gruplara yönelik finansmanın durdurulması yönündeki sert taleplerini reddetti.

bfrgb
Umman’ın Musandam vilayeti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda bir gemi (Reuters)

J.D. Vance, artan baskının İran’ı geri adım atmaya zorlamasını umduklarını belirtirken, Prof. Dr. Veli Nasr ise farklı bir değerlendirme yaptı. Nasr, Tahran’ın ‘küresel ekonomik sıkışmanın’ aslında kendi lehine çalışabileceğini hesapladığını ve bunun Washington üzerinde dayanılması zor bir baskı yaratabileceğine inandığını söyledi. Nasr ayrıca, İran’ın olası bir karşı hamleyle Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma seçeneğini de gündeme alabileceği uyarısında bulundu.

Operasyonel ikilem

Kavanagh, uygulanabilirliğe dair kritik bir soru ortaya koyarak, “Eğer boğazdan geçen bir gemi ABD’nin müttefikine aitse ve İran’a çatışmadan kaçınmak için geçiş ücreti ödemeyi kabul ederse, Washington müttefik ülkelerin ya da Çin’e ait gemilerin tankerlerine el koyar mı?” ifadelerini kullandı.

Analistler, Venezuela ile yapılan karşılaştırmanın yanıltıcı olabileceği uyarısında bulunuyor. Buna göre İran’ın onlarca yıldır geliştirdiği ‘savaş ekonomisi’ ve köklü bürokratik yapısı, ülkeyi asimetrik çatışmalara dayanıklı hale getiriyor. Ayrıca İran’ın Irak, Türkiye ve Rusya gibi 15 ülkeyle kara sınırına sahip olması, alternatif ekonomik ve lojistik kanallar oluşturmasına imkân tanıyor.

Trump’ın çatışmadan hızlı çıkma isteği ile İran’ın dirençli tutumu arasında dünya yeni bir gerilim hattına sürüklenirken, uzmanlar mevcut tabloyu ‘barut fıçısı’ olarak tanımlıyor. Bu süreçte yalnızca gemilerin değil, küresel finansal sistemin de ciddi bir risk altında olduğu değerlendiriliyor.


ABD-İran anlaşmasının netliği ve belirsizliği

Anlaşma, gerçek bir uzlaşmayı temsil etmekten ziyade “iç içe geçen anlatıları” yansıtıyor. Zira her iki tarafın da azami taleplerini ve hatta asgari taleplerini bile açıkça karşılamıyor (Reuters)
Anlaşma, gerçek bir uzlaşmayı temsil etmekten ziyade “iç içe geçen anlatıları” yansıtıyor. Zira her iki tarafın da azami taleplerini ve hatta asgari taleplerini bile açıkça karşılamıyor (Reuters)
TT

ABD-İran anlaşmasının netliği ve belirsizliği

Anlaşma, gerçek bir uzlaşmayı temsil etmekten ziyade “iç içe geçen anlatıları” yansıtıyor. Zira her iki tarafın da azami taleplerini ve hatta asgari taleplerini bile açıkça karşılamıyor (Reuters)
Anlaşma, gerçek bir uzlaşmayı temsil etmekten ziyade “iç içe geçen anlatıları” yansıtıyor. Zira her iki tarafın da azami taleplerini ve hatta asgari taleplerini bile açıkça karşılamıyor (Reuters)

Nebil Fehmi

Ortadoğu’nun büyük bir patlamanın eşiğinde gibi göründüğü bir anda, ABD ve İran arasında imzalanan son ateşkes anlaşması, kalıcı bir barış anlaşmasına dönüşmesi için yoğun ve ciddi müzakerelere giriş noktası olması umuduyla, memnuniyetle karşılanan bir “zorunlu ateşkes” olarak geldi. Bu anlaşma, tehlikeli bir uçurumun ve öngörülemeyen sonuçları olan çatışmaların eşiğinden, geçici de olsa, uzaklaşmamızı sağladı.

Durumun zorluğunu hem de en üst düzeyde yansıtan husus, her iki tarafın da açıklanmış tutumları arasındaki temel farklılıklara ve hatta açık çelişkilere rağmen, elde edilenleri kendi vizyonlarının bir zaferi olarak deklare etmeleridir. Ne var ki anlaşmanın daha yakından incelenmesi, her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı talepler ile nihayetinde kabul edilenler arasında birçok tutarsızlık olduğunu ortaya koyuyor. Dahası, maddelerinin yorumlanmasında ve doğasının nitelendirilmesinde açık ihtilaflar bulunuyor; bu da anlaşmanın çöküşünü önlemek ve sürdürülebilirliğini sağlamak için acilen siyasi ve hukuki bir konsolidasyon ve desteğe ihtiyaç duyulduğu anlamına geliyor.

Son aylarda Washington, bir dizi kesin ve katı talepte bulundu; İran'da rejim değişikliği veya davranışlarında bir değişiklik olduğuna dair kanıt, uranyum zenginleştirmenin tamamen durdurulması, füze programının tasfiye edilmesi, İran'ın bölgesel etkisinin azaltılması ve İsrail için açık güvenlik garantileri.

İran, bu talepleri ulusal egemenliği ve stratejik hakları ihlal ettikleri için müzakere edilemez kırmızı çizgiler olarak değerlendirdi. Mevcut “ateşkes”, bu unsurların hiçbirini açıkça ele almıyor gibi görünüyor. Dahası, anlaşma, uzun vadeli taahhütler veya net doğrulama mekanizmaları olmaksızın, hatta yüzeysel olarak Amerikan başarısı gibi görünen seyrüsefer konusunda bile, iki haftalık geçici bir operasyonları durdurma anlaşması olmakla sınırlı. Zira Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, İran’ın askeri gözetim ve geçiş ücreti dayatma girişimi de dahil olmak üzere, Washington'un yıllardır savunduğu “seyir özgürlüğü” ilkesine aykırı koşullarda gerçekleşti.

Buna karşılık İran da maksimalist koşullar öne sürdü; bunlar arasında yaptırımların tamamen kaldırılması, Amerikan güçlerinin ve üslerinin bölgeden çekilmesi, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, gelecekteki saldırılara karşı garantiler ve hatta kayıpların tazmini yer alıyor. Ancak anlaşma, bu taleplerin hiçbirini fiilen veya yazılı olarak yerine getirmedi. Yaptırımların kaldırılması konusunda net bir metin yok, ABD'nin askeri çekilme taahhüdü yok ve bu konuların görüşülmesi için bir zaman çizelgesi bile yok. Elde edilen tek şey, Tahran'ın umduğundan çok uzak olan bir “operasyonların geçici olarak durdurulması”.

Daha da önemlisi, daha önce askeri baskı altında müzakere ilkesini reddeden İran, bu ateşkesi fiilen kabul ederek, belirttiği pozisyondan taktiksel olarak bir geri adım attı.

Müzakerelerin başlangıcından bu yana, hiçbir resmi metin yayınlanmadı. Bazı haberler, İran'ın resmi anlatısına göre müzakerelerin temeli olarak sunulan İran teklifinin, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını içerdiğini belirtiyor. Bu, Washington tarafından ilan edilen kırmızı çizgiyle doğrudan çelişiyor. Aynı zamanda bu maddenin, İran tarafından sunulan İngilizce versiyonda yumuşatıldığı veya çıkarıldığı, Farsça versiyonda ise daha açık bir şekilde yer aldığı, bunun da içerisi ve dışarısı arasındaki çelişkiyi yönetme çabasını yansıttığı söyleniyor. Son olarak, yaklaşan müzakerelerin temelinin, İran'ın sunduğu noktalarla ilgili revizyonlar içeren ve Trump tarafından belirlenen son tarihten hemen önce onaylanan bir Pakistan taslağı olduğu bildiriliyor.

Bu anlaşmanın en tehlikeli yönü, metnin kendisi değil, Washington ve Tahran arasındaki yorum farkı olabilir. Amerika Birleşik Devletleri bunu “tam bir zafer” olarak ilan ederek, askeri hedeflerine ulaşıldığını ve İran'ın baskıya boyun eğdiğini varsayıyor. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını başarısının kanıtı olarak görüyor. İran ise bunu, direnişinin bir yansıması sayıyor, haklarından taviz vermek olarak değil, diğer tarafın davranışlarına bağlı “şartlı bir ateşkes” olarak nitelendiriyor. Zenginleştirme hakkını ve bölgesel etkisini koruduğunu vurguluyor.

Bu görüş ayrılığı, bizzat anlaşmanın kapsamıyla ilgili yorumlara ve hatta “ateşkes” kavramının bile birleşik bir tanımının olmamasına kadar uzanıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu çelişkiler, aşağıdakiler de dahil olmak üzere birkaç önemli konuda açıkça görülüyor:

- Hürmüz Boğazı: Washington boğazın açık olduğunu düşünürken, İran boğazın yalnızca kendi şartlarına ve egemenliğine uygun olarak açık olduğunu savunuyor.

- Nükleer program: Washington bunu daha sonra ele almaktan bahsederken, İran bunun müzakereye tabi olmayan egemen bir hak olduğunu ısrarla belirtiyor.

 - Bölgesel operasyonlar: İsrail ve bir ölçüde Amerika Birleşik Devletleri, anlaşmayı Lübnan gibi cephelerden ayrı tutuyor. Nitekim İsrail, ateşkes duyurusundan saatler sonra kanlı operasyonlar düzenledi. İran ise herhangi bir gerilimi azaltma girişiminin müttefiklerini de içermesi gerektiğine inanıyor; bu nokta Pakistanlı arabulucu tarafından da vurgulandı.

- Anlaşmanın niteliği: Washington bunu bir barış sürecinin başlangıcı olarak tanımlarken, İran bunu yalnızca geçici ve çökebilecek bir ateşkes olarak görüyor. Bu arada, İran'ın bazı komşu Arap devletlerine karşı hain operasyonları devam ediyor.

- Tazminat: İran ABD ve İsrail'den tazminat talep ederken, saldırıya uğrayan Arap devletleri İran'dan tazminat talep ediyor.

Bu çelişkiler sadece teknik detaylar değil; anlaşmanın özüne ilişkin “ortak bir anlayışın” yokluğunu yansıtıyor. Her iki taraf da bunu bağlayıcı ve üzerinde anlaşılmış bir çerçeve olarak değil, kendi hedeflerine ulaşmak için taktiksel bir araç olarak görüyor. Bu da anlaşmanın yapısal kırılganlığını açıklıyor; iki farklı yoruma sahip tek bir anlaşma olduğunda, çökme olasılığı artar.

Bu nedenle, bu anlaşmanın gerçek bir uzlaşmayı temsil etmekten ziyade “iç içe geçen anlatıları” yansıttığı açıkça ortaya çıkıyor. Her iki tarafın da azami taleplerini, hatta asgari taleplerini bile açıkça karşılamıyor ve temel sorunları çözümsüz bırakıyor.

Bununla birlikte hem ABD hem de İran'ın askeri, ekonomik ve siyasi olarak bitkin düşmesi ve ateşkesin acil ve kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmesi nedeniyle bu anlaşmaya varıldı.

Anlaşmanın en tehlikeli yönünün içeriğinde değil, eksikliklerinde, “ateşkes”, “nükleer haklar” ve “seyir özgürlüğü” gibi temel kavramlar için ortak bir tanımın olmamasında yattığı söylenebilir. Bu nedenle, sürdürülebilirliği, iki tarafın yorumunun birleştirilmesi ve bağlayıcı bir ortak zemin oluşturulması başarısına veya başarısızlığına bağlı olacaktır.

Uluslararası toplumun tamamı ve savaşan taraflar, çatışma için ağır bir bedel ödediler. Bu nedenle, Pakistan'ın ev sahipliği yaptığı görüşmelerin başarısızlığına ve çelişkilere, karmaşıklıklara ve tutarsızlıklara rağmen, bu ateşkes, ayrıntılı ve ciddi müzakerelere doğru atılan gerekli bir ilk adım olmaya devam ediyor. Bu müzakereler Pakistan, Umman, Mısır, Türkiye ve Çin'in çabalarına ve çeşitli diplomatik çevrelerde ortaya atılan fikirlere dayanmalıdır. Bunlar arasında eski İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in sunduğu fikirler ve hatta çatışmaların başlangıcında burada şahsen ortaya koyduğum fikirler de yer almaktadır. Bunların hepsi, diplomasinin son derece önemli olduğunu ve çatışmaları barışçıl yollarla sona erdirecek ve iyi komşuluk ilişkileri kuracak anlaşmalarla çözmenin gerekliliğini açıkça göstermektedir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.