İnci Mecdi
İran rejimi, ülke içindeki fonlarına ve mal varlıklarına el koyarak, yurt dışındaki gazeteci ve muhaliflerin peşini bırakmıyor. Bu yöndeki son adımı, yargının, “halkın çıkarı doğrultusunda” diye tanımladığı bir kararla Kayhan gazetesinin eski baş editörü Mehdi Nassiri'nin mal varlıklarına el koyduğunu açıklamasıydı.
Mizan Haber Ajansı tarafından yayınlanan bir habere göre, Nassiri'nin yanı sıra Semnan şehrinde 21 kişinin daha mal varlığı tespit edilerek “kamu hakları ve halkın menfaati doğrultusunda” el konuldu. Yargının açıklamasında, mal varlığına el konulan kişiler “dayatılan savaş sırasında halka ve güvenliğine karşı eylemlerde bulunan Amerikan Siyonist düşmanlar ile bağlantılı unsurlar” olarak nitelendirildi.
Siyasi ve ekonomik cezalandırma
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Nassiri, hem ülke içinde hem de dışında yaşayan binlerce İranlının mal varlığına son zamanlarda el konulduğunu belirtti. “Rejimin bu mal varlıklarına 'halkın menfaati' için el konulduğu iddiası tamamen yanlış ve tamamen propaganda amaçlı bir ifadedir” diye vurguladı. Siyasi ve eleştirel duruşları nedeniyle bireylerin kişisel mülklerinin hedef alınamayacağını, halk adına “herhangi bir yasal veya ahlaki standarda göre” bunlara el konulamayacağını da sözlerine ekledi.
Nassiri, daha önce İran'daki sertlik yanlısı muhafazakâr hareketle bağlantılıydı. 1990'larda Kayhan gazetesinin baş editörlüğünü yaptı. Kayhan, İran Dini Lideri'nin ofisiyle yakın bağları ve katı muhafazakâr söylemiyle biliniyordu. O dönemde Nassiri, siyasi ve kültürel reform ve Batı konusunda sert ideolojik pozisyonları savundu. Ancak son yıllarda, kademeli olarak güvenlik ve dini kurumların siyaset üzerindeki hakimiyetini eleştirmeye doğru kaydı. Devletin işleyiş biçimini, protestoların bastırılmasını ve Dini Lider ile Devrim Muhafızları'nın bazı politikalarını eleştirerek, reformist veya ılımlı bir muhalefet söyleme daha da yakın olmaya başladı.

İranlı gazeteci şunları söyledi: “Rejimi eleştirdiğim, başka bir rejime geçişi desteklediğim ve İran halkının özgürlük talebiyle dayanışmam nedeniyle hedef alındım.” Varlıklarına el konulması kararında hiçbir gerçek yasal sürecin izlenmediğini vurguladı: “Bağımsız bir mahkeme yok, savunma fırsatı yok, şeffaf prosedürler yok ve tarafsızlık ilkesine saygı yok. Önce siyasi karar veriliyor, sonra bunun için yasal bir kılıf oluşturuluyor.” Varlıklara el koymak, siyasi ve ekonomik cezalandırmanın bir yöntemidir.
Siyasi muhalefeti bir güvenlik suçu olarak göstermek
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran rejimine karşı yürüttüğü savaşın başlamasından bu yana, İran yargısı, gazeteciler ve siyasi aktivistler de dahil olmak üzere bazı vatandaşların varlıklarına “savaşı desteklemek” suçlamasıyla el konulduğunu açıkladı. Tahran, ABD ve İsrail'e yardım veya destek sağlayan ve yurtdışında ikamet eden İran vatandaşlarının varlıklarına el koymakla defalarca tehdit etti. Mart ayında, İran Başsavcılığı, resmi medya kurumlarına göre, şöyle bir açıklamada bulundu: “Yurt dışında yaşayan ve Amerikan-Siyonist düşmana sempati duyan, onu destekleyen veya herhangi bir şekilde iş birliği yapan İranlıları uyarıyoruz; tüm mal varlıklarına el konulacak ve haklarında kanuna uygun olarak diğer yasal cezalar uygulanacaktır.”
Bu hafta Hamedan şehrindeki yargı makamları, şehirdeki 40 kişiye ait mal varlıklarına el konulduğunu açıkladı. Yetkililer, bu kişilerin “ihanet” ve “düşman ağlarıyla iş birliği” suçlamalarıyla yargılandığını iddia ediyor. Yargı tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, bu mal varlıkları arasında gayrimenkul, nakit para ve diğer belirli mülkler yer alıyor. Yargı görevlileri, bu mal varlıklarına “kamusal işlerde kullanılmak ve hasar gören altyapıyı yeniden inşa etmek” amacıyla el konulduğunu açıkladı.
Hamedan’daki yargı görevlileri, “düşmanla iş birliği yaptığını” söyledikleri ağa karşı bir soruşturma yürütüldüğünü, bu kişilerin söz konusu soruşturmanın bir parçası olduklarını ve davalarının hâlâ incelendiğini vurguladı. Bu, Hamedan şehrinde daha önce yaşanan mal varlıklarına el koyma olaylarının ardından geldi. Bunlardan birinde bir konuta, bir araca ve büyük miktarda nakit paraya el konulmuştu.
Mehdi Nassiri, “Amerikan-Siyonist düşmanlarla bağlantılı unsurlar” gibi ifadelerin, İran'ın siyasi muhalifleri dışlamak için kullandığı geleneksel söylemin bir parçası olduğunu söyledi. "Özgürlük, demokrasi, laiklik, insan hakları veya rejim değişikliğinden bahseden herkese, mantıklı argümanlarla karşılık verilmiyor, aksine 'ABD ile bağlantılı', 'İsrail ile bağlantılı', 'düşmanın ajanı' veya 'Siyonist unsur' gibi terimlerle etiketleniyor.” Bu suçlamaların gerçek amacının güvenilir kanıt sunmak değil, “siyasi muhalefeti bir güvenlik suçu gibi göstermek” olduğunu da sözlerine ekledi. Güvenlik suçu gibi gösterilerek, eleştirenlerin savunma, mülkiyet ve siyasi katılım hakları da dahil olmak üzere temel haklarından mahrum bırakılması için zemin hazırlanıyor. Bu söylemin kamuoyunu kışkırtmak ve “baskıyı meşrulaştırmak” için kullanıldığını belirten Nassiri, temel krizinin içeriden kaynaklandığını kabul etmeyi reddettiği için, İran'ın yıllardır her ulusal ve özgürlük talebini yabancı güçlere dayandırmaya çalıştığını belirtti.
Nassiri, İran halkının “özgürlüğü için mücadele etmek konusunda yurt dışından talimatlara ihtiyaç duymadığını” vurguladı. Ona göre İran’daki protesto ve muhalefetin kökleri “İranlıların yaşadığı deneyimlerde, baskıda, yoksullukta, adaletsizlikte, yolsuzlukta ve özgürlüğün yokluğunda” yatıyor. “Rejime karşı muhalefet, herhangi bir yabancı hükümete boyun eğmek anlamına gelmez. İran halkının özgürlük, onur, demokrasi ve kendi kaderini tayin etme hakkını savunuyorum. Bu talep Amerikan, İsrail veya yabancı bir talep değil; despotluktan, yolsuzluktan, ayrımcılıktan ve baskıdan bıkmış milyonlarca İranlının talebidir” diye ekledi.
Ciddi bir meşruiyet krizi
Nisan ayı başlarında Tahran savcısı, düşman örgütleri desteklemekle suçlanan 100'den fazla kişinin yurtdışında tespit edilmesi, varlıklarına el konulması ve banka hesaplarının dondurulması direktifini verdi. Bunlar arasında medya kurumlarının yöneticileri, gazeteciler, sporcular ve sanatçılar bulunuyordu. Bu önlemler, Iran International ve Manoto TV gibi medya kuruluşlarıyla ilişkili kişilerin yanı sıra düşmanca eylemleri desteklemekle suçlanan diğer kişileri de hedef aldı. Direktif, düşman devletler ve özellikle de ABD ve İsrail ile iddia edilen iş birliği ve casuslukla ilgili cezaları artıran yasalara dayanıyordu.
Yetkililer, direktifin Iran International ile ilişkili 63 yönetici ve çalışanı kapsadığını, Manoto TV ile bağlantılı 25 kişinin de varlıklarına el konulması ve hesaplarının dondurulması işlemine tabi tutulduğunu belirtti. Liste ayrıca, özellikle sosyal medya aracılığıyla İran'a karşı askeri operasyonları desteklemekle suçlanan yurtdışında ikamet eden 25 İran vatandaşını içeriyor. Bu kişiler ABD, İsveç, Hollanda, Gürcistan ve İngiltere gibi ülkelerde ikamet ediyor.
Nassiri, son dönemdeki mal varlıklarına el koyma ve tutuklamaların “sadece savaş koşullarına veya güvenlik durumlarına geçici bir tepki” olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. İran'ın, “çoğu zaman kendisinin neden olduğu veya kışkırttığı” dış krizleri ve gerilimleri, iç baskıyı haklı çıkarmak için sürekli bir araç olarak kullandığını açıkladı. Ancak, bugün yaşananların rejimin muhaliflere yaklaşımında “daha derin bir gidişatı” yansıttığını ifade etti. Özellikle “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ayaklanması ve “şiddet ve kanlı bir baskı” ile bastırılan ocak ayındaki protestoların ardından krizin son yıllarda yoğunlaştığını ekledi.
Nassiri, rejim ile toplum arasındaki uçurumun genişlemesiyle İran'ın şu anda “çok ciddi bir meşruiyet krizi” yaşadığına inanıyor. İranlıların önemli bir kısmı artık rejimin reform edilebileceğine inanmıyor; bu da, ona göre, hükümeti “protesto hakkını tanımak yerine daha fazla baskı yolunu seçmeye” yöneltti. “Mal varlıklarına el koyma, tutuklamalar, güvenlik dosyaları açma, ailelere baskı yapma, yurtdışındaki aktivistleri tehdit etme ve muhalifleri propagandalarla hedef alma” gibi eylemlerin hepsinin “korku yayma ve siyasi muhalefeti büyük bir bedele dönüştürme politikası” kapsamına girdiğini vurguladı. İran'ın “sivil, medya ve siyasi muhalefetin bile savaş tehdidi olarak algılandığı” bir aşamaya girdiğini, “eleştirmenler, siyasi muhalifler, sivil aktivistler ve askeri düşmanlar” arasında artık ayrım yapılmadığını ve “her bağımsız sesin güvenlik suçlamalarıyla hedef alınabileceğini” belirtti. Son olarak, bu yaklaşımın “rejimin gücünü değil, zayıflığını gösterdiğini” söyledi.
ABD-İsrail saldırılarında İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hameney ve diğer birçok üst düzey rejim yetkilisinin öldürülmesinin ardından, çeşitli Amerikan şehirlerindeki ve yurtdışındaki İran toplumu üyeleri bunu alenen kutlamak için toplanmışlardı. Pew Araştırma Merkezi'ne göre, 2024 yılı itibariyle Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan İranlıların sayısı 750 bine ulaştı.
Kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan İran'daki Tutumları Analiz Etme ve Ölçme Grubu (GAMAAN) tarafından Ağustos 2025'te yayınlanan bir raporda, 2024 yılında İranlıların yalnızca yaklaşık yüzde 20'sinin rejimin devamını desteklediği belirtiliyordu. Raporun bulgularına göre, çoğunluk farklı bir siyasi rejimi tercih ediyordu.




