Kemal Allam
Şubat 1989’da Sovyet ordusunun son askeri, Amu Derya Nehri üzerindeki Dostluk Köprüsü’nü geçerek Sovyet Özbekistanı’na döndüğünde, o kuşağın çocuklarının Rusların Afganistan’a yeniden dönüşüne tanıklık edeceğini kimse tahmin etmiyordu. Özellikle de bazı çevrelerin Sovyetler Birliği’nin çöküşünü, sonuçsuz kalan Afganistan savaşına girme yönünde felaket niteliğindeki kararına bağladığı düşünüldüğünde... Bu durum, The Wall Street Journal gibi gazetelerin, mücahit komutan Ahmed Şah Mesud’u “Soğuk Savaş’ı kazanan Afgan” olarak nitelendirmesine yol açmıştı.
Bugün Ruslar Afganistan’a geri döndü ve hızla Taliban yönetiminin en büyük askerî ve diplomatik destekçisi hâline geliyor. Nitekim Taliban yönetimini Afganistan’ın meşru hükümeti olarak resmen tanıyan dünyadaki tek başkent Moskova. Rusya ayrıca İran’daki savaşı, Afganistan’ın İran-Çin ekseniyle bağlarını güçlendirmek için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Moskova, ABD ve NATO karşısında dayandığı bu ekseni pekiştirmeyi hedefliyor. Bunun yanı sıra Orta Asya cumhuriyetleri üzerindeki nüfuzunu kullanarak Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan’ı Afganistan’daki yatırımlarını artırmaya ve Taliban yönetimiyle iş birliğini genişletmeye yönlendiriyor.
O dönemde genç bir Sovyet istihbarat subayı olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi isimler açısından Afganistan, tarihî aşağılanmanın zirvesini temsil ediyordu. Bugün ise Rusya Ukrayna’da savaşırken, dünyanın geri kalanı Gazze ve Körfez’deki gelişmelere odaklanmış durumda. Bu sırada Rus ordusu sessizce Afganistan’a geri döndü ve Kabil güçlerinin eğitilmesi ve donatılması amacıyla iktidardaki Taliban yönetimiyle yeni bir savunma anlaşması imzaladı. Moskova, Taliban’ı Afganistan’ın meşru hükümeti olarak resmen tanıyan tek başkent olma özelliğini de taşıyor.

Bazı analistler, Rusya’nın Afganistan’ı Avrasya meseleleri üzerinde nüfuz kurmak için kullanarak 18. yüzyıla uzanan eski jeopolitik emellerini yeniden canlandırmaya çalışıp çalışmadığını sorguluyor. Peter Hopkirk’in Büyük Oyun adlı eserinden Rudyard Kipling’in Kim romanına kadar İngiliz sömürge dönemi edebiyatı, Afganistan’da İngiliz ve Rus imparatorlukları arasında yaşanan mücadeleleri anlatan örneklerle dolu. O dönemde Hindistan, İngiliz İmparatorluğu’nun en değerli sömürgesi olarak görülüyor ve Rusya’nın hedefleri arasında yer alıyordu. 1853-1856 yılları arasında İngilizler, Osmanlılar ve Fransızlar, bugün işgal altındaki Ukrayna topraklarında bulunan Kırım Yarımadası’nda Rusya’ya karşı savaşmıştı.
Zorunlu geri çekilme
Tarih araştırmalarına büyük ilgi duyan Putin’in, ülkesinin Afganistan’daki geçmişini ayrıntılı biçimde incelemiş olması kuşkusuz. Moskova’nın 37 yıl aradan sonra Afganistan’a dönüşü, Batılı güçlerin dikkatini başka yöne çekmeyi amaçlayan yeni bir stratejinin parçası olabilir. Şimdilik Amerikalıların ve İngilizlerin bu gelişmeye fazla önem verdiği söylenemez. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın, Kabil yakınlarında bulunan Bagram Hava Üssü’ne özel bir ilgi duyduğu biliniyor. Sovyetler tarafından inşa edilen, daha sonra ABD tarafından modernize edilerek Ağustos 2021’e kadar kullanılan üs için Trump, gerektiğinde Çin’e karşı kullanılmak üzere yeniden kontrol altına alınması gerektiğini açıklamıştı.
Taliban, köktendinciliğe mesafeli duran bir bölgede ideolojisine destekçi bulamasa da ilişkiler pragmatizm ve reelpolitik hesaplar üzerinden şekilleniyor. Ne Rusya ne de Çin, Afganistan’ın yeniden ABD’nin nüfuz alanına girmesini istiyor.
Sovyetler 1989’da Afganistan’dan çekilmek zorunda kaldığı gibi, Amerikalılar da 2021’de ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Trump’ın çevresinde, bu yenilginin acısını hisseden askerî yetkililer bulunuyor. Tıpkı Putin gibi isimlerin Sovyetler Birliği’nin geri çekilişini bir utanç olarak değerlendirmesi gibi...
20.yüzyılın önde gelen Amerikan jeopolitik stratejistlerinden Henry Kissinger ve Zbigniew Brzezinski açısından meselenin özü, coğrafya ve Afganistan’ın Rusya ile Çin’e göre konumuydu. Her iki isim de ABD’nin Afganistan üzerindeki kontrolünü, Orta Asya’daki “Avrasya satranç tahtası” üzerinde nüfuz kurabilmesi açısından gerekli görüyordu.
Benzer bir yaklaşım, 19. yüzyılda İngiliz askerî stratejistler Halford Mackinder ve Thomas Holdich tarafından da benimsenmişti. Bu isimler, Rus İmparatorluğu’nu İngiliz İmparatorluğu’ndan uzak tutmak amacıyla Afganistan’ın jeopolitik konumunu esas alan haritalar hazırlamıştı.
Aradan iki yüzyıl geçtikten sonra aynı hesaplar Soğuk Savaş döneminde de gündeme geldi. Bu mücadele, 2007 yılında Tom Hanks ve Julia Roberts’ın başrollerini paylaştığı Charlie Wilson’ın Savaşı filmiyle popüler kültürde de yer buldu. Film, Sovyetlere karşı savaşan Afgan mücahitlerine CIA aracılığıyla gizlice finansman ve silah sağlayan Amerikalı bir siyasetçinin hikâyesini anlatıyordu. Filmin danışmanlığını yapan, CIA'de görev almış ve çeşitli madalyalarla ödüllendirilmiş istihbarat subayı Milt Bearden de Afganistan’ın göz ardı edilmesinin doğurabileceği sonuçlara karşı uyarıda bulunurken tarihten alınması gereken derslere dikkat çekmişti.
Alarm veren işaretler
Birleşmiş Milletler raporlarına ve açık kaynaklardan elde edilen bilgilere dayanan istihbarat analizlerine göre Taliban, 11 Eylül saldırıları öncesinde El Kaide’ye sağladığı barınma imkânına benzer şekilde, yeniden terör örgütlerine ev sahipliği yapıyor.
Ekonomik alanda ise Çin, bugün Afganistan’ın en büyük yatırımcısı konumunda. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre BRICS grubunda belirleyici konumda bulunan Moskova ve Pekin, Türkmenistan ve Kazakistan gibi Orta Asya ülkelerinin de Afganistan’a yatırım yapmasını istiyor.

Taliban, köktendinciliğe mesafeli duran bir bölgede ideolojik destek bulamasa da ilişkiler pragmatizm ve reelpolitik hesaplar doğrultusunda şekilleniyor. Ne Rusya ne de Çin, Afganistan’ın yeniden ABD’nin nüfuz alanına girmesini istiyor.
Moskova, Taliban yönetimini tanıyarak ve kısa süre önce Kabil yönetimiyle savunma anlaşması imzalayarak Hopkirk’in eserinde ele aldığı “Büyük Oyun”da Washington’un bir adım önüne geçtiğini umuyor.
Rusya İstihbarat Servisi Başkanı’nın yakın zamanda Kabil’e gerçekleştirdiği ziyaret de Türk ve Katarlı yetkililere yönelik bir mesaj niteliği taşıyordu. Türkiye ve Katar, İran’ın nüfuzunu sınırlandırmak ve Pakistan’la arabuluculuk yapmak amacıyla birkaç hafta önce istihbarat başkanlarını bölgeye göndermişti.
Moskova, Afganistan’ın diplomatik ilişkilerinde son sözü söyleyen taraf olmayı hedefliyor. Bu hedef, İran, Türkiye, Katar ve Pakistan ile ilişkileri de kapsıyor. Rusya ayrıca Tacikistan’daki askerî üslerinden ve Afganistan’dan İran’a uzanan Çin koridorundan yararlanarak, Afganistan topraklarını İran’a yönelik kara ikmal güzergâhı olarak kullanıyor.
Putin, Suriye ve Mali gibi ülkelerde müttefiklerinin aldığı son yenilgilerin acısını hâlâ hissediyor. Rus ordusu ise Ukrayna’da ilerleme kaydetmekte zorlanıyor.
Afganistan’a dönüşüyle Rusya, iki yüzyıldır aşina olduğu jeopolitik güzergâhlarda yeniden ilerliyor. Tarihin tekerrür edip etmeyeceğini ise yalnızca zaman gösterecek.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."

