ABD, altı aydır kilitlenen çatışmaların ardından dün geç saatlerde İran’a yeni bir saldırı dalgası başlattı. Tahran ise bölgedeki ABD hedefleri olduğunu belirttiği noktalara füze ve insansız hava araçları (İHA) fırlatarak karşılık verdi.
Askeri gerilimin devam etmesi veya Washington’ın İran ekonomisini çökertmeye yönelik kampanyasını sertleştirmesi halinde Tahran’ın başvurabileceği öne çıkan seçenekler şunlar:
Saldırıların kapsamının genişletilmesi
İran, savaşın patlak verdiği 28 Şubat’tan bu yana komşu ülkelerdeki hedeflere yönelik defalarca saldırı düzenledi. ABD kuvvetlerini ve tesislerini hedef aldığını belirten Tahran, kendisine yönelik askeri ve ekonomik baskılara katılan her tarafa ‘sarsıcı’ bir karşılık verme tehdidinde bulundu.
Tahran temel hedeflerinin ABD askeri noktaları olduğunu vurgulasa da bazı saldırılar enerji tesislerini ve diğer altyapıları da vurdu.

Petrol ve gaz tesislerine yönelik saldırıların genişlemesi enerji fiyatlarını daha da yukarı çekebilir. Bu durum, Başkan Donald Trump yönetimi üzerindeki siyasi ve ekonomik baskıları artırarak çatışmanın sonuçlarını kontrol altına almayı daha da zorlaştırabilir.
Ayrıca elektrik santralleri ve su arıtma tesisleri gibi kritik altyapıların hedef alınması, savaşın yol açtığı sivil ve ekonomik hasarın boyutunu büyütebilir.
Asimetrik savaşın genişlemesi
İran, müttefiki olan silahlı gruplar aracılığıyla baskıyı artırma seçeneğine de sahip. Nitekim Husilerin savaşa dahil olmasının yanı sıra Hizbullah ve Tahran yanlısı Iraklı gruplar da çatışmalarda yer aldı. Bu durum İran’a, misillemeyi yalnızca kendi nizami kuvvetleriyle sınırlı tutmak yerine saldırıları birden fazla cepheye yayma imkânı veriyor.
Bu yaklaşım, İran’ın yıllardır geliştirdiği asimetrik harp araçlarına dayanıyor. Söz konusu araçlar; füzeler, İHA’lar, hücumbotlar ve deniz mayınlarının yanı sıra İran toprakları dışından kuvvetlere veya deniz seyrüsefer rotalarına saldırabilecek silahlı grupları kapsıyor.
Yıpratma taktiği ve savaşı uzatma seçeneği
Tahran, kesin bir darbe vurmaya çalışmak yerine çatışmayı zamana yayma seçeneğine de oynayabilir. Nitekim Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üst düzey komutanlarından Muhammed Rıza Nakdi, ağustos ayında yaptığı açıklamada ABD’nin ‘stratejiden yoksun bir savaş’ yürüttüğünü belirterek, ‘savaşın Trump’ın görev süresinin sonuna kadar uzatılması’ ihtimalinden bahsetmişti.
Bu yaklaşım, İran’ın çatışma turları arasında kapasitesini yeniden inşa etmeye dayalı askeri söylemiyle de örtüşüyor. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf bu hafta yaptığı açıklamada, silahlı kuvvetlerin kapasitelerini yeniden inşa etmek için ‘her fırsatı’ değerlendirdiğini ve İran’ın önümüzdeki turlarda ‘niteliksel ve niceliksel olarak daha üstün’ olacağını söyledi.
Bu durum, İran’ın tercihini doğrudan bir çatışmada ABD2yi askeri olarak yenmeye çalışmak yerine, uzun süreli bir savaşın maliyetini Washington için artırma yönünde kullandığını güçlendiriyor.
Petrol akışının azaltılması
İran’ın petrol ihracatını aksatma yönündeki hamleleri, savaşın başından bu yana Tahran’ın en önemli baskı unsurlarından biri olmayı sürdürüyor.
Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, Tahran’ın ‘ekonomik savaş’ olarak adlandırdığı sürecin devam etmesi halinde petrol ihracatını durdurma tehdidinde bulunarak, gerek Hürmüz Boğazı üzerinden gerekse Arap Körfezi’nin herhangi bir noktasından ‘tek bir damla’ petrolün dahi ihraç edilmeyeceğini söyledi.
Bu bağlamda deniz seyrüseferini tehdit etmek ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimleri, İran’ın müzakere masasındaki elini güçlendirmek için kullandığı en kilit araçlar arasında yer alıyor. Rızai, İran’ın şartları kabul edilene kadar boğazın kapalı kalacağını belirtirken; Kalibaf ise İslamabad Mutabakat Zaptı kapsamındaki ‘ABD yükümlülükleri yerine getirilmediği sürece boğazın açılmayacağını’ duyurdu.
Kalibaf, Washington’ın taahhütlerini yerine getirmemesi halinde Tahran’ın ‘güç diliyle bu yükümlülükleri zorla uygulatacağını’ ifade ederek askeri baskı ile müzakere çıkışını bir arada sunan bir tutum sergiledi.
Son ABD saldırılarının ardından DMO tarafından yapılan açıklamada, söz konusu saldırıların Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasını ‘daha da kesinleştireceği’ belirtildi.
İran’ın gemilere yönelik saldırıları ve tehditleri, savaştan önce küresel enerji arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin büyük ölçüde durmasına ve boğazın neredeyse tamamen kapanmasına yol açtı.
Geçtiğimiz haftalarda bazı petrol tankerleri boğazdan geçmiş olsa da deniz taşımacılığı trafiği önceki seviyelerinin oldukça altında seyretmeye devam ediyor.
Son altı ay boyunca boğazdan geçmeye çalışan tankerlere yönelik füze, İHA ve hücumbot saldırıları petrol fiyatlarının defalarca yükselmesine neden oldu. Ekonomik etki yaratmak için İran’ın her bir gemiyi fiilen durdurması gerekmiyor. Savaş boyunca mayın, gemisavar füzeleri, İHA’lar ve hücumbotlardan oluşan kombine bir yöntem kullanan Tahran; nakliye ve sigorta şirketleri için riskleri artırırken ABD’yi de su yolunun güvenliğini sürekli olarak sağlamaya zorluyor.

Lark Adası saldırısının ardından yaşanan son çatışmalar, Washington’ın artık İran’ın boğaz çevresinde yeniden inşa ettiği mayın dökme kapasitelerini, radarları ve füze platformlarını da hedef aldığını gösteriyor. Bu durum, yeniden inşa ve ardından gelen saldırılardan oluşan kısır bir döngünün kapısını aralıyor.
Paralel bir kulvarda ise İran müttefiki Husiler, Babu’l Mendeb Boğazı’ndan geçen ticari gemilere düzenledikleri saldırılarla Kızıldeniz’deki deniz trafiğine kısıtlamalar getirdi.
Başlangıçta bu saldırılar deniz taşımacılığının yalnızca bir kısmını durdurabilmiş ve ağustos ortasına kadar gemilerin yarısından fazlası boğazdan geçmeye devam etmişti. Ancak artan riskler karşısında nakliye şirketleri daha sonra rotalarını Babu’l Mendeb’ten uzağa çevirmeye başladı.
Denizaltı kabloları
İran savaş boyunca, Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz altı kablolarının dijital ekonomi için bir zayıf nokta oluşturduğunu da ihsas ettirerek çatışmanın iletişim altyapısına sıçrayabileceği yönündeki endişeleri artırdı.
Boğaz, enerji sevkiyatındaki öneminin yanı sıra dijital bir darboğaz niteliği de taşıyor. Nitekim boğazın tabanından Hindistan ve Güneydoğu Asya’yı Ortadoğu ve Mısır üzerinden Avrupa’ya bağlayan fiber optik kablolar geçiyor.
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) verilerine göre küresel internet veri trafiğinin yaklaşık yüzde 99’u deniz altı kabloları üzerinden taşınıyor. Bu kablolar ayrıca ülkeler arası iletişimi sağlıyor, bulut hizmetlerini ve internet üzerinden yapılan haberleşmeyi destekliyor.
Uluslararası Kablo Koruma Komitesi (ICPC), deniz altı ağlarının uzunluğunda 2014-2025 yılları arasında yaşanan büyük artışa rağmen yıllık kablo arızası sayısının 150 ila 200 civarında kaldığını belirtti.

Arızaların yüzde 70 ila 80’i özellikle balıkçılık ve gemi demirleme gibi kazara meydana gelen insan faaliyetlerinden kaynaklansa da komite ve uzmanlar, devlet destekli sabotajların bu ağlar için risk oluşturmaya devam ettiğini vurguluyor.
Hürmüz’den geçen başlıca rotalar arasında; Güneydoğu Asya’yı Mısır üzerinden Avrupa’ya bağlayan Asia-Africa-Europe 1 (AAE-1) kablosu, Hindistan ve Sri Lanka’yı Ortadoğu, Sudan ve Mısır’a bağlayan FALCON ağı ve Gulf Bridge International (GBI) sistemi yer alıyor.
Bu ağlarda yaşanabilecek olası kasıtlı bir kesintinin etkilerinin, veri trafiği, iletişim ve dijital hizmetler özelinde bölge sınırlarını aşan bir boyuta ulaşabileceği belirtiliyor.
Bölge dışı saldırılar
Çoğu Batılı ülke İran’ın ana füze menzilinin dışında kalsa da DMO çatışmayı Ortadoğu dışına taşımak için kullanabileceği başka araçlara sahip.
Birleşik Krallık, İran’la bağlantılı siber korsanları küçük bir elektrik santralinde aksaklığa yol açmakla suçlarken, ABD’li yetkililer Tahran’ın Minnesota eyaletindeki su arıtma tesislerini hedef alan siber saldırıların arkasında muhtemelen yer aldığını öne sürdü. İran ise bu suçlamalar hakkında herhangi bir yorumda bulunmadı.

Batılı güvenlik birimleri ayrıca İran’ı Batı ülkelerinde saldırılar veya suikast girişimleri düzenlemek üzere yerel kişileri devşirmekle suçluyor; Tahran ise bu iddiaları reddediyor.
ABD’nin son saldırılarıyla birlikte İran; askeri hamlelerini genişletmek, petrol ve deniz trafiği üzerindeki baskıyı artırmak, dijital altyapıyı tehdit etmek ve bölge dışındaki siber veya dolaylı operasyonlara başvurmak arasında değişen bir dizi misilleme seçeneğine sahip bulunuyor.
Baskı altında müzakere kapısını açık tutmak
Tırmanma seçeneklerinin aksine Tahran, şartlı müzakere kapısını da açık bıraktı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’nin anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerine geri dönmesi halinde İslamabad Mutabakat Zaptı’nı derhal uygulamaya koyabileceklerini sundu.
Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çözümün ‘açık ve net’ olduğunu, bunun da Washington’ın yükümlülüklerine dönmesinden geçtiğini belirtirken; Kalibaf ise ABD’yi anlaşmayı uygulamaya ‘güç diliyle’ zorlamaya dayanan daha sert bir yaklaşım öne sürdü.
Hazine Bakanı Scott Bessent’in iki gün önce yaptırımların amacının tam olarak ‘İran’ı müzakere masasına oturmaya istekli kılacak koşulları yaratmak’ olduğunu açıklamasının ardından, Trump’ın İran’ı müzakere masasına oturtmaya çalışmadığını belirten yeni demeci, bu noktada belirgin bir çelişki oluşturuyor.






