Fransız dergisi Historia: Atatürk'ün izinden giden Erdoğan, Kemalist mirası dünya görüşüne göre yeniden yazıyor

Fransa'da yayın yapan tarih dergisi Historia son sayısını Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve cumhuriyetin 100. yaşına ayırdı

Fransız tarih dergisi Historia, cumhuriyetin 100. yılı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasının yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Atatürk algısını da konu edindi (AA)
Fransız tarih dergisi Historia, cumhuriyetin 100. yılı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasının yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Atatürk algısını da konu edindi (AA)
TT

Fransız dergisi Historia: Atatürk'ün izinden giden Erdoğan, Kemalist mirası dünya görüşüne göre yeniden yazıyor

Fransız tarih dergisi Historia, cumhuriyetin 100. yılı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasının yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Atatürk algısını da konu edindi (AA)
Fransız tarih dergisi Historia, cumhuriyetin 100. yılı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasının yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Atatürk algısını da konu edindi (AA)

Dora Mengüç

Fransa'da yayımlanan tarih dergisi Historia son sayısında Türkiye'nin 100. yılından hareketle Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü kapağına taşıdı. Dergi "1923-2023. Atatürk adıyla anılan Mustafa Kemal'in yarattığı Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzüncü yılı" başlığını attı. Atatürk için "Türklerin Babası" yorumu yaptığı Eylül 2023 sayısının kapağında "Yüz yıl önce Atatürk modern Türkiye'yi inşa etti" ifadesini kullandı.

Independent Türkçe

Historia son sayısının neredeyse tamamını ayırdığı Atatürk ile ilgili yazarlar ve akademisyenlerin çeşitli görüş ve eleştirilerine yer verdi, "Moderni yaratan adamın gidişatına ve eylemine bakıyoruz" diyerek kuruluşunun 100. yılını kutlacak Türkiye Cumhuriyeti'nin dünden bugüne gelişim ve değişimini ele aldı.

(Wikipedia)
(Wikipedia)

Fransız tarih dergisi "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'si Cumhuriyetin 100. yılını kutlarken Historia, 'Türklerin babası' Atatürk olarak bilinen vesayet sahibi Mustafa Kemal'e geri dönüyor" ifadelerine yer verdi. Dergide yer alan yazıların sorduğu sorular Türkiye'nin dünü ile bugünü arasındaki yola işaret ediyor:

Atatürk, büyük bir reformcu olarak hem Türkleşmiş hem de Batılılaşmış ülkesini moderniteye sağlamlaştırdı. 1920'deki aşağılayıcı Sevr Antlaşması'ndan sonra Türk milleti nasıl inşa edildi? Kemal'in politikası nasıl belirleyici oldu? Simgenin arkasındaki adam kimdi? Bu mirasa Türk devletinin şu anki başkanı tarafından sorgulanmasına rağmen neden hala sahip çıkıldığını anlamak için en iyi uzmanlar tarafından yazılmış aydınlatıcı bir rapor sunuyoruz"

Atatürk'e övgü ve yergi

Mustafa Kemal Atatürk'ün tarih içindeki varlığı ile "Kırılgan Kemalist Miras", "Modern Türkiye'nin mucidi Atatürk", "Kartların Ustası Atatürk", "Batı'ya doğru", "Otoriter Cumhuriyetçi", "Sorumlu ama suçlu değil", "İslam gözetim altına alındı", "Efsanenin arkasında", "Avrupalılar Atatürk bilmecesiyle karşı karşıya" ve "Türk yüzyılı hayali" gibi faklı başlık ve konular altında Atatürk'ü inceleyen yazıların yayımlandığı dergide Gazi'ye yönelik övgüler kadar sert eleştiriler de yer alıyor. 

"Batılılaşmış Türkiye'nin temelini attı"

Historia'daki "100 yıl önce Atatürk modern Türkiye'yi icat etti" başlıklı yazıda Mustafa Kemal Atatürk'ün batılılaşmış Türkiye'nin temellerini attığı anımsatılıyor. "Dünya savaşının sonunda ve asırlık bir rejimin çöküşünde, Osmanlı ordusunda görev yapan genç bir subay, Müttefiklere karşı galip geldi ve hem “Türkleşmiş” hem de Batılılaşmış yeni bir Türkiye'nin temellerini attı" cümlelerine yer veriliyor. 

(Wikipedia)
(Wikipedia)

Mustafa Kemal Atatürk'ün reformcu kişiliği ön plana çıkartılıyor. Türkiye'nin Sevr Anlaşması'ndan Lozan'a uzanan kuruluş yolculuğu ise şu cümlelerle özetleniyor:

Küçük bir ordunun lideri olan Kemal, buradan itibaren Tarihin gidişatını tersine çevirecek ve 1923'te ilan edilen, yeni Cumhuriyet'in çok daha lehine olan yeni bir barış anlaşmasını dayatacaktır" 

Anıtkabir vurgusu, "diktatör" ve "popüler tarikat" benzetmeleri

Historia dergisinde Le Monde gazetesinde de makalelerine yer verilen Fransız gazeteci Marc Semo'nun "Modern Türkiye'nin mucidi Atatürk" başlıklı makalesinde ise Anıtkabir için "Ankara'da resmi ziyaretler için zorunlu uğrak yer" ifadesi kullanılıyor. 

PeyzaX
(PeyzaX)

Lenin ve Mao'ya dair büst ve portreler kendi ülkelerinde kaybolurken Atatürk için durumun tam tersi olduğunun altı çiziliyor, bununla birlikte Türkiye'de Gazi'ye yönelik ilgi "popüler tarikat" olarak yorumlanıyor:

Sade gri taş bir bina, Atatürk'ün - 'Türklerin babası', daha doğrusu Meclis tarafından kendisine 1934'te verilen 'Türk-baba' unvanının mozolesi - Ankara'nın eski merkezine hakim... Ve Atatürk'ün zorunlu uğrak yeri olmaya devam etmekte. Resmi ziyaretlerde tüm devlet başkanları veya yabancı hükümet temsilcileri buraya geliyor. 2017'de 'Atatürk'ün biyografisi' kitabının yazarı Fabrice Monnier, 'Dünya tarihindeki benzersiz bir gerçek, ortadan kaybolmasının üzerinden yarım yüzyılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, bir diktatörün hayattayken olduğu gibi neredeyse aynı resmi ve popüler tarikata bağlı olmaya devam etmesi' diye belirtiyor. Lenin ve Mao'nun büst ve portreleri kendi ülkelerinde neredeyse yok oldu. Atatürk'ün heykelleri hala Türk kasaba ve köylerinde, her yerde duruyor. Sivil kıyafetli veya üniformalı portreleri tüm resmi binalarda asılı. Jakoben modelden esinlenerek Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkıntıları üzerinde laik bir cumhuriyet kuran general, her yerde varlığını sürdürüyor.

"Büyük reformcu aşağılayıcı Sevr Antlaşması'ndan sonra Türk milletini nasıl inşa etti?"

Historia dergisinin ele aldığı konulardan biri de Türkiye'nin Lozan Antlaşması'na giden yolda neler yaşadığı ile alakalı:

1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu sonsuz görünüyordu. Ancak Sevr Antlaşması (1920) ile mağlup edilen bu ülkenin fiilen ortadan kalkacağı öngörülüyordu.  Atatürk daha sonra 1923 Lozan Antlaşması ile geçerli olan Türkiye sınırlarını zorla yeniden çizecekti"

Cumhuriyetin kuruluşuna "sancılı doğum" benzetmesi

Historia dergisindeki "Batıya doğru!" başlıklı makalede ise Mustafa Kemal'in hantal Osmanlı hanedanından kurtulduğu, yeni toplum projesini açıklarken, ülkenin dindarlarını dehşete düşürdüğü yorumuna yer veriliyor. 

Wikipedia
(Wikipedia)

Cumhuriyetin ilanı ise "sancılı doğum" diye niteleniyor:

Genç general Mustafa Kemal, Türk direnişinin örgütleyicilerinden biriydi. Türkiye'de modernlik çağı 29 Ekim 1923'te Cumhuriyetin ilanıyla başlamıştır. 12 milyon Türk vatandaşını şaşırtan sancılı bir doğum... Bu 'Yukarıdan devrim', popüler bir kahraman ve benzersiz bir stratejist olan Kemal'in izinden giden bir grup üst düzey subay ve birkaç ilerici entelektüel tarafından istendi ve dayatıldı

Aynı yazıda Atatürk için "Temelde anti-komünist olmasına rağmen, Rus Bolşeviklerle ittifak kurarak onlardan silah ve mühimmat almakta bir an için tereddüt etmiyor" değerlendirmesi yapılıyor.

"1919'dan 1922'ye kadar Yunan işgalcilere karşı yürütülen çatışma sırasında, Lozan Antlaşması ve modern Türk devletinin kuruluşuyla sonuçlanan 'bağımsızlık savaşı' esnasında Mustafa Kemal, pragmatizmin sayısız örneğini verdi" ifadesi dikkat çekiyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün İslam ile ilgili ilişkisi hakkında  "Ülkenin yeni lideri, dini milliyetçi amaçlar için kullandıktan sonra, 1924'ten sonra onu nasıl susturacağını da biliyordu" yorumuna yer verilen "İslam gözetim altına alındı" başlıklı yazıda ise Atatürk'ün din ile bağlantısının günümüzde de tartışmalı bir konu olduğu iddia ediliyor:

Atatürk'ün genelde din, özelde ise İslam'la bağlantısı hala tartışmalı bir konu. Bazıları için Cumhuriyetin kurucusu, ateşli bir uygulayıcı olmasa da yine de İslam'ın simgelerine özel bir önem veren  inançlı bir Müslümandı. Bazıları için ise Mustafa Kemal bir agnostik, hatta bir ateistti; yalnızca dinin siyasi yaşamdaki yaygınlığına karşı mücadele etmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumdaki dini inançları yok etmeye de çalışıyordu"

Atatürk'ün güvendikleri...

Eylül ayı sayısının büyük bölümünü Mustafa Kemal Atatürk'e ayıran Historia dergisinde, Gazi'nin silah arkadaşlarıyla ilişkisi de ele alınıyor. 

(Atatürk Ansiklopedisi)
(Atatürk Ansiklopedisi)

Atatürk'ün hem askeri hem siyasi kariyeri boyunca İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'a güvenebildiği öne sürülüyor:

Kurtuluş Savaşı'nın (1919-1922) Türk kahramanları, üç büyük şahsiyeti, Mustafa Kemal Atatürk ve onun neredeyse bambaşka egoları olan iki baş teğmeni Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü'dür. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'nin yenilgiyi teyit etmesi üzerine Mustafa Kemal, Suriye'yi İngilizlere karşı savunan 7. Osmanlı Ordusu'nun komutanlığını yaptı. 1938'deki ölümüne kadar en yakın işbirlikçileri olacak diğer iki subayla da bu cephede yakın ilişki kurdu. Onlar da kendisi gibi Harp Okulu mezunu Fevzi ve İsmet'tir. Her ikisi de çok dindar olsalar da, dindar olmasalar da, Osmanlı İmparatorluğu'nun haritadan silinme tehlikesi altında batılılaşması gerektiği yönündeki inancını paylaşıyorlardı"

Atatürk ve Osmanlı

Fransız dergisi Historia'da Atatürk ile ilgili ele alınan konulardan biri de Osmanlı Hanedanı ile kurduğu ilişki üzerine:

Mustafa Kemal'in siyasi emelleri, Ekim 1918'de, mütareke arifesinde VI. Mehmed'e yazdığı bir mektupta gün yüzüne çıktı. Genç general, Savaş Bakanı olma arzusunu dile getiriyordu. Sultan, siyasete bu girişi reddederek, Mustafa Kemal'in gelecekteki kararlarına damgasını vuracak bir düşmanlığı serbest bıraktı. Mehmed'in kendisini ölüm cezasına çarptırmasının ardından Kemal, 1299'dan bu yana imparatorluğu yöneten Osmanlı hanedanına 1922'de son vermekte hızlı davrandı

Erdoğan selefinin izinde

Atatürk'ün anısının günümüzde Türk hukuku tarafından korunduğunu belirten Historia dergisi,  25 Temmuz 1951'de "Atatürk'e karşı işlenen suçlara ilişkin kanun" çıkarıldığını hatırlatıp şu ifadeleri kullanıyor: 

Özellikle, anısına alenen hakaret eden veya küfreden herkesin bir ila üç yıl hapis cezasına çarptırılma riskiyle karşı karşıya olduğunu şart koşuyor... Bu nedenle, onun yaşam tarzı ve maceraları hakkındaki bilgiler ancak 1938'deki ölümünden sonra filtrelenmeye başladı

Dergi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden gittiğini ancak bunu aynı anlamda yapmadığı tespiti yapıp şu ifadeyi kullanıyor:

Erdoğan, selefinin izinden giderek, -ancak aynı anlamda olmasa da- yeni bir ulusal anlatı inşa etmeye çalışıyor. Erdoğan, üçüncü cumhurbaşkanlığı zaferine dayanarak 29 Ekim'de Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzüncü yılını büyük bir tantanayla kutlamayı planlıyor. Ancak Atatürk'le ilişkileri de aynı derecede çelişkili: Hilafeti ortadan kaldıran ve laikliği kuran kâfiri aşağılasa da, milleti yaratan generale hayran kalmaya devam ediyor. Dolayısıyla Erdoğan, Kemalist mirasın bir parçası ve onu kendi dünya vizyonu ışığında yeniden yazıyor. Böylece Atatürk tarafından müzeye dönüştürülen Ayasofya, 2020 yılında yeniden ibadete açılmış ve Erdoğan, buradaki ilk büyük namazı kutlamak için Lozan Antlaşması'nın yıl dönümü olan 24 Temmuz'u seçmişti.

Independent Türkçe 



Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
TT

Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)

Türkiye, Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırmasının bölgesel istikrarı zayıflatacağı uyarısında bulundu. Türk güvenlik kaynakları, adanın güvenlik ve istikrarına ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve Türkiye’nin adanın ikiye bölünmüş yapısında garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Ada, kuzeyde Türk, güneyde ise Yunan kesimi olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Haziran ayında, uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Fransa’nın asker konuşlandırmasına ilişkin bir anlaşma imzalanması beklentisi bulunuyor.

Türk Savunma Bakanlığı’na bağlı kaynak, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirmesinde, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırma gerekçesinin net olmadığını, ancak bu tür adımların mevcut hassas dengeyi bozarak gerilimi artırabileceğini ifade etti.

“Uluslararası hukuka aykırı”

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini vurgulayan kaynak, bölgede barış ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu belirtti.

Türkiye, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde asker bulunduruyor ve Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırmasının 1960 tarihli ve BM tarafından da kabul edilen “Garanti Antlaşması”na aykırı olduğunu savunuyor. Bu anlaşma kapsamında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık adanın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almakla yükümlü.

dsdsvds
Kuzey Kıbrıs'taki Türk askerleri (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Antlaşmaya göre Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik oluşturamaz ve adanın bölünmesini ya da başka bir devletle birleşmesini destekleyen faaliyetleri engellemek zorundadır. Türkiye, bu çerçevede Yunan tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, Türk tarafıyla anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor.

Türk askeri kaynak, Fransa’nın girişiminin yalnızca Türkiye ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin haklarını ihlal etmediğini, aynı zamanda Güney Kıbrıs için de gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini belirterek, bölgesel istikrarı bozacak adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Fransa’nın tutumu

Fransa’nın, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42. maddesinde yer alan “karşılıklı savunma” hükmü kapsamında ve AB liderlerinin 24 Nisan’da Lefkoşa’daki zirvede aldığı kararlar doğrultusunda bu adımı değerlendirdiği belirtiliyor.

gretrtg
24 Nisan'da Lefkoşa'da düzenlenen AB liderler zirvesinden bir kare (EPA)

Bu yaklaşımın NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma ilkesine de benzerlik taşıdığı ifade ediliyor.

Hükümete yakın Sabah'ta gazetesinde yayımlanan bir makalede, köşe yazarı Melih Altınok, Avrupa Birliği ve Kıbrıs'ın ortak savunma maddesini yeniden canlandırarak, garantör güçlerden ve NATO'dan bağımsız olarak Kıbrıs'ın geleceğini şekillendirmeye çalıştığını savundu. Beklenen anlaşmayla ilgili dolaşan haberlere göre, anlaşma Fransız askeri personelinin Kıbrıs'a konuşlandırılması, Lefkoşa ve Paris arasında savunma sanayinde artırılmış işbirliği, askeri teknoloji değişimi, ortak eğitim faaliyetleri ve askeri tesisler için lojistik destek gibi maddeler içeriyor.

Tepkiler

Uluslararası alanda tanınmayan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, Güney Kıbrıs’ın Fransız askerlerini adaya davet etme planını “provokatif ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve bunun adadaki barışı zedeleyeceğini savundu.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ise Fransa ile yapılması planlanan anlaşmanın savunma ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olduğunu açıkladı.

gthyjuk
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Christodoulides (EPA)

Türk uzmanlar, adada yabancı askeri varlığın tamamen yeni olmadığını, ABD, Yunanistan ve Fransa ile mevcut savunma iş birliklerinin zaten sürdüğünü belirtiyor.

Türk askeri kaynak ayrıca, söz konusu anlaşmanın bölgesel iş birliği ve diyalog çabalarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi ise bu tür girişimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumunun belirleyici olmaya devam edeceğini yazdı. Gazete ayrıca, dış aktörlerin sürece dahil edilmesinin gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu.


Türkiye ve Ermenistan, ABD desteğiyle anlaşmazlıkları aşan iş birliğine yöneliyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2025’te İstanbul’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2025’te İstanbul’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ermenistan, ABD desteğiyle anlaşmazlıkları aşan iş birliğine yöneliyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2025’te İstanbul’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2025’te İstanbul’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye ve Ermenistan, diplomatik ilişkilerin kesilmesinin üzerinden geçen onlarca yılın ardından, “1915 olaylarının soykırım olduğu iddiaları” ve Dağlık Karabağ meselesi nedeniyle derinleşen anlaşmazlıklara rağmen ilişkileri normalleştirme yönünde yeni bir adım attı.

İki ülke, her yıl 24 Nisan’da Ermenistan ve birçok Batı ülkesinin “Ermeni Soykırımı” olarak andığı olayların anılması sırasında yaşanan gerilim ve karşılıklı açıklamaların yerini bu yıl iş birliği projelerine bırakmaya başladı. Türkiye, söz konusu olayların soykırım olmadığını, Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu’da her iki taraftan da kayıpların yaşandığını savunuyor.

ABD desteğiyle temaslar ve yeni iş birliği

Washington’ın da memnuniyetle karşıladığı süreç kapsamında, Türkiye’nin kuzeydoğusundaki Kars kentinde, Ermenistan sınırına yakın bir noktada iki ülke arasında “Ortak Çalışma Grubu” toplantısı gerçekleştirildi. Toplantının amacı, Kars ile Ermenistan’ın Gümrü kenti arasındaki demiryolu hattının yeniden onarılması ve işletmeye açılması olarak açıklandı.

dfgt
Türkiye ile Ermenistan arasında, iki ülke arasındaki demiryolu hattının yeniden işletmeye açılmasını görüşmek üzere Kars sınır kentinde gerçekleştirilen toplantıdan bir görüntü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, salı günü yapılan toplantının, 2021 yılında başlatılan normalleşme süreci çerçevesindeki mutabakatların devamı olduğunu belirtti.

Taraflar, Kars-Gümrü demiryolu hattının mümkün olan en kısa sürede yeniden faaliyete geçirilmesinin bölgesel ulaşım bağlantıları açısından önemine dikkat çekti.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, toplantıyı sosyal medya platformu X üzerinden “bölgesel bağlantı ve barış açısından önemli bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi. Barrack, hattın bir asırdan uzun süredir bölgeyi birbirine bağlayan önemli bir ticaret yolu olduğunu ve son trenin Temmuz 1993’te geçtiğini hatırlattı.

Barrack ayrıca Türkiye ile Ermenistan’ın ekonomik ve toplumsal yakınlaşma yönünde attığı adımları memnuniyetle karşıladığını belirterek, bu sürecin ABD’nin “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu” vizyonu ve 8 Ağustos 2025’te Beyaz Saray’da düzenlenen (ABD-Azerbaycan-Ermenistan) “tarihi barış zirvesi” ile uyumlu olduğunu ifade etti.

Normalleşme süreci

Türkiye, 2020’deki Dağlık Karabağ savaşında Azerbaycan’a güçlü destek vermişti. Buna rağmen 2021 yılında Ermenistan ile normalleşme ve çözüm görüşmelerini başlattı. Bu kapsamda Türkiye, eski Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç’ı özel temsilci olarak atarken, Ermenistan da Meclis Başkan Yardımcısı Ruben Rubinyan’ı temsilci olarak görevlendirdi.

ddvfd
ABD Başkanı Donald Trump’ın ev sahipliğinde Ağustos 2025’te Beyaz Saray’da düzenlenen zirvede, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan arasında el sıkışma anı (EPA)

Geçen yıl Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir barış anlaşması metni üzerinde uzlaşma sağlanması, Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki normalleşme sürecine de ivme kazandırdı. 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından, iki ülke arasındaki Alican-Margara sınır kapısı 35 yıl sonra ilk kez insani yardım geçişi için açıldı.

Üst düzey ziyaretler ve diplomatik temaslar

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, 2023’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin törenine katıldı. Ardından 20 Haziran 2025’te Erdoğan’ın davetiyle Türkiye’ye resmi çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Bu ziyaret, iki ülke arasında üst düzeyde gerçekleşen ilk ziyaretlerden biri oldu.

Paşinyan, ziyaret sırasında Dolmabahçe Sarayı’nda Erdoğan ile görüştü. Ermenistan Meclis Başkanı Alen Simonyan, bu ziyareti “tarihi” olarak nitelendirdi.

sc c vcf
20 Haziran 2025’te İstanbul’da, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan arasında, iki ülkenin dışişleri bakanlarının da katıldığı görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Paşinyan daha sonra yaptığı değerlendirmede, Türkiye ile temasların “çok yapıcı” olduğunu belirterek, somut sonuçlar henüz alınmasa da önemli ilerleme kaydedildiğini söyledi.

Paşinyan, üç yıl önce Ermenistan’ın Türkiye’nin tutumunu öğrenmek için üçüncü ülkeler aracılığıyla iletişim kurmak zorunda kaldığını, ancak bugün doğrudan ve hatta günlük temasların sürdüğünü ifade etti.


Yedi Kule ve Samatya… Tarihi İstanbul’da eşsiz atmosfer ve sonsuz keşif imkânları

Samatya sokakları, birçok ünlü Türk dizisinin sahnelerinin çekildiği yerler arasında yer alıyor (Şarku’l Avsat)
Samatya sokakları, birçok ünlü Türk dizisinin sahnelerinin çekildiği yerler arasında yer alıyor (Şarku’l Avsat)
TT

Yedi Kule ve Samatya… Tarihi İstanbul’da eşsiz atmosfer ve sonsuz keşif imkânları

Samatya sokakları, birçok ünlü Türk dizisinin sahnelerinin çekildiği yerler arasında yer alıyor (Şarku’l Avsat)
Samatya sokakları, birçok ünlü Türk dizisinin sahnelerinin çekildiği yerler arasında yer alıyor (Şarku’l Avsat)

İstanbul’a yapılan her yolculuğun, doğal olarak kentin dünyaca ünlü simge yapılarıyla başlaması beklenir. Bu yapılar, şehrin kimliğini pekiştirirken, binlerce yıllık medeniyetlerin şekillendirdiği tarihsel derinliğiyle de her ziyaretçinin listesinde özel bir yer edinir. Ancak İstanbul, yalnızca ünlü yapılarından ibaret değildir; çok daha fazlasını sunar.

Zengin tarihi sayesinde İstanbul, her biri kendine özgü atmosfer ve keşif imkânları sunan farklı semtleriyle öne çıkar. Her ziyaret, yeni bir deneyim ve keşif fırsatı anlamına gelir.

Bu semtler arasında, şehrin tarihi surları boyunca uzanan Yedikule ve Samatya, İstanbul’un en çekici ve dikkat çekici bölgelerinden ikisi olarak öne çıkmaktadır. Bu bölgeler bir zamanlar imparatorlara ev sahipliği yapmış, farklı dini toplulukların merkezi olmuş ve bugün hâlâ canlı yerel kültürüyle dikkat çekmektedir.

Sokaklarında dolaşan ziyaretçiler, geçmiş medeniyetlerin izlerini, geleneksel dükkânları, tarihi köşkleri ve geleneksel kafeleri bir arada görebilir. Aynı zamanda bu bölgeler, nesilden nesile aktarılan zengin bir mutfak kültürünü de korumaktadır ve bu yönleriyle Türk geleneklerini yansıtan ideal yerlerdir.

Yedi Kule… Kalıcı bir miras

Yedikule (Yedi Kule) Hisarı, İstanbul’un en eski surları boyunca yürüyüşe başlamak için en uygun noktalardan biridir. Bu surlar, kültürel açıdan şehrin en zengin bölgelerinden biri olan Tarihi Yarımada boyunca uzanmaktadır.

Kalenin tarihi 5. yüzyıla, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu dönemine kadar uzanır. Şehir, çeşitli saldırılara karşı korunmak amacıyla inşa edilmiş, daha sonra Osmanlı döneminde yeni surlar ve kapılar eklenerek genişletilmiştir.

SDVFD
Tarihi Aya Haralambos Kilisesi (Şarku’l Avsat)

Birçok kapıya sahip olan kalede, özellikle ünlü Altın Kapı (Golden Gate) görülmeden geçilmemelidir. İçeride ziyaretçiler, kaleye adını veren yedi kuleyi, zindanları, silah depolarını ve hazine bölümlerini keşfedebilir. Ayrıca kuleleri birbirine bağlayan koridorlarda yürüyerek Marmara Denizi ve Tarihi Yarımada’nın panoramik manzarasının keyfini çıkarabilirler.

Samatya’ya uzanan yol

Yedikule ziyaretinden sonra keşif Samatya yönünde devam edebilir. Yol boyunca, Rum Ortodoks Aziz Konstantin ve Helena Kilisesi gibi dikkat çekici yapılar yer alır. Bu kilise zarif çan kulesiyle bilinir.

DVF
İstanbul’daki Samatya sokakları (Şarku’l Avsat)

Samatya yakınlarında ayrıca Studios Manastırı kalıntıları bulunur. Daha sonra İmrahor Camii’ne dönüştürülen bu yapı, bölgenin Bizans ve Osmanlı mirasını birlikte yansıtır.

Kutsal taşlardan ortak sofralara: Samatya’nın ruhu

Samatya’ya varıldığında ziyaretçileri, Türk dizilerinde de sıkça yer almış tarihi meydan karşılar. Sıcak ve davetkâr atmosferiyle dikkat çeker.

Bölgede ikinci el kitapçılar, kafeler, restoranlar, tatlı dükkânları ve özgün tarihi ahşap evler bir aradadır. Restore edilerek kafeye dönüştürülmüş bazı köşklerde Türk kahvesi içmek, bölgenin en karakteristik deneyimlerinden biridir. Sokaklarda sıklıkla görülen dost canlısı kediler de bu atmosferin bir parçasıdır.

Yedikule ile Samatya arasındaki eski demiryolu hattı yakınında bulunan Demiryolu İşçileri Kilisesi (Samatya Kilisesi) bugün Süryani cemaati tarafından kullanılmaktadır. Kilise, geç Osmanlı dönemindeki demiryolu işçileriyle olan bağlantısıyla dikkat çeker.

Bölgede ayrıca Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi ve Aziz Mimas Kilisesi de bulunur. Bu yapılar, Samatya’nın çok kültürlü yapısını açıkça ortaya koyar.

Samatya, geçmişte küçük bir balıkçı köyü iken bugün zengin bir gastronomi merkezine dönüşmüştür. Özellikle taze balıklar ve topik gibi geleneksel mezeler (nohut ezmesi ve karamelize soğanla yapılan ve patates veya unla karıştırılan köfte benzeri bir yiyecek) öne çıkar.

Ekstra önemli yapılar

Balıklı Rum Hastanesi… ve Aya Haralambos (Hagios Charalambos) Kilisesi

İstanbul’da bazı tarihi hastaneler günümüzde de faaliyet göstermeye devam etmektedir. Yedikule ve Samatya’da kültür ve gastronomi keşfinin ardından Balıklı Rum Hastanesi ziyaret edilebilir. Bu kurum, şehrin kültürel ve sosyal hafızasında özel bir yere sahiptir ve Türkiye içinden ve dışından hastalara hizmet vermeye devam etmektedir. Aynı zamanda yaşayan bir müze ve kültürel miras alanı olarak kabul edilmektedir.

Hastane bahçesinde yer alan Aya Haralambos Kilisesi, 18. yüzyılda hastalar ve personel için ibadet yeri olarak inşa edilmiştir. Adını 2. yüzyılda yaşamış ve Ortodoks Kilisesi’nde “salgın hastalıklardan koruyucu” olarak kabul edilen Aziz Haralambos’tan alır.

Bu kilise, veba salgınlarının yoğun olduğu dönemlerde kurulan hastaneye manevi bir koruma ve umut sembolü olarak görülmüştür.