Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde

Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde
TT

Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde

Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail ordusuna Batı Şeria'daki operasyonları genişletme talimatı verdi. Orduya yeni bölgelere girme, Filistinlileri gözaltına alma ve silahlara el koyma yetkisi tanınırken, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise dünya liderlerine acil müdahale çağrısı yaparak, tırmanan gerilimin Filistinlileri zorla yerinden etmeyi hedeflediğini söyledi.

Netanyahu, pazar günü düzenlenen kabine toplantısında Batı Şeria'daki askeri operasyonların genişletileceğini açıkladı ancak ayrıntı vermedi. Ardından Savunma Bakanı Yisrael Katz, güvenlik kurumlarının, kuzey Batı Şeria'daki mülteci kamplarında uygulanan yönteme benzer şekilde "Filistin kasabalarına saldırı düzenlenmesi ve bu yerlerin tahliye edilmesi" seçeneğini değerlendirdiğini duyurdu.

Katz, İsrail ordusunun sahada yoğun şekilde faaliyet yürüttüğünü, silahlı grupları takip edip hedef aldığını belirterek, kamplarda uygulanan modelin başka bölgelere de genişletilmesinin incelendiğini söyledi.

cdfg
İsrail ordusu, Batı Şeria'nın Nablus kentinde devam eden askeri operasyonu sırasında. (AFP)

İsrail hükümetinin "kararlı saldırı politikası" sayesinde, kuzey Batı Şeria'daki kampların işgal edilmesi ve sakinlerinin yerinden edilmesinin ardından Filistin saldırılarında yüzde 80'den fazla azalma yaşandığını öne süren Katz, ordunun yaklaşık bir buçuk yıldır kuzey Batı Şeria'daki kampları kontrol altında tuttuğunu belirtti.

Katz, "Terör faaliyetlerinin organize edildiği bölgeleri belirleyerek buralara saldırılması ve tahliye edilmesi yönünde benzer adımların atılması değerlendiriliyor" dedi.

İsrail ordusu Ocak 2025'ten bu yana Cenin Mülteci Kampı'nı işgal altında tutuyor. Daha sonra Tulkerim ve Nur Şems kamplarını da kontrol altına alan İsrail, yaklaşık 40 bin Filistinliyi bölgeden göçe zorladı.

Benzer uygulamanın Filistin kasaba ve köylerine yayılması halinde yerinden edilenlerin sayısının on binlerce artabileceği, bunun da siyasi çözüm perspektifinin bulunmadığı, ekonomik koşulların kötüleştiği ve İsrail operasyonlarının sürdüğü Batı Şeria'da gerilimi daha da tırmandırabileceği değerlendiriliyor.

İsrail ordusu cuma günü Batı Şeria'da geniş çaplı bir operasyon başlatmış, çok sayıda baskın düzenleyerek onlarca Filistinliyi gözaltına almıştı. Operasyon kapsamında kontrol noktaları ve bariyerlerle kent, kasaba ve köyler birbirinden ayrıldı, hareket özgürlüğü ciddi şekilde kısıtlandı.

cdvf
24 Temmuz 2026'da Batı Şeria'nın Nablus kentindeki bir hastaneye düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden Filistinli bir adamın naaşı başında ağlayanlar. (AFP)

Söz konusu operasyon, Nablus yakınlarındaki Tel beldesine giren Yahudi yerleşimciler ile Filistinliler arasında çıkan çatışmaların ardından başlatıldı. Olaylarda 4 Filistinli ile 2 İsrail askeri hayatını kaybetti.

Netanyahu, geniş çaplı askeri operasyonların yanı sıra gözaltıların artırılması, silahların toplanması, yeni kontrol noktaları kurulması, ulaşım güzergâhlarının ayrılması ve yasa dışı Yahudi yerleşim noktalarının resmileştirilmesi ile yenilerinin kurulması yönünde talimat verdi.

Yerleşimciler iki camiyi ateşe verdi

İsrail ordusu Batı Şeria genelindeki operasyonlarını sürdürürken, Yahudi yerleşimciler de Filistinlilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. İki cami, çok sayıda ev ve araç ateşe verildi.

İsrail ordusu Batı Şeria'daki çok sayıda kent, kasaba ve köye baskın düzenleyerek yeni gözaltılar gerçekleştirdi. Bölgeler arasındaki kontrol noktaları ve kapılar kapalı tutulmaya devam ederken, bu durum ciddi trafik yoğunluğu ve günlük yaşamda aksamalara yol açtı.

rthbt

"İnsan Hakları İçin Doktorlar" örgütü, iki kadının hastanelere ulaşamadıkları için bebeklerini araç içinde dünyaya getirmek zorunda kaldığını açıkladı.

Yerleşimciler pazar günü Nablus'un güneyindeki Kusra beldesinde bir camiyi ateşe verdi ve duvarlara "İntikam" yazıları yazdı. Tulkerim'e bağlı Kur köyündeki bir cami de kundaklandı. Duvarlara ayrıca "Camiler bizi korkutmuyor" ifadeleri yazıldı.

Bunun yanı sıra Beyt Furik beldesinde bir ev ateşe verildi, Ramallah'ın kuzeydoğusundaki el-Muğayyir köyü yakınlarında çok sayıda araç yakıldı. Ayn Samiye bölgesindeki bir fabrikaya düzenlenen saldırıda ağır iş makineleri ateşe verilirken iki işçi yaralandı.

Abbas'tan dünyaya acil müdahale çağrısı

Batı Şeria'daki gerilimin tırmanması üzerine Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, dünya liderlerine, Avrupa Birliği'ne, Arap Birliği Genel Sekreteri'ne ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanı'na mektuplar göndererek İsrail'in saldırıları ile yerleşimci şiddetini durdurmak için acil uluslararası müdahale çağrısında bulundu.

Abbas, "İşgal altındaki Filistin toprakları son derece tehlikeli bir tırmanışa sahne oluyor. Yaşananlar artık münferit şiddet olayları değil; yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci terörünün artırılması ve Filistin Ulusal Yönetimi kurumlarının zayıflatılması yoluyla sahada yeni fiili durumlar oluşturmayı amaçlayan sistematik bir İsrail politikasıdır" dedi.

xyhumıö
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria'daki Beyt Furik beldesinde tarlaları ateşe veriyor. (AP)

Bu politikaların Filistinlileri topraklarından zorla göç ettirmeyi hedeflediğini belirten Abbas, bunun bölgesel istikrarı tehdit edeceği ve iki devletli çözüm ihtimalini kasıtlı olarak ortadan kaldıracağı uyarısında bulundu.

Filistin yönetimi, Batı Şeria'daki yerleşimci saldırılarından İsrail hükümetini sorumlu tutarken, bu eylemlerin İsrailli yetkililerin Filistin topraklarının yakılması ve halkın sürülmesi yönündeki açıklamalarının doğrudan sonucu olduğunu savundu.

"Ordu da hükümetin yerleşimcileri teşvik ettiğini düşünüyor"

İsrail ordusunun da hükümetin yerleşimcileri cesaretlendirdiği yönünde benzer değerlendirmeler yaptığı ancak yerleşimcileri durdurmak yerine Filistinlilere yönelik operasyonlara odaklandığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Haaretz gazetesinden aktardığı habere göre ordunun siyasi yönetimin yerleşimci saldırılarını teşvik etmesinden rahatsız olduğunu, gerilimi düşürmek amacıyla yerleşimlerde etkili isimlerle temas kurmaya çalıştığını ancak bu girişimlerin karşılıksız kaldı.

Gazeteye konuşan güvenlik kaynakları, yerleşimci saldırılarını durdurmaya istekli "hiçbir tarafın bulunmadığını" ifade etti.

Batı Şeria'daki gelişmeler İsrail'de de sert tartışmalara yol açarken, hükümetin kanlı çatışmaları Netanyahu ile aşırı sağcı bakanlar Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'in siyasi çıkarları için tırmandırdığı yönündeki eleştiriler güç kazandı.

rfgthyj

Bu görüşün güçlenmesinde, cuma günü Tel beldesinde yaşanan olaylarla ilgili ilk soruşturma bulguları etkili oldu. Bulgulara göre bölgedeki yasa dışı yerleşim noktalarından gelen yerleşimciler saldırılara çarşamba günü başlamış, cuma günü ise kasabaya bilinçli bir provokasyon amacıyla yönelmişti.

Askeri kaynaklar, güvenlik kurumlarının olayların yerleşimcilerden kaynaklandığını değerlendirdiğini, köylerini savunan Filistinlilerin silahlı olmadığını ve İsrailli silahlıları öldürme planı yapmadığını, bu durumun ise İsrail güvenlik kurumlarında ciddi endişe yarattığını aktardı.

İsrail genelinde Netanyahu, Katz, yasa dışı yerleşim noktaları ve "Yahudi terör milisleri" olarak nitelendirilen gruplara karşı son dönemin en geniş protesto gösterileri düzenlendi. Tel Aviv, Kudüs, Birüssebi (Beerşeva), Hayfa ve 15 ayrı kavşakta düzenlenen eylemlerde "İsrail demokrasi değil, apartheid devletidir", "Burada soykırım üretiliyor" ve "Netanyahu koltuğunu korumak için her yolu deniyor" sloganları atıldı.

Gösterilerde konuşan protestocular, Batı Şeria'daki tırmanışın Netanyahu'nun parti ve seçim hesaplarına hizmet ettiğini savundu.

Yedioth Ahronoth gazetesi ise ABD'li kaynaklara dayandırdığı haberinde, Washington yönetiminin Batı Şeria'da hızla tırmanan gerilimden rahatsız olduğunu ve ABD Başkanı Donald Trump'ın salı günü yapacakları görüşmede Netanyahu'ya sert eleştiriler yöneltmeyi planladığını aktardı.



İsrail gerilimi artırıyor... Gri hat'a çekilme gündemde

Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)
Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)
TT

İsrail gerilimi artırıyor... Gri hat'a çekilme gündemde

Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)
Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)

İsrail, dün Lübnan'ın güneyindeki hava saldırıları ve bombardımanını yoğunlaştırırken, işgal ettiği Lübnan topraklarının büyük bölümünden çekilmeyi planladığını açıkladı. Buna göre İsrail, mevcut “sarı hat” yerine sınırdan 2 ila 4 kilometre içeride, “gri hat” olarak adlandırılan bir hatta çekilerek bölgede kalmaya devam edecek.

Sahada ise İsrail, haziran ayında varılan ateşkes anlaşmasının oluşturduğu gayri resmî kuralları ihlal etti. İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde tahliye uyarılarını yeniden başlatırken, Nebatiye kentindeki kritik altyapı ve tesisleri hedef alan hava saldırıları düzenledi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre saldırılarda 4 kişi hayatını kaybetti. Lübnan devleti saldırıları kınarken, Cumhurbaşkanı Joseph Avn, yaşananları “tehlikeli bir tırmanış” olarak nitelendirdi. Meclis Başkanı Nebih Berri ise İsrail'in güneyi “kanlı bir sandığa” dönüştürdüğünü söyledi.

Tel Aviv'de ise İsrail'in Kanal 11 televizyonuna konuşan askeri kaynaklar, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir Tepesi'nde “operasyonel kontrolü sağladığını ve tüneller ile yer altı altyapısını temizlediğini” açıklamasının ardından, asker sayısını azaltmaya, yeniden konuşlandırmaya ve geri çekilmeye hazırlandığını bildirdi. Buna göre ordu, İsrail-Lübnan sınırına yakın yeni bir “güvenlik kuşağı” bölgesine çekilecek.


İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Michael Harari

İsrail’in Suriye’nin kuzeyine düzenlediği son saldırı, Kudüs ile Ankara arasındaki gerilimin ciddi şekilde tırmanmasına yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, son üç yılda belirgin biçimde kötüleşirken, derin görüş ayrılıklarının merkezinde, en azından Suriye’de Esed rejiminin devrilmesine kadar, Filistin meselesi ve Gazze savaşı yer aldı. Bugün ise Şam’daki yeni yönetimle birlikte Suriye, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın bir başka cephesine dönüşmüş durumda. Bu durum, ağustos ayının ortalarında İsrail’in düzenlediği saldırının da gösterdiği üzere, tarafları tehlikeli biçimde doğrudan bir çatışmaya yaklaştırabilir. İki ülkenin kasıtlı ya da istemeden doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için öncelikle her iki tarafın çıkarlarının ortaya konulması ve sınırlarının net biçimde belirlenmesi gerekiyor.

hjg
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 17 Nisan 2026’da Antalya’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaki bir oturumda konuşma yapıyor. (Reuters)

İsrail, son dönemde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarına rağmen Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında değil. Ancak olası bir İran senaryosuna karşı Suriye hava sahasında hareket serbestisini korumak istiyor. Bununla birlikte İsrail, Şera hükümetine yönelik derin şüphelerini sürdürüyor. Barrack da yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kaygıları dikkat çekici bir ayrıntı düzeyi ve kayda değer bir tarafsızlıkla açıkladı.

İsrail ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun genişlemesini veya aşırı ölçüde kalıcı hale gelmesini engellemek istiyor. Daha somut ifadeyle İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki mevcut askeri varlığını genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Tüm bu hesaplamaların arka planında ise 7 Ekim’in yarattığı sonuçlar ve sonrasında İsrail’de ortaya çıkan yeni zihniyet bulunuyor. Bu zihniyet, kontrol altına alma politikasına dayanan yaklaşımları sert ve zaman zaman aşırı bir biçimde reddediyor.

Türkiye ise İsrail’le doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak Ankara, İsrail’in bölgedeki çeşitli cephelerde yürüttüğü ve giderek ‘yoğunlaşan İsrail faaliyetleri’ olarak değerlendirdiği girişimlerden duyduğu endişeyi artırıyor ve bunları bölgede ‘İsrail hegemonyası’ kurma çabası olarak görüyor.

Ankara, özellikle Suriye’de Şera hükümetini, başta Kürt meselesi olmak üzere hayati çıkarlarını korumasına ve aynı zamanda Suriye’de ve ötesinde nüfuzunu genişletmesine yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu daha geniş hedefin son dönemdeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.

Suriye ise kendisini iki tarafın arasında sıkışmış halde buluyor. Bir yandan İsrail’in saldırısı siyasi açıdan Şam’ın işine geliyor. Saldırı, Şam’ın ‘İsrail’in saldırgan niyetleri’ ve Suriye’nin egemenliğinin ihlal edildiğine ilişkin söylemini güçlendirirken, İsrail’in faaliyetlerini sınırlandırması yönündeki uluslararası baskının artmasına da katkı sağlayabilir. Öte yandan Suriye’nin giderek tırmanan bir İsrail-Türkiye karşılaşmasının sahasına dönüşmesi, Şera’nın ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirme ve ağır ekonomik sorunlarla mücadele etme çabalarını doğrudan zayıflatıyor. Bölgedeki pek çok dosyada olduğu gibi çözümün anahtarı Washington’da bulunuyor. ABD, yakın bölgesel ortakları olan İsrail ve Türkiye ile, siyasi açıdan büyük yatırım yaptığı Suriye hükümeti arasında denge kurmaya çalışırken, stratejik odağını İran üzerinde tutmak istiyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Barrack’ın son açıklamaları İsrail’i açıkça sorumlu tutan bir nitelik taşıdı. Barrack, ABD’nin Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınan havaalanında askeri varlık kurma yönündeki iddia edilen planlarına ilişkin İsrail istihbaratını incelediğini ve bu bilgilerin doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi. İsrail’de yaklaşan seçimlere yaptığı gönderme ise daha da dikkat çekiciydi. Başkan Trump bu açıklamalara doğrudan yanıt vermedi ve Barrack’ın tutumunu destekleyip desteklemeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, adil bir değerlendirme açısından Barrack’ın Ankara’ya olan açık yakınlığının da göz önünde bulundurulması gerekiyor.

scfv
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan fotoğrafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’nun beşinci oturumunun açılış töreninde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile tokalaştığı görülüyor. (AFP)

İsrail ile Türkiye’nin bugün Suriye’de birbirlerinin ‘kırmızı çizgilerini’ test ettiği görülüyor. Taraflar, Suriye hükümeti ve merkezi yönetimin ülkenin tamamında kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştığı bir dönemde, kendi çıkarlarını koruma ve nüfuzlarını genişletme konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini anlamaya çalışıyor.

Türkiye, Ankara ile yakın ilişkiler içinde olan, güçlü ve kararlı bir merkezi hükümetin Şam’da yönetimi elinde tutmasını ve kendisine Suriye’de geniş bir nüfuz alanı açmasını tercih ediyor. İsrail ise mevcut Suriye hükümetine ne ölçüde güvenebileceği konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun daha fazla genişlemesini veya kalıcı hale gelmesini açıkça istemiyor. Bununla birlikte iki tarafın ortak bir temel çıkarı bulunuyor: İran’ı Suriye’nin dışında tutmak. İlginç olan ise tarafların bu ortak paydanın öneminin henüz tam anlamıyla farkında görünmemesi.

Önümüzdeki haftalar, özellikle her iki taraftaki iç siyasi hesaplar nedeniyle kritik olacak. Bu durum, özellikle 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken daha da önem kazanıyor. Bu nedenle, aralarındaki gerilim ve düşmanlık giderek artan iki tarafın yanlış hesaplamalar yaparak daha büyük bir çatışmaya yol açmasını önlemek için ABD’nin daha kararlı biçimde devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 2015’te bir Rus uçağını düşürmesi ve Suriye hava savunmasının 2018’de Lazkiye üzerinde başka bir Rus uçağını düşürmesi, ilgili tarafların aslında tırmanmayı istemediği durumlarda bile krizlerin ne kadar hızlı biçimde daha geniş çaplı çatışmalara dönüşebileceğini hatırlatmalı.

Bu nedenle İsrail ile Türkiye’nin, kamuoyundan uzak ve üst düzey doğrudan bir iletişim kanalı açması gerekiyor. Böylece taraflar hayati çıkarlarını ortaya koyabilir ve bir şekilde kendi kırmızı çizgileri üzerinde müzakere yürütebilir. Böyle bir kanal, yanlış anlamaların ve bunların sonucunda hesaplanmamış bir çatışmanın ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir. Ayrıca iki taraf üzerinde ABD baskısına acilen ihtiyaç var. ABD, bu aşamada özel ve acil bir sorumluluk taşıyor. Washington’ın rolü, İsrail ile Türkiye’nin her ikisinin de istemediği bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek açısından belirleyici.


Türkiye ile İsrail arasında karşılıklı sert açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ile İsrail arasında karşılıklı sert açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Ankara ile Tel Aviv, İsrail'in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı “antisemitizmle” suçlamasının ardından yeni bir sert açıklama ve karşılıklı suçlama dalgasına girdi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan yalan ve iftiraların, başta Başbakan Binyamin Netanyahu olmak üzere İsrail hükümetindeki yetkililerin korkak ve yozlaşmış zihniyetini yansıttığını” belirtti.

Bakanlık, yaptığı açıklamada, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan ve onu “en sert antisemitlerden biri” olarak nitelendiren açıklamasına yanıt verdi.

9o
Erdoğan, pazar günü Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün mozolesinde Zafer Bayramı'nın yıl dönümü dolayısıyla konuşma yaparken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi;

"İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan yalan ve iftiralar, Netanyahu başta olmak üzere İsrail hükümetinde görev yapan suçluların içinde bulunduğu korkak ve çürümüş zihniyetini yansıtmaktadır.

Gazze'de soykırım işleyerek tüm İsrail halkına tarihi bir utanç yaşatan, ayrıca modern Ortadoğu tarihinde görülmemiş bir yayılmacılık sergileyerek bölgesel ve küresel istikrarsızlığın başlıca sorumlusu olan Netanyahu ve suç şebekesinin sahip olduğu dokunulmazlıklar hem hukuki hem de siyasi bakımdan ortadan kalkmaktadır.

"Uluslararası toplum Netanyahu'nun yalanlarına inanmıyor"

Goebbels'in propaganda makinesine benzer biçimde çalışan İsrail kurumlarının çabaları artık yeterli olmamakta, uluslararası toplum Netanyahu hükümetinin yalanlarına inanmamaktadır. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Netanyahu döneminde işlenen suçların karşısında dürüst ve kararlı bir duruş sergilemiştir. Bundan sonra da gerçekleri savunmaya ve dile getirmeye devam edeceğiz."

Karşılıklı suçlamalar

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise Erdoğan'ı antisemitizmle suçladı. Bakanlığın açıklamasında, “Erdoğan, her birkaç günde bir İsrail devletine yönelik vahşi kışkırtmaları tırmandırarak kendi halkına ve bölgeye karşı eylemlerinden dikkati uzaklaştırmaya çalışıyor. Türk demokrasisini yok etti, siyasi muhaliflerini hapse attı, Hamas'ı barındırdı ve destekledi, komşu ülkelere saldırdı. Tarihin en azılı antisemitleri gibi, kendi utanç verici eylemlerinden dikkati uzaklaştırmak için hiçbir temeli olmayan kan iftiralarını yaymaya çalışıyor” denildi.

Gazze'ye destek

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan açıklamasına tepki göstererek, " Türkiye'nin itirazı; işgale, zulme, katliama ve uluslararası hukuku hiçe sayan politikalara yöneliktir" dedi.

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik açıklamasına sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Duran, şu ifadeleri kullandı:

"İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan açıklaması, gerçeklerle yüzleşmek yerine iftira ve propaganda yoluna başvuran anlayışın ibretlik bir örneğidir.

Her zaman yaptıkları gibi 'antisemitizm' kavramının arkasına saklanarak saldırganlığını, işledikleri soykırımı, savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları perdelemeye çalışıyorlar. Oysa İsrail hükümetinin Gazze'de işlediği suçlara, Filistin halkına yönelik katliamlarına ve bölgeyi istikrarsızlaştıran politikalarına karşı çıkmak insani ve vicdani bir sorumluluktur. Türkiye'nin itirazı; işgale, zulme, katliama ve uluslararası hukuku hiçe sayan politikalara yöneliktir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Filistin halkının haklı davasını savunmaya, Gazze'deki mazlumların sesi olmaya ve bölgesel istikrarı desteklemeye devam edecektir."

Erdoğan, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın 104. yıl dönümü dolayısıyla pazar günü Türk halkına gönderdiği mesajda İsrail veya hükümetinin adını doğrudan anmadan, “İstikrarsızlıktan beslenenlerin provokasyonlarına rağmen Türkiye, devleti ve milletiyle gerçeği, adaleti, barışı ve istikrarı savunmayı sürdürecektir” dedi.

Erdoğan, kaynağı ne olursa olsun adaletsizliği önlemek ve kimliğine bakmaksızın mazlumların yanında durmak için yoğun çaba gösteren Türkiye'nin gerektiğinde bunun bedelini ödemekten çekinmediğini ifade etti.

Dünyada, özellikle de bölgede savaşların, çatışmaların, krizlerin ve siyasi belirsizliklerin arttığına dikkat çeken Erdoğan, “insani değerleri merkeze alan ilkeli ve kararlı politikalarıyla Türkiye'nin öne çıktığını” söyledi.

cd
Netanyahu ve hükümet üyeleri Erdoğan'a yönelik açıklamalarda bulundu; bu açıklamalar son dönemde Ankara-Tel Aviv arasındaki gerilimin tırmanmasına yol açtı (Reuters)

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim, İsrail'in 18 Ağustos'ta Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib'de bulunan Ebu Zuhur askeri havaalanına yoğun hava saldırıları düzenlemesinin ardından daha da tırmandı. İsrail, saldırıların gerekçesini havaalanına Türk birliklerinin konuşlandırılmasına yönelik hazırlık yapıldığı iddiasıyla açıkladı.

Ankara, 21 Ağustos'ta Netanyahu ile İsrailli Afiq Moskoviç hakkında uluslararası tutuklama emri çıkardı. Karar, İsrail'in geçen mayıs ayında Gazze Şeridi'ne doğru ilerleyen “Sumud Filosu”na müdahale etmesi ve gemilerdeki aktivistleri gözaltına almasına ilişkin soruşturma kapsamında, soykırım suçlamasıyla alındı.