Cumhurbaşkanı Erdoğan: Batı'ya ne kadar güveniyorsam Rusya'ya da o kadar güveniyorum

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna'daki savaşın ne kadar süreceği ve ne zaman biteceğine dair bir takvimden bahsetmenin mümkün olmayacağını belirterek, "Savaşın ne kadar süreceğini yalnızca iki lider söyleyebilir." dedi.

Erdoğan ve Putin (DPA)
Erdoğan ve Putin (DPA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Batı'ya ne kadar güveniyorsam Rusya'ya da o kadar güveniyorum

Erdoğan ve Putin (DPA)
Erdoğan ve Putin (DPA)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 78. Genel Kurulu için bulunduğu New York'ta, Amerikan PBS kanalının konuğu olarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden vazgeçmeye hazır olup olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, Türkiye'nin AB'nin kararlarına önem verdiğini söyleyerek, "AB olumlu bir karar verirse bunu memnuniyetle karşılarız. Türkiye son 50 yıldır AB'nin kapısında oyalandırılıyor. Biz her zaman kendi kendine yeten bir ülke olduk. Hiçbir zaman AB'nin katkılarına ya da desteğine muhtaç olmadık, buna ihtiyacımız yok." diye konuştu.

"İsveç terörle ilgili sözlerini tutmalı"

İsveç'in terörle ilgili sözlerini tutması gerektiğini kaydeden Erdoğan, "Hala Stockholm sokaklarında teröristlerin gezdiğini görüyoruz." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç'in NATO'ya katılım teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından değerlendirileceğini ve en sonunda onaylanacak yerin burası olduğunu belirterek, "Bu TBMM'nin gündeminin bir parçasıdır. Meclis kendi takvimi çerçevesinde durumu değerlendirecek. Bu öneri milletvekillerinin oylamasına sunulacak." dedi.

Erdoğan şöyle devam etti:

"Bunun gerçekleşmesi için İsveç'in elbette verdiği sözleri tutması gerekiyor. Terör örgütlerinin Stockholm sokaklarındaki gösterilerini ve faaliyetlerini derhal durdurmaları gerekmektedir. Çünkü bunun gerçekten gerçekleştiğini görmek Türk halkı için çok önemli olacaktır. İsveç mevzuatta değişiklik yapmış gibi görünüyor ama bu yeterli değil."

ABD'nin Türkiye'ye F-16 satışı ile İsveç'in NATO'ya üyeliği konularının birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüp düşünmediğine ilişkin Erdoğan, "Bana göre bağlantı olmamalı. Başkan (Joe) Biden, bu konuda kararı Kongre'nin vereceğini söyledi. Biz de her zaman diyoruz ki bizim de Türkiye Büyük Millet Meclisimiz var. Yani bu konulara parlamento karar verir. Parlamento bu konuda olumlu bir karar vermezse o zaman bu hususta yapacak bir şey yok." değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, ABD Kongresinde Senatör Bob Menendez gibi isimlerin Yunanistan'ın güvenliği gibi bir dizi konuyu bahane ederek Türkiye'ye F-16 satışına olumsuz yaklaşım sergilemesiyle ilgili ise "Bob Menendez, Türkiye'yi tanımıyor. Öyle görünüyor ki Bob Menendez, Tayyip Erdoğan'ı da tanımıyor." dedi.

Yunanistan ile Türkiye'nin kadim bir dostluğu olduğuna işaret eden Erdoğan, "Menendez'in Türkiye'ye düşmanca bir yaklaşım sergilediği görülüyor ve bizi kendi seçtiği belirli tartışma alanına çekmeye çalışıyor. Ancak bunun bir parçası olmayacağız. Yunanistan'la dostluğumuz onların sandığı gibi değil." şeklinde konuştu.

Türkiye'nin Ukrayna savaşı bağlamında Rusya'ya "AB ve diğer NATO üyeleriyle" aynı düzeyde yaptırım uygulamaması kararına yönelik ABD'nin bazı senatörlerinin eleştirileriyle ilgili ise Erdoğan, "AB üyeleri ne yapıyorsa biz de onu mu yapacağız? Türkiye'nin dünyadaki konumu farklı, AB üye ülkelerinin farklı. Rusya bizim en yakın komşularımızdan biri ve ortak bir tarihimiz var." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin de öncülüğünü üstlendiği Karadeniz Tahıl Girişimi sayesinde 33 milyon ton tahıl ihracatı gerçekleştiğini anımsatarak, "Bunu AB istedi diye yapmadık. Bu üstlendiğimiz insani bir yükümlülüktü." açıklamasında bulundu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Karadeniz Tahıl Girişimi'ni neden tekrar canlandırmadığına ilişkin soruya Erdoğan, "Biz (Putin'in) kendilerinden rica ettik ve onlar 1 milyon ton daha göndereceklerini söylediler." yanıtını verdi.

"Batı'ya ne kadar güveniyorsam Rusya'ya da o kadar güveniyorum"

Erdoğan, Putin'in tahıl ihracatının hemen başlayacağını söylediğini belirterek, gelişmeleri takip ettiklerini dile getirdi.

"Bu sözünü tutacağına dair ona (Putin'e) güveniyor musunuz?" sorusuna karşılık ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Benim (Putin'e) güvenmemem için hiçbir sebep yok. Batı ne kadar güvenilirse Rusya da en az o kadar güvenilirdir. 50 senedir bizi kapısında bekleten AB'dir. Şu anda Batı'ya ne kadar güveniyorsam Rusya'ya da o kadar güveniyorum."

Putin'in tahıl anlaşmasını Ukrayna savaşında avantaj olarak kullandığı ve liderliğine güvenilmeyeceği yönündeki bir soruya da Erdoğan, "Katılmıyorum. Doğal gazımın yarısı Rusya'dan geliyor, bu da demek oluyor ki dayanışma içindeyiz. Ortak adımlar atıyoruz ve savunma sanayisi alanında da işbirliği yapıyoruz. Bunları Rusya ile yapabiliriz." cevabını verdi.

Erdoğan, Ukrayna savaşı hakkında Putin ile yaptığı görüşmelerle ilgili soru üzerine de şunları kaydetti:

"Çok açık ve net olmak gerekirse, bu savaşın uzun süreceği ve savaşın bir an önce bitmeyeceği çok açık. Çok umutlu olmak istiyoruz. Sayın Putin de aslında bu savaşın bir an önce bitirilmesinden yana. Ben sadece onun sözlerine göre bunu söylüyorum, Sayın Putin, bu savaşın bir an önce bitirilmesini istiyor. Onun söylediği şey bu ve onun sözlerine inanıyorum."

Diğer yandan Putin ile 2014'te Kırım konusunda görüşmelerde bulunduğunu kaydeden Erdoğan, "Bu görüşmelerde başarılı olamadım ve onların Kırım'dan çekilmesini sağlayamadım. Bunun şu anda da mümkün olmayacağını düşünüyorum. Bence bunu sadece zaman gösterecek." değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, Ukrayna'daki savaşın ne kadar süreceği ve ne zaman biteceğine dair bir takvimden bahsetmenin de mümkün olmayacağını belirterek, "Savaşın ne kadar süreceğini yalnızca iki lider söyleyebilir." dedi.

Sunucunun, Türkiye'nin Rusya'yla mı yoksa ABD'yle mi ilişkisinden daha fazla fayda sağladığına ilişkin sorusuna ise Erdoğan, şu yanıtı verdi:

"Yani bu soru bir defa siyasi lidere sorulmaması gereken bir soru. Çünkü benim mümkün olduğu ölçüde siyaset anlayışım, dünya genelindeki her ülkeyle 'kazan-kazan' senaryosuna dayalı bir bağlam oluşturmaya dayanıyor. ABD ile nasıl iyi ilişkilere sahipsem aynı şekilde Rusya ile de iyi ilişkilere sahip olacağım. AB üyesi ülkelerle de aynı yaklaşımla ilişkilerimi sürdüreceğim, kazan-kazan anlayışı içerisinde."

Türkiye'de Sedef Kabaş, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi "üst düzey tutuklamalar" bulunduğu savunularak, "Bu kişileri susturmaya mı çalışıyorsunuz? Söz konusu kişilerden tehdit algılıyor musunuz?" sorusu yöneltilen Erdoğan, şu şekilde konuştu:

"Sizi bu niye bu kadar ilgilendiriyor? Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde bu tür kararları yargı verir. Eğer yargı bu yönde bir karar vermişse, o zaman yargının verdiği bu karara saygı duyalım. Ben yargı adına konuşacak durumda değilim. Bahsettiğiniz bu kişi (Kavala) protestoların finansörüydü."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, davalarla ilgili, "Ben onlarla uğraşacak değilim." diyerek, kararların yargı tarafından verildiğini tekrar vurguladı.

Selahattin Demirtaş'ın terörist olduğunu ve 200'den fazla kişinin ölümüne yol açtığını, bu nedenle yargının bir karar verdiğini belirten Erdoğan, program sunucusunun sözünü kesmesinin ardından, "Kesmeye hakkın yok. Saygı duyacaksın, yargının verdiği karara saygı duyacaksın." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Amerikan yargısı yargı da Türkiye'nin yargısı yargı değil mi? Türkiye'nin yargısına da saygı duymaya mecbursunuz." ifadelerini kullandı.

Türkiye'de hapsedildiği öne sürülen gazetecilerle ilgili soruya da Erdoğan, "Eğer teröre destek verdiyseler, onlar terörü destekliyorlarsa, dünyanın neresinde özgürce yaşayabilir veya dolaşabilirler? Bu insanlar terörü destekliyor ve bu kişiler hakkında yargı kararını veriyor." şeklinde cevap verdi.

Erdoğan, Amerikan halkının Türkiye ile ilgili haberleri takip ettiğini belirterek, Amerikan medyasının Türkiye ile ilgili sağlıklı ve doğru haberler üretmesinin önemini vurguladı.



Osmanlı geçmişi ve Rus nüfuzu arasında Ermenistan seçimleri

Fotoğraf: Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan'da Fransız Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeler sırasında bir konuşma yapıyor, 5 Mayıs 2026 (AFP)
Fotoğraf: Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan'da Fransız Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeler sırasında bir konuşma yapıyor, 5 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Osmanlı geçmişi ve Rus nüfuzu arasında Ermenistan seçimleri

Fotoğraf: Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan'da Fransız Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeler sırasında bir konuşma yapıyor, 5 Mayıs 2026 (AFP)
Fotoğraf: Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan'da Fransız Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeler sırasında bir konuşma yapıyor, 5 Mayıs 2026 (AFP)

Ömer Önhon

Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve 28 Şubat 2026'da ABD-İsrail'in İran'a saldırısı, küresel enerji güvenliğini ve alternatif transit yolları uluslararası gündemin ön saflarına taşıdı. Kafkasya bölgesi bu bağlamda kilit bölgelerden biri. Enerji kaynaklarına sahip olan ve/veya hayati ulaşım yolları üzerinde bulunan üç Kafkas ülkesi (Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan), Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki rekabetin yanı sıra, başta Türkiye ve İran olmak üzere bölgesel güçlerin rekabetinden, ek olarak, bölgenin ekonomik ve ticari potansiyelinden pay almak isteyen Batılı ülkeler ile diğer güçler arasındaki rekabetten doğrudan etkilenmektedir.

Gürcistan, büyük ölçüde Batı ile mi yoksa Rusya ile mi daha yakın ilişkiler konusunda yaşanan ciddi bir siyasi krizle mücadele etmeye devam ediyor. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki tarihi anlaşmazlıklar, her iki ülkenin de 1990 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından şiddetli bir şekilde yeniden su yüzüne çıktı.

Ermenistan, 2020'deki İkinci Dağlık Karabağ Savaşı'nın ardından tamamen sona ermeden önce, yaklaşık 35 yıl boyunca Dağlık Karabağ da dahil olmak üzere Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini işgal etti. Bu savaşı, 2023 yılında Azerbaycan ordusunun terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirilen bir günlük askeri operasyonu izledi.

Bu durum, Azerbaycan ve Ermenistan'ın yanı sıra Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin önünü açtı. Ne var ki halen çözülmesi gereken birçok hassas konu mevcut.

Seçimler öncesi durum

Ermenistan'da 7 Haziran'da seçimler yapılacak. Geçen hafta Erivan'a yaptığım bir gezi sırasında, bu seçimlere giden süreçte ülkedeki durumu bizzat gözlemleme fırsatım oldu.

Karabağ'ın kaybedilmesi ve Ermenistan'daki ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesi, Başbakan Nikol Paşinyan ve Sivil Sözleşme Partisi'ne destekte düşüşe neden oldu. Paşinyan'a destek oranının yaklaşık yüzde 25-30'a düştüğü söyleniyor. Bununla birlikte, artık ona sempati duymayan seçmenler bile diğer adaylara daha fazla karşı oldukları için, Paşinyan hâlâ önde gelen aday konumunda.

Türkiye, öncelikle coğrafi konumu, tarihi rolü ve Azerbaycan ile çok yakın bağları nedeniyle Ermenistan'da ve genel olarak Kafkasya'da önemli bir konuma sahiptir

Paşinyan'ın en öne çıkan potansiyel rakipleri arasında, eski cumhurbaşkanı ve aşırı milliyetçi Taşnaktsutyun Partisi (Ermeni Devrimci Federasyonu) tarafından desteklenen Ermeni İttifakı'nın adayı Robert Koçaryan, Ermeni-Rus işadamı ve Güçlü Ermenistan Partisinin adayı Samvel Karapetyan yer alıyor.

Eski Ermenistan dışişleri bakanı, Paşinyan karşıtı cephenin ana dayanaklarını “Rusya, Kilise ve Taşnaklar” olarak tanımladı.

Paşinyan, Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkileri geliştirmeyi, Batı ile bağları güçlendirmeyi ve ekonomiyi canlandırmayı vaat ediyor. Ancak rakiplerinin politikaları, komşu ülkelerle devam eden çatışma ve Rusya ile daha yakın ilişkilerle dolu bir geleceğe işaret ediyor.

vfvbfb
Erivan'da, tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesinde Azerbaycan ile çatışmayı sona erdirme anlaşmasını protesto eden bir halk gösterisi 12 Kasım 2020 (AFP)

Paşinyan, kazanma olasılığı en yüksek aday olmaya devam ediyor. Ancak soru şu: Eğer kazanırsa, yönetebilecek mi, yoksa ona karşı olan güçler ülkeyi krize sürükleyecek şekilde yönetime dahil mi olacaklar?

Türkiye'nin konumu ve rolü

Türkiye, hem Ermenistan'da hem de genel olarak Kafkasya'da, öncelikle coğrafi konumu, tarihi rolü ve Azerbaycan ile çok yakın bağları nedeniyle bu denklemde önemli bir konumda yer alıyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “işgal altındaki Azerbaycan topraklarının kurtuluşu Kafkasya'da yeni bir dönemi başlattı" dedi ve Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinin başladığını belirtti.

Rusya'nın seçimlere müdahale olasılığı Ermenistan'da geniş çaplı bir endişe uyandırıyor. Birçok kişi, sonuçların istediği gibi gelmemesi durumunda Moskova'nın çeşitli yollarla müdahaleye başvurmasından korkuyor

Bu yaklaşım -Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın Türkiye'nin önce Ermeni soykırımını tanıması şartını kaldırma kararıyla birlikte- yenilenmiş diplomasiye zemin hazırladı. Bu bağlamda, Türkiye ve Ermenistan tarafından atanan özel temsilciler düzenli görüşmeler yapmaya devam ediyor.

Buna paralel olarak, Türk Hava Yolları ve Türkiye'nin en büyük özel havayolu şirketi Pegasus Havayolları, İstanbul ile Erivan arasında günlük direkt uçuşlar gerçekleştiriyor. Bu uçuşlar her iki yönde de tamamen dolu olup, yolcuların büyük çoğunluğu Ermeni vatandaşlardan oluşuyor.

İki ülke arasında şu anda doğrudan ticaret bulunmuyor, ancak Gürcistan üzerinden Ermenistan'a yaklaşık 1,3 milyar dolar değerinde Türk malı ihraç ediliyor.

35 yıldır kapalı olan Türkiye-Ermenistan arasındaki Alican/Margara sınır kapısından insan ve araç geçişine izin verecek altyapı mevcut olmasına rağmen, sistemi aktif hale getirmek için gerekli siyasi karar henüz alınmadı.

Ermenistan, Türkiye ile ilişkilerin tamamen normalleştirilmesini, diplomatik bağların kurulmasını ve iki ülke arasındaki sınırın tamamen açılmasını istiyor. Bu yönde olumlu gelişmeler olduğunu belirtiyor ancak aynı zamanda yavaş ilerlemeden de şikayetçi.

frbgfbgfb
Türkiye’nin doğusunda Türk-Ermeni sınırına yakın Kars Kalesi, 9 Ocak 2022 (AFP)

Ermeniler, sınır kapısının açılmasının ve en azından üçüncü ülke vatandaşlarının geçişine izin verilmesinin Ermenistan içinde çok olumlu bir atmosfer yaratacağına inanıyor.

Öte yandan Türkiye, 2009'da Türkiye ve Ermenistan'ın Zürih Protokollerini imzalamasıyla yaşanan gerilimlerin tekrarını önlemek için Ermenistan ile normalleşme sürecini Azerbaycan ile koordine etmeye ve senkronize etmeye önem veriyor.

Azerbaycan ise, barış anlaşması imzalanmadan önce Ermenistan'dan anayasasında Karabağ'ın Ermenistan'ın bir parçası olduğunu öngören maddeleri kaldırmasını bekliyor.

Paşinyan bu adımı atmaya hazır olduğunu açıkladı, ancak önce seçimleri kazanması gerekiyor. Daha sonra anayasa değişikliğinin parlamento tarafından onaylanması ve ardından halk referandumuna sunulması gerekiyor.

Türkiye ve Ermenistan arasındaki son önemli ve olumlu gelişme, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın 4 Mayıs'ta Erivan'da düzenlenen Avrupa Siyasi Forumu toplantısına katılması oldu. Erivan'da bulunduğu süre boyunca Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Ermeni mevkidaşıyla ikili bir görüşme gerçekleştirdi ve bu görüşmenin iyi geçtiği belirtildi.

Rusya da Ermenistan için büyük bir endişe kaynağı

Rusya'nın seçimlere müdahale olasılığı Ermenistan'da geniş çaplı bir endişe uyandırıyor. Birçok kişi, sonuçların istediği gibi gelmemesi durumunda Moskova'nın çeşitli yollarla müdahaleye başvurmasından korkuyor.

Paşinyan, Ermenistan'ın geleceğini Batı ile iş birliği ve entegrasyonda gören bir politikacı. Türkiye ile ilişkilerin iyileştirilmesini destekliyor ve ülkesinin tekrar Rus egemenliğine girmesini istemiyor.

Eski bir üst düzey Ermeni diplomat, “daha fazla Batı” ve “daha fazla Türkiye”nin Ermenistan için “daha az Rusya” anlamına geldiğini söyledi.

Ermeni diasporası uzun zamandır Türkiye karşıtı kampanyaların ve soykırım suçlamalarının arkasındaki itici güç olarak görülüyor

Paşinyan iktidara geldiğinden beri, Rusya'nın Ermenistan'daki nüfuzu ve varlığı belirgin şekilde azaldı. Elektrik şebekesi artık Ermeni devletinin kontrolünde ve sınır kontrolü Ruslardan Ermeni sınır muhafızlarına devredildi.

Ancak, doğalgaz, bankacılık ve demiryolları gibi ülkedeki diğer stratejik sektörler kısmen veya büyük ölçüde Rus kontrolü altında kalmaya devam ediyor. Gümrü'deki Rus 102. Askeri Üssü de varlığını sürdürüyor.

Trump'ın iş ve kâr odaklı politikası

Yaklaşık 1800 çalışanıyla Erivan'daki ABD Büyükelçiliği'nin büyüklüğü, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ermenistan'a ve daha geniş çapta bölgeye olan ilgisinin açık bir göstergesi.

vgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'da düzenlenen üçlü anlaşma imza töreninde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile el sıkışıyor, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Başkan Trump, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışmanın, dünyada sona erdirdiği dokuz savaştan biri olduğunu defalarca dillendirdi. Trump, adını taşıyan Uluslararası Barış ve Refah Yolu (TRIPP) projesi aracılığıyla barış anlaşmasından faydalanma yönünde adımlar attı.

Bu proje, 43 kilometrelik bir ulaşım ve enerji koridoru üzerinden Azerbaycan'ı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'ne ve oradan da Türkiye'ye bağlayacaktır. Yol Ermenistan'ın Sünik bölgesinden de geçiyor.

Türkiye ve Azerbaycan, uzun zamandır Zangezur Koridoru olarak adlandırdıkları bu projeyi güçlü bir şekilde destekliyorlar. Bu proje hayata geçirildiğinde, Türkiye'nin Orta Asya ve genel olarak Asya ile bağları güçlenecektir.

Ancak İran, sınırlarındaki olası bir Amerikan varlığından endişe duyduğu ve bunu bölgesel bir merkez olma hırsıyla rekabet edebilecek bir girişim olarak gördüğü için projeden memnun değil. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Rusya'nın da benzer çekinceleri var.

Peki Ermeni diasporası nerede duruyor?

Ermeni diasporası uzun zamandır Türkiye karşıtı kampanyaların ve soykırım suçlamalarının arkasındaki itici güç olarak görülüyor.

Erivan'da görüştüğüm, çok çeşitli görüşleri temsil eden Ermeni politikacılar ve kanaat önderleri, Ermeni diasporasının ve sertlik yanlısı Taşnakların hâlâ bir güce sahip olduğunu, ancak eskiden sahip olduğu kadar güç ve nüfuza sahip olmadığını söylediler.

Birinci Dünya Savaşı'nın karanlık günlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan ve Ermenistan'ın soykırım olarak nitelendirdiği, Türkiye'nin ise o dönemin şartlarında her iki tarafın da kayıplar verdiği trajik olaylar olarak tanımladığı ölümler, on yıllardır Türkler ve Ermeniler arasında büyük bir gerilim kaynağı oldu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Türkiye, geçmişteki trajik olayların iki ülke arasındaki ilişkileri gölgelemesini önlemeyi ve gelecekte karşılıklı saygı ve iş birliğine dayalı ilişkiler geliştirmeyi amaçlayan bir politika izliyor.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu yıl 24 Nisan'da yayınladığı taziye mesajında, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni kökenli birçok Osmanlı vatandaşının büyük acılar çektiğini, Ermenilerin acısını paylaştığını ve hayatını kaybeden tüm Osmanlı vatandaşlarını bir kez daha saygıyla andığını ifade etti.

Bu adımlar, iki ülke arasındaki acı hatıraların üstesinden gelme, düşmanca politikaları terk etme ve karşılıklı faydaya dayalı iş birliği fikrini benimseme umuduyla atılıyor.

Sonuç olarak, genel izlenimim şu ki, bazı görüş ayrılıkları olsa da, Türkiye ve Ermenistan arasında karşılıklı saygı ve ortak çıkarlara dayalı, ortak bir gelecek inşa etmek için gerekenlerin büyük bir kısmı zaten mevcut durumda; yeter ki siyaset bu yönde ilerlemeye devam etsin ve çeşitli üçüncü taraflar olayların seyrini olumsuz yönde etkilemesin.


Türkiye ve Ermenistan, sınır bölgelerindeki tarihi Ani Köprüsü'nün restorasyonunda iş birliği yapacak

Kars yakınlarındaki Ani harabelerindeki Tigran Honents Kilisesi, 28 Şubat 2024... Türkiye ve Ermenistan, iki ülke arasındaki sınırda bulunan Ani köprüsünün ortaklaşa restore edilmesi konusunda bir anlaşma imzaladı (AFP)
Kars yakınlarındaki Ani harabelerindeki Tigran Honents Kilisesi, 28 Şubat 2024... Türkiye ve Ermenistan, iki ülke arasındaki sınırda bulunan Ani köprüsünün ortaklaşa restore edilmesi konusunda bir anlaşma imzaladı (AFP)
TT

Türkiye ve Ermenistan, sınır bölgelerindeki tarihi Ani Köprüsü'nün restorasyonunda iş birliği yapacak

Kars yakınlarındaki Ani harabelerindeki Tigran Honents Kilisesi, 28 Şubat 2024... Türkiye ve Ermenistan, iki ülke arasındaki sınırda bulunan Ani köprüsünün ortaklaşa restore edilmesi konusunda bir anlaşma imzaladı (AFP)
Kars yakınlarındaki Ani harabelerindeki Tigran Honents Kilisesi, 28 Şubat 2024... Türkiye ve Ermenistan, iki ülke arasındaki sınırda bulunan Ani köprüsünün ortaklaşa restore edilmesi konusunda bir anlaşma imzaladı (AFP)

Türkiye ile Ermenistan, dün iki ülke sınırında bulunan Orta Çağ’dan kalma Ani Köprüsü’nün restorasyonu için anlaşma imzaladı. Söz konusu adım, Ankara ile Erivan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi yolunda sembolik bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Erivan’da düzenlenen 8. Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi kapsamında Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile görüşmesinin ardından sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Bugün mutabakat zaptıyla kabul edilen Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonu gibi sembolik ve somut iş birliği alanlarının kalıcı bir barış ve güvenlik ortamının tesisine katkı sağlayacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Paşinyan da X üzerinden yaptığı açıklamada, “Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile verimli bir görüşme gerçekleştirdim” diyerek, tarihi Ani Köprüsü’nün ortaklaşa yeniden inşasına ilişkin protokolün imzalanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

10. yüzyıla kadar uzanan tarihi köprü, Türkiye’nin doğusundaki tarihi Ani Harabeleri sınırını oluşturan Arpaçay Nehri üzerinde inşa edilmiş olup, geçmişte alt katından kervanların, üst kısmından ise yayaların geçişine imkân sağlıyordu.

Günümüzde köprüden geriye kalan yalnızca ayakları görülebiliyor.

dscsvdsfv
31 Aralık 2025'te çekilen ve tarihi Ani Köprüsü'nün kalıntılarını gösteren fotoğraf (AFP)

2016 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bölgede, iki ülke arasında hâlihazırda bilimsel iş birliği yürütülüyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Erivan ile Ankara arasında henüz diplomatik ilişkiler kurulmazken, 1990’ların başında kısa süreliğine açılan kara sınırı hâlen kapalı durumda.

İki ülke, 2021 sonundan bu yana, Ermenistan’ın Azerbaycan karşısında Dağlık Karabağ’da uğradığı yenilginin ardından temkinli bir yakınlaşma süreci yürütüyor.

frbgrrf
Ermenistan-Türkiye ikili görüşmesinden  (Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın X sayfası)

Nisan ayı sonlarında taraflar, sınırın iki tarafındaki Kars-Gümrü demiryolu hattının yeniden faaliyete geçirilmesi konusunda anlaşırken, Türk Hava Yolları mart ayında İstanbul ile Erivan arasında ilk doğrudan uçuşunu gerçekleştirdi.

Öte yandan Ermenistan, 1915-1916 yıllarında yaşanan olayların “soykırım” olarak tanınması için uluslararası toplum nezdinde girişimlerini sürdürürken, aralarında ABD, Fransa ve Almanya’nın da bulunduğu çok sayıda ülke bu yönde tanıma kararı aldı.

Erivan’a göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun Hristiyan Ermeni azınlığa yönelik uygulamaları sırasında 1,5 milyona kadar insan hayatını kaybetti.

Türkiye ise Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından kurulan bir devlet olarak, yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmeyi reddederken, olayların Anadolu’daki iç savaş koşulları ve kıtlık ortamında meydana geldiğini, 300 bin ila 500 bin Ermeni ile benzer sayıda Türk’ün hayatını kaybettiğini belirtiyor.


Terörsüz Türkiye süreci çıkmazda mı?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Terörsüz Türkiye süreci çıkmazda mı?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

“Terörsüz Türkiye” girişimi kapsamında başlatılan barış süreci, bir buçuk yılı aşmasına rağmen ivme kazanamadı. Süreç; şüpheler, tıkanma uyarıları ve resmi iyimserlik arasında sıkışmış durumda.

Irak’ın kuzeyindeki Kandil Dağı’nda bulunan PKK yöneticileri, Türkiye hükümetini, örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2026’da başlattığı “barış ve demokratik toplum” girişimini “dondurmakla” suçluyor. Söz konusu girişim, örgütün feshedilmesini, silah bırakmasını ve yasal-demokratik zemine geçmesini öngörüyor.

Çelişkili tutumlar

KCK Yürütme Konseyi üyesi ve PKK liderlerinden Murat Karayılan, örgütün barış çabaları kapsamında ateşkes ilanı, silahlı mücadelenin sonlandırılması, silahların imhası ve Türkiye’den çekilme gibi önemli adımlar attığını söyledi. Ancak Karayılan, hükümetin süreci “dondurduğunu” ileri sürdü.

frb
PKK lideri Murat Karayılan (Reuters)

Örgütün yayın organı ANF'ye konuşan ve Türk medyasına yansıyan açıklamalarında Karayılan, hükümet yetkililerinin süreci ilerletecek yasal düzenlemenin Nisan ayında Meclis’e sunulacağını belirttiğini, ancak bu tarihin herhangi bir adım atılmadan geçtiğini ifade etti.

Karayılan ayrıca, Meclis bünyesinde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun önerdiği adımların, özellikle tutuklu siyasetçi ve aktivistlerin serbest bırakılması gibi temel hususların uygulanmadığını savundu. İmralı’daki Öcalan ile yaklaşık bir aydır görüşme yapılmamasını da “sürecin geleceği açısından tehlikeli bir işaret” olarak nitelendirdi.

Karayılan’ın açıklamaları, İmralı ile devlet arasında siyasi temasları yürüten DEM Parti’den tepki gördü. Parti eş genel başkanı Tülay Hatimoğulları, bu değerlendirmelerin “sürecin ruhuyla bağdaşmadığını” belirterek mevcut durumun “tam anlamıyla donmuş” olarak nitelendirilemeyeceğini söyledi.

ghy
DEM eş genel başkanı Tülay Hatimoğulları (DEM X hesabı))

Hatimoğulları, “Süreçte bir tıkanma olduğu söylenebilir. Önümüzde bazı engeller var ve bunları aşmak için yoğun çaba sarf ediyoruz” dedi.

Erdoğan eleştirileri reddetti

Bu gelişmeler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından geldi. Bahçeli, 22 Ekim 2024’te Meclis’te “Terörsüz Türkiye” girişimini başlatmıştı.

İki liderin perşembe günkü görüşmesinde, söz konusu sürecin seyri başta olmak üzere çok sayıda iç ve dış mesele ele alındı.

Bahçeli, sürecin hızlandırılması ve tartışmaların sonlandırılması için siyasi adımlar atılmasını, bazı tutuklu siyasetçilerin serbest bırakılması ve görevden alınan bazı Kürt belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesi gibi adımların gündeme alınmasını destekliyor.

 cfdvdfsv
Erdoğan, geçen Perşembe günü Bahçeli ile Terörsüz Türkiye sürecini  ilerleyişini görüştü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).

Öte yandan Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada hükümeti “tereddüt, korkaklık ve oyalama” ile suçlayarak sürecin “tarihi bir fırsat” olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu eleştirileri reddederek, “Olumlu bir atmosfer var. Yapılması gerekenler belli ve süreç olması gerektiği gibi ilerliyor. Karamsar değerlendirmeler yapanlar gerçeklere değil, hayallere dayanıyor” dedi.

Erdoğan, 18 Şubat’ta komisyon raporunun kabul edilmesiyle kritik bir eşiğe gelindiğini belirterek, bu sürecin daha dikkatli yönetilmesi gerektiğini ifade etti. “Cumhur İttifakı”nın diğer siyasi partilerin desteğiyle bu aşamayı aşmayı hedeflediğini kaydetti.

Yasal adımlar gündemde

Bu gelişmeler ışığında, hükümete yakın medya organları, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın AK Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısında sürece ilişkin bir sunum yaptığını aktardı. Sunumda, silah bırakan PKK mensuplarının karşılanma süreci ve silahların akıbeti ele alındı.

gbg
Meclis komisyonu, PKK’nın silahsızlandırılmasına ilişkin yasal çerçeve hakkındaki raporunu 18 Şubat'ta tamamladı (TBMM X hesabı ).

AK Parti kaynaklarına göre, örgüt mensuplarına yönelik herhangi bir yasal düzenleme yapılmadan önce silah bırakma sürecinin doğrulanması gerektiği vurgulanıyor.

Öcalan ve DEM Parti ise, soruşturma veya yargılama sürecinde olanlar ile Interpol tarafından aranan üst düzey PKK yöneticilerini de kapsayacak geniş bir yasal düzenleme talep ediyor.

dsv
Bir grup PKK’lı 11 Temmuz 2025'te sembolik olarak silahlarını yaktı, ancak Türkiye tam silahsızlanmayı sağlamak istiyor (AFP)

Komisyon raporunda, Türkiye’ye dönmek isteyen PKK mensuplarının, MİT ile Milli Savunma ve İçişleri bakanlıklarının temsilcilerinden oluşacak bir mekanizma tarafından denetlenmesi öngörülüyor.

Öte yandan, AK Parti ile DEM Parti arasında perde arkasında görüşmelerin sürdüğü ve bu temaslarda, süreci düzenleyecek yasa teklifinin 15 Temmuz’dan önce Meclis’e sunulması konusunda mutabakata varıldığı ifade ediliyor.