Hindistan ve Pakistan nükleer silahlarının hikayesi

Gülümseyen Buda’dan, Nasr füzesine...

Hindistan-Pakistan çatışması (Shutterstock)
Hindistan-Pakistan çatışması (Shutterstock)
TT

Hindistan ve Pakistan nükleer silahlarının hikayesi

Hindistan-Pakistan çatışması (Shutterstock)
Hindistan-Pakistan çatışması (Shutterstock)

Muhammed Mansur

Hindistan ve Pakistan'ın 1947 yılında ayrılmasından bu yana iki ülke arasındaki ilişkiler gerginliğini korurken, geçici bir ateşkes ile kalıcı çatışma arasında gidip gelmeye devam etti. Keşmir meselesi başından beri sönmeyen bir kıvılcım olurken, defalarca çatışmaya ve ciddi diplomatik krize yol açtı. Ancak bugünkü gerilimi benzersiz ve tehlikeli kılan, uzun bir geçmişi olan bu çatışmanın her iki tarafın da nükleer silahlara sahip olduğu gerçeğiyle birleşmesi. Bunun da işlerin kontrolden çıkması halinde nereye varabileceği sorusunu beraberinde getirmesidir.

Çeyrek asrı aşkın bir süre önce, 1998 yılının mayıs ayında Racistan'daki Pokhran Test Sahası yakınlarındaki sıcak ve kuru Tar Çölü'nün derinliklerinde Hindistan, 'güç' anlamına gelen 'Operasyon Shakti’ kod adıyla nükleer silah sahibi ülkeler kulübüne resmen girdi.

Hindistan, Güney Asya'daki güvenlik dengelerini sarsan ve uluslararası tepkilere yol açan bir hamleyle beş nükleer bomba patlattı.

Hindistan'ın nükleer programının kökleri, genç bir fizikçi olan Homi K. Bhabha'nın Tata Sanayi Grubu'nun yardımıyla Tata Temel Araştırma Enstitüsü'nü (Tata Institute of Fundamental Research/TIFR) kurduğu 1945 yılına kadar uzanıyor. Pakistan-Hindistan bölünmesinden sonra hükümet, 1948 yılında Atom Enerjisi Yasası ile nükleer programın ilk yasal adımlarını attı ve ardından Hindistan Atom Enerjisi Komisyonu'nu (AECI) kurdu.

Hindistan 1974 yılında ‘Gülümseyen Buda’ kod adlı ilk yeraltı nükleer denemesini gerçekleştirdi. Bu testin her ne kadar ‘barışçıl’ olduğu söylense de uluslararası endişelere ve Yeni Delhi ile nükleer iş birliğine kısıtlamalar getiren Nükleer Tedarikçiler Grubu'nun (NSG) kurulmasına yol açtı.

Uluslararası baskı

Takip eden on yıllar boyunca Hindistan'ın nükleer programı, özellikle Homi K. Bhabha'nın ölümüyle birlikte uluslararası baskı ve yaptırımlardan ve iç siyasi istikrarsızlıktan zarar gördü. Yine de Hindistan nükleer altyapısını inşa etmeye devam etti ve 1980'li yıllarda Ebubekir Zeynelabidin Abdulkelam ve Rajagopala Chidambaram gibi bilim adamlarının çabaları sayesinde füze geliştirme ve uranyum zenginleştirme için paralel programlar başlattı.

Hindistan 1990'lı yıllarda çok sayıda nükleer bomba yapmak için yeterli malzeme ve bileşene sahipti, ancak yeni bir deneme yapmadı. 1998 yılında Atal Bihari Vajpayee’nin lideri olduğu Hindistan Halk Partisi’nin (Bharatiya Janata Partisi/BJP) iktidara gelmesiyle her şey değişti. Vajpayee, Hindistan'ı nükleer silahlarla donatma niyetini açıkça ifade ederek bunu bir ‘egemen hak’ ve ‘savunma ihtiyacı’ olarak değerlendirdi.

1990'lar kararlı bir tutumun hâkim olduğu yıllardı. 1998 yılında Hindistan nükleer denemelerini gerçekleştirdikten sonra Pakistan'ın cevabı gecikmedi.

Ancak uluslararası tepki gecikmedi. ABD, Japonya ve diğer ülkeler, vakit kaybetmeden Hindistan’a ekonomik yaptırımlar uyguladı. Çin bölgede bir nükleer silahlanma yarışından duyduğu endişeyi dile getirdi.

Hindistan'ın komşusu ve geleneksel rakibi Pakistan, 28 Mayıs 1998 tarihinde Chagai Tepeleri'nde birkaç deneme yaparak komşusunun bu hamlesine hemen karşılık verdi ve nükleer güçler kulübüne girdiğini resmen ilan etti. Bu sadece bir güç gösterisi değil, 1971 yılında Bangladeş'in ayrılmasıyla başlayan ve ülke tarihinin en büyük yenilgilerinden birinin ardından gelen uzun bir sürecin zirve noktasıydı.

Sind eyaletinin Haydarabad kentinde toplanan ve Hindistan karşıtı bir protesto gösterisi sırasında Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin kuklasını yakan protestocular, 9 Mayıs 2025 (AFP)Sind eyaletinin Haydarabad kentinde toplanan ve Hindistan karşıtı bir protesto gösterisi sırasında Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin kuklasını yakan protestocular, 9 Mayıs 2025 (AFP)

Pakistan’ın nükleer silahlarla olan hikayesi 20 Ocak 1972'de Başbakan Zulfikar Ali Butto’nun Multan şehrinde üst düzey bilim adamları ve mühendisleri bir araya getirmesiyle başlar. Pakistan'ın Hindistan ile bir “caydırıcılık dengesi” olmadan hayatta kalamayacağını ilan etti. Butto, açık sözlülükle “Gerekirse ot yeriz ama bomba yapacağız” ifadelerini kullandı. Böylece Pakistan'ın nükleer programı resmen doğmuş oldu.

Nükleer fizikçi Munir Ahmed Han, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndaki (UAEA) görevinden döndükten sonra, Pakistan Atom Enerjisi Komisyonu'nu (PAEC) yönetmekle görevlendirildi, ancak PAEC çok geçmeden özellikle gerekli bölünebilir malzemenin üretilmesi konusunda büyük teknik zorluklarla karşılaştı. Hollanda'daki uranyum zenginleştirme tesislerinde çalışmış bir metalürji mühendisi olan Abdulkadir Han'ın ismi burada ortaya çıktı. Han, ülkesine santrifüj uranyum zenginleştirme alanında önemli bilgiler ve teknikleri kazandırdı.

Hükümetin tam desteğiyle daha sonra Pakistan'ın ana nükleer araştırma kurumu haline gelecek olan Kahuta tesisini kuran Han, PAEC ile birlikte nükleer programın geliştirilmesinde iki paralel hat oluşturdu. Han'ın, dönemin Cumhurbaşkanı General Muhammed Ziya-ül Hak'a gönderdiği bir mektuba göre Pakistan 1984 yılında geniş, ağır gözetime ve Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlara rağmen yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum üretmeyi başararak nükleer silaha sahip oldu.

1990'lar kararlı bir tutumun hâkim olduğu yıllardı. 1998 yılında Hindistan nükleer denemelerini gerçekleştirdikten sonra Pakistan'ın cevabı gecikmedi. Aynı ay içinde Pakistan ülkenin batısındaki Chagai Çölü'nde beş nükleer bomba denemesini aynı anda yaptı. İki gün sonra da Haran Çölü'nde altıncı denemeyi gerçekleştirdi. Bu, Pakistan'ı dünyada nükleer silah geliştiren ve deneyen yedinci ülke haline getirerek bölgesel gerilimi arttırdı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 1172 sayılı kararla kınamasına yol açtı.

Hindistan'ın plütonyumu, Pakistan'ın uranyumu

Hindistan ve Pakistan’ın nükleer devletler kulübüne girmelerinden sonra bu iki ülkenin kapasiteleri ve hangi ülkenin daha üstün olduğu konusundaki tartışmalar hiç bitmedi. Her iki ülke de nükleer denemelerini aynı yılın aynı ayında gerçekleştirmiş olsa da iki program arasındaki teknolojik farklılıklar başından beri vardı ve bugün de devam ediyor.

Hindistan orta ve uzun menzilli balistik füzelerin yanı sıra nükleer füze fırlatabilen denizaltılardan oluşan geniş bir cephanelik geliştirerek kara, deniz ve havayı kapsayan üç boyutlu bir caydırıcılık kabiliyetine sahip oldu.

Hindistan, nükleer programını, nükleer silah tasarımında daha yüksek teknik kabiliyet ve hassasiyeti yansıtan bir seçim olarak nükleer araştırma reaktörlerinden elde edilen plütonyum temelinde geliştirdi. Buna karşın Pakistan, Kahuta Santrifüj Tesisi’nde üretilen yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum kullandı. Teknik olarak, plütonyum savaş başlıkları için boyut ve ağırlık açısından daha verimli, ancak teknik olarak işlenmesi daha zor.

Kanıtlar, Hindistan'ın hidrojen termobarik bomba tasarımına odaklandığını gösteriyor. Hindistan, 1998 yılında yapılan bir testte bu bombanın kullanıldığını duyurmuş olsa da tam ölçekli testin başarısı konusunda şüpheler söz konusu. Termonükleer bomba fisyondan sonra nükleer füzyona dayanır ve Pakistan'da olduğu gibi muazzam bir patlama gücü sağlar. Pakistan sadece fisyon bombalarını ve bazı geliştirilmiş bombaları test etti, ancak henüz termal bir silaha sahip olduğunu ilan etmedi.

Plütonyum ve uranyum bombaları arasında bölünebilir maddenin türünde ve kullanılan patlatma yönteminde farklar söz konusu. Hiroşima'ya atılan bomba gibi uranyum bombaları uranyum-235 adlı madde temelinde geliştirilmiştir ve ‘top’ olarak bilinen nispeten daha basit bir tasarıma sahiptir. Burada iki kritik altı kütle hızla birbirine itilerek bir patlama meydana getirilir. Uygulanması nispeten kolay olsa da büyük miktarda saf zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaç duyulur.

Buna karşılık Nagazaki'ye atılan ‘Fat Man’ (Şişman Adam) bombası gibi plütonyum bombaları, plütonyum-239 maddesi temelinde geliştirilir ve plütonyumun son derece koordineli patlayıcılar kullanılarak kritik kütleye sıkıştırıldığı ‘patlama’ olarak bilinen daha karmaşık bir tasarım gerektirir. Bu da daha küçük boyutta daha güçlü ve verimli bombaların yapılmasına olanak sağlar. Ancak son derece gelişmiş mühendislik teknolojisine ihtiyaç duyar. Plütonyum ayrıca daha radyoaktif bir maddedir. Kalıplanması ve depolanması daha zor. Bu da onu fiziksel ve güvenlik açısından zor bir maddeye dönüştürüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bununla birlikte, yüksek yoğunluğu ve daha küçük boyutlarda daha büyük patlamalar üretme kabiliyeti nedeniyle modern silah tasarımlarında tercih ediliyor.

İslamabad, kısa menzilli Nasr füzesi gibi taktik nükleer silahların kullanılmasının, özellikle Hindistan'ın sayısal ve lojistik üstünlüğüne ayak uyduramaması çerçevesinde konvansiyonel bir savaş durumunda Hindistan'ın olası bir ilerlemesini durdurmanın tek yolu olabileceğine inanıyor.

Hindistan orta ve uzun menzilli balistik füzelerden oluşan geniş bir cephaneliğin yanı sıra nükleer füze fırlatabilen denizaltılar geliştirerek kara, deniz ve havayı kapsayan üç boyutlu bir caydırıcılık kabiliyetine sahip oldu. Buna karşılık Pakistan, Şahin ve Ghauri gibi etkili, ancak daha kısa menzilli, daha az çok yönlü bir füze sistemine sahip. Bu da uzun menzilli caydırıcılıktan ziyade hız ve anında karşılık verme yaklaşımını ön plana çıkarıyor.

Hindistan’ın üstünlüğü

BM Silahsızlanma İşleri Ofisi’ne (UNODA) göre Hindistan yaklaşık 172, Pakistan ise yaklaşık 170 nükleer savaş başlığına sahip. Bu sayısal yakınlığa rağmen, her iki tarafın nükleer doktrini, kullandığı teknoloji ve stratejik yönelimleri önemli ölçüde farklılık gösteriyor. Bu da aralarındaki dengeyi kırılgan hale getiriyor.

Hindistan kamuoyu önünde ‘ilk adımı atmama’ politikasını benimsiyor. Yani nükleer bir saldırıya karşılık vermedikçe nükleer silah kullanmayacağını taahhüt ediyor. Ancak Yeni Delhi hükümetinin üst düzey bazı isimleri son zamanlarda bu doktrinin gözden geçirilebileceğinin sinyallerini verdi. Pakistan ise böyle bir politikayı benimsemeyi kategorik olarak reddederken, varoluşsal bir tehdit algılaması halinde nükleer silahları önleyici olarak kullanma hakkını savunuyor.

İslamabad, kısa menzilli Nasr füzesi gibi taktik nükleer silahların kullanılmasının, özellikle Hindistan'ın sayısal ve lojistik üstünlüğüne ayak uyduramaması çerçevesinde konvansiyonel bir savaş durumunda Hindistan'ın olası bir ilerlemesini durdurmanın tek yolu olabileceğine inanıyor.

Nükleer silahlar dışında, Pakistan sadece 560 bin askere sahipken Hindistan, 1,24 milyondan fazla askeriyle konvansiyonel kabiliyetlerde askeri üstünlüğe sahip.

İslamabad'da düzenlenen Pakistan Milli Günü geçit töreni sırasında Nasr (sağda) ve Babur (solda) füzelerini taşıyan askeri araçların üstünden selam veren Pakistan askerleri, 23 Mart 2022 (AFP)İslamabad'da düzenlenen Pakistan Milli Günü geçit töreni sırasında Nasr (sağda) ve Babur (solda) füzelerini taşıyan askeri araçların üstünden selam veren Pakistan askerleri, 23 Mart 2022 (AFP)

Hindistan, ithalata bağımlılığın azaltılmasına ve modernizasyona odaklanarak 2025-2029 yılları için 415,9 milyar dolarlık devasa bir savunma bütçesi ayırdı. Buna karşın Pakistan, içerideki ve sınır güvenliği alanındaki zorunluluklar nedeniyle 2028 yılında sadece 10 milyar dolara ulaşması beklenen savunma bütçesiyle daha mütevazı ilerliyor.

Hindistan 220'den fazla Rus yapımı Suhoy Su-30 MKI çok amaçlı savaş uçağı ve 36 gelişmiş Fransız yapımı Rafale savaş uçağı ile sayısal ve niteliksel olarak Pakistan karşısında üstün bir konuma sahip. Pakistan ise Pekin ile ortaklık kurarak Hindistan'ın üstünlüğünü dengelemek amacıyla JF-17 ve J-10C gibi Çin yapımı savaş uçaklarına ve bazı eski Amerikan yapımı F-16'larına güveniyor.

Hindistan, başta Rus yapımı T-90 tankı ve kendi yapımı Arjun tankı olmak üzere çok çeşitli bir tank filosunun yanı sıra, K9A1 gibi modern obüslere sahip. Öte yandan Pakistan, neredeyse tamamen Khalid ve VT-4 gibi Çin tanklarından oluşan bir tank filosuna sahip ve Amerikan M109 silahlarını kullanıyor. Hindistan ise Rus yapımı S-400 ve İsrail yapımı Barak-8’den oluşan ikili hava savunma sistemine sahip. Buna karşın Pakistan’ın aradaki teknolojik farkı azaltmak amacıyla edindiği uzun menzilli HQ-9 ve orta menzilli LLY-80 gibi Çin yapımı hava savunma sistemleri var.

Hindistan iki uçak gemisi, nükleer ve hücum denizaltıları ile çok sayıda destroyer ve fırkateynden oluşan güçlü bir donanmaya sahipken, Pakistan’ın uçak gemisi olmayan sınırlı bir donanması var. Donanmanın envanterinde eski Fransız Agusta denizaltıları ile bazı Çin yapımı fırkateynler bulunuyor.

Hindistan’ın hava ve deniz kuvvetlerindeki üstünlüğüne ve daha geniş bir askeri üs ve tesis ağına sahip olmasının yanında bu üstünlüğü, paradoksal bir şekilde, Pakistan'ın erken nükleer saldırı seçeneğini sürdürmesinin ana nedenlerinden biri. Çünkü İslamabad, kısa menzilli Nasr füzesi gibi taktik nükleer silahların kullanılmasının, özellikle Hindistan'ın sayısal ve lojistik üstünlüğüne ayak uyduramaması nedeniyle konvansiyonel bir savaş durumunda Hindistan'ın olası bir ilerlemesini durdurmanın tek yolu olabileceğine inanıyor.



Kuzey Kore: Lee'nin İşiba ile zirvesi Washington'ı "ikna etme" girişimi

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung (solda) ve Japonya Başbakanı İşiba Şigeru, Tokyo'daki zirvenin ardından, (AFP)
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung (solda) ve Japonya Başbakanı İşiba Şigeru, Tokyo'daki zirvenin ardından, (AFP)
TT

Kuzey Kore: Lee'nin İşiba ile zirvesi Washington'ı "ikna etme" girişimi

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung (solda) ve Japonya Başbakanı İşiba Şigeru, Tokyo'daki zirvenin ardından, (AFP)
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung (solda) ve Japonya Başbakanı İşiba Şigeru, Tokyo'daki zirvenin ardından, (AFP)

Kuzey Kore, bugün Başkan Lee Jae-myung ile Japonya Başbakanı İşiba Şigeru arasında yapılan son zirveyi eleştirdi ve bunu Washington'ın yanlış anlamalarını gidermeye yönelik bir diplomatik gösteri olarak nitelendirdi.

Kuzey Kore Merkez Haber Ajansı (KCNA), dün Lee'nin Japonya Başbakanı İşiba ile yaptığı zirvenin ardından Kuzey Kore'den bir yetkilinin yaptığı yorumu aktardı.

Güney Kore'nin Yonhap Haber Ajansı'na göre, Güney Kore Devlet Başkanı'nın bugün Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile yapması planlanan görüşmeden kısa bir süre önce gerçekleşen zirvede, iki lider barış ve istikrar için ABD ile ikili ve üçlü iş birliklerini güçlendirmenin önemini vurguladı.

KCNA, Lee'nin Trump'tan önce İşiba ile yaptığı görüşmeye atıfta bulunarak, "ABD yanlısı uydu diplomasisi geleneğini görmezden geliyor gibi göründüğünü" belirtti. Şarku’l Avsat’ın KCNA’dan aktardığına göre haberde bunun, "ABD'nin mevcut (Güney Kore) liderine duyduğu güvensizlik ve onu ABD'nin bir hizmetkarı olarak görmesinden" kaynaklandığı ifade edildi.

KCNA devamla, "Son Kore-Japonya zirvesi, Seul'ün endişelerinden kaynaklanan ve Washington'ın yanlış anlamasını gidermeyi amaçlayan diplomatik bir gösteri olduğunu söylemek doğru olur" değerlendirmesinde bulundu.

Haber ajansı ayrıca Lee'nin Trump ile yapacağı zirvede, üçlü iş birliğinin "ekseni" olarak nitelediği Seul ve Tokyo arasındaki ilişkiyi vurgulayarak "Japon yanlısı bir duruş" takındığını ve herhangi bir diplomatik felaketten kaçındığını ileri sürdü.

Ajans, "Kuzey Kore, ABD ve onun hegemonik destekçilerinin yarattığı endişe verici duruma seyirci kalmayacak" uyarısında bulundu.


Pakistan Dışişleri Bakanı, Hindistan'ın yakından izlediği bir ziyarette Bangladeş'e gidiyor

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, İslamabad'da Çinli mevkidaşı Wang Yi'yi kabul etti (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, İslamabad'da Çinli mevkidaşı Wang Yi'yi kabul etti (AFP)
TT

Pakistan Dışişleri Bakanı, Hindistan'ın yakından izlediği bir ziyarette Bangladeş'e gidiyor

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, İslamabad'da Çinli mevkidaşı Wang Yi'yi kabul etti (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, İslamabad'da Çinli mevkidaşı Wang Yi'yi kabul etti (AFP)

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, bugün, 13 yıl sonra ilk kez bu düzeyde bir ziyaret gerçekleştirerek, son dönemde yakınlaşma yaşayan iki eski düşman ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla Bangladeş'e gidiyor.

Dar, 2012 yılından bu yana Dakka'ya giden en üst düzey Pakistanlı yetkili olup, İslamabad bu ziyareti “Pakistan ve Bangladeş arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası" olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre iki ülkenin yarın, bir ticaret anlaşması da dahil olmak üzere bir dizi anlaşma imzalaması bekleniyor.

Bakanlık, Dar'ın geçici Başbakan Muhammed Yunus ile Bangladeş'te görüşeceğini açıkladı.

Ziyaret, Hindistan ve Pakistan arasında 1999 savaşından sonra gerçekleşen en şiddetli dört günlük askeri çatışmadan üç buçuk ay sonra gerçekleşiyor.

Uzmanlar, özellikle Pakistan ve Bangladeş'in yakınlaşma yolunda adımlar atmaya başlamasıyla birlikte, Yeni Delhi'nin ziyareti yakından takip edeceğini değerlendiriyor.

İki ülke, 1971'deki yıkıcı bağımsızlık savaşına kadar tek bir ulus olarak varlığını sürdürdü. Bu çatışmanın ardından Bangladeş, Pakistan'ın baş düşmanı Hindistan'a daha da yakınlaştı.

Ancak Ağustos 2024'teki "devrim" durumu değiştirdi ve Hindistan'a kaçan eski Başbakan Şeyh Hasina'yı devirdi. Yeni Delhi, Bangladeş'teki yeni yetkililerin, insanlığa karşı suçlardan yargılanmak üzere Hasina'nın iade edilmesi yönündeki taleplerine yanıt vermedi.

Ancak Pakistan ve Bangladeş arasındaki uzlaşma hâlâ engellerle karşı karşıya; özellikle de İslamabad'ın, ülke nüfusunun bir kesiminin savaş için resmi özür talep eden çağrılarına yanıt vermeyi reddetmesi gibi.


Çin, Pakistan ve Afganistan ile gelişmiş iş birliği ve güvenlik çağrısında bulundu

Afganistan Dışişleri Bakanı Amir Han Muttaki, Kabil'deki üçlü zirve öncesinde Çinli ve Pakistanlı mevkidaşları Wang Yi ve İshak Dar'ın arasında (AP)
Afganistan Dışişleri Bakanı Amir Han Muttaki, Kabil'deki üçlü zirve öncesinde Çinli ve Pakistanlı mevkidaşları Wang Yi ve İshak Dar'ın arasında (AP)
TT

Çin, Pakistan ve Afganistan ile gelişmiş iş birliği ve güvenlik çağrısında bulundu

Afganistan Dışişleri Bakanı Amir Han Muttaki, Kabil'deki üçlü zirve öncesinde Çinli ve Pakistanlı mevkidaşları Wang Yi ve İshak Dar'ın arasında (AP)
Afganistan Dışişleri Bakanı Amir Han Muttaki, Kabil'deki üçlü zirve öncesinde Çinli ve Pakistanlı mevkidaşları Wang Yi ve İshak Dar'ın arasında (AP)

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Pakistan ve Afganistan'ı, karşılıklı stratejik güveni inşa etmek ve güvenlik iş birliğini derinleştirmek için her düzeyde üçlü ilişkileri güçlendirmeye çağırdı.    

Kabil'de dün, her iki ülkeden mevkidaşlarıyla toplantıya katılan Wang, kalkınma iş birliği ile ticaret ve yatırım ilişkilerinin genişletilmesi gerektiğini belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan bugün yapılan açıklamada, bakanın, Çin'in her ülkenin temel çıkarlarıyla ilgili konuları anlamaya ve desteklemeye hazır olduğunu, bölgeye dış müdahaleye ve herhangi bir kuruluş veya bireyin herhangi bir ülkenin ulusal egemenliğini zayıflatmaya yönelik girişimlerine kararlılıkla karşı çıktığını belirtti.

Wang, "Güvenlik diyalog mekanizmasını iyileştirmek, kolluk kuvvetleri ve güvenlik iş birliğini derinleştirmek, sınır ötesi terörist faaliyetlerle mücadeleyi güçlendirmek ve terörizmin üreme alanını ortadan kaldırmak gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Açıklamada herhangi bir terörist gruptan bahsedilmedi, ancak Çin'in resmi haber ajansı Xinhua'nın Wang'ın Afganistan Dışişleri Bakan Vekili Amir Han Muttaki ile görüşmesine ilişkin haberinde Doğu Türkistan İslam Hareketi'nden bahsedildi.

Haberde, Wang'ın Çin'in Afganistan'ın terörist olarak nitelendirdiği bu tür güçlerle mücadele çabalarını yoğunlaştıracağını umduğu belirtildi.

Her iki ülke de Çin'in kuzeybatısındaki Sincan bölgesinin sınırında yer almaktadır. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu bölge geçmişte, Pekin'in sorumluluğunu İslamcı silahlı militanlara ve Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını ilan etmek isteyen Uygur ayrılıkçılara yüklediği çatışmalara sahne oldu.

Wang, meslektaşlarına üç ülkenin kalkınma iş birliğini, ticaret ve yatırım alışverişini genişletmesi ve ağları birbirine bağlaması gerektiğini ifade etti.