Netanyahu’nun açıklamalarının ardından... İsrail, askerî açıdan ABD’den ‘bağımsız’ hale gelebilir mi?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
TT

Netanyahu’nun açıklamalarının ardından... İsrail, askerî açıdan ABD’den ‘bağımsız’ hale gelebilir mi?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

Antoine el-Hac 

İsrail ile ABD arasındaki askeri ilişki, çağdaş dünyanın en güçlü stratejik ittifaklarından biri olarak değerlendiriliyor. On yıllar boyunca savaşlar, diplomatik temaslar, teknolojik iş birlikleri ve ortak jeopolitik çıkarlar üzerinden şekillenen bu bağ, temkinli ve sınırlı bir ilişkiden derin ve çok katmanlı bir güvenlik ortaklığına dönüştü. Günümüzde iki ülke arasındaki askeri iş birliği; askeri yardımlar, istihbarat paylaşımı, füze savunma sistemleri alanındaki ortak çalışmalar, müşterek askeri tatbikatlar ve Ortadoğu meselelerinde stratejik koordinasyon gibi geniş başlıkları kapsıyor. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, İsrail’in Washington ile yakın ortaklığını sürdürürken aynı zamanda askerî açıdan kendi kendine yeterliliğini artırmaya çalıştığı yeni bir döneme girilebileceğine işaret ediyor.

İsrail ile ABD arasındaki ilişki başlangıçta doğrudan bir askeri ittifak niteliği taşımıyordu. İsrail’in 1948 yılında kuruluşunun ilan edilmesinin ardından dönemin ABD Başkanı Harry Truman ülkeyi hızla tanımış olsa da Washington yönetimi ilk aşamada İsrail’in başlıca silah tedarikçisi olma konusunda mesafeli davrandı. 1950’li yıllarda Fransa, İsrail’in temel silah kaynağı olarak öne çıkarken, ABD ise Arap ülkelerini rahatsız etmekten ve Ortadoğu’daki Batılı petrol çıkarlarını riske atmaktan kaçınan ihtiyatlı bir politika izledi. Süveyş Krizi ve 1956’daki üçlü saldırının ardından ABD’nin bölgeye silah ihracatına çeşitli kısıtlamalar getirmesi, askeri iş birliğinin uzun süre sınırlı kalmasına neden oldu.

Merkava tankı, İsrail Kara Kuvvetleri’nin bel kemiği (Reuters)Merkava tankı, İsrail Kara Kuvvetleri’nin bel kemiği (Reuters)

İsrail ile ABD arasındaki askeri ittifak, 1960’lı yıllarda daha da derinleşmeye başladı. John F. Kennedy döneminde ABD, İsrail’e hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere çeşitli savunma ekipmanlarının satışına onay verdi. Bunlar arasında uçaksavar füzeleri de yer aldı. Ancak ilişkilerdeki asıl dönüm noktası, Altı Gün Savaşı sonrasında yaşandı. İsrail’in Sovyetler Birliği tarafından kısmen desteklenen Arap ordularına karşı elde ettiği hızlı zaferler, Washington yönetiminin Soğuk Savaş döneminde İsrail’e bakışını değiştirdi. ABD, İsrail’i Ortadoğu’da Sovyet nüfuzunu dengeleyebilecek bölgesel bir müttefik olarak görmeye başladı. Bu süreçle birlikte Washington yönetimi, İsrail’e gelişmiş savaş uçakları sağlamaya başladı. Bunların başında McDonnell Douglas F-4 Phantom II savaş uçakları geldi. Böylece iki ülke arasında uzun vadeli askeri ortaklığın temelleri atıldı.

İkili ilişkiler, 1973 savaşı sonrasında daha da genişledi. Mısır ve Suriye’nin İsrail’e sürpriz saldırı düzenlemesinin ardından ABD, İsrail’e silah ve askeri malzeme ulaştırmak amacıyla Nickel Grass Operasyonu olarak bilinen acil hava köprüsünü devreye soktu. Bu destek, İsrail’in askeri dengeleri yeniden kurmasına yardımcı oldu. Söz konusu savaş, iki ülke arasındaki ilişkilerin yapısını önemli ölçüde değiştirdi. İstihbarat koordinasyonu güçlendirilirken, ABD’nin uzun vadeli askeri yardım taahhütleri kurumsallaştı ve ortak stratejik planlama mekanizmaları genişletildi.

1970’lerin sonu ile 1980’li yıllarda İsrail, ABD’nin en büyük askeri yardım alan ülkelerinden biri haline geldi. Ronald Reagan döneminde İsrail, Sovyet etkisine karşı stratejik ortak olarak konumlandırıldı. Bu süreçte ortak askeri tatbikatların kapsamı genişletildi, İsrail’de ABD’ye ait askeri ekipman depolanmaya başlandı ve bölgedeki Sovyet faaliyetlerine ilişkin istihbarat paylaşımı artırıldı. 1987 yılında ise İsrail’e ‘NATO dışı başlıca müttefik’ statüsü verildi. Bu statü, İsrail’e ABD askeri teknolojilerine ve savunma iş birliği programlarına ayrıcalıklı erişim imkânı sağladı.

İsrail şirketi Rafael’in Fransa’nın Le Bourget kentinde düzenlenen savunma fuarındaki standı (Reuters)İsrail şirketi Rafael’in Fransa’nın Le Bourget kentinde düzenlenen savunma fuarındaki standı (Reuters)

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında İsrail ile ABD arasındaki askeri ortaklık, yeni güvenlik koşullarına uyum sağlayacak biçimde yeniden şekillendi. Körfez Savaşı sırasında Irak ordusunun İsrail kentlerine 39 adet Scud füzesi fırlatması, füze savunma sistemlerinin önemini ortaya koydu. Bu gelişmenin ardından ABD ile İsrail, füze savunma teknolojilerinin geliştirilmesi alanındaki iş birliklerini önemli ölçüde artırdı.

11 Eylül Saldırıları sonrasında ise iki ülke arasındaki iş birliği, terörle mücadele, siber güvenlik, insansız hava araçları (İHA) ve şehir savaşlarına yönelik askeri teknolojiler gibi alanlarda daha da yoğunlaştı.

Kurumsal ilişki

Günümüzde İsrail ile ABD arasındaki askeri ortaklık kurumsallaşmış ve çok katmanlı bir yapıya dönüşmüş durumda. 2016 yılında imzalanan ve 10 yıl süreli mutabakat çerçevesinde ABD, İsrail’e yılda yaklaşık 3,8 milyar dolar askeri yardım sağlıyor. Bu kaynakların önemli bir bölümü, F-35 Lightning II gibi gelişmiş silah sistemlerinin satın alınmasında kullanılıyor. Ayrıca hassas güdümlü mühimmatlar, radar sistemleri ve ileri gözetleme teknolojileri de bu kapsamda finanse ediliyor. İki ülke, Demir Kubbe, Davud Sapanı ve Arrow füze sistemi gibi füze savunma sistemlerinin geliştirilmesinde de yakın iş birliği yürütüyor. Bu projelerde Amerikan finansmanı ve sanayi desteği, İsrail’in operasyonel tecrübesi ve teknolojik yenilik kapasitesiyle birleşiyor.

İstihbarat paylaşımı, iki ülke ilişkilerinin temel sütunlarından biri olmaya devam ederken; ortak deniz ve hava tatbikatları da düzenli olarak gerçekleştiriliyor.

Bununla birlikte, bu stratejik ilişki hem ABD’de hem de İsrail’de giderek artan bir tartışmanın konusu haline geldi. Eleştirmenler, ABD’nin İsrail’e sağladığı yardımın aşırı olduğunu ve Washington’ın Tel Aviv’e gereğinden fazla diplomatik koruma sağladığını savunuyor. Buna karşılık destekçiler, İsrail’in stratejik öneme sahip bölgede kilit bir müttefik olduğunu ve askeri iş birliğinin her iki ülke için de teknolojik ve güvenlik açısından önemli kazanımlar sağladığını belirtiyor.

Tartışmalar, Gazze savaşı sonrasında daha da yoğunlaştı. Bu süreçte ABD, bölgeye askeri sevkiyatlarını hızlandırırken, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Öte yandan İsrailli yetkililer, ABD askeri yardımına bağımlılığın azaltılması gerektiğini daha sık dile getirmeye başladı. Son olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinin önümüzdeki on yıl içinde ABD askeri yardımına olan bağımlılığını kademeli olarak azaltma hedefini açık biçimde dile getirdi. Bu yaklaşım, İsrail’in stratejik karar alma süreçlerinde daha fazla bağımsızlık kazanma arayışı olarak değerlendiriliyor.

İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait F-35 savaş uçağı... Vazgeçilmez bir Amerikan yapımı (Reuters)İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait F-35 savaş uçağı... Vazgeçilmez bir Amerikan yapımı (Reuters)

Asıl amaç ne?

İsrail, ABD ile olan askeri bağlarından gerçekten vazgeçebilir mi?

Bu soru, mevcut koşullarda sınırlı bir gerçekçilik taşıyan bir hedef olarak değerlendiriliyor. İsrail, dünyanın en gelişmiş savunma sanayilerinden birine sahip ülkeler arasında yer alıyor. İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii (IAI), Rafael ve Elbit Systems gibi şirketler, ülkenin askeri kapasitesinin temelini oluşturuyor. İsrail; İHA’ları, füze sistemleri, siber savaş teknolojileri, elektronik harp ve gözetleme sistemleri ile Merkava tankını geliştirmeye devam ediyor. Ayrıca dünya genelinde en büyük silah ihracatçıları arasında yer alan ülkenin, 2024 yılında savunma ihracatının 14,8 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor.

Buna rağmen, ABD ile askeri bağımlılıktan tamamen kopmanın oldukça zor olduğu ifade ediliyor. İsrail Hava Kuvvetleri, F-35 Lightning II, F-15 Eagle ve F-16 Fighting Falcon gibi Amerikan yapımı savaş uçaklarına büyük ölçüde bağımlı durumda. Bu platformların bakım, yazılım güncellemesi, yedek parça ve mühimmat tedariki ABD desteği gerektiriyor. Geniş çaplı askeri çatışmalarda İsrail’in, güdümlü bombalar, önleyici füze sistemleri, topçu mühimmatı ve hava savunma bileşenleri gibi kritik alanlarda hızlı Amerikan ikmaline ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Bunun yanında ABD’nin sağladığı stratejik ve diplomatik koruma da dikkat çekiyor. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre özellikle Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde Washington’ın veto gücü ve bölgesel caydırıcılık rolü, İsrail açısından önemli bir güvenlik şemsiyesi oluşturuyor.

Son dönemde ABD Kongresi’nin mevcut çatışmalar kapsamında yaklaşık 14,5 milyar dolarlık ilave askeri yardım paketini onayladığı belirtiliyor. Ayrıca Bank of Israel verilerine göre 2023-2025 dönemindeki savaş maliyetlerinin 55,6 milyar dolara ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bu durum, İsrail ekonomisi üzerinde ciddi bir yük oluştururken, kısa vadede ABD’nin askeri ve finansal desteğinden tamamen vazgeçilmesini oldukça zorlaştırıyor.

İsrail ordusu Amerikan silahlarından vazgeçebilir mi? (Reuters)İsrail ordusu Amerikan silahlarından vazgeçebilir mi? (Reuters)

Bazı analistlere göre Netanyahu’nun bu yöndeki açıklamaları, ABD’nin İsrail’e silah ve mühimmat tedarikinde olası gecikmelerine karşı bir baskı ve stratejik manevra niteliği taşıyor. Netanyahu’nun daha önce de ABD Başkanı Joe Biden yönetimini, İsrail ordusuna ihtiyaç duyduğu askeri desteği geç sağlamakla eleştirdiği biliniyor. Netanyahu, bu gecikmelerin Gazze’de İsrail askerleri arasındaki kayıpların artmasına yol açtığını ileri sürmüştü.

Genel değerlendirmelere göre, iki ülke arasında askeri ilişkilerin gelecekte tamamen kopması olası görünmüyor. Aksine, ilişkinin daha dengeli bir yapıya evrilmesi bekleniyor. Bu süreçte İsrail’in kendi kendine yeterliliğini artırmaya çalışırken, ABD ile derin stratejik iş birliğini sürdürmesi öngörülüyor. Böylece mevcut ‘yardım eden ve yardım alan’ modeli, zaman içinde daha simetrik bir yapıya dönüşebilir; iki ülkenin daha entegre, karşılıklı bağımlılığa dayalı ve koordinasyon içinde hareket eden iki askeri güç haline gelmesi ihtimali öne çıkıyor.



Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
TT

Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Arnavutluk’taki 4 milyar euroluk turizm projesi ülkede siyasi kriz yarattı.

Arnavutluk'un başkenti Tiran'da projeye karşı yapılan gösteriler 11. gününde de devam ediyor. Başbakan Edi Rama’nın ofisi önünde toplanan kalabalık "Arnavutluk satılık değildir" sloganları attı.

Avlonya (Vlora) kentindeki Zvernec bölgesinde planlanan proje, flamingo, fok ve deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarının bulunduğu koruma altındaki bölgenin yakınında olduğundan tepki çekiyor.

"Yeni Arnavutluk" mottosuyla Rama yönetiminin istifasını isteyen hükümet karşıtı hareket "flamingo devrimi" diye de niteleniyor.

Bunun yanı sıra projenin şeffaf olmadığına dair eleştiriler de yapılıyor. Reuters’ın iletişime geçtiği protestoculardan Leand Lakrori şunları söylüyor:

Zvernec’teki proje şeffaflıktan yoksun. Bu, Arnavutluk'ta son 35 yılda yaşananların vardığı son noktadır. Bu yüzden bugün, ‘Artık yeter’ diyoruz.

Analize göre protestolar, 2013'ten beri iktidardaki Rama için son sınav niteliğinde. Arnavutluk lideri, ülkedeki yolsuzluk sorununu çözemediği ve sağlık gibi temel hizmetlerde vaat ettiği iyileştirmeleri yapmadığı için eleştiri alıyor.  

Rama, bu haftaki açıklamasında lüks otel projesinin ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağını belirterek, inşaatın "sorumlu şekilde tamamlanacağını" savundu.  

Projeyi yöneten Kushner’ın ortaklarından Asher Abehsera, Wall Street Journal’a (WSJ) açıklamasında, protestolara "saygı duyduğunu" söylerken, süreci diyalogla yürüteceklerini öne sürdü.

Projenin detayları henüz belli değil. Ancak WSJ’nin aktardığına göre Zvernec’te otel, villa ve benzeri yapıların inşa edilmesi planlanıyor.

Buna ek olarak Zvernec’in karşısındaki Sazan adasında da ultra lüks bir tatil köyü kurulması öngörülüyor.

Diğer yandan Arnavutluk Özel Savcılık Ofisi’nin (SPAK) turizm projesiyle ilgili haziran başında açtığı soruşturma sürüyor.

Abehsera, arazinin aylar önce müteahhitler tarafından "net şekilde satın alındığını" söylüyor. Müteahhitler de SPAK’ın kendileriyle iletişime geçmediğini belirtiyor.

Ülkedeki kriz, Tiran yönetiminin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecini de olumsuz etkileyebilir. Avrupa Komisyonu’ndan bir yetkili, Politico’ya açıklamasında projeyle ilgili endişelerin Arnavutluk yönetimine iletildiğini bildirmişti.

Kushner’ın Sırbistan’daki projesi de protestolarla karşılanmıştı. Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu.

Belgrad yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner’ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump’ın damadı projeyi iptal etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Politico


Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
TT

Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)

ABD, solcu Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'yle görüşmesini son dakikada engellemiş.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre cuma günü Petro ve Mamdani arasında New York'ta gerçekleştirilmesi planlanan toplantı, ABD'li yetkililerin vize uyarıları üzerine iptal edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Petro'nun vizesini geçen yıl iptal etmişti. Karar, Petro'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak için Eylül 2025'te ABD'deyken Filistin yanlısı bir eyleme katılmasının ardından gelmişti.

NYT'ye konuşan ABD'li yetkililer, Petro'nun dün yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısına katılmak için sınırlı bir seyahat izni aldığını, bu toplantı dışındaki diğer faaliyetlere izin verilmediğini belirtti.

Kolombiyalı yetkililer de Bogota'daki ABD Büyükelçiliği yetkililerinin Kolombiya Dışişleri Bakanlığı'yla temasa geçmesinin ardından toplantının iptalini kabul ettiklerini söyledi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a konuşan Kolombiyalı yetkililer, Beyaz Saray'ın iptal talebine rağmen Petro'nun Mamdani'yle görüşmek için ABD'ye gitmesi durumunda gözaltına alınmasından endişelenildiğini vurguluyor. Washington'ın görüşmeyi iptal etme talebinin tehdit olarak algılandığı aktarılıyor.

Kaynaklara göre Mamdani ve Petro, Amerika kıtasındaki demokrasinin geleceğini ele alacaktı. Ancak pek çok kişinin, bu görüşmeyi Mamdani'nin "küresel solun lideri olarak yükselişinin bir işareti gibi değerlendireceğini" ifade ediyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu.  

BMGK'de çarşamba günü düzenlenen oturumda Petro, "Filistin devletinin özgür ve egemen olması gerektiğini" tekrar vurgularken, ABD ordusunun Pasifik'te uyuşturucu taşıdığını ileri sürerek tekneleri vurmasını eleştirdi.

Amerikan ordusu, Venezuela'ya askeri yığınak kapsamında geçen yıl 2 Eylül'de Karayipler ve Pasifik'te başlattığı operasyonları sürdürüyor. O tarihten bu yana uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik düzenlenen 63 saldırıda en az 207 kişi öldürüldü.

Petro, geçen yıl kasımda yaptığı açıklamalarda Donald Trump'ın bu operasyonlarını "cinayet" diye nitelemişti. Bunun ardından ABD Hazine Bakanlığı, Kolombiya liderini yaptırım listesine almıştı.

2022'deki seçimi kazanarak Kolombiya'nın ilk solcu lideri olan eski M-19 gerillası Petro'nun, Trump'ın Gazze'deki soykırıma suç ortağı olduğunu söylemesi de ses getirmişti.  

Kolombiya Anayasası, cumhurbaşkanının görevini tek dönemle sınırladığından Petro, ağustosta koltuğu bırakacak.

Trump ise geçen haftaki açıklamasında, Petro'nun partisi Tarihsel Pakt'ın adayı Ivan Cepeda'yı "radikal solcu Marksist" diye niteleyip sağcı rakibi Abelardo De La Espriella'ya desteğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post


ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
TT

ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)

Son günlerde ABD ve İran arasındaki çatışmaların tekrar alevlenmesi, nisanda yapılan ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik çabaların sonuçsuz kalabileceği endişelerini artırıyor.

CNN'in analizinde, Donald Trump'ın daha önce sonuç vermeyen bir yönteme yeniden başvurarak bombardımanlarla Tahran'ı teslim olmaya zorladığı yazılıyor.

Ancak yeni saldırıların “Trump'ı çaresiz bırakan mevcut gidişatı uzatma riski taşıdığı” vurgulanıyor. Taarruzun İran yönetimini daha da inatçı hale getirdiği ve müzakerelerde ABD'ye güvenilemeyeceği görüşünü pekiştirdiği belirtiliyor.

Analize göre yeni ABD saldırılarında üç nokta öne çıkıyor.

Birincisi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini eski haline getirmemesinin ve nükleer programını sonlandırmaya yanaşmamasının Trump'ı iyice öfkelendirdiği görülüyor. İkincisi, yeni ABD saldırıları, Trump'ın rakibini anlaşmaya zorlamanın tek yolunun çatışma olduğuna inandığı izlenimini pekiştiriyor. Üçüncü olaraksa Cumhuriyetçi liderin, hassas bir dönemde güç kullanarak müzakereleri tehlikeye atma eğilimi bir kez daha açıkça görüldü.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi'nin en kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes, İran'ın misillemeyle Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar'daki enerji altyapısını tahrip etme kapasitesini elinde tuttuğunu hatırlatıyor. Ayrıca Tahran'ın, Yemen'deki Husilere, Kızıldeniz'deki petrol ihracat rotalarını kesme talimatı verebileceğini savunuyor.

Diğer yandan Hürmüz'deki hakimiyeti ve 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından sağ çıkmasının İran'ı daha da güçlendirdiğine, dolayısıyla Tahran'ın Beyaz Saray'ın taleplerine kolayca boyun eğmeyeceğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca ABD'nin saldırıları tırmandırmasının, Körfez'deki müttefiklerini de tehlikeye attığı hatırlatılıyor.

İranlı yetkililer, son saldırılarda iki su deposunun vurulduğunu ve 20 bine yakın kişinin içme suyu tedarikinin risk altına girdiğini açıkladı. İran'ın yarı resmi Batı Asya Haber Ajansı (WANA), Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik ilçesindeki Bamani bölgesinde yer alan iki beton su deposunun saldırıların hedefi olduğunu bildirdi.

New York Times'ın incelediği video ve uydu analiz verilerine göre depoların ABD tarafından vurulduğuna dair bulgular var. Bölgede GBU-39 tipi hassas güdümlü bombaların kalıntılarının bulunduğu aktarılıyor. Haberde, ABD ordusunun kasıtlı olarak sivil altyapıyı hedef almasının savaş suçu sayılabileceğine dikkat çekiliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ABD'nin "yasadışı ve canice saldırılar" düzenlediği, bölgede gerilimin tırmandırılmasından Trump yönetiminin sorumlu olduğu vurgulandı.

Independent Türkçe, New York Times, Tesnim, CNN, Wall Street Journal