Şi Jinping: Partiyi yeniden uyandıran ve Çin'i yeniden konumlandıran Kızıl Prens

Fotoğraf: Bill McConkey
Fotoğraf: Bill McConkey
TT

Şi Jinping: Partiyi yeniden uyandıran ve Çin'i yeniden konumlandıran Kızıl Prens

Fotoğraf: Bill McConkey
Fotoğraf: Bill McConkey

Şerbil Berakat

Şi Jinping, Ekim 2022'de Partinin 20. Kongresi'nin açılışında, selefi Hu Jintao Halkın Büyük Salonu’ndan çıkarılmadan önce güvenlik görevlileriyle tartıştığı sırada, sertlik ve kayıtsızlığın bir karışımını sergilemeye çalışarak sakin bir şekilde oturuyordu.

Büyük kırmızı bayraklarla dolu salon o kadar sessizdi ki, gazetecilerin kameralarının sesleri camdan bir sessizlik tabakasını kırıyor gibiydi.

Sahnedeki her şey titizlikle planlanmıştı ve son derece sembolikti. Şi'nin Mao Zedong'dan bu yana parti genel sekreteri olarak üçüncü kez seçilen ilk lider olarak konumunu sağlamlaştıracak olan Kongre, parti ve yürütme genel sekreterlerinin kolektif liderlik dönemini resmen sona erdirecekti.

Ancak kongrenin kendisi çok önemli değil, sadece sembolik bir olaydı. Şi, daha önce iki başkanlık dönemi geçirmiş ve bu süre zarfında gücü kendi elinde toplamıştı. Yine Çin’e özel sosyalizm vizyonunu, parti anayasasına dahil edilerek ömür boyu başkanlık yapmasının önündeki anayasal engeli ortadan kaldırmıştı.

2007'de beklenmedik bir şekilde Hu Jintao'nun muhtemel halefi olarak duyurulduğunda, Şi karizmatik bir figür değildi. Aksine, birikmiş idari deneyime, yolsuzlukla mücadele edebilecek ve kurulu sistem içinde sonuçlar elde edebilecek pragmatik bir ekonomist olarak nispeten “temiz” bir adam ününe sahipti. Parti çevrelerinde, seçimi herhangi bir akımı rahatsız etmesi muhtemel olmayan, uzlaşmacı bir figür olarak görülüyordu. Ancak, hayatına ve yetiştirilme tarzına bakıldığında, bu deneyimlerin, partinin ve devletin karşı karşıya kalacağı zorluklara karşı koyma bağlamında, liderliğe yükselişi için sadece kademeli bir hazırlık olduğu anlaşılıyor.

Kızıl prens

Çin ve meseleleri ile ilgilenen çevrelerin dışında çok az kişi Şi Jinping'in, Çin Halk Cumhuriyeti'ni kuran ilk kuşak devrimcilerden oluşan “Kızıl Prensler” sınıfına mensup ilk parti genel sekreteri olduğunu bilir. Babası Şi Zhongxun, Devlet Konseyi Başkan Yardımcılığı, Devlet Konseyi Genel Sekreterliği ve Merkezi Propaganda Dairesi Başkanlığı gibi üst düzey görevlerde bulunmuştu. Ayrıca Büyük Bölünme öncesi ve sonrasında Sovyetler Birliği ve Kuzey Kore ile ilişkilerde hassas görevler üstlenmişti.

Şi 1953'te doğdu ve çocukluğunun bir kısmını, üst düzey liderliğin ikamet ettiği Yasak Şehir'in bitişiğindeki kapalı bir yerleşke olan Zhongnanhai'de geçirdi. Orada, yüksek rütbeli yetkililerin çocukları için kurulan ve daha çok elitler yetiştirmek için kapalı bir alan gibi görünen okullarda eğitim gördü.

Parti çevrelerinde o zamanlar seçimi herhangi bir akımı rahatsız etmesi muhtemel olmayan uzlaşmacı bir figür olarak görülüyordu

Büyük İleri Atılım'ın başarısız olmasının ardından ve daha sonra Kültür Devrimi'ne neden olacak artan huzursuzlukla birlikte kırılmalar yaşandı. Babası, Mao'yu eleştiren bir edebi eseri onaylamasıyla ilgili suçlamalar nedeniyle siyasi sürgüne gönderildi.

Kültür Devrimi'nin başlamasıyla aile dağıldı. Bazı kaynaklara göre, üvey kız kardeşi baskılara dayanamayarak intihar etti, komünist bir aktivist olan annesi Qi Xin ise alenen aşağılandı. Şi'nin kendisi de on beş yaşındayken, “Dağa çıkış ve kırsala dönüş” kampanyası kapsamında kırsal kesime gönderilen yaklaşık 18 milyon genç Çinli erkekten biri oldu.

Shaanxi eyaletinin Liangjiahe şehrinde, karşısında sıkışık, çamurlu bir dünya, dağlara oyulmuş Yaodong çamur mağaraları, zorlu tarım işleri, amansız sivrisinekler, yiyecek kıtlığı ve  tam anlamıyla bir örgün eğitim yokluğu buldu. Orada, köylüler ve alt sınıflarla duygusal bir bağ kurdu, Çin'i köklerinden tanıdı ve çektiği zorluklar, daha sonra liderliğinin belirleyici bir özelliği haline gelecek olan siyasi istikrar takıntısını ona aşıladı.

Çin değişiyor ve Şi'nin kaderi de değişiyor

Kırsal kesimde geçirdiği yedi yıl boyunca, Şi'nin partiye katılma başvurusu sekiz kez reddedildikten sonra nihayet kabul edildi ve partinin köydeki şubesinin sekreteri oldu. 1975'te “çamur mağaralarını” terk etti ve Pekin'e dönerek Tsinghua Üniversitesi'ne kaydoldu.

sdvffd
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, ülkenin en yüksek karar alma organı olan Çin Komünist Partisi Politbüro Daimi Komitesi'nin yeni üyelerinin tanıtımı sırasında el sallıyor, 23 Ekim 2022 (AFP)

O zamanlar sadece Şi'nin kaderi değil, tüm Çin'in kaderi de değişiyordu. Mao 1976'da öldü ve iki yıl sonra Deng Şiaoping fiili lider oldu; bu da “reform ve dışa açılma” politikası ile Şi Jinping'in iktidarın kalbine muzaffer dönüşünün önünü açtı.

1980'lere gelindiğinde, Şi Zhongshan, Çin'in kapitalist dünyaya açılan kapısı olan Guangdong eyaletinde en yüksek siyasi makamı üstlenmiş ve Shenzhen ve Zhuhai'deki serbest ekonomik bölgeler deneyimini denetlemişti. Şi burada, piyasanın bir düşman değil bir araç olduğu ve siyasi kontrol koşulu ile özel sektörle ortaklığın kaçınılmaz olduğu fikrini miras aldı.

Kıtlık ve yolsuzluk riskini yönetmek

1979'da mezun olduktan sonra Şi, babasının “en yakın silah arkadaşı” olarak tanımladığı yüksek rütbeli savunma yetkilisi Geng Biao'nun ofisinde yardımcı olarak göreve başladı. Orada, parti ve ordu içinde önemli bir ilişki ağı geliştirdi.

1982'de, siyasi kariyeri iki önemli deneyimle gerçekten başladı. İlk deneyimi, sınırlı kaynaklar ve acil ihtiyaçlarla kısıtlanmış karmaşık bir günlük yönetim ile karşılaştığı yoksul tarım eyaleti Hebei'deydi. Orada, yönetimin boş sloganlarla değil, günlük ayrıntıları yönetme yeteneğiyle ölçüldüğünü pratik bir şekilde anladı.

İkinci deneyimini ise 1985'te Fujian'da yaşadı. Burada görüntü büyük ölçüde değişmişti; sınır ötesi ticaret, Tayvan yatırımları, kaçakçılık ve bürokrasi, iş adamları ve güvenlik aygıtıyla iç içe geçmiş çıkar grupları ağları vardı. Orada “temiz adam” olarak tanındı ve piyasaların devletten daha hızlı hareket ettiği yükselen Çin'in yüzüyle doğrudan temas kurdu.

O zamandan itibaren, yolsuzluğun bireysel bir suç değil, devlet içinde partinin otoritesini tehdit eden paralel güç merkezleri yaratabilen bir sistem olduğuna dair inancı pekişti.

Bundan sonra, Şi, Zhejiang eyaleti ve akabinde Çin'in finans başkenti Şanghay şehrinin yönetimini üstlendi. Burada 2007'de güçlü eski başkan Jiang Zemin'e yakın ve bağlantılı kişilerin karıştığı bir yolsuzluk skandalının sonuçlarını kontrol altına almak ve disiplini yeniden sağlamak için çalıştı. Aynı yıl, Şi, rejimin en yüksek güç organı olan Politbüro Daimi Komitesi'ne katıldı ve 2008'de başkan yardımcısı oldu. Bir dizi atama, 2012'deki bir sonraki Parti Kongresi'nde parti ve ülke liderliğini üstlenmesinin yolunu açtı.

Yolsuzluğun bireysel bir suç değil, devlet içinde partinin otoritesini tehdit eden paralel güç merkezleri yaratabilen bir sistem olduğuna dair inancı pekişti

 Yolsuzlukla mücadele ve askeri reform

Deng Şiaoping'den beri genel sekreterler için yolsuzlukla mücadele kampanyaları başlatmak bir gelenekti, ancak bunlar genellikle ilk coşku dalgasından sonra sekteye uğruyordu. Ancak Şi'nin kampanyası ciddiydi ve en üst düzey yetkililerden yani “kaplanlardan” en düşük rütbeli çalışana kadar herkesi hedef aldı.

Yolsuzlukla mücadele geçmişine rağmen, genel sekreter olarak yeni kampanyası, çeşitli kaynaklarda farklı şekillerde anlatılan bir anlatıyla ilişkilendirildi. Hikaye, genel sekreter seçilmesinden bir ay önce, tam olarak 4 Eylül 2012'de başlıyor. Şi, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile planlanmış bir görüşme de dahil olmak üzere tüm toplantılarını aniden iptal etti ve ancak 15 gün sonra ortaya çıktı.

Onun ortadan kaybolması bir dizi söylenti ve analize yol açtı. Bir anlatıma göre, parti içinde başkanlığa atanması görüşmeleri sırasında Şi, yolsuzlukla mücadele için kıdemli parti liderlerinden herhangi bir kısıtlama olmaksızın tüm grupları kapsayan tam bir yetki talep etmiş ve talebinin reddedilmesi halinde inzivaya çekilmekle tehdit etmişti.

Sonuç olarak, 2012'den 2026'nın başlarına kadar 7,2 milyondan fazla kişinin soruşturulduğu, cezalandırıldığı veya disiplin cezası aldığı Şi'nin yolsuzlukla mücadele kampanyası, yolsuzluk seviyelerini düşürmede başarılı oldu. Ancak her şeyin olumsuz sonuçları vardır ve Şi’nin kampanyası da kadroları korkutarak, inisiyatif almaktan ve yenilik yapmaktan caydırdı.

dsvfdv
Şi Jinping, Pekin'deki Halkın Büyük Salonu'nda düzenlenen Çin Engelliler Federasyonu 8. Ulusal Kongresi'ne katılımı sırasında Komünist Parti üyelerini selamlıyor, 18 Eylül 2023 (EPA)

Batı medyasının gücü kendi elinde toplamaya yönelik bir tasfiye olarak nitelendirdiği Şi'nin orduyu reforme etme ve modernize etme kampanyasına gelince, uzun süredir devam eden bir tartışmayla bağlantılı. Komünistler her zaman orduya şüphe ve ihtiyatla bakmışlardır. Mao Zedong'un bu konudaki ünlü sözü şöyledir: “Komünist Parti silahı yönetir ve silahın partiyi yönetmesine asla izin verilmez.” Ancak siviller ve ordu arasındaki ilişkiye dair tartışma iç çevrelerle sınırlı kalmadı. Şeffaflık başlığı altında Washington, sivil otoritenin ordu üzerindeki kontrolü konusunda sürekli olarak şüpheler uyandırmaya çalıştı. Eski başkan Hu Jintao ile dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld arasında Pekin'de yapılan bir görüşmeyle ilgili ABD'nin sızdırdığı bilgilerden sonra, bu durum Pekin için sıkıntılı bir hal almıştı. Anlatılanlara göre, Rumsfeld, ziyaretin arifesinde Hu Jintao'ya askeri uçak denemeleriyle ilgili haberleri sormuştu. Görünüşe göre Hu Jintao, gerekli güvenilir bilgilere sahip olmadığından bu konuyu ne yalanlayabilmiş ne de açıklığa kavuşturabilmişti. Şi Jinping'in kampanyasına dönecek olursak, iki amacı vardı; birincisi, gizlilik perdesi altında faaliyet gösteren ordu içindeki geniş çaplı yolsuzluğa son vermek. İkincisi ise Şi'nin asla Hu Jintao'nunkine benzer bir duruma düşmemesini, yani askeri kararların generaller tarafından değil, yalnızca kendisi tarafından alınmasını sağlamak.

Batı medyasının gücü kendi elinde toplamaya yönelik bir tasfiye olarak nitelendirdiği Şi'nin orduyu reforme etme ve modernize etme kampanyası, uzun süredir devam eden bir tartışmayla bağlantılı. Komünistler her zaman orduya şüphe ve ihtiyatla bakmışlardır

Partiyi eski ihtişamına kavuşturmak

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi'nin genel sekreter olarak hemen yerine getirmeye çalıştığı bir diğer görev de partiyi siyasi ve ideolojik bir aygıt olarak yeniden canlandırmaktı. Şi'nin misyonu iki farklı kaynaktan besleniyordu. Birincisi, Şi, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün daha az tartışılan nedenlerinden birinin “Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin tarihini unutması” olduğuna inanıyordu. Stalin döneminin keskin bir şekilde eleştirilmesi, kurucu anlatıdan kopmaya neden olmuş, geçmiş ile bugün arasındaki sembolik bağı zayıflatmış ve ideolojik meşruiyette bir boşluk yaratmıştı.

dvfd
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, Çin'in güneyindeki Makao'da Halk Kurtuluş Ordusu'nun bir birliğini denetliyor. 20 Aralık 2024 (Xinhua)

İkinci kaynak ise Şi'nin kendisinin sıkı bir komünist olmasıdır. Babası zulüm görmüş, baskıya maruz kalmış ve işkence görmüş, ailesi dağılmış olmasına rağmen, partiye sadık kalmış ve onun dışında hayatının bir anlamı olmadığına inanmıştı. Bu nedenle, partiyi temel değerlerine geri döndürmek Şi için kişisel ve ailevi bir misyon, siyaset ve kaderin iç içe geçtiği, ömür boyu sürecek ve partinin nihayetinde bir kurumdan daha fazlasına dönüşeceği, varoluşun anlamı haline geleceği bir yola derin bir bağlılıktı.

Şi yönetiminde Çin zirveye ulaştı. Ekonomik rakamlar ortada. Teknolojik başarıları hem rakipler hem de müttefikler tarafından itiraf ediliyor. Bu durum, Çin'in dış politikasını yöneten stratejik ihtiyat ve uygun anı beklerken gücü gizleme doktrinlerinin yeniden değerlendirilmesini gerektiriyordu ve Şi için o an geldi. Olaylar da onun lehine. Putin Rusyası'nın savaşlarından Trump ABD'sinin stratejik yönünü kaybetmesine kadar, Çin, planları, yönlendirmeleri ve ilkeleriyle birbiri ardınca hedeflerini gerçekleştirdi.

Kuşak ve Yol Girişimi'nden BRICS grubunun genişlemesi ve Şanghay İşbirliği Örgütü'nün güçlendirilmesine kadar Şi Jinping ile Çin, daha belirgin bir küresel etki ağı çizdi. Ancak çarpıcı bir paradoksla, dış dünyaya açık bir şekilde uzatılan ele karşılık içeride kapalı bir yumruk var. Şi, Zhongnanhai saraylarından Shaanxi'nin çamur mağaralarına düşüş dersini unutmuyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşü, renkli devrimler ve Arap Baharı ayaklanmaları, güvenlik kaygılarını körükledi. Sincan ve Tibet'ten Hong Kong'a kadar, siyasi istikrar onun gündemindeki tek madde, diğer her şey ise ondan sonra geliyor.

Sosyal ağlar ve dijital akışlar çağında çatışma araçlarının çoğalması ve dünyanın kaynaklar için bir yarışa girmesiyle birlikte, güvenlikleştirme mantığı ekonomiye, dijitalleşmeye, eğitime, enerjiye ve ulaşıma kadar uzandı. Sonuç olarak, istikrarı sadece bir yönetim işlevi değil, kapsamlı bir hayatta kalma koşulu olarak yeniden tanımlayan bir devlette, hayatın neredeyse her yönü artık ulusal güvenlik merceğinden değerlendiriliyor. Bazıları Şi Jinping'in iktidara yükselişini, hem trajik hem de zafer dolu deneyimlerle zengin bir tarihe sahip olan Çin Komünist Partisi'nin kendi gidişatının bir yansıması olarak yorumluyor. Ancak daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu biyografinin ayrıntıları, Çin'in merkeziyetçi bir imparatorluktan bir yüzyıllık aşağılanma, işgal ve yoksulluğa düşüşüne, ardından acı, gözyaşı, ter ve kanla dolu amansız bir yürüyüşle nihai zafere doğru ilerlemesine dayanan modern tarihinin, neredeyse iki yüzyıllık dönüşüm ve gerilemelerinin yoğunlaştırılmış bir versiyonu gibi görünüyor.



G7 Zirvesi, Trump’ın kararlarının gölgesinde Evian’da toplanıyor

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
TT

G7 Zirvesi, Trump’ın kararlarının gölgesinde Evian’da toplanıyor

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)

Dünyanın en büyük ekonomilerinden bazılarını bünyesinde barındıran G7 Zirvesi, Fransa’nın doğusunda İsviçre sınırına yakın, Cenevre Gölü kıyısındaki Fransız tatil beldesi Evian’da bugün başlayacak. Üç gün sürecek zirve öncesinde Fransa-İsviçre sınırının her iki tarafında da olağanüstü güvenlik önlemleri alındı.

Fransız tarafı, ünlü maden suyu kaynakları ve lüks otelleriyle tanınan Evian kentinin bulunduğu Haute-Savoie bölgesine yaklaşık 16 bin polis, jandarma, asker, itfaiye görevlisi ve sınır muhafızı konuşlandırdı. Güvenlik güçleri; botlar, motosikletler ve insansız hava araçlarının (İHA) yanı sıra atlı birlikler ve eğitimli köpek timleriyle destekleniyor. İsviçre makamları ise hava, kara ve gölde güvenliği sağlamak amacıyla en az 4 bin askerin görevlendirildiğini açıkladı. Cenevre’de, zirvenin düzenlenmesine ve G7 ülkelerinin liberal politikalarına karşı protesto gösterileri için binlerce kişinin kente gelmesinin beklendiği belirtilirken, federal hükümet de Cenevre ve çevresindeki polis güçlerine destek vermek üzere birkaç bin askeri seferber etti.

xscd
Cenevre’de G7 Zirvesi’ne karşı protesto gösterisi düzenleyen kalabalık… Yetkililer, ayaklanma çıkmasından endişe ediyor. (EPA)

Paris yönetimi, Evian Zirvesi’ne katılacak lider ve heyetleri taşıyan uçakların iniş yapacağı Cenevre Havalimanı’na da yüzlerce güvenlik görevlisi sevk etti. Fransız ve İsviçreli makamların temel hedefi, 2003 yazında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın başkanlığında düzenlenen G8 Zirvesi sırasında Cenevre’de yaşanan protesto gösterileri ve şiddet olaylarının tekrarlanmasını önlemek.

Saray diplomasisi

Bu yıl G7 dönem başkanlığını yürüten Fransa, zirvenin başarılı geçmesi için tüm koşulları sağlamaya özen gösteriyor. Zirve ayrıca, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un gelecek yıl ilkbaharda ikinci görev süresinin sona ermesiyle Elysee Sarayı’ndan ayrılmadan önce ev sahipliği yapacağı son G7 toplantısı olma özelliği taşıyor.

Evian’da bir araya gelen G7 liderleri arasında görev süresi bakımından en kıdemli isim Macron olarak öne çıkıyor. Macron daha önce 2019 yılında, Fransa’nın güneybatısında Atlas Okyanusu kıyısında bulunan Biarritz kentinde düzenlenen benzer bir zirveye ev sahipliği yapmıştı. Ancak Fransız diplomasisinin, gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Dışişleri Bakanlığı düzeyinde en fazla önem verdiği konu, ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye başından sonuna kadar katılımını güvence altına almak ve görüşmelerin sorunsuz şekilde ilerlemesini sağlamak oldu. Paris, böylece Trump’ın zirve sona ermeden Washington’a döndüğü ve sonuç bildirgesini imzalamayı reddettiği geçen yılki Toronto Zirvesi’nde yaşananların tekrarlanmasını önlemeyi hedefliyor.

Paris yönetimi, zirve gündeminden çevre, küresel ısınma ve Trump’ın gümrük tarifeleri gibi ihtilaflı başlıkları çıkardı. Bununla da yetinmeyen Fransa Cumhurbaşkanlığı, Trump için özel bir jest hazırlayarak, çarşamba günü zirvenin sona ermesinin ardından Paris’in batı girişinde bulunan tarihi Versay Sarayı’nda bir yemek düzenlenmesini planladı. Davetin, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü kutlamaları kapsamında gerçekleştirileceği belirtildi.

Bilindiği üzere Fransa, Kral XVI. Louis döneminde 1778’den itibaren İngiliz sömürge yönetimine karşı ayaklanan Amerikalılara mali ve askeri destek sağlamıştı. Fransız kuvvetlerine, 1781’deki Yorktown Kuşatması’nda önemli rol oynayan Marquis de Lafayette komuta etmişti. Fransa Cumhurbaşkanlığı, cuma günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bağımsızlığını pekiştiren anlaşmanın 1781 yılında Versay Sarayı’nda imzalandığını belirterek Trump’ın saraya davet edilmesinin gerekçesini açıkladı. Ancak Paris’in o dönemde sağladığı büyük mali destek, devlet bütçesini ciddi şekilde zayıflatmış, bu durum da Fransız Devrimi’ne giden süreci hızlandıran etkenlerden biri olmuştu. Devrimin ardından Kral XVI. Louis, yaklaşık on yıl sonra Concorde Meydanı’nda giyotine gönderilmişti.

Evian Zirvesi, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana katıldığı diğer uluslararası toplantılardan farklı olmayacak; ABD Başkanı yine zirvenin en dikkat çekici ve belirleyici ismi olacak. Trump ve diğer liderler, ABD ile İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından ilk kez aynı masa etrafında bir araya gelecek. Ancak Trump, bu süreçte diğer altı G7 liderinden destek görmedi. Aksine, liderlerin büyük bölümü söz konusu savaşı açık şekilde eleştirirken, özellikle küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik Washington’ın destek çağrılarına da olumlu yanıt vermedi. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel bir enerji krizine yol açarken dünya ekonomisinde de ciddi sarsıntılara neden oldu. Bununla birlikte, ABD ile İran arasında bir çerçeve anlaşmasının imzalanmasına yönelik sürecin son aşamaya gelmesi, Trump üzerindeki baskının azalmasına katkı sağlayabilir. ABD Başkanı’nın, söz konusu çerçeve anlaşmasının imzasını iki önemli gelişmeyle aynı döneme denk getirmeye özel önem verdiği belirtiliyor: 80. yaş günü ve G7 Zirvesi.

Hürmüz Boğazı’nın kaderi

İran ile savaşın geleceği ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün korunması, Evian Zirvesi’nin ana gündem maddelerinden biri olacak. Konunun iki ayrı platformda ele alınması bekleniyor. Bunlardan ilki, Macron’un davetiyle Evian’a gelen Mısır, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) liderlerinin de katılacağı genişletilmiş toplantı olacak. Dosya ayrıca, Trump’ın söz konusu üç liderin yanı sıra Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile gerçekleştireceği ikili görüşmelerde de gündeme gelecek.

Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları, zirve öncesinde yaptıkları açıklamada, Evian’da bir araya gelecek liderlerin İran’ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgesel politikalarına ilişkin olarak Tahran’dan talep edilebilecek temel şartlar konusunda ortak bir anlayışa varmaya çalışacaklarını belirtti. Bu yaklaşım, özellikle Avrupalı ülkelerin İran dosyasına yeniden ağırlık verme ve konunun yalnızca ABD’nin tek taraflı inisiyatifiyle şekillenmesini engelleme isteğini ortaya koyuyor. Avrupa tarafı, İran meselesinin uluslararası ve çok taraflı bir çerçevede ele alınmasını savunuyor.

dsvfdv
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın 17 Nisan’da Elysee Sarayı’nda düzenlediği ortak basın toplantısından (Reuters)

Avrupa ülkeleri, ABD’nin İran dosyasında tek taraflı hareket etme ihtimalinden endişe duyuyor. Ancak Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’dan oluşan Avrupa Troykası, hem ikili Avrupa yaptırımları hem de kaldırılması veya hafifletilmesi için üçlünün ve Avrupa Birliği’nin (AB) onayını gerektiren uluslararası yaptırımlar sayesinde önemli bir koz bulunduruyor. Evian Zirvesi'ne katılan Arap liderler de toplantılarda Arap ve bölgesel çıkarları savunma, ayrıca savaş sonrası dönemde Tahran ile ilişkilerin geleceğine ilişkin vizyonlarını ortaya koyma fırsatı bulacak.

Öte yandan Fransa ve Birleşik Krallık, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla bağımsız bir ‘deniz güvenlik koalisyonu’ kurulmasına yönelik girişimlerini Trump ile görüşmek istiyor. İki ülke, söz konusu planın nasıl ilerletilebileceği ve bölgedeki donanmasını en azından şimdilik çekmeyi düşünmeyen ABD ile nasıl bir koordinasyon sağlanabileceği konusunda değerlendirmelerde bulunmayı hedefliyor. Ancak ABD ile İran arasında bir uzlaşma sağlanması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve açık hale gelmesi durumunda, bu koalisyonun işlevinin ne olacağı da tartışma konusu olarak öne çıkıyor.

Tarafların tamamı, boğazda gemi geçişlerinin herhangi bir ücret alınmaksızın serbest şekilde sürdürülmesi gerektiği görüşünde birleşiyor. Buna karşılık İran, ‘hizmet bedeli’ olarak tanımladığı uygulamalar aracılığıyla boğazı önemli bir gelir kaynağına dönüştürmeyi planlıyor. Bir ABD’li yetkili, Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların temizlenmesi konusunu da gündeme getirmek istediğini belirtti. Birleşik Krallık ve Fransa da çatışmaların sona ermesinin ardından bu stratejik su yolunun mayınlardan arındırılması çalışmalarına katkı sunmaya hazır olduklarını daha önce açıklamıştı.

Yine Ukrayna

Macron, Rusya ile savaş dosyasının ele alınacağı özel oturuma Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’yi de davet etmek istedi.

Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre Avrupalı liderlerin temel hedeflerinden biri, son üç ayda büyük ölçüde geri planda kalan Ukrayna meselesini yeniden ABD yönetiminin gündemine taşımak. Avrupa başkentleri, Washington’ın dikkatini yeniden bu dosyaya çekmeye çalışıyor.

fvgf
Aralık 2025’te Londra’da Macron, Zelenskiy, Starmer ve Mertz arasında gerçekleşen toplantıdan (AP)

Aynı kaynaklara göre Avrupalılar, Washington’ın Ukrayna için öngördüğü ve Kiev’in Rus güçlerinin tam kontrolünde bulunmayan Donbas bölgesinin tamamından vazgeçmesini de içeren barış planlarının, sahadaki dengelerin görece Ukrayna lehine değişmesi nedeniyle artık anlamını büyük ölçüde yitirdiği görüşünde.

Avrupa ülkeleri, Ukrayna dosyasının giderek ağırlaşan mali ve siyasi yükünü de yakından hissediyor. Bu kapsamda Avrupa tarafı, son dönemde Kiev’e mali krediler ve askeri harcamaların finansmanı için 90 milyar euroluk bir paket ayırdı. Söz konusu kaynakların bir bölümü, Ukrayna ordusu için Amerikan yapımı silahların satın alınmasında kullanılacak. Bununla birlikte, mevcut göstergeler ABD’nin Ukrayna dosyasına yeniden güçlü ve aktif biçimde dahil olacağına işaret etmiyor. Nitekim Beyaz Saray, zirve kapsamında Trump ile Zelenskiy arasında ikili bir görüşme planlanmadığını açıkladı. Ancak iki liderin, Ukrayna konusuna ayrılan oturum sırasında bir araya gelmelerinin önünde herhangi bir engel bulunmuyor.

İsrail’in savaşları

Paris yönetimi, Ukrayna ve İran dosyalarının taşıdığı öneme rağmen, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı ile İsrail-Hizbullah çatışmasını da zirve gündemine taşımakta kararlı görünüyor. Fransa, her iki dosyada da ABD’nin belirleyici etkisi nedeniyle konunun liderler düzeyinde ele alınmasını istiyor.

Mevcut durumda, Trump’ın Gazze için ortaya koyduğu barış planının yalnızca sınırlı bir bölümü hayata geçirilmiş bulunuyor. Bu nedenle Paris, Evian Zirvesi’ni diplomatik sürece yeniden ivme kazandırmak için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Fransız tarafı ayrıca, geçtiğimiz cuma günü Paris’te düzenlenen geniş katılımlı toplantılarda bir araya gelen Filistinli ve İsrailli sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı tavsiyelerin zirve liderlerine iletilmesini planlıyor. Fransa, bu girişim aracılığıyla iki devletli çözüm vizyonunu yeniden canlandırmayı ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çerçevesinde 142 ülkenin desteklediği New York Bildirgesi’ni uluslararası gündemin üst sıralarına taşımayı hedefliyor.

sdvfrfbfr
Evian kentinde bir araya gelecek olan G7 liderlerini tasvir eden maskeler takan protestocular (AFP)

16 Nisan’da imzalanan Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının ise büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığı değerlendiriliyor. ABD ile İran arasında şekillenmekte olan çerçeve anlaşmanın Lübnan’a ilişkin hükümleri konusunda da belirsizlik sürüyor. Washington’ın arabuluculuğunda ABD Dışişleri Bakanlığı’nda yürütülen Lübnan-İsrail görüşmeleri sonucunda ortaya çıkan planın kırılgan bir yapıya sahip olduğu belirtilirken, Hizbullah’ın söz konusu planı reddettiği ifade ediliyor. Buna karşılık İsrail’in, Güney Lübnan’daki askeri operasyonlarını Bekaa Vadisi’ne kadar genişletme niyetinde olduğu aktarılıyor. Bu nedenle, ABD’den net ve belirleyici bir siyasi karar çıkmadığı sürece mevcut krizin belirsiz bir süre daha devam etmesi bekleniyor.

Öte yandan G7 liderlerinin temel görevi, küresel ekonomiyi ilgilendiren başlıca mali ve ekonomik sorunlara çözüm aramak olacak. Fransa, bu konuda daha geniş bir uzlaşı zemini oluşturmak amacıyla G20 üyesi bazı ülkelerin liderlerini de zirveye davet etti. Bu kapsamda Hindistan, Brezilya, Güney Kore, Mısır ve Kenya liderleri Evian’da bulunacak. Mısır ve Kenya aynı zamanda G20 içinde Afrika Birliği’ni (AfB) temsil eden ülkeler arasında yer alıyor. Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre zirve sonunda yaklaşık 16 bildirinin yayımlanması öngörülüyor. Bildirilerde ekonomik büyümenin yeniden canlandırılması, küresel yönetişim, enerji güvenliği ve dijital ekonomi gibi başlıca küresel meselelerin yanı sıra kanserle mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi gibi sosyal politika başlıklarının da ele alınması bekleniyor.


Vance, ara seçimlerin ardından 2028'de başkanlık için aday olmayı değerlendirecek

Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
TT

Vance, ara seçimlerin ardından 2028'de başkanlık için aday olmayı değerlendirecek

Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, 2028 Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığına ilişkin kararını, 2026 ara seçimlerinin ardından eşi ve İkinci Leydi Usha Vance ile birlikte değerlendireceğini belirtti.

Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerine katılıp katılmayacağı konusunda henüz kesin bir karar vermediğini belirten Vance, CBS Sunday Morning programına yaptığı açıklamada, Başkan Donald Trump’ın Beyaz Saray için olası bir adaylık kararında kendisini “güçlü şekilde destekleyeceğini” düşündüğünü söyledi.

Vance, “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın nihayetinde vereceğim herhangi bir kararı güçlü biçimde destekleyeceğinden hiç şüphem yok. Ancak bu kararın ayrıntıları hakkında henüz konuşmadık” dedi.

Siyasi geleceğinin şu an için öncelikleri arasında yer almadığını vurgulayan Vance, “Oturup sürekli başkanlığa aday olup olmayacağımı düşünmüyorum” ifadelerini kullandı. Eşiyle birlikte ailelerinin geleceğini değerlendireceklerini belirten Vance, bu görüşmenin 2026 ara seçimlerinin sonuçlarının ardından yapılacağını kaydetti.

Başkan Trump ile gelecekteki siyasi planları hakkında herhangi bir görüşme yapmadığını söyleyen Vance, “Bu konuyu hiçbir zaman ben açmıyorum. Ancak Başkan bunu sık sık gündeme getiriyor; bazen kamuoyu önünde, bazen de özel olarak. Sonuçta o bir siyasetçi ve siyasete büyük ilgi duyuyor” dedi.

Vance ayrıca, gelecekte üstlenebileceği herhangi bir görevin mevcut görevine odaklanmasını etkilemesini istemediğini belirterek, “Başkanlık ya da başka bir makam için geleceğe dönük hesapların, başkan yardımcısı olarak performansımı etkilemesini istemiyorum. Bunun yolu da mevcut görevime odaklanmaktan geçiyor” diye konuştu.

Cumhuriyetçi Parti içinde 2028 seçimlerinin en güçlü potansiyel adaylarından biri olarak görülen Vance’in yanı sıra, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Teksas Senatörü Ted Cruz ve Missouri Senatörü Josh Hawley gibi isimlerin de olası adaylar arasında gösterildiği belirtiliyor. Ayrıca muhafazakâr medya figürü Tucker Carlson’ın adı da zaman zaman adaylık senaryolarında gündeme geliyor.

Vance, Trump tarafından 2024 seçimlerinde başkan yardımcısı adayı olarak seçilmeden önce iki yıl boyunca Ohio eyaletini ABD Senatosu’nda temsil etti. ABD Deniz Piyadeleri’nde görev yapan Vance, Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 2016 yılında yayımlanan ve çok satanlar listesine giren Hillbilly Elegy (Bir Hillbilly’nin Ağıtı) adlı anı kitabıyla da tanınıyor.

Öte yandan, Washington Post’un daha önce yayımladığı bir habere göre Vance’in 2028 seçimleriyle ilgili kararını ertelemesinde, temmuz ayında dünyaya gelmesi beklenen dördüncü çocuğunun doğumunun da etkili olabileceği öne sürülüyor. Haberde, bu bilginin Vance’e yakın ancak kimliği açıklanmayan bir kaynağa dayandırıldığı belirtildi.


Şerif: İran ve Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan'ı da kapsayan bir barış anlaşmasına vardılar

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
TT

Şerif: İran ve Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan'ı da kapsayan bir barış anlaşmasına vardılar

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ile İran'ın aralarındaki savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya vardığını ve anlaşmanın resmî imza töreninin cuma günü İsviçre'de gerçekleştirileceğini açıkladı.

Şerif'in açıklamasından kısa süre sonra ABD Başkanı Donald Trump, sahibi olduğu Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, "İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma artık tamamlandı" ifadelerini kullandı.

Anlaşmaya, İsrail'in bugün Lübnan'a düzenlediği ve hem İran'ın hem de Trump'ın tepkisini çeken saldırılara rağmen varıldığı belirtildi.

Anlaşmanın ayrıntıları ise henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

Şerif, anlaşmanın "Lübnan da dâhil olmak üzere bütün cephelerde askerî operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasını" öngördüğünü belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre daha önce ajansa konuşan çeşitli kaynaklar, taslak anlaşmanın Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılmasını, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının sona erdirilmesini ve mevcut ateşkesin uzatılmasını içerdiğini aktarmıştı. Kaynaklar ayrıca, İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelerin 60 gün sürecek müzakere dönemi boyunca erteleneceğini ifade etmişti.

Trump da sosyal medya paylaşımında Hürmüz Boğazı'nın "herhangi bir geçiş ücreti alınmaksızın" açık olacağını ve ABD'nin deniz ablukasının da sona ereceğini belirtti.

Trump paylaşımında, "Dünyanın bütün gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol akmaya devam etsin!" ifadelerini kullandı.