Siyonist: İran rejimi muhaliflerinin mal varlıklarına el koymak için hazır bir suçlama

Kendisi ve diğerlerinin mal varlıklarına el konulmasının ardından Mehdi Nassiri, Independent Arabia'ya: Tahran'daki otorite, muhalefeti “baskıyı meşrulaştırmak için bir güvenlik suçuna” dönüştürüyor dedi

Londra'daki İran Büyükelçiliği önündeki rejim karşıtı bir gösteri sırasında bir İranlı protestocu üstünde “Aslan ve Güneş” olan İran bayrağını taşıyor (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önündeki rejim karşıtı bir gösteri sırasında bir İranlı protestocu üstünde “Aslan ve Güneş” olan İran bayrağını taşıyor (Reuters)
TT

Siyonist: İran rejimi muhaliflerinin mal varlıklarına el koymak için hazır bir suçlama

Londra'daki İran Büyükelçiliği önündeki rejim karşıtı bir gösteri sırasında bir İranlı protestocu üstünde “Aslan ve Güneş” olan İran bayrağını taşıyor (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önündeki rejim karşıtı bir gösteri sırasında bir İranlı protestocu üstünde “Aslan ve Güneş” olan İran bayrağını taşıyor (Reuters)

İnci Mecdi

İran rejimi, ülke içindeki fonlarına ve mal varlıklarına el koyarak, yurt dışındaki gazeteci ve muhaliflerin peşini bırakmıyor. Bu yöndeki son adımı, yargının, “halkın çıkarı doğrultusunda” diye tanımladığı bir kararla Kayhan gazetesinin eski baş editörü Mehdi Nassiri'nin mal varlıklarına el koyduğunu açıklamasıydı.

Mizan Haber Ajansı tarafından yayınlanan bir habere göre, Nassiri'nin yanı sıra Semnan şehrinde 21 kişinin daha mal varlığı tespit edilerek “kamu hakları ve halkın menfaati doğrultusunda” el konuldu. Yargının açıklamasında, mal varlığına el konulan kişiler “dayatılan savaş sırasında halka ve güvenliğine karşı eylemlerde bulunan Amerikan Siyonist düşmanlar ile bağlantılı unsurlar” olarak nitelendirildi.

Siyasi ve ekonomik cezalandırma

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Nassiri, hem ülke içinde hem de dışında yaşayan binlerce İranlının mal varlığına son zamanlarda el konulduğunu belirtti. “Rejimin bu mal varlıklarına 'halkın menfaati' için el konulduğu iddiası tamamen yanlış ve tamamen propaganda amaçlı bir ifadedir” diye vurguladı. Siyasi ve eleştirel duruşları nedeniyle bireylerin kişisel mülklerinin hedef alınamayacağını, halk adına “herhangi bir yasal veya ahlaki standarda göre” bunlara el konulamayacağını da sözlerine ekledi.

Nassiri, daha önce İran'daki sertlik yanlısı muhafazakâr hareketle bağlantılıydı. 1990'larda Kayhan gazetesinin baş editörlüğünü yaptı. Kayhan, İran Dini Lideri'nin ofisiyle yakın bağları ve katı muhafazakâr söylemiyle biliniyordu. O dönemde Nassiri, siyasi ve kültürel reform ve Batı konusunda sert ideolojik pozisyonları savundu. Ancak son yıllarda, kademeli olarak güvenlik ve dini kurumların siyaset üzerindeki hakimiyetini eleştirmeye doğru kaydı. Devletin işleyiş biçimini, protestoların bastırılmasını ve Dini Lider ile Devrim Muhafızları'nın bazı politikalarını eleştirerek, reformist veya ılımlı bir muhalefet söyleme daha da yakın olmaya başladı.

fd vfv
Bir İran güvenlik güçleri üyesi Tahran'ın merkezinde zırhlı bir aracın üzerinde duruyor (Associated Press)

İranlı gazeteci şunları söyledi: “Rejimi eleştirdiğim, başka bir rejime geçişi desteklediğim ve İran halkının özgürlük talebiyle dayanışmam nedeniyle hedef alındım.” Varlıklarına el konulması kararında hiçbir gerçek yasal sürecin izlenmediğini vurguladı: “Bağımsız bir mahkeme yok, savunma fırsatı yok, şeffaf prosedürler yok ve tarafsızlık ilkesine saygı yok. Önce siyasi karar veriliyor, sonra bunun için yasal bir kılıf oluşturuluyor.” Varlıklara el koymak, siyasi ve ekonomik cezalandırmanın bir yöntemidir.

Siyasi muhalefeti bir güvenlik suçu olarak göstermek

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran rejimine karşı yürüttüğü savaşın başlamasından bu yana, İran yargısı, gazeteciler ve siyasi aktivistler de dahil olmak üzere bazı vatandaşların varlıklarına “savaşı desteklemek” suçlamasıyla el konulduğunu açıkladı. Tahran, ABD ve İsrail'e yardım veya destek sağlayan ve yurtdışında ikamet eden İran vatandaşlarının varlıklarına el koymakla defalarca tehdit etti. Mart ayında, İran Başsavcılığı, resmi medya kurumlarına göre, şöyle bir açıklamada bulundu: “Yurt dışında yaşayan ve Amerikan-Siyonist düşmana sempati duyan, onu destekleyen veya herhangi bir şekilde iş birliği yapan İranlıları uyarıyoruz; tüm mal varlıklarına el konulacak ve haklarında kanuna uygun olarak diğer yasal cezalar uygulanacaktır.”

Bu hafta Hamedan şehrindeki yargı makamları, şehirdeki 40 kişiye ait mal varlıklarına el konulduğunu açıkladı. Yetkililer, bu kişilerin “ihanet” ve “düşman ağlarıyla iş birliği” suçlamalarıyla yargılandığını iddia ediyor. Yargı tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, bu mal varlıkları arasında gayrimenkul, nakit para ve diğer belirli mülkler yer alıyor. Yargı görevlileri, bu mal varlıklarına “kamusal işlerde kullanılmak ve hasar gören altyapıyı yeniden inşa etmek” amacıyla el konulduğunu açıkladı.

Hamedan’daki yargı görevlileri, “düşmanla iş birliği yaptığını” söyledikleri ağa karşı bir soruşturma yürütüldüğünü, bu kişilerin söz konusu soruşturmanın bir parçası olduklarını ve davalarının hâlâ incelendiğini vurguladı. Bu, Hamedan şehrinde daha önce yaşanan mal varlıklarına el koyma olaylarının ardından geldi. Bunlardan birinde bir konuta, bir araca ve büyük miktarda nakit paraya el konulmuştu.

Mehdi Nassiri, “Amerikan-Siyonist düşmanlarla bağlantılı unsurlar” gibi ifadelerin, İran'ın siyasi muhalifleri dışlamak için kullandığı geleneksel söylemin bir parçası olduğunu söyledi. "Özgürlük, demokrasi, laiklik, insan hakları veya rejim değişikliğinden bahseden herkese, mantıklı argümanlarla karşılık verilmiyor, aksine 'ABD ile bağlantılı', 'İsrail ile bağlantılı', 'düşmanın ajanı' veya 'Siyonist unsur' gibi terimlerle etiketleniyor.” Bu suçlamaların gerçek amacının güvenilir kanıt sunmak değil, “siyasi muhalefeti bir güvenlik suçu gibi göstermek” olduğunu da sözlerine ekledi. Güvenlik suçu gibi gösterilerek, eleştirenlerin savunma, mülkiyet ve siyasi katılım hakları da dahil olmak üzere temel haklarından mahrum bırakılması için zemin hazırlanıyor. Bu söylemin kamuoyunu kışkırtmak ve “baskıyı meşrulaştırmak” için kullanıldığını belirten Nassiri, temel krizinin içeriden kaynaklandığını kabul etmeyi reddettiği için, İran'ın yıllardır her ulusal ve özgürlük talebini yabancı güçlere dayandırmaya çalıştığını belirtti.

Nassiri, İran halkının “özgürlüğü için mücadele etmek konusunda yurt dışından talimatlara ihtiyaç duymadığını” vurguladı. Ona göre İran’daki protesto ve muhalefetin kökleri “İranlıların yaşadığı deneyimlerde, baskıda, yoksullukta, adaletsizlikte, yolsuzlukta ve özgürlüğün yokluğunda” yatıyor. “Rejime karşı muhalefet, herhangi bir yabancı hükümete boyun eğmek anlamına gelmez. İran halkının özgürlük, onur, demokrasi ve kendi kaderini tayin etme hakkını savunuyorum. Bu talep Amerikan, İsrail veya yabancı bir talep değil; despotluktan, yolsuzluktan, ayrımcılıktan ve baskıdan bıkmış milyonlarca İranlının talebidir” diye ekledi.

Ciddi bir meşruiyet krizi

Nisan ayı başlarında Tahran savcısı, düşman örgütleri desteklemekle suçlanan 100'den fazla kişinin yurtdışında tespit edilmesi, varlıklarına el konulması ve banka hesaplarının dondurulması direktifini verdi. Bunlar arasında medya kurumlarının yöneticileri, gazeteciler, sporcular ve sanatçılar bulunuyordu. Bu önlemler, Iran International ve Manoto TV gibi medya kuruluşlarıyla ilişkili kişilerin yanı sıra düşmanca eylemleri desteklemekle suçlanan diğer kişileri de hedef aldı. Direktif, düşman devletler ve özellikle de ABD ve İsrail ile iddia edilen iş birliği ve casuslukla ilgili cezaları artıran yasalara dayanıyordu.

Yetkililer, direktifin Iran International ile ilişkili 63 yönetici ve çalışanı kapsadığını, Manoto TV ile bağlantılı 25 kişinin de varlıklarına el konulması ve hesaplarının dondurulması işlemine tabi tutulduğunu belirtti. Liste ayrıca, özellikle sosyal medya aracılığıyla İran'a karşı askeri operasyonları desteklemekle suçlanan yurtdışında ikamet eden 25 İran vatandaşını içeriyor. Bu kişiler ABD, İsveç, Hollanda, Gürcistan ve İngiltere gibi ülkelerde ikamet ediyor.

Nassiri, son dönemdeki mal varlıklarına el koyma ve tutuklamaların “sadece savaş koşullarına veya güvenlik durumlarına geçici bir tepki” olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. İran'ın, “çoğu zaman kendisinin neden olduğu veya kışkırttığı” dış krizleri ve gerilimleri, iç baskıyı haklı çıkarmak için sürekli bir araç olarak kullandığını açıkladı. Ancak, bugün yaşananların rejimin muhaliflere yaklaşımında “daha derin bir gidişatı” yansıttığını ifade etti. Özellikle “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ayaklanması ve “şiddet ve kanlı bir baskı” ile bastırılan ocak ayındaki protestoların ardından krizin son yıllarda yoğunlaştığını ekledi.

Nassiri, rejim ile toplum arasındaki uçurumun genişlemesiyle İran'ın şu anda “çok ciddi bir meşruiyet krizi” yaşadığına inanıyor. İranlıların önemli bir kısmı artık rejimin reform edilebileceğine inanmıyor; bu da, ona göre, hükümeti “protesto hakkını tanımak yerine daha fazla baskı yolunu seçmeye” yöneltti. “Mal varlıklarına el koyma, tutuklamalar, güvenlik dosyaları açma, ailelere baskı yapma, yurtdışındaki aktivistleri tehdit etme ve muhalifleri propagandalarla hedef alma” gibi eylemlerin hepsinin “korku yayma ve siyasi muhalefeti büyük bir bedele dönüştürme politikası” kapsamına girdiğini vurguladı. İran'ın “sivil, medya ve siyasi muhalefetin bile savaş tehdidi olarak algılandığı” bir aşamaya girdiğini, “eleştirmenler, siyasi muhalifler, sivil aktivistler ve askeri düşmanlar” arasında artık ayrım yapılmadığını ve “her bağımsız sesin güvenlik suçlamalarıyla hedef alınabileceğini” belirtti. Son olarak, bu yaklaşımın “rejimin gücünü değil, zayıflığını gösterdiğini” söyledi.

ABD-İsrail saldırılarında İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hameney ve diğer birçok üst düzey rejim yetkilisinin öldürülmesinin ardından, çeşitli Amerikan şehirlerindeki ve yurtdışındaki İran toplumu üyeleri bunu alenen kutlamak için toplanmışlardı. Pew Araştırma Merkezi'ne göre, 2024 yılı itibariyle Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan İranlıların sayısı 750 bine ulaştı.

Kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan İran'daki Tutumları Analiz Etme ve Ölçme Grubu (GAMAAN) tarafından Ağustos 2025'te yayınlanan bir raporda, 2024 yılında İranlıların yalnızca yaklaşık yüzde 20'sinin rejimin devamını desteklediği belirtiliyordu. Raporun bulgularına göre, çoğunluk farklı bir siyasi rejimi tercih ediyordu.



İran savaşı ABD içindeki bölünmeleri alevlendiriyor

İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)
İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İran savaşı ABD içindeki bölünmeleri alevlendiriyor

İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)
İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)

Washington’da İran savaşı etrafında süren siyasi tartışmalar, son günlerde eleştiri boyutunu aşarak karşılıklı ‘ihanet’ suçlamalarına dönüştü. Bu durumun, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler açısından kritik önem taşıyan seçim sürecinde siyasi söylemin sertleşeceğine işaret ettiği değerlendiriliyor. Her ne kadar Trump yönetimi, Kongre’ye gönderdiği mesajda İran ile yürütülen askeri faaliyetlerin sona erdiğini belirterek, savaşın başlamasından 60 gün sonra anayasal olarak zorunlu hale gelen savaş yetkisi oylamasından kaçınmaya çalışsa da Demokratlar bu yaklaşımı reddetti. Demokrat siyasetçiler, yönetimi kamuoyunu yanıltmak ve anayasayı ihlal etmekle suçlayarak savaşın hangi somut hedeflere ulaştığını sorguladı.

Washington Raporu programı ise Şarku’l Avsat ile iş birliği kapsamında hazırlanan analizinde, Kongre’nin yasal sürenin dolmasının ardından başkanın yetkilerini sınırlandırmak için adım atıp atmayacağını ele aldı. Programda ayrıca, ara seçimlerin çerçevesini belirleyen açık siyasi mücadelede yönetimin Cumhuriyetçi Parti içindeki görüş ayrılıklarını kontrol altına alıp alamayacağı da tartışıldı.

Savaş karşıtları, ABD’nin en büyük düşmanı

İran savaşı başladıktan sonra ABD Kongresi önünde kamuoyuna açık ilk oturumda konuşan Pete Hegseth, savaş karşıtlarını ‘ABD’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit’ olarak nitelendirdi. Hegseth’in açıklamaları, siyasi tartışmalardaki sertleşmeyi gözler önüne sererken, İran dosyasındaki tartışmaların eleştiri boyutundan çıkarak karşılıklı suçlamalara dönüştüğüne işaret etti.

dfvfd
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Senato Komitesi’nde düzenlenen bir oturumda... 30 Nisan 2026 (EPA)

Eski Başkan George W. Bush döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde görev yapan Mark Pfeifle, söz konusu açıklamaların savaşın Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki uçurumu daha da derinleştirdiğini gösterdiğini söyledi. Washington’daki mevcut siyasi atmosferin ciddi bir kutuplaşma içerdiğini belirten Pfeifle, yaşanan gerilimi ‘son derece tehlikeli’ olarak nitelendirdi. Bu durumun ülkedeki keskin ayrışmayı daha da artırdığına dikkat çekti. İran savaşının seyrine ilişkin değerlendirmede bulunan Pfeifle, “Savaşa verilen destek oldukça düşük seviyede. Ayrıca Donald Trump’ın destek oranı da ciddi biçimde geriledi” ifadelerini kullandı. Pfeifle, yönetimin bu nedenle krizden çıkış yolu aradığını ve İran ile müzakere ederek kendisine siyasi kazanım sağlayacak bir anlaşmaya ulaşmaya çalıştığını savundu. Pfeifle ayrıca, yönetimin kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce askerleri ülkeye geri döndürmeyi hedeflediğini belirtti.

Öte yandan Dış İlişkiler Konseyi kıdemli araştırmacısı Steven Cook ise Trump’ın Kongre’deki Cumhuriyetçilerin büyük çoğunluğu üzerindeki etkisini koruduğunu ifade etti. Cook, Trump’a açık şekilde karşı çıkan herhangi bir Cumhuriyetçi temsilcinin büyük ihtimalle görev süresinin sonunda siyaseti bırakmayı planladığını söyledi. Ancak Cook, savaşın uzaması ve fiyat artışlarının seçim döneminde Cumhuriyetçiler açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu. Özellikle benzin fiyatlarındaki yükselişin Amerikan kamuoyu üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Cook, bunun başkanın ve partisinin popülaritesine zarar verdiğini dile getirdi. Cook, “Önümüzde ön seçimler ve kasım ayındaki ara seçimler var. Benzin fiyatları yükseliyor ve Amerikan halkı bu konuda son derece hassas. Bu durum artık Amerikalıları gerçekten etkilemeye başladı” değerlendirmesinde bulundu. Cumhuriyetçilerin şimdilik başkanın tutumunu desteklemeyi sürdüreceğini kaydeden Cook, siyasi çıkarların seçmenin yaşadığı ekonomik sıkıntılarla çakışması halinde parti içindeki dengelerin değişebileceğini ifade etti.

vfdrvf
ABD’de benzin fiyatları hızla yükseliyor. (AFP)

Cumhuriyetçi strateji uzmanı Angie Wang da yükselen benzin fiyatlarının Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki şansına zarar verebileceği görüşüne katıldı. Wang, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden iç politikaya odaklanması gerektiğini belirterek, “İkinci görev döneminin ilk yarısını tamamen dış politika meselelerine yoğunlaşarak geçirdi. Ancak ara seçimlere yalnızca birkaç ay kaldı ve artık ülke içindeki sorunlara dönmesi gerekiyor” dedi.

Wang ayrıca, Indiana’daki ön seçim sonuçlarına dikkat çekerek, Trump’ın desteklediği adayların büyük farkla kazandığını ve bunun Cumhuriyetçi Parti tabanında Trump’a verilen desteğin hâlâ güçlü olduğunu gösterdiğini ifade etti. Ancak Wang, Demokratların seçim yarışında baskıyı artırdığını belirterek, “Bu çabaları sürdürmek zorundayız, çünkü Demokratlar kazanabilecekleri her noktada üstünlük sağlamaya çalışıyor. Kasım ayına kadar rekabetin doğası bu olacak” değerlendirmesinde bulundu. Wang, buna rağmen benzin fiyatlarının eylül ayına kadar yüksek seviyelerde kalması durumunda Cumhuriyetçi Parti’nin ciddi bir siyasi sıkıntıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Azalan popülerlik

Pfeifle, İran savaşının sonuçlarına yönelik artan hoşnutsuzluğun Trump’ı çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmeye yönelttiğini söyledi. Pfeifle, “Özellikle de ABD’nin İran’a neden müdahil olduğunu Amerikan halkına açık biçimde anlatamadı. Bu durum kamuoyu yoklamalarına da yansıdı” değerlendirmesinde bulundu.

vfbfgb
ABD Başkanı Donald Trump… Beyaz Saray, 7 Mayıs 2026 (Reuters)

Pfeifle, savaşın sürmesine yönelik iç tepkilerin Cumhuriyetçi Parti tabanında giderek arttığını, özellikle de partiye yakın etkili isimler ve podcast yayıncıları arasında rahatsızlığın büyüdüğünü belirtti. Pfeifle, “Bu durum Trump’ı etkiliyor. Medyada kendisini olumlu şekilde görmeyi seviyor ancak uzun süredir bunu göremiyor. Bazı istisnalar dışında olumlu bir tablo oluşmadı ve şimdi bunu yeniden sağlamaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Pfeifle, Trump’ın kamuoyu desteğinin şu anda yüzde 30 seviyesinde bulunduğunu ve bunun hem mevcut dönemi hem de ilk başkanlık dönemi dahil olmak üzere şimdiye kadarki en düşük oran olduğunu söyledi. Pfeifle’a göre Trump’ın siyasi tabloyu tersine çevirebilmesinin tek yolu, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak ve ardından eski Başkan Barack Obama döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan daha iyi bir anlaşma sağladığını gösterecek bir çıkış yolu bulmak.

Buna karşılık Cook ise Trump’ın 2015 anlaşmasından daha iyi şartlar elde etmesinin zor olduğunu savundu. Cook, İran yönetiminin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyi reddettiğini, füze teknolojisi programına bağlı kaldığını ve bölgedeki müttefik gruplara finansman sağlamayı durdurmaya karşı çıktığını belirtti. Cook, “ABD ve İsrail’in çatışmalar sırasında çeşitli taktiksel başarılar elde ettiği kesin. Ancak genel stratejik tablo Washington’ın lehine görünmüyor” değerlendirmesinde bulundu. Trump’ın Obama dönemindeki anlaşmadan daha avantajlı bir uzlaşı sağlayamayacağını ifade eden Cook, “Trump’ın kendi yarattığı bu durumdan çıkma konusundaki çaresizliği, ABD’yi 27 Şubat’takinden daha kötü bir konuma bırakacak bir anlaşmaya yol açabilir” dedi.

Kongre ve savaş

Wang, bu değerlendirmeye katılmadığını belirterek, Trump’ın müzakere sürecinde güçlü avantajlara sahip olduğunu ve ‘kötü bir anlaşmayı’ kesinlikle kabul etmeyeceğini ifade etti. Wang, ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçi çoğunluğun Demokratların İran savaşında başkanın yetkilerini sınırlandırma girişimlerini engellediğini hatırlatarak, bunun Trump’a krizi sonlandırmak için zaman kazandırdığını söyledi. Wang, bu sürecin başkana ‘İran’daki çatışmayı tamamen ve kalıcı biçimde bitirmek için gerekli alanı sağladığını’ dile getirdi. Aynı zamanda İran ile yürütülen müzakerelere dair belirsizliklere dikkat çeken Wang, ABD’nin karşısında net ve tek bir muhatap olup olmadığının açık olmadığını vurguladı. Wang, “Dışişleri Bakanı müzakereci gibi görünüyor ancak gerçekten lider adına tam yetkiyle hareket edip etmediğini bilmiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

fvfv
Demokrat Senatör Kirsten Gillibrand, Kongre’deki bir oturumda... 30 Nisan 2026 (AP)

Demokratların ABD Kongresi içinde, Trump’ın savaş yetkilerini sınırlamaya yönelik girişimlerinin birçok kez başarısız olduğu bildirildi. Söz konusu girişimlerin Senato’da altı, Temsilciler Meclisi’nde ise iki kez Cumhuriyetçi çoğunluk tarafından reddedildiği aktarıldı. Pfeifle, Trump yönetimi açısından asıl kritik sınavın Kongre’de savunma bütçesinin onaylanması sürecinde yaşanacağını belirtti. Yaklaşık 1,5 trilyon dolara ulaşan bütçe talebinin savaşın mali yükü nedeniyle ciddi tartışmalara yol açtığı ifade edildi. Pfeifle, savaş kapsamında bugüne kadar önemli miktarda harcama yapıldığını, ancak gerçek maliyetin henüz tam olarak ortaya çıkmadığını söyledi. Her bir füzenin yüksek maliyet taşıdığına dikkat çeken Pfeifle, çok sayıda füze kullanıldığını ve bunların yeniden ikmal edilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca İran’a ait insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerin ABD askeri tesislerinde yol açtığı hasarların onarımı için de ek maliyetler oluştuğu belirtildi.

Cook, ABD iç siyasetindeki gerilimler nedeniyle İran’ın zaman kazandığını düşündüğünü ve mevcut koşullarda Tahran’ın Trump’ın görev süresi bitene kadar direnebileceğini hesapladığını söyledi. Cook, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler arasındaki temel ayrışmanın İran’ın bir tehdit olup olmadığı konusunda olmadığını, bu konuda geniş bir mutabakat bulunduğunu ifade etti. Asıl tartışmanın bu tehdide nasıl yanıt verileceği üzerinde yoğunlaştığını belirtti. Cook’a göre Cumhuriyetçiler güç kullanımını öne çıkararak Trump’ın daha önce hiçbir başkanın denemediği bir yöntemle soruna yaklaştığını savunuyor. Demokratlar ise kararların ekonomik maliyetine ve sürdürülebilirliğine odaklanıyor.

Çin’e önemli bir ziyaret

Trump’ın hem destekçileri hem de eleştirmenleri, önümüzdeki hafta gerçekleştirmesi beklenen Çin ziyaretiyle İran savaşı sürecinde kritik bir dönüm noktasına ulaşılabileceğini değerlendiriyor.

Wang, Çin’in arabulucu rolü üstlenebileceğini ve bunun Pekin’in çıkarına olacağını belirterek, Çin’in İran’la petrol ticaretine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Wang’a göre Çin, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasından en fazla fayda sağlayan aktörlerden biri.

dfvbgrt
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore’de düzenlenen APEC Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi... 30 Ekim 2025 (Reuters)

Wang, en kritik tarihin 14 Mayıs olduğunu, bu tarihte Cinping ile Trump arasında gerçekleşmesi beklenen görüşmenin süreci şekillendirebileceğini ifade etti. Bu buluşmanın, taraflar arasında bir tür uzlaşıya yönelik müzakerelere sahne olabileceğini öne sürdü. Pfeifle de bu değerlendirmeye katılarak Trump’ın Çin ziyaretinden siyasi bir kazanım elde etmeyi hedeflediğini söyledi. Pfeifle, bunun bir ticaret anlaşması ya da önemli bir siyasi açıklama şeklinde olabileceğini belirtti.

Bununla birlikte Çin’in Hürmüz Boğazı krizine ABD’nin zorlanmasını tamamen sorun olarak görmediği, ancak aynı zamanda güçlü bir ABD pazarına ihtiyaç duyduğu ifade edildi. Çin’in uzun vadede İran petrolüne de bağımlı olduğu değerlendirmesi yapıldı.


Yeni araştırmada iç huzurunun bedeli belirlendi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Yeni araştırmada iç huzurunun bedeli belirlendi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Yeni bir araştırmaya göre, iç huzurunun bir bedeli var.

Talker Research adlı anket ve pazarlama firmasının 2 bin kişiyle yaptığı bir araştırmaya göre, ortalama bir ABD tüketicisi kafa rahatlığı için yılda 57 bin dolar ödemeye razı.

Anket, katılımcılara şu 5 garanti için ne kadar ödeyeceklerini sordu: Beklenmedik bir tıbbi fatura veya katkı payı çıkmaması, iş kaybı konusunda endişelenmemek, konser ve etkinlik biletlerine erişim garantisi, ihtiyaç duyulduğunda ilaçla gıda maddelerinin mevcut olması ve ulaşım hizmetlerinin hiç iptal edilmemesi.

Katılımcılar, gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçlara garantili erişim için yılda ortalama 21 bin dolar, işlerini kaybetme konusunda endişelenmemek içinse 19 bin 800 dolar harcamaya razıydı. Ankete katılanların ortalama maaşı yıllık 79 bin dolardı.

Anketin sonuçları, son 17 ayda karmaşık bir ekonomik ve finansal ortamda yolunu bulmaya çalışan tüketiciler için kafa rahatlığının ne kadar değerli olduğunu vurguluyor.

Tüketicilerin muhtemelen tahmin etmediği bir dizi olay, özellikle Trump yönetiminin gümrük vergileri ve İran'la savaş, günlük temel harcamaları etkiledi.

Kongre Ortak Ekonomik Komitesi'nin yakın tarihli bir raporuna göre ortalama bir ABD ailesi, gümrük vergilerinin günlük mal ve hizmetlerin fiyatlandırması üzerindeki etkisi nedeniyle Şubat 2025'ten Şubat 2026'ya kadar 1700 dolardan fazla ek ödeme yaptı.

İran'la savaş benzin fiyatlarını o kadar yükseltti ki tüketiciler son iki ayda benzin için 24 milyar dolar daha fazla ödedi.

Bu ekonomik sürprizler ve genel siyasi istikrarsızlık duygusu, tüketicileri kaygılandırıyor. Ortalama bir Amerikalının mali geleceğine dair korkusu, son 30 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Gemstone Wellness'ın kurucusu Dr. Jenny Martin, Talker Research anketinin bir parçası olarak görüşlerini sunarken, bu durumun tüketicilerin kafa rahatlığı için yaklaşık 60 bin dolar ödemeye hazır olmalarını açıklayabileceğini söyledi.

Martin, "Ekonomik belirsizlik ve siyasi istikrarsızlıkla tanımlanan bir ortamda yaşıyoruz" dedi.

Kafa rahatlığı, psikolojik açıdan kontrol duygusuyla eşdeğer hale geldi ve bu kontrolü bulmak giderek zorlaşıyor… 'Kafa rahatlığı için ödeme yapma' fikri, güvenliği ve öngörülebilirliği sağlama, kronik tetikte olma halinden kurtulma arzusunu yansıtıyor.

Tüketiciler huzur için ödeme yapmak isteseler de ankete göre yüzde 41'i bunu istedikleri zaman gerçekleştiremediklerini itiraf etti.

Independent Türkçe


Trump'ın medya şirketi bir kez daha milyonlarca dolarlık zarar açıkladı

ABD Başkanı Trump'ın sosyal medya şirketi, ilk çeyrekte 405 milyon dolardan fazla net zarar bildirdi; bu, bir dizi kötü finansal sonucun sonuncusu (Reuters)
ABD Başkanı Trump'ın sosyal medya şirketi, ilk çeyrekte 405 milyon dolardan fazla net zarar bildirdi; bu, bir dizi kötü finansal sonucun sonuncusu (Reuters)
TT

Trump'ın medya şirketi bir kez daha milyonlarca dolarlık zarar açıkladı

ABD Başkanı Trump'ın sosyal medya şirketi, ilk çeyrekte 405 milyon dolardan fazla net zarar bildirdi; bu, bir dizi kötü finansal sonucun sonuncusu (Reuters)
ABD Başkanı Trump'ın sosyal medya şirketi, ilk çeyrekte 405 milyon dolardan fazla net zarar bildirdi; bu, bir dizi kötü finansal sonucun sonuncusu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Truth Social platformunun ana şirketi, yılın ilk çeyreğinde 405 milyon dolardan fazla net zarar bildirdi. Bu, geçen ay CEO'sunu değiştiren medya holdinginde şirketteki sorunların son işareti.

Finansal sonuçlara göre Trump Media and Technology Group ilk çeyrekte 871 bin doların biraz üzerinde net satış gerçekleştirdi.

Truth Social, dijital varlıklar ve yakında sunulacak tahmin piyasalarına erişim gibi alanlarda faaliyet gösteren şirket, zararları "dijital varlıklardaki gerçekleşmemiş kayıplar, rehin verilen dijital varlıklar ve öz sermaye menkul kıymetleri (368,7 milyon dolar), tahakkuk eden faiz (11,5 milyon dolar) ve hisse bazlı ücretlendirme (11,8 milyon dolar)" olarak açıkladı.

Şirket, basın bülteninde toplam varlıklarının 2,2 milyar dolar olduğunu ve art arda 4. çeyrekte pozitif işletme nakit akışı elde ettiğini vurguladı.

Cuma akşamı itibarıyla TMTG hissesi 9 doların biraz altında işlem görüyordu, yıl başından beri düşüşteydi ve hissenin 2022'deki rekor zirvesinden bu yana 10 kattan fazla değer kaybetti.

Bu çeyrek sonuçları, ailesinin çoğunluğa yakın hissesi olduğu başkanın medya şirketi için son kötü performansı gösteriyor.

Son üç yılda net zararlar hızlandı ve 2023'te 58,2 milyon dolardan 2024'te 400,9 milyon dolara ve 2025'te 712 milyon dolardan fazla bir değere ulaştı.

Geçen ay Trump Media, uzun süredir CEO olan eski Cumhuriyetçi Kongre Üyesi Devin Nunes'i görevden almıştı.

Şirket, yatırımcı ilgisi yaratmak için beklenmedik iş kollarına yöneliyor.

Aralık ayında yapay zekayı beslemek için gereken enerji talebini gerekçe göstererek, nükleer füzyon şirketi TAE Technologies'le 6 milyar dolardan fazla, tamamı hisse senedi karşılığı birleşme anlaşmasına vardı; anlaşmanın 2026 ortalarında tamamlanması bekleniyor.

TAE, bu yıl bir füzyon santralinin inşaatına başlamayı ve 2031'e kadar elektrik üretmeyi planlıyor.

ilim insanları, tükettiklerinden güvenilir biçimde daha fazla enerji üreten nükleer füzyon sistemleri inşa etmeyi, bunları ticarileştirmek bir yana, henüz başaramadı.

Ekimde Trump Media, Truth Social'da tahmin piyasaları sunmaya başlayacağını açıklamıştı.

Başkanın oğlu Donald Trump Jr., mevcut iki tahmin piyasası olan Kalshi ve Polymarket'in danışmanı.

Independent Türkçe