İsrail'deki Dürziler ve Suveyda olayları: Sınır ötesi dayanışma ve kimlik denklemindeki dönüşümler

Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
TT

İsrail'deki Dürziler ve Suveyda olayları: Sınır ötesi dayanışma ve kimlik denklemindeki dönüşümler

Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)

İsrailli Dürziler son üç haftadır Suriye'nin Süveyda ilinde yaşanan şiddet dalgası ve kanlı çatışmaların gölgesinde burada yaşayan akrabalarının akıbeti konusunda daha önce benzeri görülmemiş bir endişe ve panik yaşadı. Söz konusu olaylar, Celile, Karmel ve Golan Tepeleri’ndeki Dürziler ile Suriye'deki akrabaları arasında ailevi ve duygusal bağları uyandırdı. Bu duygular, İsrail'deki Dürzilerin ruhani liderlerinin her düzeyde önderlik ettiği pratik hareketlere ve halkın ve resmi makamların baskısına dönüştü. Hatta İsrail hükümetinden doğrudan askeri müdahale talep edildi. Yaklaşık bin genç Suriye sınırını geçerek Süveyda'ya ulaşmaya çalışırken, Suriye güvenlik güçleri ile bedevi aşiretlerden silahlı gruplara karşı koymak için harekete geçti. Bu gruplar, şiddet eylemleri ve Süveydalılara zulümde bulunmakla suçlanıyordu. Tüm bu gelişmeler, İsrail'deki Dürziler ile Suriye'deki Dürziler arasındaki ilişkinin derinliği, bu azınlığı korumak için İsrail'in müdahale sınırları ve bunun bölgesel ve iç siyasi yansımaları hakkında temel soruların yeniden gündeme gelmesine neden oldu.

İsrailli Dürzilerin Süveydalı Dürzilerle olan dayanışması, yakınlık duygusunun ötesine geçerek, İsrail'deki Dürzi ailelerin yarısından fazlasının Suriye'deki birinci veya ikinci derece akrabalarıyla günlük olarak doğrudan temas halinde olmalarını sağlayan ‘kan ve akrabalık bağlarına’ dayanıyor. Dürzi inancında ‘kardeşleri korumak’ kavramı, mezhep mensupları için nerede olurlarsa olsunlar fedakarlık yapma görevini kutsallaştırır. Dürziler kendilerini sınır ötesi bir topluluk olarak görürler ve kolektif hafızaları, Suriye'de maruz kaldıkları tarihi katliamların tekrarlanmasından duydukları korkuyu pekiştirir. Bu katliamlara örnek olarak 1860’takı Dürzi Dağı olayları ve 2015 yılındaki İdlib olayları verilebilir.

İsrail'deki Dürziler, Suriye'deki özellikle de Süveyda ilindeki akrabalarıyla, bu kez daha önce hiç tanık olunmamış bir dayanışma örneği sergiledi.

Geçtiğimiz yıllarda -sonuncusu 2024 yılında Süveyda'da Beşşar Esed rejimine karşı düzenlenen protesto dalgası- olmak üzere dayanışma etkinlikleri ve hareketleri sırasında verilen destek kınama açıklamaları, protestolar, yürüyüşler ve yardım etkinlikleri ile sınırlı kalmıştı. Ayrıca Şeyh Muvaffak Tarif’in liderliğindeki Dürzi Yüksek Din Konseyi'nin himayesinde gençlerin bağış toplama girişimleri de vardı. Tarif, İsrail hükümetinden, herhangi bir İsrail müdahalesinin Suriye rejimine karşı siyasi veya askeri destek olarak yorumlanabileceği endişesiyle, Golan Tepeleri üzerinden tıbbi ve gıda yardımlarının temkinli bir şekilde ulaştırılmasına izin vermesini talep ediyordu. Ancak bu, bölgedeki Dürziler için güvenlik riskleri doğurabilirdi. Fakat bu kez talepler, daha önce görülmemiş bir düzeye ulaştı. Çünkü yapılan açıklamalar ilk kez yardım veya protesto yürüyüşleriyle sınırlı kalmayıp, doğrudan İsrail'in askeri müdahalesini talep etmeye kadar uzandı. Hatta onlarca Dürzi gencin sınırları geçerek Hadar beldesine ulaşmasıyla, İsrail'deki Dürziler ile Süveydalı dürziler arasındaki ilişkide daha önce görülmemiş bir dönüşüm yaşandı.

cu
Lübnan sınırında öldürülen Dürzi subayın cenazesine katılan İsrailli Dürziler, 20 Eylül (AFP)

Bugün İsrail'de çoğunluğu Celile ve Golan Tepeleri’nde olmak üzere yaklaşık 140 bin Dürzi yaşıyor. İsrail’deki Dürziler, İsrail vatandaşı olanlar (Celile ve Karmel'deki Dürziler) ve İsrail vatandaşı olmayı reddedenler (1967'den beri işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yaşayanlar) olarak ikiye ayrılıyorlar. 1956'dan beri zorunlu olan askerlik hizmeti, Dürziler Yahudi devletiyle ‘kan bağı’ olarak bilinen benzersiz bir ilişki kurdurdu. Dürziler İsrail ordusuna ve devlet kurumlarına entegre olmuş ve üst düzey askeri, siyasi ve bakanlık görevlerine gelmiş olsalar da ittifak iç tartışmalara konu olmaya devam ediyor. Celile ve Karmel'deki Dürziler İsrail ile ortaklıklarını sürdürürken Golan Tepeleri’ndeki Dürziler (yaklaşık 25 bin kişi) Mecdel Şems, Masada, Bukata ve Ayn Kuneytira olmak üzere dört ayrı bölgede yaşıyor. İsrail vatandaşlığını reddederken Suriyeli kimliklerine ve Şam'a bağlılıklarına sadık kalıyorlar. Bu da İsrail'deki Dürziler arasında derin bir uçurum yaratıyor. Suriye ve Lübnan'da tekrarlanan büyük krizler, İsrail'in Dürzilere verdiği desteğin sınırlı olduğunu ortaya çıkarırken, Dürzi topluluğu içinde ‘kan bağı’ konusunda tartışmalar derinleşiyor. İsrail devletinin çıkarları, duygusal veya dini kaygıların üzerinde yer alıyor. Eşit vatandaşlık hakları konusunda daha bilinçli ve mutlak bağlılığa daha az eğilimli olan genç bir neslin ortaya çıkışıyla birlikte, İsrail içinde ve dışında Dürzi kimliğinin geleceği hakkında iç tartışmalar yaşanırken, gerçeklik ve çıkarlar arasında denge kuran pragmatik temeller üzerinde İsrail ile ilişkilerin gözden geçirilmesi yönündeki çağrılar artıyor.

İsrail Suveyda dosyasında genellikle ‘endişeli gözlemci’ pozisyonunu benimsemeyi ve ‘insani dayanışmasını’ ilan etmeyi tercih ederken, eski Suriye rejimi, o dönemde Suriye'nin güneyinde güçlü bir varlık gösteren Rusya ve İran ile çatışmaya girmemek için doğrudan askeri müdahaleye girmekten kaçınır ya da eski Beşşar Esed rejimine Dürzileri baskı altında tutmak ve onları İsrail'e iş birliği yapmakla suçlamak için bir bahane vermek istemezdi. Ancak Dürzilerin iç baskısının artması, İsrail'i ilk kez Dürzileri desteklemek için hava kuvvetlerini kullanarak Şam'da Suriye’nin önemli binalarını bombalamaya itti. Bu gelişme, mezhebin bazı liderleri tarafından ‘büyük bir başarı’ olarak değerlendirildi.

Bin 400'den fazla Alevi Dürzi'nin öldürülmesi ve Şam'daki kilisenin bombalanması gibi Suriye’nin kıyı bölgelerinde yaşanan olaylar, İsrail'deki Dürzilerin kalbinde korkunç bir kabusa dönüştü.

Son zamanlarda Suveyda’da yaşanan olaylar, İsrail'deki Dürzilerin kimlik ve aidiyet sorunlarını yeniden gündeme getirdi. Birçoğu Suveyda'nın kuşatılmasının ve hedef alınmasının ‘beka’ endişelerini yeniden canlandırdığını düşünüyor. Krizlerde devletlerin azınlıkları yüzüstü bırakması, mezhep İsrail'in kendilerine devletin zihniyeti ve çıkarları ile yaklaştığını açıkça ortaya koydu. Bu da, İsrail içinde etkili olan Dürzi seslerin herhangi bir rejim veya devlete çok fazla güvenmeme konusunda uyarırken, bölgesel ve dış ilişkilerle desteklenen, mezhebin bağımsız gücünü inşa etmenin yanında bağımsız kimliklerinin korunmasını ve konumlarının muhafaza edilmesini garanti altına alacak bir güç oluşturmanın öneminin altını çiziyorlar. İsrail'deki Dürzi tutumu, Suveyda olaylarına yönelik sınır ötesi kimliklerin gerçekçi siyasetin gereklilikleriyle iç içe geçtiğini gösterdi. Tarihi miras ve kan bağı onları Suriyeli kardeşlerini desteklemek için baskı yapmaya itse de bu desteğin sınırlarını çok iyi biliyorlar ve dikkatli bir şekilde yönetmeye çalışıyorlar. İsrail ise, bu mezhebi içerde kontrol altında tutarken, dışarda herhangi bir gerginlikten kaçınmaya ve başta ABD Başkanı Donald Trump olmak üzere müttefikleriyle ilişkilerini gerginleştirmemeye çalışıyor. Bu karmaşık denklemde, on yıllardır Dürziler ile İsrail devleti arasındaki ilişkiyi belirleyen ‘kan bağı’ kavramı geriledi ve yerini yeni neslin ‘hayat bağı’ olarak tanımladığı, geçmişteki gibi açık bir ‘kader ortaklığı’ değil, daha çok şartlı bir ortaklık ve çıkar hesaplarına benzeyen bir kavram aldı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Suriye'nin Suveyda ilinden yayılan ve Suriye’nin resmi güvenlik güçleri ile bedevi aşiretlerden gençlerinin Dürzi yaşlıların ve erkeklerin bıyıklarını kestiğini gösteren videolar, İsrail'deki Dürziler arasında öfke uyandırdı. Bin 400'den fazla Alevi Dürzi'nin öldürülmesi ve Şam'daki kilisenin bombalanması gibi Suriye’nin kıyı bölgelerinde yaşanan olaylar, İsrail'deki Dürzilerin kalbinde korkunç bir kabusa dönüştü. Sosyal medyayı aktif kullanan Dürziler, Suveyda'daki yakınlarına karşı işlenen ihlallerin boyutunu ortaya çıkarmada önemli bir rol oynadı. Daliyat el-Karmel'den Dürzi bir sosyal medya kullanıcısı, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada Suriye'deki yeni rejimin Dürzilere eski rejim gibi muamele ettiğini, tek farkın dil olduğunu söyledi. Ona göre Esed rejimi seküler bir dil kullanıyordu, Ahmed Şara yönetimi ise dini bir dil kullanıyor. Suveydalıların yüzde sekseninin avukatlar, doktorlar, sanatçılar ve mühendislerden oluşan silahsız laik insanlar olduklarını söyleyen Dürzi akvist, “Eğer hepsi silahlı olsaydı, hiçbir güvenlik gücü onları hedef almaya cesaret edemezdi” yorumunda bulundu.

Gazze, Lübnan ve Suriye'deki savaşlarda şimdiye kadar 450 Dürzi asker öldürüldü, ama bu savaşlar Dürzilerin savaşları değildi. Bu yüzden İsrail bize yardım etmekle yükümlü ve bunu yapabilir, ama biz İsrail'den Suveyda'yı işgal etmesini istemedik.

İsrail'deki Dürzi topluluğunun lideri Şeyh Muvaffak Tarif, Suveyda'daki çatışmaların devam etmesinden derin endişe duyduğunu belirtti.

Tarif, Al Majalla’ya yaptığı özel açıklamada şunları söyledi:

“Ateşkes tek taraflı olarak uygulanırken, çatışmalar evlerimizde ve ailelerimiz arasında devam ediyor. Bu durum bizi çok endişelendiriyor. Herkesin ateşkes anlaşmasına uymasını umuyoruz, yeterince kan döküldü.”

Tarif, Suriye halkının uzun yıllar süren savaş ve acıların bedelini ağır bir şekilde ödediğini vurgulayarak, artık onurlu ve saygılı bir yaşam sürme zamanının geldiğini belirtti.

Tarif, mevcut çözüm önerilerine ilişkin olarak ise şöyle konuştu:

“Biz ateşkes ve barış istiyoruz. Suveyda, Dera, Şam ve tüm Suriye'nin tüm halkları ve mezhepleri onur ve saygı içinde yaşasın.”

cvdfgthy
Suveyda'dan ayrılan bir aileye eşlik eden Suriye güvenlik güçlerinin bir üyesi, 21 Temmuz 2025 (AFP)

İsrail, Suriye'nin güneyinde ağır ve orta silahların bulunmadığı ve Suriye ordusu unsurlarının bulunmadığı bir tampon bölge oluşturarak yeni bir güvenlik denklemi dayatmaya çalışıyor ve yerel güvenlik görevlilerinin halkın hizmetinde bulunmasıyla yetiniyor. Suriye’deki en büyük Dürzi kalesi olan ve 700 bin nüfusa sahip Suveyda ilini, bu planın merkezinde yer alıyor. Bu plan, 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze'de yaşanan gibi herhangi bir ani saldırıyı önlemek için ‘başkalarının topraklarından sınırları korumak’ üzerine kurulu modern İsrail güvenlik doktrinini uygulamaya koyma çabasının bir parçası.

İsrail’in Şam ve Suveyda’da gerçekleştirdiği son saldırılar, bir yandan Dürzileri memnun etmeyi, diğer yandan Ahmed Şara yönetimine Arap dünyası ve uluslararası toplumun ona kalıcı koruma sağlamayacağına dair açık bir mesaj vermeyi amaçlıyordu. Öte yandan Dürzilere yönelik saldırılar, Suriye'deki Kürtlerin korkularını ve endişelerini artırdı. Kürtler, Suveyda'daki Dürzilere yönelik zulmün kendilerine de belki daha şiddetli bir şekilde tekrarlanabileceğini anladılar.

Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail'deki Dürzilerin sayısı, söylentilerin aksine, yaklaşık bir buçuk milyon olarak tahmin ediliyor. Al Majalla’ya konuşan Dürzi liderleri, Suveyda'daki Dürzilerin Suriye'den ayrılmak veya bağımsız bir devlet kurmak gibi ulusal veya dini bir amacı olmadığını, yaşadıkları devlete sadakat göstermelerinin dinlerinin bir gereği olduğunu, inançlarının toprak, onur ve dinin eşit derecede kutsal olduğunu vurguladığını’ belirttiler.

İsrail'deki Dürziler de Suriye'deki yakınlarının vesayet altına olmalarını reddediyorlar. Suriye'deki Dürzilere kaderleri ve anavatanlarıyla olan ilişkileri konusunda ne yapmaları gerektiğini dikte etmediklerini vurgulayan İsrail’deki Dürziler, aksine onlara nasıl yardım edip destek olabileceklerini sorduklarını ve kararlarına müdahale etmediklerini ifade ettiler. Eğer birleşme kararı alırlarsa bunu onaylayacaklarını belirten İsrail’deki Dürziler, “Askeri, mali veya insani yardıma ihtiyaçları olursa onlara yardım etmek için koşarız” ifadelerini kullandılar. Daliyat el-Karmel'den Al Majalla’ya konuşan İsrailli bir Dürzi, Dürzilerin İsrail'e hizmet etmek için ağır bedeller ödediklerini söyledi.

İsrail'deki Dürzilerin önde gelen liderlerinden Şeyh Muvaffak Tarif ve Salih Tarif, 23 Temmuz Salı günü ABD’nin Tel Aviv Büyükelçisi Mike Hackaby'ye teslim ettikleri ve ABD Başkanı Donald Trump'a hitaben yazdıkları mektupta, Ahmed Şara yönetiminin, Suriye'nin güneyindeki Dürzileri hedef almaya son vermesi için müdahale etmesini ve baskı yapmasını istediler. Dürzilerin önde gelen liderleri geçtiğimiz yıllarda, Rus, İngiliz ve Fransız yetkililere, Esed rejiminin Suriye'deki Dürzileri hedef almasına karşı korumaları için çağrıda bulunmuştu.

Al Majalla'ya konuşan Dürzi lider Salih Tarif, Dürzilerin aşağılanarak yaşamayı reddettiklerini ve onurları için hayatlarını feda etmeye hazır olduklarını söyledi. Suriye'deki yeni yönetim altında Dürzilerin acılarının daha da artacağı konusunda uyaran Tarif, onların ‘daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir zulüm ve baskı ile karşı karşıya olduklarını’ vurgulayarak “Suriye’deki yeni rejimin önde gelen isimleriyle iletişim halindeydik ve yeni bir dönem başlayacağını umuyorduk, ancak durum beklediğimizden daha zorlu oldu. Dürzi azınlık baskı altında ve yeni rejimin politikalarına karşı öfkeliyiz” dedi. Dürzilerin 2014 yılından bu yana Esed rejimine karşı düzenlenen protestolara katıldıklarını ve hâlâ onurlarını zedelemeden vatanlarında kalmalarını sağlayacak bir formül bulmaya çalıştıklarını belirten Dürzi lider, “Tüm Arap Dağı, yeni rejimle ortak bir yaşam için anlaşmalar yapmak üzere müzakere ediyor. Ayrılmak veya bağımsız bir devlet kurmak istemiyoruz. Ancak uğruna hayatımızı feda etmemiz gerekse bile aşağılanarak yaşamayı kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

Celile ve Karmel bölgelerindeki yaşayan ve bir dereceye kadar tam haklara sahip İsrail vatandaşları olan Dürzilerin durumu, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Dürzilerin durumundan farklı.

Başta ABD olmak üzere uluslararası toplumu, ‘Dürzi azınlığın katledilmesini durdurmak’ için müdahale etmeye çağıran Tarif, “Başkan Trump, isterse Dürzilere yönelik katliamları bir anda durdurabilir. Şam yönetiminin yaptıkları görmezden gelinirse, bu suçlar Hristiyanlar ve Kürtler gibi diğer azınlıklara da sıçrayacaktır” ifadelerini kullandı.

Dürzilerin yeni Suriye yönetimine olan güvenini kaybettiğini ifade eden Tarif, “Rejimi devirmeye çalışmıyoruz, ancak ondan korkuyoruz, çünkü bizimle yaptığımız hiçbir anlaşmaya veya mutabakata uymadı” dedi. Dürzi liderlerin müzakere yoluyla kan dökülmesini durdurmaya kararlı olduklarını vurgulayan Tarif, “Dürzilerin canını koruyacak bir anlaşmaya varmak için elimizden gelen her şeyi yapacağımıza söz veriyoruz, ancak onur kırmızı çizgimizdir” diye konuştu.

sdrty
Suveyda ilinin girişindeki Dürzi silahlı grupların üyeleri, 21 Temmuz 2025 (AFP)

Dürzi lider, İsrail'in 16 Temmuz'da Suriye Savunma Bakanlığı'nın bazı bölümlerini ve Şam'daki cumhurbaşkanlığı sarayının çevresini bombalamasını, İsrail'deki Dürziler için büyük bir başarı olarak değerlendirdi. İsrail Hava Kuvvetleri, İsrail sınırları dışındaki hedefleri vurmak için ilk kez kullanıldı ve bunun arkasında İsrail'in güvenlik ihtiyaçları gibi bir gerekçe yoktu. Saldırı, Suriye yönetimine, Suveyda’daki Dürzileri hedef almayı bırakması için bir caydırıcı mesaj vermeyi amaçlıyordu.

Öte yandan özellikle de Trump'ın İsrail'den bunu tekrarlamamasını istemesinden sonra İsrail'in bu adımının etkisinin sınırlı olduğunu düşünenler de var. Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen bir gözlemci, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede İsrail'in Suriye'deki Dürzilere verdiği askeri desteğin, İsrail'deki Dürzilerin talebi ve ısrarı üzerine gerçekleştiğini söyledi. Bu yardımın sembolik bir niteliği olduğunu belirten gözlemci, Suveyda sakinlerinin acılarına son vermek veya onları sürekli maruz kaldıkları saldırılardan korumak için fiili bir etkisi olmadığını, aksine, bu adımın orada yaşayan Dürzilerin imajına ve itibarına zarar verdiğini ve onları daha zor ve karmaşık bir duruma soktuğunu vurguladı.

Daliyat el-Karmel'den Dürzi bir aktivist, “İsrail'in şimdiye kadar attığı adımlar Dürzilerin beklentilerini karşılamadı, bunlar geçici birer yatıştırıcıdan öteye gitmiyor” yorumunda bulundu.

Dürzi aktivist, sözlerine şöyle devam etti:

İsrail ordusundan daha ciddi ve etkili bir tavır bekliyoruz, aksi takdirde silahlanıp Suveyda’ya gidip oradaki halkımızı desteklemekten başka seçeneğimiz kalmayacak.

Celile ve Karmel bölgelerindeki yaşayan ve bir dereceye kadar tam haklara sahip İsrail vatandaşları olan, İbraniceyi iyi bilen, orduda ve İsrail kurumlarında görev yapan Dürzilerin durumu, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Dürzilerin durumundan farklı. İsrail vatandaşı olan Dürzilerin dini liderlerinin çoğu, Şeyh Muvaffak Tarif başkanlığındaki Yüksek Ruhani Konsey'de temsil ediliyor. İsrail ile ilişkileri, İsrail'in kuruluşundan bu yana süren tarihi bir ortaklığa dayanmaktadır, bu da onların tutumlarının dış politika konularında bile İsrail'in politikalarıyla uyumlu olmasını sağlıyor. Golan Tepeleri’ndeki Dürziler ise İsrail vatandaşlığını reddetmeye devam ederken Suriyeli kimliklerine bağlı kalıyorlar. Devlet kurumlarındaki sayıları az olsa ve İsrail'de siyasi olarak izole bir grup olarak görülseler de Suveyda ile doğrudan iletişim halindeler. Siyasi eğilimleri Tel Aviv'den çok Şam'a yakın olsa da bu kez Suveyda’daki Dürzileri kurtarmak için yardım etmenin gerekliliği konusunda her zamankinden daha fazla aynı görüşteler.

Celile’nin önde gelen Dürzi liderlerinden biri olan Hasun Hasun, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, “Biz Dürziler Suriye'nin kurtuluşuna katkıda bulunduk ve daha önce diktatörlük altında yaşadık. Hikmet el-Hicri ve Dürziler mevcut yönetim altında kalmayı kabul ettiler, ancak dinlerini değiştirmeleri veya kafir olarak görülmeleri asla kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Suveyda'daki Dürzilere yönelik bazı ihlallere değinen Hasun, “Şam'daki hükümete Suveyda'da aranan 300 kişiyi teslim ettik, ancak karşılığında bize hiçbir şey vermedi. Ona bağlı güçler ateşkesin ardından geri çekildi, ancak başka kıyafetler giyerek gizlice geri döndü ve Dürzilere zulmetmeye, evleri yakmaya, su kuyularını, hastaneleri ve değirmenleri yağmalamaya ve tahrip etmeye devam etti” dedi. Dürzi meselesine ilişkin bölgesel karmaşıklıklara işaret eden Hasun, “Washington, İsrail'in Suriye'yi askeri olarak hedef almasını kırmızı çizgi olarak belirledi ve Netanyahu, Gazze ve İran'a karşı savaşında onun desteğine ihtiyaç duyduğu için Trump'ı kızdırmak istemiyor” diye konuştu.

cdfrgty
İsrail'deki Dürzi lider Şeyh Muvaffak Tarif, 15 Mart'ta ABD'de etkili Yahudi örgütlerinin başında gelen İftira ve İnkârla Mücadele Birliği (Anti-Defamation League-ADL) tarafından New York’ta düzenlenen etkinlikte konuşurken (AFP)

İsrail’in eski cumhurbaşkanlarından Şimon Peres ve Reuven Rivlin'in askeri sekreterliğini yapmış olan Hasun, İsrail'in rolüne değindi. İsrail’in Dürzileri desteklemek için Şam'daki resmi binalara düzenlediği bombardımana övgüde bulunan Hasun, “İsrail Hava Kuvvetleri’nin Dürziler için Şam'daki resmi binaları bombalaması büyük bir başarı. Bu aynı zamanda İsrail'in bu mezhebe karşı ahlaki bir sadakat göstergesiydi. İsrail, Suriye'den Dürziler temizlenirse ülkenin İsrail'in güvenliğini tehdit eden bir DEAŞ devletine dönüşeceğini çok iyi biliyor” şeklinde konuştu. Bunun son zamanlarda Dürziler ile Şam arasında imzalanan anlaşmaların kırılganlığını da ortaya çıkardığını ifade eden Hasun, “Son iki haftada Şam yönetimiyle üç anlaşma imzaladık, ancak hiçbir anlaşma iki saatten fazla dayanmadı” dedi.

İsrail'deki Dürziler, İsrail helikopterleriyle Suveyda vilayetindeki akrabalarına insani yardım malzemeleri ulaştırılmasını talep etmişlerdi. Halkın dikkatini çekmemesi için yardımların gece ulaştırılması istendi. Bazıları ise, utanç verici bir durumun yaşanmaması için İsrail'i, İsrail'deki bir askeri kışlada bulunan ABD ordusuna ait helikopterleri kullanarak aynı görevi yerine getirmeye ikna etmeye çalışmış, ancak talepleri ABD’li yetkililer tarafından reddedilmişti.

İsrail'deki Dürziler bugün, fırtınanın ortasında rollerini ve sınırlarını yeniden tanımlayarak, hayatta kalmalarının kolektif iradelerine ve siyasi ve coğrafi fırtınalara karşı sağlam duruşlarına bağlı olduğunu vurguluyorlar.

Suveyda olayları ve bunların etkileri, İsrail ve bölgedeki Dürzilerin bilincinde ve kimliğinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Müdahale talepleri ve İsrail'in desteği konusunda ihtiyatlı davranması arasında, mezhep içinde İsrail ile şartlı bir ortaklık şeklinde yeni bir pragmatik denklem ortaya çıkıyor. Suriye'deki Dürzilerle sınır ötesi dayanışma ve azınlıkların kalıcı korunmasının sadece devletlerle ittifaklar üzerine değil, bağımsız bir öz güç ve bölgesel ve uluslararası destek ağları geliştirilmesi üzerine kurulduğu bilinci giderek artıyor.

Celile ve Karmel'in İsrail ile ilişkilerinin ana ekseni olarak ‘kan bağı’ öne çıkarılırken, son yıllarda bu ittifakın tamamen çıkar odaklı bir siyasi nitelik taşıdığı ve ahlaki bir taahhüt olmadığı ortaya çıktı. Dürzilerin zorunlu askerlik hizmeti ve güvenlik güçlerinde yer almaları, topluma katılma fırsatı sağladı. Ancak, köylerinde bütçe dağılımı veya kalkınma fırsatları konusunda bazen ayrımcılık hissi devam ediyor. İsrail'deki Dürziler daha önce Rusya, İngiltere ve Fransa gibi büyük güçlere Suriye'deki akrabalarını korumaları için çağrıda bulunmuşlardı. Bugün ise, hayatta kalma mücadelelerinin tüm olasılıklara açık olduğunu ve geçmişte olduğu gibi, rejimler ve bayraklar ne kadar değişirse değişsin, topraklarında sabit kalacaklarını düşünüyorlar. Aynı zamanda, Suveyda'daki yakınlarının hedef alınmasına karşı, Filistinliler de dahil olmak üzere, hiçbir Arap ülkesinin kendileriyle dayanışma içinde olmamasından dolayı öfke ve hoşnutsuzluk duyuyorlar.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.