Hamaney’den dış politikaya dair 6 ‘zorunlu kriter

Hamaney ‘komşuluk’ politikasına desteğini ifade ederken ‘İran ile müttefik grupları desteklemeye’ ve ‘stratejik derinliği artırmaya’ bağlı kaldı.

Dün Hamaney’in internet sitesi dün İran Dini Lideri’nin Tahran’da İran Dışişleri Bakanlığı çalışanlarını kabul ettiği görüşmenin fotoğraflarını yayınladı.
Dün Hamaney’in internet sitesi dün İran Dini Lideri’nin Tahran’da İran Dışişleri Bakanlığı çalışanlarını kabul ettiği görüşmenin fotoğraflarını yayınladı.
TT

Hamaney’den dış politikaya dair 6 ‘zorunlu kriter

Dün Hamaney’in internet sitesi dün İran Dini Lideri’nin Tahran’da İran Dışişleri Bakanlığı çalışanlarını kabul ettiği görüşmenin fotoğraflarını yayınladı.
Dün Hamaney’in internet sitesi dün İran Dini Lideri’nin Tahran’da İran Dışişleri Bakanlığı çalışanlarını kabul ettiği görüşmenin fotoğraflarını yayınladı.

İran Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran’ın dış politikası için altı ‘zorunlu kriter’ belirledi. Mevcut hükümetin komşu ülkelerle yakınlaşma yaklaşımına desteğini ifade etti. ‘İlkeleri korumakla birlikte sağduyulu ve esnek yaklaşımın gerekliliğini’ vurgulayan Hamaney ​​ aynı zamanda ‘dilencilik diplomasisi’ olarak nitelediği duruma karşı da uyarıda bulundu.

Hamaney’in resmi internet sitesinin aktardığına göre İran Dini Lideri, başta Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan olmak üzere diplomasi aygıtındaki üst düzey yetkililere ‘uzak da olsa Müslüman ülkelerle iletişim kurma politikasının’ ve ‘İran ile ortak yaklaşıma sahip olup İran’ı destekleyen ülkelerle iletişim halinde olma politikasının oldukça önemli olduğunu’ söyledi. ‘İyi bir dış politika ve etkili bir diplomasi aygıtının bir ülkede başarılı bir yönetimin siyasi temellerinden’ olduğunu da sözlerine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Hamaney konuşmasında İran’ı birden fazla ülkeyle bağlayan uzun ve ‘bazen önemli ve etkili olan’ sınırlara işaret ederek, ‘mevcut hükümetin komşularla ilişki kurma politikasının çok mühim ve doğru’ olduğunu vurguladı. “Yabancı eller, İran ve komşuları arasında sorun yaratmak için çalışıyor. Sizler bu politikanın gerçekleşmesine izin vermemelisiniz” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan ve İran arasında 10 Mart’ta yapılan anlaşmadan sonra Tahran ülkede son sözün sahibi olan Hamaney, bölgesel gelişmeler hakkında ilk kez yorum yaptı. İki ülke arasında Çin arabuluculuğunda gerçekleştirilen anlaşma, Tahran ve Riyad arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden tesisini ve en az iki ay içerisinde karşılıklı büyükelçiliklerin ve diplomatik temsilciliklerin açılmasını kapsıyor. Önümüzdeki günlerde temsilciliklerin açılması bekleniyor.

Hamaney, Tahran’ın Pekin ve Moskova ile ilişkilerine dair ise üstü kapalı gönderme yapmakla yetindi:

Bugün, bazı önemli ve büyük dünya devletlerinin, İran İslam Cumhuriyeti ile uluslararası politikanın bazı temel adımlarında ve yönelimlerinde aynı duruşu paylaşarak desteklemesi benzeri görülmemiş bir durumdur. Bu fırsatı değerlendirmeli ve bu ülkelerle ilişkilerimizi güçlendirmeliyiz.

Zorunlu diplomasi

Hamaney, diplomasi aygıtının yetkililerine dış politikada altı kritere uyma zorunluluğu getirdi. Bu kriterlere uyulmasının ‘başarılı bir dış politikanın göstergesi olacağını ve bunlara uyulmazsa dış politika görüşünde veya diplomasi performansında ve faaliyetlerinde sorunlarla karşılaşılacağını’ vurguladı.

Hamaney altı kriteri şöyle sıraladı:

-Ülkenin çeşitli konulara yaklaşımlarındaki mantığını ikna edici bir şekilde ifade edebilmesi.

-Dünyadaki çeşitli olgular, olaylar ve politik-ekonomik eğilimlerde etkili ve yol gösterici bir katılım gösterilmesi.

-İran’ı tehdit eden politika ve kararların kaldırılması veya sınırlandırılması.

-Tehlikeli merkezlerin zayıflatılması.

-İran müttefiki ve yanlısı hükümetlerin ve grupların desteklenmesi ve ülkenin stratejik derinliğinin artırılması

-Bölgesel ve küresel kararlarda ve eylemlerde gizli katmanların ortaya çıkarılabilmesi.

İç durum

Dış politikanın önemini ve ülke yönetimini iyileştirmedeki rolünü vurgulayan Hamaney, ‘ülkenin mevcut durumunun analizinde ekonomik ve kültürel faktörler göz önüne alınırken, genelde tartışmalarda dış politikanın ihmal edildiğine’ dikkat çekti ve “Başarılı bir dış politika, ülkenin durumunu iyileştirmeye kesinlikle yardımcı olacaktır. Dış politikadaki dengesizlikler ve sıkıntılar ülkenin genel durumundaki sorunlardır ve bunun örnekleri az değildir” dedi.

Hamaney’in resmi internet sitesine göre Dini Lider, dış politikadaki üç anahtar kelimeye dikkat çekerek bunların ‘izzet, hikmet ve maslahat’ olduğunu söyledi. Bu kavramları açıklayan Hamaney “İzzet, sözle veya içerikle dilenme diplomasisini reddetmek ve başka ülke yetkililerinin açıklamalarına ve kararlarına umut bağlamaktan kaçınmaktır” dedi.

Hamaney hikmetin ‘sağduyulu, düşünülmüş ve planlanmış’ sözler ve davranışlar olduğunu belirterek “Dış politikada atılan her adım rasyonel ve planlanmış olmalıdır. Fevri ve planlanmamış kararlar ve eylemler belli dönemlerde ülkeye darbe indirmiştir” ifadesini kullandı.

Güven krizi ve ‘kahramanca esneklik’

Hamaney ‘karşı taraflara gereksiz yere güvenmekten kaçınmanın’ ‘dış politikada hikmetin diğer yüzü olduğunu’ vurgulayarak “Siyaset dünyasında her söze yalan dememek lazım. Zira doğru ve kabul edilebilir sözler vardır ancak her söze de güvenilmemelidir” dedi.

Ayrıca dış politikada ilkelerden uzaklaşmanın izzetle çeliştiğini ve tereddüde yol açtığının altını çizerek “Tüm küresel meselelerde söz ve eylemle ilerliyoruz” ifadesini kullandı.

Hamaney maslahat kavramına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu ve bunu tekrar ‘kahramanca esneklik’ olarak nitelendirdi. Kendisi bu ifadeyi 2013 yılındaki nükleer müzakereler Umman aracılığında ABD ile yapılan gizli diyaloglardan 2015 nükleer anlaşmasıyla sonuçlanan 5+1 çerçevesindeki açık diyaloglara geçildiğinde de kullanmıştı.

Hamaney ‘zorlu ve güç engelleri aşmak ve yola devam etmek için gerekli durumlarda esnekliğe sahip olma anlamındaki maslahat kavramının dış politikadaki bir diğer anahtar kelime olduğunu’ söyledi. ‘İlkelerin korunmasının bahsi geçen anlamdaki maslahatla çelişmediğini’ vurguladı. İran Dini Lideri sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç yıl önce ‘kahramanca esneklik’ kavramı ortaya atıldığında, bu kavram dışarıdan ve içeriden bazı kişiler tarafından yanlış anlaşıldı. Maslahat, zorlu engelleri aşmanın bir yolunu bulmak ve hedefe ulaşmak için yola devam etmek demektir.”

Hamaney’in sözleri, İran Eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in maruz kaldığı eleştirileri ve Hasan Ruhani başkanlığındaki önceki hükümetin yaklaşımlarını hatırlatıyor. ‘Kahramanca esneklik’ ifadesinin müzakerelerde taviz vermeye yeşil ışık yakmak olarak yorumlanmasının ardından Ruhani hükümeti, muhafazakar muhalifleri tarafından ‘esnek’ olmakla ve Batı ülkelerine ‘gülümseme diplomasisi’ yürütmekle suçlanmıştı.

Hamaney, diplomasi aygıtının yetkililerini, ‘hesaplanmış’ ve ‘üzerinde iyice düşünülmüş fikirlere dayalı olup’ ‘doğru bir zamanda ise’ ‘şahsi inisiyatifler’ almaya çağırdı. Hamaney’in İranlı diplomatlara bir başka tavsiyesi de, ‘Mevcut Dünya Düzeninde Dönüşüm’ başlıklı diplomatlara yönelik yıllık konferansa atıfta bulunarak, yeni dünya düzeninde İran’ın ‘konumunu belirleme’ gereksinimi oldu.

Hamaney sözlerinin devamında şunları söyledi:

İran’ın yeni düzen içinde kendine uygun bir konum bulması için küresel dönüşümleri izlemesi, değerlendirmesi ve olayların perde arkasını doğru bir şekilde öğrenmesi gerekmektedir. Dünya düzeninin değişimi uzun, virajlarla dolu ve beklenmedik olayların etkileyeceği bir süreçtir. Farklı ülkelerin bu konuda farklı görüş ve yaklaşımları vardır.

Abdullahiyan dün Tahran’da İran Dini Lideri’ne dış politika hakkında rapor sundu.
Abdullahiyan dün Tahran’da İran Dini Lideri’ne dış politika hakkında rapor sundu.

Abdullahiyan’ın stratejileri

Abdullahiyan, ülkesinin dış politikadaki ‘stratejileri’ hakkında Hamaney’e bir rapor sunarak, ülkesinin ‘dış politikada denge oluşturmak amacıyla tek taraflı nükleer anlaşma politikasından çıktığını’ söyledi. Ekibinin ‘ekonomi diplomasisi’ne öncelik verdiğini, petrol dışı gelirlerin geliştirilmesine, transitin canlandırılmasına ve ‘komşu ülkeleri ve İslam ülkelerini öncelemekle birlikte özellikle Asya Kıtası’na’ odaklandığını, ‘direniş eksenini desteklemeyi’ ve bölgesel ittifaklara (Avrasya Ekonomik Birliği, Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi) katılım için hareketliliği teşvik ettiğini kaydetti. Ayrıca ‘yaptırımları kaldırma müzakereleri’ ile eş zamanlı olarak ‘yaptırımları düşürme stratejisinde ilerleme’ kaydetmeye odaklandığını vurguladı.

Abdullahiyan nükleer anlaşmayı canlandırmak için Viyana’da yapılan müzakerelerden ‘yaptırımları kaldırma müzakereleri’ şeklinde bahsetmekte ısrar ediyor. Müzakereler geçtiğimiz eylül ayında Tahran’ın, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in önerisini reddetmesinin ardından çıkmaza girmişti.



İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.


ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak
TT

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan mutabakat zaptının imza töreni, cuma günü İsviçre’nin orta kesiminde bulunan ve Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock Dağı üzerindeki lüks bir otelde gerçekleştirilecek. İsviçre Dışişleri Bakanlığı, bölgenin ulaşımının zor olması nedeniyle güvenliğinin daha kolay sağlandığını belirterek, mekânın Pakistanlı ve Katarlı arabulucuların yanı sıra ABD ve İran tarafından da uygun görüldüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Washington ile Tahran arasındaki mutabakat zaptının ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf tarafından elektronik ortamda imzalandığını duyurdu. Kalibaf ile Vance’ın, ülkelerinin heyetlerine liderlik ederek İsviçre’deki resmi imza törenine katılması bekleniyor.

Belgenin içeriğine ilişkin açıklama yapan Vance, metnin yaklaşık bir buçuk sayfadan oluştuğunu ve genel çerçeveli hükümler içerdiğini söyledi. Trump ise bugün, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa’da yaptığı açıklamada anlaşma metninin yakında kamuoyuna duyurulacağını belirtti.

Bilindiği üzere anlaşma, nisan ayında ilan edilen ve kırılganlığını koruyan ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak. Trump’a göre anlaşmada ayrıca İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağının açık biçimde yer aldığı ifade ediliyor.

Tarafların, anlaşmanın imzalanmasının ardından İran’ın nükleer programının geleceği gibi karmaşık başlıklarda yeni müzakere sürecine başlaması bekleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu görüşmelerin cuma günü İsviçre’de, çerçeve anlaşmanın resmi olarak imzalanmasının ardından başlayacağını açıkladı.

Wall Street Journal’ın bilgili kaynaklara dayandırdığı habere göre:

  • ABD, savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşma kapsamında İran’ın petrol ve yakıt satışlarına derhal yeniden başlamasına izin verecek.
  • İran, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte uluslararası petrol ve yakıt ihracatını yeniden gerçekleştirebilecek.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Lübnanlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde:

  • İsrail’in Lübnan’daki işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Güney Lübnan sakinlerinin evlerine dönebilmesi gerektiği vurgulandı.
  • Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulunuldu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: ABD’nin deniz ablukası kaldırıldı

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD’nin iki aydır İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı. Söz konusu adımın, iki ülke arasında Orta Doğu’daki savaşı sona erdirecek anlaşmanın imzalanmasından önce atıldığı belirtildi.

Hükümete bağlı internet sitesinin aktardığına göre Mecid Taht Revançi, “Deniz ablukasının kaldırılması, başından beri üzerinde ısrar ettiğimiz temel konulardan biriydi. Süreç başladı ve resmi imza töreninden önce abluka kaldırıldı” dedi.


Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
TT

Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)

Suudi Arabistan yönetimi, İran'la siyasi ve ticari ilişkileri şekillendirecek bir saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor.

Financial Times'ın aktardığına göre Riyad, İran savaşı sonlandıktan sonra Tahran'la ilişkileri düzenleyecek bir anlaşma üzerinde çalışıyor.

Adlarının paylaşılmamasını isteyen Batılı diplomatlar, Riyad'ın 1970'lerdeki Helsinki Anlaşması'nı model almayı düşündüğünü belirtiyor.

Bu sözleşme Soğuk Savaş'ta ABD, Sovyetler Birliği ve Avrupa ülkeleri arasındaki gerilimi azaltmak için imzalanan anlaşmalardan oluşuyor. Dönemin Doğu ve Batı blokları arasındaki ticari ve siyasi ilişkileri düzenleyen anlaşmalara Türkiye de dahil 35 ülke taraf olmuştu.

Diplomatlara göre Suudi Arabistan, saldırmazlık paktının daha geniş çerçevede Ortadoğu'daki çeşitli ülkeleri kapsamasını istiyor.

Analizde, Avrupa devletlerinin bu öneriyi desteklediğine, olası pakta diğer Körfez ülkelerinin dahil edilmesini de istediklerine dikkat çekiliyor. Brüksel, böyle bir anlaşmayı gelecekteki çatışmaları önlemenin ve Tahran'a da saldırıya uğramayacağına dair güvence vermenin "en iyi yolu olarak" görüyor.

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla konuşan bir Arap diplomat, İran başta olmak üzere diğer Müslüman ülkelerin Helsinki süreci örnek alınarak hazırlanan bir saldırmazlık anlaşmasına sıcak bakacağını savunuyor:

Her şey anlaşmaya kimlerin dahil edileceğine bağlı. Mevcut ortamda İran ve İsrail'i bir araya getiremezsiniz. İsrail olmadan bu girişim ters etki yaratabilir zira İran'dan sonra en büyük çatışma kaynağı olarak İsrail görülüyor. Ancak İran nüfuzunu koruyor, Suudiler de bu yüzden meselenin üzerine gidiyor.

Analizde, Türkiye-Pakistan örneği üzerinden Ortadoğu'daki savunma ittifaklarının genişleme eğiliminde olduğuna da işaret ediliyor.

Pakistan Savunma Bakanı Hoca Muhammed Asıf, pazartesi günkü açıklamasında, Suudi Arabistan'la yaptıkları savunma paktına Türkiye ve Katar'ı dahil etmeyi düşündüklerini bildirmişti.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırılara İran, Körfez ülkelerine misillemeyle karşılık vermişti.

Diğer yandan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan'ın, İran'a gizli saldırılar düzenlediği öne sürülmüştü. Körfez ülkeleri saldırıları doğrulayan ya da yalanlayan bir açıklama yapmamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Mossad Direktörü David Barnea'nın savaşta gizlice BAE'yi ziyaret ettiği de öne sürülmüştü. BAE yönetimi iddiaları yalanlamıştı.

Independent Türkçe, Financial Times, Tesnim, Arab News