Kongre’nin İran’a karşı savaş yetkisi kararlarını onaylamasının ardından ne olacak?

ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)
TT

Kongre’nin İran’a karşı savaş yetkisi kararlarını onaylamasının ardından ne olacak?

ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)

İran’a karşı savaşın 28 Şubat’ta başlamasından bu yana ilk kez, Cumhuriyetçilerin çoğunluğu elinde bulundurduğu ABD Kongresi, Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın askeri operasyonları sürdürmesini engellemeyi amaçlayan kararları destekledi. Bu gelişme, yaklaşık üç aydır devam eden çatışmaya ilişkin olarak Cumhuriyetçi Parti içinde artan kaygıları yansıttı.

Temsilciler Meclisi, 4 Haziran’da savaş yetkilerine ilişkin karar tasarısını kabul ederken, Senato da 19 Mayıs’ta benzer içerikte ancak ayrı bir karar için usul oylamasında ilerleme sağladı. Oylamalarda az sayıda Cumhuriyetçi senatör ve temsilci parti yönetiminin tutumuna karşı çıkarak, Demokratların neredeyse tamamıyla birlikte destek oyu kullandı.

Aşağıda, ABD’deki Savaş Yetkileri Yasası’nın içeriği ve bundan sonraki süreçte yaşanabilecek gelişmelere ilişkin bir değerlendirme yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı savaşın başlamasından dört gün önce, 24 Şubat’ta Kongre’de yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında (AFP)

Savaş yetkisi kararı nedir?

ABD Kongresi, başkanın yetkilerini denetlemeyi amaçlayan ve Savaş Yetkileri Yasası olarak da bilinen savaş yetkisi kararını, kamuoyunda geniş destek görmeyen Vietnam Savaşı’nın ardından 1973 yılında kabul etti.

Yasa, başkanın askeri operasyonların başlamasından itibaren 48 saat içinde Kongre’yi bilgilendirmesini zorunlu kılıyor. Ayrıca Kongre onayı olmaksızın başlatılan herhangi bir askerî harekâtın, olağanüstü bir durum söz konusu olmadığı sürece 60 gün içinde sona erdirilmesini öngörüyor.

İran bağlamında ise 60 günlük sürenin 1 Mayıs’ta dolduğu belirtiliyor. Trump, ateşkes ilan ederek çatışmaların ‘sona erdiğini’ savunmuştu. Ancak saldırıların sürmesi ve İran limanları üzerinde kontrol uygulanmaya devam edilmesi nedeniyle bu yorum tartışma konusu oldu.

Hukuk uzmanları, Trump’ın bu gerekçesinin yargısal inceleme karşısında ayakta kalamayabileceğini belirtiyor. Yasa ayrıca, Kongre’ye, yasama organı tarafından yetkilendirilmemiş askeri faaliyetlerin sona erdirilmesi amacıyla savaş yetkileri kararları üzerinde oylama yapma imkânı tanıyor.

Bu kararlar özel bir usul statüsüne sahip olduğundan, Temsilciler Meclisi veya Senato liderliğinin onayı olmasa dahi oylamaya sunulabiliyor.

ABD ve İsrail güçlerinin 100 günden fazla süre önce başlattığı bombardımanların ardından, Senato İran’la ilgili yedi ayrı karar tasarısını, Temsilciler Meclisi ise dört ilgili tasarıyı gündemine aldı.

Kararların önündeki engeller neler?

Her iki karar tasarısı da önemli engellerle karşı karşıya bulunuyor.

Senato’daki tasarı şu ana kadar yalnızca usule ilişkin bir oylamayı geçmiş durumda ve henüz Senato Genel Kurulu tarafından nihai olarak kabul edilmedi. Tasarının Senato’dan geçmesi halinde bile yürürlüğe girebilmesi için Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanması gerekiyor. Ancak Cumhuriyetçi liderliğin, tasarının Temsilciler Meclisi’nde oylamaya sunulmasına izin vermesinin düşük bir ihtimal olduğu değerlendiriliyor.

Tasarı Temsilciler Meclisi’nden de geçse bile, Trump’ın veto yetkisini kullanmasının beklendiği belirtiliyor. Bu nedenle düzenlemenin yasalaşabilmesi için her iki mecliste de vetoyu aşmaya yetecek üçte iki çoğunluğun sağlanması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilen ayrı tasarının ise Senato’dan geçmesi gerekiyor. Senato üyelerinin yardımcıları, parlamenter danışmanın söz konusu tasarının özel usul statüsüne sahip olup olmadığı konusunda vereceği görüşü beklediklerini belirtti. Tasarının bu özel statüden yararlanamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması halinde, Trump’ın çizgisinden nadiren ayrılan Senato Cumhuriyetçi Çoğunluk Lideri John Thune’ın tasarıyı oylamaya sunmasına kesin gözüyle bakılmıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)

Peki bunun anlamı ne?

ABD Anayasası, kısa süreli operasyonlar veya acil tehditlere karşı gerçekleştirilen müdahaleler dışında, askeri güç kullanımına izin verme yetkisinin başkana değil, yalnızca Kongre’ye ait olduğunu öngörüyor.

Karar tasarılarını destekleyenler, her iki partiden Kongre üyelerinin verdiği desteğin, yasama organının savaş ilan etme konusundaki anayasal yetkisini yeniden tesis etmeye ve Trump döneminde Beyaz Saray’ın yetkilerini sınırlandırmaya çalıştığını gösteren önemli bir mesaj niteliği taşıdığını savunuyor.

Tasarıların karşıtları ise bunları siyasi bir duruş olarak nitelendiriyor ve söz konusu girişimlerin ABD’nin rakiplerine cesaret verebileceğini öne sürüyor. Muhaliflere göre kararlar, başkanın Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla sahip olduğu yetkilere müdahale ettiği için anayasal açıdan da tartışmalı bir nitelik taşıyor.

Uzmanlar ise oylamaların sembolik ve siyasi açıdan önem taşıdığı görüşünde.

Brennan Center’ın Özgürlük ve Ulusal Güvenlik Programı’nda danışman olan Katherine Yon Ebright yaptığı değerlendirmede, Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen savaş yetkileri kararının, “Her iki partiden yasa koyucuların bu savaşın gereğinden fazla uzadığını ve hem Savaş Yetkileri Yasası’nı hem de Anayasa’yı ihlal ettiğini düşündüklerine dair başkana güçlü bir mesaj gönderdiğini” söyledi.

Ebright, Trump’ın da oylamayı ciddiye almış göründüğünü belirterek, ABD Başkanı’nın oylamayı ‘vatanseverliğe aykırı’ olarak nitelendirdiğini ve Demokratlarla birlikte oy kullanan Cumhuriyetçilerin ‘kendilerinden utanmaları gerektiğini’ söylediğini hatırlattı. Kamuoyunda geniş destek bulmadığı belirtilen savaşın, Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu koruyup koruyamayacağının belirleneceği kasım ayındaki seçimler üzerinde etkili olabileceği değerlendiriliyor. Yakın zamanda gerçekleştirilen bir Reuters anketine göre, Amerikalıların yüzde 36’sı ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını desteklerken, yalnızca yüzde 25’i bu operasyonların maliyetine değecek sonuçlar ürettiği görüşünü dile getirdi.



Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık

Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık
TT

Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık

Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık

Bölge, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında geçtiğimiz nisan ayında varılan ateşkes anlaşmasından bu yana yaşanan en büyük askeri ve silahlı çatışmaya sahne olarak tehlikeli bir güvenlik dönüm noktasına girdi. İran Devrim Muhafızları Ordusu bugün yaptığı açıklamada; Ürdün’deki bir ABD üssünü ve Körfez bölgesinde Kuveyt ile Bahreyn’i de kapsayan 21 hedefi vuran geniş çaplı saldırılar düzenlediğini duyurdu. Bu gerilim, ABD'nin Hürmüz Boğazı yakınlarında İran içindeki hava savunma sistemlerini, yer kontrol istasyonlarını ve gözlem radar tesislerini hedef alan yoğun hava saldırılarına misilleme olarak gerçekleşti.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, "Savaş çığırtkanı Amerikan rejiminin" bugün sabaha karşı asılsız bahanelerle Cask, Sirik ve Keşm’deki çeşitli noktalara saldırılar düzenlediği, bunun sonucunda Sirik’teki bir iletişim kulesinin hasar gördüğü ve şehre ait iki su deposunun imha edildiği belirtildi. Açıklamada, bu "şer dolu hamleye" cevap olarak Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri unsurlarının gece saat 02:30’da Bahreyn’deki 5. Filo’yu insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldığı belirtildi ve "şer odaklı eylemlerin" devam etmesi halinde "çok daha sert ve ağır cevaplar" verileceği uyarısında bulunuldu.

Trump: Bedelini ödeyecekler

Buna karşılık, söz konusu ABD saldırıları doğrudan ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla gerçekleştirildi. ABC News’e konuşan Trump, yanıtın "çok güçlü olması gerektiğini" belirterek, İran'ın "bir anlaşma için müzakere etmeyi çok uzun süredir ağırdan aldığını" ve "şimdi bunun bedelini ödemek zorunda kalacağını" vurguladı.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise kuvvetlerinin İran'a karşı ABD Doğu Saati ile 17:00'de (TSİ 00:00) başlayan ve 21:00'den hemen önce tamamlanan "meşru müdafaa" saldırıları düzenlediğini açıkladı. Operasyonun, dün ABD Ordusu’na ait bir "Apache" tipi helikopterin düşürülmesine misilleme olarak yapıldığı belirtilirken; Amerikalı bir yetkili, Hürmüz Boğazı yakınlarında yaklaşık 20 İran hedefinin vurulduğu bilgisini paylaştı.

Tahran’dan diplomasi resti

Diplomatik tarafta ise İran Dışişleri Bakanlığı bugün, Tahran ile Washington arasındaki karşılıklı darbelerin ve İsrail'in Lübnan’da devam eden saldırılarının ardından ABD ve İsrail'i savaşı sona erdirmeyi amaçlayan diplomatik süreci baltalamakla suçladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ateşkesin defalarca ihlal edildiği bir ortamda ABD ile yürütülen diplomatik çabaların "ilerleyemeyeceğini" belirterek şunları söyledi:

"Gece yaşananların ardından Washington ile yürütülen diplomatik süreci yeniden değerlendirmemiz gerekiyor... Herhangi bir diplomatik süreç, asgari düzeyde de olsa bir istikrar gerektirir."


İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
TT

İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)

Erika Solomon\Washington

İlk bakışta, İran'ın Lübnan'daki İsrail saldırılarına verdiği yanıt, yıkıcı bir bölgesel savaşı yeniden alevlendirme tehdidi taşıyan pervasız bir eylem gibi görünebilir. Ancak yeni yöneticilerinin stratejik değişimini yansıtan daha agresif bir yaklaşımın parçası olarak, İran açısından bu saldırılar gerekliydi. Onlar için savaştan çıkarılan ders, güçlü bir yanıtın hayatta kalmalarını ve hatta daha güçlü rakiplerine karşı kozlar elde etmelerini sağladığıydı.

Washington'daki Dawn Stratejik Çalışmalar Merkezi'nde İran uzmanı olan Omid Memarian, “İran güç göstermek ve gerilimi artırma kabiliyetine sahip olduğunu kanıtlamak istiyor” diyerek, “Gerekirse savaşı yeniden başlatmaya hazır oldukları mesajını veriyorlar” değerlendimesinde bulundu.

Son on yıldır İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney döneminde, ülke İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ni hedef almakta çok daha temkinli davrandı. İran, 2020'de ABD'nin en üst düzey askeri komutanlarından Kasım Süleymani'yi öldürmesinin ardından Washington'a sınırlı yanıtlar vermekle yetinmişti. Yine geçen yıl Haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında verdiği yanıtı, tamamen Katar'daki tek bir ABD üssünü hedef alan saldırılarla sınırlandırmıştı.

Son haftalarda İranlı yetkililer, ana müttefikleri olan Lübnanlı silahlı Hizbullah örgütüne yönelik İsrail saldırılarına büyük ölçüde tahammül ettiler. Tahran, saldırıları eleştirmekle yetindi ve Hizbullah'ın nisan ayında Washington ile vardığı bölgesel ateşkes anlaşmasına dahil edilmesi gerektiği konusunda uyardı. Ancak İsrail saldırıları Güney Lübnan ile sınırlı kaldığı sürece İran misilleme yapmadı.

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)

İran, İsrail'in saldırılarını Hizbullah'ın kalesi olan Beyrut'un güney banliyösüne doğru genişletmesi durumunda bu hesapların değişeceği konusunda da uyarıda bulundu. İsrail de pazar günü tam olarak bunu yaptı.

İran Dini Liderine danışmanlık yapan etkili bir organ olan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanı Sadık Laricani, “İran'ın Lübnan'ı savunmak için yaptığı saldırı sadece askeri bir yanıt değil, stratejik bir doktrinin resmi duyurusuydu” ifadesini kullandı.

Laricani, “Direniş ekseninin herhangi bir bileşeni saldırıya uğrarsa, yanıt coğrafi sınırları aşacak ve bölgesel güç dengesini değiştirecektir” diyerek, Hizbullah da dahil olmak üzere müttefik silahlı örgütlerden oluşan bölgesel ağı tanımlamak için İran terimini kullandı.

İran, bu hamlelerle bölgesel müttefiklerini savunma konusundaki kararlılığını göstermeyi amaçlıyor. Şarku’l Avsat için bu analizi kaleme alan Erika Solomon’a göre bu imaj, Tahran'ın 2024'te İsrail'in Hizbullah'ı ciddi şekilde zayıflatan ve Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın ölümüne yol açan saldırılarına yanıt vermekten kaçınmasıyla bir önceki liderlik döneminde zarar görmüştü.

Şubat ayında başlatılan ve aralarında Hamaney'in de bulunduğu eski İran liderliğinin önemli bir bölümünün öldürülmesiyle sonuçlanan İran'a karşı ABD-İsrail savaşından bu yana, Tahran'daki yeni yöneticiler daha agresif davranmaya hazır olmalarını büyük bir başarı sayıyorlar.

Analistler, bu daha agresif yaklaşımın İran'ın sadece Amerikan ve İsrail saldırılarına karşı koymasını değil, aynı zamanda rakiplerine ekonomik zarar vermesini ve dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz taşıma yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nı kontrol ederek stratejik bir baskı kartı elde etmesini sağladığına inanıyorlar.

İran'ın yeni liderleri ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın bu daha saldırgan stratejiye daha çok karşılık verdiğini gördüler. Nitekim geçen hafta İsrail'i Beyrut'a saldırmamaya ikna etti. Ardından, pazartesi günü, İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne yönelik saldırıları ve İran'ın yanıtının ardından, yine her iki tarafa da saldırıları durdurma çağrısında bulundu.

Trump'ın açıklamalarının ardından, Devrim Muhafızları hemen saldırılarını durdurduğunu açıkladı, ancak İsrail'in güney Lübnan'a yönelik hava saldırılarına devam etmesi halinde -ki bu da neredeyse kesin görünüyor- saldırılara yeniden başlayabileceğini bildirdi.

Memarian bu tür saldırıların, İran'a Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkiyi test etme fırsatı da verdiğine inanıyor.

“İsrail ve Amerikan hedefleri arasında bir uçurum olduğunun farkındalar” diyen Memarian, “Trump'ı İsrail'i dizginlemeye zorlamak istiyorlar” yorumunda bulundu.

Ancak Hizbullah'ı savunmak sadece bir test veya güç gösterisi ile ilgili değil. Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü'nde İranlı güvenlik uzmanı Hamid Rıza Azizi'ye göre, “Tahran, Hizbullah'ın son savaş sırasında kuzey İsrail'e saldırmaya devam etme kabiliyetini, İran'a, saldırılarını petrol zengini Körfez komşularına odaklama alanı sağlamak için gerekli görüyor.”

Azizi, İsrail'in Hizbullah'ı daha da zayıflatmasına izin vermenin, Tahran'ın kaçınılmaz olarak gördüğü gelecekteki herhangi bir çatışmada İran için askerî açıdan maliyetli olacağını ifade etti.

İran ayrıca, Washington ile çatışmayı sona erdirmek için bir anlaşmaya varmaya çalışırken, İsrail’in saldırılarda bulunmasını, Tahran'ın son savaş sırasında elde ettiği stratejik kazanımları sessizce zayıflatmayı amaçlayan bir ABD-İsrail stratejisinin parçası olarak gördüğü için yanıt vermeyi gerekli gördü.

Haftalardır ABD güçleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere sessizce eşlik ediyor. Birçok analist bunu, ABD'nin küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifletme ve aynı zamanda İran'ın gemilerine uyguladığı ablukayı sıkılaştırarak İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çabası olarak tanımlıyor. Tahran, İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatma çabalarının da bu stratejinin bir parçası olduğundan endişe ediyor.

Azizi, İranlıların, ABD ve İsrail'in “ateşkesi, İran'ın bu savaş sırasında kazandığı etkiyi zayıflatacak şekilde sahadaki gerçekleri yeniden şekillendirmek için kullandığına” inandığını söyledi.

İran'ın güçlü bir şekilde karşılık vermeye hazır olması, aynı zamanda Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmaya hazırlanan ve bu sonbahardaki ara seçimler öncesinde derinleşen küresel ekonomik krizle karşı karşıya olan Trump'ın başka bir büyük ölçekli savaşa girmeyeceğine ne kadar inandığını da gösteriyor.

Cenevre'deki Lisansüstü Enstitüsü'nde İran uzmanı olan Farzan Sabit, “Trump'ın savaşa gireceğini düşünmüyorlar” dedi. “Ama girse bile, işleri kontrol altına alabileceklerinden oldukça eminler” diye de ekledi.


İran, Ortadoğu’da “yeni denklem” kuruyor: “ABD ve İsrail köşeye sıkıştı”

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)
7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)
TT

İran, Ortadoğu’da “yeni denklem” kuruyor: “ABD ve İsrail köşeye sıkıştı”

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)
7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)

ABD-İsrail ve İran arasındaki çatışmalar son günlerde tekrar alevlenirken, Ortadoğu kalıcı bir krize doğru sürükleniyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) dünkü açıklamasında AH-64 Apache tipi helikopterin devriye sırasında Umman kıyıları yakınlarında düştüğü, iki mürettebatın kurtulduğu bildirilmişti.

Bunun ardından ABD ordusu, gece geç saatlerde İran'ın güney bölgelerine saldırı düzenledi. İran da başta Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD üsleri olmak üzere Körfez ülkelerindeki 20'ye yakın hedefe misilleme yaptı.

CNN'in analizinde, İran'daki yeni yönetimin, ABD ve İsrail'e yönelik misillemeleriyle seleflerinin kaçındığı riskler almaya hazır olduğunu gösterdiği yazılıyor.

İran ordusu, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına karşılık pazar akşamı İsrail'e füze fırlamıştı. İsrail de ABD Başkanı Donald Trump'ın uyarılarına rağmen İran'ın Tahran, Tebriz ve İsfahan gibi bazı kentlerine saldırılar düzenlemişti.

Analizde, Tahran'daki yeni nesil kadronun bu tür misillemelerle "stratejik bir sabır göstermek yerine risk alıp İran'ın askeri, ekonomik ve bölgesel etkisini kullanarak Ortadoğu'daki gelişmeleri şekillendirmek" istediği ifade ediliyor.

Washington'ın eski Ortadoğu müzakerecilerinden Aaron David Miller, "İranlılar şu anda hem İsraillileri hem de ABD'yi köşeye sıkıştırdı. Risk almaya hazırlar" diyor.

İsrail istihbaratından eski İran uzmanı Danny Citrinowicz de Tahran yönetiminin, İsrail'in sadece İran'a değil bölgede desteklediği örgütlere saldırmasını engelleyecek "yeni bir denklem" oluşturmaya çalıştığını söylüyor.

İran Meclisi ve Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dünkü açıklamasında diplomasiyi tercih ettiklerini fakat ABD ve İsrail'le başa çıkmak için "başka seçeneklerin de masada olduğunu" belirtti.

Diğer yandan 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatan Trump ve İsrail lideri Binyamin Netanyahu, Tahran'da hedeflediği rejim değişikliğini gerçekleştiremedi.

BBC'nin analizinde, Trump ve Netanyahu'nun Ortadoğu'yu şekillendirme projesinin geri teptiğine, bölgenin "uzun, yıpratıcı ve kalıcı bir krize" sürüklendiğine dikkat çekiliyor.

Netanyahu'nun, ABD Başkanı'nın desteğiyle bölgedeki güç dengelerini değiştirmekte başarısız olduğu belirtiliyor. Trump ise ocak ayında baskın düzenlediği Venezuela'daki gibi bir operasyonla işin içinden çıkabileceğini düşünürken yanıldı.

Analizde ayrıca İran'ın, ABD'yle anlaşma için İsrail'in Lübnan'a saldırıları durdurmasını şart koşmasının da önemli bir stratejik adım olduğu vurgulanıyor.

Trump ve Netanyahu'nun tarihin en eski derslerinden birini öğrendiği ifade ediliyor:

İnsanlar savaş sanatını ve lanetini keşfettiğinden beri, liderler bir savaşı başlatmanın, onu kesin bir zaferle sona erdirmekten çok daha kolay olduğunu anlamıştır.

Independent Türkçe, Press TV, CNN, BBC