Çin lideri Şi Jinping ordusuna güvenmiyor mu?

Çin lideri, askeri kurum içinde sürekli şüphe ve güvensizlik üzerine kurulu bir yönetim sistemi inşa etti

Fotoğraf: Xinhua
Fotoğraf: Xinhua
TT

Çin lideri Şi Jinping ordusuna güvenmiyor mu?

Fotoğraf: Xinhua
Fotoğraf: Xinhua

Deng Yuwen

Ocak ayı sonlarında iki üst düzey general Zhang Youxia ve Liu Zhenli'nin görevden alınmasının ardından, Merkez Askeri Komisyonu'nda sadece Şi Jinping ve bir yardımcısı Zhang Shengmin kaldı. Son iki yılda, çok sayıda üst düzey Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) subayı uzun soruşturmalara tabi tutuldu. Eksik istatistikler, görevde olan bir düzineden fazla üst düzey generalin rütbesinin düşürüldüğüne işaret ediyor.

Şi Jinping, generallerine karşı sivil yetkililerine kıyasla daha acımasız ve sert davrandı. Bu sertlik, PLA'nın en yüksek komuta organı olan Merkez Askeri Komisyonu'ndaki sistematik tasfiye operasyonu ile açıkça görülüyor.

İktidar koridorlarında yolsuzluk şüphesiyle lekelenmiş bir figüre nadiren rastlanır, ancak asıl soru, liderliğin bu şüpheye karşı harekete geçmeyi seçip seçmeyeceğidir. Şi Jinping'in selefleri, bu iradeye sahip olmadıkları için yolsuzlukla mücadeleden kaçınmadılar; aksine, en önemli fark, iktidarın yapısının kendisinde yatıyordu. Şi, yalnızca Mao Zedong'unkine benzer bir tek adam yönetimi sistemi kurdu, ancak bu makale bunun nasıl ortaya çıktığına dair ayrıntılı bir inceleme yapmayacaktır.

fdv
Çin lideri Şi Jinping, Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda, Ulusal Gün'den bir gün önce düzenlenen Şehitler Günü’nü anma törenine katılıyor, 30 Eylül 2025 (Reuters)

Şi Jinping'in muhalifleri, yönetimini totaliter olarak nitelendirme eğilimindeler; bu, ahlaki bir kınamanın geçerli bir ifadesi olabilir, ancak daha analitik bir bakış açısından, mevcut sistemin doğasını doğru bir şekilde yansıtmamaktadır. Şi Jinping rejimi, Mao Zedong'un veya Sovyet lideri Joseph Stalin'in yönetiminin totalitarizmine ulaşmadı. Buradaki fark, totalitarizmin düzeyinde değil, kısmen türündedir.

Şi, sivil yetkililere kıyasla generallerine karşı daha sert ve acımasız davrandı. Bu gayret, özellikle ordunun üst düzey liderliğine yönelik sistematik “tasfiyede” açıkça görülüyor

Klasik totalitarizm üç temel özelliğe dayanır. Birincisi, genellikle kitlesel seferberlik yoluyla tezahür eden, toplumu ve insan doğasını yeniden şekillendirmeye yönelik geniş çaplı bir proje olmasıdır. İkincisi, siyaseti mutlak yönetim konumuna yerleştirmesidir ki bu da özel hayatın tamamen siyasallaşmasına neden olur. Üçüncüsü, gizli polisi merkezi araç haline getiren, muhaliflerin keyfi olarak tutuklanmasını, cezalandırılmasını veya ortadan kaldırılmasını sağlayan, gözdağı ve korkutma temelli bir yönetim olmasıdır. Komünist totalitarizm, bu özelliklere ekonomik bir boyut daha yani özel mülkiyetin kaldırılması ve tam bir kamu mülkiyetinin dayatılmasını ekler.

Şi Jinping rejimi bazı yönlerden bu modele benzese de, toplumu yeniden şekillendirmeyi amaçlayan kitlesel hareketler yoluyla sürdürülen seferberlikten büyük ölçüde yoksundur. Ayrıca, örgütsel ve psikolojik olarak Mao Zedong dönemini karakterize eden, liderliğin istediği zaman siyasi baskıyı ülke çapında kitlesel bir ivmeye dönüştürme kudretinde de yoksundur. Bu nedenle, onun hakkındaki daha doğru tanımlama, güçlendirilmiş bir otoriterlik, yani dijital çağda teknolojik ve örgütsel olarak güçlendirilmiş bir geleneksel otoriter yönetim olabilir.

Bu, daha ayrıntılı sosyal denetim, bürokratik aygıta uygulanan daha sıkı disiplin ve politikalar ile propagandanın daha merkezi koordinasyonu şeklinde kendini gösterir. Şüphesiz ki, siyasi baskı uygular ve düşünce ile ifade özgürlüğünü bastırır, ancak özünde insan doğasını yeniden şekillendirmek değil, Çin Komünist Partisi'ni yeniden şekillendirmek ve temizlemek amacını taşır.

dfv
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anma kapsamında düzenlenen askeri geçit töreninde Halk Silahlı Polis birlikleri, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Bu süreç, Şi Jinping'in güvenliği koruma bahanesiyle gücü daha bireyselci ve otoriter bir şekilde yeniden yapılandırdığı Halk Kurtuluş Ordusu'nda en belirgin şekliyle görülmektedir. Bu yeniden yapılanma, daha önce daha bağımsız ve gizliliğe eğilimli olan orduda totalitarizme daha yakındır. Bahsedilen otoriterlik Şi'nin 2014 yılında tanıttığı, liderin tüm askeri meseleler üzerindeki tam kontrolünü güvence altına alan bir çerçeve olan Merkez Askeri Komisyonu başkanının sorumlulukları sistemi ile somutlaşmıştır.

Şi rejimi, toplumu yeniden şekillendirmeyi amaçlayan kitlesel seferberlikten ve Mao döneminin siyasi baskıyı kitlesel eyleme dönüştürme kudretinden de yoksundur

Şi Jinping bu sistemi ordudaki en yüksek siyasi kurum konumuna yükselterek, onu en üstün siyasi norm ve sıkı kontrol aracı haline getirdi. İdeoloji, örgütlenme, kurallar, prosedürler ve hesap sorma mekanizmaları aracılığıyla bu düzenleme, Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun tüm kılcal damarlarına nüfuz ederek Çin Komünist Partisi'nin silahlı kuvvetler üzerindeki mutlak liderliğini pekiştiriyor. Böylece sadakat sadece bir partiye değil, lidere yöneliyor ve itaat kolektif kararlara değil, bireysel yönetime bağlı oluyor.

Şi Jinping'in tasarımı sağlam görünüyor, ancak orduda mutlak liderliğin uygulanması kaçınılmaz olarak yapısal bir çelişki ile çarpışıyor. Zira başkanlık sistemi, prensipte, liderlik ve yönetimin yalnızca başkanın elinde toplanmasını gerektirir, ancak gerçekte, lider tüm bu sorumlulukları bizzat üstlenirse bu yoğunlaşma imkansız hale gelir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi Jinping, en ince ayrıntıları denetleyecek zaman ve kudrete sahip değil, ayrıca operasyonlar, eğitim, teçhizat, hazırlık ve bakım gibi son derece teknik alanları günlük olarak yönetme deneyimine de sahip değil. Bu nedenle, rolü nihai karar verici ve son otorite olmakla sınırlı olmaya devam ediyor. Buna göre, ordunun günlük yönetimini güvendiği yardımcılarına devrediyor ve Merkez Askeri Komisyonu başkan yardımcıları bu yapıda çok önemli bir konumda yer alıyor. Uygulamada, Şi, aktif görevdeki generaller ve general rütbesindeki siyasi komiserlerden oluşan bu yardımcıları aracılığıyla hareket ediyor. Teorik olarak ise, Şi genel yönü belirliyor ve nihai kararları veriyor, yardımcıları ise fiili uygulamayı üstleniyor.

vfdvfd
Çin Merkez Askeri Komisyonu üyesi Liu Zhenli, Pekin'deki Xiangshan Forumu'na katılıyor, 30 Ekim 2023 (Reuters)

İşte ikilem burada yatıyor. Şi Jinping, başkan yardımcılarının yalnızca uygulamaya odaklanmasını, yetkin generaller olarak kalmalarını, otoritesine meydan okumamalarını veya bağımsız güç merkezleri oluşturmamalarını istiyor. Ancak ne insanlar ne de kurumlar bu kadar basit bir şekilde işliyor. Pozisyonları gereği, temsilciler özel bir tür otorite kazanıyor ve mesleki deneyimleri onlara takdirde bulunma ve yorum yapma payı veriyor. Emirleri seçici bir şekilde uygulayarak veya dışarıdan bağlı kalırken sessizce onların etrafından dolanarak özel bir nüfuz elde ediyorlar. Bu, Şi'nin otoritesine doğrudan karşı çıkmak veya onu zayıflatmak anlamına gelmez; çoğu zaman, asıl amacından biraz uzaklaşsa bile, uygulamayı daha pratik hale getirmeyi amaçlayan mesleki bir görüşün ifadesi olabilir. Sonuçta, generaller ordunun ne yapabileceğini ve ne yapamayacağını devlet başkanından daha kesin olarak bilirler.

Şi'nin günlük komuta ve idari görevleri bizzat yerine getirmek için zamanı, enerjisi, operasyonel, eğitim ve hazırlık deneyimi yok; bu nedenle rolü, karar verici ve nihai otorite rolüne daha yakın görünüyor

Ancak bu yol da başka bir ikileme götürüyor. Temsilcilerin rolü ne kadar büyük olursa, etraflarında o kadar büyük özel bir sadakat çemberi oluşur. Üst düzey subayların atanmasında son söz lider Şi Jinping'e ait olsa da, yardımcıları, pozisyonları gereği, özellikle kendi yetki alanlarındaki konularda, atamalarda ve itirazlarda belirleyici bir etkiye sahiptir. Bu çemberler sağlamlaştıkça, liderin yardımcısının etrafında, onun bir tehdit olarak algıladığı ikincil bir güç merkezi oluşur.

Burada, askeri otorite artık lider ile silahlı kuvvetler arasında doğrudan bir iletişim hattı olmaktan çıkar. Bunun yerine, aralarında bilginin lidere ancak filtrelendikten sonra ulaştığı bir aracı katmanı oluşur. Emirler mesleki olarak yorumlandıktan sonra yerine getirilir ve zamanla, kadroların sadakati, liderin kendisinden ziyade, kurum içinde kendilerine koruma ve destek sağlayanlara kayabilir. Bu gidişat, Şi Jinping'in amaçladığı mutlak liderlik mantığıyla çelişmektedir.

İşte bu yüzden Şi Jinping'in yolsuzlukla mücadele hamlesi ordunun en üst kademelerine kadar uzandı. İtici güç genellikle hırsızlığın büyüklüğü değil, Şi'nin komuta zincirinin temsilcilerin etkisi altına girdiğini, aldığı bilgilerin artık güvenilir olmadığını ve emirlerinin amaçlandığı gibi yerine getirilmediğini fark etmesidir. Bu durumda “yolsuzlukla mücadele” bayrağı altında yapılan hamle, kontrolü yeniden ele geçirmek için mevcut tek seçenek haline gelir. Bu, özünde Zhang Youxia, Liu Zhenli ve diğerlerinin ikilemiydi. Zira Şi Jinping tarafından kurulan sistem içindeki rolleri, konumları gereği, onları kendisi için bir sorun haline getirmişti.

sd
Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanması üyeleri, Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anma kapsamında düzenlenecek askeri geçit töreni öncesi prova yapıyor, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Bu aynı zamanda, sivil alandaki kurumlara kıyasla askeri kurumun içini hedef alan hamlenin daha sert olmasının nedenini de açıklıyor. Halk Kurtuluş Ordusu'nu kişisel sadakate dayalı olarak örgütlemek, başkan yardımcıları gibi aracı kişilere bağımlılığı zorunlu kılar ve onlara daha büyük bir nüfuz alanı kazandırır.

Ordu kişisel sadakat sistemine ne kadar çok bağlı hale gelirse, başkan yardımcıları gibi aracı kişilere o kadar çok bağımlı olur ve farkında olmadan sahip oldukları güç büyür

Şi Jinping örneğinde, merkezileşmenin güçlenmesi, bu temsilcilere olan bağımlılığı derinleştirirken, bu bağımlılığa artan bir endişe eşlik ediyor. Bu endişe arttıkça, tasfiyeler daha sık hale geliyor, ancak bunların ölçeği, hem mesleki yetkinliğe sahip hem de sorumluluk almaya hazır, aynı zamanda siyasi istikrar faktörü olan temsilciler bulmayı giderek zorlaştırıyor. Bu gidişat, yüzeysel olarak askeri ve siyasi güvenliği artırıyor gibi görünse de, azalan güvenilir istihbarat ve azalan gerçek yetenekler nedeniyle giderek daha büyük bir kırılganlık ile sonuçlanabilir.



Savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçerken Trump: Savaşı ancak İran’ın “koşulsuz teslimiyeti” bitirir

TT

Savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçerken Trump: Savaşı ancak İran’ın “koşulsuz teslimiyeti” bitirir

Savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçerken Trump: Savaşı ancak İran’ın “koşulsuz teslimiyeti” bitirir

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada Ortadoğu’daki savaşın ancak İran’ın “koşulsuz teslim olmasıyla” sona erebileceğini söyledi. Yedinci gününe giren savaş, bölge dışındaki ülkeleri de içine çekerken küresel enerji ve ulaşım sektörlerini sarsarak Körfez’de genellikle sakin olan bölgelerde bile kaosa yol açtı.

Çatışmalar Lübnan’a da sıçradı. Çatışmalar Lübnan’a da sıçrarken, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, on binlerce kişinin Beyrut’un güney banliyölerine düzenlenen ağır İsrail saldırılarından kaçtığını belirterek insani felaket uyarısında bulundu.

Geçen hafta sonu İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in ölümüne yol açan savaşı başlatma gerekçeleri konusunda farklı açıklamalar yapan Trump, Tahran’ın “kabul edilebilir” bir yeni lider ataması halinde İran ekonomisinin yeniden inşasına yardımcı olacağını da söyledi.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “İran ile KOŞULSUZ TESLİMİYET dışında hiçbir anlaşma olmayacak” ifadelerini kullandı.

Trump ayrıca, “İRAN’I YENİDEN BÜYÜK YAPIN (MIGA!)” diye yazdı.

Tahran’da ise internet üzerinden yayımlanan görüntülere göre siyahlar giyen ve bazılarının İran bayrağı taşıdığı kalabalıklar, savaşın başlamasından bu yana düzenlenen ilk cuma namazı için toplandı.

AFP muhabirlerine göre, gün boyunca meydana gelen birkaç şiddetli patlama Tahran semalarında siyah duman bulutlarının yükselmesine yol açtı. Muhabirler, başkente yönelik saldırıların şimdiye kadarki en yoğun saldırılar olduğunu aktardı.

“Yeni sürprizler olacak”

İsrail ve ABD, İran’a yönelik saldırılarını daha da artıracakları uyarısında bulundu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir, “Açıklamayı düşünmediğim ek sürprizlerimiz var” dedi.

İran Sağlık Bakanlığı’na göre ABD ve İsrail’in ülkeye düzenlediği saldırılarda şu ana kadar 926 kişi öldü.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, cuma günü yaptığı açıklamada ölenlerin yüzde 30’unun çocuk olduğunu söyledi. AFP bu verileri bağımsız kaynaklara doğrulatamadı.

Savaşın başlamasından bu yana İran da İsrail’e ve Körfez ülkelerine füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi. Tel Aviv’de bulunan AFP muhabirleri cuma günü birkaç patlama sesi duyulduğunu bildirdi.

İsrail’de ilk yardım ekiplerine göre en az 10 kişi hayatını kaybetti.

ABD ordusu ise altı askerinin öldüğünü açıkladı.

“Bu gece yolda uyuyacağız”

Çatışma, İran’ın müttefiki Hizbullah’ın İsrail’e füze saldırıları düzenlemesiyle İsrail’in komşusu Lübnan’ı da içine çekti.

İsrail’in cuma günü düzenlediği hava saldırıları Lübnan’ın güney ve doğusundaki hedefleri vurdu.

Hizbullah’ın kalesi olarak görülen ve yaklaşık 600 bin ila 800 bin kişinin yaşadığı Beyrut’un güney banliyölerinde geniş çaplı yıkım meydana geldi.

AFP muhabirleri, perşembe günü bölgede panik yaşandığını, İsrail’in benzeri görülmemiş bir tahliye çağrısının ardından insanların hayatlarını kurtarmak için toplu şekilde bölgeden kaçtığını aktardı.

Yüzlerce aile gidecek yer bulamadıkları için Beyrut sahilinde bekledi.

Adını vermek istemeyen bir kişi AFP’ye, “Bu gece yolda uyuyacağız ve Allah’tan başka kimse ne olacağını bilmiyor” dedi.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ise yerinden edilen insanların sayısının artmasının “yaklaşan bir insani felakete” yol açabileceği uyarısında bulundu.

Cuma günü Hizbullah da İsrail’de yaşayanlara, Lübnan sınırının beş kilometre içindeki bölgeleri terk etmeleri çağrısı yaptı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre ülkede ölü sayısı cuma günü 217’ye yükseldi.

İsrail ordusu ise 70’ten fazla Hizbullah militanını öldürdüğünü açıkladı. AFP bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı.

ABD ile İran arasında uzun süredir vekâlet savaşlarının yaşandığı Irak da çatışmanın içine çekildi.

Bir güvenlik yetkilisi AFP’ye yaptığı açıklamada, cuma günü güney Irak’ta bir havaalanı ile iki petrol tesisinin insansız hava araçlarıyla vurulduğunu söyledi.

Günün erken saatlerinde ise Irak Kürt yetkilileri, daha önce düzenlenen bir saldırı nedeniyle petrol üretiminin durdurulduğunu açıklayınca petrol fiyatları yükseldi.

“Olağanüstü bir hata”

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, cuma günü krizi büyük bir insani acil durum ilan ederek derhal uluslararası müdahale çağrısı yaptı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri de İran’ın ABD ve İsrail’i sorumlu tuttuğu ve 150’den fazla kişinin öldüğünü söylediği bir okul saldırısıyla ilgili “tarafsız soruşturmalar” yapılması çağrısında bulundu.

ABD ve İsrail saldırının sorumluluğunu üstlenmedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio pazartesi günü yaptığı açıklamada Pentagon’un olayla ilgili inceleme yürüttüğünü söyledi.

AFP, saldırının gerçekleştiği bölgeye erişemediğini ve ölü sayısını bağımsız olarak doğrulayamadığını belirtti.

Savaş Avrupa’da da giderek artan eleştirilere neden oluyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, ABD ve İsrail saldırılarını “olağanüstü bir hata” olarak nitelendirerek bunun “uluslararası hukuka uygun olmadığını” söyledi.

Avrupa Birliği liderlerinin pazartesi günü savaşla ilgili görüşmeler yapmak üzere bir araya gelmesi planlanıyor.

Körfez ülkeleri de hedef oldu

Savaş, daha önce turizm açısından güvenli ve istikrarlı bir bölge olarak görülen zengin Körfez ülkelerini de etkiledi.

Katar, cuma sabahı topraklarındaki bir ABD hava üssüne yönelik insansız hava aracı saldırısını engellediğini açıkladı.

Suudi Arabistan ise başkent Riyad’ın doğusunda üç insansız hava aracını düşürdü.

Savaşın başlamasından bu yana Körfez ülkelerinde, yedisi sivil olmak üzere 13 kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında Kuveyt’te yaşamını yitiren 11 yaşındaki bir kız çocuğu da bulunuyor.

AFP muhabirine göre cuma günü Kuveyt’in başkentinde yeni patlama sesleri duyuldu.

Çatışma, Sri Lanka açıklarına kadar genişledi. Burada bir ABD denizaltısının İran’a ait bir firkateyni torpille vurduğu bildirildi.

Azerbaycan ise bir insansız hava aracının bir havaalanını vurmasının ardından misilleme tehdidinde bulundu.

Çatışmalar nedeniyle Körfez’de mahsur kalan turistleri ülkelerine geri götürmek için birçok ülke tahliye operasyonları başlattı. Bölge semalarında füze ve insansız hava araçlarının yoğunluğu nedeniyle hava trafiği ciddi şekilde kısıtlandı.

Savaş küresel piyasaları da sarstı. Çatışmaların başlamasından bu yana geçen bir haftada ham petrol fiyatları yaklaşık yüzde 20 yükseldi.

Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği neredeyse tamamen durma noktasına geldi.

İran televizyonu ise cuma günü boğazda saldırıya uğrayan son gemide yangın çıktığını bildirdi.


İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı

İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı
TT

İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı

İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı

İran dün yaptığı açıklamada, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) faaliyet gösteren Kürt muhalif gruplara ait bazı noktaları hedef aldığını duyurdu. Bu adım, bölgede devam eden savaşın etkisiyle ülkenin batı sınırlarındaki gerilimin arttığını gösteren yeni bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın açıklaması, Tahran yönetiminin silahlı Kürt grupların hareketliliğine ilişkin uyarılarını artırdığı bir dönemde geldi. Batılı medya kuruluşlarında yer alan haberlerde, bazı Kürt grupların silahlandırılarak İran toprakları içinde yeni bir cephe açılmasının hedeflendiği yönünde iddialar yer almıştı.

İran resmi haber ajansı IRNA, askeri bir açıklamaya dayandırdığı haberinde, İran güçlerinin “IKBY’de devrime karşı faaliyet gösteren Kürt muhalif grupların karargâhlarını üç füzeyle hedef aldığını” bildirdi. Açıklamada operasyonun, Tahran’ın ‘Irak sınır bölgelerinden kaynaklanan güvenlik tehditleri’ olarak nitelediği unsurlara karşı gerçekleştirildiği ifade edildi.

Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı da yaptığı açıklamada, saldırının IKBY bölgesi içindeki muhalif Kürt gruplara ait mevzilere yönelik olduğunu doğruladı. İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı operasyon merkezi, saldırıların “söz konusu grupların sahadaki hareketliliğinin tespit edilmesinin ardından” gerçekleştirildiğini belirtti.

Tahran ayrıca, Erbil kentinde bulunan bir ABD askeri noktasına insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenlendiğini de açıkladı. IKBY’nin en büyük kenti olan Erbil’deki hedefe yönelik saldırı, bölgedeki savaşla bağlantılı askeri operasyonların genişlediğine işaret eden bir gelişme olarak görülüyor.

İran devlet televizyonunda yayımlanan açıklamada, “Erbil’deki saldırgan ABD güçlerinin karargâhı, İran kara kuvvetlerine ait saldırı amaçlı İHA’lar tarafından hedef alındı” denildi.

grbgrb
Erbil’in kuzeybatısında çoğunlukla Hristiyanların yaşadığı Ankava kasabasında, bir insansız hava aracının çarptığı binanın enkazını kaldıran işçiler (DPA)

Bu gelişmeler, İranlı yetkililerin sınır bölgelerinde faaliyet gösteren silahlı Kürt gruplara ilişkin uyarılarının arttığı bir döneme denk geldi. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, “Silahlı ayrılıkçı gruplar koşulların hareket etmek için uygun olduğunu düşünmemeli” dedi. Laricani, İran yönetiminin ‘herhangi bir silahlı faaliyete müsamaha göstermeyeceğini’ vurguladı.

Laricani ayrıca, İran Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuyu ‘kapsamlı şekilde takip ettiğini’ belirterek, ülkenin batı sınırlarında yaşanan gelişmelere işaret etti.

Aynı çerçevede İran İstihbarat Bakanlığı da silahlı ayrılıkçı grupların batı sınırından sızarak gerçekleştirmeyi planladığı bir saldırı planının engellendiğini açıkladı. Bakanlık, söz konusu grupların devam eden savaş ortamından yararlanarak şehir ve sınır bölgelerinde ‘terör saldırıları’ düzenlemeyi planladığını ve bunun ‘ABD-İsrail düşmanının desteğiyle’ yapılacağını iddia etti.

Bakanlık açıklamasında operasyonun, istihbarat teşkilatı ile Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasında yürütülen ‘ortak önleyici saldırı amaçlı savunma’ kapsamında gerçekleştirildiği belirtildi. İran güçlerinin bu gruplara ait birçok mevziyi imha ettiği ve ‘ağır kayıplar verdirdiği’ ifade edildi.

Öte yandan İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Fedahuseyn Maliki, İran’ın IKBY’de ‘ABD ve İsrail’e ait üsleri yok ettiğini’ öne sürdü. Maliki, Tahran’ın artık ‘müzakerelerin sonuç vermeyeceğine ikna olduğunu’ ve ‘ABD’ye güvenilemeyeceğini’ düşündüğünü söyledi.

Maliki ayrıca, ‘düşmanın sınır bölgelerinde güvenliği istikrarsızlaştırmaya çalıştığını’ belirterek, İran’ın yürüttüğü operasyonların ulusal güvenliği savunma amacı taşıdığını ifade etti.

Buna karşılık Batı İran’daki yerel yetkililer, Irak sınırından silahlı grupların sızdığı yönündeki haberleri yalanladı. Kasr-ı Şirin Valisi, “Sınırın bu bölümünde silahlı gruplar ya da suç unsurlarının sızdığına veya yasa dışı hareketlilik olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmuyor” dedi.

Vali ayrıca, sosyal medyada Batı sınırından muhalif unsurların ülkeye girdiğine dair yayılan iddiaların ‘gerçek bir temele dayanmadığını ve yalnızca halk arasında endişe yaratmayı amaçladığını’ söyledi.

Benzer şekilde Baneh Valisi de “Kentin sınırlarında herhangi bir saldırı ya da hareketlilik şu ana kadar kaydedilmedi” açıklamasını yaptı. Vali, İran Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında 24 saat görev yaptığını belirtti.

Ülkenin batısındaki Kürdistan eyaleti yetkilileri de şehirlerin tahliye edilmesi ya da halkın başka bölgelere taşınması yönünde herhangi bir karar alınmadığını açıkladı ve vatandaşları söylentilere itibar etmemeye, yalnızca resmi kaynaklara güvenmeye çağırdı.

Aynı bağlamda İranlı güvenlik kaynakları, ABD basınında yer alan ve binlerce Kürt savaşçının Irak’tan İran topraklarına geçtiğini öne süren haberleri de yalanladı. Bir güvenlik kaynağı bu haberlerin, ‘ABD ve İsrail’in hedeflerine ulaşamadığı’ iddiasının ardından İranlıların moralini bozmayı amaçlayan ‘psikolojik savaşın parçası’ olduğunu söyledi.

Tesnim Haber Ajansı ise İlam eyaletindeki sınır hattının ‘tam güvenlik altında olduğunu’ bildirerek, İran güçlerinin sınır boyunca güvenlik durumunu kontrol altında tuttuğunu aktardı.

Bu gelişmelerin yanı sıra İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çarşamba günü Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani ile telefon görüşmesi yaptığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Arakçi görüşmede İran ile Irak arasındaki ortak sınırda ‘terörist hareketlilik’ olduğuna dikkat çekti ve Bağdat ile Tahran arasında imzalanan güvenlik anlaşması çerçevesinde iki taraf arasında güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

IKBY söz konusu iddiayı yalanladı

Buna karşılık IKBY hükümetinden üst düzey bir yetkili, bölgeden İran’a Kürt savaşçıların geçtiğine dair haberleri yalanladı.

IKBY Başbakanlık Ofisi yetkilisi Aziz Ahmed, X platformunda yaptığı açıklamada, “Hiçbir Iraklı Kürt İran sınırını geçmedi” dedi ve söz konusu haberlerin ‘doğru olmadığını’ belirtti.

Öte yandan Komala örgütünün komutanlarından biri Rudaw’a yaptığı açıklamada, güçlerinin ‘her türlü senaryoya hazır olduğunu, ancak şu ana kadar Doğu Kürdistan’a (İran) doğru hiçbir birliğin yönlendirilmediğini’ söyledi.

Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) operasyon odası da İran içine güç gönderildiği yönündeki iddiaların doğru olmadığını açıklarken, Kürdistan Habat Örgütü bu haberleri ‘tamamen asılsız’ olarak nitelendirdi.

Irak tarafında ise gerilimin etkileri özellikle IKBY ve İran sınırındaki alanlarda hissedildi. İran ve Irak medyası dün sabah erken saatlerde Süleymaniye vilayetinde İranlı muhalif Kürt gruplara ait bazı noktaları hedef alan saldırılar sonucu patlamalar meydana geldiğini bildirdi.

Bazı haberlerde, Süleymaniye kentinin doğu banliyölerinde bulunan bir askeri radar noktasının İHA’yla hedef alındığı da öne sürüldü. Iraklı güvenlik kaynakları ise kentte bazı Kürt partileriyle bağlantılı noktalara saldırılar düzenlendiğini aktardı.

Güney Irak’ta ise Ketaib Hizbullah, çarşamba günü Curf en-Nasr Üssü yakınlarında düzenlenen saldırıda bir komutanının öldüğünü açıkladı. İran destekli silahlı gruba mensup iki kişinin de aynı saldırıda hayatını kaybettiği bildirildi.

Türkiye’den uyarı

Millî Savunma Bakanlığı, İran’daki silahlı Kürt grupların hareketliliğini ‘yakından takip ettiğini’ açıkladı. Açıklama, bu grupların bölgede süren çatışmalara dahil olabileceğine yönelik endişelerin arttığı bir dönemde geldi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) faaliyetlerinin izlendiği belirtildi. Açıklamada söz konusu örgütün PKK ile bağlantılı olduğu vurgulanarak, bu grupların faaliyetlerinin ‘yalnızca İran’ın güvenliğini değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ettiği’ ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, Türkiye’nin komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü desteklediğini ve parçalanmalarını desteklemediğini belirtti. Açıklama, bölgede artan Kürt ayrılıkçı eğilimlerine ilişkin Ankara’nın duyduğu endişeye işaret etti.

Bu açıklama, Türkiye’nin İran ve Irak’taki gelişmelerin PKK ile bağlantılı grupların etkisini artırabileceği yönündeki kaygılarının arttığı bir dönemde geldi. PKK, kırk yılı aşkın süredir Türkiye’ye karşı silahlı bir isyan yürütüyor.

PJAK şubat ayında Irak’ta konuşlu diğer bazı İranlı Kürt gruplarla birlikte İran’daki yönetimi devirmeyi ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunmayı amaçlayan siyasi bir ittifak kurduklarını açıklamıştı. Ankara’nın, bölgedeki Kürt meselesinin hassasiyeti nedeniyle bu gelişmeleri yakından izlediği belirtiliyor.


İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor
TT

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, savaşın yeni bir aşamaya girdiğini duyurdu. Zamir, “Sürpriz saldırı aşamasını başarıyla tamamladık. Bu süreçte hava üstünlüğünü sağladık ve balistik füze ağını etkisiz hale getirdik. Şimdi operasyonun yeni aşamasına geçiyoruz” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonunun bugün aktardığı bilgilere göre söz konusu açıklama, ülkedeki Liderlik Konseyi’nin yeni Dini Lider’in seçimini yapacak Uzmanlar Meclisi toplantısının nasıl gerçekleştirileceğini tartışmak üzere bir araya geldiğini bildirmesiyle aynı zamana denk geldi. Liderlik Konseyi tarafından yapılan açıklamada, Dini Lider seçim takvimi veya Uzmanlar Meclisi’nin oylamayı yüz yüze mi yoksa uzaktan mı yapacağına dair bir bilgi verilmedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump dün akşam telefonla katıldığı NBC News mülakatında, İran’a kara kuvveti gönderilmesini ‘zaman kaybı’ olarak nitelendirdi. Trump, “Her şeyi kaybettiler. Deniz filolarını kaybettiler. Kaybedebilecekleri her şeyi kaybettiler” şeklinde konuştu.