Trump anlaşmanın peşinde: Netanyahu’dan “Her Şey Bitmedi” uyarısı... Kuveyt İran heyetini sınır dışı etti

Trump anlaşmanın peşinde: Netanyahu’dan “Her Şey Bitmedi” uyarısı... Kuveyt İran heyetini sınır dışı etti
TT

Trump anlaşmanın peşinde: Netanyahu’dan “Her Şey Bitmedi” uyarısı... Kuveyt İran heyetini sınır dışı etti

Trump anlaşmanın peşinde: Netanyahu’dan “Her Şey Bitmedi” uyarısı... Kuveyt İran heyetini sınır dışı etti

Bölge, açık bir çatışma tehlikesini gündeme getiren ciddi askerî ve diplomatik gelişmelere sahne oldu. Kuveyt, İran tarafından düzenlendiğini açıkladığı bir saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, çok sayıda kişinin de yaralandığını duyurdu. Kuveyt Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırının ardından Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, İranlı diplomatları sınır dışı etti ve Tahran yönetimine resmî protesto notası verdi. Benzer saldırıların Bahreyn’i de hedef aldığına dair haberler geldi.

Körfez’deki bu gerilim, İsrail’in Lübnan’da gerçekleştirdiği ve ülkenin güneyinde can kayıplarına yol açan saldırılarla eş zamanlı olarak yaşandı. İsrail’in Beyrut girişinde bir askerî hedefi vurduğu bildirildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’la mücadelenin sona ermediğini belirterek, İsrail ve ABD güçlerinin olası gelişmelere karşı tam teyakkuz halinde olduğunu söyledi.

Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump, siyasi çözüm sürecini ilerletme çabalarını sürdürüyor. Trump, İran’ın da kabul ettiği bir “nükleer anlaşmanın” şekillenmeye başladığını ve müzakerelerde İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in de yer aldığını öne sürdü. Trump ayrıca, mevcut aşamada ABD’nin bölgeye kara gücü göndermesine gerek olmadığını ifade etti.

İran Dışişleri Bakanı’nın El Meyadin televizyonuna açıklamaları

  • Taraflar karşılıklı olarak paylaşılan metinleri incelemeyi sürdürüyor.
  • İsrail’in Beyrut’a saldırması halinde İran kararlı bir şekilde karşılık verecek.
  • Washington ile iletişim tamamen kesilmiş değil ancak müzakerelerde herhangi bir ilerleme sağlanamadı.

İran Devrim Muhafızları’ndan Tasnim Haber Ajansı aracılığıyla yapılan açıklamalar

  • Kuveyt Havalimanı’na saldırı düzenlemedik.
  • Yolcu terminalindeki hasar, İran füzelerini önleyemeyen ABD yapımı Patriot sistemlerinin hatalı çalışmasından kaynaklandı.
  • Washington ve Tahran, Hürmüz Boğazı çevresinde karşılıklı ateş açtı.

Hürmüz çevresinde yeni gerilim

Çarşamba gününün ilk saatlerinde İran medyası, yaklaşık iki ay önce İran, ABD ve İsrail arasında ilan edilen ateşkesten bu yana yaşanan en tehlikeli tırmanışlardan birinin meydana geldiğini bildirdi. Çatışmaların yeniden Hürmüz Boğazı ve Körfez’in kara suları çevresine taşındığı belirtildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise İran tarafından fırlatılan çok sayıda balistik füze ve insansız hava aracının önlenmesine destek verdiklerini açıkladı. Açıklamada, söz konusu saldırı araçlarının hiçbirinin hedeflerini vuramadığı ifade edildi.

İran müzakere heyetinden açıklamalar

İranlı müzakere heyetinin medya ekibinden bir yetkili, Fars Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu:

  • İslamabad görüşmelerinin ilk aşamasının sonuçsuz kalmasının nedeni, İran’ın nükleer müzakerelere girmeyi reddetmesiydi.
  • Lübnan’ın göz ardı edildiği hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğiz.
  • ABD ile hazırlanacak mutabakat zaptının nihai hale gelmesi durumunda anlaşma dört aşamalı bir mekanizmadan geçecek.
  • Tahran, Washington’un sunduğu son taslağa henüz yanıt vermedi.

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları 7 bini aştı

Şarku’l Avsat, 28 Mayıs’taki ve son olarak pazartesi günü gerçekleşen Kuveyt saldırılarının ardından Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin resmî açıklamalarını temel alarak yaptığı derlemeye göre, Şubat 2026’da savaşın başlamasından Haziran 2026 başına kadar İran’ın Körfez ülkelerine yönelik toplam saldırı sayısı 7 bin 28’e ulaştı.

Bu saldırıların 1.716’sı füze, 5 bin 311’i ise insansız hava araçlarıyla gerçekleştirildi.



ABD'li Papa Leo, Donald Trump'tan çok daha popüler

Ankete göre Papa XIV. Leo'nun net beğeni oranı +37'yken, Trump'ınki -17 çıktı (Reuters)
Ankete göre Papa XIV. Leo'nun net beğeni oranı +37'yken, Trump'ınki -17 çıktı (Reuters)
TT

ABD'li Papa Leo, Donald Trump'tan çok daha popüler

Ankete göre Papa XIV. Leo'nun net beğeni oranı +37'yken, Trump'ınki -17 çıktı (Reuters)
Ankete göre Papa XIV. Leo'nun net beğeni oranı +37'yken, Trump'ınki -17 çıktı (Reuters)

Yeni bir ankete göre ABD Başkanı Donald Trump, Papa XIV. Leo'dan açık ara daha az popüler.

The Economist/YouGov'un salı günü yayımlanan anketi, başkan, papa, Jon Stewart, Alexandria Ocasio-Cortez ve Kamala Harris de dahil çeşitli kamu figürlerinin popülerliğini 1600'den fazla ABD vatandaşına sordu.

Papa, +37'lik net beğenilme puanıyla en popüler kamu figürü oldu. Ankete göre Trump, Amerika doğumlu Papa'nın 54 puan gerisinde kalarak -17'lik net beğenilme puanı elde etti.

Ankete göre ikinci en popüler kamu figürü ise +14'lük net popülarite puanıyla komedyen Jon Stewart oldu.

Trump'tan daha üst sıralarda yer alan diğer kamu figürleri arasında Arizona Senatörü Mark Kelly (+10), Georgia Senatörü Jon Ossoff (+6) ve eski Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg (+1) yer aldı.

Görsel kaldırıldı.
Yeni ankete göre Başkan Donald Trump, Amerika doğumlu Papa XIV. Leo'dan daha az popüler. Son aylarda iki isim arasında gerginlik var (AFP)

Çok sayıda kamu figürü olumludan çok olumsuz görüş alsa da yine de başkandan daha popülerdi.

Bunlar arasında New York Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez (-3), Kaliforniya Valisi Gavin Newsom (-5), Başkan Yardımcısı J.D. Vance (-8) ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio (-8) yer alıyor.

Başkandan daha az popüler olduğu düşünülenler ise Donald Trump Jr. (-27) ve muhafazakar yorumcu Tucker Carlson (-36) oldu.

Geniş kapsamlı anket Amerikalıların yüzde 61'inin Trump'ın başkanlık görevini yürütme şeklini onaylamadığını da ortaya koydu. YouGov'a göre bu, Trump'ın net görev onayının -26 puan olduğu anlamına geliyor. Bu, Trump'ın her iki dönemde de elde ettiği en düşük oran.

YouGov'a göre Amerikalıların çoğu (yüzde 64) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini de onaylamıyor.

Anketin bulguları, Trump'ın Papa Leo'yu aylardır hedef aldığı bir dönemde geldi. Papa, ABD yönetimini ve İran'la süregelen savaşı defalarca eleştirmişti. Papa,  barışın açık sözlü savunucularından biri ve bunun sonucunda Trump, onu suç konusunda "ZAYIF" ve "dış politikada berbat" diye niteleyerek internet üzerinden hedef aldı. Trump ayrıca Papa'nın kardeşi Louis'yi tercih ettiğini ve onun "tamamen MAGA yanlısı" olduğunu iddia etti.

Eleştirileri boyunca Trump, kendisini İsa olarak hastaları iyileştirirken tasvir eden görselleri de internette paylaştı; bu, kendi destekçileri de dahil geniş çaplı tepkilere yol açan bir mimdi.

Öte yandan Papa, "Trump yönetiminden korkmadığını" söyledi ve başkanla tartışmak istemediğini vurguladı.

Trump, son olarak hafta sonu Papa'nın memleketi Şikago'nun belediye başkanı ve ABD Başkanı'nın bir başka düşmanı olan Brandon Johnson'la görüşmesinin ardından Papa'ya sert tepki gösterdi.

Independent Türkçe


Trump, Hürmüz Boğazı konusundaki uyarıları görmezden mi geldi?

Trump, 23 Mart 2026’da Florida’da başkanlık uçağına binmeden önce gazetecilerle konuşurken (AFP)
Trump, 23 Mart 2026’da Florida’da başkanlık uçağına binmeden önce gazetecilerle konuşurken (AFP)
TT

Trump, Hürmüz Boğazı konusundaki uyarıları görmezden mi geldi?

Trump, 23 Mart 2026’da Florida’da başkanlık uçağına binmeden önce gazetecilerle konuşurken (AFP)
Trump, 23 Mart 2026’da Florida’da başkanlık uçağına binmeden önce gazetecilerle konuşurken (AFP)

Şubat ayının ortalarında, Başkan Donald Trump’ın İran’a karşı savaşı başlatmasından kısa süre önce, İran Devrim Muhafızları kıyı sularında gerçek mühimmatla tatbikatlar gerçekleştirdi. İran devlet medyası bu tatbikatları geniş şekilde duyururken, tatbikatın resmi adı amacını açıkça ortaya koyuyordu: “Hürmüz Boğazı’nın Akıllı Kontrolü.”

Bu tatbikat, Trump yönetimi için yanıp sönen kırmızı bir uyarı ışığı niteliğindeydi. Ancak nedeni hâlâ tam olarak bilinmemekle birlikte, Washington bu uyarıya büyük ölçüde kayıtsız kaldı.

Savaşın başlamasından birkaç gün sonra İran ordusu, ticari tankerleri sürat tekneleri, füzeler ve insansız hava araçlarıyla tehdit ederek boğaz üzerinde fiili kontrol kurdu. Deniz taşımacılığı durma noktasına geldi. Enerji fiyatları yükseldi. Trump ise kendisini stratejik bir çıkmazın içinde buldu.

Üç ay sonra İran’ın boğaz üzerindeki kontrolü, ülkenin en güçlü silahına ve Trump ile yürütülen nükleer müzakerelerde en önemli kozuna dönüştü.

Rakiplerini kendi iradesine boyun eğdirmeye alışkın olan Trump, öfkesini gizlemekte zorlandı. Nisan ayında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İran’ı yönetenleri küfürlü bir dille “çılgın alçaklar” olarak nitelendirdi ve boğazı açmalarını isteyerek, aksi takdirde “cehennemi yaşayacaklarını” söyledi. İran ordusu ise bu tehdidi alaya alarak Trump’ın çaresizliğinin göstergesi olarak değerlendirdi.

Ancak eski Amerikan yetkililerine göre İran’ın tepkisi ne irrasyoneldi ne de sürprizdi. Bu isimler, yıllar boyunca İran’ın büyük çaplı bir Amerikan saldırısına verebileceği yanıtları konu alan çok sayıda savaş simülasyonunda görev aldı.

Amerikan hükümeti uzun yıllardır İran’la olası çatışmaları konu alan savaş oyunları düzenliyordu. Pentagon’da gerçekleştirilen ve onlarca askeri yetkili ile politika yapıcının katıldığı çalışmalar da bunlar arasındaydı. Katılımcılar, hemen her seferinde İran’ın büyük çaplı bir Amerikan saldırısına Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık vereceği sonucuna ulaştıklarını söylüyor.

Obama döneminde Beyaz Saray’ın üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinden biri olan Dennis B. Ross, “Her seferinde ilk odaklandığımız konu boğazdı; istisnasız. İran’la savaşa girersek vereceği karşılığın bu olacağını varsayıyorduk” dedi.

Trump’ın bu riskin farkında olduğu en azından ilk başkanlık döneminden beri biliniyor. İlk döneminde ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapan John Bolton, Trump’ı İran’da rejim değişikliği amacıyla savaşa girmeye ikna etmeye çalıştığını ancak başarılı olamadığını hatırlattı. Bolton’a göre Hürmüz Boğazı bu tartışmaların her zaman merkezinde yer aldı.

Bolton, “Trump’ın boğazın kapatılmasına şaşırdığına inanmak imkânsız. Asıl soru, yönetimin neden bu sonuca karşı tamamen hazırlıksız göründüğüdür” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wells ise ayrıntılı planlamalar sayesinde “tüm yönetimin İran rejiminin atabileceği her adıma hazırlıklı olduğunu” savundu.

Wells, “Başkan Trump, İran’ın deniz ulaşımını ve enerji akışını engellemeye çalışacağını biliyordu. Bu nedenle çok sayıda mayını ve mayın döşemek için kullanılan 40’tan fazla gemiyi imha etti” dedi.

Ancak savaş öncesindeki sürece dönüp bakıldığında, Trump’ın İran’ın boğazı kapatma kapasitesini küçümsediği, buna karşılık ABD’nin gerektiğinde boğazı yeniden açma kabiliyetini abarttığı görülüyor. Beyaz Saray planın ayrıntılarını açıklamasa da uzmanlar ve eski yetkililer kamuoyuna yansıyan verilerin çeşitli olası nedenlere işaret ettiğini söylüyor.

Bunlardan biri, Trump’ın İran hükümetinin boğazı kapatmaya fırsat bulamadan çökeceğini düşünmüş olması olabilir. Yönetimdeki bazı isimler de İran’ın petrol ihracatından vazgeçmeden boğazı kapatamayacağına ve “ekonomik intihar” anlamına gelecek böyle bir adım atmayacağına inanıyordu.

Trump ve üst düzey yetkilileri ayrıca İran’ın boğazı ele geçirmeye çalışması halinde ABD müttefiklerinin Amerikan kuvvetlerine destek vererek deniz yolunun yeniden kontrol altına alınmasına yardımcı olacağını varsaymış görünüyordu. Bu da yanlış bir değerlendirme çıktı.

İran’ın kullandığı taktikler de Amerikan ordusunu şaşırtmış olabilir. Pentagon planları, İran’ın boğazı yoğun şekilde mayınlayacağı varsayımına dayanıyordu. Ancak Tahran bunun yerine kıyı konuşlu füzeler ve nispeten yeni sayılabilecek düşük maliyetli İHA filosunu kullanarak gemilere saldırmayı ve onları tehdit etmeyi tercih etti.

Trump, Amerikan stratejistlerini Soğuk Savaş’ın ilk yıllarından bu yana meşgul eden coğrafi bir sorunu devralmıştı. O dönemde ABD, Sovyetler Birliği’nin bugün dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik su yolunu kontrol altına almaya çalışmasından endişe ediyordu.

Son yirmi yıl boyunca, nükleer programı nedeniyle yaşanan gerilimlerin arttığı dönemlerde İran sık sık Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini taciz etti ve zaman zaman bu geçiş yolunu kapatmakla tehdit etti.

Bu tehditlerden birinin ardından, 2011 yılının sonlarında Başkan Barack Obama, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e gizli bir mektup göndererek boğaza müdahalenin ABD açısından “kırmızı çizgi” olduğunu ve bunun sert bir askeri karşılık doğuracağını bildirdi. İran geri adım attı. Dennis Ross’a göre buradan çıkarılan ders açıktı: İran, liderliğinin varlığını Hürmüz Boğazı uğruna riske atmayacaktı.

Ancak Trump’ın şubat ayı sonunda başlattığı saldırılar bu hesabı değiştirdi. Hava saldırılarında Hamaney ve diğer üst düzey İranlı yetkililer öldürüldü, ayrıca İran’daki mevcut yönetimin devrilmesi çağrıları yapıldı.

Eski CIA analisti ve Orta Doğu Enstitüsü Politika Bölümü Başkan Yardımcısı Kenneth M. Pollack, “Aslında rejim değişikliğini hedefliyorduk. Meselenin özü bu ve İranlıların boğazı kapatmasının nedeni de buydu” dedi.

Trump muhtemelen İran yönetiminde hızlı bir değişim yaşanacağını ve bunun Tahran’ın boğaz konusunda herhangi bir adım atmasını engelleyeceğini düşünüyordu ya da en azından bunu umut ediyordu. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da Trump’a İran hükümetinin devrilebileceği yönünde güvence vermişti. Trump ayrıca ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun bir komando operasyonuyla yakalanmasının yarattığı zafer havasının etkisini hâlâ taşıyordu.

Trump yönetimindeki bazı yetkililer ise İran’ın boğazı kapatmayı isteyeceğinden bile şüphe duyuyordu. Onlara göre böyle bir adım, ülkenin kazançlı petrol gelirlerini sona erdirecekti. İran uzun yıllardır ağır Amerikan yaptırımlarını Hürmüz üzerinden gerçekleştirdiği kaçak petrol ihracatı sayesinde aşmaya çalışıyordu.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen haziran ayında Fox Business’a verdiği röportajda, “Eğer bunu yaparlarsa bu onlar için ekonomik intihar olur. Bizim de buna karşı seçeneklerimiz var” demişti.

Ancak Rubio’nun sözünü ettiği “ekonomik intihar” senaryosu da hatalı bir varsayıma dayanıyordu. Bu yaklaşım, İran’ın kendi petrol ihracatını riske atmadan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini ciddi ölçüde aksatamayacağı kabulüne dayanıyordu.

Salı günü Senato’da yapılan bir oturumda öfkeli Demokrat senatörler, Rubio’ya baskı yaparak Trump’ın yalnızca boğazın savaş öncesi durumuna dönmesi karşılığında İran’a taviz vermeyeceğine dair güvence vermesini istedi.

Uzun yıllar boyunca analistlerin büyük bölümü, İran’ın boğazı onlarca hatta yüzlerce mayın döşeyerek ulaşıma kapatacağını varsaydı. Böyle bir senaryoda boğaz, İran petrol tankerleri için bile son derece tehlikeli hâle gelecekti.

Bir yıl önce İran’ın ana nükleer tesislerine yönelik “Gece Yarısı Çekici Operasyonu” olarak bilinen Amerikan hava saldırılarının ardından Tahran’ın boğazı kapatma girişiminde bulunmaması, Rubio’nun görüşlerini destekleyen bir unsur olarak değerlendirilmiş olabilir.

Ancak İran bu sorunu beklenenden daha az mayın kullanarak aştı. Bunun nedeni, Amerikan saldırılarının mayın döşemekle görevli bazı İran teknelerini etkisiz hâle getirmiş olması olabilir. Bunun yerine İran, gemileri korkutmak ve caydırmak için füze ve insansız hava araçlarına ağırlık verdi.

İran petrolü taşıyan ve füze ya da İHA saldırılarına maruz bırakılmayan gemiler, Trump yönetimi nisan ayında İran deniz taşımacılığına karşı karşı blokaj uygulayana kadar haftalar boyunca boğazdan geçmeye devam etti.

Geçen haziran ayında Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nde yapılan oturumda milletvekilleri, daha sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın başına geçecek olan Amiral Brad Cooper’a İran’ın boğaza yönelik tehdidini ve Amerikan ordusunun buna karşı kapasitesini sordu.

Cooper, “mayın savaşı” ve ABD’nin mayın temizleme kabiliyetlerinden söz etti, ancak insansız hava araçlarından bahsetmedi.

Böyle bir senaryonun “karmaşık” olacağını kabul eden Cooper, Amerikan ordusunun durumu “haftalar ve aylar içinde” kontrol altına alabileceğini söyledi.

Ancak boğazı yeniden açmak için ABD’nin tek başına girişeceği herhangi bir askeri operasyon, zaten Orta Doğu’daki uzun ve maliyetli savaşlardan kaçınma vaatleri nedeniyle kendisini destekleyen seçmenlerin tepkisiyle karşı karşıya bulunan bir başkan açısından ciddi riskler taşıyor.

ABD ile İran arasındaki çok sayıda savaş simülasyonunu yöneten veya bunlara katılan Kenneth Pollack’a göre böyle bir operasyon, İran kıyılarında en az bir askeri tümenin konuşlandırılmasını gerektirebilir. Amaç; İran’ın sürat tekneleri, mayınları, füzeleri ve insansız hava araçlarından oluşan tüm kapasitesini tek tek etkisiz hâle getirmek olacaktır.

Pollack, “Bunu başarabilmek için boğazın kuzey kıyısındaki neredeyse her evi aramanız gerekir” dedi.

Sözlerini ise şu ifadelerle tamamladı:

“Bu her zaman son derece zor bir problemdi. İranlıların yaptıklarının hiçbir kısmı beni şaşırtmadı.”

New York Times Servisi


Kongre binası baskınına katılan hüküm giymiş bir kişinin Pentagon’da terörle mücadele alanında hassas bir göreve atanması endişe yaratıyor

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) (Reuters)
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) (Reuters)
TT

Kongre binası baskınına katılan hüküm giymiş bir kişinin Pentagon’da terörle mücadele alanında hassas bir göreve atanması endişe yaratıyor

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) (Reuters)
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) (Reuters)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 6 Ocak 2021’de Kongre baskınına katılmaktan hüküm giymiş bir kişiyi, terörle mücadeleyle ilgili hassas bir ulusal güvenlik görevine atadı. İngiliz gazetesi The Guardian’a göre bakanlık, bazı çalışanların söz konusu kişinin geçmişine ilişkin dile getirdiği kaygıları göz ardı etti.

Gazete, Elias Irizarry’nin son derece gizli askeri operasyonların yönetiminden sorumlu Özel Operasyonlar Ofisi’nde görevlendirilmesinin, bakanlık yetkilileri arasında ciddi endişe ve tedirginliğe yol açtığını aktardı.

The Guardian, haberi ilk olarak The Washington Post’un duyurduğunu belirtti. Gazetenin yayımladığı fotoğrafta Irizarry’nin, Kongre baskınının gerçekleştiği gün elinde metal bir çubuğa benzeyen bir nesne taşıdığı, Donald Trump’ın seçim sloganı olan ‘Amerika’yı Yeniden Büyük Yap’ yazılı şapka taktığı ve bir duvarın üzerinden etrafı izlediği görülüyor.

grthyju
Elias Irizarry (FBI)

Irizarry, saldırının gerçekleştiği sırada 19 yaşındaydı. Kongre baskını, Donald Trump destekçilerinin, 2020 başkanlık seçimlerinin sonuçlarının onaylanmasını engellemek amacıyla Kongre binasına doğru düzenlediği yürüyüşün ardından patlak vermişti. Seçimleri Joe Biden kazanmış olmasına rağmen Trump, başkanlığın kendisinden ‘çalındığını’ öne sürmüştü.

Mahkemede davranışlarından dolayı pişmanlık duyduğunu belirterek özür dileyen Irizarry, buna rağmen davasına bakan yargıç tarafından sert şekilde eleştirildi. Yargıç, Irizarry’nin olaylar sırasında şiddeti durdurabilecek bir konumda olmasına rağmen bunu yapmamasını eleştiri konusu yaptı.

Irizarry daha sonra, olayların yaşandığı dönemde öğrencisi olduğu Güney Carolina’daki bir askeri akademiden mezun oldu.

Mahkeme belgelerine göre Irizarry, güvenlik kısıtlaması bulunan bir binaya izinsiz girme ve içeride kalma suçlamalarını kabul etti. Hakkında 14 gün hapis cezası verildi.

2023 yılında yapılan karar duruşmasında pişmanlığını dile getiren Irizarry, “Bu utancın bir parçası olarak anılacak olmaktan dolayı mahcubiyet duyuyorum. 6 Ocak, gerçekten dehşet verici bir gündü. Bu olay, demokrasimizin İç Savaş’tan (1861-1865) bu yana karşılaştığı en büyük saldırıydı” dedi.

Kararı veren Yargıç Tanya Chutkan ise Irizarry’nin Kongre baskınına karışmadan önceki sicilinin ‘büyük ölçüde takdire değer’ olduğunu söyledi.

Chutkan ayrıca, olaylar nedeniyle ilişiği kesilen askeri akademiye yeniden başvurabilmesi için Irizarry’ye tavsiye mektubu yazmayı teklif etti.

Irizarry, daha sonra Güney Carolina Eyalet Meclisi’nde bir koltuk kazanmak için seçim yarışına katıldı ancak 2024 yılında yapılan Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerinde başarısız oldu.

Şarku’l Avsat’ın The Washington Post’tan aktardığına göre Irizarry’nin söz konusu göreve atanmasına kimin karar verdiği henüz netlik kazanmış değil.

Buna karşın, Pentagon yetkililerinin, Amerikan demokrasisine yönelik doğrudan ve kapsamlı bir saldırıya katılmış bir kişinin böylesine hassas bir göreve atanma ihtimalinden ciddi rahatsızlık duyduğu belirtiliyor.

Kongre baskını sırasında veya hemen sonrasında beş kişi hayatını kaybetmiş, saldırıyı engellemeye çalışan polis memurlarından dördü ise takip eden aylarda intihar etmişti.

The Washington Post’un haberine göre Irizarry, yaklaşık 40 kişiden oluşan ve terörle mücadele ile düzensiz savaş konularında uzmanlaşan bir ekipte görev yapacak.

Söz konusu ekibin görev alanları arasında büyükelçiliklerin güvenliğinin sağlanması, personel kurtarma operasyonları ve rehine kurtarma faaliyetleri de bulunuyor.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, gazeteye yaptığı değerlendirmede, “Kurtarma veya tahliye operasyonlarında bu tür görevler, özel kuvvetler personelimizi karşılaşabilecekleri en karmaşık ve tehlikeli ortamlara göndermeyi gerektirebilir” dedi.

Aynı kaynak, “Bakanlıkta henüz sınırlı deneyime sahip ve kariyerinin başındaki bir kişinin, ayrıca tartışmalı bir geçmişe sahip olmasına rağmen bu kadar hassas bir dosyada görevlendirilmesi, üst düzey yöneticiler açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor” ifadelerini kullandı.

Pentagon Basın Sekreter Vekili Joel Valdez ise e-posta yoluyla gönderdiği açıklamada atamayı doğrulayarak savundu. Valdez aynı zamanda haberi ilk duyuran The Washington Post gazetecilerini de sert sözlerle eleştirdi.

Valdez, “Elias Irizarry genç, nitelikli ve vatansever bir profesyoneldir. Savunma Bakanlığı’ndaki siyasi atamalar arasında yer almasından gurur duyuyoruz” dedi. Açıklamasında The Washington Post’u da hedef alan Valdez, “Irizarry’nin aksine Washington Post’un ulusal güvenliğe önem verdiğine dair bir işaret yok. Gazetenin sicili, her gün gizli bilgileri yayımlayan veya bunların sızdırılmasını teşvik eden düşük standartlı muhabirlerle doludur ve bu durum ülkemize zarar verebilir” ifadelerini kullandı.