Çin lideri Şi Jinping ordusuna güvenmiyor mu?

Çin lideri, askeri kurum içinde sürekli şüphe ve güvensizlik üzerine kurulu bir yönetim sistemi inşa etti

Fotoğraf: Xinhua
Fotoğraf: Xinhua
TT

Çin lideri Şi Jinping ordusuna güvenmiyor mu?

Fotoğraf: Xinhua
Fotoğraf: Xinhua

Deng Yuwen

Ocak ayı sonlarında iki üst düzey general Zhang Youxia ve Liu Zhenli'nin görevden alınmasının ardından, Merkez Askeri Komisyonu'nda sadece Şi Jinping ve bir yardımcısı Zhang Shengmin kaldı. Son iki yılda, çok sayıda üst düzey Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) subayı uzun soruşturmalara tabi tutuldu. Eksik istatistikler, görevde olan bir düzineden fazla üst düzey generalin rütbesinin düşürüldüğüne işaret ediyor.

Şi Jinping, generallerine karşı sivil yetkililerine kıyasla daha acımasız ve sert davrandı. Bu sertlik, PLA'nın en yüksek komuta organı olan Merkez Askeri Komisyonu'ndaki sistematik tasfiye operasyonu ile açıkça görülüyor.

İktidar koridorlarında yolsuzluk şüphesiyle lekelenmiş bir figüre nadiren rastlanır, ancak asıl soru, liderliğin bu şüpheye karşı harekete geçmeyi seçip seçmeyeceğidir. Şi Jinping'in selefleri, bu iradeye sahip olmadıkları için yolsuzlukla mücadeleden kaçınmadılar; aksine, en önemli fark, iktidarın yapısının kendisinde yatıyordu. Şi, yalnızca Mao Zedong'unkine benzer bir tek adam yönetimi sistemi kurdu, ancak bu makale bunun nasıl ortaya çıktığına dair ayrıntılı bir inceleme yapmayacaktır.

fdv
Çin lideri Şi Jinping, Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda, Ulusal Gün'den bir gün önce düzenlenen Şehitler Günü’nü anma törenine katılıyor, 30 Eylül 2025 (Reuters)

Şi Jinping'in muhalifleri, yönetimini totaliter olarak nitelendirme eğilimindeler; bu, ahlaki bir kınamanın geçerli bir ifadesi olabilir, ancak daha analitik bir bakış açısından, mevcut sistemin doğasını doğru bir şekilde yansıtmamaktadır. Şi Jinping rejimi, Mao Zedong'un veya Sovyet lideri Joseph Stalin'in yönetiminin totalitarizmine ulaşmadı. Buradaki fark, totalitarizmin düzeyinde değil, kısmen türündedir.

Şi, sivil yetkililere kıyasla generallerine karşı daha sert ve acımasız davrandı. Bu gayret, özellikle ordunun üst düzey liderliğine yönelik sistematik “tasfiyede” açıkça görülüyor

Klasik totalitarizm üç temel özelliğe dayanır. Birincisi, genellikle kitlesel seferberlik yoluyla tezahür eden, toplumu ve insan doğasını yeniden şekillendirmeye yönelik geniş çaplı bir proje olmasıdır. İkincisi, siyaseti mutlak yönetim konumuna yerleştirmesidir ki bu da özel hayatın tamamen siyasallaşmasına neden olur. Üçüncüsü, gizli polisi merkezi araç haline getiren, muhaliflerin keyfi olarak tutuklanmasını, cezalandırılmasını veya ortadan kaldırılmasını sağlayan, gözdağı ve korkutma temelli bir yönetim olmasıdır. Komünist totalitarizm, bu özelliklere ekonomik bir boyut daha yani özel mülkiyetin kaldırılması ve tam bir kamu mülkiyetinin dayatılmasını ekler.

Şi Jinping rejimi bazı yönlerden bu modele benzese de, toplumu yeniden şekillendirmeyi amaçlayan kitlesel hareketler yoluyla sürdürülen seferberlikten büyük ölçüde yoksundur. Ayrıca, örgütsel ve psikolojik olarak Mao Zedong dönemini karakterize eden, liderliğin istediği zaman siyasi baskıyı ülke çapında kitlesel bir ivmeye dönüştürme kudretinde de yoksundur. Bu nedenle, onun hakkındaki daha doğru tanımlama, güçlendirilmiş bir otoriterlik, yani dijital çağda teknolojik ve örgütsel olarak güçlendirilmiş bir geleneksel otoriter yönetim olabilir.

Bu, daha ayrıntılı sosyal denetim, bürokratik aygıta uygulanan daha sıkı disiplin ve politikalar ile propagandanın daha merkezi koordinasyonu şeklinde kendini gösterir. Şüphesiz ki, siyasi baskı uygular ve düşünce ile ifade özgürlüğünü bastırır, ancak özünde insan doğasını yeniden şekillendirmek değil, Çin Komünist Partisi'ni yeniden şekillendirmek ve temizlemek amacını taşır.

dfv
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anma kapsamında düzenlenen askeri geçit töreninde Halk Silahlı Polis birlikleri, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Bu süreç, Şi Jinping'in güvenliği koruma bahanesiyle gücü daha bireyselci ve otoriter bir şekilde yeniden yapılandırdığı Halk Kurtuluş Ordusu'nda en belirgin şekliyle görülmektedir. Bu yeniden yapılanma, daha önce daha bağımsız ve gizliliğe eğilimli olan orduda totalitarizme daha yakındır. Bahsedilen otoriterlik Şi'nin 2014 yılında tanıttığı, liderin tüm askeri meseleler üzerindeki tam kontrolünü güvence altına alan bir çerçeve olan Merkez Askeri Komisyonu başkanının sorumlulukları sistemi ile somutlaşmıştır.

Şi rejimi, toplumu yeniden şekillendirmeyi amaçlayan kitlesel seferberlikten ve Mao döneminin siyasi baskıyı kitlesel eyleme dönüştürme kudretinden de yoksundur

Şi Jinping bu sistemi ordudaki en yüksek siyasi kurum konumuna yükselterek, onu en üstün siyasi norm ve sıkı kontrol aracı haline getirdi. İdeoloji, örgütlenme, kurallar, prosedürler ve hesap sorma mekanizmaları aracılığıyla bu düzenleme, Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun tüm kılcal damarlarına nüfuz ederek Çin Komünist Partisi'nin silahlı kuvvetler üzerindeki mutlak liderliğini pekiştiriyor. Böylece sadakat sadece bir partiye değil, lidere yöneliyor ve itaat kolektif kararlara değil, bireysel yönetime bağlı oluyor.

Şi Jinping'in tasarımı sağlam görünüyor, ancak orduda mutlak liderliğin uygulanması kaçınılmaz olarak yapısal bir çelişki ile çarpışıyor. Zira başkanlık sistemi, prensipte, liderlik ve yönetimin yalnızca başkanın elinde toplanmasını gerektirir, ancak gerçekte, lider tüm bu sorumlulukları bizzat üstlenirse bu yoğunlaşma imkansız hale gelir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi Jinping, en ince ayrıntıları denetleyecek zaman ve kudrete sahip değil, ayrıca operasyonlar, eğitim, teçhizat, hazırlık ve bakım gibi son derece teknik alanları günlük olarak yönetme deneyimine de sahip değil. Bu nedenle, rolü nihai karar verici ve son otorite olmakla sınırlı olmaya devam ediyor. Buna göre, ordunun günlük yönetimini güvendiği yardımcılarına devrediyor ve Merkez Askeri Komisyonu başkan yardımcıları bu yapıda çok önemli bir konumda yer alıyor. Uygulamada, Şi, aktif görevdeki generaller ve general rütbesindeki siyasi komiserlerden oluşan bu yardımcıları aracılığıyla hareket ediyor. Teorik olarak ise, Şi genel yönü belirliyor ve nihai kararları veriyor, yardımcıları ise fiili uygulamayı üstleniyor.

vfdvfd
Çin Merkez Askeri Komisyonu üyesi Liu Zhenli, Pekin'deki Xiangshan Forumu'na katılıyor, 30 Ekim 2023 (Reuters)

İşte ikilem burada yatıyor. Şi Jinping, başkan yardımcılarının yalnızca uygulamaya odaklanmasını, yetkin generaller olarak kalmalarını, otoritesine meydan okumamalarını veya bağımsız güç merkezleri oluşturmamalarını istiyor. Ancak ne insanlar ne de kurumlar bu kadar basit bir şekilde işliyor. Pozisyonları gereği, temsilciler özel bir tür otorite kazanıyor ve mesleki deneyimleri onlara takdirde bulunma ve yorum yapma payı veriyor. Emirleri seçici bir şekilde uygulayarak veya dışarıdan bağlı kalırken sessizce onların etrafından dolanarak özel bir nüfuz elde ediyorlar. Bu, Şi'nin otoritesine doğrudan karşı çıkmak veya onu zayıflatmak anlamına gelmez; çoğu zaman, asıl amacından biraz uzaklaşsa bile, uygulamayı daha pratik hale getirmeyi amaçlayan mesleki bir görüşün ifadesi olabilir. Sonuçta, generaller ordunun ne yapabileceğini ve ne yapamayacağını devlet başkanından daha kesin olarak bilirler.

Şi'nin günlük komuta ve idari görevleri bizzat yerine getirmek için zamanı, enerjisi, operasyonel, eğitim ve hazırlık deneyimi yok; bu nedenle rolü, karar verici ve nihai otorite rolüne daha yakın görünüyor

Ancak bu yol da başka bir ikileme götürüyor. Temsilcilerin rolü ne kadar büyük olursa, etraflarında o kadar büyük özel bir sadakat çemberi oluşur. Üst düzey subayların atanmasında son söz lider Şi Jinping'e ait olsa da, yardımcıları, pozisyonları gereği, özellikle kendi yetki alanlarındaki konularda, atamalarda ve itirazlarda belirleyici bir etkiye sahiptir. Bu çemberler sağlamlaştıkça, liderin yardımcısının etrafında, onun bir tehdit olarak algıladığı ikincil bir güç merkezi oluşur.

Burada, askeri otorite artık lider ile silahlı kuvvetler arasında doğrudan bir iletişim hattı olmaktan çıkar. Bunun yerine, aralarında bilginin lidere ancak filtrelendikten sonra ulaştığı bir aracı katmanı oluşur. Emirler mesleki olarak yorumlandıktan sonra yerine getirilir ve zamanla, kadroların sadakati, liderin kendisinden ziyade, kurum içinde kendilerine koruma ve destek sağlayanlara kayabilir. Bu gidişat, Şi Jinping'in amaçladığı mutlak liderlik mantığıyla çelişmektedir.

İşte bu yüzden Şi Jinping'in yolsuzlukla mücadele hamlesi ordunun en üst kademelerine kadar uzandı. İtici güç genellikle hırsızlığın büyüklüğü değil, Şi'nin komuta zincirinin temsilcilerin etkisi altına girdiğini, aldığı bilgilerin artık güvenilir olmadığını ve emirlerinin amaçlandığı gibi yerine getirilmediğini fark etmesidir. Bu durumda “yolsuzlukla mücadele” bayrağı altında yapılan hamle, kontrolü yeniden ele geçirmek için mevcut tek seçenek haline gelir. Bu, özünde Zhang Youxia, Liu Zhenli ve diğerlerinin ikilemiydi. Zira Şi Jinping tarafından kurulan sistem içindeki rolleri, konumları gereği, onları kendisi için bir sorun haline getirmişti.

sd
Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanması üyeleri, Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anma kapsamında düzenlenecek askeri geçit töreni öncesi prova yapıyor, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Bu aynı zamanda, sivil alandaki kurumlara kıyasla askeri kurumun içini hedef alan hamlenin daha sert olmasının nedenini de açıklıyor. Halk Kurtuluş Ordusu'nu kişisel sadakate dayalı olarak örgütlemek, başkan yardımcıları gibi aracı kişilere bağımlılığı zorunlu kılar ve onlara daha büyük bir nüfuz alanı kazandırır.

Ordu kişisel sadakat sistemine ne kadar çok bağlı hale gelirse, başkan yardımcıları gibi aracı kişilere o kadar çok bağımlı olur ve farkında olmadan sahip oldukları güç büyür

Şi Jinping örneğinde, merkezileşmenin güçlenmesi, bu temsilcilere olan bağımlılığı derinleştirirken, bu bağımlılığa artan bir endişe eşlik ediyor. Bu endişe arttıkça, tasfiyeler daha sık hale geliyor, ancak bunların ölçeği, hem mesleki yetkinliğe sahip hem de sorumluluk almaya hazır, aynı zamanda siyasi istikrar faktörü olan temsilciler bulmayı giderek zorlaştırıyor. Bu gidişat, yüzeysel olarak askeri ve siyasi güvenliği artırıyor gibi görünse de, azalan güvenilir istihbarat ve azalan gerçek yetenekler nedeniyle giderek daha büyük bir kırılganlık ile sonuçlanabilir.



ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı dün, Washington'un Tahran'a karşı attığı son adımlar kapsamında, 18 İranlı yetkili ve  telekomünikasyon sektörü liderine vize kısıtlaması getireceğini duyurdu.

İran nükleer programı konusunda Cenevre'de Tahran ve Washington arasında yapılan ikinci tur görüşmelerin ardından İranlılar "ilerleme" kaydedildiğini ve olası bir anlaşmaya hazırlık olarak yazılı çalışma belgeleri sunmaya hazır olduklarını belirtirken, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump tarafından belirlenen "kırmızı çizgileri" aşmayı henüz kabul etmediğini teyit ederek, denklemde bir değişiklik olmazsa diplomasinin "doğal sonuna" ulaşabileceğini ima etti.

Uzmanlar, uydu görüntülerinin, İran'ın yakın zamanda hassas askeri bölgedeki yeni bir tesisin üzerine beton kalkan inşa ettiğini ve bunu toprakla örttüğünü gösterdiğini, bunun da ABD ile artan gerilimler arasında İsrail'in geçen yıl bombaladığı bildirilen bölgede çalışmaların ilerlediğini gösterdiğini ifade etti.


Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC