Ankara'da Suudi Arabistan Milli Günü kutlaması: Kabine üyelerinden ve büyükelçiden işbirliği mesajları

Suudi Arabistan'ın Milli Günü, Ankara'da kabine üyelerinin katılımıyla düzenlenen resepsiyonda kutlandı

(Independent Türkçe)
(Independent Türkçe)
TT

Ankara'da Suudi Arabistan Milli Günü kutlaması: Kabine üyelerinden ve büyükelçiden işbirliği mesajları

(Independent Türkçe)
(Independent Türkçe)

Suudi Arabistan'ın Ankara Büyükelçiliğince düzenlenen resepsiyona, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, Suudi Arabistan'ın Ankara Büyükelçisi olarak atanan Fahad bin Assaad Abu Al-Nasr, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve çok sayıda davetli katıldı.

Ankara Büyükelçisi olarak atanan Abu Al-Nasr'ın mesajını Büyükelçi Müsteşarı Muhammed Alharbi okudu.

Kutlamada konuşan Suudi Arabistan Büyükelçisi Büyükelçi Sayın Fahad bin Abu Al-Nasr, davetlerine icabet eden bakanlara ve katılımcılara teşekkür ederek başladığı konuşmasında şunları söyledi:

Davetimizi kabul edip Suudi Arabistan Krallığı’nın 93. Milli Gün kutlamalarımıza katılımınızdan dolayı hepinize en içten minnet ve şükranlarımı sunmaktan memnuniyet duyarım. Bu tarihi günde Kurucu Kral Abdulaziz Bin Abdurrahman (Allah toprağını bol etsin) tevhid sancağı altında bu büyük oluşumu bütünleştirmiştir.

Ardından Onun evlatları, ülkenin dış siyasetinde  İslam’a ve Müslümanlara hizmeti, Harameyn-i Şerifeyn’e yönelik ilgi ve önemi, uluslararası barış ve güvenliğin güçlendirilmesi ve dünya dayanışmasının  sağlamlaştırılmasını ana amaç edinen bu kıymetli yaklaşımı devam ettirmişlerdir. Bu yaklaşımda hoşgörü, barışın yaygınlaşması ve şiddetten uzak durulması temeline dayalı metottan ilham alınmıştır. 

Harameyn-i Şerifeyn’in diyarı ve vahiyin indiği yer Suudi Arabistan Krallığı'dır ve her gün yaklaşık iki milyar Müslüman Mekke'ye yönelmektedir. Ayrıca dünyanın dört bir yanından Müslümanlar Hac ve Umre ibadetlerini yerine getirmek ve Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etmek için Suudi Arabistan’a gelmektedir.

Krallık aynı zamanda ‘hayal edip gerçekleştiriyoruz’ sloganıyla iddialı bir ümmetin vizyonu olan 2030 Vizyonu ışığında seçkin bir stratejik konum, öncü yatırım gücü ve Arap ve İslami derinlik gibi Allah’ın kendisine bahşettiği güç ve imkanları değerlendirerek programlar hazırlamak ve girişimler başlatmak için çalışmalar yürütmüştür. 

Bu programlardan belki de en öne çıkanları: Altes Prens Muhammed bin Selman'ın (Allah Onu Korusun) büyük yatırım fırsatları sağlayacak, bölgede ve dünyada olumlu etki bırakacak “Yeşil Suudi Arabistan” ve “Yeşil Orta Doğu” girişimleridir. Yenilenebilir enerjinin doğuşuyla birlikte Türkiye'nin de memnuniyetle karşıladığı bu iki girişim, Krallığın küresel ölçekte sürdürülebilirlik alanında lider olma arzusunu destekleyecektir.Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan yüz yıl sonra, önümüzdeki Ekim ayında Türkiye'nin yeni yüzüncü yılına başlarken, Krallık ortak vizyonları gerçekleştirmek, iki ülke arasında daha fazla işbirliği yapmak ve "hayal edip gerçekleştiren" gençlerimizin ilerlemesini sağlamak için birlikte çalışmayı beklemektedir.

Buradan Suudi Arabistan Krallığı’nın 2030 Uluslararası Expo Fuarına Evsahipliği yapması için adaylığı hususunda verdiği destekten dolayı Türkiye Cumhuriyeti’ne şükranlarımı sunuyorum. Gençliğinin enerjisi ve arzusunu arkasına alan dünya şehirlerinden biri olmak ve bu uluslararası fuara ev sahipliği yapmak için en iyi seviyeyi yakalamak üzere Suudi Arabistan Krallığı'nın başkenti Riyad şehrinden başlayan bu yolculuğu takdir ediyorum. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki tarihi ilişkileri övgüyle anıyorum. Bu ilişkiler Veliaht Prens, Bakanlar Kurulu Başkanı Mohammed b. Salman’ın (Allah Onu Korusun) 2022 Haziran ayında Ankara’ya  gerçekleştirdiği ziyaretle taçlandırılmış ve iki ülke arasında her alanda işbirliğinin derinleştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Ayrıca Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bu yılın temmuz ayında Cidde’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında doğrudan yatırım, savunma sanayi, enerji, savunma ve haberleşme alanlarında 9 anlaşmanın imzalanmasına tanıklık edilmiştir. İki ülke arasında gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaretler, Suudi Arabistan Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti arasında çeşitli alanlardaki iş birliğinin kapsamının genişletilmesine katkı sağlayan yakın ikili ilişkileri güçlendiren olumlu sonuçlar ortaya koymuştur ve yine Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi çerçevesinde ortak proje ve girişimler geliştirerek bunları uygulamanın önemini teyit etmiştir.

Suudi Arabistan Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgede ve dünyadaki ağırlığı, süregelen bölgesel krizlerin çözülmesindeki yapıcı rolleri, G-20 grubunun üyeleri olarak kardeş iki ülkenin büyük ekonomik potansiyellere sahip oldukları herkes tarafından bilinmektedir. Dolayısıyla iki ülkenin işbirliği kesinlikle halklarımızın ve tüm dünyanın çıkarınadır.

Sözlerime son verirken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Ekselansları Mahinur Özdemir Göktaş ve sizlerin hepinize teşekkür ve takdirlerimi sunarken, Yüce Allah’tan Suudi Arabistan Krallığı’nı ve bilge yönetimi İki Kutsal Mescid’in Hizmetkarı Kral Salman Bin Abdulaziz’i (Allah Onu Korusun) Emin olan Veliaht Prens Mohammed Bin Salman’ı (Allah Onu Korusun)  ve  cömert Suudi halkını korumasını diler, bizlere, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve tüm dünyaya güven, huzur, refah ve istikrarı daim kılmasını niyaz ederim. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. 

Bakan Göktaş'tan 'ortak değerler' vurgusu

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ankara’da Suudi Arabistan Milli Günü'nün 93. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen resepsiyonda konuştu.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da konuşmasında Türkiye ve Suudi Arabistan'ın tarihi ve kültürel güçlü bağlara sahip iki dost ve kardeş ülke olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens bin Selman arasındaki samimi üst düzey görüşmelerin de katkısıyla ilişkilerde ivme yakalandığını memnuniyetle gördüklerini ifade eden Göktaş, "Türkiye'nin stratejik konumu, aynı şekilde Suudi Arabistan'ın Körfez bölgesi ve Arap coğrafyası için önemi bölgesel huzur ve istikrar için belirleyici rol oynuyor. Stratejik ortaklık temelinde yürüttüğümüz ilişkilerimiz hem ülkelerimizin geleceği hem de bölgemizin istikrarı için çok önemli. İçinde bulunduğumuz dönemde dünyanın karşı karşıya kaldığı krizler karşısında ülkelerimiz arasındaki stratejik işbirliği giderek daha fazla önem kazanıyor" diye konuştu.

Göktaş, iki ülkenin ekonomik ve ticari olarak güçlü ilişkilere sahip bulunduğuna dikkati çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçen temmuzda Cidde'ye ziyarette bulunduğunu hatırlatan Göktaş, ziyaretin ülkeler arasındaki ilişkilerin ilerletilmesinde çok önemli ve verimli olduğunu söyledi.

Ziyaret vesilesiyle başarıyla düzenlenen Türkiye-Suudi Arabistan İş Forumu ile ticari açıdan birçok işbirliğine zemin oluşmasının sağlandığını belirten Göktaş, şunları kaydetti:

İkili ticaret hacmimiz yıllık ortalama yüzde 200 gibi bir oranla hızla artmaktadır. Bu ivmenin daha da güçlenerek devamını hedefliyoruz. Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi'nin müteakip toplantısını gerçekleştireceğiz. Ülkelerimiz arasındaki ikili ilişkilerin tüm alanlarda daha da geliştirilmesi için çalışmaya devam edeceğiz.

Bakanlık olarak biz de çalışma alanımıza giren konularda işbirliğini geliştirmeyi hedefliyoruz. Suudi Arabistan'ın ülkemizde yaşanan deprem felaketi sonrasında gösterdiği dayanışma ve yardım için teşekkürlerimi sunuyorum. Suudi Arabistan'ın zor günlerimizde sergilediği dayanışma bizim için son derece anlamlıdır. Suudi Arabistan Milli Günü'nü tekrar kutluyorum. Kardeş Suudi Arabistan halkına tebriklerimi ve iyi dileklerimi sunuyorum.

"Türkiye ve Suudi Arabistan bölgeyi daha iyi ve güvenli hale getirebilecek iki ülke"

AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım da Suudi Arabistan'ın Türkiye'nin kardeş ülkesi olduğunu ve iki ülke arasında derin tarihi ve kültürel bağlar bulunduğunu belirtti.

Türk ve Suudi Arabistan halkı arasındaki etkileşimin her zamankinden daha yoğun olduğunu söyleyen Yıldırım, "Türk vatandaşları Suudi Arabistan'ı, Suudi vatandaşları da Türkiye'yi daha çok ziyaret ettikçe birbirimizi daha iyi tanıyor, daha iyi anlıyoruz. Bu da bizi daha da yakınlaştırıyor" dedi.

İki ülke liderlerinin Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde her zaman öncü olduğunu ve Ankara ile Riyad'ı daha sağlam ilişkilere yönlendirdiğini ifade etti.

Yıldırım, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2 ay önce Cidde'ye başarılı bir ziyaret gerçekleştirdiğini ve bu ay Hindistan'da yapılan G20 zirvesinde de bin Selman ile Yeni Delhi'de görüştüğünü anımsattı.

Suudi Arabistan yatırım çevrelerinin Türkiye'ye ilgisine işaret eden Yıldırım, "Elbette Suudi yatırım çevrelerinin Türkiye'ye ilgisi artıyor. Sonuçta Türkiye yükselişte ve üretimini artırmak isteyenler için pek çok fırsat yaratıyor" ifadesini kullandı.

Yıldırım, Türk şirketlerinin Suudi Arabistan'daki fırsatlara ilgisinin giderek arttığını, bu ülkenin özellikle müteahhitlik firmaları için bir çekim merkezi haline geldiğini kaydetti.

Suudi Arabistan'ın gelecek için büyük bir vizyonu olduğunu ve Türk şirketlerin bu zorlu mücadeleye hazır olduğunu söyleyen Yıldırım, "Türkiye ve Suudi Arabistan, lokomotif görevi görebilecek, daha güçlü sinerjiler yaratarak bölgeyi daha iyi ve daha güvenli hale getirebilecek iki ülke" şeklinde konuştu.

Ticaret Bakanı Bolat: Birlikte çalışmaya devam edeceğiz

Resepsiyona katılanlardan Ticaret Bakanı Ömer Polat ise sosyal medyadan yaptığı paylaşımda şunları söyledi:

Tarihi ve kardeşlik bağlarımızı geçmişten günümüze taşıdığımız Suudi Arabistan Krallığı ile birlikte, her zaman İslam dünyasının ve coğrafyamızın geleceğine önem vermiş, birlikte hizmet etmiş bulunmaktayız.

Son yüzyılda birlik ve beraberliğimizden aldığımız güçle ticari ve ekonomik alanlarda önemli başarılara imza attık, atıyoruz. Gelecekte de bölgesel ve küresel istikrarın yanı sıra, Müslüman ülkeler arasındaki işbirliğinin de her alanda güçlendirilmesini için birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

3 Ağustos 1929 Dostluk Anlaşması ile başlayan süreçle her geçen gün bağlarımızı güçlendirdiğimiz Suudi Arabistan Krallığı’nın milli gününü en samimi duygularımla kutluyorum. Birliğimiz ve beraberliğimiz daim olsun.  

Independent Türkçe 



Türkiye, İran'a karşı herhangi bir askerî müdahaleye karşı çıkıyor ve diyalog çağrısında bulunuyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (AFP)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (AFP)
TT

Türkiye, İran'a karşı herhangi bir askerî müdahaleye karşı çıkıyor ve diyalog çağrısında bulunuyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (AFP)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (AFP)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün yaptığı açıklamada, İran’daki protestolar ve buna eşlik eden baskı politikaları nedeniyle ortaya çıkan krizin çözümü için İran ile ABD arasında ‘diyalog’ çağrısında bulundu. Fidan, Türkiye’nin Tahran’a yönelik herhangi bir askerî müdahaleye karşı olduğunu vurguladı.

Fidan, düzenlediği basın toplantısında, “İran’a karşı herhangi bir askerî operasyona kesinlikle karşıyız. İran’ın sorunlarını kendi başına çözebilecek kapasiteye sahip olduğuna inanıyoruz” dedi. Protestoların ‘rejime karşı bir ayaklanma’ olmadığını savunan Fidan, gösterilerin İran’daki ekonomik krizle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin diplomatik girişimlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, “ABD ile İran’ın bu meseleyi ister arabulucular veya başka taraflar üzerinden, ister doğrudan diyalog yoluyla çözmesini umuyoruz” diye konuştu. Ankara’nın gelişmeleri ‘yakından takip ettiğini’ de sözlerine ekledi.

Fidan, İran’da istikrarsızlığın artmasının tüm bölgeyi etkileyeceğini söyledi.

Türkiye, son haftalarda 560 kilometrelik kara sınırını paylaştığı İran’daki gelişmelere ilişkin net ve sert açıklamalardan kaçındı.

Ankara, olası bir askerî müdahale durumunda ülkeye yönelik mülteci akınından endişe ediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise protestoların başladığı 28 Aralık’tan bu yana konuya ilişkin bir açıklama yapmadı.

Norveç merkezli sivil toplum kuruluşu İran İnsan Hakları Örgütü’nün (IHR) yayımladığı son verilere göre, protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı en az 3 bin 428’e ulaştı. IHR, gerçek sayının daha yüksek olabileceğini belirtirken, gösteriler kapsamında 10 binden fazla kişinin gözaltına alındığını bildirdi.


Pakistan ordusu ve Ortadoğu'daki artan rolü

Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
TT

Pakistan ordusu ve Ortadoğu'daki artan rolü

Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)

Kemal Allam

Pakistan ordusu, 1947'deki kuruluşundan beri, İngiliz Hint Ordusu'nun “Süveyş'in Doğusu” politikası olarak bilinen politikasını devralarak Arap dünyasında ve Ortadoğu'da sürekli olarak önemli bir rol oynamıştır. Ancak, on yıllarca bu rol büyük ölçüde Suudi Arabistan ve Ürdün başta olmak üzere kilit müttefiklerle ve daha az ölçüde Suriye ve Irak ile eğitim ve iş birliğiyle sınırlı kaldı.

Ne var ki, geçtiğimiz yıl boyunca, Başkan Donald Trump yönetimi, savunma diplomasisinin önemli bir bölümünü Pakistan ordusuna ve komutanı Mareşal Asım Münir'e devretti. Münir'in etkisi sadece askeri rolüyle sınırlı kalmadı; hem perde arkasında İran ile gerilimleri azaltmada hem de Gazze barış görüşmelerinde önemli bir rol oynayarak kilit bir diplomatik kanal olarak da öne çıktı. Öyle ki, Trump onu kamuoyu önünde övdü ve uluslararası figürler arasındaki saygınlığını takdir etti.

Son haftalarda, Münir'in liderliğindeki Pakistan ordusu, Suudi Arabistan liderliği, Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hafter, Ürdün Kralı İkinci Abdullah (iki kez), Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yetkilileriyle görüştü. Ayrıca Yemen'deki gerilimi azaltmak için müdahalede bulundu. Pakistan ordusu, geleneksel bir güvenlik sağlayıcıdan, Kuzey Afrika'dan İran-Körfez yakınlaşmasına kadar birçok coğrafyada, potansiyel çözümler önermek için savunma diplomasisini kullanan bir oyuncuya dönüştü. Bu gelişen pozisyon, Pakistan ordusunu son derece istikrarsız bölgesel iklimde, önemli bir istikrar sağlayıcı güç haline getirebilir.

Pakistan ve Ortadoğu'daki büyük güçler: Tarihsel bir miras

Britanya Hindistanı'nın bölünmesinin ardından yeni bağımsız bir devlet olarak Pakistan'ın müthiş askeri yetenekleri, esasen Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da şekillenen askeri mirasın uzantısıydı. Askerlerinin önemli bir kısmı, Kudüs, Amman, Bağdat, Kahire ve Maskat'ta konuşlanmış Britanya Hindistan Ordusu birliklerinde görev yapmıştı.

Sadece birkaç gün önce Pakistan, BAE'nin İslamabad’a düzenlediği resmi ziyaret sırasında kendisini Yemen krizinin merkezinde buldu. İslamabad, Ordu Komutanı Asım Münir liderliğinde hemen arabuluculuk için harekete geçti

Bu mirasın önemli bir özelliği, askeri kurumun Pakistan'ın dış politikasını şekillendirmede her zaman üstünlüğe sahip olması. Bunun sonucunda, Pakistan şu anda Suudi Arabistan, Türkiye, Bahreyn, Irak, Ürdün ve Umman dahil olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesinin en büyük askeri ortağı.

Bu ittifakların niteliği farklılık gösteriyor; Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ortak savunma anlaşması bulunuyor, Bahreyn ve Umman ise silahlı kuvvetlerinin en az yarısını Pakistan'dan temin ediyor. Irak'a gelince, terörle mücadele eğitiminin yanı sıra, pilotları Pakistan'da eğitim aldı. Irak hükümeti, Musul'un kurtarılmasının ardından DEAŞ’ı yenmede verdiği destekten dolayı İslamabad'a teşekkür etti.

Türkiye, Pakistan'ın müttefiki olduğunu sürekli olarak vurguluyor. Pakistan ile Libya'da Ankara’nın hasmı Halife Hafter arasında yakın zamanda yapılan silah anlaşmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yakın isimlerden Amiral Cihat Yaycı, Türkiye ile Pakistan arasında bir zıtlaşmanın düşünülemez olduğunu vurguladı. Pakistan ayrıca, İran ile arabuluculuk yapmak için on yıllardır Suudi Arabistan ile olan yakın ilişkilerini kullandı. On yıllar önce, Pakistan ordusu, İran-Irak Savaşı'nın sona ermesi için arabuluculuk yaparak, kilit bir rol oynadı; bu rol, merhum İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani tarafından da açıkça övüldü.

xsd
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlenen bir törenle Genelkurmay Başkanı General Syed Asım Münir'e Mareşal rütbesini birlikte takdim etti, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Tüm bunlar, Pakistan'ı Ortadoğu güçleriyle yaklaşık 80 yıllık etkileşimden sonra olgun bir konuma getirdi; bu süre zarfında, bir tarafa karşı diğerinin tarafını tutmadan görünüşte karşıt ittifakları korumayı ve sürdürmeyi başardı. Bu durum, Pakistan'ı Arap ve Arap olmayan devletler arasında ve bölgedeki Arap içi rekabetlerde köprü görevi görmeye elverişli bir konuma getirdi.

2026, Pakistan'ın köprü rolü ve çatışmaları çözme gücü

Sadece birkaç gün önce, Pakistan, BAE'nin İslamabad’a düzenlediği resmi ziyaret sırasında kendisini Yemen krizinin merkezinde buldu. İslamabad, Ordu Komutanı Asım Münir liderliğinde hemen arabuluculuk için harekete geçti. Pakistan ayrıca, Arap Baharı'nın ardından Körfez ülkeleriyle olan gerilimleri azaltmak için Türkiye ile olan ilişkisini de kullandı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Pakistan, Libya ve Yemen'deki gibi çatışmalarda artık karşıt kutuplarda yer alan taraflarla on yıllardır süregelen askeri ittifakları göz önüne alındığında hem arabulucu hem de müttefik rolünün sınırlarını anladı. Nitekim Libya'da İslamabad, yakın zamanda Kaddafi sonrası dönemin en büyük savunma anlaşmalarından birine, dört milyar dolar değerinde bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşma, savaş uçakları, tanklar ve askeri eğitim uçaklarının yanı sıra Pakistan savunma sanayisini kullanan açık deniz petrol sondaj operasyonlarını da içeriyor.

Bu anlaşma, özellikle Ankara'nın Trablus hükümetini resmen desteklemesi nedeniyle, bazı gözlemcilerin Türk-Pakistan ilişkilerinin durumunu sorgulamasına yol açtı. Ancak Erdoğan'a yakın kaynaklar, Ankara'nın Hafter ile artan ilişkileri göz önüne alındığında, anlaşmanın Türkiye'nin önceden onayıyla sonuçlandırıldığını açıkladılar. Pakistan'ın, Hafter'in oğlunun İslamabad'a yaptığı son ziyaretler sırasında kendisi ile Türk yetkililer arasında görüşmeler ayarlamadaki rolüne işaret ettiler.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'daki gayri resmi kaynaklar, Ankara'nın Riyad ve İslamabad arasındaki iş birliğine katılma olasılığından bahsetti

Pakistan, elbette, Azerbaycan'ı Ermenistan'a karşı desteklemede Türkiye'nin en büyük askeri ortağıydı ve Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı programının geliştirilmesinde resmi bir ortak.

Yunanistan ise Pakistan'ın sınırlarındaki tehditlerle mücadelede Ankara'yı desteklemeye istekli olduğunu gösterir şekilde, askeri müdahalelerinden ve uçaklarının Türk hava sahasında ve Ege Denizi sularında uçmasından sürekli olarak şikayet ediyor.

Pakistan, Suudileri ve Türkleri tek bir güç içinde bir araya mı getiriyor?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'daki gayri resmi kaynaklar, Ankara'nın Riyad ve İslamabad arasındaki iş birliğine katılma olasılığından bahsetti. Bu bilgiye Bloomberg ve hükümete yakın birçok Türk medya kuruluşunda yer verildi. Ancak bu konuda resmi bir açıklama yapılmadı. Bugün Pakistan, Yemen, Sudan ve Libya'da ve belki de Suriye'de Suudi Arabistan ile koordinasyon içinde çalışıyor.

Gazze konusunda Trump, Pakistan ordusunun bir sonraki aşamaya liderlik edebilecek potansiyel bir güç olarak rolüne işaret etmeye devam ediyor. Yakın tarihli bir Financial Times haberinde, Pakistan ordusu, giderek daha çalkantılı bir dünyada Trump'ın yörüngesindeki jeopolitik nüfuzun yeniden şekillenmesinde “en büyük kazanan” olarak tanımlandı.

xcdfrgt
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Genelkurmay Başkanı Mareşal Syed Asım Münir ve ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da, 26 Eylül 2025 (AFP)

Mısır ve Ürdün de Pakistan ile resmi ilişkilerini yoğunlaştırdı; Kral Abdullah ve Cumhurbaşkanı Sisi, bir ay içinde Pakistan liderliğiyle iki kez görüştü. Gazze'nin bu iki komşusu, Gazze planının ikinci aşamasında kilit oyuncular. General Münir ile kamuoyu önündeki yakınlaşmaları, Trump'ın Pakistan ordusuna olan artan güveniyle birleştiğinde, gelecekte şekillenecek barışın beklentisiyle, uluslararası dikkatleri Pakistan'ın en üst düzey askeri liderliğine çevirdi.

2026 yılı başlarken, Ortadoğu'daki iç savaşlardan henüz netleşmeyen Gazze barış planına kadar dünya benzeri görülmemiş bir belirsizlik yaşıyor. Ancak Pakistan ordusu, Beyaz Saray'dan Maşrık’a (Levant) kadar konumunu sağlamlaştırdı.


Türkiye, Suriye-İsrail müzakerelerini yakından takip ediyor ve SDG'nin bölgede yerleşmesine izin vermeyecek

Fidan ve Eş-Şeybani Paris'te görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)
Fidan ve Eş-Şeybani Paris'te görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)
TT

Türkiye, Suriye-İsrail müzakerelerini yakından takip ediyor ve SDG'nin bölgede yerleşmesine izin vermeyecek

Fidan ve Eş-Şeybani Paris'te görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)
Fidan ve Eş-Şeybani Paris'te görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye, Suriye ile İsrail arasında ABD'nin desteklediği müzakereleri yakından takip ettiğini açıklarken, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) bölgede kök salmasına izin vermeyeceğini vurguladı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Paris'te Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile İsrail ve ABD ile devam eden müzakereleri görüştüğünü söyledi. Ayrıca, Suriye-İsrail müzakereleriyle eş zamanlı olarak Paris'te düzenlenen Ukrayna konulu "İstekliler Koalisyonu" toplantısının oturum aralarında ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile de bir araya geldi.

Şöyle devam etti: "Suriye ve Amerika taraflarıyla sürekli istişare halindeyiz ve İsrail ile müzakerelerin geldiği aşama ile Suriye tarafının birkaç gün önce SDG lideri Mazlum Abdi ile yaptığı görüşmelerde elde edilen veya elde edilemeyen sonuçlar da dahil olmak üzere bir dizi konuyu ayrıntılı olarak görüştük."

İsrail'e yönelik eleştiriler

Fidan, Paris toplantısına katılımının ardından yaptığı açıklamalarda, Barrack tarafından üçlü görüşmelerin ilerleyişi hakkında bilgilendirildiğini ve bu konudaki görüşlerini ilettiğini belirtti.

İsrail'in Suriye'deki provokasyonlarının, bölgedeki yayılmacı ve bölücü politikasının bir uzantısı olduğunu vurgulayan Bakan, bölgede istikrarı sağlamak için değerlendirmeler yapmanın ve gerekli önlemleri almanın önemine dikkat çekti.

Bu rolün bölge ülkelerine verildiğini ve İsrail'in Somali bölgesine yönelik son hamlesinin bölgede istikrarsızlık yayma projelerinden biri olduğu düşünüldüğünde, ABD'nin de bu konuda önemli roller oynayabileceğini açıkladı.

Fidan şunları söyledi: “Bunu çok net bir şekilde görüyoruz ve Suriye bizim komşumuz olduğu için orada yaşanan her şey bizi doğrudan ilgilendiriyor. Tüm tarafları tatmin edecek ve istikrarı sağlayacak bir müzakere ve anlaşma için ortak bir zemin bulmayı umuyoruz.”

İki günlük müzakerelerin ardından Suriye ve İsrail, istihbarat paylaşımının koordinasyonunu kolaylaştırmak, askeri gerilimi azaltmak ve diplomatik ilişkileri ve ticari fırsatları teşvik etmek için Amerikan gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması kurmaya karar verdi.

SDG'ye uyarı

Aynı zamanda, Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, ülkesinin hiçbir terör örgütünün, özellikle de SDG'nin en büyük bileşenlerini oluşturan Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Kürt Halkı Koruma Birlikleri (YPG)'nin bölgede kök salmasına veya varlık göstermesine izin vermeyeceğini vurguladı.

Ankara'da dün gece düzenlenen bir etkinlikte Güler, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve tüm bağlı grupların Suriye dahil tüm bölgelerde terörist faaliyetlerini derhal durdurmaları ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmeleri gerektiğini söyledi.

Güler'in açıklamaları, SDG'nin 10 Mart 2025'te Şam ile imzalanan Suriye ordusuna entegre olma anlaşmasının uygulanmasında hiçbir ilerleme kaydedilmediği ve bunun sonucunda Halep'te SDG ile Suriye ordusu arasında gerginlik yaşandığı duyurulduktan sonra geldi.

Güler şunları söyledi: “Bu sürecin başarılı olmasını içtenlikle istiyoruz, ancak bunun gerçekleşmesi için PKK ve tüm bağlı grupların koşulsuz olarak dağılması ve silahlarını bırakması gerekiyor.”

Halep'te gerilim artıyor

Aynı bağlamda, Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı bugün, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin askeri bölge olduğunu duyurdu ve sivillere bu bölgelerdeki SDG mevzilerinden uzak durmaları çağrısında bulundu.

Operasyon Komutanlığı yaptığı açıklamada, SDG'nin Halep mahallelerine yönelik önemli bir tırmanışa geçmesi ve sivillere karşı bir dizi katliam gerçekleştirmesi üzerine, iki mahalledeki tüm SDG askeri mevzilerinin ordu için meşru askeri hedefler haline geldiğini belirtti.

Suriye televizyonuna göre açıklamada, bölgeyi terk etmek isteyenler için el-Awadi geçişi ve el-Zuhur Caddesi geçişi olmak üzere iki güvenli insani geçişin bugün saat 15:00'e kadar açık tutulacağı belirtildi.

SDG'nin Halep şehrindeki mahallelere yoğun bombardıman düzenlemesi ve bunun sonucunda sivillerin hayatını kaybetmesi üzerine, gece boyunca süren çatışmaların ardından sabah saatlerinde iki mahallenin çevresinde çatışmalar yeniden başladı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye haber ajansı SANA’dan aktardığına göre Suriye ordusu, SDG'nin şehirdeki Suryan mahallesine yaptığı bombardımana, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki ateş kaynaklarını hedef alarak yanıt verdi. Çatışmaların Castello ve el Şihan bölgesinde çıktığını, sivillerin ise iki mahalle ve çevresindeki bölgeleri terk etmeye devam ettiğini kaydetti. Bu arada, sivil savunma ekipleri, SDG'nin aralıklı bombardımanına maruz kalan mahallelerde mahsur kalanların tahliyesini sağlamaya devam ediyor.