İran’ın ABD ile yeniden başlayan savaşa karşı verebileceği yanıt seçenekleri neler?

ABD birlikleri, Ortadoğu’daki operasyonları desteklemek amacıyla bölgesel sularda seyreden USS George Washington uçak gemisinde gece uçuş operasyonları gerçekleştiriyor. (CENTCOM)
ABD birlikleri, Ortadoğu’daki operasyonları desteklemek amacıyla bölgesel sularda seyreden USS George Washington uçak gemisinde gece uçuş operasyonları gerçekleştiriyor. (CENTCOM)
TT

İran’ın ABD ile yeniden başlayan savaşa karşı verebileceği yanıt seçenekleri neler?

ABD birlikleri, Ortadoğu’daki operasyonları desteklemek amacıyla bölgesel sularda seyreden USS George Washington uçak gemisinde gece uçuş operasyonları gerçekleştiriyor. (CENTCOM)
ABD birlikleri, Ortadoğu’daki operasyonları desteklemek amacıyla bölgesel sularda seyreden USS George Washington uçak gemisinde gece uçuş operasyonları gerçekleştiriyor. (CENTCOM)

ABD, altı aydır kilitlenen çatışmaların ardından dün geç saatlerde İran’a yeni bir saldırı dalgası başlattı. Tahran ise bölgedeki ABD hedefleri olduğunu belirttiği noktalara füze ve insansız hava araçları (İHA) fırlatarak karşılık verdi.

Askeri gerilimin devam etmesi veya Washington’ın İran ekonomisini çökertmeye yönelik kampanyasını sertleştirmesi halinde Tahran’ın başvurabileceği öne çıkan seçenekler şunlar:

Saldırıların kapsamının genişletilmesi

İran, savaşın patlak verdiği 28 Şubat’tan bu yana komşu ülkelerdeki hedeflere yönelik defalarca saldırı düzenledi. ABD kuvvetlerini ve tesislerini hedef aldığını belirten Tahran, kendisine yönelik askeri ve ekonomik baskılara katılan her tarafa ‘sarsıcı’ bir karşılık verme tehdidinde bulundu.

Tahran temel hedeflerinin ABD askeri noktaları olduğunu vurgulasa da bazı saldırılar enerji tesislerini ve diğer altyapıları da vurdu.

csdfvegb
Umman’ın Musandam bölgesinden görülen, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Reuters)

Petrol ve gaz tesislerine yönelik saldırıların genişlemesi enerji fiyatlarını daha da yukarı çekebilir. Bu durum, Başkan Donald Trump yönetimi üzerindeki siyasi ve ekonomik baskıları artırarak çatışmanın sonuçlarını kontrol altına almayı daha da zorlaştırabilir.

Ayrıca elektrik santralleri ve su arıtma tesisleri gibi kritik altyapıların hedef alınması, savaşın yol açtığı sivil ve ekonomik hasarın boyutunu büyütebilir.

Asimetrik savaşın genişlemesi

İran, müttefiki olan silahlı gruplar aracılığıyla baskıyı artırma seçeneğine de sahip. Nitekim Husilerin savaşa dahil olmasının yanı sıra Hizbullah ve Tahran yanlısı Iraklı gruplar da çatışmalarda yer aldı. Bu durum İran’a, misillemeyi yalnızca kendi nizami kuvvetleriyle sınırlı tutmak yerine saldırıları birden fazla cepheye yayma imkânı veriyor.

Bu yaklaşım, İran’ın yıllardır geliştirdiği asimetrik harp araçlarına dayanıyor. Söz konusu araçlar; füzeler, İHA’lar, hücumbotlar ve deniz mayınlarının yanı sıra İran toprakları dışından kuvvetlere veya deniz seyrüsefer rotalarına saldırabilecek silahlı grupları kapsıyor.

Yıpratma taktiği ve savaşı uzatma seçeneği

Tahran, kesin bir darbe vurmaya çalışmak yerine çatışmayı zamana yayma seçeneğine de oynayabilir. Nitekim Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üst düzey komutanlarından Muhammed Rıza Nakdi, ağustos ayında yaptığı açıklamada ABD’nin ‘stratejiden yoksun bir savaş’ yürüttüğünü belirterek, ‘savaşın Trump’ın görev süresinin sonuna kadar uzatılması’ ihtimalinden bahsetmişti.

Bu yaklaşım, İran’ın çatışma turları arasında kapasitesini yeniden inşa etmeye dayalı askeri söylemiyle de örtüşüyor. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf bu hafta yaptığı açıklamada, silahlı kuvvetlerin kapasitelerini yeniden inşa etmek için ‘her fırsatı’ değerlendirdiğini ve İran’ın önümüzdeki turlarda ‘niteliksel ve niceliksel olarak daha üstün’ olacağını söyledi.

Bu durum, İran’ın tercihini doğrudan bir çatışmada ABD2yi askeri olarak yenmeye çalışmak yerine, uzun süreli bir savaşın maliyetini Washington için artırma yönünde kullandığını güçlendiriyor.

Petrol akışının azaltılması

İran’ın petrol ihracatını aksatma yönündeki hamleleri, savaşın başından bu yana Tahran’ın en önemli baskı unsurlarından biri olmayı sürdürüyor.

Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, Tahran’ın ‘ekonomik savaş’ olarak adlandırdığı sürecin devam etmesi halinde petrol ihracatını durdurma tehdidinde bulunarak, gerek Hürmüz Boğazı üzerinden gerekse Arap Körfezi’nin herhangi bir noktasından ‘tek bir damla’ petrolün dahi ihraç edilmeyeceğini söyledi.

Bu bağlamda deniz seyrüseferini tehdit etmek ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimleri, İran’ın müzakere masasındaki elini güçlendirmek için kullandığı en kilit araçlar arasında yer alıyor. Rızai, İran’ın şartları kabul edilene kadar boğazın kapalı kalacağını belirtirken; Kalibaf ise İslamabad Mutabakat Zaptı kapsamındaki ‘ABD yükümlülükleri yerine getirilmediği sürece boğazın açılmayacağını’ duyurdu.

Kalibaf, Washington’ın taahhütlerini yerine getirmemesi halinde Tahran’ın ‘güç diliyle bu yükümlülükleri zorla uygulatacağını’ ifade ederek askeri baskı ile müzakere çıkışını bir arada sunan bir tutum sergiledi.

Son ABD saldırılarının ardından DMO tarafından yapılan açıklamada, söz konusu saldırıların Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasını ‘daha da kesinleştireceği’ belirtildi.

İran’ın gemilere yönelik saldırıları ve tehditleri, savaştan önce küresel enerji arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin büyük ölçüde durmasına ve boğazın neredeyse tamamen kapanmasına yol açtı.

Geçtiğimiz haftalarda bazı petrol tankerleri boğazdan geçmiş olsa da deniz taşımacılığı trafiği önceki seviyelerinin oldukça altında seyretmeye devam ediyor.

Son altı ay boyunca boğazdan geçmeye çalışan tankerlere yönelik füze, İHA ve hücumbot saldırıları petrol fiyatlarının defalarca yükselmesine neden oldu. Ekonomik etki yaratmak için İran’ın her bir gemiyi fiilen durdurması gerekmiyor. Savaş boyunca mayın, gemisavar füzeleri, İHA’lar ve hücumbotlardan oluşan kombine bir yöntem kullanan Tahran; nakliye ve sigorta şirketleri için riskleri artırırken ABD’yi de su yolunun güvenliğini sürekli olarak sağlamaya zorluyor.

dfvbfgb
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, 2 Eylül 2026 (Reuters)

Lark Adası saldırısının ardından yaşanan son çatışmalar, Washington’ın artık İran’ın boğaz çevresinde yeniden inşa ettiği mayın dökme kapasitelerini, radarları ve füze platformlarını da hedef aldığını gösteriyor. Bu durum, yeniden inşa ve ardından gelen saldırılardan oluşan kısır bir döngünün kapısını aralıyor.

Paralel bir kulvarda ise İran müttefiki Husiler, Babu’l Mendeb Boğazı’ndan geçen ticari gemilere düzenledikleri saldırılarla Kızıldeniz’deki deniz trafiğine kısıtlamalar getirdi.

Başlangıçta bu saldırılar deniz taşımacılığının yalnızca bir kısmını durdurabilmiş ve ağustos ortasına kadar gemilerin yarısından fazlası boğazdan geçmeye devam etmişti. Ancak artan riskler karşısında nakliye şirketleri daha sonra rotalarını Babu’l Mendeb’ten uzağa çevirmeye başladı.

Denizaltı kabloları

İran savaş boyunca, Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz altı kablolarının dijital ekonomi için bir zayıf nokta oluşturduğunu da ihsas ettirerek çatışmanın iletişim altyapısına sıçrayabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Boğaz, enerji sevkiyatındaki öneminin yanı sıra dijital bir darboğaz niteliği de taşıyor. Nitekim boğazın tabanından Hindistan ve Güneydoğu Asya’yı Ortadoğu ve Mısır üzerinden Avrupa’ya bağlayan fiber optik kablolar geçiyor.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) verilerine göre küresel internet veri trafiğinin yaklaşık yüzde 99’u deniz altı kabloları üzerinden taşınıyor. Bu kablolar ayrıca ülkeler arası iletişimi sağlıyor, bulut hizmetlerini ve internet üzerinden yapılan haberleşmeyi destekliyor.

Uluslararası Kablo Koruma Komitesi (ICPC), deniz altı ağlarının uzunluğunda 2014-2025 yılları arasında yaşanan büyük artışa rağmen yıllık kablo arızası sayısının 150 ila 200 civarında kaldığını belirtti.

srtbh
Tahran’ın güneyinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın resminin yer aldığı ABD karşıtı bir propaganda afişinin önünden geçen İranlılar, 24 Ağustos 2026 (AP)

Arızaların yüzde 70 ila 80’i özellikle balıkçılık ve gemi demirleme gibi kazara meydana gelen insan faaliyetlerinden kaynaklansa da komite ve uzmanlar, devlet destekli sabotajların bu ağlar için risk oluşturmaya devam ettiğini vurguluyor.

Hürmüz’den geçen başlıca rotalar arasında; Güneydoğu Asya’yı Mısır üzerinden Avrupa’ya bağlayan Asia-Africa-Europe 1 (AAE-1) kablosu, Hindistan ve Sri Lanka’yı Ortadoğu, Sudan ve Mısır’a bağlayan FALCON ağı ve Gulf Bridge International (GBI) sistemi yer alıyor.

Bu ağlarda yaşanabilecek olası kasıtlı bir kesintinin etkilerinin, veri trafiği, iletişim ve dijital hizmetler özelinde bölge sınırlarını aşan bir boyuta ulaşabileceği belirtiliyor.

Bölge dışı saldırılar

Çoğu Batılı ülke İran’ın ana füze menzilinin dışında kalsa da DMO çatışmayı Ortadoğu dışına taşımak için kullanabileceği başka araçlara sahip.

Birleşik Krallık, İran’la bağlantılı siber korsanları küçük bir elektrik santralinde aksaklığa yol açmakla suçlarken, ABD’li yetkililer Tahran’ın Minnesota eyaletindeki su arıtma tesislerini hedef alan siber saldırıların arkasında muhtemelen yer aldığını öne sürdü. İran ise bu suçlamalar hakkında herhangi bir yorumda bulunmadı.

csdffrtb
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında ABD Başkanı Donald Trump’ın resminin yer aldığı bir afiş (Reuters)

Batılı güvenlik birimleri ayrıca İran’ı Batı ülkelerinde saldırılar veya suikast girişimleri düzenlemek üzere yerel kişileri devşirmekle suçluyor; Tahran ise bu iddiaları reddediyor.

ABD’nin son saldırılarıyla birlikte İran; askeri hamlelerini genişletmek, petrol ve deniz trafiği üzerindeki baskıyı artırmak, dijital altyapıyı tehdit etmek ve bölge dışındaki siber veya dolaylı operasyonlara başvurmak arasında değişen bir dizi misilleme seçeneğine sahip bulunuyor.

Baskı altında müzakere kapısını açık tutmak

Tırmanma seçeneklerinin aksine Tahran, şartlı müzakere kapısını da açık bıraktı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’nin anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerine geri dönmesi halinde İslamabad Mutabakat Zaptı’nı derhal uygulamaya koyabileceklerini sundu.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çözümün ‘açık ve net’ olduğunu, bunun da Washington’ın yükümlülüklerine dönmesinden geçtiğini belirtirken; Kalibaf ise ABD’yi anlaşmayı uygulamaya ‘güç diliyle’ zorlamaya dayanan daha sert bir yaklaşım öne sürdü.

Hazine Bakanı Scott Bessent’in iki gün önce yaptırımların amacının tam olarak ‘İran’ı müzakere masasına oturmaya istekli kılacak koşulları yaratmak’ olduğunu açıklamasının ardından, Trump’ın İran’ı müzakere masasına oturtmaya çalışmadığını belirten yeni demeci, bu noktada belirgin bir çelişki oluşturuyor.



Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
TT

Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)

ABD yönetimi içinde İran’a karşı geniş çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyor. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yeni saldırılar düzenlenmesini savunurken Başkan Donald Trump’ın danışmanlarının çoğu ekonomik baskının ve yaptırımların sürdürülmesinden yana.

Görüş ayrılığı, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun geçen hafta gerçekleştirdikleri temaslarda İran’ın askerî hedeflerini ve nükleer tesislerini hedef alan ortak bir ABD-İsrail operasyonu ihtimalini ele aldıklarına ilişkin haberlerin ardından gündeme geldi. Görüşmeler hakkında bilgi sahibi ABD’li ve İsrailli yetkililer ile bir başka kaynak, bu olasılığın değerlendirildiğini belirtti.

Netanyahu, bugün çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’ın İsrail açısından oluşturduğu tehlikelere ilişkin uyarılarını yineledi. İsrail ordu radyosuna konuşan Netanyahu, “İran’ın kolları bu günlerde füze fırlatmaya ve saldırı operasyonları düzenlemeye çalışıyor” dedi.

fbg
ABD Başkanı Donald Trump, salı günü Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına doğru ilerlerken (AP)

Netanyahu, seçimler öncesinde mevcut aşamada Tahran’a önleyici saldırı düzenlenmesine karşı olduğunu öne sürdü. “Bana göre bu zamanlama bizim için uygun değil” diyen Netanyahu, önümüzdeki iki yıl içinde Hamas’ı ve Hizbullah’ı ortadan kaldıracağını, İran rejimini ise devireceğini savundu.

Askerî çatışmaya dönüş seçeneği masada

Görüşmeler, Trump’ın İsrail’deki seçimlerden bir hafta sonra yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde İran’a saldırmayacağını açıklamasına rağmen askerî tırmanış seçeneğinin hâlâ gündemde olduğunu gösteriyor.

ABD’li bir yetkili, Netanyahu’nun tutumuna ilişkin değerlendirmesinde İsrail Başbakanı’nın çatışmaya yeniden dönmek istiyor gibi göründüğünü söyledi. Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya hazırlık yapabileceğini ifade ettiğini ancak saldırı düzenleneceğine ilişkin somut bir taahhütte bulunmadığını belirtti.

dfg
İranlı bir kadın, 14 Ekim 2026’da Tahran sokaklarından birinde İran bayrağının yer aldığı bir tabelanın yanından geçiyor (AP)

Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya “Buyur, hazırlan” dediğini aktardı. Bu ifadenin hemen harekete geçmek ya da daha sonraki bir tarihte hazırlık yapmak anlamına gelebileceğini belirten yetkili, operasyonun hiçbir zaman gerçekleştirilmemesi ihtimalinin de bulunduğunu kaydetti.

Buna karşılık Beyaz Saray’dan bir yetkili, Trump ile Netanyahu’nun savaşı yeniden başlatmayı görüştüklerine ilişkin haberlerin doğru olmadığını söyledi. Yetkili, ABD Başkanı’nın ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacağını belirtti.

Netanyahu’nun ofisi ise başbakanın Trump ve yönetiminin üst düzey yetkilileriyle düzenli temaslarda bulunduğunu, ancak görüşmelerin içeriğine ilişkin yorum yapmayacağını açıkladı.

Tırmanışın zamanlaması konusunda görüş ayrılığı

Kaynaklara göre Trump başlangıçta saldırıların yeniden başlatılmasına daha sıcak bakarken zamanla daha tereddütlü bir tutum sergilemeye başladı. ABD’li bir yetkili, yönetim içinde bir sonraki adım konusunda farklı görüşler bulunması nedeniyle Trump’ın askerî seçeneği desteklemek ile bundan vazgeçmek arasında gidip geldiğini söyledi.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynağa göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve CENTCOM, saldırıların yeniden başlatılmasını en güçlü biçimde savunan isimler ve kurumlar arasında yer alıyor. Buna karşılık Trump’ın danışmanlarının çoğu, ekonomik yaptırımların ve diğer baskı araçlarının sürdürülmesini tercih ediyor. Bu çevreler, söz konusu politikanın giderek daha fazla sonuç verdiğini düşünüyor.

ABD’li bir yetkili, bu yaklaşımı şu sözlerle ifade etti:

“Ekonomik boğmanın giderek daha iyi sonuç verdiğini söylüyorlar. Öyleyse bu politikayı sürdürelim.”

Görüş ayrılığı, Tahran’la mücadelenin yönetilmesinde iki farklı seçeneği öne çıkarıyor. Bunlardan ilki İran’ın askerî ve nükleer kapasitesini hedef alan yeni bir askerî tırmanış, diğeri ise yeni bir savaş turuna girmeden Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla ekonomik baskının sürdürülmesi.

ghj
İranlılar, 14 Ekim 2026’da Tahran’daki Vanak Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden araçlarıyla geçiyor (AP)

Askerî hazırlıkların devam etmesi, çatışmaların yeniden başlatılmasına ilişkin kesin bir karar alındığı anlamına gelmiyor. Kaynaklara göre ABD ve İsrail orduları teyakkuz durumunu koruyor ve Trump’ın tutumunu değiştirmesi ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyor.

İran’ın nükleer programını yeniden inşa etmesinden endişe ediliyor

İsrail, İran’ın nükleer programının çeşitli bileşenlerini yeniden inşa etmeye yönelik adımlar attığına işaret eden ve endişe yaratan istihbarat bulguları elde ettiğini öne sürüyor. Netanyahu’nun son temaslarında bu bilgileri Trump’a aktardığı belirtiliyor.

Görüşmelere ilişkin bilgilere göre İsrail, özellikle İran’ın Kuh-ı Tığ adlı tesisi uranyum zenginleştirmek amacıyla kullanma ihtimalinden endişe duyuyor.

Trump yönetiminin üst düzey üyeleri, savaşta atılacak sonraki adımları ve saldırıların yeniden başlatılması ihtimalini görüşmek üzere 2 Ekim’de Camp David’de saatler süren bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantı, askerî seçeneklerin ABD yönetiminin en üst düzeyinde değerlendirilmeye devam ettiğini gösterdi.

Görüşmeler yalnızca nükleer tesislerle sınırlı kalmadı. Kaynaklara göre İran’ın askerî hedeflerini de kapsayacak ortak bir operasyon ihtimali ele alındı.

Söz konusu istihbarat endişelerinin yakın zamanda bir askerî karara yol açıp açmayacağı ya da devam eden müzakerelerde Tahran üzerindeki baskıyı artırmak için kullanılıp kullanılmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.

Görüşmelerin zamanlaması, siyasi açıdan da hassasiyet taşıyor. İsrail’de seçimler 27 Ekim’de, ABD’deki ara seçimlerden bir hafta önce yapılacak. Bu nedenle geniş çaplı çatışmaların yeniden başlaması, her iki ülkedeki seçmenlerin tercihlerini etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Kaynakların aktardığı değerlendirmelere göre yeni bir saldırı, İran’ın İsrail’e yüzlerce balistik füze fırlatmasına yol açabilir. Böyle bir gelişme çatışmayı genişletebilir ve İsrail’deki seçimlerin zamanlamasını da etkileyebilir.

Müzakereler henüz çıkmaza girmiş değil

Askerî hazırlıklar sürerken diplomatik girişimler de devam ediyor. Bununla birlikte bir anlaşmaya varılması ihtimali henüz belirsizliğini koruyor.

Katar arabulucuları, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve nükleer program konusunda tavizler verilmesini öngören ABD’nin son karşı önerisine İran’ın yanıtını bekliyor.

yju
ABD Başkanı Donald Trump’ın Rus dizeli satın alınmasına yönelik duyurduğu anlaşma, ABD’de tepkiyle karşılandı (Reuters)

ABD’li bir yetkili, müzakerelerin tamamen sona ermediğini ancak somut bir ilerleme de kaydedilmediğini söyledi. Washington’un baskıyı artırmayı sürdürdüğünü belirten yetkili, İran içinde uzlaşmaya daha açık seslerin ağırlık kazanacağı beklentisiyle hareket edildiğini ifade etti.

Yetkili, Tahran’ın savaşın yarattığı baskı ve yaklaşan ABD ara seçimleri nedeniyle Trump’ın geri adım atacağını düşündüğünü belirtti. Ancak Trump’ın İranlılara bu hesaplamanın yanlış olduğunu gösterdiğini savundu.

Trump, salı günü İran’a yönelik eleştirilerini yineleyerek ülkeyi “başarısız bir devlet” olarak nitelendirmiş ve Washington’un İran konusunda “çok yakında” bir karar vereceğini söylemişti.


ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
TT

ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)

ABD’li federal savcılar dün, Kuzey Kore’nin uzaktan bilgi teknolojileri alanında çalışarak gelir elde etmeyi amaçladığı öne sürülen bir planın ortaya çıkarılması kapsamında iki kişinin gözaltına alındığını ve 180’den fazla bilgisayara el konulduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre ABD Adalet Bakanlığı, Teksas eyaletinde dizüstü bilgisayar çiftlikleri olarak kullanıldığından şüphelenilen 40’tan fazla adrese baskın düzenlendiğini bildirdi. Söz konusu tesislerin, Amerikalı işverenleri Kuzey Kore vatandaşlarını işe almaya ikna ederek, Pyongyang’a 3 milyon dolardan fazla gelir sağladığı belirtildi.

Ohio ve Pensilvanya eyaletlerinde kara para aklama ve kimlik hırsızlığı suçlamalarıyla iki ABD vatandaşı gözaltına alınırken, operasyon kapsamında 14 kişi hakkında daha suçlamada bulunuldu. Şüphelilerden 10’unun Çin’de yaşadığı bildirildi.

Ulusal Güvenlikten Sorumlu Başsavcı Yardımcısı John Eisenberg, “Kuzey Kore rejimi, yasa dışı faaliyetler için gelir elde etmek amacıyla geniş çaplı bilgi teknolojileri istihdam programlarından yararlanıyor. Bu faaliyetlerden sağlanan gelir, nihayetinde ABD’yi veya müttefiklerini hedef alabilecek silahların geliştirilmesinde kullanılabiliyor” dedi.

Bu olay, Kuzey Kore hükümetine yasa dışı gelir sağladığından şüphelenilen ve ABD’de faaliyet gösteren “dizüstü bilgisayar çiftliklerine” yönelik bir dizi kolluk kuvveti operasyonunun son halkasını oluşturuyor. Bu tesislerde çok sayıda bilgisayar bulunuyor ve söz konusu cihazlar yasa dışı gelir elde etmek amacıyla kullanılıyor.

Nisan ayında da iki ABD vatandaşı, yurt dışındaki kişilerin, özellikle Kuzey Korelilerin, uzaktan bağlanarak kendilerini ABD’de ikamet eden bilgi teknolojileri uzmanları gibi tanıtmalarına olanak sağlayan benzer tesisler kurdukları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılmıştı.


İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
TT

İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)

İngiltere İç İstihbarat Servisi MI5 Başkanı Ken McCallum dün yaptığı açıklamada, İran’ın askeri tesisler gibi korunaklı hedeflere yönelik girişimlerini yoğunlaştırdığını, Rusya’nın ise Ukrayna’nın müttefiklerine karşı hibrit savaşını tırmandırdığını belirtti. McCallum, Tahran’ın İngiltere’deki operasyonlarının kapsamını genişletmeye çalıştığını ve geleneksel olarak hedef aldığı İranlı muhaliflerin ötesine geçmeyi amaçladığını ifade etti. İngiliz makamları, İran’ı vekilleri aracılığıyla Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik kundaklama ve sabotaj saldırılarının arkasında olmakla suçluyor. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre İngiliz yetkililer bu iddiaları soruşturuyor.

McCallum, İngiltere’nin karşı karşıya olduğu çok sayıda tehdidi ele aldığı yıllık konuşmasında, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin en büyük endişelerden birinin teröristlerin biyolojik silah geliştirmesine, hatta yeni hastalık etkenleri üretmesine imkân sağlaması olduğunu söyledi.

İngiltere’nin, 25 yıl önceki 11 Eylül saldırılarının yarattığı değişim ölçüsünde bir dönüşümün yaşandığı “yeni bir ulusal güvenlik dönemiyle” karşı karşıya olduğunu belirten McCallum, tehditlerin “kundaklama, sabotaj, siber saldırılar, zorlama ve şiddetten” başlayarak “ergenlerin yatak odalarında algoritmalar aracılığıyla maruz kaldıkları içeriklere” kadar uzandığını ifade etti.

Tehditler dört katına çıktı

McCallum, yabancı devletlerle bağlantılı tehditlerin son 10 yılda dört katına çıktığını belirterek, başta Rusya, İran ve Çin kaynaklı tehditlerle mücadele etmek için yürütülen çalışmalara dikkat çekti. MI5’ın bu tehditlerle mücadeleye ayırdığı kaynakların Soğuk Savaş dönemindekinden daha fazla olduğunu kaydetti.

scdfgth
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında İran ve Rusya kaynaklı tehditlerin arttığı uyarısında bulundu (Reuters)

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’ın, ABD bombardıman uçaklarının İran’a yönelik saldırılarda kullandığı İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Fairford Üssü’nü hedef aldığı şüphesi bulunan bir planın arkasında olmasının “son derece muhtemel” olduğunu söylemişti. Olayın ardından güvenlik önlemleri artırılmış, ABD Başkanı Donald Trump da üsten bazı uçakların çekilmesi talimatını vermişti.

Burnham, söz konusu planın “neredeyse kesin olarak” İran Devrim Muhafızları tarafından yönlendirildiğini belirtti. Açıklama, 27 Eylül’de İngiltere’nin batısındaki Fairford Üssü yakınlarında yaşanan olaya ilişkin yapıldı. Olay sırasında onlarca kişi evlerinden tahliye edilirken, bölgeye silahlı polisler ve orduya bağlı bomba imha uzmanları sevk edildi.

Polis, daha sonra olay yerindeki üç küçük kamyonda benzin bulunduğunu, ancak patlayıcıya rastlanmadığını açıkladı. Yirmili yaşlarındaki yedi erkek gözaltına alındı. Şüpheliler, soruşturma devam ederken kefaletle serbest bırakıldı.

Associated Press (AP), Trump yönetiminin üssün, mümkün olduğunca fazla sayıda ABD askerini öldürmeyi ve Amerikan uçaklarını imha etmeyi amaçlayan İran kaynaklı tehditlerle karşı karşıya kaldığına inandığını bildirdi. Ancak İngiliz yetkililer bu değerlendirmeleri doğrulamadı.

Tahran yönetimi, Fairford olayına karıştığı yönündeki suçlamaları reddetti. İran, İngiltere’de düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını da kabul etmiyor. İngiliz makamları ise İran’ı yıllardır İranlı muhaliflere yönelik suikast planları ve girişimlerinin yanı sıra, İsrail ve Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik faaliyetlerle ilişkilendiriyor.

İran daha önce, topraklarına yönelik saldırılarda kullanılan her türlü askerî üssü meşru hedef olarak gördüğünü açıklamıştı. Rusya da İngiltere ve diğer Batılı ülkelerde düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını reddediyor. Buna karşın McCallum, Rusya’yı hâlâ “başlıca saldırgan” olarak nitelendirdi.

İran bağlantılı soruşturmalarda onlarca gözaltı

McCallum, devam eden soruşturma nedeniyle Fairford olayı hakkında yorum yapamayacağını söyledi. Ancak İran’ın bu yıl, askerî tesisler gibi daha sıkı korunan yerleri hedef alma konusundaki “niyetlerinde önemli bir değişim” yaşandığına dikkat çekti.

McCallum, “Fairford Üssü olayı münferit değil. Yalnızca İngiltere’de değil, dünyanın farklı yerlerinde de benzer örnekler gördük” ifadelerini kullandı.

dfergth
İngiliz polisleri, Fairford Hava Üssü çevresinde (Reuters)

İran bağlantılı operasyonlar kapsamında geçen yıl 50’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıklayan McCallum, İran’ın patlayıcı yüklü insansız hava araçları (SİHA) kullanarak karmaşık saldırılar düzenleme kapasitesine ilişkin bir soruya da ycevap verdi.

McCallum, İran’ın bu alandaki kapasitesinin İngiltere’de operasyonlarını yürütmek için kullandığı suç örgütlerinin ve vekil unsurların gelişmişlik düzeyiyle sınırlı olduğunu söyledi.

“İngiltere’de son yıllarda fiilen gördüklerimize dayanarak, bu unsurların kapasitesi söz konusu seviyeye hiçbir şekilde yaklaşmış değil” diyen McCallum, buna karşın İran Devrim Muhafızlarının, İran’a daha yakın ülkelerde geleneksel ve hibrit yöntemleri daha saldırgan ve gelişmiş biçimlerde kullanma konusunda kayda değer deneyime sahip olduğunu vurguladı.

Rusya’nın hibrit saldırıları

McCallum, diğer Avrupa istihbarat servislerinin Rusya’nın geleneksel askerî çatışma eşiğinin altında kalan taktikler kullandığı yönündeki uyarılarını yineledi.

Bu kapsamda Almanya’daki Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı yüklü bir SİHA aracıyla kargo uçağını hedef alma girişimini ve Polonya’nın enerji altyapısına yönelik siber saldırıyı örnek gösterdi.

Rusya’nın, “geleneksel çatışma düzeyinin altında kalan, ancak zaman zaman bu sınıra oldukça yaklaşan” taktikler kullandığını söyleyen McCallum, şu ifadeleri kullandı:

“Rus saldırganların, Ukrayna’daki askerî ilerlemeleri sınırlı kalırken ve korkunç derecede ağır maliyetlere yol açarken, diğer Avrupa ülkelerinde istikrarsızlık yaratmaya çalışması tesadüf değil.”

Rusya, ağustos ayında Leipzig Havalimanı’nda yaşanan olayla ilgili Almanya’nın suçlamalarını reddederek, iddiaları “tamamen uydurma” olarak nitelendirmişti.

Yapay zekâ tehditleri artırıyor

Yapay zekâ konusuna da değinen McCallum, bu teknolojinin siber güvenlik alanında saldırganlarla savunma tarafı arasındaki rekabeti büyük ölçüde yoğunlaştırdığını söyledi.

Terör örgütlerinin keşif, saldırı planlama ve uygulama yöntemlerini geliştirmek için yapay zekâdan yararlandığını belirten McCallum, yapay zekâ destekli İHA’ların kullanımına da dikkat çekti.

McCallum, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin henüz gerçekleşmemiş en endişe verici senaryonun, mevcut biyolojik silahların oluşturduğu risklerin niteliğini değiştirmesi veya yeni biyolojik silahların geliştirilmesini mümkün kılması olduğunu ifade etti. Bu konunun kendisi ve çalışma arkadaşları tarafından “özel bir dikkatle” ele alındığını belirterek, risklerin gerçek olduğunu vurguladı.

sdfghyju
MI5 Başkanı’nın 13 Ekim’de Londra’da düzenlediği yıllık basın toplantısından bir görüntü (AP)

Londra’daki MI5 merkezinde yaptığı konuşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan McCallum, terör örgütlerinin kimyasal, biyolojik veya radyolojik silahlara sahip olmayı güçlü biçimde arzuladığını, ancak bu silahları elde etmekte ciddi zorluklarla karşılaştığını söyledi.

Yapay zekâyla bağlantılı iki temel tehlikeye dikkat çeken McCallum, ilk riskin tehlikeli bilgilerin, bu bilgilere sahip olmaması tercih edilecek kişilerin eline geçmesi olduğunu belirtti.

İkinci riskin ise yapay zekânın daha önce bilinmeyen yeni hastalık etkenleri geliştirebilmesi olduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre McCallum, hızla gelişen bu teknolojiden kaynaklanan riskleri önceden değerlendirmek amacıyla MI5 bünyesinde yeni bir Yapay Zekâ Tehditlerini Değerlendirme Merkezi kurulduğunu açıkladı.

McCallum, “İnsanlık tarihinde bugüne kadar kendisinden daha zeki, düşünme konusunda insanı geride bırakabilecek bir varlıkla karşılaşmadı. Bu gerçekten emsalsiz bir durum ve iç istihbarat servisi de dâhil olmak üzere, hak ettiği ciddiyetle ele alınmayı gerektiriyor” değerlendirmesinde bulundu.