Kontrolü konusundaki anlaşmazlıkların ortasında Hürmüz Anlaşması yakınlaşıyor

ABD’li yetkili: Ticari deniz taşımacılığının engelsiz bir şekilde yeniden başlamasının ardından İran limanlarına uygulanan abluka derhal kaldırılacak

ABD Deniz Piyadeleri’ne bağlı personel ve uçaklar, İran’a yönelik ABD ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinin güvertesinde (CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri’ne bağlı personel ve uçaklar, İran’a yönelik ABD ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinin güvertesinde (CENTCOM)
TT

Kontrolü konusundaki anlaşmazlıkların ortasında Hürmüz Anlaşması yakınlaşıyor

ABD Deniz Piyadeleri’ne bağlı personel ve uçaklar, İran’a yönelik ABD ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinin güvertesinde (CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri’ne bağlı personel ve uçaklar, İran’a yönelik ABD ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinin güvertesinde (CENTCOM)

ABD’li bir yetkili dün yaptığı açıklamada, Washington’ın Hürmüz Boğazı konusunda İran ile Umman arasında kısa süre içinde bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi. Yetkili, ticari deniz taşımacılığının engellenmeden yeniden başlamasını sağlayacak düzenlemelerin duyurulmasının ardından, ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı kaldıracağını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, Hürmüz Boğazı konusunda Umman ile İran arasında ilerleme kaydediliyor ve kısa süre içinde bir anlaşmaya varılması bekleniyor. ABD’li yetkili, “Ticari deniz taşımacılığının engellenmeden yeniden başlamasına yönelik anlaşma duyurulur duyurulmaz ABD, İran limanlarına yönelik ablukayı kaldıracak” dedi.

Ancak ABD’li yetkili, Washington’ın atacağı adımı Tahran’ın verdiği taahhütleri yerine getirmesine bağladı. Yetkili, ABD’nin uygulayacağı tedbirlerin ‘her zaman olduğu gibi, sahadaki uygulamalara dayanacağını ve İran’ın yükümlülüklerini ne ölçüde yerine getirdiğiyle bağlantılı olacağını’ ifade etti.

ABD’li yetkilinin açıklamaları, İran ile Umman arasındaki müzakerelerin sona yaklaşmakta olduğuna ilişkin işaretlerle eş zamanlı olarak geldi. Axios muhabiri Barak Ravid, bir arabulucu ülkenin diplomatına dayandırdığı haberinde, İranlı müzakerecilerin Umman ve ABD ile yapılacak anlaşmaya ilişkin İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nihai onayını beklediğini belirtti. Diplomat, “Bu onayın kısa süre içinde verilmesini bekliyoruz” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, 18 Haziran akşamı Versay Sarayı’nda İran ile varılan çerçeve anlaşması belgesini imzaladıktan sonra elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Haziran akşamı Versay Sarayı’nda İran ile varılan çerçeve anlaşması belgesini imzaladıktan sonra elinde tutarken (AFP)

Geçici formül

ABD merkezli MS NOW televizyonu, müzakereler hakkında bilgi sahibi Ortadoğulu diplomatlara dayandırdığı haberinde, Umman’ın İran ile Hürmüz Boğazı’nın geçici olarak yeniden açılmasına yönelik bir anlaşma çerçevesini kabul ettiğini bildirdi. Hürmüz Boğazı, savaşın patlak vermesinden bu yana Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın başlıca cephelerinden biri haline gelmişti.

Kanalın müzakerelerle bağlantılı İranlı bir yetkiliden aktardığına göre anlaşma, gemilerin Arap Körfezi’ne İran’ın kontrolündeki bir güzergâhtan girmesine ve Umman’ın denetimindeki başka bir güzergâhtan çıkmasına olanak sağlayacak yeni deniz ulaşım rotaları oluşturulmasını öngörüyor.

İranlı yetkiliye göre anlaşma, güvenli geçiş karşılığında ticari gemilerden ücret alınmasını içermiyor. Tahran daha önce geçiş ücreti uygulamaya çalışmıştı. Yetkili, düzenlemenin ‘geçici bir anlaşma’ niteliğinde olacağını ve Washington ile Tahran’ın yeni bir ateşkes ilan etmesinin yanı sıra haziran ortasında başlayan nükleer müzakerelere yeniden dönmesinin önünü açabileceğini söyledi. Söz konusu müzakereler, tarafların bölgenin çeşitli noktalarında karşılıklı saldırılara girişmesinin ardından çökmüştü.

MS NOW, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile ABD’nin anlaşmanın resmen duyurulmasına katılacağını bildirdi. Düzenlemeler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir yetkili ise anlaşmanın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyelerinin desteğini aldığını söyledi. Yetkililer, anlaşmanın açıklanacağı tarih konusunda henüz bilgi vermedi.

Bununla birlikte, ABD’nin boğazın nasıl yönetileceğine ilişkin düzenlemeyi kabul etmesi, anlaşmanın nihai ayrıntılarına bağlı olacak.

Kanalın bir ABD’li yetkiliden aktardığına göre Washington, boğazı herhangi bir engel veya ücret olmaksızın yeniden açacak geçici anlaşmayı destekleyecek. Yetkili, “Her türlü geçici güzergâh engellerden arındırılmış olacak. Bu da herhangi bir onay veya izin ile geçiş ücreti ya da başka bir maliyet olmayacağı anlamına geliyor” dedi.

ABD’li yetkili ayrıca, “Hürmüz Boğazı uluslararası bir su yoludur ve hiçbir taraf güzergâhlarını veya boğazdan geçiş imkânını kontrol etmez” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump daha önce İran’a boğaz üzerinde daha fazla kontrol sağlayacak herhangi bir anlaşmaya mesafeli yaklaşmıştı. Ancak gündemdeki olası mutabakat, İran’ın nükleer programına ilişkin ABD-İran görüşmelerinin yeniden başlamasının önünü açabilir. Haziran ayında taraflar arasında görüşmelerin temelini oluşturan anlaşma çerçevesi, İran’ın su yolundaki gemilere yönelik saldırılarının ardından çökmüştü.

Trump, daha önce boğazdan geçmek isteyen gemilerden ücret tahsil etme görevini ABD’nin üstlenebileceği ihtimalini de gündeme getirmiş, ancak bu fikri hayata geçirmemişti.

Trump, perşembe günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada, boğazın şu anda büyük ölçüde açık olduğunu söyledi ve ABD’nin ablukayı uygulamaya devam ettiğini belirtti. Washington’ın ‘iyi bir iş çıkardığını’ ifade eden Trump, daha sonra Hürmüz Boğazı konusunda ‘yakında bir açıklama yapılabileceğini’ söyledi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile el sıkışırken (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile el sıkışırken (AFP)

‘Kontrolün anlamı’ konusunda anlaşmazlık

Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün nasıl tanımlanacağı, anlaşmanın en hassas unsurlarından biri olmayı sürdürüyor. Bölgesel ve İranlı kaynaklar daha önce Reuters’a yaptıkları açıklamalarda, masadaki önerinin Tahran’a Arap Körfezi’ne giren gemiler üzerinde belirli ölçüde kontrol sağlayacağını, buna karşılık boğazdan çıkan gemilerin hareketlerinde İran’ın rolünün müzakere konusu olmaya devam ettiğini söylemişti.

İranlı üst düzey bir kaynak, Tahran’ın gerektiğinde boğaza giren gemilerin seyrüseferine müdahale etme imkânını korumak istediğini belirtmişti. Buna göre boğazdan çıkan gemiler İran ile Umman arasındaki bir güzergâhı kullanacak, Maskat ise İran’a bildirimde bulunulmasının ardından çıkış izni verecekti.

Tahran ayrıca taşınan yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7’si arasında değişen oranlarda ücret alınmasını talep ederken, Umman yaklaşık yüzde 3’lük bir ücret üzerinde görüşmeler yürütüyordu. ABD ise herhangi bir ücret uygulanmasına karşı çıkıyordu.

Ancak anlaşmaya ilişkin son bilgiler, geçici düzenleme kapsamında ücretler konusundaki anlaşmazlığın aşılmaya çalışıldığını gösteriyor. Bu durum, Washington’ın onayının önündeki başlıca engellerden birini ortadan kaldırabilir. Bununla birlikte, İran’ın boğaza giren gemiler üzerindeki yetkisi ve deniz trafiğinin nasıl yönetileceği konusundaki daha geniş anlaşmazlık henüz çözüme kavuşturulmuş değil.

Deniz taşımacılığı sektöründen kaynaklar daha önce Reuters’a yaptıkları açıklamalarda, önerilen anlaşmanın uygulanmasının ABD yaptırımları ve yapılabilecek ödemeleri kısıtlayan sigorta koşulları nedeniyle zorluklarla karşılaşabileceğini belirtmişti. Kaynaklar, İran’a para ödenmesini öngören herhangi bir düzenlemenin ciddi hukuki ve mali engellerle karşılaşabileceği uyarısında bulunmuştu.

ABD, mayıs ayında İran’ın boğazı yönetmek amacıyla kurduğu kuruma yaptırım uygulamış, ABD Hazine Bakanlığı da Amerikalıların İran hükümetinden ‘güvenli geçiş garantisi’ ile bağlantılı hizmetler almasını yasaklamıştı. Sektör kaynakları, yapılacak herhangi bir ödemenin varlıkların dondurulmasına yol açabileceğini ifade etti.

Sorunu daha da karmaşık hale getiren bir diğer gelişme ise Lloyd’s Market Association’ın (LMA) temmuz sonlarında savaş risklerine ilişkin getirdiği düzenleme oldu. Buna göre geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş karşılığında geçiş ücreti, transit ücreti veya başka herhangi bir ücret ödemesi halinde sigorta yükümlülüğü sona erecek.

Sigorta sektöründen bir kaynak, İran’ın geçiş karşılığında ücret almaya çalıştığı bir dönemde denizcilik şirketlerinin ‘çıkışı olmayan bir ikilemle karşı karşıya kaldığını’ söyledi. Zira ücret ödemeleri sigorta kapsamının kaybedilmesine yol açabilir.

Önde gelen uluslararası deniz taşımacılığı birlikleri de zorunlu ücretlerin ister geçiş ücreti ister hizmet bedeli adı altında uygulansın, ‘tam anlamıyla bir transit ücreti’ niteliği taşıyacağı ve uluslararası deniz ulaşımında kullanılan boğazları düzenleyen uluslararası hukuk çerçevesini zayıflatabileceği uyarısında bulundu.

IMO Konseyi de temmuz ayında, boğaza kıyısı bulunan ülkelerin trafik ayırım düzeni aracılığıyla ‘tüm gemilerin ayrımcılık veya kısıtlama olmaksızın geçiş hakkını’ güvence altına alması gerektiğini vurguladı. Konsey ayrıca bu geçişin herhangi bir ücret veya maliyet olmaksızın gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti.

Stratejik su yolunun yönetimi için yeni düzenlemeler konusunda görüşmeler devam ediyor. (Reuters)
Stratejik su yolunun yönetimi için yeni düzenlemeler konusunda görüşmeler devam ediyor. (Reuters)

Tahran’da itirazlar

Müzakereler kritik aşamaya yaklaşırken İran’da, İran’ın kontrolünü zayıflatacak veya savaş sırasında Tahran’ın belirlediği şartların dışında alternatif bir güzergâh açılması şeklinde yorumlanabilecek düzenlemelere karşı çıkan görüşler öne çıktı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) önde gelen isimlerinden Muhsin Rızai, İran’ın ‘Hürmüz Boğazı’nda ikinci bir koridorun açılmasına asla izin vermeyeceğini’ söyledi. Rızai’nin açıklamasının, deniz trafiğine ilişkin görüşülen düzenlemelere işaret ettiği belirtildi.

Rızai, ablukanın devam etmesinin ABD gemileri ve güçlerini ‘ciddi risk ve kayıplara’ maruz bırakacağını belirterek, Washington’a tutumunu değiştirme çağrısında bulundu. Rızai ayrıca, İran’ın ‘bu durumun devam etmesine tahammül etmeyeceği’ uyarısında bulundu.

Rızai’nin açıklamaları, İran parlamentosunun boğazın yönetimine ilişkin düzenlemelere daha geniş bir yasal çerçeve kazandıracak yasa tasarısını ele aldığı bir dönemde geldi. DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı’nın bir milletvekiline dayandırdığı haberine göre, Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu, ABD, İsrail ve düşman olarak nitelendirilen diğer ülkelerin gemilerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişini yasaklayan bir ön tasarı üzerinde çalışıyor.

Tasarı ayrıca, önerilen kısıtlamaların ihlal edilmesi halinde geminin taşıdığı yükün değerinin yüzde 20’sine kadar para cezası uygulanmasını öngörüyor. Metin halen teknik inceleme aşamasında bulunurken meclis, nihai metnin hazırlanmasından önce uzman ve ilgili kişileri önerilerini sunmaya çağırdı.

Yayımlanan ayrıntılara göre taslakta, İsrail’le bağlantılı askeri veya sivil nitelikteki yüklerin geçişinin yasaklanması da öngörülüyor. Ayrıca Tahran’ın ‘direniş cephesi’ olarak adlandırdığı yapıya yönelik faaliyetlerle bağlantılı gemi veya yüklerin geçişine izin verilmemesi ve İran’ın kendisine zarar verdiğini belirttiği ülke ve kişilerin, söz konusu zararlar tazmin edilinceye kadar geçiş izni almalarının engellenmesi teklif ediliyor.

Tasarı, hükümetin silahlı kuvvetlerle iş birliği içinde deniz trafiğinin yönlendirilmesi, gemi hareketlerinin denetlenmesi ve Arap Körfezi ile deniz çevresinin güvenliğinin korunması gibi görevleri üstlenmesini de öngörüyor.

İran ile Umman arasındaki müzakereler, son günlerde egemenlik, ücretler ve yeni güzergâhların niteliği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle sekteye uğramıştı. İranlı yetkililer, Maskat ile varılacak herhangi bir mutabakatın tek başına boğazın yeniden açılması anlamına gelmeyeceğini belirterek uygulamayı Washington’ın Tahran’ın terk edildiğini söylediği taahhütlerine dönmesine bağladı. Bu taahhütlerin başında askeri operasyonların durdurulması, deniz ablukasının kaldırılması ve petrol ihracatı ile İran’ın dondurulmuş varlıklarına yönelik kısıtlamaların hafifletilmesi geliyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise ABD güçlerinin İran’a yönelik ablukayı uygulamaya devam ettiğini açıkladı. CENTCOM, 6 Ağustos itibarıyla ABD güçlerinin 49 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, iki gemiyi durdurduğunu ve iki gemiye daha çıkarak arama yaptığını bildirdi.



Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek
TT

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada, İran’la savaşın kasım ayında gerçekleştirilecek Kongre ara seçimlerinin ardından sona ereceğine inandığını yineledi. Trump ayrıca, savaşın sona ermesiyle birlikte petrol fiyatlarının sert biçimde düşeceğini belirtti.

İrlanda’nın başkenti Dublin’de bulunan Trump, “Bunun çok yakında gerçekleşeceğini düşünüyorum. Büyük olasılıkla Kongre ara seçimlerinin hemen ardından olacağını düşünüyorum. Onlar seçimleri zorlaştırmak amacıyla mümkün olduğunca uzun süre direnmeye çalışıyor. Ancak insanların bunun farkında olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Trump, Suudi Arabistan’da Doğu-Batı petrol boru hattını hedef alan hava saldırısından İran’ın sorumlu olabileceğini öne sürdü. ABD Başkanı ayrıca, “Husiler bizimle savaşmak istemiyor” dedi.

İran tarafında ise Şarku’l Avsat’ın ISNA’dan aktardığına göre Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceğine işaret etti. Pezeşkiyan, bunun gerçekleşmesini Washington’un deniz ablukasına son vermesi ve İran limanlarına yönelik saldırılarını durdurması şartına bağladı.

BRICS ülkeleri zirvesine katılmak üzere Yeni Delhi’de bulunan Pezeşkiyan’ın açıklamsına göre Umman ve İran, pazartesi günü Umman’ın başkenti Maskat’ta, iki ülkenin kıyısında bulunan ve küresel petrol ve doğal gaz ticareti açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı üzerinden yeni deniz ulaşım güzergâhlarının oluşturulmasına ilişkin bir anlaşmayı imzalayacak.


Fransa'ya gönderilen göçmenler kayıp: Onlarca çocuğun akıbeti bilinmiyor

Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
TT

Fransa'ya gönderilen göçmenler kayıp: Onlarca çocuğun akıbeti bilinmiyor

Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)

The Guardian'ın insan hakları örgütlerine dayandırdığı habere göre, Londra'yla Paris arasında imzalanan anlaşma kapsamında Birleşik Krallık'tan (BK) Fransa'ya geri gönderilen yüzlerce göçmenin izi kaybedildi.

Bunların arasında 40'tan fazla "yaşı tartışmalı çocuğun" da olduğu bildiriliyor. 

2025 yazında imzalanan anlaşma kapsamında BK, yasadışı yollarla Manş Denizi'ni geçerek topraklarına ulaşan göçmenleri Fransa'ya geri gönderebiliyor. 

Ancak iltica taleplerini meşru gördüğü, daha önce kaçak yollarla ülkeye girmemiş, Fransa topraklarındaki sığınmacılara kucak açıyor.

Geri gönderilen göçmen kadar sığınmacının kabul edilmesini öngören bu mutabakat, "biri girer, biri çıkar anlaşması" diye de biliniyor. 

Dönemin BK Başbakanı Keir Starmer'ın "çığır açan" diye nitelediği bu anlaşmanın etkisi sınırlı oldu. Eylül 2025'ten beri yaklaşık 32 bin kişi kaçak yollarla BK topraklarına ayak basarken küçük teknelerle gelip geri gönderilenlerin sayısı 1400 civarında kaldı. 

Sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, bu anlaşma kapsamında Fransa'ya gönderilen yüzlerce göçmenin kaybolduğunu bildiriyor. 

BK gazetesine konuşan Fransız siyasetçiler de zorla geri gönderilenlerden yalnızca 200'ünün hâlâ Fransız makamlarıyla iletişim halinde olduğunu, yüzlerce kişininse Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde kayıtdışı yaşamaya başladığını söyledi.

Humans for Rights Network Direktörü Maddie Harris'in aktardığına göre, kaybolanlar arasında refakatsiz çocuk olduklarını beyan eden ve yaşları belirlenememiş en az 41 kişi de yer alıyor. 

"Biri girer, biri çıkar" anlaşmasının kapsamı dışında kalan refakatsiz çocukların yetişkinlere yönelik göçmen gözaltı merkezlerinde tutulması yasalara aykırı. 

BK İçişleri Bakanlığı iddiaları kesin bir dille reddederek geri gönderilen kişilerin tamamının yetişkin olduğunu savundu. 

Bakanlık gazeteye yaptığı açıklamada, "Yaşı konusunda anlaşmazlık bulunan hiç kimse Fransa'ya geri gönderilmedi" ifadelerini kullandı.

Diğer yandan 1 Ekim'de bitecek anlaşmanın süresinin uzatılıp uzatılmayacağı henüz bilinmiyor. 

Britanya medyası, Paris'in bu anlaşmayı sonlandırıp BK'yle AB'nin tamamını kapsayan bir mutabakata varmak istediğini öne sürüyor. 

Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in bu yöndeki niyetlerine dair Britanyalı mevkidaşı Shabana Mahmood'u bilgilendirdiği de haberleştirilen iddialar arasında. 

Independent Türkçe, Guardian, RT


MI6 Eski Başkanı: Laricani, bir anlaşmaya varabilme yeteneği nedeniyle İsrail'in suikastına kurban gitti

2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
TT

MI6 Eski Başkanı: Laricani, bir anlaşmaya varabilme yeteneği nedeniyle İsrail'in suikastına kurban gitti

2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)

2014 yılının sonlarına kadar İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başkanlığını yürüten John Sawers, İran içinde bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığına dikkat çekti. Sawers, “İran rejiminin giderek daha fazla askeri bir karaktere büründüğüne, sivillerin ise giderek daha fazla dışlandığına ilişkin göstergeler var. Muhammed Bakır Kalibaf konusunda büyük umutlarımız vardı ancak şu anda gelişmelerin merkezinde olmadığı açık” dedi.

Sawers, Ali Laricani’nin öldürülmesinin ardındaki hedefe ilişkin bilgiler paylaştı. Sawers, Financial Times gazetesine verdiği röportajda, İran’ın ‘zaten ağır olan ve giderek artan’ ekonomik baskılarla karşı karşıya kalacağını belirtti. ABD tarafının karşı karşıya olduğu kısıtlamaların ise ekonomik olmaktan ziyade siyasi nitelik taşıdığını ifade eden Sawers, “Bir galon benzinin 4 dolara yükselmesinin Amerikalılar açısından gerçekten büyük bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla bu durum bir süre daha devam edecek” diye konuştu. Sawers, ABD’nin kendisi açısından acı verici ve maliyetli hale gelen savaşlardan çekilme konusunda ‘uzun bir geçmişe’ sahip olduğuna dikkat çekerek Vietnam, 1983’te Lübnan, 10 yıl sonrasında Somali ve Joe Biden döneminde Afganistan örneklerini verdi. “Amerikalılar zor savaşlarda direnç göstermeleri ve savaşı sürdürmeleriyle tanınmıyor” diyen Sawers, “Bence bölge ülkeleri nihayetinde İran’la bir tür uzlaşmaya ve onunla bir arada yaşamanın formülüne ulaşacak. Ancak bunun için henüz zaman gelmedi” değerlendirmesinde bulundu.

Ali Laricani (AFP)
Ali Laricani (AFP)

Laricani, Kalibaf ve iktidar mücadelesi

2014 yılının sonlarına kadar İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başkanlığını yürüten Sawers, İran içinde bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığına dikkat çekerek, “İran rejiminin giderek daha fazla askeri bir karaktere büründüğüne, sivillerin ise dışlandığına ilişkin göstergeler var” dedi.İngiliz gazetesiyle yaptığı röportajda Sawers, “Muhammed Bakır Kalibaf konusunda büyük umutlarımız vardı ancak şu anda gelişmelerin merkezinde olmadığı açık” ifadesini kullandı.

Bu açıklamalar, son aylarda İran İslami Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın adının ABD ile yürütülen barış görüşmelerinde İran rejiminin baş müzakerecisi olarak birçok kez gündeme geldiği ve Kalibaf’ın müzakerelere bizzat katıldığı bir dönemde yapıldı.

Sawers, “Bu süreçte merkezi bir rol üstlenebilecek tek kişi Ali Laricani’ydi. Ancak İsrailliler onu kasıtlı olarak öldürdü. Çünkü Laricani’nin her iki tarafın da kabul edebileceği bir barış anlaşmasına varabilecek isim olduğunu düşünüyorlardı ve bu nedenle onu tehdit olarak görüyorlardı. Dolayısıyla bölgedeki durumun geleceği konusunda ciddi endişeler var” dedi. Eski İngiliz yetkili, mevcut durumun devam edeceğini öngörerek, “Bence bu durum birkaç ay daha sürecek. Ancak ekonomik baskılar belirli bir noktada İran rejimi üzerindeki etkilerini göstermeye başlayacak” diye konuştu.

Geniş çaplı tepkiler

Sawers’ın son günlerde yaptığı açıklamalar, Farsça yayın yapan medya kuruluşları ve sosyal medya platformlarında geniş yankı uyandırdı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığhabere göre öyle ki bazı çevreler, Laricani’nin en azından hayatının son döneminde İngiliz istihbarat servisiyle bağlantıları olmuş olabileceğine dair spekülasyonlarda bulundu.

Sawers’ın Kalibaf’ın karar alma mekanizmasının merkezinde yer almadığı yönündeki açıklamaları ile İran’da fiili karar alma sürecinde Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve diğer yapıların rolüne ilişkin değerlendirmeleri, rejim içindeki güç dengelerine dair yeni soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Sawers, 2000’li yılların ortalarında İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda siyasi direktör olarak görev yapmış ve o dönemde Avrupa üçlüsü olarak bilinen İngiltere, Fransa ve Almanya’nın İran’la yürüttüğü nükleer müzakerelere katılmıştı.

İran tarafında ise Ali Laricani, 2005-2007 yılları arasında Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri ve İran’ın baş nükleer müzakerecisi olarak görev yapmıştı.

Sawers, 2007 yılında bu görevinden ayrılarak New York’a geçti ve İngiltere’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi oldu.

Aynı yıl Laricani, dönemin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği ve nükleer müzakereleri yürütme görevlerinden istifa etti. Laricani’nin yerine Said Celili getirildi.

İki yıl sonra, 2009’da, Mahmud Ahmedinejad ile Mir Hüseyin Musevi arasında yaşanan ve tartışmalı sonuçlarıyla gündeme gelen İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç ay sonra Sawers, New York’taki görevinden Londra’ya dönerek İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başına geçti.

Sawers, 2014 yılına kadar beş yıl boyunca bu görevini sürdürdü.

İran’ın gücünün değerlendirilmesi

Sawers, Amerikalıların İran’ın direnme kapasitesini, İranlıların ise ABD’nin direnme kapasitesini yanlış değerlendirdiğini belirterek, “Bu nedenle şu anda bölgede yakın zamanda bir ilerleme sağlanması ihtimali bulunmuyor. Bunun nedenlerinden biri de İran’daki değişimler” dedi.

“İran’da bir tür halk ayaklanması görmeyi çok istesem de gerçek şu ki bunun bir benzeri bu yılın başında yaşandı. Rejim acımasızca müdahale etti ve buna karşılık kaç kişiyi öldürdüğünü bilmiyoruz; sayı muhtemelen binlerceydi. İç muhalefetin öncü gücü, yani sokaklardaki protestocular, kelimenin tam anlamıyla ortadan kaldırıldı” diyen Sawers, rejimin her türlü protesto belirtisini bastırma konusundaki kararlılığının çok yüksek olduğunu söyledi.

İran güvenlik güçlerinin Çin’in sağladığı gözetim teknolojilerinin de yardımıyla ülke içindeki durum üzerinde çok güçlü bir kontrol kurduğunu belirten Sawers, “Bu durum değişebilir. Eğer insanlar sofralarına yiyecek koyamaz hale gelir veya elektrik ve suya erişemez duruma düşerse tablo değişecektir. Ancak henüz bu aşamaya gelmedik” ifadelerini kullandı.

Amerikan yaklaşımı

ABD’nin uzun vadeli yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sawers, “Trump’ın bölgeden tamamen çekileceğini düşünmüyorum. Umman ile İran arasında Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin geçiş şartlarına ilişkin yürütülen görüşmeler gibi bazı müzakere imkanlarının bulunduğunu düşünüyorum. Bazı petrol tankerleri ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan gemilerin yeniden boğazdan geçmeye başladığını görmeye başladık. İranlılar bundan hoşlanmıyor ancak seçenekleri sınırlı. Bu nedenle bu boks maçında Amerikalıların puan üstünlüğü sağladığını düşünüyorum. İranlılar nasıl karşılık vereceklerine karar vermek zorunda. Uzun vadede ise Amerikalıların bölgedeki varlıklarını azaltmak isteyeceğini düşünüyorum” dedi.