Dijital sınırların giderek belirsizleştiği ve ülkeler arasındaki veri sahipliği ile teknolojik kapasite yarışının hız kazandığı bir dönemde Suudi Arabistan, iddialı bir stratejik vizyonla kendi dijital yol haritasını oluşturmayı tercih etti. Krallık, kapsamlı politika setleri, yatırımlar ve nitelikli ortaklıklar üzerinden bütüncül bir dijital ekosistem kurarak küresel dijital dönüşüm alanında öne çıkan modellerden biri haline geldi. Suudi Arabistan, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin (ITU) 2025 Küresel Dijital Hazırlık Endeksi’nde 100 üzerinden 94 puan alarak listenin zirvesine yerleşti.
Ancak dikkat çeken yalnızca elde edilen puan değil; bu başarı, Suudi Arabistan’ın dijital egemenlik anlayışında yaşanan köklü dönüşümü de ortaya koyuyor. Dijital egemenlik artık yalnızca verileri koruyan bir güvenlik kalkanı olarak değil, ekonomik büyümeyi destekleyen ve geleceği şekillendiren stratejik bir araç olarak görülüyor.
Bu dönüşümün anlaşılması için kavramın yeniden tanımlanması gerektiğine dikkat çekiliyor. IBM Suudi Arabistan Bölge Başkan Yardımcısı Eymen er-Raşid, dijital egemenliğin yalnızca verilerin depolandığı yerle ilgili teknik bir mesele olarak değerlendirilmesinin yaygın bir hata olduğunu belirtti. Raşid, “Dijital egemenliğe bütünleşik bir operasyonel kapasite olarak bakmak gerekiyor” ifadesini kullanarak, bunun kurumların verilerini yönetme, denetleme, dijital sistemlerini işletme ve uzun vadede güven içinde sürdürülebilir sonuçlar üretme yeteneğini kapsadığını söyledi.
Bu geniş kapsamlı yaklaşım, dijital egemenliğe görünenden çok daha derin bir anlam kazandırıyor. Kavram, yalnızca verilerin ülke dışına çıkmasını engelleyen bir bariyer değil; hesap verebilirlik, erişim denetimi, gözetim ve denetlenebilirlik ilkelerini içeren kapsamlı bir yönetişim sistemi olarak değerlendiriliyor. Böylece dijital sistemlerin güvenilirliği korunurken, güvenli ve uyumlu biçimde ölçeklenebilmesi de sağlanıyor.
Dell Technologies Suudi Arabistan, Mısır, Kuzey Afrika ve Levant Bölgesi Başkan Yardımcısı Muhammed Talat da Suudi Arabistan’ın bu yaklaşımı somut düzenlemelerle hayata geçirdiğini belirtti. Talat, “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu başta olmak üzere oluşturulan net düzenleyici çerçeveler, veriler üzerinde sıkı kontrol sağlanırken küresel ölçekte büyümeyi destekleyen bir ortam oluşturdu” dedi. Talat ayrıca Suudi Arabistan’ın, özel ekonomik bölgeler, vergi teşvikleri ve bulut hizmet sağlayıcılarıyla kurduğu ortaklıklar aracılığıyla uluslararası teknoloji şirketleri açısından daha cazip bir merkez haline geldiğini ifade etti.
Finansal teknoloji nasıl gelişti?
Finansal teknoloji sektörü, dijital egemenliğin Suudi ekonomisindeki dönüştürücü etkisini en açık biçimde ortaya koyan alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Son yıllarda hızlı büyüme kaydeden sektördeki bu ivmenin arkasında, dijital egemenlik politikalarının önemli rol oynadığı değerlendiriliyor.
Er-Raşid’e göre, hassas finansal verilerin ülke içinde ve yerel düzenlemelere uygun şekilde işlenip depolanabilmesi; yatırımcılar, bankalar, sigorta şirketleri ve kullanıcıların finansal teknoloji çözümlerine duyduğu güveni artırdı. Böylece dijital egemenlik yaklaşımı, sektörün büyümesini yavaşlatan en önemli engellerden biri olan ‘hassas verilerin nerede tutulduğu ve kim tarafından kontrol edildiği’ yönündeki kaygıları büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
Uzmanlara göre dikkat çeken unsur ise bu sürecin inovasyonu sınırlandırmaması oldu. IBM’in sunduğu egemen ve hibrit bulut çözümleri sayesinde finans kuruluşları hassas verileri ülke içinde tutarken aynı zamanda gelişmiş bulut teknolojilerinden yararlanabiliyor. Bu model, finansal teknoloji şirketlerinin hızlı inovasyon ile sıkı düzenleyici uyum arasında denge kurmasına imkân sağladı.
Uyumdan genişlemeye
Dijital egemenlik politikaları yalnızca büyük kurumlara değil, Suudi Arabistan’daki girişimcilik ekosistemine de önemli katkı sağladı. Uzmanlara göre verilerin ülke içinde, net düzenleyici çerçeveler doğrultusunda depolanması ve işlenmesi, yerel girişimlerin kuruluş aşamasından itibaren mevzuata uyumlu şekilde büyümesine imkân tanıdı.
Er-Raşid, bu yaklaşımın ekonomik etkisinin yalnızca uyum süreçlerini kolaylaştırmakla sınırlı olmadığını belirtti. Er-Raşid’e göre dijital egemenlik, müşteriler ve iş ortaklarının yerel çözümlere duyduğu güveni artırırken; dijital ürünlerin daha hızlı benimsenmesine, müşteri tabanının genişlemesine, yatırım çekme kapasitesinin yükselmesine ve büyük kurumlarla ortaklık fırsatlarının artmasına katkı sağladı. Bu durumun erken gelir elde etme imkanlarını da güçlendirdiği ifade ediliyor.
Er-Raşid, dijital egemenliğin en uzun vadeli etkilerinden birinin ise Suudi girişimlerinin bölgesel büyümeye daha hazır hale gelmesi olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’da güçlü egemenlik standartlarına göre geliştirilen dijital çözümlerin, özellikle bölge ülkelerindeki düzenleyici yaklaşımların birbirine yakınlaşmasıyla birlikte yerel sınırların ötesine taşınabilecek rekabet avantajı oluşturduğu değerlendiriliyor.
Denge denklemi
Bu dosyadaki en karmaşık sorulardan biri, Suudi Arabistan’ın ulusal veri egemenliğinden taviz vermeden nasıl küresel teknoloji devlerini ülkeye yatırım yapmaya ikna ettiği konusu olarak öne çıkıyor. Talat’a göre, Krallık bu konuda hassas bir denge kurmayı başardı. Bu denge, uluslararası şirketlere net bir düzenleyici çerçeve ve cazip teşvikler sunulurken, aynı zamanda hassas verilerin ulusal kontrol altında kalmasını garanti eden sıkı güvencelerin sağlanmasıyla oluşturuldu.
Talat’a göre bu yaklaşım, pratikte ulusal yapay zekâ hedeflerini destekleyen güvenli ve yerel bir altyapının geliştirilmesiyle somutlaştı. Bunun dikkat çeken örneklerinden biri, Dell Technologies’in 2024 yılında Dammam’da açtığı yeni entegrasyon ve dağıtım merkezi oldu. Milyonlarca dolarlık bir yatırım kapsamında hayata geçirilen bu merkez, yerel operasyonların güçlendirilmesini ve tedarik zinciri esnekliğinin artırılmasını hedefliyor. Bu model, uluslararası şirketlerin egemenliğe tehdit oluşturan aktörler değil, aksine onun inşasına katkı sağlayan ortaklar haline geldiği bir yaklaşımı yansıtıyor.
Bölgesel dijital merkez
2030 yılına gelindiğinde bu yapının nasıl bir görünüme sahip olacağına ilişkin Talat iddialı bir tablo çizdi. Talat’a göre Suudi Arabistan, Ortadoğu’nun en büyük dijital ekonomisine sahip olması beklenen, egemen bir dijital ekonomi modeline dönüşecek. Yapay zekânın tek başına ekonomiye yaklaşık 135 milyar dolar katkı sağlaması öngörülürken, ülkedeki yerel veri merkezi kapasitesinin 1,5 gigawattın üzerine çıkması hedefleniyor. Bu doğrultuda Krallık, küresel ölçekte bir bulut bilişim, yapay zekâ inovasyonu ve sürdürülebilir teknoloji üretim merkezi olmayı amaçlıyor; akıllı şehirler, entegre veri sistemleri ve güvenli dijital altyapılar bu vizyonun temel bileşenleri arasında yer alıyor.
Er-Raşid ise Suudi Arabistan’ın yalnızca yerel bir oyuncu olmanın ötesine geçerek, küresel ölçekte egemen dijital modellerin şekillenmesinde rol oynama fırsatına sahip olduğunu değerlendiriyor. Er-Raşid’e göre bu süreç, yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde genişleyen ortaklıklar ağı sayesinde, teknolojiyi ithal eden bir konumdan çıkıp dijital modeller ve standartlar ihraç eden bir yapıya geçiş anlamına geliyor.
Bununla birlikte her iki isim de bu vizyonun hayata geçirilmesinin önündeki en kritik zorluklardan birinin insan kaynağı açığı olduğunda hemfikir. Gelişmiş altyapı tek başına yeterli görülmezken, bu dijital geleceği yönetebilecek ve yönlendirebilecek nitelikli Suudi iş gücünün yetiştirilmesi için eş zamanlı ve kapsamlı yatırımlar yapılması gerektiği vurgulanıyor.
Sonuç olarak Suudi Arabistan örneği, dijital egemenliğin veriyi dünyadan izole etmeyi amaçlayan savunmacı bir tercih olmadığını; aksine ülkelerin ve şirketlerin küresel inovasyon ekosistemine bağımlı değil, güçlü bir aktör olarak katılmasını sağlayan stratejik bir yaklaşım olduğunu ortaya koyuyor.


