Pakistan ordusu ve Ortadoğu'daki artan rolü

Pakistan, bir tarafa karşı diğerinin tarafını tutmadan görünüşte karşıt ittifakları korumayı ve sürdürmeyi başardı. Bu da onu Arap ve Arap olmayan devletler arasında köprü görevi görmeye elverişli bir konuma getirdi.

Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
TT

Pakistan ordusu ve Ortadoğu'daki artan rolü

Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)

Kemal Allam

Pakistan ordusu, 1947'deki kuruluşundan beri, İngiliz Hint Ordusu'nun “Süveyş'in Doğusu” politikası olarak bilinen politikasını devralarak Arap dünyasında ve Ortadoğu'da sürekli olarak önemli bir rol oynamıştır. Ancak, on yıllarca bu rol büyük ölçüde Suudi Arabistan ve Ürdün başta olmak üzere kilit müttefiklerle ve daha az ölçüde Suriye ve Irak ile eğitim ve iş birliğiyle sınırlı kaldı.

Ne var ki, geçtiğimiz yıl boyunca, Başkan Donald Trump yönetimi, savunma diplomasisinin önemli bir bölümünü Pakistan ordusuna ve komutanı Mareşal Asım Münir'e devretti. Münir'in etkisi sadece askeri rolüyle sınırlı kalmadı; hem perde arkasında İran ile gerilimleri azaltmada hem de Gazze barış görüşmelerinde önemli bir rol oynayarak kilit bir diplomatik kanal olarak da öne çıktı. Öyle ki, Trump onu kamuoyu önünde övdü ve uluslararası figürler arasındaki saygınlığını takdir etti.

Son haftalarda, Münir'in liderliğindeki Pakistan ordusu, Suudi Arabistan liderliği, Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hafter, Ürdün Kralı İkinci Abdullah (iki kez), Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yetkilileriyle görüştü. Ayrıca Yemen'deki gerilimi azaltmak için müdahalede bulundu. Pakistan ordusu, geleneksel bir güvenlik sağlayıcıdan, Kuzey Afrika'dan İran-Körfez yakınlaşmasına kadar birçok coğrafyada, potansiyel çözümler önermek için savunma diplomasisini kullanan bir oyuncuya dönüştü. Bu gelişen pozisyon, Pakistan ordusunu son derece istikrarsız bölgesel iklimde, önemli bir istikrar sağlayıcı güç haline getirebilir.

Pakistan ve Ortadoğu'daki büyük güçler: Tarihsel bir miras

Britanya Hindistanı'nın bölünmesinin ardından yeni bağımsız bir devlet olarak Pakistan'ın müthiş askeri yetenekleri, esasen Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da şekillenen askeri mirasın uzantısıydı. Askerlerinin önemli bir kısmı, Kudüs, Amman, Bağdat, Kahire ve Maskat'ta konuşlanmış Britanya Hindistan Ordusu birliklerinde görev yapmıştı.

Sadece birkaç gün önce Pakistan, BAE'nin İslamabad’a düzenlediği resmi ziyaret sırasında kendisini Yemen krizinin merkezinde buldu. İslamabad, Ordu Komutanı Asım Münir liderliğinde hemen arabuluculuk için harekete geçti

Bu mirasın önemli bir özelliği, askeri kurumun Pakistan'ın dış politikasını şekillendirmede her zaman üstünlüğe sahip olması. Bunun sonucunda, Pakistan şu anda Suudi Arabistan, Türkiye, Bahreyn, Irak, Ürdün ve Umman dahil olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesinin en büyük askeri ortağı.

Bu ittifakların niteliği farklılık gösteriyor; Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ortak savunma anlaşması bulunuyor, Bahreyn ve Umman ise silahlı kuvvetlerinin en az yarısını Pakistan'dan temin ediyor. Irak'a gelince, terörle mücadele eğitiminin yanı sıra, pilotları Pakistan'da eğitim aldı. Irak hükümeti, Musul'un kurtarılmasının ardından DEAŞ’ı yenmede verdiği destekten dolayı İslamabad'a teşekkür etti.

Türkiye, Pakistan'ın müttefiki olduğunu sürekli olarak vurguluyor. Pakistan ile Libya'da Ankara’nın hasmı Halife Hafter arasında yakın zamanda yapılan silah anlaşmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yakın isimlerden Amiral Cihat Yaycı, Türkiye ile Pakistan arasında bir zıtlaşmanın düşünülemez olduğunu vurguladı. Pakistan ayrıca, İran ile arabuluculuk yapmak için on yıllardır Suudi Arabistan ile olan yakın ilişkilerini kullandı. On yıllar önce, Pakistan ordusu, İran-Irak Savaşı'nın sona ermesi için arabuluculuk yaparak, kilit bir rol oynadı; bu rol, merhum İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani tarafından da açıkça övüldü.

xsd
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlenen bir törenle Genelkurmay Başkanı General Syed Asım Münir'e Mareşal rütbesini birlikte takdim etti, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Tüm bunlar, Pakistan'ı Ortadoğu güçleriyle yaklaşık 80 yıllık etkileşimden sonra olgun bir konuma getirdi; bu süre zarfında, bir tarafa karşı diğerinin tarafını tutmadan görünüşte karşıt ittifakları korumayı ve sürdürmeyi başardı. Bu durum, Pakistan'ı Arap ve Arap olmayan devletler arasında ve bölgedeki Arap içi rekabetlerde köprü görevi görmeye elverişli bir konuma getirdi.

2026, Pakistan'ın köprü rolü ve çatışmaları çözme gücü

Sadece birkaç gün önce, Pakistan, BAE'nin İslamabad’a düzenlediği resmi ziyaret sırasında kendisini Yemen krizinin merkezinde buldu. İslamabad, Ordu Komutanı Asım Münir liderliğinde hemen arabuluculuk için harekete geçti. Pakistan ayrıca, Arap Baharı'nın ardından Körfez ülkeleriyle olan gerilimleri azaltmak için Türkiye ile olan ilişkisini de kullandı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Pakistan, Libya ve Yemen'deki gibi çatışmalarda artık karşıt kutuplarda yer alan taraflarla on yıllardır süregelen askeri ittifakları göz önüne alındığında hem arabulucu hem de müttefik rolünün sınırlarını anladı. Nitekim Libya'da İslamabad, yakın zamanda Kaddafi sonrası dönemin en büyük savunma anlaşmalarından birine, dört milyar dolar değerinde bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşma, savaş uçakları, tanklar ve askeri eğitim uçaklarının yanı sıra Pakistan savunma sanayisini kullanan açık deniz petrol sondaj operasyonlarını da içeriyor.

Bu anlaşma, özellikle Ankara'nın Trablus hükümetini resmen desteklemesi nedeniyle, bazı gözlemcilerin Türk-Pakistan ilişkilerinin durumunu sorgulamasına yol açtı. Ancak Erdoğan'a yakın kaynaklar, Ankara'nın Hafter ile artan ilişkileri göz önüne alındığında, anlaşmanın Türkiye'nin önceden onayıyla sonuçlandırıldığını açıkladılar. Pakistan'ın, Hafter'in oğlunun İslamabad'a yaptığı son ziyaretler sırasında kendisi ile Türk yetkililer arasında görüşmeler ayarlamadaki rolüne işaret ettiler.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'daki gayri resmi kaynaklar, Ankara'nın Riyad ve İslamabad arasındaki iş birliğine katılma olasılığından bahsetti

Pakistan, elbette, Azerbaycan'ı Ermenistan'a karşı desteklemede Türkiye'nin en büyük askeri ortağıydı ve Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı programının geliştirilmesinde resmi bir ortak.

Yunanistan ise Pakistan'ın sınırlarındaki tehditlerle mücadelede Ankara'yı desteklemeye istekli olduğunu gösterir şekilde, askeri müdahalelerinden ve uçaklarının Türk hava sahasında ve Ege Denizi sularında uçmasından sürekli olarak şikayet ediyor.

Pakistan, Suudileri ve Türkleri tek bir güç içinde bir araya mı getiriyor?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'daki gayri resmi kaynaklar, Ankara'nın Riyad ve İslamabad arasındaki iş birliğine katılma olasılığından bahsetti. Bu bilgiye Bloomberg ve hükümete yakın birçok Türk medya kuruluşunda yer verildi. Ancak bu konuda resmi bir açıklama yapılmadı. Bugün Pakistan, Yemen, Sudan ve Libya'da ve belki de Suriye'de Suudi Arabistan ile koordinasyon içinde çalışıyor.

Gazze konusunda Trump, Pakistan ordusunun bir sonraki aşamaya liderlik edebilecek potansiyel bir güç olarak rolüne işaret etmeye devam ediyor. Yakın tarihli bir Financial Times haberinde, Pakistan ordusu, giderek daha çalkantılı bir dünyada Trump'ın yörüngesindeki jeopolitik nüfuzun yeniden şekillenmesinde “en büyük kazanan” olarak tanımlandı.

xcdfrgt
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Genelkurmay Başkanı Mareşal Syed Asım Münir ve ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da, 26 Eylül 2025 (AFP)

Mısır ve Ürdün de Pakistan ile resmi ilişkilerini yoğunlaştırdı; Kral Abdullah ve Cumhurbaşkanı Sisi, bir ay içinde Pakistan liderliğiyle iki kez görüştü. Gazze'nin bu iki komşusu, Gazze planının ikinci aşamasında kilit oyuncular. General Münir ile kamuoyu önündeki yakınlaşmaları, Trump'ın Pakistan ordusuna olan artan güveniyle birleştiğinde, gelecekte şekillenecek barışın beklentisiyle, uluslararası dikkatleri Pakistan'ın en üst düzey askeri liderliğine çevirdi.

2026 yılı başlarken, Ortadoğu'daki iç savaşlardan henüz netleşmeyen Gazze barış planına kadar dünya benzeri görülmemiş bir belirsizlik yaşıyor. Ancak Pakistan ordusu, Beyaz Saray'dan Maşrık’a (Levant) kadar konumunu sağlamlaştırdı.



Trump’tan Nobel Komitesi’ne sert tepki: Güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi

ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
TT

Trump’tan Nobel Komitesi’ne sert tepki: Güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi

ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)

Donald Trump, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Nobel Barış Ödülü’nü kazanamamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Trump dün yaptığı açıklamada, aynı gün ödüle layık görüldüğü duyurulan Navi Pillay’ı “daha önce hiç duymadığını” söyledi.

Güney Afrikalı yargıç ve insan hakları savunucusu Navi Pillay, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla mücadele çabaları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Ancak Trump, ABD’nin kuzeydoğusundaki Syracuse kentinde düzenlenen mitingde, “Başkanınız olarak benim temsil ettiğim ABD Nobel Barış Ödülü’nü kazanmalıydı ama bu gerçekleşmedi” dedi. Trump, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu, Norveç’in ve bu utanç verici, mahcup edici kararı alanların üzerinden asla silinmeyecek bir lekedir. Nobel Barış Ödülü, aşırı ideolojik, demokrasi karşıtı ve aslında medeniyet düşmanı bir avuç insanın elinde güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi.”

Trump, sık sık yaptığı gibi sekiz savaşı sona erdirdiğini öne sürdü. Ancak başkanın çözüme kavuşturduğunu iddia ettiği bazı çatışmaların yalnızca gerilimlerden ibaret olduğu, bu gerilimlerin azaltılmasındaki rolünün de tartışmalı olduğu belirtiliyor.

Öte yandan Trump ile İsrail’in başlattığı İran savaşı henüz sonuçlanmadı. Trump’ın yalnızca birkaç hafta süreceğini öngördüğü savaş, yaklaşan ara seçimler öncesinde memnuniyetsiz seçmenlerle karşı karşıya olan Cumhuriyetçi Parti için de bir yük oluşturuyor.

Trump, Pillay’ı küçümseyici bir ifadeyle, “Birleşmiş Milletler’de çalışan, daha önce kimsenin adını duymadığı liberal bir isim” olarak nitelendirdi.

Trump, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Nobel Barış Ödülü’nü kazanma arzusunu gizlemedi. Ancak Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre ödül açıklanmadan önce görüşülen Oslo’daki uzmanlara göre, İran’a karşı yürüttüğü savaş, Grönland örneğinde görüldüğü üzere genişlemeci hedefleri, göçmenlere yönelik sert tutumu, çok taraflı iş birliğine ve medyaya yönelik saldırıları, Trump’ın ödüle layık görülme ihtimalini zayıflattı.


Beyaz Saray'ın yeni sözcüsü Katie Zacharia kimdir?

Katie Zacharia'nın X hesabından
Katie Zacharia'nın X hesabından
TT

Beyaz Saray'ın yeni sözcüsü Katie Zacharia kimdir?

Katie Zacharia'nın X hesabından
Katie Zacharia'nın X hesabından

Kaliforniya’daki karmaşık hukuk koridorlarından Çin’in başkenti Pekin’deki danışmanlık görevlerine, oradan da dijital medya imparatorluğunun “Truth Social” platformunu yöneten ekibin başına uzanan kariyerinde Katie Zacharia, “Önce Amerika” (America First) hareketine bağlılığıyla öne çıktı. Zacharia, siyasi yükselişinin son halkasında dünyanın en önemli kürsülerinden birine çıkmaya hazırlanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 42 yaşındaki muhafazakâr avukat ve medya yorumcusu Zacharia’yı Beyaz Saray’ın yeni Basın Sözcüsü olarak atadığını duyurdu. Trump, Zacharia’yı “MAGA hareketinin sadık ve vefalı bir destekçisi” olarak nitelendirdi.

Zacharia, eski Sözcü Karoline Leavitt’in ardından bu zorlu görevi devralarak, ABD yönetiminin yeni yüzü ve uluslararası basın karşısında politikalarının savunuculuğunu üstlenecek. Böylece Trump’ın iki başkanlık döneminde bu görevi üstlenen altıncı isim olacak.

Batılı kökler ve akademik geçmiş

Yeni Beyaz Saray Sözcüsü, Amerikan ve Sicilya kökenlerine sahip. Kendini sık sık “öz be öz Kaliforniyalı” olarak tanımlayan Zacharia, 1984 yılında Los Angeles’ta doğup büyüdü. Dini bağlılık ve toplumsal hizmet değerlerinin öne çıktığı muhafazakâr bir aile ortamında yetişti.

Üniversite ve lisansüstü eğitimini doğduğu eyalette, köklü Pepperdine Üniversitesinde tamamladı. 2007 yılında siyaset bilimi ve yönetim alanında lisans derecesini aldı. Ardından aynı üniversitenin Caruso Hukuk Fakültesinde eğitimine devam ederek 2011’de hukuk doktorası derecesini kazandı. Hâlen fakültenin dekanlık danışma kurulunda yer alan Zacharia, evli ve dört çocuk annesi.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Zacharia’nın ABD siyasetine ilgisi öğrencilik yıllarında başladı. Üniversitenin Cumhuriyetçiler Kulübü başkanlığını üstlendi, 2006’da Cumhuriyetçi Ulusal Komite’de staj yaptı. Ayrıca eski Başkan George W. Bush döneminde Beyaz Saray’da stajyer olarak görev aldı.

Hukuk ve medya arasında şekillenen kariyer

Beyaz Saray’ın basın kürsüsüne yükselmeden önce Zacharia, siyasi, hukuki ve medya alanlarında çeşitli önemli görevler üstlenerek, geniş bir ilişki ağı ve mesleki deneyim edindi.

Haziran 2026’dan itibaren Trump’a ait Truth Social platformunun ana şirketi olan Trump Media & Technology Group’ta baş iletişim danışmanı olarak çalıştı. Ayrıca Trump’ın yakın müttefiklerinden ve eski özel temsilcilerinden Richard Grenell tarafından kurulan muhafazakâr Fix California kuruluşunun hukuk müşavirliğini yürüttü.

Kamu yönetimindeki deneyimi kapsamında ABD İç Güvenlik Bakanlığında sözcü ve kamu işlerinden sorumlu bakan yardımcısının yardımcısı olarak görev yaptı. Bu dönemde eski Bakan Kristi Noem’in yönetimi altında çalıştı.

Zacharia’nın uluslararası deneyimi de bulunuyor. Büyük bir hukuk firması bünyesinde Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu’na dış danışmanlık yapmak üzere Çin’in başkenti Pekin’de üç yıl geçirdi.

Bunun yanı sıra Fox News ve Newsmax gibi muhafazakâr çizgideki televizyon kanallarında siyasi ve hukuki yorumcu olarak düzenli olarak yer aldı; CNN’de de çeşitli programlara katıldı.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Karoline Leavitt’in yerine geçiyor

Katie Zacharia, Beyaz Saray Sözcülüğü görevini, Ocak 2025’te Trump’ın yeniden başkanlığa dönmesiyle göreve başlayan Karoline Leavitt’ten devralıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Leavitt, 27 yaşında göreve gelerek, Beyaz Saray tarihinin en genç basın sözcüsü oldu.

Leavitt, ikinci çocuğunun doğumunun ardından ailesine daha fazla zaman ayırmak amacıyla ağustos ayının sonunda görevinden ayrıldı. Daha sonra Fox News’e siyasi yorumcu ve ekran yüzü olarak katılacağı, yeni görevine kasım ayında başlayacağı duyuruldu.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Kritik bir dönemde ağır sorumluluklar

Zacharia’yı yoğun bir çalışma takvimi ve basın kürsüsündeki açıklamaların ötesine geçen önemli sorumluluklar bekliyor.

Başlıca görevleri arasında ABD yönetiminin resmî söylemini şekillendirmek, gazeteciler için düzenlenen günlük basın toplantılarını yönetmek, yönetimin politikalarını kamuoyuna açıklamak ve Başkan Trump’ın tutumlarını kamuoyu önünde savunmak bulunuyor.

Zacharia’nın atanması, Trump yönetimi ile büyük medya kuruluşları arasındaki hukuki ve siyasi gerilimin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu ortamda Zacharia’nın iletişim ekibini etkin biçimde yönetmesi ve başkana doğrudan medya danışmanlığı sağlaması bekleniyor. Görevinin önemini artıran bir diğer unsur ise Kongre ara seçimlerine yönelik hazırlıkların sürmesi.


İsrail polisi doğruladı: Netanyahu’nun ofisi belgeleri ve tutanakları tahrif etti

Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
TT

İsrail polisi doğruladı: Netanyahu’nun ofisi belgeleri ve tutanakları tahrif etti

Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)

İsrail polisinin yayımladığı resmî açıklama, Başbakan’ın 7 Ekim 2023 sabahı görevde bulunan eski askeri sekreteri Tümgeneral Avi Gil’in anlatımını doğruladı. Gil, Binyamin Netanyahu’nun ofisinin savaşla ve diğer konularla ilgili tutanak ve belgeleri tahrif ettiğini açıklamıştı.

İsrail polisi, çeşitli şikâyetler üzerine o dönemde konuyla ilgili soruşturma yürüttüğünü, soruşturma özetini iki yıl önce savcılığa sunduğunu ve sorumlular hakkında açıkça dava açılmasını tavsiye ettiğini bildirdi. Ancak polis, söz konusu sorumluların kimliğini açıklamayı reddetti. Netanyahu’nun da olayda rolü olup olmadığı, yoksa yalnızca ofis müdürü Tzachi Braverman ve yardımcılarının mı olaya karıştığı konusunda da bilgi vermedi.

Gil, çok sayıda basın kuruluşuna verdiği röportajlarda söz konusu tahrifatı gündeme getirmişti. Uzun süren sessizliğinin ardından konuşmaya karar verdiğini belirten Gil, bunun nedenini bağımsız bir resmi soruşturma komisyonunun bulunmamasıyla açıkladı. Gil, “Bir başka neden de Hamas’ın elindeki esirlerin ailelerinin, bildiklerini anlatması yönündeki baskıları. Ancak bardağı taşıran son damla Flydubai uçağı meselesi oldu. Bu olayda ortaya çıkan İsrail’in güvenlik zaafları ve hükümetin bunları örtbas etme biçimi insanı çileden çıkarıyor. Çünkü bu başarısızlıkların ele alınışında büyük bir kayıtsızlık söz konusu” dedi.

Aksa Tufanı Operasyonu’nda ölen askerlerden birinin cenaze törenine katılan İsrail askerleri (Arşiv – AP)
Aksa Tufanı Operasyonu’nda ölen askerlerden birinin cenaze törenine katılan İsrail askerleri (Arşiv – AP)

Kanal 12’ye verdiği röportajda Gil, savaş sırasında görev yaptığı dönemde binlerce sayfadan oluşan kapsamlı bir dosya hazırladığını açıkladı. Bizzat tanık olduğu davranışları, tutumları ve olayları belgelediği dosyayı, güvenli bir yerde muhafaza edilen askeri istihbarata ait bir bilgisayara aktardığını belirten Gil, bunun resmi bir soruşturma komisyonunun kurulması durumunda hazır bir belge niteliği taşımasını amaçladığını söyledi.

Gil, 7 Ekim’in mensubu olduğu ordu ve diğer güvenlik kurumları açısından büyük bir başarısızlık olduğunu başından beri vurguladığını belirtti. Hamas’ın savaşa hazırlandığının açık olduğunu, ancak güvenlik kurumlarının buna hazırlık yapmadığını ifade eden Gil, bu kurumların siyasi yönetime defalarca başvurarak uyarılarda bulunduğunu ve başta Yahya Sinvar olmak üzere Hamas liderlerinin öldürülmesini önerdiğini söyledi. Ancak Netanyahu’nun bu uyarıları ciddiye almadığını kaydetti.

Sağcıların, söz konusu güvenlik kurumlarının saldırıdan haberdar oldukları hâlde Netanyahu’ya bilgi vermedikleri, komplo kurdukları ve ihanet ettikleri yönündeki suçlamaları hakkındaki görüşü sorulan Gil, bu iddiaları reddetti. Gil, “Ortada ihanet yok. Bu da ne demek?! Genelkurmay Başkanı’nın, Şin-Bet Başkanı’nın ve Güney Tugayı Komutanı’nın hain olması mümkün mü?! Hesaplarında yanıldılar, kibirli davrandılar ve aptalca hatalar yaptılar. Evet, bunu anlıyorum. Ancak ihanet söz konusu olamaz” dedi.

Siyasi yönetimle ilgili olarak ise Netanyahu hükümetinin, Hamas liderlerine suikast düzenlenmesi yönündeki önerileri reddederken siyasi bir anlayış doğrultusunda hareket ettiğini belirten Gil, kararların siyasi, partisel ve kişisel hesaplara dayandığını söyledi. Saldırının gerçekleşmesinin ardından hükümetin başarısızlıktaki sorumluluğunun boyutu ortaya çıkınca gerçeği gizlemek amacıyla suç teşkil eden ve hukuka aykırı yöntemlere başvurduğunu ifade eden Gil, belgelerin tahrif edildiğini, tutanakların değiştirildiğini ve resmî belgelerdeki bazı bölümlerin kendi çıkarları doğrultusunda silindiğini kaydetti. Gil, bu durumu öğrendiğinde uygulamayı durdurması için hükümetin hukuk danışmanına başvurduğunu belirtti.

İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi arasındaki ayrım hattının yakınında bulunan bir Merkava tankı... Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında sınırı geçti. (Reuters)
İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi arasındaki ayrım hattının yakınında bulunan bir Merkava tankı... Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında sınırı geçti. (Reuters)

Başbakanın sürekli refakatçisi olan ve güvenlik konularındaki görüşmelerinin ve toplantılarının çoğuna katılan Gil’e, Netanyahu’nun yalnızca siyasi nedenlerle çok sayıda karar aldığına ve bu kararların İsrailli esirlerin Hamas’ın elinde kalmasına ve dolayısıyla hayatlarını kaybetmelerine yol açtığına tanıklık edip etmediği soruldu. Kaçırılanların üçte birinin esaret altında öldüğü, oysa hayattayken geri getirilmelerinin mümkün olduğu, ancak Netanyahu’nun savaşı sürdürmek ve anlaşmaları engellemek kendi çıkarına olduğu için bunu reddettiği hatırlatılınca Gil, “Evet, bu doğru” yanıtını verdi.

Şeyh Muhammed bin Zayid’den gelen bir uyarı olup olmadığı sorulan Gil, “Sözünü ettikleri dönemde görevde değildim. Bu nedenle bu konuda hiçbir şey bilmiyorum” dedi.

6-7 Ekim 2023 gecesi yaşanan olayların sıralaması sorulduğunda ise Gil şu anlatımda bulundu: “Saat 03.55’te ofisimdeki bir istihbarat subayından Hamas’ın hareketliliğine ilişkin bir haber aldım. Subay, durumun olağan göründüğünü ve bunun bir tatbikat olabileceğini belirtti. Ancak daha fazla takip yaptıktan sonra yeniden bir araya gelip konuşmak üzere anlaştık. Saat 06.12’de Şin-Bet Başkanı’nın ofisinden bir yetkili beni arayarak kırmızı telefon üzerinden görüşmemizi istedi. Bunun üzerine üst kattan, kırmızı telefonun bulunduğu alt kata indim. Saat 06.17’de görüştük. Bana Hamas mensuplarının hareketlerinin şüphe uyandırdığını söyledi. Hamas üyelerinin telefonlarında İsrail SIM kartları kullanılarak değişiklik yapıldığını, liderlerinin ise tünellere indiğini anlattı. Daha fazla bilgi edinmeye karar vererek ordunun Güney Tugayı Komutanı’nın ofis müdürünü aradım. O noktada büyük bir şeyin yaşandığından emin oldum. Saat 06.29’da Başbakan’ı uyandırdım ve kendisine Hamas’ın geniş çaplı bir saldırı düzenlediğini, bilgileri kontrol edip yeniden arayacağımı söyledim. Sahadaki yetkililerle 11 dakika boyunca yaptığım görüşmelerin ardından saldırının gerçekleştiğinden emin oldum. Saat 06.40’ta Başbakan’ı tekrar arayarak artık savaşta olduğumuzu bildirdim.”

Gil, Netanyahu’nun ofis müdürünün ikinci telefon görüşmesini kayıtlardan çıkarıp yalnızca saat 06.29’daki ilk görüşmeyi bırakmak suretiyle telefon görüşmelerinin saatlerini değiştirmeye çalıştığını belirtti. Böylece ordunun saldırıdan haberdar olduğu ve saldırının tam başladığı dakikada Netanyahu’ya bilgi verdiği izleniminin oluşturulmasının amaçlandığını ifade etti.