Çatışmanın kıyısından merkezine: Küçük devletler nüfuzlarını nasıl oluşturur?

Küçük devletlerin aşırı hırsı, onlara geçici bir nüfuz kazandırabilir, ancak kısa vadeli kazançlar bazen ağır maliyetlere dönüşebildiğinden, bu durum hızla bir yük haline gelir

Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)
Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)
TT

Çatışmanın kıyısından merkezine: Küçük devletler nüfuzlarını nasıl oluşturur?

Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)
Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)

İnci Mecdi

1970'lerin başlarında, Avrupa başkentlerinden ve Soğuk Savaş'ın gürültüsünden uzak olan Libya çölü, ortak dil ve ortak bir amaç paylaşmayan savaşçılar için gizli buluşma yeri haline geldi. Libya topraklarındaki kamplarda, yabancı silahlı grupların üyeleri, Muammer Kaddafi rejiminin doğrudan himayesi altında silah, sabotaj ve gizli operasyonlar konusunda eğitim aldılar. ABD'li yetkililere göre Libya, müttefiklere ev sahipliği yapmıyor, sınır ötesi şiddeti açık cephelerin olmadığı uluslararası bir çatışmada etki aracı haline getiren erken bir deneyde vekiller yetiştiriyordu.

1970'li ve 1980'li yıllar boyunca, bu destek modeli ulusötesi bir politikaya dönüştü ve uzak bölgelerdeki isyancı gruplar, binlerce kilometre uzaktaki rejimlerden doğrudan destek almaya başladı. Muammer Kaddafi rejiminin, İrlanda’da IRA, İspanya'da ETA, İtalya’da Kızıl Tugaylar (BR) ve diğer şiddet yanlısı sol gruplardan, Çad'daki Ulusal Kurtuluş Cephesi (FROLINAT) örgütüne, 1980'lerde Liberya ve Sierra Leone'deki iç savaşlarda etkili bir rol oynayıp Charles Taylor ve Foday Sinkoh gibi isimleri eğiterek ve finanse ederek Avrupa, Latin Amerika ve Afrika'da olmak üzere birkaç kıtadaki isyancı ve kurtuluş hareketlerini desteklemeye dayalı bir dış politika benimsemiş olması, bu durumun en belirgin örneğidir.

Kaddafi'nin isyancı gruplara verdiği destek, anti-emperyalist bir retorik benimsediğinden, siyasi etkisini genişletme, solcu ve devrimci hareketlere ideolojik destek verme arzusuna dayanıyordu. İkinci neden, Küba lideri Fidel Castro'nun, Sovyetler Birliği’nin desteğiyle Angola Halk Kurtuluş Hareketi'nin komünist güçlerini desteklemek için ülkesinin güçlerini Afrika'ya, özellikle Angola'ya göndermesine neden olan nedenin aynısıydı.

Bu tür iç çatışmalara dış müdahale devam ederken, büyük güçler genellikle savaş alanında doğrudan çatışmaya girmeden, vekalet savaşları yoluyla hesaplaşmaya çalışıyor. Ancak, 21. yüzyılda iki temel özellikle tanımlanan yeni bir model ortaya çıktı. Bu modelin amacı ideoloji ile değil, belirli ülkelerin jeopolitik genişleme ve bölgesel nüfuz elde etme konusundaki sınırsız hırsları ile ilgilidir. İkincisi ise bu rolü oynayanların, coğrafi ve demografik ağırlıklarını aşan roller arayışında dış müdahaleler için kaynaklarını sömüren küçük, zengin devletler olmasıdır.

Gözlemciler, günümüzün vekalet savaşlarının Soğuk Savaş dönemini karakterize eden ideolojik çerçevenin ötesine geçtiğini, modern dolaylı çatışmaların genellikle bölgesel güç mücadeleleri, kaynaklar için rekabet, mezhepsel bölünmeler ve jeopolitik konumlanmalar tarafından yönlendirildiğini söylüyor. Desteğin niteliği de daha karmaşık ve sofistike hale geldi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre artık geleneksel askeri yardımla sınırlı kalmayıp, silahlanma ve eğitime ilave olarak siber savaş, ekonomik baskı ve medya etkileme kampanyalarını da kapsıyor. Modern vekalet savaşları, devlet ve devlet dışı aktörler arasındaki sınırları da bulanıklaştırıyor.

Geleneksel vekalet savaşları, devletlerin diğer devletleri veya açıkça tanımlanmış isyancı grupların desteklemesine dayanırken, günümüzün çatışmaları, örgütsel olarak tutarsız milisler, terör örgütü olarak sınıflandırılan gruplar ve hatta stratejik hedefleri gerçekleştirmek için kullanılan suç ağlarının desteklenmesini de içeriyor.

Günümüzün vekalet savaşlarının genellikle birden fazla destekçisi olur ve tek bir çatışma içinde farklı güçler karşıt tarafları destekleyebilir. Bu da onları Soğuk Savaş dönemindeki savaşlardan daha karmaşık hale getiriyor. Suriye’deki iç savaş bunun açık bir örneği, birçok bölgesel ve uluslararası güç farklı grupları destekliyor. Birbiriyle iç içe geçmiş bir çıkarlar ağı oluşturuyor ve çatışmanın uzamasına katkıda bulunuyor.

Etkiyi en üst düzeye çıkarma çabası

Bölgesel etki her zaman bir ülkenin büyüklüğü veya geleneksel askeri gücüyle bağlantılı değildir. Küçük ülkeler, nüfuz alanlarını genişletmek için para, arabuluculuk ve ittifaklar yoluyla yatırım yapabilirler. Örneğin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), lojistik uzmanlığını ve finansal kaynaklarını Sudan ve Afrika Boynuzu'ndaki yerel güçleri desteklemek için kullanırken, siyasi ve askeri ağlar aracılığıyla Libya'daki nüfuzunun kapsamını genişletti. Bu tür stratejiler, küçük devletlere daha fazla manevra alanı sağlarken, doğrudan savaşa girmeden bölgesel güç dengesinin şekillenmesine aktif olarak katılmalarını mümkün kılıyor.

Bu ülkeler, Yemen’deki muhalif grupları veya ayrılıkçı hareketleri kullanarak, içerdeki toprakları kontrol etmek için mali ve askeri destek yoluyla veya sosyal kontrolü sağlamak için siyasal İslamcı gruplara finansman temin ederek nüfuzlarını artırıyor. Yemen, Irak, Lübnan'daki vekil ağları ve hatta Suriye'deki eski Beşşar Esed rejimi ile ittifak yoluyla bu taktiklere başvuran İran rejiminin aksine, BAE, Katar ve Ruanda gibi ülkeler İran kadar büyük değiller. Ayrıca, İran örneğinde vekil ağı dini ideolojiyle birleşmişken, daha küçük devletlerde siyasi nüfuz arzusu ana itici güçtür.

Birleşmiş Milletler (BM) uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından geçtiğimiz yaz hazırlanan bir raporda, Ruanda'nın M23 isyancıları üzerinde kontrol sağladığı ve liderliği ele geçirdiği belirtildi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusunda ilerleyen isyancı hareket, Kuzey Kivu eyaletinin idari başkenti Goma şehrini ele geçirerek Ruanda'nın siyasi nüfuz kazanmasını ve maden zengini bölgelere erişimini sağladı.

Raporda, uzmanların Ruanda'nın Kongolu isyancılara sağladığı eğitim ve Kigali'nin kullandığı askeri teçhizat, özellikle de ‘hava varlıklarını etkisiz hale getirebilen yüksek teknolojili sistemler’ ayrıntılı olarak anlatıldı. Bu, isyancılara yorgun Kongo ordusu karşısında ‘belirleyici bir taktik avantaj’ sağladı.

BAE, Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) desteklerken, Yemen'de ülkenin güneyinden ayrılıp kendi devletini kurmak isteyen Güney Geçiş Konseyi'ne (GGK) destek veriyor. Bu durum, Suudi Arabistan ile BAE’yi karşı karşıya getirdi. Suudi Arabistan resmi bir açıklama yayınlayarak ‘BAE'nin Yemen'deki eylemlerinin ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve Suudi Arabistan’ın güvenliğinin aşılamayacak bir kırmızı çizgi olduğunu’ vurguladı.

Katar, Mısır, Suriye ve Libya'daki Arap Baharı ayaklanmalarında da İslamcı muhalefet gruplarını destekleyerek önemli bir rol oynayan BAE, Libya’daki iç savaşı sırasında Fecr-i Libya/Libya Şafak Tugayı grubuna destek sağladı. Türkiye ile koordinasyon içinde hareket etti ve Sudan gibi aracı ülkeleri kullanarak Libya'ya silah, eğitim ve savaşçıların ulaştırılmasını kolaylaştırdı.

Gözlemciler, bu ülkelerin dış müdahalelerinin, devletlerin kırılganlığı ve iç-bölgesel çakışmaların karakteristik olduğu bölgesel ortamlarda ‘küçük rejimlerin’ davranışlarını analiz etmek için daha geniş bir çerçeve içinde anlaşılabileceğini söylüyorlar. Küçük devletlerin ve Körfez'in dış politikaları konusunda uzman bir isim olan Avrupalı araştırmacı Matej Szalai, bu bağlamlarda nüfuzun, nüfus büyüklüğü veya doğrudan askeri güç gibi bir devletin geleneksel yetenekleriyle değil, daha çok iktidar rejiminin diğer devletlerin iç bölünmelerini, zayıf egemenliklerini ve siyasi ve sosyal sınırlarının geçirgenliğini kullanma becerisiyle bağlantılı olduğu değerlendirmesinde bulundu. Szalai’ye göre böylelikle yerel veya ayrılıkçı grupları desteklemek, güç dengesini yeniden şekillendirmek, stratejik çıkarları güvence altına almak ve ulusal topraklardan uzak çatışma bölgelerinde aktif bir varlık göstermek için dolaylı bir araç haline geliyor. Çatışma ve müdahaleye ilişkin bölgesel normlar da bu tür davranışların ortaya çıkmasında rol oynamaktadır, zira çatışmalar her zaman (modern) Vestfalyan devlet sistemi kurallarına göre değil, daha çok etki ağları ve esnek ittifaklar aracılığıyla yönetiliyor. Bu anlamda, bu politikalar, devlet ve egemenlik kavramlarının sürekli müzakereye tabi olduğu uluslararası bir ortamda siyasi ve güvenlik etkisini en üst düzeye çıkarma çabasını yansıtıyor.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki devlet sisteminin doğasının, kırılganlığına ve sürekli sızmalara açık olmasına rağmen, küçük devletlere geleneksel uluslararası ilişkiler modellerine kıyasla etkilerini en üst düzeye çıkarmak için nispi fırsatlar sunduğunu belirten Szalai, iç ve dış işler arasında net bir ayrım olmamasının, karşılıklı müdahaleyi yaygın bir uygulama haline getirdiğine işaret etti. Bunun da küçük devletler için en büyük tehdit olan doğrudan savaştan daha az maliyetli ve daha etkili bir araç olduğunun altını çizen Szalai’ye göre ayrıca, devletin zayıflığı, büyük kaynaklara ihtiyaç duymadan dış politikada kullanılabilecek devlet dışı aktörlere kapıyı aralıyor. Bununla birlikte ‘kapsamlı denge’ mantığı, büyük devletlerin militarizasyona yönelmesini sınırlarken bu da güç farkını azaltmakta ve küçük devletlere bölgesel sistem içinde daha fazla manevra alanı sağlamaktadır.

Aşırı hırs, ters sonuçlara yol açar

İsyancı grupları desteklemek, rakiplerini zayıflatmak veya etkilerini genişletmek isteyen devletler için yararlı bir taktik araç olabilir, ancak uzun vadede genellikle beklenmedik sonuçlara veya stratejik kayıplara yol açar. Tarihsel örnekler, bu tür grupları destekleyen devlet ile vekilleri arasındaki çıkar anlaşmazlıkları veya bir çıkış stratejisinin olmaması, özellikle de hedefleri sahadaki gerçek destek bağlamıyla uyumlu değilse, destekleyen devleti siyasi ‘tepkiye’ veya elde etmek istediği nüfuzun kaybına maruz bırakabileceğini gösteriyor. 1970'li ve 1980'li yıllarda Pakistan'ın Afgan mücahitlerine verdiği destekte de böyle oldu. Pakistan küçük bir ülke olmasa da o dönemde arabulucu rolünü üstlendi. Sovyetler Birliği’nin Afganistan'dan çekilmesinden sonra, ülkedeki durum kötüleşti ve ardından radikalizm Pakistan'a sıçradı. Pakistan, araç olarak yarattığı gruplar üzerindeki kontrolünü kaybetti.

Georgetown Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, küçük ve zengin ülkelerin yabancı müdahale yoluyla ‘küçük boyutlarını aşma’ girişimlerinin, doğrudan veya dolaylı olarak yerel grupları veya silahlı grupları desteklemek gibi yüksek bir bedeli olduğunu söylüyorlar. Bu, bu ülkeleri, gidişatını veya sonucunu kontrol etme kapasitelerini aşan uzun süreli çatışmalara sürükleyebilir. Dahası, Libya ve Yemen'deki gibi karmaşık çatışmalara dahil olmak, bu ülkeleri daha büyük bölgesel güçlerle çatışmanın tırmanması riskine maruz bırakır ve etki araçlarını sürekli diplomatik ve güvenlik sürtüşmelerinin kaynağına dönüştürür. Gözlemciler, devlet dışı aktörlere güvenmenin öngörülemez dinamikler yarattığı konusunda uyarıyorlar, çünkü bu gruplar, özellikle insan hakları ihlalleri veya istikrarı bozma suçlamalarının gölgesinde nüfuz araçlarından siyasi ve ahlaki yükümlülüklere dönüşebilirler. Bu yüzden mali zenginlik bu stratejilerin başarısını garanti etmez. Aşırı hırs, en önemlisi bölgesel izolasyon, uluslararası itibarın kaybı veya devletin büyüklüğü ve uzun vadeli sonuçlarını taşıma kapasitesiyle orantısız yorucu çatışmalara karışmak gibi ters sonuçlar doğurabilir.



Savaşın beşinci gününden İsrail, İran’ın güvenlik güçlerini ve liderliğini hedef alırken; Tahran bölge genelinde saldırılarını sürdürüyor

Savaşın beşinci gününden İsrail, İran’ın güvenlik güçlerini ve liderliğini hedef alırken; Tahran bölge genelinde saldırılarını sürdürüyor
TT

Savaşın beşinci gününden İsrail, İran’ın güvenlik güçlerini ve liderliğini hedef alırken; Tahran bölge genelinde saldırılarını sürdürüyor

Savaşın beşinci gününden İsrail, İran’ın güvenlik güçlerini ve liderliğini hedef alırken; Tahran bölge genelinde saldırılarını sürdürüyor

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş beşinci gününe girerken, bugün (Çarşamba) İran’ın başkenti Tahran’da patlamalar meydana geldi. İsrail’in İran liderliği ve güvenlik güçlerini hedef aldığı, Tahran’ın ise İsrail’e ve Körfez bölgesine yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını sürdürdüğü bildirildi.

İran devlet medyası, başkent Tahran’da şafak vakti patlamalar yaşandığını duyurdu. İsrail tarafı ise İran’ın ateşlediği füzeleri durdurmak amacıyla hava savunma sistemlerinin devreye alındığını bildirdi. Kudüs çevresinde de patlamalar meydana geldiği belirtildi.

İran’ın, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin sevk edildiği Basra Körfezi’nin dar geçidi olan Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiği üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmasıyla birlikte Brent petrolün varil fiyatı 82 doların üzerine çıktı. Fiyatlar, çatışmanın başlamasından bu yana yüzde 13 artarak Temmuz 2024’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Petrol fiyatlarındaki artışın küresel ekonomiyi yavaşlatabileceği ve şirket kârlarını azaltabileceği endişesiyle dünya borsalarında sert düşüşler yaşandı.

Salı günü ABD’nin Riyad Büyükelçiliği ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ABD Konsolosluğu İHA saldırılarının hedefi oldu. ABD Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, acil olmayan hükümet personeline Suudi Arabistan’dan ayrılma izni verildiğini duyurdu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) başındaki ABD Donanması Amirali Brad Cooper, İran’ın şimdiye kadar 500’den fazla balistik füze ve 2 bin İHA fırlattığını söyledi. Cooper, kampanyanın ilk saatlerinde gerçekleştirilen Amerikan saldırılarının, 2003’te ABD öncülüğünde Irak’a düzenlenen işgalin başlangıcındaki ilk saldırılardan “neredeyse iki kat daha büyük ölçekte” olduğunu ifade etti.

Çarşamba günü çevrim içi paylaşılan önceden kaydedilmiş mesajında Cooper, “Şimdiye kadar yaklaşık 2 bin hedefi vurduk ve 2 binden fazla mühimmat kullandık. İran’ın hava savunmasını ciddi şekilde zayıflattık; yüzlerce balistik füze, fırlatıcı ve İHA’yı imha ettik” dedi. Cooper, “Basitçe söylemek gerekirse, bize ateş edebilecek her şeyi vurmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bir ay ya da daha uzun sürebileceğini ima ettiği savaşın beşinci gününde, İran’da yaklaşık 800 kişi hayatını kaybetti. Trump, ölenler arasında gelecekte ülkeyi yönetebilecek isimler olarak değerlendirdiği bazı kişilerin de bulunduğunu söyledi.

İsrail, Çarşamba günü Tahran genelinde İran güvenlik güçlerini hedef alan bir dizi saldırı düzenlediğini açıkladı. İsrail, bir gün önce de Kum kentinde İran’ın bir sonraki dini liderini belirleyecek olan Uzmanlar Meclisi ile bağlantılı bir binayı vurmuştu.

Bölgede patlamalar ve sirenler

ABD Donanması 5. Filosu’na ev sahipliği yapan Bahreyn’de sabah saatlerinde hava saldırısı sirenleri çaldı. Katar Savunma Bakanlığı, İran’ın ülkeye iki balistik füze fırlattığını, bunlardan birinin El-Udeyd Katar Üssü’ne isabet ettiğini ancak can kaybına yol açmadığını bildirdi.

İsrail’in, İran destekli Hizbullah’ın saldırılarına misilleme olarak Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürdüğü kaydedildi. Lübnan resmi haber ajansına göre, İsrail’in Baalbek kentindeki bir konut kompleksini hedef alan saldırısında en az beş kişi öldü. Lübnan Sağlık Bakanlığı, ülkede 50’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini, 300’den fazla kişinin de yaralandığını açıkladı.

Hizbullah’ın yanı sıra Irak’taki İran bağlantılı milis gruplar da saldırılar düzenliyor. Saraya Awliya el-Dam (Seraya Evliya el-Dem)  adlı grup, Çarşamba günü Ürdün’e yönelik bir İHA saldırısının sorumluluğunu üstlendi. Ülke genelinde hava saldırısı sirenleri çaldı. Şii milis grup, son günlerde Bağdat ve Erbil’deki Amerikan hedeflerine yönelik saldırıları da üstlenmişti.

İran, İsrail’e düzenli aralıklarla füze ve İHA salvo atışları gerçekleştiriyor. Ancak gelen saldırıların büyük bölümü engelleniyor. Çatışmanın başlangıcından bu yana İsrail’de 11 kişi hayatını kaybetti.

Savaşın giderek tırmanması, çatışmanın ne zaman ve nasıl sona ereceğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

Trump yönetimi, İran’ın füze kapasitesini yok etmek, donanmasını etkisiz hale getirmek, nükleer silah edinmesini engellemek ve müttefik silahlı gruplara verdiği desteği kesmesini sağlamak gibi çeşitli hedefler ortaya koydu.

İsrail, İran liderliği ve güvenlik güçlerine baskıyı artırıyor

ABD-İsrail saldırılarının ilk aşamasında İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürüldüğü belirtilmiş, Trump da İran halkına hükümeti devirmeleri çağrısında bulunmuştu. Ancak üst düzey ABD’li yetkililer daha sonra rejim değişikliğinin hedef olmadığını ifade etti.

Trump, Salı günü yaptığı açıklamada, ABD-İsrail kampanyası sona erdiğinde iktidarı devralacak en uygun kişinin “rejim içinden biri” olabileceğini belirterek savaşın İran’daki teokratik yönetimi sona erdirme ihtimalini küçümsedi.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Çarşamba günü X platformunda yaptığı paylaşımda, İran’ın yeni dini lider olarak seçeceği kişinin “ortadan kaldırılacak bir hedef” olacağını söyledi.

Katz, “İran terör rejimi tarafından İsrail’i yok etme planını sürdürmek ve yönetmek, ABD’yi, özgür dünyayı ve bölge ülkelerini tehdit etmek ve İran halkını baskı altında tutmak üzere atanan her lider, ortadan kaldırılacak bir hedef olacaktır” ifadelerini kullandı.

İsrail ordusu ayrıca Tahran’da, Ocak ayında binlerce kişinin öldüğü ve on binlercesinin gözaltına alındığı protestolara yönelik kanlı baskıyı gerçekleştiren Devrim Muhafızları’na bağlı gönüllü paramiliter güç Besic ile bağlantılı binaları vurduğunu açıkladı.

ABD ve İsrail, İran halkının teokratik yönetimi devirmesini görmek istediklerini belirtiyor.

37 yıldır ülkeyi yöneten Hamaney’in yerine geçecek ismin belirlenmesi için İranlı liderler yoğun çaba harcıyor. 1979 Devrimi’nden bu yana yalnızca ikinci kez yeni bir dini lider seçiliyor. Adaylar arasında Batı ile çatışmayı sürdürmeyi savunan muhafazakâr isimlerin yanı sıra diplomatik angajman arayışındaki reformistler de bulunuyor.

İsrail Ordu Sözcüsü Tuğgeneral Effie Defrin, Salı günü Kum kentinde din adamlarının yeni dini liderin seçimini görüşmek üzere toplanmasının beklendiği bir binanın vurulduğunu açıkladı. Defrin, saldırıda herhangi bir isabet olup olmadığının değerlendirildiğini söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na yakın oldukları değerlendirilen yarı resmî Fars ve Tasnim haber ajansları, söz konusu binanın Uzmanlar Meclisi ile bağlantılı olduğunu aktardı. Çarşamba günü yapılan açıklamada saldırı sırasında binada herhangi bir toplantının yapılmadığı belirtildi. Fars, meclisin uzaktan toplandığını bildirdi ancak ayrıntı vermedi.

ABD-İsrail saldırılarında İran’da en az 787 kişi hayatını kaybettiği bildirildi.

Daha önce bir ölüm vakası açıklayan Kuveyt, Çarşamba günü 11 yaşındaki bir kız çocuğunun, Kuveyt güçlerinin “düşmanca hava hedeflerini” engellemesi sırasında düşen şarapnel parçaları nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nde üç, Bahreyn’de ise bir kişi yaşamını yitirdi.

Pazar günü Kuveyt’in Şuaybe Limanı’ndaki bir komuta merkezine düzenlenen İHA saldırısında ABD Kara Kuvvetleri Yedek Birliği’nden altı asker hayatını kaybetti.


Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor

Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor
TT

Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor

Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor

İran’a yönelik savaş bugün beşinci gününe girdi. Başkent Tahran’da patlamalar duyulurken, İsrail ordusu, başkentteki çeşitli noktalarda ‘onlarca’ güvenlik komuta merkezine hava saldırıları düzenlediğini açıkladı.

Buna karşılık, İran’ın İsrail’e füzelerle karşılık verdiği bildirildi. İsrail ordusu, ‘savunma sistemlerinin tehdidi engellemek için çalıştığını’ duyurdu.

Öte yandan, Tahran’da bulunan Humeyni Camii’nde İran Dini Lideri Ali Hamaney için cenaze törenlerinin yerel saatle bu akşam 22:00’de başlayıp üç gün süreceği belirtildi.

Lübnan cephesinde ise İsrail, Hizbullah’ı hedef almayı sürdürdü. İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 16 köy ve kasaba sakinlerine bölgeyi boşaltmaları gerektiği uyarısında bulundu.


Çin neden İran'ın savaşına uzak duruyor?

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Çin neden İran'ın savaşına uzak duruyor?

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ardından Çin, ilk resmî açıklamasını yapmak için birkaç saat bekledi. Pekin yönetimi, “derin endişe” duyduğunu belirterek askerî operasyonların derhâl durdurulması ve yeniden diyaloğa dönülmesi çağrısında bulundu. Ertesi gün Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, saldırıları “kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve daha fazla müzakere çağrısını yineledi.

Amerikan haber ajansı Associated Press (AP), Çin’in krizdeki tutumunun dış politika yaklaşımını ortaya koyduğunu ve Pekin’in doğrudan müdahale edeceğine dair herhangi bir işaret bulunmadığı ve böyle bir beklentinin gerçekçi olmadığını yazdı.

AP, Çin’in son dönemdeki diğer çatışmalarda da benzer bir tutum izlediğine dikkat çekerek, güç kullanımını kınarken uzun vadeli çıkarlarını gözeterek tarafsız kalmayı tercih ettiğini ifade etti. Bu çıkarlar arasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın nisan ayı başında gerçekleştirmesi beklenen Pekin ziyareti de yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl 30 Ekim'de Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde (DPA) ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl 30 Ekim'de Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde (DPA)

Çin neden temkinli davranıyor?

Ajans, Çin ordusunun son yıllarda hızla büyüdüğü, İran’la askerî tatbikatlar gerçekleştirdiği ve 2017’de Cibuti’de askerî üs kurduğunu belirtti.Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ancak Pekin’in önceliği, Tayvan’dan Güney Çin Denizi’ne kadar uzanan Asya’daki çıkarlarını korumak olmaya devam ediyor.

Uluslararası Kriz Grubu analisti William Yang, “Çin’in sınırları dışındaki bölgelerde askerî nüfuzunu genişletme konusunda isteksiz olduğunu ve Ortadoğu gibi istikrarsız bölgelerde güvenlik garantörü rolü üstlenmek istemediği” değerlendirmesinde bulundu.

Benzer şekilde Çin, Rusya ve Venezuela’ya diplomatik ve ekonomik destek sağlarken, Ukrayna veya Latin Amerika’da askerî bir askeri eylemden kaçındı.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasi Savunma Vakfı’ndan Çin uzmanı Craig Singleton, Pekin’in temkinli tavrının, küresel jeopolitikteki etki sınırlarını gösterdiğini ifade etti.

Singleton şöyle devam etti: “Pekin’in tepkisi beklendiği gibi ölçülü oldu. Bu durum, askerî güç devreye girdiğinde Çin’in olayları etkileme kapasitesinin sınırlı olduğunu gösteriyor. Pekin endişesini dile getirebilir, ancak ABD-İsrail askerî eylemini caydırma ya da etkili biçimde yönlendirme gücüne sahip değildir.”

ABD ile ilişkiler İran’dan daha önceliklidir

Analistler, Çin’in İran’a yönelik hava saldırılarından duyduğu rahatsızlığın ABD ile ilişkileri veya Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi arasında yaklaşık bir ay sonra Pekin'de yapılması planlanan görüşmesini ciddi biçimde etkilemesinin beklenmediğini belirtiyor.

Çinli liderler için, ticaret ve ekonomiden Tayvan'a kadar birçok alanda ABD ile olan ilişki, İran ile olan ilişkiden çok daha büyük önem taşıyor.

Asya Grubu araştırmacısı George Chen, Pekin’in İran konusunda Washington’la sözlü bir polemiğe girebileceğini ancak Trump’la yeni bir çatışma yaratmanın maliyetinin daha ağır basacağını söyledi. Chen, “ABD-Çin ilişkileri zaten Trump ve Şi için yeterince karmaşık. İran’ı bu dosyaya eklemek iki tarafın da isteyeceği bir durum değil” dedi. Bununla birlikte, Pekin’in Trump’ın ziyaretini erteleyebilme ihtimalinin bulunduğuna dikkat çekti.

Enerji kaygıları İran petrolüyle sınırlı değil

Çin, İran’dan en fazla petrol ithal eden ülke konumunda, ancak Pekin yönetimi enerji güvenliğine büyük önem veriyor ve alternatif kaynaklar geliştirmiş durumda. Asıl endişe, fiyat artışı ve Ortadoğu genelindeki petrol ve doğal gaz arzına erişimin riske girmesi ihtimali olarak gösteriliyor.

Veri ve analiz firması Kpler'e göre Çin, geçen yıl İran'dan günde yaklaşık 1,4 milyon varil petrol ithal etti; bu ise toplam deniz yoluyla petrol ithalatının yüzde 13'üne tekabül ediyor.

Şirket, hâlihazırda yolda bulunan sevkiyatların dört ila beş ay yetecek düzeyde olduğu tahmininde bulunuyor.

Kpler Kıdemli Analisti Muyu Şu, bunun Çin’deki bağımsız rafinerilere uyum sağlama ve alternatif tedarik aramak için fırsat vereceğini belirtti. Bu, indirimli Rus petrolünü başlıca seçenek olarak öne çıkarıyor.

Çin, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek ve bu alandaki yeteneklerini güçlendirmek için yıllardır çalışıyor.

Singleton ise “İran petrolünün kaybı kısa vadede sınırlı bir etki yaratır, hayati nitelikte değildir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimleri ve Körfez ülkelerindeki sıvılaştırılmış doğal gaz tesislerine yönelik olası saldırıları daha büyük endişe kaynağıdır.

"Vantour" şirketinin sağladığı görüntülerde, saldırılardan önce Tahran'daki "İran Devrim Muhafızları" karargahı görülüyor (AP)"Vantour" şirketinin sağladığı görüntülerde, saldırılardan önce Tahran'daki "İran Devrim Muhafızları" karargahı (AP)

Çin neden İran’ı silahlandırmayabilir?

Analistler, Çin’in, ABD’ye karşı yürüttüğü mücadelede İran’a silah göndermesinin düşük ihtimal olduğunu değerlendiriyor.

Endonezya merkezli Ekonomik ve Hukuki Çalışmalar Merkezi araştırmacısı Muhammed Zülfikar Rahmet, olası askerî desteğin mevcut uzun vadeli savunma anlaşmalarıyla sınırlı kalacağını ve doğrudan sahada hızlı bir destek anlamına gelmeyeceğini ifade etti. Rahmet, Pekin’in ABD ve müttefikleriyle doğrudan çatışmadan kaçınma eğiliminde olduğunu vurguladı.

Çin, ABD'nin Ukrayna'ya silah tedarik etmesini eleştirerek, bunun çatışmaları uzattığını ifade etmişti.

Singapur’daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacı James Dorsey, İran’ın füze programının Çin teknolojisine dayandığını ancak Pekin’in İran ordusuna yeni füze satışında temkinli davranabileceğini belirtti. Dorsey, “Çin’in istediği, bu durumun sona ermesidir” ifadelerini kullandı.