Irak ABD ile İran arasında sıkışmış... İran savaşı gölgesinde yinelenen kriz

Bağdat, temmuz ayına kadar kritik bir nakit akışı noktasına ulaşacak

Irak’ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen Ekrem el-Kaabi ile dayanışma gösterisinde İran Dini Lideri Ali Hamaney ile İran yanlısı silahlı grup Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi'nin fotoğraflarının yer aldığı pankartı taşıyan bir kişi, 8 Mayıs 2026 (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen Ekrem el-Kaabi ile dayanışma gösterisinde İran Dini Lideri Ali Hamaney ile İran yanlısı silahlı grup Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi'nin fotoğraflarının yer aldığı pankartı taşıyan bir kişi, 8 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Irak ABD ile İran arasında sıkışmış... İran savaşı gölgesinde yinelenen kriz

Irak’ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen Ekrem el-Kaabi ile dayanışma gösterisinde İran Dini Lideri Ali Hamaney ile İran yanlısı silahlı grup Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi'nin fotoğraflarının yer aldığı pankartı taşıyan bir kişi, 8 Mayıs 2026 (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen Ekrem el-Kaabi ile dayanışma gösterisinde İran Dini Lideri Ali Hamaney ile İran yanlısı silahlı grup Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi'nin fotoğraflarının yer aldığı pankartı taşıyan bir kişi, 8 Mayıs 2026 (Reuters)

Futoshi Matsumoto (Hitotsubashi Üniversitesi öğretim üyesi ve Japonya'nın eski Bağdat Büyükelçisi)

ABD/İsrail-İran savaşının patlak verdiği 28 Şubat'ın üzerinden üç ay geçti. İran'ın komşusu olan Irak, bu savaşın en büyük mağduru olarak öne çıkıyor. Japonya’nın Bağdat Büyükelçisi olarak görev yaptığım 2022-2024 yılları arasında görece istikrarlı olan bu ülke, bugün doğrudan devletin varlığını tehdit eden yeni bir krizle karşı karşıya.

Zeydi’nin başbakanlığında yeni hükümetin kurulması

Geçtiğimiz mayıs ayında Tokyo'da, eski bir tanıdığım olan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden (IKBY) Kürt bir siyasetçiyle karşılaştım. Bu makalede ondan ‘Bay H’ adıyla bahsedeceğim. ABD merkezli bir araştırma merkezinin düzenlediği Irak konulu bir seminerin ardından ülkesine dönüş yolundaydı.

Sert ve doğrudan yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Artık Irak'ın bir devlet gibi işlediğini söylemek mümkün değil. Iraklı milisler hükümeti fiilen kontrol ediyor. Bu milislerin arkasında ise İranlı (Devrim Muhafızları) duruyor.

Bay H'ye göre Muhammed es-Sudani hükümetinin ardından kurulan Ali ez-Zeydi liderliğindeki yeni hükümet, İran ile ABD arasındaki bir uzlaşmadan ibaret.

Kasım ayındaki genel seçimlerde Sudani'nin ittifakı meclisteki en fazla sandalyeyi kazanmış olsa da Bağdat'taki gerçek güç merkezi olan ve on iki önde gelen Şii siyasetçiden oluşan Şii Koordinasyon Çerçevesi, başlangıçta eski Başbakan Nuri el-Maliki'yi aday göstermişti. Ancak Washington, dolar transferinin geçici askıya alınması da dahil olmak üzere çeşitli araçlarla baskı uyguladı ve Koordinasyon Çerçevesi, Maliki yerine Zeydi'yi kabul etti.

Ne var ki kırklı yaşlarında bir iş insanı olan Zeydi’nin herhangi bir siyasi deneyimi yok. Adını esas olarak gıda malzemesi tedarikine yönelik hükümet sözleşmelerini yönetmesiyle duyurdu.

Irak siyaseti her zaman partizan siyasete yakın olmuştur. Devletin büyük meseleleri Bakanlar Kurulu'nda değil, on iki nüfuzlu partizan liderin uzlaşısıyla çözüme kavuşturuluyor. Burada sorulması gereken asıl soru, “Hiçbiri üzerinde gerçek bir nüfuzu bulunmayan Zeydi, Irak devletini ABD ve İran'ın çapraz talepleri arasında sıkışmışken yönlendirmeyi başarabilecek mi?” sorusudur.

“Hükümet içindeki kaosun ABD/İsrail-İran Savaşı'nın patlak vermesiyle aynı zamana denk gelmesi, krizi daha da karmaşıklaştırdı ve felaket, üstüne felaket getirdi.

Yapısal sorun çok ciddi. Irak'ta fiili yürütme yetkisi, her şeyden önce güvenlik bakanlıkları, iç işleri, savunma ve istihbarat üzerinde kontrol kurmaya dayanıyor. Yeni yönetimde, bu kilit bakanlıkların dağılımı hâlâ askıda, bu konudaki gizli çekişme ise ‘Devlette zorlama yetkisi kimde?’ şeklindeki en temel soruyla bağlantılı. Bu ikilemin merkezinde, 2014 yılında DEAŞ’a karşı kurulup daha sonra devlete bağlı bir kurum olarak yasallaşan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) yer alıyor.

dcfvgthyj
Bağdat'ta Ebu Alaa el-Vali'yi (sağda) ve İran’ın Dini Lideri Mücteba Hamaney'i (solda) gösteren bir afişin önünden geçen bir motosikletli, 28 Nisan 2026 (AFP)

Ancak gerçekte Haşdi Şabi, asla tek bir blok değil. DMO ile doğrudan bağlantılı ve bünyesinde Hizbullah Tugayları da dahil olmak üzere İran'a sadık radikal grupların yanı sıra daha belirgin bir Irak milliyetçiliği eğilimi olan grupları da barındırıyor.

Irak’ın yeni Başbakanı, devletin silah tekelini kurmanın temel politikası olduğunu açıkladı. Bu, Washington tarafından memnuniyetle karşılanan bir yaklaşım olsa da Haşdi Şabi’deki militanlar bunu kendilerini feshetme talebi olarak görüyor.

Böylece Zeydi hükümeti yapısal bir ikilemle karşı karşıya kalıyor. Eğer Haşdi Şabi’yi bastırırsa DMO ile doğrudan çatışmaya girme riskine girer, eğer görmezden gelirse Washington'ın öfkesini üzerine çeker. Daha önceki hiçbir Irak hükümeti bu ikilemi çözmeyi başaramadı.

Irak hükümetinin kontrolü dışındaki milisler

Hükümet içindeki kaosun ABD/İsrail-İran Savaşı'nın patlak vermesiyle eş zamanlı ortaya çıkması, krizi daha da karmaşıklaştırdı ve felaket, üstüne felaket getirdi. Hizbullah Tugayları gibi radikal milisler, fiilen İran'ın yönlendirmesiyle ABD askeri üslerine, ABD Büyükelçiliğine ve IKBY’ye ait tesislere arka arkaya saldırılar düzenledi. Bu milisler maaşlarını Irak devletinden alıyor, ancak Irak'ın çıkarlarına tamamen aykırı bir şekilde hareket ediyorlar.

Bay H’ye göre savaşın başlamasından bu yana Irak, İran ve İran destekli milisler tarafından yaklaşık 800 saldırıya maruz kaldı ve bunların yüzde 80'i IKBY’yi hedef aldı.

Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) Barakah Nükleer Enerji Santrali, 17 Mayıs'ta, yaygın olarak Irak topraklarından fırlatıldığına inanılan bir insansız hava aracı saldırısına maruz kaldı. Aynı gün Suudi Arabistan, Irak yönünden yaklaşan bir insansız hava aracını durdurduğunu açıkladı. Körfez ülkeleri ve Washington'da, Irak hükümetinin bu milisleri kontrol edemediği gibi, faaliyetlerine zımni onay verdiği yönündeki şüpheler artıyor.

Irak Savaşı'nın en büyük hatası, Washington'un iktidara gelen birçok Şii siyasi gücün, İran İslam Cumhuriyeti ile Şii İslam ideolojisi açısından ortak bir paydada buluştuğunu fark etmesiydi

İran'ın stratejik mantığı şudur: Körfez altyapısına yönelik saldırılar Iraklı gruplara atfedilir, böylece Tahran inkâr payını korurken aynı zamanda zarar verme imkânı da elde eder. Irak'a gelince, sonuç daha da karamsar. Ülke, Körfez'e yönelik saldırıların fırlatıldığı bir platforma ve fiili savaş alanına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Zeydi yönetimi, çatışmanın genişlemesini hâlâ kontrol altında tutabilmektedir, ancak aynı zamanda ateşi Körfez'e taşıyan fitil haline de gelebilir.

Petrol üretiminin dörtte üçü durdu

İkinci şok ise ekonomik nitelikte. Arap Körfezi ablukası, Irak’ı petrolünü ihraç etmenin her türlü yolundan mahrum bıraktı. Savaştan önce Irak günde dört milyondan varilden fazla petrol üretiyordu, ancak şu anda bu miktarın üç milyon varili üretilemiyor. Geriye sadece Türkiye'nin Ceyhan ilçesine giden boru hattı ve sınırlı miktarda kamyonla karayolu taşımacılığı kaldı. Bu da günde yaklaşık 300 bin varilden fazla ihracat yapılmasına imkân vermiyor.

Sonuçlar son derece ağır. Petrol gelirleri Irak hükümetinin gelirlerinin yaklaşık yüzde 85'ini oluşturuyor ve Irak, kamu sektörünün işgücünün büyük çoğunluğunu istihdam ettiği tipik bir rant devletine dönüşmüş durumda.

Bay H, değerlendirmesinde açıkça şunları söyledi:

“ABD/İsrail-İran savaşı devam ederse ve petrol ihracatı imkansızlaşırsa, Irak ekonomisi yaz aylarına kadar durma noktasına gelir. Asgari ihtiyaç, yani devlet memurlarının maaşlarının ödenmesi için aylık 6 milyar dolar gerekirken, gelirler şu anda yaklaşık 1 milyar dolara geriledi."

Hükümetin gelirleri şubat ayında 6,8 milyar dolara ulaşmış, ancak nisan ayına gelindiğinde 1,08 milyar dolara düşmüştü. Standard & Poor's, Irak'ın ülke kredi notunu negatif gözlem listesine aldı; analistler ise ülkenin temmuz ayına kadar nakit akışında kritik bir noktaya ulaşacağını öngörüyor.

sdcfvgbhn
Kuveyt'i hedef alan roketlerin Irak'ın Basra kentindeki Hor ez-Zubeyr semtinde bir eve isabet etmesinin ardından, Kuveyt Konsolosluğu'nun önünde toplanan göstericileri koruyan Iraklı güvenlik güçleri, 7 Nisan 2026 (Reuters)

Irak'ta petrol çıkarları bulunan aralarında Gabex ve Itochu'nun da bulunduğu Japon şirketleri, yatırımları askıya alınmış durumda. Japonya’nın iş birliği ve yen cinsinden verilen kredilerle inşa edilen Basra rafinerisi de inşaatı henüz tamamlanmadan savaşın patlak vermesiyle aynı duruma düştü.

Ufukta sıcak bir yaz var

Irak Savaşı'nın yanlış değerlendirilmesi, Washington'un iktidara gelen birçok Şii siyasi gücün, İran İslam Cumhuriyeti ile Şii İslam ideolojisini paylaştığını keşfetmesiyle ortaya çıktı.

DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Tugayı, Irak'taki iç savaş yılları boyunca ve ardından DEAŞ’a karşı mücadelede milisleri destekleyerek Bağdat'ın arkasındaki gölge otorite haline geldi. İran Savaşı’ndan önce bile Irak siyaseti, milisleri dağıtma yönündeki ABD baskısı ile İran'ın milislere verdiği destek arasında gidip geliyordu. Şimdi ise bu milisler Körfez ülkelerine ve Irak devletine saldırıyor.

Anlık hesaplamalar acımasızca ve katı görünüyor. Irak hükümetinin aylık 6 milyar dolara ihtiyacı varken, bu miktarın altıda birinden azını alabiliyor.

Bağdat’taki bölünmeler IKBY’de de görülüyor. Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) hâlâ çıkmaz bir durumun içinde. Bir yılı aşkın bir süredir yeni bir hükümet kurulamadı. Öte yandan İran, kendisiyle daha iyi anlaşabilen KNK’yi destekliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, IKBY’de faaliyet gösteren İranlı Kürt gruplara desteğini açıkladığında, İran bölgeye yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını güçlü bir şekilde yoğunlaştırdı. Bu, pratikte İranlı Kürt muhaliflere herhangi fiili silah transferine yol açmayan, ilan edilmiş bir politikaya orantısız misilleme niteliğindeydi.

Irak ve İran, Şii siyasi İslam aracılığıyla birbirine daha da yakınlaştı ve bugün İran'ın Irak devletine karşı yürüttüğü savaşın temelinde de bu bağ yatıyor. İran rejimi çökerse, rejimle bağlantılı çok sayıda İranlının Şiiler için kutsal şehirler olan Necef ve Kerbela'ya akın etmesi bekleniyor.

Bay H’ye böyle bir ihtimalde Irak'ın ne hale geleceği sorulduğunda, “Mevcut İran rejimi çökse bile, Irak'taki Şii milisler sorunu devam edecek” yanıtını verdi.

Iraklı gençlerin büyük çoğunluğu ise İranlı akranları gibi, muhafazakar Şii İslamcılığını çoktan geride bırakmış bir dünyada yaşıyor ve milislerin ideolojisiyle pek ilgisi olmayan seküler zihniyete sahip.

Ancak o gün gelmeden önce anlık yapılan hesaplamalar acımasızca ve katı görünüyor. Irak hükümeti aylık 6 milyar dolara ihtiyacı varken, bu miktarın altıda birinden azını alabiliyor. Körfez ablukası temmuz ayından sonra da devam ederse, maaş ödemelerinin askıya alınması, dinarın çöküşü ve geniş çaplı toplumsal ayaklanmaların patlak vermesi, hepsi de karanlık ama makul olasılıklar. Bu durumda, milis liderleri arasındaki radikaller iktidar boşluğunu dolduracaktır. İşler mevcut gidişatında devam ederse, Irak gerçekten çok sıcak bir yaza doğru ilerliyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
TT

Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Arnavutluk’taki 4 milyar euroluk turizm projesi ülkede siyasi kriz yarattı.

Arnavutluk'un başkenti Tiran'da projeye karşı yapılan gösteriler 11. gününde de devam ediyor. Başbakan Edi Rama’nın ofisi önünde toplanan kalabalık "Arnavutluk satılık değildir" sloganları attı.

Avlonya (Vlora) kentindeki Zvernec bölgesinde planlanan proje, flamingo, fok ve deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarının bulunduğu koruma altındaki bölgenin yakınında olduğundan tepki çekiyor.

"Yeni Arnavutluk" mottosuyla Rama yönetiminin istifasını isteyen hükümet karşıtı hareket "flamingo devrimi" diye de niteleniyor.

Bunun yanı sıra projenin şeffaf olmadığına dair eleştiriler de yapılıyor. Reuters’ın iletişime geçtiği protestoculardan Leand Lakrori şunları söylüyor:

Zvernec’teki proje şeffaflıktan yoksun. Bu, Arnavutluk'ta son 35 yılda yaşananların vardığı son noktadır. Bu yüzden bugün, ‘Artık yeter’ diyoruz.

Analize göre protestolar, 2013'ten beri iktidardaki Rama için son sınav niteliğinde. Arnavutluk lideri, ülkedeki yolsuzluk sorununu çözemediği ve sağlık gibi temel hizmetlerde vaat ettiği iyileştirmeleri yapmadığı için eleştiri alıyor.  

Rama, bu haftaki açıklamasında lüks otel projesinin ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağını belirterek, inşaatın "sorumlu şekilde tamamlanacağını" savundu.  

Projeyi yöneten Kushner’ın ortaklarından Asher Abehsera, Wall Street Journal’a (WSJ) açıklamasında, protestolara "saygı duyduğunu" söylerken, süreci diyalogla yürüteceklerini öne sürdü.

Projenin detayları henüz belli değil. Ancak WSJ’nin aktardığına göre Zvernec’te otel, villa ve benzeri yapıların inşa edilmesi planlanıyor.

Buna ek olarak Zvernec’in karşısındaki Sazan adasında da ultra lüks bir tatil köyü kurulması öngörülüyor.

Diğer yandan Arnavutluk Özel Savcılık Ofisi’nin (SPAK) turizm projesiyle ilgili haziran başında açtığı soruşturma sürüyor.

Abehsera, arazinin aylar önce müteahhitler tarafından "net şekilde satın alındığını" söylüyor. Müteahhitler de SPAK’ın kendileriyle iletişime geçmediğini belirtiyor.

Ülkedeki kriz, Tiran yönetiminin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecini de olumsuz etkileyebilir. Avrupa Komisyonu’ndan bir yetkili, Politico’ya açıklamasında projeyle ilgili endişelerin Arnavutluk yönetimine iletildiğini bildirmişti.

Kushner’ın Sırbistan’daki projesi de protestolarla karşılanmıştı. Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu.

Belgrad yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner’ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump’ın damadı projeyi iptal etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Politico


Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
TT

Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)

ABD, solcu Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'yle görüşmesini son dakikada engellemiş.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre cuma günü Petro ve Mamdani arasında New York'ta gerçekleştirilmesi planlanan toplantı, ABD'li yetkililerin vize uyarıları üzerine iptal edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Petro'nun vizesini geçen yıl iptal etmişti. Karar, Petro'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak için Eylül 2025'te ABD'deyken Filistin yanlısı bir eyleme katılmasının ardından gelmişti.

NYT'ye konuşan ABD'li yetkililer, Petro'nun dün yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısına katılmak için sınırlı bir seyahat izni aldığını, bu toplantı dışındaki diğer faaliyetlere izin verilmediğini belirtti.

Kolombiyalı yetkililer de Bogota'daki ABD Büyükelçiliği yetkililerinin Kolombiya Dışişleri Bakanlığı'yla temasa geçmesinin ardından toplantının iptalini kabul ettiklerini söyledi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a konuşan Kolombiyalı yetkililer, Beyaz Saray'ın iptal talebine rağmen Petro'nun Mamdani'yle görüşmek için ABD'ye gitmesi durumunda gözaltına alınmasından endişelenildiğini vurguluyor. Washington'ın görüşmeyi iptal etme talebinin tehdit olarak algılandığı aktarılıyor.

Kaynaklara göre Mamdani ve Petro, Amerika kıtasındaki demokrasinin geleceğini ele alacaktı. Ancak pek çok kişinin, bu görüşmeyi Mamdani'nin "küresel solun lideri olarak yükselişinin bir işareti gibi değerlendireceğini" ifade ediyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu.  

BMGK'de çarşamba günü düzenlenen oturumda Petro, "Filistin devletinin özgür ve egemen olması gerektiğini" tekrar vurgularken, ABD ordusunun Pasifik'te uyuşturucu taşıdığını ileri sürerek tekneleri vurmasını eleştirdi.

Amerikan ordusu, Venezuela'ya askeri yığınak kapsamında geçen yıl 2 Eylül'de Karayipler ve Pasifik'te başlattığı operasyonları sürdürüyor. O tarihten bu yana uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik düzenlenen 63 saldırıda en az 207 kişi öldürüldü.

Petro, geçen yıl kasımda yaptığı açıklamalarda Donald Trump'ın bu operasyonlarını "cinayet" diye nitelemişti. Bunun ardından ABD Hazine Bakanlığı, Kolombiya liderini yaptırım listesine almıştı.

2022'deki seçimi kazanarak Kolombiya'nın ilk solcu lideri olan eski M-19 gerillası Petro'nun, Trump'ın Gazze'deki soykırıma suç ortağı olduğunu söylemesi de ses getirmişti.  

Kolombiya Anayasası, cumhurbaşkanının görevini tek dönemle sınırladığından Petro, ağustosta koltuğu bırakacak.

Trump ise geçen haftaki açıklamasında, Petro'nun partisi Tarihsel Pakt'ın adayı Ivan Cepeda'yı "radikal solcu Marksist" diye niteleyip sağcı rakibi Abelardo De La Espriella'ya desteğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post


ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
TT

ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)

Son günlerde ABD ve İran arasındaki çatışmaların tekrar alevlenmesi, nisanda yapılan ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik çabaların sonuçsuz kalabileceği endişelerini artırıyor.

CNN'in analizinde, Donald Trump'ın daha önce sonuç vermeyen bir yönteme yeniden başvurarak bombardımanlarla Tahran'ı teslim olmaya zorladığı yazılıyor.

Ancak yeni saldırıların “Trump'ı çaresiz bırakan mevcut gidişatı uzatma riski taşıdığı” vurgulanıyor. Taarruzun İran yönetimini daha da inatçı hale getirdiği ve müzakerelerde ABD'ye güvenilemeyeceği görüşünü pekiştirdiği belirtiliyor.

Analize göre yeni ABD saldırılarında üç nokta öne çıkıyor.

Birincisi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini eski haline getirmemesinin ve nükleer programını sonlandırmaya yanaşmamasının Trump'ı iyice öfkelendirdiği görülüyor. İkincisi, yeni ABD saldırıları, Trump'ın rakibini anlaşmaya zorlamanın tek yolunun çatışma olduğuna inandığı izlenimini pekiştiriyor. Üçüncü olaraksa Cumhuriyetçi liderin, hassas bir dönemde güç kullanarak müzakereleri tehlikeye atma eğilimi bir kez daha açıkça görüldü.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi'nin en kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes, İran'ın misillemeyle Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar'daki enerji altyapısını tahrip etme kapasitesini elinde tuttuğunu hatırlatıyor. Ayrıca Tahran'ın, Yemen'deki Husilere, Kızıldeniz'deki petrol ihracat rotalarını kesme talimatı verebileceğini savunuyor.

Diğer yandan Hürmüz'deki hakimiyeti ve 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından sağ çıkmasının İran'ı daha da güçlendirdiğine, dolayısıyla Tahran'ın Beyaz Saray'ın taleplerine kolayca boyun eğmeyeceğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca ABD'nin saldırıları tırmandırmasının, Körfez'deki müttefiklerini de tehlikeye attığı hatırlatılıyor.

İranlı yetkililer, son saldırılarda iki su deposunun vurulduğunu ve 20 bine yakın kişinin içme suyu tedarikinin risk altına girdiğini açıkladı. İran'ın yarı resmi Batı Asya Haber Ajansı (WANA), Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik ilçesindeki Bamani bölgesinde yer alan iki beton su deposunun saldırıların hedefi olduğunu bildirdi.

New York Times'ın incelediği video ve uydu analiz verilerine göre depoların ABD tarafından vurulduğuna dair bulgular var. Bölgede GBU-39 tipi hassas güdümlü bombaların kalıntılarının bulunduğu aktarılıyor. Haberde, ABD ordusunun kasıtlı olarak sivil altyapıyı hedef almasının savaş suçu sayılabileceğine dikkat çekiliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ABD'nin "yasadışı ve canice saldırılar" düzenlediği, bölgede gerilimin tırmandırılmasından Trump yönetiminin sorumlu olduğu vurgulandı.

Independent Türkçe, New York Times, Tesnim, CNN, Wall Street Journal