Sağir el-Hidri
ABD Adalet Bakanlığı’nın, cinsel suçlardan hüküm giymiş milyarder Jeffrey Epstein hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin son belge grubunu yayımlamasının ardından, Afrika’da benzeri görülmemiş bir tartışma başladı. Tartışmalar, Epstein’ın kıtadaki faaliyetlerini güvence altına almak için dayandığı bağlantılar üzerine yoğunlaştı.
Fransız gazetesi Le Monde, Epstein’ın karar alma çevrelerine yakınlaşmak ve geniş nüfuz elde etmek amacıyla -bazı Afrika liderlerinin akrabaları gibi- yerel aracılara güvendiğini yazdı. Haberde, bu isimler arasında Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara’nın yeğeni Nina Keita’nın da bulunduğu belirtildi.
Şarku’l Avsat’ın Le Monde’den aktardığı habere göre Keita, reşit olmayan kızların ticareti ve cinsel istismarı suçlamalarıyla gündeme gelen Epstein için resmi görüşmeler ayarladı ve Fildişi Sahili’ndeki havalimanlarında güvenlik kolaylıkları sağladı.
Haberde ayrıca Keita’nın, Epstein’ın İsrail menşeli gözetim sistemlerinin Fildişi Sahili’ne satışı için yürüttüğü girişimlerde önündeki engelleri kaldırdığı ifade edildi. 2019 yılında Manhattan’daki cezaevinde intihar eden ABD’li milyarderin, Batı Afrika ülkesinden de reşit olmayan kızları cinsel istismar amacıyla temin etmeye çalıştığı öne sürüldü. Epstein’ın Keita’ya ilettiği ve cinsel talepler içeren yazışmalardan birinde, ‘25 yaşın altında kızları tercih ettiğini’ belirttiği aktarıldı.
Üç katman
ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı belgelerde adı geçen Afrika ülkelerinin yetkilileri, iddialara ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Bu durum, kıtada etkin denetim mekanizmalarının zayıflığına ilişkin tartışmaları daha da artırdı.
Uluslararası ilişkiler uzmanı siyaset araştırmacısı Nizar Mekni, Epstein hakkında ortaya çıkan bilgilerin ‘geleneksel bir yatırım modelinden ziyade, üç katmanlı klasik bir elit sızma stratejisini’ andırdığını söyledi. Mekni’ye göre ilk katman, aile ve siyasi akrabalık bağları üzerinden kurulan temaslardan oluşuyor. “Epstein devlet kurumlarıyla değil, fiilen karar mekanizmasını kontrol eden kişilerle çalıştı” diyen Mekni, eski Senegal Cumhurbaşkanı Abdoulaye Wade’in oğlu Karim Wade ya da Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara çevresindeki isimlerle kurulan bağlantıların stratejinin merkezinde yer aldığını belirtti. Mekni, kişisel ilişkilerin hukukun önüne geçtiği sistemlerde aileye yakınlığın gayriresmi güç anlamına geldiğini ifade etti.
Mekni, ikinci katmanın ise sözleşmelere yansımayan karşılıklı hizmetlerden oluştuğunu kaydetti. Belgelerde yer alan ülkeye giriş kolaylıkları, güvenlik koruması sağlanması, kapalı toplantıların ayarlanması ve gözetim teknolojisi anlaşmalarının bu çerçevede değerlendirilebileceğini söyledi. Üçüncü katmanın ise hayır faaliyetleri üzerinden ‘ahlaki meşruiyet üretme’ olduğunu belirten Mekni, Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame gibi liderlere yönelik burs programları ya da kalkınma girişimleri aracılığıyla hem etik bir kalkan oluşturulduğunu hem de kırılması zor bir manevi bağ kurulduğunu dile getirdi.
Nitekim Fransız gazetesi Le Monde da Epstein’ın, Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde nüfuzunu pekiştirmek amacıyla hayır faaliyetlerine ağırlık verdiğini yazdı.
Burslar ve hayır işleri
Fransız gazetesi Le Monde, Epstein’ın Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame ile yakınlaşmak için burs programları ve diğer hayır faaliyetlerini kullandığını, bu şekilde imajını parlatmaya çalıştığını belirtti.
Afrika konularında uzman Nijeryalı siyaset araştırmacısı Muhammed Oual ise kıtada hayır işlerinin zaten şüpheli faaliyetler için bir örtü haline geldiğini söyledi. Oual’a göre, bu durum sadece Epstein için değil, diğer aktörler için de geçerli; özellikle kıtadaki devasa zenginliklerin çeşitli ülkeler tarafından değerlendirilme çabaları göz önüne alındığında riskler artıyor.

Oual, Epstein ağının Afrika’daki yasal boşlukları fırsat bilerek hem reşit olmayan kızları cinsel istismar için kandırmak hem de belirli ülkelerdeki (örneğin Fas) malikâneleri satın almak veya Senegal ve Somali gibi ülkelerde büyük yatırım anlaşmaları yapmak için hareket ettiğini vurguladı.
Oual, “Güvenlik ve siyasi kaos ile hukuki boşluklar göz önüne alındığında Afrika, Epstein için adeta güvenli bir sığınak oldu. Özellikle ülkeler arasında ABD ile iade anlaşmalarının bulunmaması bunu mümkün kıldı” değerlendirmesinde bulundu.
Siyaset adaleti yutuyor
Afrika’daki Epstein dosyaları etrafında yaşanan tartışmalarda dikkat çeken nokta, belgelerde adı geçen ülkelerde yetkililerin herhangi bir adım atmaması oldu. Bu durum, özellikle suçlamaların bu yetkililere yakın kişilerle ilgili olması nedeniyle, sessiz kalınmasının arkasındaki nedenler üzerinde soru işaretleri oluşturdu.
Nizar Mekni, bu durumu ‘politik alanın adaleti yavaş yavaş yuttuğu bir bölge’ olarak nitelendirdi. Mekni’ye göre dört ana gerekçe öne çıkıyor. Birincisi, elitlerin davayla iç içe olması. Aracılar iktidara yakın olduğunda soruşturma açmak, doğrudan hükümet yapısına yönelik bir sorgulamayı beraberinde getiriyor.
İkinci olarak, sınır ötesi kurumsal kapasitenin zayıf olması öne çıkıyor. Özel uçaklar, offshore hesaplar ve çoklu aracılar içeren bu tür davalar, yüksek verimli uluslararası adli iş birliği gerektiriyor, ancak dünya genelinde bu iş birliği dengeli değil. Üçüncü gerekçe ise egemenlik ve politik utançla ilgili; uluslararası bir şahsın devleti bir sığınak veya nüfuz platformu olarak kullanmış olması, hem iç hem dış itibarı zedeleyebilir. Bu nedenle bazı ülkeler skandala sessiz kalmayı tercih ediyor.
Dördüncü ve son gerekçe ise kamuoyu baskısındaki farklılıklar. Avrupa’da medya, karar vericilere sürekli baskı uygulayan kurumsal bir ortamda çalışırken, diğer ülkelerde medya ve siyaset arasındaki denge farklı; hatta bazen medya tamamen siyasetin hizmetinde hareket ediyor. Mekni, tüm bu faktörlerin birleşiminin, Afrika ülkelerinde Epstein soruşturmalarının ilerlemesini zorlaştırdığını ve sessizliğe yol açtığını vurguladı.
