Hamaney sonrası İran... Mücteba, savaş ve krizlerle yıpranmış bir rejimi yönetmede başarılı olabilecek mi?

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninden (AFP)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninden (AFP)
TT

Hamaney sonrası İran... Mücteba, savaş ve krizlerle yıpranmış bir rejimi yönetmede başarılı olabilecek mi?

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninden (AFP)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninden (AFP)

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesiyle birlikte ülke, 1979’daki kuruluşundan bu yana en kritik dönemlerinden birine giriyor. Yaklaşık kırk yıl boyunca devletin tüm kilit mekanizmalarını kontrol eden Hamaney, arkasında savaşın etkileri, ekonomik baskılar ve iç siyasi ayrışmaların iç içe geçtiği, benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya olan bir yönetim bıraktı. Gözler ise uzun yıllardır iktidar çevrelerinde adı anılmasına rağmen kamuoyundan uzak bir profil çizen oğlu ve halefi Mücteba Hamaney’e çevrildi.

Bu liderlik değişimi, rejimin geleceği, askeri ve dini kurumların nüfuzunun sınırları ile yeni yönetimin onlarca yılın en karmaşık dönemi olarak nitelendirilen süreçte devletin bütünlüğünü koruyup koruyamayacağına ilişkin temel soruları da beraberinde getiriyor.

37 yıl süren bir dönemin sonu

Hamaney, 2024 yılının sonlarında yaptığı bir konuşmada ideal yaşamın, insanın eğitimini tamamlaması, seksenli ya da doksanlı yaşlarına kadar yaşaması ve ardından ‘şehitlik mertebesine ulaşması’ olduğunu söylemişti.

Aradan bir yıldan biraz fazla bir süre geçtikten sonra 86 yaşındaki Hamaney de bu sonla karşılaştı. Hamaney, geçtiğimiz şubat ayında ABD ile İsrail’in İran’a yönelik savaşının başlamasıyla birlikte hayatını kaybetti. Destekçileri, bu ölümü onun devrimci mücadelesinin zirve noktası olarak değerlendirdi.

Hamaney, perşembe günü doğduğu şehir olan Meşhed’de toprağa verilecek. Günler süren cenaze törenlerinin son halkasını oluşturacak defin töreni, yalnızca bir cenazenin tamamlanmasını değil, aynı zamanda yaklaşık 37 yıl boyunca İran siyasetinin en etkili ismi olarak ülkenin politikalarına yön veren ve rejimin bütünlüğünü koruyan bir dönemin sona erişini de simgeliyor.

Hamaney, liderliği boyunca Şii dini kurumlarından İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) kadar devletin temel yapılarını yeniden şekillendirdi. Bölgedeki silahlı gruplara verilen desteği artıran Hamaney, ülke içinde yaşanan protesto dalgalarına karşı da geniş çaplı baskı politikaları yürüttü. Bu nedenle görev süresinin son yıllarında halkın artan öfkesinin başlıca hedeflerinden biri haline geldi.

Mücteba Hamaney... Çalkantılı bir dönemde gizemli bir halef

Hamaney’in oğlu ve halefi Mücteba Hamaney, savaşın yıprattığı ve derin ekonomik sorunlarla karşı karşıya bulunan bir ülkenin yönetimini devralıyor.

Ancak iktidar kendisine geçmesine rağmen yönetim tarzının nasıl şekilleneceği henüz netlik kazanmış değil. Mart ayında göreve getirilmesinden bu yana kamuoyu önünde görülmeyen Mücteba Hamaney’in ülkeyi nasıl yöneteceğine ilişkin görüşleri hakkında da sınırlı bilgi bulunuyor.

Analistler ve yetkililer, babasının sahip olduğu siyasi mirastan ve onlarca yıllık yönetim tecrübesinden yoksun olması nedeniyle yeni dönemde özellikle DMO başta olmak üzere etkili kurumların daha fazla rol üstleneceğini öngörüyor. Buna karşın Mücteba Hamaney’in, ülkenin kaderini belirleyen kritik kararlarda son sözü söylemeye devam etmesi bekleniyor.

Bununla birlikte, söz konusu yönetim modelinin rejimin devamlılığını sağlamaya yeterli olup olmayacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, konuya yakın kaynaklardan biri, ülkenin karşı karşıya bulunduğu iç ve dış sorunların karmaşıklığı nedeniyle rejimin artık Ali Hamaney’in dahi çözemeyeceği bir noktaya ulaştığını belirtti. Aynı kaynak, Mücteba Hamaney’in ise en etkili kurumların desteğiyle yeni bir sayfa açabilecek bir konumda bulunduğunu ifade etti.

Askeri kurumların artan etkisi

DMO, yeni komutanı Ahmed Vahidi liderliğinde güvenlik dosyaları, dış politika ve ekonominin geniş kesimleri üzerindeki nüfuzunu artırmayı sürdürüyor. Son savaş sürecinde de örgütün devlet içindeki etkisi daha da güçlendi.

Mücteba Hamaney’in ayrıca, kriz dönemlerinde destekçileri seferber eden dini kurumların yanı sıra ekonomik çıkar ağlarına ve son dönemde etkileri zayıflamış olsa da Hizbullah gibi bölgesel vekil güçlere dayanması bekleniyor.

sdfer
 İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir adam (AP)

İranlı analist Said Leylaz, Ali Hamaney döneminde oluşturulan kurumsal ve siyasi ağların savaş sırasında devletin ayakta kalmasına katkı sağladığını belirtti. Leylaz, Mücteba Hamaney’in stratejik kararlarda son sözü söyleyeceğini, ancak yeni dönemde kurumların karar alma süreçlerinde babasının dönemine kıyasla daha etkin bir rol üstleneceğini ifade etti.

İktidar devrinden önce iç krizler yaşanır

İran’da savaş başlamadan önce de rejim, yıllardır süren yaptırımlar, uluslararası izolasyon ve ekonomik durgunluğun yol açtığı derinleşen bir krizle karşı karşıyaydı.

Bu kriz, ocak ayında rejim karşıtı kitlesel gösterilerle zirveye ulaştı. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu binlerce kişi hayatını kaybetti. Bu gelişme, Hamaney’in ölümünden önceki aylarda iktidarın meşruiyetinin daha da aşınmasına neden oldu.

İran yönetimi, altı gün süren cenaze törenlerini siyasi bir mesaja dönüştürmeye özen gösterdi. Hamaney’in naaşının İran’dan Irak’a götürülüp ardından Meşhed’e getirilmesiyle devam eden törenler, Tahran’ın dış baskılara meydan okuduğunu göstermeyi amaçladı. Yetkililer, törenlere katılan kalabalıkları ise rejimin yalnızca savaştan sağ çıkmadığının, aynı zamanda hâlâ güçlü bir toplumsal destek tabanına sahip olduğunun kanıtı olarak sundu.

Cenaze töreni, yeni yönetimin aylar süren sessizliğin ardından kamuoyu önüne çıkması için de önemli bir fırsat oldu.

Savaş sırasında selefinin hayatını kaybetmesinin ardından DMO Komutanlığı görevine getirilen Ahmed Vahidi, çatışmaların sona ermesinden bu yana ilk kez kamuoyu karşısına çıktı. Savaş sürecinde konumunu güçlendiren Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve çok sayıda üst düzey yetkiliyle birlikte törene katıldı.

Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da geçmişte rejimle yaşadığı anlaşmazlıklara ve akıbetine ilişkin aylardır süren spekülasyonlara rağmen cenazede yer aldı. Ahmedinejad’ın yaşadığı mahallenin bombardımana uğraması ve olayda bazı korumalarının hayatını kaybetmesi, son dönemde hakkındaki iddiaları daha da artırmıştı.

Mücteba’nın yokluğu soru işaretleri uyandırıyor

Buna karşılık Mücteba Hamaney, cenaze törenlerinin hiçbirine katılmadı. Dini liderlik görevini devralmasından bu yana kamuoyuna hitaben ne görüntülü ne de sesli herhangi bir mesaj yayımladı.

Göreve gelmeden önce de kamuoyu önünde nadiren görülen Mücteba Hamaney’in bu sessizliğini sürdürmesi, İranlılar arasında geniş yankı uyandırdı. Zira kamuoyu, düzenli olarak halkın karşısına çıkan ve sık sık yaptığı konuşmalarla yönetimin en önemli iletişim araçlarından birini kullanan Ali Hamaney’e alışkındı.

Rejim içindeki yetkililer ve siyasetçilerin yanı sıra bazı yabancı diplomatlar ise Mücteba Hamaney’in kamuoyundan uzak kalmasını güvenlik gerekçeleriyle açıklıyor ve devlet işlerini yönetmeyi sürdürdüğünü belirtiyor.

Bu kaynaklara göre Mücteba Hamaney, babasının yanı sıra eşi, kız kardeşi, eniştesi ve 14 aylık yeğeninin hayatını kaybettiği hava saldırılarında yaralandı ancak daha sonra sağlığına kavuştu. Söz konusu aile fertlerinin tamamının Meşhed’de toprağa verilmesi planlanıyor.

İlk siyasi sınav

Mücteba Hamaney’in aldığı ilk önemli karar, temkinli bir yönetim anlayışını benimsemesi oldu.

Hamaney, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a, İran’ın en önemli stratejik kozlarından biri haline gelen Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin mutabakat zaptını imzalama ve savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılması amacıyla ABD ile müzakereleri başlatma yetkisi verdi. Ancak anlaşmanın siyasi sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmaya özen gösterdi.

Yazılı açıklamasında anlaşmaya ‘ilke olarak’ karşı olduğunu belirten Mücteba Hamaney, buna rağmen Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin onay vermesi üzerine sürecin ilerlemesine izin verdiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı’nın başkanlık ettiği konseyde ülkenin üst düzey askeri komutanları da yer alıyor.

Hamaney ayrıca, anlaşmanın sağlayacağı ekonomik kazanımların, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması da dahil olmak üzere, Pezeşkiyan’ın sorumluluğunda olduğunu vurguladı.

Bu adımlar, Mücteba Hamaney’in, babasının izlediği güç merkezleri ile rejim içindeki rakip siyasi gruplar arasında denge kurma politikasını sürdürmeye çalıştığı şeklinde değerlendiriliyor.

Bu çerçevede Hamaney, başta Muhammed Bakır Kalibaf olmak üzere pragmatik kanada daha geniş hareket alanı tanıdı. Söz konusu kanat, ABD ile bir anlaşmaya varılmasının yaptırımların hafifletilmesi ve ekonomik baskının azaltılması için tek gerçekçi seçenek olduğunu savunuyor.

Haberde görüşlerine yer verilen rejime yakın bir kaynak, “Kalibaf artık yeni liderin sağ kolu konumunda. Ülkenin kalkınmasının en büyük öncelik olduğunun farkında ve pragmatik bir çizgi izleyeceğini gösterecek” değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte bu yaklaşım, rejimin muhafazakâr tabanında güçlü bir muhalefetle karşı karşıya bulunuyor. Muhafazakâr çevreler, Washington ile yeniden müzakere masasına oturulmasının, rejimin üzerine inşa edildiği ideolojik ilkeler ve Ali Hamaney’in siyasi mirasıyla doğrudan çeliştiğini savunuyor.



Atlantik ötesi anlaşmazlıklar: Biriken sorunlar Washington ile Avrupa'yı uzaklaştırıyor

NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
TT

Atlantik ötesi anlaşmazlıklar: Biriken sorunlar Washington ile Avrupa'yı uzaklaştırıyor

NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)

Atlantik ötesi ilişkiler, ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana Avrupa liderleri ile Washington arasındaki anlaşmazlıkların derinleşmesi ve kapsamının genişlemesiyle en karmaşık dönemlerinden birini yaşıyor. Trump, Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi'nde "benzeri görülmemiş bir birlik" vurgusu yapsa da bazı müttefiklerine yönelik sert açıklamaları, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının boyutunu ortaya koydu.

İşte bugün Atlantik'in iki yakası arasındaki başlıca anlaşmazlık başlıkları:

Savunma harcamaları baskısı

Trump, NATO'nun Ankara Zirvesi'ne Avrupalı müttefiklere yönelik bir dizi eleştiriyle geldi. ABD Başkanı, İran'la yürüttüğü savaşta ittifakın ülkesine destek vermemesinden dolayı "çok öfkeli" olduğunu söyledi. Ayrıca Grönland'ın kontrolü konusundaki taleplerini yineledi ve İspanya'ya yönelik sert eleştirilerini sürdürdü.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Washington'un bağlılığı konusunda liderlere güvence vermeye çalışmasına rağmen, Trump'ın açıklamaları temel bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: ABD'nin savunma şemsiyesi hâlâ garanti altında mı?

Rutte, Trump'ın baskılarının Avrupalılar ve Kanadalıları savunma harcamalarını artırmaya yönelttiğini ve NATO ülkelerinin güvenlik için gayrisafi yurt içi hasılalarının en az yüzde 5'ini ayırma taahhüdünde bulunduğunu vurgulasa da Avrupa'daki endişeler devam ediyor. Zira Washington'un taleplerinin kalıcı bir siyasi baskı aracına dönüşmesinden korkuluyor.

Bu kaygılar, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in haziran ortasında Avrupa'daki Amerikan askeri varlığının altı ay içinde gözden geçirileceğini açıklamasıyla daha da arttı. Bu açıklama, kıtadaki ABD askerlerinin azaltılabileceği endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Ukrayna... dayatılan tavizler mi?

Ukrayna meselesi, Trump'ın dış politikasına ilişkin Avrupa'daki en büyük endişe kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. ABD Başkanı, Rusya ve Ukrayna'nın "anlaşmaya varmak istediği" görüşünü tekrarlıyor. Bu açıklamalar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği ve "çok iyi" olarak nitelendirdiği görüşmenin sonrasında yapıldı.

Ancak Avrupalılar, Trump'ın hızlı çözüm arayışının, Kiev'i yeterli güvenlik garantileri almadan taviz vermeye zorlayabileceğinden endişe ediyor.

Tarafların uzlaşmaya hazır olduğuna dair somut işaretlerin bulunmadığı bir dönemde Avrupa ülkeleri, yeni askeri yardım paketleri ve yenilenen siyasi taahhütlerle Ukrayna'ya desteklerini yinelemeye çalışıyor.

İran savaşı

ABD ve İsrail'in İran'la savaşı, Trump ile Avrupalı müttefikleri arasında yeni bir gerilim kaynağına dönüştü. ABD ve İsrail'in şubat sonunda İran'a yönelik saldırılarından bu yana Trump, çatışmadan uzak duran Batılı ülkeleri daha sık eleştirmeye başladı.

Trump, Ankara'da yaptığı açıklamada, NATO'dan memnun olmadığını belirterek, müttefiklerin İran karşısında "kendilerine yardım etmek istemediğini" söyledi ve İran'ı "terörizmi destekleyen başlıca ülke" olarak nitelendirdi.

Bu anlaşmazlık, Atlantik dayanışmasının NATO'nun geleneksel coğrafyasının dışındaki sınırlarını ortaya koyuyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Avrupalılar, kendileriyle önceden koordine edilmediğini düşündükleri ve özellikle enerji ile deniz ulaşımı alanındaki güvenlik ve ekonomik çıkarlarına zarar verebilecek bir savaşa dahil olma konusunda temkinli davranıyor.

Trump ise Avrupa'nın tutumunu, stratejik bir karşı karşıya gelme anında Washington'u yalnız bırakmak olarak değerlendiriyor.

İspanya tehdidi

İspanya, son haftalarda Trump'ın Avrupalı müttefiklerine yönelik doğrudan eleştirilerinin başlıca hedefi oldu. Trump, İspanya'yı "kaybedilmiş bir dava" olarak nitelendirdi ve NATO içindeki savunma harcamalarına yeterince katkı sağlamamakla suçladı. Daha sonra ABD'nin İspanya ile tüm ticari ilişkileri durdurabileceğini söyledi.

Madrid ile Washington arasındaki anlaşmazlık, ittifak içinde savunma yükünün paylaşımı tartışmasından, NATO ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye yönelik doğrudan ekonomik tehdide dönüştü.

Bu konu, İspanya'nın İran savaşı konusundaki tutumuyla da bağlantılı hale geldi. Madrid'in ABD operasyonlarına destek vermeyi reddetmesi, Trump'ın gözünde onu savunmaya yeterince katkı sağlamayan ve Washington'a askeri destek vermeyen bir Avrupa müttefiki konumuna getirdi.

Grönland'ın egemenliği

Trump, kendisi için "önemli bir mesele" olarak nitelendirdiği Grönland konusunu yeniden gündeme taşıdı ve Danimarka'ya bağlı adanın ABD için "çok önemli" olduğunu vurguladı.

Açıklamalar, Trump'ın yıl başında Grönland'ı gerekirse güç kullanarak ele geçirme tehdidinde bulunmasının ardından Kopenhag ile yaşanan gerilimi yeniden canlandırdı. Trump, haftalar süren sert söylemlerin ardından bu çıkışlarından geri adım atmıştı.

Avrupalılar açısından mesele yalnızca Grönland ile sınırlı değil; ittifak içindeki egemenlik ilkesiyle ilgili. Danimarka NATO üyesi ve Grönland, Danimarka Krallığı içinde özerk bir bölge statüsünde.

Bu nedenle Trump'ın açıklamaları, Washington'un stratejik çıkarlarının bunu gerektirdiğini düşündüğü durumlarda müttefiklerin de ABD baskısının hedefi haline gelebileceği yönündeki geniş kaygıları artırdı.

Diego Garcia Üssü

Trump, Mauritius ile Chagos Adaları konusunda yapılan anlaşma nedeniyle İngiltere ile karşı karşıya geldi. ABD Başkanı, Hint Okyanusu'ndaki stratejik öneme sahip İngiliz-Amerikan askeri üssü Diego Garcia'dan "vazgeçilmesi" konusunda uyarıda bulundu.

Anlaşmazlık, üssün özellikle İran'a yönelik Ortadoğu askeri planlamasındaki rolü nedeniyle daha hassas bir boyut kazandı.

Bu konu Londra'yı zor bir durumda bırakıyor: İngiltere bir yandan Chagos Adaları üzerindeki uzun süreli egemenlik anlaşmazlığını çözmeye çalışırken, diğer yandan Diego Garcia'nın ABD-İngiltere askeri yapısındaki önemini korumak istiyor.

Trump ise üssün statüsündeki herhangi değişikliği katı bir güvenlik perspektifinden değerlendiriyor ve bunu Washington'rn askeri çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak niteliyor.

Meloni'nin fotoğrafı

Trump, geçen ay Fransa'da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin kendisiyle fotoğraf çektirmek için "yalvardığını" iddia ederek Roma ile diplomatik bir kriz yaşanmasına neden oldu.

Meloni bu iddiayı reddederek "uydurma" olarak nitelendirdi. Açıklamalar İtalya'da, Washington'a yakın Avrupalı bir müttefike yönelik kişisel ve siyasi bir hakaret olarak değerlendirildi.

Anlaşmazlık görünüşte kişisel bir tartışma gibi görünse de Trump'ın Avrupalı liderlerle ilişkilerindeki daha geniş bir yaklaşımı yansıtıyor. Diplomatik hesapların kişisel saldırılarla iç içe geçmesi, siyasi olarak kendisine yakın hükümetlerle bile ikili ilişkiler üzerinde olumsuz etki yaratıyor.

Gümrük vergileri

Güvenlik alanındaki anlaşmazlıkların yanı sıra Trump'ın Avrupa Birliği'ne yönelik ticari tehditleri, Atlantik ötesi ticaret savaşı endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Brüksel açısından Washington'un savunma talepleri ekonomik baskılardan ayrı değerlendirilmiyor: Müttefiklerden daha fazla savunma harcaması yapmaları, piyasalarını daha fazla açmaları ve yapay zekâ ile sosyal medya şirketlerinin özgürlüğü gibi alanlarda ABD'nin temel tercihleriyle karşı karşıya gelmemeleri bekleniyor.

Bu durum, Trump yönetimiyle ilişkileri daha karmaşık hale getiriyor. Gerilimler artık yalnızca NATO, Ukrayna veya İran dosyalarıyla sınırlı değil; ticaret, gümrük vergileri ve tedarik zincirlerine de uzanıyor. Bu da Avrupa'da Washington'un güvenlik ve ekonomi araçlarını birlikte kullanarak, kendi gündemini dayattığı yönündeki algıyı güçlendiriyor.


Trump, Suriye'yi "terörizmi destekleyen devletler" listesinden çıkarma sürecini başlattı

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz'da Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen NATO Liderler Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmede Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile tokalaşıyor, (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz'da Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen NATO Liderler Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmede Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile tokalaşıyor, (Reuters)
TT

Trump, Suriye'yi "terörizmi destekleyen devletler" listesinden çıkarma sürecini başlattı

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz'da Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen NATO Liderler Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmede Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile tokalaşıyor, (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz'da Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen NATO Liderler Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmede Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile tokalaşıyor, (Reuters)

ABD, Suriye'nin "teröre destek veren ülkeler" listesinden çıkarılması için resmi süreci başlattığını açıkladı. Söz konusu gelişmenin, ABD Başkanı Donald Trump tarafından dün Ankara'da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile yaptığı görüşmede kendisine bildirildiği belirtildi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Suriye'ye yönelik yaptırımların kaldırılması, uluslararası ticaret ve yatırımların önünü açacak, Suriye'ye yeniden inşa fırsatı sağlayacak ve Suriye halkı için yeni bir sayfa açacaktır" dedi.

1979 yılında ilk kez uygulanan söz konusu listeleme, Suriye'nin yıkıcı iç savaşın etkilerinden kurtulmak için ihtiyaç duyduğu ticari anlaşmaları yapmasının önünde önemli bir engel oluşturuyordu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu sınıflandırma, ABD'nin dış yardımları, savunma ihracatı ve bazı finansal işlemler üzerinde kısıtlamalar getiriyordu.

Öte yandan Ukraynalı bir cumhurbaşkanlığı danışmanı gazetecilere yaptığı açıklamada, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin Ankara'daki NATO Zirvesi kapsamında ABD ve Suriye liderleriyle kısa bir üçlü görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.


ABD, İsrail'in Güney Lübnan'dan çekileceğine dair sinyal verdi

Lübnan Ordusu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel, Beyrut yakınlarındaki Yarze'de bulunan Savunma Bakanlığı'nda ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper ile tokalaşıyor, (AFP)
Lübnan Ordusu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel, Beyrut yakınlarındaki Yarze'de bulunan Savunma Bakanlığı'nda ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper ile tokalaşıyor, (AFP)
TT

ABD, İsrail'in Güney Lübnan'dan çekileceğine dair sinyal verdi

Lübnan Ordusu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel, Beyrut yakınlarındaki Yarze'de bulunan Savunma Bakanlığı'nda ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper ile tokalaşıyor, (AFP)
Lübnan Ordusu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel, Beyrut yakınlarındaki Yarze'de bulunan Savunma Bakanlığı'nda ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper ile tokalaşıyor, (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in Güney Lübnan'daki güçlerini geri çekeceğine inandığını belirterek, bu konuyu İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü söyledi.

Trump, dün Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında yaptığı açıklamada, "Evet, bunu yapacaklarına inanıyorum ve bunu istiyorlar. İsrail ile Lübnan arasında bir anlaşmamız var. Evet, çekilecekler. Her şeyin yolunda gideceğini düşünüyorum" dedi.

Trump'ın açıklamaları, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ı 21 Temmuz'da Beyaz Saray'da görüşmek üzere Washington'a resmen davet etmesinin ardından geldi. Bu gelişme, İtalya'nın başkenti Roma'nın gelecek hafta Lübnan ile İsrail arasında yapılacak müzakerelerin altıncı turuna ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bir dönemde meydana geldi.

Cumhurbaşkanı Avn, Washington ziyaretinden Lübnan adına olumlu sonuçlar çıkmasını beklediğini belirterek, davetin ABD'nin ülkesine yönelik "benzeri görülmemiş ilgisini" yansıttığını ifade etti.

Müzakerelere yakın kaynaklar ise Şarku'l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın görüşmelerin Roma'ya taşınması fikrine sıcak bakmadığını belirtti. Kaynaklar, özellikle ABD heyetinin toplantılara katılmama ihtimali nedeniyle Beyrut yönetiminin başlangıçta bu öneriye karşı çıktığını, çünkü Amerikan himayesi ve katılımının müzakere sürecinin temel unsurlarından biri olarak görüldüğünü ifade etti.