Ortadoğu ve İsrail seçimleri

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Ortadoğu ve İsrail seçimleri

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Seçimler ile devrilmeyebilir. Ancak iktidarda kalmasının veya gitmesinin Amerikan hesaplarında önemli bir faktör haline gelmesi, bölgenin gerçekten bir dönemin sonunda ve bir diğerinin başlangıcında olduğu anlamına geliyor

 27 Ekim'deki İsrail seçimleri, yalnızca İsrail tarihinin en uzun siyasi dönemini sona erdirebileceği için değil, aynı zamanda ABD'nin kendi önceliklerinin değiştiği bir anda gerçekleştiği için de öncekilerden farklı. Seçimler sadece başbakanın kimliğini değil, aynı zamanda Ortadoğu'nun savaşlardan yeni bir bölgesel düzen kurmaya geçip geçemeyeceğini de belirleyecek.

Kamuoyu yoklamaları Likud'un en büyük parti olarak kalacağını gösteriyor, ancak bu Binyamin Netanyahu'nun tek başına hükümeti kurabileceği anlamına gelmiyor. Mesele artık partinin büyüklüğü değil, bloğunun 61 sandalyelik çoğunluğa sahip olup olamayacağıdır. Netanyahu bunu başaramazsa, Ortadoğu, İsrail'in ötesine uzanan bir siyasi dönüşümle karşı karşıya kalabilir.

7 Ekim saldırılarından bu yana, ABD ve İsrail'in hedefleri Hamas ile mücadele ve İran ile vekillerini zayıflatma konusunda örtüştü. Ancak yaklaşık üç yıl sonra, iki tarafın öncelikleri farklılaşmaya başladı. Trump yönetimi, askeri kazanımların yeni bölgesel düzenlemelere dönüşmesi gerektiğine inanırken, Netanyahu savaşı bölgeyi yönetmenin kalıcı çerçevesi olarak görmeye devam ediyor.

Bu farklılaşma, Washington ve Tel Aviv arasında çeşitli konularda artan anlaşmazlıkların bir kısmını açıklıyor. Lübnan'da, ABD ateşkesin pekiştirilmesini, devlet kurumlarının ve ordunun güçlendirilmesini, İsrail'in güneyden çekilmesini ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını desteklerken, Netanyahu hükümeti askeri eylem özgürlüğünü korumakta ve öncelikleri değiştirmekte ısrar ediyor. Suriye'de Trump, yeni hükümetin yeni bölgesel düzenlemelere entegre edilmesini, yatırımların teşvik edilmesini, devlet kurumlarının yeniden inşasını, İsrail'in çekilmesini ve bir güvenlik anlaşmasının imzalanmasını desteklerken, Netanyahu hükümeti askeri operasyonlarına devam ediyor ve mantıksız güvenlik düzenlemeleri talep ediyor. Gazze'de Washington, savaşı sona erdiren ve Trump Planına göre çatışma sonrası düzenlemelere ve yeniden inşaya kapı açan bir formül için bastırırken, Tel Aviv bu geçişi ertelemeye devam ediyor ve Gazze Şeridi, Güney Suriye ve Lübnan'dan çekilmeyi reddediyor.

Bunlar taktiksel anlaşmazlıklar değil, daha ziyade bir sonraki aşamayı tanımlamada temel bir ayrılığı yansıtıyor. Beyaz Saray, Körfez ve Irak'ı Suriye, Ürdün, Türkiye ve Akdeniz'e bağlayan yeni bir ortaklık, ittifak, enerji ve ulaşım koridorları ağı kurmak ve İran nüfuzunun gerilemesinden sonra bölgesel dengeleri yeniden şekillendirmekle meşgul görünüyor. Ancak Netanyahu, güvenlik ortamının savaştan uzlaşmaya geçişe izin vermediğine inanmaya devam ediyor.

Bu nedenle, İsrail seçimleri ulusal sınırlarını aşan bir önem kazanıyor. Eğer Washington, bir sonraki aşamanın uzlaşıları yönetebilecek bir ortağa ihtiyaç duyduğuna inanıyorsa, milliyetçi sağ ve ultra-Ortodoks dini partiler arasındaki ittifaklara dayalı bir hükümetin devamı, Amerikan stratejisiyle sürekli bir sürtüşme kaynağı haline gelebilir. Bu, iki ülke arasındaki ilişkilerde eşi benzeri görülmemiş bir gelişme değil. 1980'lerin başında, Lübnan’ın işgalinden sonra, Başkan Ronald Reagan ile Başbakan Menahim Begin arasında ilişkiler gerginleşmişti. O zamanlar Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Washington, savaşa devam etmenin bölgedeki Amerikan çıkarlarına zarar verdiğine inanırken, Begin İsrail'in güvenlik gereksinimlerinin operasyonlara devam etmeyi haklı çıkardığına inanıyordu. Anlaşmazlık kişisel değil, politik yön konusunda bir anlaşmazlıktı. Zamanla Begin dönemi sona erdi ve farklı bir siyasi aşama başladı. Benzer bir durum 1991'de barış sürecinin başlatılmasının ardından George H.W. Bush ile İzak Şamir arasında da yaşanmıştı.

Bugünün koşulları bu iki döneme tamamen benzemiyor, ancak stratejik model tanıdık görünüyor. ABD’nin öncelikleri değiştiğinde, soru sadece Tel Aviv'i kimin yönettiği değil, İsrail liderliğinin yeni Amerkan hedefleriyle uyumlu olup olmadığı haline geliyor.

Bu boyut, Amerikan iç hesapları sebebiyle daha da güçleniyor. İsrail seçimlerinden günler sonra, ABD Kongresi ara seçimleri on yıllardır devam eden İsrail’e destek konusundaki fikir birliğinin artık olmadığı bir dönemde yapılacak. Netanyahu'nun Demokrat Parti içindeki popülaritesi azaldı, keza bazı Cumhuriyetçi çevrelerde ve özellikle de gençler ve uzun süreli dış çatışmalara katılmayı reddeden izolasyonist kanat arasında İsrail’e koşulsuz desteğin aşındığına dair, sınırlı da olsa, işaretler görülmeye başlandı. Bu, Gazze, Lübnan veya Suriye'deki herhangi bir yeni yüksek gerilimin sadece bölgesel maliyetlere değil, aynı zamanda İran ve Hürmüz Boğazı ile savaşın ekonomik maliyetine ek olarak seçim maliyetlerine de yol açabileceği anlamına geliyor.

Bölge gerçekten de bir aşamanın sonunda ve diğerinin başlangıcında. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki seçimler şüphesiz önemli dönüm noktalarıdır

 Ekim seçimleri ile ilgili soru, Likud'un en büyük parti olarak kalıp kalmayacağı değil, Netanyahu'nun Washington'un savaş veya savaşlardan sonra gelecek barışı güvence altına almak için başlatmak ve başarmak istediği aşama için hâlâ doğru adam olup olmadığıdır. Bu nedenle, Netanyahu'nun geleceği artık sadece İsrail'in iç meselesi değil, Ortadoğu'nun şekli üzerindeki daha geniş bir mücadelenin parçası haline geldi.

Seçimler Netanyahu'yu devirmeyebilir ve yine iktidarda kalmayı başarabilir. Ancak kalmasının veya gitmesinin Amerikan hesaplarında önemli bir faktör haline gelmesi, bölgenin gerçekten bir aşamanın sonunda ve diğerinin başlangıcında olduğu anlamına geliyor. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki seçimler şüphesiz önemli dönüm noktalarıdır.