Dışişleri Bakanı Fidan: İslam ülkeleri diplomatik yollarla problemi çözme yolunu tercih etmiş durumda

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "(Gazze için) İslam ülkeleri şu an itibarıyla ellerindeki bütün diplomatik ve insani araçları kullanma yoluyla problemi çözme yolunu tercih etmiş durumda" dedi

Hakan Fidan (AA)
Hakan Fidan (AA)
TT

Dışişleri Bakanı Fidan: İslam ülkeleri diplomatik yollarla problemi çözme yolunu tercih etmiş durumda

Hakan Fidan (AA)
Hakan Fidan (AA)

Fidan, Katar merkezli Al Jazeera televizyon kanalına İsrail'in Gazze'deki saldırılarına ve bunun durdurulması için harcanan uluslararası çabalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

7 Ekim'den önce bölgede bir normalleşme havası olduğunu ve Türkiye'nin de bölgedeki normalleşme havasına kendi katkısını vermek üzere bir politika benimsediğini anlatan Fidan, "Ama 7 Ekim'den sonra gördük ki, esas itibarıyla Filistin davasında herhangi değişen bir şey yok, özellikle Gazze'de 13 bine yakın şehit edilen Filistinli kardeşimizin kanı ortadayken bizim hiçbir şey yokmuş gibi davranmamız mümkün değildi." dedi.

Türkiye'nin, "hiç vakit kaybetmeden ateşkes ilan edilmesi ve insani yardımların Gazze'ye ulaştırılması" şeklinde iki aşamalı bir politika izlediğini kaydeden Fidan, daha önceki Gazze savaşlarında da ateşkese yoğunlaştıklarını ancak bu savaşta eğer ateşkesle beraber iki devletli çözüme de yoğunlaşılmazsa savaşların devam edeceğini gördüklerini söyledi.

Fidan, bu bağlamda, hem Riyad'da çok ciddi kararlar alındığını hem de alınan kararlarda çok ciddi mesafeler kat edildiğini dile getirdi.

Gazze Şeridi'ne uygulanan ablukanın kırılmasına ilişkin Fidan, "İslam ülkeleri şu an itibarıyla ellerindeki bütün diplomatik ve insani araçları kullanma yoluyla problemi çözme yolunu tercih etmiş durumda. Burada elimizdeki bütün diplomatik araçları kullanarak, özellikle bölge dışındaki Filistin davasını destekleyen, İsrail zulmüne karşı duran Güney Amerika'dan, Afrika'dan, Avrupa'dan, Asya Pasifik'ten ülkelerle bir araya gelerek Birleşmiş Milletler'de ve diğer platformlarda İsrail'in bu ayrımı gözetmeksizin öldürme faaliyetine bir son vermek gerekiyor. Şu andaki aşama diplomasi yolunu tercih eden bir aşama." ifadelerini kullandı.

Bununla ilgili basına yansıyan veya yansımayan çok farklı çalışmaların devam ettiğini söyleyen Fidan, şunları kaydetti:

İslam ülkeleri şu anda bir araya gelmiş durumda, oluşturulan 7 ülkelik bir Eylem Grubu var, bu Eylem Grubu içerisinde Türkiye, Endonezya, Nijerya, Ürdün, Mısır, Katar ve Suudi Arabistan yer almakta. Önümüzdeki hafta itibarıyla bu ülke temsilcilerinin, dışişleri bakanlarının çeşitli ülke başkentlerinde belli temaslarda bulunmaya başlayacağını görüyoruz. Diğer taraftan, biliyorsunuz alınan Riyad'daki zirve kararında kuşatmanın kırılması yönünde bir çağrı var. 7 ülkelik Eylem Grubu'nun, Riyad'da Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkelerinin aldığı ortak zirve kararının uygulanmasını hayata geçirecek bir grup olduğunu kaydeden Fidan, "Dediğim gibi, bir numaralı görevi, uluslararası çapta bir lobi faaliyeti yapıp özellikle İslam ülkelerinin ve Arap İş Birliği Teşkilatı'nın bu konudaki görüşlerini ilgili ülkeler nezdinde paylaşmak, bir ortak eylem platformu oluşturmak. Bunu yaparken ben inanıyorum çok büyük fikirler ve eylemler ortaya çıkacak.

Türkiye'nin kararı, diğer ülkelerle ortak hareket etme yönünde

"Türkiye'nin, İsrail'i boykot etme ve büyükelçisini çekme konusunda neden bazı ülkelerden geç hareket ettiği" şeklindeki soruyu Fidan, şöyle yanıtladı:

Biz bu krizi yönetirken şöyle bir prensip kararı aldık: Diğer kardeş ülkelerle beraber eylemlerimizi yapalım. Yani tek başımıza kararlar alıp uygulamaktansa, kararların daha etkili olması için diğer İslam ülkeleriyle, bölge ülkeleriyle, hatta Latin Amerika ülkeleriyle, Afrika ülkeleriyle bir araya gelip mümkünse bazı Avrupa ülkeleriyle bu kararları alalım. Çünkü tek taraflı alacağımız kararlar özellikle kendi halkımız nezdinde siyasi olarak ciddi rahatlama getirse de, esas itibarıyla problemin çözmesine etki etmesi için kolektif olarak hareket etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla biz bu konuyu ilk İslam İş Birliği İcra Komitesi Olağanüstü Toplantısı'ndan itibaren gündeme getirdik ve çeşitli ülkelerin teker teker bunu yapmaya başladığını gördük ve biz de bu eylemi gerçekleştirdik, büyükelçimizi geri çağırdık.

Türkiye'nin tek taraflı adım atma ve yaptırım uygulama konusunda sıkıntısı olmadığını vurgulayan Fidan, "Odaklandığımız nokta, hangi metodoloji daha etkili olur? Biz bunu geçmişte yaptık biliyorsunuz Mavi Marmara olayından sonra, yani bu konuda Türkiye'nin bir sıkıntısı yok. Özellikle Cumhurbaşkanımızın duruşu, hükümetimizin duruşu, halkımızın duruşu bu konuda çok net, yani bizim bu kararları almada hiçbir sıkıntımız yok."

Yaşanan en büyük krizin, Gazze’deki zulüm dışında başta Amerika olmak üzere Batı dünyasının bu zulme sessiz kalması olduğunu dile getiren Fidan, "Bu, İslam dünyasında, bölgede ve dünyanın geri kalanında büyük bir kırılmaya sebep oluyor ve bu kırılmanın ortaya çıkartacağı ciddi fay hatları var." dedi.

Türkiye, Gazze'yle ilgili ortak bir platform oluşturmaya çalışıyor

Fidan, Türkiye'nin, ABD'nin, Ukrayna savaşında Rusya'ya karşı izlenen ekonomik, siyasi ve askeri boykot benzeri bir bloklaşmaya öncülük yapıp yapmayacağı ve buna neyin engel olduğuyla ilgili soruyu ise şöyle yanıtladı:

Hiçbir engel yok. Bu bizim gündemimizde olan bir konu. Dediğim gibi ilk önce İslam İşbirliği Teşkilatı'yla biz gündemi başlatmak istedik, daha sonra bunu daha geniş büyük bir halka içerisinde muhakkak ki değerlendirip ortaya koyacağız. Esas itibarıyla bunun bir uygulaması da yapıldı, yani Cumhurbaşkanımızın eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin ev sahipliğinde biliyorsunuz Latin Amerika'dan, Afrika'dan, Ortadoğu'dan ve dünyanın geri kalanından, Uzak Asya'dan çağırılan misafirler oldu, devlet başkanları, hükümet başkanları eşleri İstanbul'da toplandılar, bu ilk denemeydi. Ama esas itibarıyla biz birinci aşamada Gazze'ye ve Filistin'e komşu olan İslam dünyası ve Arap dünyası üyelerinin ortak alanı olan İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği'yle ortak platform oluşturmaya başlayıp buradaki konsolidasyonun gerçekleştirilmesinden sonra Latin Amerika, Afrika Birliği, Birleşmiş Milletler'in geri kalan ülkeleriyle de bir geniş dayanışma platformu oluşturma yolunda bütün adımları atacağız.

Türkiye ile ABD'nin ateşkes konusundaki tutumu farklı

ABD'li mevkidaşı Antony Blinken ile Türkiye'yi ziyareti sırasında gerçekleştirdikleri görüşmeye ilişkin de bilgi veren Fidan, "Bizim durduğumuz yer esas itibarıyla şöyle: Biz bu zulmün durması için bir an önce bir ateşkesin hayata geçmesini ve yardımların kesintisiz olarak içeriye sokulmasını istiyoruz. Özellikle Gazze'deki nüfusun tehcir edilerek başka yerlere gönderilmesi konusunun bir politika olmasını kesinlikle kabul etmediğimizi söyledik. Bizim Amerikalılarla anlaşamadığımız konu şu; onlar ateşkes konusunda kesinlikle İsrail'i destekler pozisyondalar, ateşkesi istemiyorlar. Ama insani ateşkes konusunda bir noktaya gidebildiğimizi düşünüyorum." ifadesini kullandı.

"İsrail'in nükleer silah tehdidi, nükleer silahlanma yarışını artırır"

İsrail'in Gazze'de nükleer silah kullanma tehdidiyle ilgili de konuşan ve bunun "herkesin bildiği bir sır" olduğuna işaret eden Fidan, "İsrail’in nükleer silahların yayılma anlaşmasına taraf olmamasını kullanarak kendi nükleer kabiliyetini geliştirdiğini görüyoruz ve bu konuda da Amerika'dan, Avrupa'dan büyük destek aldığını da biliyoruz, yani bu bir sır değil." dedi.

"Bazı çılgın İsrailli politikacıların nükleer silah kullanma yolundaki dillendirmeleri dikkate alındığında, büyük bir problem" olduğunun görüldüğünü kaydeden Fidan, "İsrail'in nükleer silah sahibi olmaya devam etmesi, nükleer silahla ilgili yarışı artıracak. Bu, bölgenin ve dünyanın lehine olan bir durum değil." diye konuştu.

Bakan Fidan, şöyle devam etti:

Bölge ya tamamıyla nükleer silahlardan arındırılmalı ya da başka ülkeler bu konuda kendilerini daha güvende hissetmek için adım atmak zorunda kalacaklar, yani buna bir çözüm bulmamız gerekiyor. Bu da, bizim önümüzde duran ve muhakkak çözmemiz gereken önemli stratejik konulardan biri ve bu konuda çalışmaya devam edeceğiz.

"Türkiye, Hamas'ı terör örgütü olarak görmüyor"

Gazze'de savaş sonrası durumla ilgili Türkiye'nin tek bir perspektifi olduğunu kaydeden Fidan, şunları söyledi:

İki devletli çözüm olmadan Gazze'yi kim yönetecek sorusunun doğru bir soru olduğunu açıkçası kabul etmiyoruz. Gazze zaten savaştan önce yönetiliyordu, şimdi de yönetilmeye devam edebilir, kendi kendini yönetmede Gazze'nin bir problemi yok. Gazze'nin problemi, işgal altında tutulması ve ateş altında tutulması, altyapısının yok edilmesi, üstyapısının yok edilmesi. Biz şu anda Gazze'nin yönetimiyle ilgili değil, korunmasıyla ilgili bir sorun olduğunu düşünüyoruz.

Türkiye'nin Hamas'ı terör örgütü olarak kabul etmediğini yineleyen Fidan, "Cumhurbaşkanımız da deklare etti, ben de deklare ediyorum, daha önceki basın toplantılarında da söyledim, biz Hamas’ı terör örgütü olarak tanımıyoruz. Hamas, Filistin devlet sistemi içerisinde faaliyet gösteren bir parti. Biz Filistin Devleti'ni tanıyan bir ülkeyiz, bizimle beraber 140'a yakın ülke de tanıyor. Dolayısıyla biz herhangi bir devletin içerisinde faaliyet gösteren partileri 'bir terör örgütüdür-değildir' diye bir sınıflandırmaya tabi tutmuyoruz. Hamas Filistin'in bir gerçeğidir, işgal şartlarında ortaya çıkan bir harekettir, işgal ortadan kalktığı zaman Filistin normalleştiği zaman Hamas gibi organizasyonların da normal hayata geri döneceğini düşünüyoruz." dedi.

Esir takası konusuna da değinen Fidan, Katar'ın bu konuda krizin başından bu yana muazzam bir çaba gösterdiğini ve Türkiye'nin de bu konuda elinden geleni yaptığını dile getirdi.

Fidan, Refah Sınır Kapısı'ndan yardım girişleri konusunda da Mısır yönetiminin elinden geleni yaptığını ancak bazı hassasiyetleri olduğunu söyledi. Mısır nezdinde Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve başka ülkelerin ciddi girişimlerde bulunduğunu aktaran Fidan, Mısır'ın özellikle El-Ariş Limanı'na insani yardımların getirilmesi ve içeriye sokulması yönünde ciddi bir gayret içerisinde olduğunu sözlerine ekledi.



Türkiye, Suriye-İsrail müzakerelerini yakından takip ediyor ve SDG'nin bölgede yerleşmesine izin vermeyecek

Fidan ve Eş-Şeybani Paris'te görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)
Fidan ve Eş-Şeybani Paris'te görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)
TT

Türkiye, Suriye-İsrail müzakerelerini yakından takip ediyor ve SDG'nin bölgede yerleşmesine izin vermeyecek

Fidan ve Eş-Şeybani Paris'te görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)
Fidan ve Eş-Şeybani Paris'te görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye, Suriye ile İsrail arasında ABD'nin desteklediği müzakereleri yakından takip ettiğini açıklarken, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) bölgede kök salmasına izin vermeyeceğini vurguladı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Paris'te Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile İsrail ve ABD ile devam eden müzakereleri görüştüğünü söyledi. Ayrıca, Suriye-İsrail müzakereleriyle eş zamanlı olarak Paris'te düzenlenen Ukrayna konulu "İstekliler Koalisyonu" toplantısının oturum aralarında ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile de bir araya geldi.

Şöyle devam etti: "Suriye ve Amerika taraflarıyla sürekli istişare halindeyiz ve İsrail ile müzakerelerin geldiği aşama ile Suriye tarafının birkaç gün önce SDG lideri Mazlum Abdi ile yaptığı görüşmelerde elde edilen veya elde edilemeyen sonuçlar da dahil olmak üzere bir dizi konuyu ayrıntılı olarak görüştük."

İsrail'e yönelik eleştiriler

Fidan, Paris toplantısına katılımının ardından yaptığı açıklamalarda, Barrack tarafından üçlü görüşmelerin ilerleyişi hakkında bilgilendirildiğini ve bu konudaki görüşlerini ilettiğini belirtti.

İsrail'in Suriye'deki provokasyonlarının, bölgedeki yayılmacı ve bölücü politikasının bir uzantısı olduğunu vurgulayan Bakan, bölgede istikrarı sağlamak için değerlendirmeler yapmanın ve gerekli önlemleri almanın önemine dikkat çekti.

Bu rolün bölge ülkelerine verildiğini ve İsrail'in Somali bölgesine yönelik son hamlesinin bölgede istikrarsızlık yayma projelerinden biri olduğu düşünüldüğünde, ABD'nin de bu konuda önemli roller oynayabileceğini açıkladı.

Fidan şunları söyledi: “Bunu çok net bir şekilde görüyoruz ve Suriye bizim komşumuz olduğu için orada yaşanan her şey bizi doğrudan ilgilendiriyor. Tüm tarafları tatmin edecek ve istikrarı sağlayacak bir müzakere ve anlaşma için ortak bir zemin bulmayı umuyoruz.”

İki günlük müzakerelerin ardından Suriye ve İsrail, istihbarat paylaşımının koordinasyonunu kolaylaştırmak, askeri gerilimi azaltmak ve diplomatik ilişkileri ve ticari fırsatları teşvik etmek için Amerikan gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması kurmaya karar verdi.

SDG'ye uyarı

Aynı zamanda, Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, ülkesinin hiçbir terör örgütünün, özellikle de SDG'nin en büyük bileşenlerini oluşturan Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Kürt Halkı Koruma Birlikleri (YPG)'nin bölgede kök salmasına veya varlık göstermesine izin vermeyeceğini vurguladı.

Ankara'da dün gece düzenlenen bir etkinlikte Güler, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve tüm bağlı grupların Suriye dahil tüm bölgelerde terörist faaliyetlerini derhal durdurmaları ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmeleri gerektiğini söyledi.

Güler'in açıklamaları, SDG'nin 10 Mart 2025'te Şam ile imzalanan Suriye ordusuna entegre olma anlaşmasının uygulanmasında hiçbir ilerleme kaydedilmediği ve bunun sonucunda Halep'te SDG ile Suriye ordusu arasında gerginlik yaşandığı duyurulduktan sonra geldi.

Güler şunları söyledi: “Bu sürecin başarılı olmasını içtenlikle istiyoruz, ancak bunun gerçekleşmesi için PKK ve tüm bağlı grupların koşulsuz olarak dağılması ve silahlarını bırakması gerekiyor.”

Halep'te gerilim artıyor

Aynı bağlamda, Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı bugün, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin askeri bölge olduğunu duyurdu ve sivillere bu bölgelerdeki SDG mevzilerinden uzak durmaları çağrısında bulundu.

Operasyon Komutanlığı yaptığı açıklamada, SDG'nin Halep mahallelerine yönelik önemli bir tırmanışa geçmesi ve sivillere karşı bir dizi katliam gerçekleştirmesi üzerine, iki mahalledeki tüm SDG askeri mevzilerinin ordu için meşru askeri hedefler haline geldiğini belirtti.

Suriye televizyonuna göre açıklamada, bölgeyi terk etmek isteyenler için el-Awadi geçişi ve el-Zuhur Caddesi geçişi olmak üzere iki güvenli insani geçişin bugün saat 15:00'e kadar açık tutulacağı belirtildi.

SDG'nin Halep şehrindeki mahallelere yoğun bombardıman düzenlemesi ve bunun sonucunda sivillerin hayatını kaybetmesi üzerine, gece boyunca süren çatışmaların ardından sabah saatlerinde iki mahallenin çevresinde çatışmalar yeniden başladı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye haber ajansı SANA’dan aktardığına göre Suriye ordusu, SDG'nin şehirdeki Suryan mahallesine yaptığı bombardımana, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki ateş kaynaklarını hedef alarak yanıt verdi. Çatışmaların Castello ve el Şihan bölgesinde çıktığını, sivillerin ise iki mahalle ve çevresindeki bölgeleri terk etmeye devam ettiğini kaydetti. Bu arada, sivil savunma ekipleri, SDG'nin aralıklı bombardımanına maruz kalan mahallelerde mahsur kalanların tahliyesini sağlamaya devam ediyor.


Erdoğan, Trump'ın Türkiye'yi F-35 programına geri döndüreceğine güveniyor

Bir F-35 savaş uçağı, 17 Kasım 2025'te Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai kentinde düzenlenen Dubai Hava Gösterisi'nde (Reuters)
Bir F-35 savaş uçağı, 17 Kasım 2025'te Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai kentinde düzenlenen Dubai Hava Gösterisi'nde (Reuters)
TT

Erdoğan, Trump'ın Türkiye'yi F-35 programına geri döndüreceğine güveniyor

Bir F-35 savaş uçağı, 17 Kasım 2025'te Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai kentinde düzenlenen Dubai Hava Gösterisi'nde (Reuters)
Bir F-35 savaş uçağı, 17 Kasım 2025'te Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai kentinde düzenlenen Dubai Hava Gösterisi'nde (Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı tarafından dün yayınlanan bir röportajda, ülkesinin F-35 savaş uçağı programından dışlanmasını "adaletsiz bir karar" olarak değerlendirerek, Türkiye'nin programa yeniden dahil edilmesi için ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'da bulunmasına güvendiğini belirtti.

Erdoğan, Bloomberg News'in sorularına verdiği ve Cumhurbaşkanlığı tarafından aktarılan yazılı yanıtında, "Türkiye'nin F-35 savaş uçaklarını teslim alması ve programa yeniden dahil edilmesi önemli ve gerekli konulardır" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Ofisi, “Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu hedefin ABD ile ilişkileri iyileştirmeyi ve NATO'nun savunmasına katkıda bulunmayı amaçladığını” belirtti ve “F-35 savaş uçakları için sipariş bedelinin ödendiğini” vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı, Erdoğan'ın “Türkiye'nin Rusya'dan askeri teçhizat satın aldığı için F-35 programından çıkarılması kararını haksız bulduğunu” söylediğini ve eylül ayında Beyaz Saray'da yapılan görüşmede bunu “şahsen Donald Trump'a ilettiğini” doğruladığını belirtti.

Türkiye Cumhurbaşkanı, Trump'ın ABD başkanlığına geri dönmesinin Ankara ile Washington arasındaki ilişkilerin “yapıcı ve daha rasyonel bir temelde” ilerlemesi için fırsat sağladığını söyledi.

Ankara, Rus S-400 hava savunma sistemini satın alması nedeniyle 2019 yılında F-35 programından sadece müşteri olarak değil, aynı zamanda bu Amerikan savaş uçağının üretiminde ortak olarak da programdan çıkarıldı.

Erdoğan ayrıca, Moskova ile Kiev arasındaki “çatışmadan uzak durmayı başardığı” için “Türkiye'nin gelecekteki barış müzakerelerine ev sahipliği yapma konusunda olası seçenek olmaya devam ettiğini” vurguladı ve Ankara'nın “iki ülke arasındaki ateşkesi izlemeyi destekleyebileceğini” belirtti.

“Türkiye'nin hem (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin hem de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile doğrudan konuşabilecek tek taraf olduğunu” vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı, “Türkiye'nin kapısının herkese açık olduğunu” vurgulayarak, Erdoğan'ın “her iki lidere de birçok kez taahhüdünü açıkça ifade ettiğini” belirtti.


Erdoğan, Bloomberg'e konuştu: NATO'nun güvenliği için Türkiye F-35'e dönmeli

Fotoğraf: Reuters_Arşiv
Fotoğraf: Reuters_Arşiv
TT

Erdoğan, Bloomberg'e konuştu: NATO'nun güvenliği için Türkiye F-35'e dönmeli

Fotoğraf: Reuters_Arşiv
Fotoğraf: Reuters_Arşiv

Yaklaşık on yıl önce Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasıyla gerilen Ankara–Washington hattının, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde yeniden toparlanma sürecine girdiğini belirten Erdoğan, savunma, enerji ve bölgesel krizlere yaklaşımda iki ülkenin politika önceliklerinin giderek örtüşmeye başladığını ifade etti. Türkiye’nin bir yandan NATO ile, diğer yandan en büyük ticaret ortaklarından biri olan Rusya ile ilişkilerini yeniden dengelemeye çalıştığını vurguladı.

Yaklaşık on yıl önce Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasıyla gerilen Ankara–Washington hattının, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde yeniden toparlanma sürecine girdiğini belirten Erdoğan, savunma, enerji ve bölgesel krizlere yaklaşımda iki ülkenin politika önceliklerinin giderek örtüşmeye başladığını ifade etti. Türkiye’nin bir yandan NATO ile, diğer yandan en büyük ticaret ortaklarından biri olan Rusya ile ilişkilerini yeniden dengelemeye çalıştığını vurguladı.

"NATO'nun güvenilği"

Erdoğan, eylül ayında Beyaz Saray’da Trump ile yaptığı görüşmede F-35 konusunu bizzat gündeme getirdiğini belirterek, Türkiye’nin S-400 alımı gerekçe gösterilerek programdan çıkarılmasını “haksız” olarak nitelendirdi. Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin bedelini ödediği F-35 uçaklarını teslim almasının ve programa yeniden dahil edilmesinin, yalnızca iki ülke için değil NATO’nun güvenliği açısından da önemli olduğunu söyledi.

Bloomberg’in geçen ay yayımladığı haberde, Türkiye’nin S-400 sistemlerini iade etmeyi değerlendirdiği ileri sürülmüştü. Haberde, Erdoğan’ın bu konuyu Türkmenistan’daki bir toplantıda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştüğü iddia edilmişti. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da aralık ayında yaptığı açıklamada, Türkiye’nin S-400’leri elden çıkarmaya yakın olduğunu ve sürecin 4–6 ay içinde sonuçlanabileceğini öngörmüştü.

Türkiye’nin ABD’den F-16 Blok 70 savaş uçakları almak istediğini de hatırlatan Erdoğan, fiyat ve şartların müttefiklik ruhuna uygun olması gerektiğini vurguladı ve Eurofighter alım sürecini örnek gösterdi.

"Halkbank davası haksız"

Erdoğan, Halkbank davasını Türkiye’ye yönelik haksız bir girişim olarak değerlendirdiklerini belirterek, önceliklerinin Türkiye’nin itibarı ile bankanın adil olmayan şekilde cezalandırılmaması olduğunu söyledi. Sürecin, hukuka ve iki ülke arasındaki stratejik ortaklığa uygun bir şekilde sonuçlanmasını temenni ettiklerini ifade etti.

Bloomberg'de yayınlanan haber şöyle:

Erdoğan, eylül ayında Beyaz Saray'da Trump ile yaptığı görüşmede F-35 konusunda bizzat gündeme getirdiğini belirterek, Türkiye'nin Rusya'dan askeri teçhizat satın alması nedeniyle F-35 programından çıkarılma kararını "haksız" olarak nitelendirdi. Erdoğan "Sayın Trump'ın yeniden göreve başlamasıyla birlikte Türkiye–ABD ilişkilerinde daha makul ve olumlu bir zemine geçilmesi yönünde bir imkan doğmuştur. Türkiye'nin bedelini ödediği F-35 uçaklarını teslim alması ve programa yeniden dahil edilmesi iki stratejik ortak olan Türkiye ve ABD'nin yanı sıra NATO'nun güvenliği için de önemli ve gereklidir" ifadelerini kullandı.

S-400 Füzeleri

Bloomberg'in geçen ay yayınladığı haberde, Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini iade etmek istediği belirtilmişti. Kaynaklara göre, Erdoğan, Türkmenistan'da düzenlenen bir toplantıda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e bu konuyu gündeme getirdi. Bu durum, Erdoğan'ın ABD ile savunma konusunda ilişkileri düzeltmeye çalıştığının bir işareti olarak görülürken, ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Trump'ın yakın müttefiki Tom Barrack, aralıkta yaptığı açıklamada Ankara'nın S-400'leri elden çıkarmaya yakın olduğunu belirterek, konunun dört ila altı ay içinde çözülebileceğini öngörmüştü.

Türkiye ayrıca ABD'den F-16 Blok 70 uçakları satın almak istiyor, ancak fiyat konusunda görüşmeler devam ediyor. Erdoğan bu anlaşmanın şartlarının müttefiklik ilişkilerinin ruhuyla uyumlu olmasının beklendiğini belirterek Türkiye'nin Eurofighter jet alımını örnek gösterdi.

Türk-Amerikan ilişkilerinde bir başka sorun ise Halkbank davası olarak öne çıkıyor. Halkbank, 2019 yılında ABD'de, İran'a yönelik yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanmıştı. Uzun yıllardır devam eden davada, banka dolandırıcılık, kara para aklama ve yaptırım ihlali suçlamalarıyla karşı karşıya.

Erdoğan bu konuyu Türkiye'ye yönelik haksız bir girişim olarak değerlendirdiklerini belirterek, "Bizim için esas olan, Türkiye'nin itibarının korunması ve bankamızın haksız bir şekilde cezalandırılmamasıdır. Görüşmeler bu çerçevede devam etmektedir. Temennimiz hem hukuka uygun hem de iki ülke arasındaki stratejik ortaklıkla mütenasip adil bir sonuca ulaşılmasıdır" ifadelerini kullandı.

Amerikan LNG'si

Trump yönetimi eylül ayında, Rus ham petrolünün üçüncü büyük alıcısı konumundaki Türkiye'den, Moskova'dan enerji ithalatını kısıtlamasını istemişti. Türkiye'nin petrol rafinerileri, ABD'nin geçen yılın sonunda Moskova'nın en büyük iki petrol üreticisine yaptırım uygulamasının ardından alımlarını azaltmaya başlamıştı.

ABD'nin endişelerini gidermek amacıyla Ankara, gaz stratejisini gözden geçirerek Amerikan LNG'sine dayalı bir portföy oluşturmaya odaklanırken, ABD'nin petrol ve gaz sahalarına yatırım arayışında olduğunu açıklamıştı. Erdoğan, "Özellikle ABD menşeli LNG tedarikimizi kayda değer ölçüde artırdık" dedi ve ABD'nin Türkiye'nin LNG tedarik zincirinde önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Son resmi verilere göre, Türkiye'nin petrol alımlarının %61'i ve gaz tedarikinin %40'ı hala Rusya'dan sağlanıyor, dolayısıyla bu yapıda bır değişim uzun yıllar alabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye'nin duruşu çok nettir; biz milli menfaatlerimiz ve enerji güvenliğimiz doğrultusunda hareket ederiz. Hidrokarbon ihtiyacının büyük bölümünü ithalat yoluyla karşılayan bir ülke olarak enerji güvenliğimizi etkileyecek her başlıkta dikkatli ve dengeli hareket etmek durumundayız" dedi.

Bölgesel sorunlar

Rusya ve NATO müttefikleri ile ilişkileri dengelemek, özellikle 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna savaşı ile Türkiye için gittikçe zorlaşan bir duruma dönüştü. Erdoğan, Rusya'ya yaptırım uygulamayı reddederken, Rus gemilerinin boğazlardan Karadeniz'e geçisini ise kısıtladı. Aynı zamanda Kiev'e de silah tedarikinde bulundu. Türkiye'nin savaşta net bir taraf almamasının bir neticesi olarak, Erdoğan'a göre şartlar olgunlaştığı anda Türkiye, İstanbul'u yeniden Ukrayna-Rusya arasında barışın konuşulduğu merkez haline getirmeye hazır.

Erdoğan, "Türkiye olarak hem Sayın Putin'le hem Sayın Zelenskiy'le doğrudan konuşabilen; aynı anda Washington, Brüksel hattında olsun NATO ve Birleşmiş Milletler nezdinde olsun somut girişimlerde bulunarak güçlü ve dengeli diplomatik temaslar yürütebilen yegane aktörüz" diye konuştu.

Türkiye, Hamas ile İsrail arasında ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasında da önemli aktörlerden biri oldu. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'yu sık sık sertçe eleştiren Erdoğan, "Gazze'de konuşlandırılacak Uluslararası İstikrar Gücü'nün başarı şansı, sahada meşruiyeti olan aktörlerin içinde yer almasına bağlıdır. Türkiye dahil Şarm el Şeyh Deklarasyonu'na taraf olan ülkelerin bu süreçteki en meşru aktörler olduğunun bilinmesi gerekir. Takdir edersiniz ki Türkiye'nin olmadığı bir mekanizmanın, Filistin halkının güvenini kazanması bu anlamda zordur. Biz hem Filistin tarafıyla derin tarihî bağlarımız hem İsrail'le geçmişte yürüttüğümüz güvenlik ve diplomasi kanalları hem de NATO üyesi bir ülke olarak bölgesel etkinliğimiz itibarıyla bu tür bir misyonun anahtar ülkesi konumundayız" ifadelerini kullandı.

Bloomberg