Çatışmanın kıyısından merkezine: Küçük devletler nüfuzlarını nasıl oluşturur?

Küçük devletlerin aşırı hırsı, onlara geçici bir nüfuz kazandırabilir, ancak kısa vadeli kazançlar bazen ağır maliyetlere dönüşebildiğinden, bu durum hızla bir yük haline gelir

Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)
Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)
TT

Çatışmanın kıyısından merkezine: Küçük devletler nüfuzlarını nasıl oluşturur?

Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)
Libya, kendi topraklarında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyelerine eğitim verdiğini kabul etti (Reuters)

İnci Mecdi

1970'lerin başlarında, Avrupa başkentlerinden ve Soğuk Savaş'ın gürültüsünden uzak olan Libya çölü, ortak dil ve ortak bir amaç paylaşmayan savaşçılar için gizli buluşma yeri haline geldi. Libya topraklarındaki kamplarda, yabancı silahlı grupların üyeleri, Muammer Kaddafi rejiminin doğrudan himayesi altında silah, sabotaj ve gizli operasyonlar konusunda eğitim aldılar. ABD'li yetkililere göre Libya, müttefiklere ev sahipliği yapmıyor, sınır ötesi şiddeti açık cephelerin olmadığı uluslararası bir çatışmada etki aracı haline getiren erken bir deneyde vekiller yetiştiriyordu.

1970'li ve 1980'li yıllar boyunca, bu destek modeli ulusötesi bir politikaya dönüştü ve uzak bölgelerdeki isyancı gruplar, binlerce kilometre uzaktaki rejimlerden doğrudan destek almaya başladı. Muammer Kaddafi rejiminin, İrlanda’da IRA, İspanya'da ETA, İtalya’da Kızıl Tugaylar (BR) ve diğer şiddet yanlısı sol gruplardan, Çad'daki Ulusal Kurtuluş Cephesi (FROLINAT) örgütüne, 1980'lerde Liberya ve Sierra Leone'deki iç savaşlarda etkili bir rol oynayıp Charles Taylor ve Foday Sinkoh gibi isimleri eğiterek ve finanse ederek Avrupa, Latin Amerika ve Afrika'da olmak üzere birkaç kıtadaki isyancı ve kurtuluş hareketlerini desteklemeye dayalı bir dış politika benimsemiş olması, bu durumun en belirgin örneğidir.

Kaddafi'nin isyancı gruplara verdiği destek, anti-emperyalist bir retorik benimsediğinden, siyasi etkisini genişletme, solcu ve devrimci hareketlere ideolojik destek verme arzusuna dayanıyordu. İkinci neden, Küba lideri Fidel Castro'nun, Sovyetler Birliği’nin desteğiyle Angola Halk Kurtuluş Hareketi'nin komünist güçlerini desteklemek için ülkesinin güçlerini Afrika'ya, özellikle Angola'ya göndermesine neden olan nedenin aynısıydı.

Bu tür iç çatışmalara dış müdahale devam ederken, büyük güçler genellikle savaş alanında doğrudan çatışmaya girmeden, vekalet savaşları yoluyla hesaplaşmaya çalışıyor. Ancak, 21. yüzyılda iki temel özellikle tanımlanan yeni bir model ortaya çıktı. Bu modelin amacı ideoloji ile değil, belirli ülkelerin jeopolitik genişleme ve bölgesel nüfuz elde etme konusundaki sınırsız hırsları ile ilgilidir. İkincisi ise bu rolü oynayanların, coğrafi ve demografik ağırlıklarını aşan roller arayışında dış müdahaleler için kaynaklarını sömüren küçük, zengin devletler olmasıdır.

Gözlemciler, günümüzün vekalet savaşlarının Soğuk Savaş dönemini karakterize eden ideolojik çerçevenin ötesine geçtiğini, modern dolaylı çatışmaların genellikle bölgesel güç mücadeleleri, kaynaklar için rekabet, mezhepsel bölünmeler ve jeopolitik konumlanmalar tarafından yönlendirildiğini söylüyor. Desteğin niteliği de daha karmaşık ve sofistike hale geldi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre artık geleneksel askeri yardımla sınırlı kalmayıp, silahlanma ve eğitime ilave olarak siber savaş, ekonomik baskı ve medya etkileme kampanyalarını da kapsıyor. Modern vekalet savaşları, devlet ve devlet dışı aktörler arasındaki sınırları da bulanıklaştırıyor.

Geleneksel vekalet savaşları, devletlerin diğer devletleri veya açıkça tanımlanmış isyancı grupların desteklemesine dayanırken, günümüzün çatışmaları, örgütsel olarak tutarsız milisler, terör örgütü olarak sınıflandırılan gruplar ve hatta stratejik hedefleri gerçekleştirmek için kullanılan suç ağlarının desteklenmesini de içeriyor.

Günümüzün vekalet savaşlarının genellikle birden fazla destekçisi olur ve tek bir çatışma içinde farklı güçler karşıt tarafları destekleyebilir. Bu da onları Soğuk Savaş dönemindeki savaşlardan daha karmaşık hale getiriyor. Suriye’deki iç savaş bunun açık bir örneği, birçok bölgesel ve uluslararası güç farklı grupları destekliyor. Birbiriyle iç içe geçmiş bir çıkarlar ağı oluşturuyor ve çatışmanın uzamasına katkıda bulunuyor.

Etkiyi en üst düzeye çıkarma çabası

Bölgesel etki her zaman bir ülkenin büyüklüğü veya geleneksel askeri gücüyle bağlantılı değildir. Küçük ülkeler, nüfuz alanlarını genişletmek için para, arabuluculuk ve ittifaklar yoluyla yatırım yapabilirler. Örneğin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), lojistik uzmanlığını ve finansal kaynaklarını Sudan ve Afrika Boynuzu'ndaki yerel güçleri desteklemek için kullanırken, siyasi ve askeri ağlar aracılığıyla Libya'daki nüfuzunun kapsamını genişletti. Bu tür stratejiler, küçük devletlere daha fazla manevra alanı sağlarken, doğrudan savaşa girmeden bölgesel güç dengesinin şekillenmesine aktif olarak katılmalarını mümkün kılıyor.

Bu ülkeler, Yemen’deki muhalif grupları veya ayrılıkçı hareketleri kullanarak, içerdeki toprakları kontrol etmek için mali ve askeri destek yoluyla veya sosyal kontrolü sağlamak için siyasal İslamcı gruplara finansman temin ederek nüfuzlarını artırıyor. Yemen, Irak, Lübnan'daki vekil ağları ve hatta Suriye'deki eski Beşşar Esed rejimi ile ittifak yoluyla bu taktiklere başvuran İran rejiminin aksine, BAE, Katar ve Ruanda gibi ülkeler İran kadar büyük değiller. Ayrıca, İran örneğinde vekil ağı dini ideolojiyle birleşmişken, daha küçük devletlerde siyasi nüfuz arzusu ana itici güçtür.

Birleşmiş Milletler (BM) uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından geçtiğimiz yaz hazırlanan bir raporda, Ruanda'nın M23 isyancıları üzerinde kontrol sağladığı ve liderliği ele geçirdiği belirtildi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusunda ilerleyen isyancı hareket, Kuzey Kivu eyaletinin idari başkenti Goma şehrini ele geçirerek Ruanda'nın siyasi nüfuz kazanmasını ve maden zengini bölgelere erişimini sağladı.

Raporda, uzmanların Ruanda'nın Kongolu isyancılara sağladığı eğitim ve Kigali'nin kullandığı askeri teçhizat, özellikle de ‘hava varlıklarını etkisiz hale getirebilen yüksek teknolojili sistemler’ ayrıntılı olarak anlatıldı. Bu, isyancılara yorgun Kongo ordusu karşısında ‘belirleyici bir taktik avantaj’ sağladı.

BAE, Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) desteklerken, Yemen'de ülkenin güneyinden ayrılıp kendi devletini kurmak isteyen Güney Geçiş Konseyi'ne (GGK) destek veriyor. Bu durum, Suudi Arabistan ile BAE’yi karşı karşıya getirdi. Suudi Arabistan resmi bir açıklama yayınlayarak ‘BAE'nin Yemen'deki eylemlerinin ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve Suudi Arabistan’ın güvenliğinin aşılamayacak bir kırmızı çizgi olduğunu’ vurguladı.

Katar, Mısır, Suriye ve Libya'daki Arap Baharı ayaklanmalarında da İslamcı muhalefet gruplarını destekleyerek önemli bir rol oynayan BAE, Libya’daki iç savaşı sırasında Fecr-i Libya/Libya Şafak Tugayı grubuna destek sağladı. Türkiye ile koordinasyon içinde hareket etti ve Sudan gibi aracı ülkeleri kullanarak Libya'ya silah, eğitim ve savaşçıların ulaştırılmasını kolaylaştırdı.

Gözlemciler, bu ülkelerin dış müdahalelerinin, devletlerin kırılganlığı ve iç-bölgesel çakışmaların karakteristik olduğu bölgesel ortamlarda ‘küçük rejimlerin’ davranışlarını analiz etmek için daha geniş bir çerçeve içinde anlaşılabileceğini söylüyorlar. Küçük devletlerin ve Körfez'in dış politikaları konusunda uzman bir isim olan Avrupalı araştırmacı Matej Szalai, bu bağlamlarda nüfuzun, nüfus büyüklüğü veya doğrudan askeri güç gibi bir devletin geleneksel yetenekleriyle değil, daha çok iktidar rejiminin diğer devletlerin iç bölünmelerini, zayıf egemenliklerini ve siyasi ve sosyal sınırlarının geçirgenliğini kullanma becerisiyle bağlantılı olduğu değerlendirmesinde bulundu. Szalai’ye göre böylelikle yerel veya ayrılıkçı grupları desteklemek, güç dengesini yeniden şekillendirmek, stratejik çıkarları güvence altına almak ve ulusal topraklardan uzak çatışma bölgelerinde aktif bir varlık göstermek için dolaylı bir araç haline geliyor. Çatışma ve müdahaleye ilişkin bölgesel normlar da bu tür davranışların ortaya çıkmasında rol oynamaktadır, zira çatışmalar her zaman (modern) Vestfalyan devlet sistemi kurallarına göre değil, daha çok etki ağları ve esnek ittifaklar aracılığıyla yönetiliyor. Bu anlamda, bu politikalar, devlet ve egemenlik kavramlarının sürekli müzakereye tabi olduğu uluslararası bir ortamda siyasi ve güvenlik etkisini en üst düzeye çıkarma çabasını yansıtıyor.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki devlet sisteminin doğasının, kırılganlığına ve sürekli sızmalara açık olmasına rağmen, küçük devletlere geleneksel uluslararası ilişkiler modellerine kıyasla etkilerini en üst düzeye çıkarmak için nispi fırsatlar sunduğunu belirten Szalai, iç ve dış işler arasında net bir ayrım olmamasının, karşılıklı müdahaleyi yaygın bir uygulama haline getirdiğine işaret etti. Bunun da küçük devletler için en büyük tehdit olan doğrudan savaştan daha az maliyetli ve daha etkili bir araç olduğunun altını çizen Szalai’ye göre ayrıca, devletin zayıflığı, büyük kaynaklara ihtiyaç duymadan dış politikada kullanılabilecek devlet dışı aktörlere kapıyı aralıyor. Bununla birlikte ‘kapsamlı denge’ mantığı, büyük devletlerin militarizasyona yönelmesini sınırlarken bu da güç farkını azaltmakta ve küçük devletlere bölgesel sistem içinde daha fazla manevra alanı sağlamaktadır.

Aşırı hırs, ters sonuçlara yol açar

İsyancı grupları desteklemek, rakiplerini zayıflatmak veya etkilerini genişletmek isteyen devletler için yararlı bir taktik araç olabilir, ancak uzun vadede genellikle beklenmedik sonuçlara veya stratejik kayıplara yol açar. Tarihsel örnekler, bu tür grupları destekleyen devlet ile vekilleri arasındaki çıkar anlaşmazlıkları veya bir çıkış stratejisinin olmaması, özellikle de hedefleri sahadaki gerçek destek bağlamıyla uyumlu değilse, destekleyen devleti siyasi ‘tepkiye’ veya elde etmek istediği nüfuzun kaybına maruz bırakabileceğini gösteriyor. 1970'li ve 1980'li yıllarda Pakistan'ın Afgan mücahitlerine verdiği destekte de böyle oldu. Pakistan küçük bir ülke olmasa da o dönemde arabulucu rolünü üstlendi. Sovyetler Birliği’nin Afganistan'dan çekilmesinden sonra, ülkedeki durum kötüleşti ve ardından radikalizm Pakistan'a sıçradı. Pakistan, araç olarak yarattığı gruplar üzerindeki kontrolünü kaybetti.

Georgetown Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, küçük ve zengin ülkelerin yabancı müdahale yoluyla ‘küçük boyutlarını aşma’ girişimlerinin, doğrudan veya dolaylı olarak yerel grupları veya silahlı grupları desteklemek gibi yüksek bir bedeli olduğunu söylüyorlar. Bu, bu ülkeleri, gidişatını veya sonucunu kontrol etme kapasitelerini aşan uzun süreli çatışmalara sürükleyebilir. Dahası, Libya ve Yemen'deki gibi karmaşık çatışmalara dahil olmak, bu ülkeleri daha büyük bölgesel güçlerle çatışmanın tırmanması riskine maruz bırakır ve etki araçlarını sürekli diplomatik ve güvenlik sürtüşmelerinin kaynağına dönüştürür. Gözlemciler, devlet dışı aktörlere güvenmenin öngörülemez dinamikler yarattığı konusunda uyarıyorlar, çünkü bu gruplar, özellikle insan hakları ihlalleri veya istikrarı bozma suçlamalarının gölgesinde nüfuz araçlarından siyasi ve ahlaki yükümlülüklere dönüşebilirler. Bu yüzden mali zenginlik bu stratejilerin başarısını garanti etmez. Aşırı hırs, en önemlisi bölgesel izolasyon, uluslararası itibarın kaybı veya devletin büyüklüğü ve uzun vadeli sonuçlarını taşıma kapasitesiyle orantısız yorucu çatışmalara karışmak gibi ters sonuçlar doğurabilir.



Britanya ve Almanya, yeniden silahlanma için "ahlaki" gerekçe sunuyor

Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)
Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)
TT

Britanya ve Almanya, yeniden silahlanma için "ahlaki" gerekçe sunuyor

Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)
Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)

İngiliz ve Alman genelkurmay başkanları bugün, Rus tehdidi karşısında yeniden silahlanmanın "ahlaki" bir gerekçesi olduğunu açıkladılar.

İngiliz haber ajansı PA Media'ya göre, İngiliz Genelkurmay Başkanı Richard Knighton, Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer ile birlikte savunma yatırımlarının artırılması gerektiği yönündeki argümanı sundu.

İngiliz gazetesi The Guardian ve Alman gazetesi Die Welt'te yayımlanan ortak mektupta, iki üst düzey askeri komutan, "sadece Avrupa'nın en büyük askeri harcama yapan iki ülkesinin askeri liderleri olarak değil, aynı zamanda güvenliğiyle ilgili rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmek zorunda olan Avrupa'nın sesi olarak" konuştuklarını belirtti.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle birlikte "kesin olarak batıya yöneldiğini" belirten komutanlar, Avrupa genelinde "savunma ve güvenliğimizde temel bir değişime" ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Askeri liderlerin uyarısı, Avrupa'da savunmanın geleceği ve Ukrayna'daki savaş konularını görüşmek üzere birçok dünya liderinin bir araya geldiği yıllık Münih Güvenlik Konferansı'nın sona ermesinin ardından geldi.

Mektuplarında şu ifadelere yer verdiler: “Bu girişimin ahlaki bir boyutu da var. Yeniden silahlanma savaş kışkırtmakla ilgili değil; halklarını korumaya ve barışı sağlamaya kararlı uluslar için sorumlu bir eylem biçimidir. Güç saldırganlığı caydırır, zayıflık ise davet eder.”

Mesajda şu ifadeler de yer aldı: “Son olarak, tehditlerin karmaşıklığı, savunmanın yalnızca askeri personelin alanı olamayacağı konusunda tüm toplumu kapsayan yaklaşım ve vatandaşlarla kıta çapında açık bir diyalog gerektirmektedir. Bu, hepimizin sorumluluğunda olan bir görevdir.”


İran, bazı ekonomik tavizlerle ABD’yi ikna etmeye çalışıyor

USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubu, ABD Beşinci Filo operasyonlarını ve Ortadoğu'daki deniz güvenliğini desteklemek için Umman Denizi'nde seyrederken (Pentagon)
USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubu, ABD Beşinci Filo operasyonlarını ve Ortadoğu'daki deniz güvenliğini desteklemek için Umman Denizi'nde seyrederken (Pentagon)
TT

İran, bazı ekonomik tavizlerle ABD’yi ikna etmeye çalışıyor

USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubu, ABD Beşinci Filo operasyonlarını ve Ortadoğu'daki deniz güvenliğini desteklemek için Umman Denizi'nde seyrederken (Pentagon)
USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubu, ABD Beşinci Filo operasyonlarını ve Ortadoğu'daki deniz güvenliğini desteklemek için Umman Denizi'nde seyrederken (Pentagon)

Tahran, Washington ile nükleer anlaşma yolunu açmak amacıyla, yaptırımların kaldırılması karşılığında yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun azaltılmasını görüşmeye hazır olduğunu belirtirken, ‘bazı ekonomik tavizler’ vererek ikinci tur nükleer anlaşma müzakereleri sürecine giriyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, arabulucu Umman aracılığıyla iletilen tekliflere İran'ın yanıtını almak beklentisiyle diplomatik ve teknik heyetin başında İsviçre'ye geldi. İran Ekonomik İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamid Kanberi, müzakerelerin ‘petrol ve gaz sahaları, ortak sahalar, madencilik yatırımları ve hatta uçak alımı gibi karşılıklı çıkarları’ kapsadığını açıkladı. Anlaşmanın sürdürülebilirliği için ABD’nin de hızlı ekonomik getiri sağlayan alanlardan faydalanması gerektiğini vurgulayan Kanberi, dondurulmuş fonların serbest bırakılması gerektiğini belirtti.

İran Siyasi İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Taht Revançi, Tahran'ın ‘yaptırımlar hakkında görüşmeye hazır olmaları halinde’ yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun azaltılması konusunu görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Taht Revançi, Tahran’ın ayırca uranyum zenginleştirmeyi tamamen sonlandırmayı veya füze meselesini ele almayı reddettiğini vurguladı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise ülkesinin heyetinin Cenevre'ye doğru yola çıktığını duyurdu. Başkan Donald Trump'ın ‘diplomasiyi tercih ettiğinin’ altını çizen Rubio, “Hiç kimse İran ile bir anlaşmaya varmayı başaramadı, ama biz deneyeceğiz” diye ekledi.


İsviçre'de bir trenin raydan çıkması sonucu yaralanmalar oldu

Tren kazası (Arşiv-Reuters)
Tren kazası (Arşiv-Reuters)
TT

İsviçre'de bir trenin raydan çıkması sonucu yaralanmalar oldu

Tren kazası (Arşiv-Reuters)
Tren kazası (Arşiv-Reuters)

Yerel polisin açıklamasına göre bu sabah İsviçre Alpleri'ndeki Gobenstein'da bir tren raydan çıktı ve "muhtemelen" yaralanmalar olduğu belirtildi.

Valais İlçe Şerif Ofisi X kanalında yaptığı açıklamada, "Saat 7:00'de bir tren raydan çıktı ve muhtemelen yaralanmalar oldu. Operasyon devam ediyor. Daha fazla bilgi sonra verilecektir." dedi. Demiryolu şirketi ise çığ nedeniyle tren seferlerinin "Gobenstein ve Brig arasında askıya alındığını" bildirdi.