Büyük Rönesans Barajı'nın açılışı ve Mısır ile Etiyopya arasında karşılıklı çıkar arayışı

Etiyopya Barajı artık bir gerçeğe dönüştü

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın açılış töreninde konuşma yapıyor, 9 Eylül 2025 (AFP)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın açılış töreninde konuşma yapıyor, 9 Eylül 2025 (AFP)
TT

Büyük Rönesans Barajı'nın açılışı ve Mısır ile Etiyopya arasında karşılıklı çıkar arayışı

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın açılış töreninde konuşma yapıyor, 9 Eylül 2025 (AFP)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın açılış töreninde konuşma yapıyor, 9 Eylül 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans Barajı'nın kısa bir süre önce açılışının resmi olarak gerçekleşmesi, son on yılda Nil havzasında su paylaşımı konusunda en önemli anlaşmazlık olan Mısır ve Etiyopya arasındaki anlaşmazlığın sonuna gelineceği konusunda spekülasyonlara yol açtı. İki ülke arasındaki bu anlaşmazlık şimdiye kadar siyasi ve diplomatik alanlarla sınırlı kalırken 2011 yılında barajın inşasına başlanmasından itibaren 14 yıl boyunca, başarısız müzakereler ve bitmek bilmeyen suçlamalarla dolu bir süreç yaşandı.

Mısır, kendisine yılda 55,5 milyar metreküp su garantisi veren 1959 tarihli Nil Su Paylaşımı Anlaşması'na dayanarak halihazırda kronik olarak su kıtlığı çektiğinden, barajı sınırlı su kaynaklarına bir tehdit olarak görüyor.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, bu tehdidi, tatlı su ihtiyacının yüzde 90'ından fazlasını Nil Nehri'nden karşılayan, nüfus yoğunluğu yüksek ülkesi için bir beka sorunu olarak gördüğünü defalarca kez ifade etti.

Öte yandan Etiyopya, Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil'in sularını, halkının yaşam koşullarını iyileştirmek için bir kaynak olarak kullanma hakkına sahip olduğunu düşünüyor. Etiyopya halkının yüzde 60'ından fazlası elektriğe erişimi bulunmuyor.

Bugün, baraj gerçeğe dönüştü ve artık bunun geri dönüş yok.

Bu yeni gerçeklik, her iki ülkenin ilişkilerine yeni bir yaklaşım benimsemelerine ilham verebileceği ve milyarlarca dolarlık hidroelektrik barajını bir çatışma kaynağından bir iş birliği kaynağına dönüştürebileceği olasılığını dikkate almayı gerektiriyor. Ancak bunun gerçekleşmesi için Kahire ve Addis Ababa'nın karşılıklı fayda temelinde pragmatik bir yaklaşım benimsemesi gerekiyor.

Bu yaklaşım, sadece Afrika içinde değil, Afrika dışında da su konularında gelecekteki iş birliğinin önünü açabilir.

Bu anlaşmazlık şimdiye kadar siyasi ve diplomatik alanlarla sınırlı kalırken 14 yıl boyunca tekrar tekrar başarısızlıkla sonuçlanan müzakereler ve bitmek bilmeyen suçlamalarla dolu bir süreç yaşandı.

Tarafların karşılıklı faydası

Etiyopya’nın verilerine göre Büyük Rönesans Barajı yıllık 5 bin 150 megavat elektrik üretecek. Etiyopya barajın on iki türbinini de kurup çalıştırmayı başarırsa bu hedefe ulaşılabilir, ancak bu en azından yakın vadede mümkün değil gibi görünüyor.

Bu umut edilen büyük çaplı enerji üretimi, özellikle Etiyopya'nın yağmur mevsimi sırasında Mısır için de yararlı olabilir. Çünkü Mısır'ın fosil yakıtlara bağımlılığını azaltabilir ve yenilenebilir enerji hedeflerini destekleyebilir. Mısır'da doğal gaz üretiminin azalması, genişleyen elektrik santrallerine güç sağlamak ve nüfusa kesintisiz elektrik tedariki sağlamak için alternatif kaynakların çılgınca aranmasına yol açtı.

Bu durum, Kahire'ye milyarlarca dolara mal oluyor. İsrail ile kısa bir süre önce imzaladığı doğalgaz ithalatı anlaşması da bunu kanıtlıyor. Mısır, söz konusu anlaşma uyarınca 2040 yılına kadar İsrail’in Akdeniz kıyısındaki bir sahadan 130 milyar metreküp gaz ithal etmek için 35 milyar dolar ödeyecek.

fvghy
Etiyopya, 2011 yılında Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın inşaatına başladı. Barajın aşağı havzasında bulunan ve bu durumdan etkilenen ülkeler arasında Mısır ve Sudan bulunuyor. (AFP)

Güç paylaşımı anlaşması, barajın ürettiği elektriği 132 milyonluk nüfusunun yarısından fazlasına dağıtmak için gerekli elektrik altyapısını tamamlamak üzere milyarlarca dolarlık ek finansmana ihtiyaç duyan Etiyopya’ya önemli gelirler sağlayabilir.

Bu anlaşma, özellikle yaz aylarında yükselen sıcaklıklar nedeniyle, çoğu toprakları çöl ile kaplı olan bir ülke üzerinde küresel ısınmanın en sert etkilerinden biri olan Mısır'ın enerji ağının istikrarını sağlamaya da yardımcı olabilir.

İyi niyetin artması

Bu iş birliği doğal olarak her iki tarafın da bazı önlemler almasını gerektiriyor. Etiyopya'dan, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı rezervuarındaki su seviyeleri konusunda daha fazla şeffaflık göstermesi isteniyor.

Son 14 yıldır barajın inşaatına ilişkin verileri gizli tutan Etiyopya, barajın rezervuar seviyeleri konusunda daha şeffaf olmalı.

Baraj 145 metreden yüksek ve büyük bir kentin büyüklüğüne eşdeğer bir rezervuara sahip. Şu anda 174 milyar metreküp su depoluyor. Bu miktar, Nil Nehri üzerinde bulunan Mısır ve Sudan'ın yıllık kotalarından yıllar boyunca barajın rezervuarını doldurmak için kesilen miktara eşit.

Ortak sel yönetimi, özellikle Etiyopya barajın koordineli işletilmesini kabul ederse, Mısır'ın su kıtlığı konusundaki endişelerini de hafifletebilir. Addis Ababa, Mısır’ın bu talebini, yıllardır süren anlaşmazlık boyunca inatla görmezden geliyor.

Mısır ve Etiyopya ayrıca su kotaları, kuraklık yönetimi ve enerji paylaşımını ele alan yasal olarak bağlayıcı bir anlaşmaya varmalı. Ancak böyle bir anlaşma, Etiyopya'nın adil su kullanımı taahhüdünde bulunmasını gerektiriyor. Böyle bir taahhüt, muhtemelen Afrika Birliği veya her iki tarafla da yakın ilişkileri olan ülkelerin arabuluculuğunda yüksek düzeyli diplomasinin başlatılmasına da ihtiyaç duyuyor. Taahhüt, 2015 yılında Hartum’da Sudan ile birlikte iki ülke tarafından imzalanan ilkeler bildirgesine dayandırılmalı.

İki ülke arasındaki bu sözleşme, Mısır'ın Nil Nehri üzerindeki tarihi haklarını ele alabilir ve aynı zamanda Etiyopya'nın istediği kalkınmayı sürdürmesine olanak tanıyarak barajı ortak bir kaynak yönetim aracına dönüştürebilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre iki ülke arasındaki bu sözleşme, Mısır'ın Nil Nehri üzerindeki tarihi haklarını ele alabilir ve aynı zamanda Etiyopya'nın istediği kalkınmayı sürdürmesine olanak tanıyarak barajı ortak bir kaynak yönetim aracına dönüştürebilir.

İki ülke arasındaki bu iş birliği çerçevesi, bir dizi nedenden ötürü büyük bir başarı şansı da barındırıyor. Hem Mısır hem de Etiyopya, Afrika Birliği (AfB) ve Nil Havzası Girişimi üyesi ülkeler. Bu iki bölgesel örgüt, Afrika kıtası veya Nil Havzası dışındaki güçlerin müdahalesinden uzak, iki ülke arasında diyalog için bir platform sağlayabilir.

Sorunu ele alma konusunda zihniyet değişikliği, her iki ülkeye de birbirlerine olan acil ihtiyaçlarını ortaya çıkarabilir. Mısır'ın acil elektrik ihtiyacı ve Etiyopya'nın acil finansman ihtiyacı, iki ülkeyi birbirine yaklaştırabilir ve engelleri aşmalarına yardımcı olabilir. Ortak altyapı projeleri veya ticaret anlaşmaları da iki ülkenin çıkarlarını birleştirebilir ve onları bugünün düşmanlarından yarının dostlarına dönüştürebilir.

Her iki tarafın da pragmatik bir yaklaşım benimsemesi, Rönesans Barajı'nın tamamlanmasının ardından Mısır ve Etiyopya'nın bölgesel konumunu yeniden belirleyebilir. Ancak bu, özellikle Addis Ababa ve Kahire'nin barajı rekabetin değil ortaklığın sembolü haline getirmeyi başarması durumunda geçerli.

Bazı zorluklar

İki ülke arasındaki güvensizliğin devam etmesi ve bu durumun Büyük Rönesans Barajı'nın iki ülke arasında bir buluşma noktası haline gelmesini büyük ölçüde zorlaştırması nedeniyle, önceki algımız sadece bir hayalden ibaret olabilir. Etiyopya, Mısır'ı Nil sularının paylaşımına ilişkin ‘sömürge dönemi anlaşmasına’ bağlı kalarak kendi gelişimini engellemeye çalıştığıyla suçluyor.

Mısır ise Etiyopya'nın Rönesans Barajı’nı inşa etme nedenlerinin, kalkınma hedeflerinin çok ötesinde olduğuna inanıyor. Etiyopya, Mısır halkını yaşam kaynağı olan Nil sularından mahrum bırakarak, Afrika kıtası dışındaki belirli güçlerin çıkarları için Mısır'ı boyun eğdirme planını etkili bir şekilde uyguluyor.

fgthy
Goba bölgesindeki Büyük Rönesans Barajı'ndan geçen Mavi Nil Nehri’den bir görünüm, Aralık 2019 (AFP)

Kahire’nin bu şekilde düşünmesinin kendi içinde birtakım nedenleri var ve bu abartılı ya da alarm hali bir yaklaşım değil. Gerçek şu ki Etiyopya, halkına elektrik sağlamak, gelir elde etmek ve refahı sağlamak için Büyük Rönesans Barajı büyüklüğünde bir baraja ihtiyaç duymuyor. Etiyopya hükümeti, baraj ile ilgili müzakere turları sırasında barajın inşasının ayrıntıları hakkında bilgi talep eden Mısır'ın bu taleplerini reddetti.

Mısır, ülkenin varlığı Nil Nehri'ne bağlı olduğundan ve geleceği de nehrin akışının devamına bağlı olduğundan, su konusuna olağanüstü önem veriyor. Mısır'ın nehirden aldığı su miktarı, nüfusu artmaya devam etmesine ve su kıtlığı sorunu daha da kötüleşmesine rağmen, on yıllardır sabit kalmıştır. Ayrıca Mısır, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri. Ayrıca, beton yapı Mısır'ın ana tatlı su kaynağının akışını engelleyebileceği gerekçesiyle Kahire’nin barajın yönetimine katılma yönündeki taleplerini de reddetti. Kahire ayrıca, son yıllarda barajın inşası, doldurulması ve işletilmesi konusunda yapılan bitmek bilmeyen müzakereler sırasında Etiyopya'yı ‘kötü niyetli olmakla’ suçladı.

Mısır, ülkenin bekası Nil Nehri'ne ve geleceği de nehrin akışının devamlılığına bağlı olduğundan, su konusuna olağanüstü önem veriyor. Mısır'ın nehirden aldığı su miktarı, nüfusu artmaya devam etmesine ve su kıtlığı sorunu daha da kötüleşmesine rağmen, on yıllardır sabit kaldı. Ayrıca Mısır, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri.

Mısır ve Sudan'ın 3 Eylül'de yayınladıkları ortak bildiride, Büyük Rönesans Barajı'nı ‘tek taraflı bir proje’ olarak nitelemeleri, iki ülkenin Etiyopya barajı hakkındaki şüphelerini ve Addis Ababa'nın niyetlerine olan güvensizliklerini açıkça göstermiş olabilir.

Etiyopya, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın gelecekte Nil Nehri üzerinde inşa etmeyi planladığı bir dizi barajdan sadece biri olduğunu açıklayarak bu endişeleri daha da artırdı.

İki ülkenin aralarında uzun süredir devam eden güvensizliği ortadan kaldırmak için, rekabetçi olmayan ve iş birliğine dayalı su politikaları yerine ekonomik karşılıklı bağımlılık ve bölgesel istikrara öncelik vermeleri gerekiyor.

Stratejik uyum, özellikle ülkeler bu rekabetleri aşabilirlerse, tarihsel rekabetlerin ötesine geçme potansiyeline sahip. Bu konuda başarılı olmaları, bağlayıcı bir anlaşmaya varma, karşılıklı ekonomik faydalar sağlayan bir gelecek öngörme ve sürdürülebilir diplomatik liderlik sergileme becerilerine bağlı.

Ancak, bu başarıya ulaşmak ve istenen dönüşümü gerçekleştirmek için her iki ülkenin de cesur adımlar atması ve kararlar alması gerekiyor.



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.