Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alma planının riskleri neler?

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nden geçen kargo gemileri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nden geçen kargo gemileri (Reuters)
TT

Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alma planının riskleri neler?

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nden geçen kargo gemileri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nden geçen kargo gemileri (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi akşamı Miami’de UFC müsabakalarını takip ederken, yardımcısı J.D. Vance Pakistan’da İran ile yürütülen müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlandığını açıklayarak barış umutlarına darbe vurdu.

Dünya, Beyaz Saray’ın tepkisini öğrenmek için fazla beklemek zorunda kalmadı. Trump dün sabah yaptığı açıklamada, hayati öneme sahip su yollarını kapsayan kapsamlı bir ‘deniz ablukası’ uygulamaya konulduğunu duyurdu. Söz konusu adımın, geçen şubat ayında başlayan ve küresel enerji ticaretini ciddi biçimde etkileyen savaşın seyrini değiştirmeyi hedeflediği belirtilirken, Trump yönetiminin bu çatışmadan çıkış konusunda ciddi zorluklar yaşadığı ifade edildi.

Karakas’tan Tahran’a

Trump, bu stratejik yön değişimiyle ‘Venezuela modeli’ olarak adlandırılan yaklaşımı hayata geçirmeyi hedefliyor. Bu modelin, Nicolas Maduro yönetimini zayıflatma sürecine benzer şekilde işlediği, ancak bu kez dünyanın en kritik deniz ticaret hatlarında uygulanacağı ifade ediliyor. Venezuela örneğinden esinlenen planın, İran’ın enerji ihracatını ve zorunlu geçiş ücretleri üzerinden elde ettiği gelirleri engelleyerek finansal kapasitesini zayıflatmayı amaçladığı belirtiliyor. Bugünden itibaren fiilen uygulanmaya başlayacağı aktarılan deniz ablukasının, İran’ın petrol ihracatını durdurarak ekonomik kaynaklarını kısıtlamayı hedeflediği bildiriliyor.

dsfvfdvb
Umman’ın Musandam vilayeti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda bir gemi (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın Fox News’ten aktardığı habere göre Trump yaptığı açıklamada sert bir ton kullanarak, “Tam bir abluka uygulayacağız. İran’ın petrol satışından para kazanmasına izin vermeyeceğiz. Bunu Venezuela’da yaptık ve burada da benzerini, ancak çok daha büyük ölçekte yapacağız” ifadelerini kullandı.

Enerji istikrarına ve ateşkese yönelik doğrudan tehdit

Analistler, söz konusu askeri operasyonun küresel enerji piyasalarında benzeri görülmemiş bir istikrarsızlık yaratma riski taşıdığını ve bunun, savaşın ilk dönemlerindeki artışları da aşabilecek yeni bir petrol fiyatı dalgasına yol açabileceğini belirtiyor.

Riskin yalnızca ekonomik boyutla sınırlı olmadığı, aynı zamanda geçtiğimiz salı günü sağlanan kırılgan ateşkesi de tehdit ettiği ve doğrudan yeni çatışma ihtimalini gündeme getirdiği ifade ediliyor.

Bu bağlamda, Washington’daki Defense Priorities adlı enstitünün askeri analiz direktörü Jennifer Kavanagh, boğazın tamamen kapatılmasının fiyatlarda sert bir sıçramaya neden olacağını ve bunun ABD yönetimini ağır uluslararası baskı altına sokacağını söyledi.

Kavanagh ayrıca bu kararın, Trump’ın içinde bulunduğu ‘hayal kırıklığını’ açık biçimde yansıttığını ve şubat ayında başlayan savaştan çıkış için elinde kalan seçeneklerin azaldığına işaret ettiğini ifade etti.

Olası jeopolitik riskler şu başlıklarda özetleniyor:

- Uluslararası desteğin zayıflaması: Enerji arzındaki baskı, Washington’un bölgedeki sert politikalarına yönelik müttefik tepkilerini artırabilir.

- Diplomatik sürecin çökmesi: Deniz ablukası, mevcut ateşkesi kalıcı bir barış anlaşmasına dönüştürme ihtimalini fiilen ortadan kaldırabilir.

- Fiyat şoku: Piyasa uzmanları, yeni arz kesintilerinin küresel ekonomiyi sarsabileceğini ve bu durumun hem dünya ekonomisine hem de İran iç dinamiklerine aynı anda zarar verebilecek ‘çift yönlü bir baskı’ oluşturacağını değerlendiriyor.

Küresel enflasyon ‘ölümcül bir sarmalın’ içinde

Şok etkisinin yalnızca petrol piyasalarıyla sınırlı kalmayacağı belirtiliyor. Uzmanlar, gübre ve helyum fiyatlarının da artmaya devam edebileceği uyarısında bulunuyor. Bu iki ürünün gıda üretimi ve yarı iletken sanayi gibi kritik sektörler için temel girdiler olduğu hatırlatılarak, küresel enflasyonun hızlanabileceği ifade ediliyor. Barclays ise enerji tesislerine yönelik saldırıların yol açtığı ‘ekonomik izlerin’, özellikle Asya’daki yükselen ekonomilerin tedarik zincirleri üzerinde uzun süreli bir baskı oluşturabileceğini belirtiyor. Öte yandan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın küresel büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmeye ve enflasyon beklentilerini yükseltmeye hazırlandığı aktarılıyor.

Çin ateş hattında

Hürmüz Boğazı’na yönelik ABD ablukası, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin’i Donald Trump yönetimiyle doğrudan ve kritik bir karşı karşıya gelişin içine sürüklüyor. Pekin’in İran petrolünün en büyük ithalatçısı olmaya devam ettiği, savaşın başlamasından bu yana boğaz üzerinden yapılan sevkiyatların sürmesinin ise Tahran için hayati bir ekonomik hat oluşturduğu ve ABD iradesine açık bir meydan okuma niteliği taşıdığı belirtiliyor.

Analistlere göre İran petrolünü taşıyan tankerlerin tamamen engellenmesi, Çin’e giden bu hayati enerji akışını kesme riski taşıyor. Bu durumun, özellikle ABD-Çin ticaret gerilimi kapsamında zaten hassas olan ilişkileri daha da tırmandırabileceği ve gerilimi benzeri görülmemiş seviyelere çıkarabileceği ifade ediliyor. Söz konusu gelişmelerin, Donald Trump’ın gelecek ay Çin’e yapması planlanan ziyareti öncesinde yaşanması ise dikkat çekiyor.

ABD’nin baskıları yalnızca deniz ablukasıyla sınırlı kalmadı; Washington yönetiminin, Çin’in Tahran’a gelişmiş savunma ekipmanı sağlaması halinde Çin’den yapılan ithalata yüzde 50’ye varan ek gümrük vergileri uygulayabileceği yönünde tehditte bulunduğu aktarılıyor. Bu adım, Pekin’i enerji güvenliği ile ABD ile olan ticari çıkarları arasında zor bir denge kurmaya itiyor.

Bazı uzmanlar Donald Trump’ın bu tehditlerden geri adım atabileceğini düşünse de, Çin’in doğrudan hedef alınması stratejisinin küresel yanlış hesaplama riskini artırdığı ve olası bir krizin yalnızca Ortadoğu ile sınırlı kalmayarak küresel ticaret düzeninin merkezine kadar uzanabileceği değerlendiriliyor.

İslamabad’ın perde arkası

ABD’li yetkililer, abluka kararının, İran’ın İslamabad görüşmelerinde sergilediği ‘uzlaşmaz tutum’ olarak tanımladıkları durum sonucunda alındığını açıkladı. Yetkililere göre Tahran, ABD’nin uranyum zenginleştirme tesislerinin tamamen tasfiye edilmesi ve vekil gruplara yönelik finansmanın durdurulması yönündeki sert taleplerini reddetti.

bfrgb
Umman’ın Musandam vilayeti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda bir gemi (Reuters)

J.D. Vance, artan baskının İran’ı geri adım atmaya zorlamasını umduklarını belirtirken, Prof. Dr. Veli Nasr ise farklı bir değerlendirme yaptı. Nasr, Tahran’ın ‘küresel ekonomik sıkışmanın’ aslında kendi lehine çalışabileceğini hesapladığını ve bunun Washington üzerinde dayanılması zor bir baskı yaratabileceğine inandığını söyledi. Nasr ayrıca, İran’ın olası bir karşı hamleyle Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma seçeneğini de gündeme alabileceği uyarısında bulundu.

Operasyonel ikilem

Kavanagh, uygulanabilirliğe dair kritik bir soru ortaya koyarak, “Eğer boğazdan geçen bir gemi ABD’nin müttefikine aitse ve İran’a çatışmadan kaçınmak için geçiş ücreti ödemeyi kabul ederse, Washington müttefik ülkelerin ya da Çin’e ait gemilerin tankerlerine el koyar mı?” ifadelerini kullandı.

Analistler, Venezuela ile yapılan karşılaştırmanın yanıltıcı olabileceği uyarısında bulunuyor. Buna göre İran’ın onlarca yıldır geliştirdiği ‘savaş ekonomisi’ ve köklü bürokratik yapısı, ülkeyi asimetrik çatışmalara dayanıklı hale getiriyor. Ayrıca İran’ın Irak, Türkiye ve Rusya gibi 15 ülkeyle kara sınırına sahip olması, alternatif ekonomik ve lojistik kanallar oluşturmasına imkân tanıyor.

Trump’ın çatışmadan hızlı çıkma isteği ile İran’ın dirençli tutumu arasında dünya yeni bir gerilim hattına sürüklenirken, uzmanlar mevcut tabloyu ‘barut fıçısı’ olarak tanımlıyor. Bu süreçte yalnızca gemilerin değil, küresel finansal sistemin de ciddi bir risk altında olduğu değerlendiriliyor.



Starmer'ın yerine göz dikenler: Birleşik Krallık, AB'ye girmeli

Sağlık Bakanı Wes Streeting, hükümetteki görevinden ayrıldığını 14 Mayıs'ta duyurmuştu (Reuters)
Sağlık Bakanı Wes Streeting, hükümetteki görevinden ayrıldığını 14 Mayıs'ta duyurmuştu (Reuters)
TT

Starmer'ın yerine göz dikenler: Birleşik Krallık, AB'ye girmeli

Sağlık Bakanı Wes Streeting, hükümetteki görevinden ayrıldığını 14 Mayıs'ta duyurmuştu (Reuters)
Sağlık Bakanı Wes Streeting, hükümetteki görevinden ayrıldığını 14 Mayıs'ta duyurmuştu (Reuters)

7 Mayıs'ta düzenlenen yerel seçimlerde ağır bir darbe alan İşçi Partisi'nde liderlik yarışı kızıştı. 

Önceki günlerde Sağlık Bakanlığı'ndan istifa ederek Birleşik Krallık Başbakanı ve İşçi Partisi lideri olmaya yönelik çalışmalarını hızlandıran Wes Streeting, cumartesi yaptığı konuşmada ülkenin yeniden Avrupa Birliği'ne (AB) girmesi gerektiğini söyledi. 

43 yaşındaki siyasetçi, "Britanya'nın geleceği Avrupa'da" dedi. 

Birleşik Krallık'ın 2016'da yapılan referandumun ardından 2020'de AB'den ayrılmasının "felaket niteliğinde bir hata" olduğunu savundu.

The Telegraph, liderlik ihtimali güçlü görülen Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham'ın da benzer görüşlere sahip olduğunu hatırlattı. 

Burnham geçen sene düzenlenen bir parti kongresinde "Açık konuşacağım: Yeniden katılmamızı istiyorum. Bu ülkenin Avrupa Birliği'ne yeniden katıldığını yaşarken görmeyi umut ediyorum" demişti.

56 yaşındaki siyasetçinin çevresine ulaşan gazete, bu fikirlerin değişmediğinin kendilerine aktarıldığını bildirdi. 

Manchesterlı siyasetçinin, İşçi Partisi ve ülkenin liderliği için önce parlamentoya girmesi gerekiyor.

Makerfield milletvekili Josh Simons perşembe istifa ederek partidaşının yolunu açtı. 

Burnham bu bölgede muhtemelen 18 Haziran'da yapılacak ara seçimde yarışacak.

Cumartesi günü AB konusundaki yaklaşımı sorulan Burnham, kısa vadede bu konuda bir girişimi olmayacağını söyledi. 

The Telegraph, yüzlerce aktivistini bölgede görevlendiren Reform UK'in "Brexit'e ihanet" vurgusuyla Burnham'ın seçilmesini engellemeye çalışacağını ileri sürüyor. 

7 Mayıs'ta düzenlenen yerel yönetim ve bölgesel meclis seçimlerinde İşçi Partisi büyük mağlubiyet yaşadı.

136 yerel yönetimde yapılan seçimde İşçi Partisi, sahip olduğu 2 bin 403 sandalyenin 1406'sını kaybetti. Londra'da ise İşçi Partisi'ndeki 19 belediyeden 9'u el değiştirdi.

Sözkonusu belediyelerde toplam iki sandalyesi bulunan radikal sağcı Reform UK, 1444 sandalye kazanarak seçimi önde tamamladı.

Starmer ise seçimin ardından yaptığı açıklamada, sonuçların "çok vahim" olduğunu itiraf ederken istifayı düşünmediğini söyledi. 

İşçi Partisi'nde liderlik yarışının resmen başlayabilmesi için parlamenterlerin beşte birinin, yani 81 siyasetçinin tek bir aday etrafında birleşmesi gerekiyor. Bu desteği sağlayan aday veya adaylar, parti üyelerinin oy kullanacağı liderlik seçiminde Starmer'a karşı yarışabilecek. 

Starmer'ın istifası durumunda da bu yarış resmiyete kavuşabilir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC, Guardian


Trump'ın Pekin ziyareti sonrası Tayvan'dan bağımsızlık açıklaması

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump'ın Pekin ziyareti sonrası Tayvan'dan bağımsızlık açıklaması

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te bugün yaptığı açıklamada, Tayvan'ın egemen ve demokratik bir ülke olduğunu, "Tayvan bağımsızlığı" ifadesinin adanın ne Pekin'e ait ne de ona tabi olduğu anlamına geldiğini söyledi.

Lai'nin açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump'ın Çinli mevkidaşı Şi Cinping'le Pekin'de yaptığı zirveden birkaç gün sonra geldi. Bu zirve, Çin'in kendi toprağı olarak gördüğü adaya Washington'ın verdiği desteğe ilişkin Tayvan'daki endişeleri artırdı.

Çin ayrıca, özellikle adanın resmi bağımsızlık arayışında olduğunu düşünürse, Tayvan'ı Pekin'in kontrolü altına almak için güç kullanma ihtimalini de masadan kaldırmıyor.

Trump, Pekin gezisinden sonra Fox News'a, "Kimsenin 'ABD bizi destekliyor, o halde bağımsız olalım' demesini beklemiyoruz" diye konuştu.

Tayvan Başkanlık Ofisi, Trump'ın açıklamasına yanıt olarak, Tayvan'ın "egemen ve bağımsız bir demokratik ülke" olduğunu vurguladı.

Lai, "Herkes, 'Tayvan bağımsızlığı' teriminin aslında Tayvan'ın Çin Halk Cumhuriyeti'nin parçası olmadığı anlamına geldiğini açıkça anlayabilir" dedi.

"Bu, Çin Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin birbirine tabi olmadığı anlamına geliyor" diye ekledi.

1949'da Mao Zedong'un komünistlerine karşı iç savaşı kaybettikten sonra, yenilmiş Çin Cumhuriyeti hükümeti Tayvan'a kaçıp orada sıkıyönetim ilan etmiş, 1990'larda demokrasiye geçiş yapmıştı.

Lai, Çin Cumhuriyeti'nin Tayvan'ı, Tayvan Boğazı'ndaki Penghu Adaları'nı ve Çin kıyısına bitişik Kinmen'le Matsu adalarını içerdiğini söyledi.

Tayvanlı başkan, "Dolayısıyla bu çok açık: Çin Cumhuriyeti 70 veya 80 yıldır Tayvan'da bulunuyor ve Tayvan'la bir bütün haline geldi" dedi.

İster Çin Cumhuriyeti, ister Tayvan Çin Cumhuriyeti, isterse de Tayvan diyelim, uluslararası alanda ne ad verilirse verilsin, bu bizi ifade eder: Tayvan, Penghu, Kinmen ve Matsu'nun 23 milyonluk halkı.

ABD, Tayvan'ın en önemli uluslararası destekçisi olmasına rağmen Trump, Pekin ziyaretinin ardından Tayvan'a yeni silah satışları konusunda henüz karar vermediğini söyledi.

Lai, "Ulusumuz, Başkan Trump'a ilk görev döneminden bu yana Tayvan Boğazı'ndaki güvenliğe verdiği sürekli destek için minnettar" dedi.

Tayvan Başkanlık Ofisi, "Tayvan, güç yoluyla barışı sağlamak için ABD'yle işbirliğini derinleştirmeye devam edecek, Tayvan Boğazı'ndaki barış ve istikrarın tehdit edilmemesini veya zayıflatılmamasını sağlayacak; bu da Tayvan, ABD ve küresel demokratik toplumun ortak çıkarlarına hizmet edecektir" açıklamasını yaptı.

Independent Türkçe


ABD'lilerin çoğu, güzel günlerin mazide kaldığı görüşünde

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

ABD'lilerin çoğu, güzel günlerin mazide kaldığı görüşünde

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Amerika 250. yıldönümüne yaklaşırken yayımlanan ankete göre, Amerikalıların çoğu ülkenin en parlak yıllarının geride kaldığına inanıyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin cuma günü yayımlanan anketine göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 59'u ülkenin en iyi yıllarını çoktan yaşadığını söylerken, yüzde 40'ı bu yılların henüz gelmediğine inanıyor. Ankete göre Demokratların yaklaşık yüzde 64'ü ülkenin en iyi yıllarının geride kaldığını söylerken, Cumhuriyetçilerin yüzde 53'ü aynı görüşü paylaşıyor.

Pew Araştırma Merkezi, aynı soruyu 2014'te eski Başkan Barack Obama'nın görevde olduğu ve Demokratların Senato'da çoğunluğa sahip olduğu dönemde de Amerikalılara sormuştu. O ankete göre Cumhuriyetçilerin yüzde 64'ü ve Demokratların yüzde 35'i ülkenin en iyi yıllarının geride kaldığına inanıyordu.

Grubun son anketi ayrıca Amerikalıların yüzde 44'ünün ülkenin 50 yıl sonra nasıl olacağı konusunda karamsar, yüzde 28'inin iyimser ve yüzde 27'sinin ise iki yönde de belirgin bir eğilim göstermediğini ortaya koydu. Demokratların yüzde 50'si, Cumhuriyetçilerinse yüzde 39'u karamsar olduğunu bildirdi.

Pew Sosyal Eğilimler Araştırma Direktörü Kim Parker, Courthouse News'a verilerin Amerikalıların son 10 yılda daha karamsar hissetmeye başladığını gösterdiğini söyledi.

"Bunun daha olumsuz bir bakış açısına doğru önemli bir kayma olduğunu söyleyebilirim" diye ekledi.

3 bin 560 ABD'li yetişkinle yapılan anket, ülkenin 4 Temmuz'daki 250. yıldönümünden önce, aralık ayında gerçekleştirildi.

ABD'de karamsarlık artarken ülke, son aylarda göç sayılarında düşüş yaşıyor. 2025'te onlarca yıldır ilk kez ABD'den ayrılanların sayısı, ülkeye taşınanların sayısını aştı. Brookings, ABD'nin net göçünün geçen yıl eksi 295 binle eksi 10 bin arasında olduğunu tahmin ediyor ve 2026'nın da benzer bir trend izlemesi bekleniyor.

Global Citizen Solutions danışmanlık firmasına göre bu eğilimi tetikleyen bir dizi faktör var; bunlar arasında alım gücü ve siyasi sorunlarla ilgili kaygılar bulunuyor.

Firma, yakın tarihli bir raporunda şunları yazdı:

Siyasi kutuplaşma, ekonomik kaygı, vergi politikası ve pandemi sonrası bir yere ait olmanın ne anlama geldiğine dair görüşün değişmesi, tarihsel olarak dikkat çekici bir şeye yol açtı: Bilfiil ikinci vatandaşlık, yurt dışı ikametgah ve koşullar hızlı bir geçiş gerektirdiğinde B planı arayan Amerikalı vatandaşların artan bir şekilde dışa doğru akışı.

Independent Türkçe