Dışişleri Bakanı Fidan: İslam ülkeleri diplomatik yollarla problemi çözme yolunu tercih etmiş durumda

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "(Gazze için) İslam ülkeleri şu an itibarıyla ellerindeki bütün diplomatik ve insani araçları kullanma yoluyla problemi çözme yolunu tercih etmiş durumda" dedi

Hakan Fidan (AA)
Hakan Fidan (AA)
TT

Dışişleri Bakanı Fidan: İslam ülkeleri diplomatik yollarla problemi çözme yolunu tercih etmiş durumda

Hakan Fidan (AA)
Hakan Fidan (AA)

Fidan, Katar merkezli Al Jazeera televizyon kanalına İsrail'in Gazze'deki saldırılarına ve bunun durdurulması için harcanan uluslararası çabalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

7 Ekim'den önce bölgede bir normalleşme havası olduğunu ve Türkiye'nin de bölgedeki normalleşme havasına kendi katkısını vermek üzere bir politika benimsediğini anlatan Fidan, "Ama 7 Ekim'den sonra gördük ki, esas itibarıyla Filistin davasında herhangi değişen bir şey yok, özellikle Gazze'de 13 bine yakın şehit edilen Filistinli kardeşimizin kanı ortadayken bizim hiçbir şey yokmuş gibi davranmamız mümkün değildi." dedi.

Türkiye'nin, "hiç vakit kaybetmeden ateşkes ilan edilmesi ve insani yardımların Gazze'ye ulaştırılması" şeklinde iki aşamalı bir politika izlediğini kaydeden Fidan, daha önceki Gazze savaşlarında da ateşkese yoğunlaştıklarını ancak bu savaşta eğer ateşkesle beraber iki devletli çözüme de yoğunlaşılmazsa savaşların devam edeceğini gördüklerini söyledi.

Fidan, bu bağlamda, hem Riyad'da çok ciddi kararlar alındığını hem de alınan kararlarda çok ciddi mesafeler kat edildiğini dile getirdi.

Gazze Şeridi'ne uygulanan ablukanın kırılmasına ilişkin Fidan, "İslam ülkeleri şu an itibarıyla ellerindeki bütün diplomatik ve insani araçları kullanma yoluyla problemi çözme yolunu tercih etmiş durumda. Burada elimizdeki bütün diplomatik araçları kullanarak, özellikle bölge dışındaki Filistin davasını destekleyen, İsrail zulmüne karşı duran Güney Amerika'dan, Afrika'dan, Avrupa'dan, Asya Pasifik'ten ülkelerle bir araya gelerek Birleşmiş Milletler'de ve diğer platformlarda İsrail'in bu ayrımı gözetmeksizin öldürme faaliyetine bir son vermek gerekiyor. Şu andaki aşama diplomasi yolunu tercih eden bir aşama." ifadelerini kullandı.

Bununla ilgili basına yansıyan veya yansımayan çok farklı çalışmaların devam ettiğini söyleyen Fidan, şunları kaydetti:

İslam ülkeleri şu anda bir araya gelmiş durumda, oluşturulan 7 ülkelik bir Eylem Grubu var, bu Eylem Grubu içerisinde Türkiye, Endonezya, Nijerya, Ürdün, Mısır, Katar ve Suudi Arabistan yer almakta. Önümüzdeki hafta itibarıyla bu ülke temsilcilerinin, dışişleri bakanlarının çeşitli ülke başkentlerinde belli temaslarda bulunmaya başlayacağını görüyoruz. Diğer taraftan, biliyorsunuz alınan Riyad'daki zirve kararında kuşatmanın kırılması yönünde bir çağrı var. 7 ülkelik Eylem Grubu'nun, Riyad'da Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkelerinin aldığı ortak zirve kararının uygulanmasını hayata geçirecek bir grup olduğunu kaydeden Fidan, "Dediğim gibi, bir numaralı görevi, uluslararası çapta bir lobi faaliyeti yapıp özellikle İslam ülkelerinin ve Arap İş Birliği Teşkilatı'nın bu konudaki görüşlerini ilgili ülkeler nezdinde paylaşmak, bir ortak eylem platformu oluşturmak. Bunu yaparken ben inanıyorum çok büyük fikirler ve eylemler ortaya çıkacak.

Türkiye'nin kararı, diğer ülkelerle ortak hareket etme yönünde

"Türkiye'nin, İsrail'i boykot etme ve büyükelçisini çekme konusunda neden bazı ülkelerden geç hareket ettiği" şeklindeki soruyu Fidan, şöyle yanıtladı:

Biz bu krizi yönetirken şöyle bir prensip kararı aldık: Diğer kardeş ülkelerle beraber eylemlerimizi yapalım. Yani tek başımıza kararlar alıp uygulamaktansa, kararların daha etkili olması için diğer İslam ülkeleriyle, bölge ülkeleriyle, hatta Latin Amerika ülkeleriyle, Afrika ülkeleriyle bir araya gelip mümkünse bazı Avrupa ülkeleriyle bu kararları alalım. Çünkü tek taraflı alacağımız kararlar özellikle kendi halkımız nezdinde siyasi olarak ciddi rahatlama getirse de, esas itibarıyla problemin çözmesine etki etmesi için kolektif olarak hareket etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla biz bu konuyu ilk İslam İş Birliği İcra Komitesi Olağanüstü Toplantısı'ndan itibaren gündeme getirdik ve çeşitli ülkelerin teker teker bunu yapmaya başladığını gördük ve biz de bu eylemi gerçekleştirdik, büyükelçimizi geri çağırdık.

Türkiye'nin tek taraflı adım atma ve yaptırım uygulama konusunda sıkıntısı olmadığını vurgulayan Fidan, "Odaklandığımız nokta, hangi metodoloji daha etkili olur? Biz bunu geçmişte yaptık biliyorsunuz Mavi Marmara olayından sonra, yani bu konuda Türkiye'nin bir sıkıntısı yok. Özellikle Cumhurbaşkanımızın duruşu, hükümetimizin duruşu, halkımızın duruşu bu konuda çok net, yani bizim bu kararları almada hiçbir sıkıntımız yok."

Yaşanan en büyük krizin, Gazze’deki zulüm dışında başta Amerika olmak üzere Batı dünyasının bu zulme sessiz kalması olduğunu dile getiren Fidan, "Bu, İslam dünyasında, bölgede ve dünyanın geri kalanında büyük bir kırılmaya sebep oluyor ve bu kırılmanın ortaya çıkartacağı ciddi fay hatları var." dedi.

Türkiye, Gazze'yle ilgili ortak bir platform oluşturmaya çalışıyor

Fidan, Türkiye'nin, ABD'nin, Ukrayna savaşında Rusya'ya karşı izlenen ekonomik, siyasi ve askeri boykot benzeri bir bloklaşmaya öncülük yapıp yapmayacağı ve buna neyin engel olduğuyla ilgili soruyu ise şöyle yanıtladı:

Hiçbir engel yok. Bu bizim gündemimizde olan bir konu. Dediğim gibi ilk önce İslam İşbirliği Teşkilatı'yla biz gündemi başlatmak istedik, daha sonra bunu daha geniş büyük bir halka içerisinde muhakkak ki değerlendirip ortaya koyacağız. Esas itibarıyla bunun bir uygulaması da yapıldı, yani Cumhurbaşkanımızın eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin ev sahipliğinde biliyorsunuz Latin Amerika'dan, Afrika'dan, Ortadoğu'dan ve dünyanın geri kalanından, Uzak Asya'dan çağırılan misafirler oldu, devlet başkanları, hükümet başkanları eşleri İstanbul'da toplandılar, bu ilk denemeydi. Ama esas itibarıyla biz birinci aşamada Gazze'ye ve Filistin'e komşu olan İslam dünyası ve Arap dünyası üyelerinin ortak alanı olan İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği'yle ortak platform oluşturmaya başlayıp buradaki konsolidasyonun gerçekleştirilmesinden sonra Latin Amerika, Afrika Birliği, Birleşmiş Milletler'in geri kalan ülkeleriyle de bir geniş dayanışma platformu oluşturma yolunda bütün adımları atacağız.

Türkiye ile ABD'nin ateşkes konusundaki tutumu farklı

ABD'li mevkidaşı Antony Blinken ile Türkiye'yi ziyareti sırasında gerçekleştirdikleri görüşmeye ilişkin de bilgi veren Fidan, "Bizim durduğumuz yer esas itibarıyla şöyle: Biz bu zulmün durması için bir an önce bir ateşkesin hayata geçmesini ve yardımların kesintisiz olarak içeriye sokulmasını istiyoruz. Özellikle Gazze'deki nüfusun tehcir edilerek başka yerlere gönderilmesi konusunun bir politika olmasını kesinlikle kabul etmediğimizi söyledik. Bizim Amerikalılarla anlaşamadığımız konu şu; onlar ateşkes konusunda kesinlikle İsrail'i destekler pozisyondalar, ateşkesi istemiyorlar. Ama insani ateşkes konusunda bir noktaya gidebildiğimizi düşünüyorum." ifadesini kullandı.

"İsrail'in nükleer silah tehdidi, nükleer silahlanma yarışını artırır"

İsrail'in Gazze'de nükleer silah kullanma tehdidiyle ilgili de konuşan ve bunun "herkesin bildiği bir sır" olduğuna işaret eden Fidan, "İsrail’in nükleer silahların yayılma anlaşmasına taraf olmamasını kullanarak kendi nükleer kabiliyetini geliştirdiğini görüyoruz ve bu konuda da Amerika'dan, Avrupa'dan büyük destek aldığını da biliyoruz, yani bu bir sır değil." dedi.

"Bazı çılgın İsrailli politikacıların nükleer silah kullanma yolundaki dillendirmeleri dikkate alındığında, büyük bir problem" olduğunun görüldüğünü kaydeden Fidan, "İsrail'in nükleer silah sahibi olmaya devam etmesi, nükleer silahla ilgili yarışı artıracak. Bu, bölgenin ve dünyanın lehine olan bir durum değil." diye konuştu.

Bakan Fidan, şöyle devam etti:

Bölge ya tamamıyla nükleer silahlardan arındırılmalı ya da başka ülkeler bu konuda kendilerini daha güvende hissetmek için adım atmak zorunda kalacaklar, yani buna bir çözüm bulmamız gerekiyor. Bu da, bizim önümüzde duran ve muhakkak çözmemiz gereken önemli stratejik konulardan biri ve bu konuda çalışmaya devam edeceğiz.

"Türkiye, Hamas'ı terör örgütü olarak görmüyor"

Gazze'de savaş sonrası durumla ilgili Türkiye'nin tek bir perspektifi olduğunu kaydeden Fidan, şunları söyledi:

İki devletli çözüm olmadan Gazze'yi kim yönetecek sorusunun doğru bir soru olduğunu açıkçası kabul etmiyoruz. Gazze zaten savaştan önce yönetiliyordu, şimdi de yönetilmeye devam edebilir, kendi kendini yönetmede Gazze'nin bir problemi yok. Gazze'nin problemi, işgal altında tutulması ve ateş altında tutulması, altyapısının yok edilmesi, üstyapısının yok edilmesi. Biz şu anda Gazze'nin yönetimiyle ilgili değil, korunmasıyla ilgili bir sorun olduğunu düşünüyoruz.

Türkiye'nin Hamas'ı terör örgütü olarak kabul etmediğini yineleyen Fidan, "Cumhurbaşkanımız da deklare etti, ben de deklare ediyorum, daha önceki basın toplantılarında da söyledim, biz Hamas’ı terör örgütü olarak tanımıyoruz. Hamas, Filistin devlet sistemi içerisinde faaliyet gösteren bir parti. Biz Filistin Devleti'ni tanıyan bir ülkeyiz, bizimle beraber 140'a yakın ülke de tanıyor. Dolayısıyla biz herhangi bir devletin içerisinde faaliyet gösteren partileri 'bir terör örgütüdür-değildir' diye bir sınıflandırmaya tabi tutmuyoruz. Hamas Filistin'in bir gerçeğidir, işgal şartlarında ortaya çıkan bir harekettir, işgal ortadan kalktığı zaman Filistin normalleştiği zaman Hamas gibi organizasyonların da normal hayata geri döneceğini düşünüyoruz." dedi.

Esir takası konusuna da değinen Fidan, Katar'ın bu konuda krizin başından bu yana muazzam bir çaba gösterdiğini ve Türkiye'nin de bu konuda elinden geleni yaptığını dile getirdi.

Fidan, Refah Sınır Kapısı'ndan yardım girişleri konusunda da Mısır yönetiminin elinden geleni yaptığını ancak bazı hassasiyetleri olduğunu söyledi. Mısır nezdinde Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve başka ülkelerin ciddi girişimlerde bulunduğunu aktaran Fidan, Mısır'ın özellikle El-Ariş Limanı'na insani yardımların getirilmesi ve içeriye sokulması yönünde ciddi bir gayret içerisinde olduğunu sözlerine ekledi.



Türkiye, AB üyelik çabalarının mutabakat metninde göz ardı edilmesini eleştirdi

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bakanlık heyeti, 30 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da Avrupa Birliği (AB) heyetiyle görüşmeler gerçekleştirdi. AB heyetinde Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Genişleme Komiseri Marta Kos ve İçişleri Komiseri Magnus Brunner yer aldı. (Dışişleri Bakanlığı)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bakanlık heyeti, 30 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da Avrupa Birliği (AB) heyetiyle görüşmeler gerçekleştirdi. AB heyetinde Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Genişleme Komiseri Marta Kos ve İçişleri Komiseri Magnus Brunner yer aldı. (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Türkiye, AB üyelik çabalarının mutabakat metninde göz ardı edilmesini eleştirdi

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bakanlık heyeti, 30 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da Avrupa Birliği (AB) heyetiyle görüşmeler gerçekleştirdi. AB heyetinde Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Genişleme Komiseri Marta Kos ve İçişleri Komiseri Magnus Brunner yer aldı. (Dışişleri Bakanlığı)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bakanlık heyeti, 30 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da Avrupa Birliği (AB) heyetiyle görüşmeler gerçekleştirdi. AB heyetinde Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Genişleme Komiseri Marta Kos ve İçişleri Komiseri Magnus Brunner yer aldı. (Dışişleri Bakanlığı)

Avrupa Birliği’nin (AB) yayımladığı Ortak Anlayış belgesi, Türkiye’nin AB üyeliğine aday ülke statüsünü görmezden gelmesi nedeniyle Ankara ile Brüksel arasında yeni bir gerilim başlattı.

Türkiye, çarşamba günü yayımlanan belgeyi ‘objektiflik ve adaletten uzak’ olarak nitelendirirken, belgenin AB’nin ortak geleceğe ilişkin stratejik vizyondan yoksun olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, belgede Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerin ‘hakkaniyetli bir yaklaşımdan uzak’ olduğunu söyledi. Keçeli, belgenin Türkiye’nin AB’ye aday ülke statüsünü de göz ardı ettiğini ifade etti.

Önyargılı bir anlayış

Keçeli dün X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Bahse konu belgenin, Avrupalı Müttefiklerin NATO bünyesinde kayda değer ilave sorumluluklar üstlendikleri yeni dönemin temellerinin atıldığı ve Türkiye’nin vazgeçilmez rolünün teyit edildiği tarihi NATO Ankara Zirvesi akabinde, bu gerçeği gölgelemeye çalışan bir üslupla kaleme alındığı görülmektedir” ifadesini kullandı.

Belgenin Doğu Akdeniz konusunda gerçeğe dayanmayan iddialara yer verdiğini belirten Keçeli, bunun AB’nin olaylara yönelik önyargılı ve çarpık anlayıştan hâlâ kurtulamadığını gösterdiğini kaydetti.

Kıbrıs meselesine de değinen Keçeli paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “Kıbrıs meselesi açısından ise çözümün, 2004 yılında Kıbrıs Türk tarafının kabul ettiği BM Kapsamlı Çözüm Planı’nı reddeden ve 2017 yılındaki Kıbrıs Konferansı’nda uzlaşmaz bir tutum benimseyerek sürecin sonuçsuz kalmasına sebebiyet veren Kıbrıs Rum tarafınca engellendiğini bir kez daha hatırlatırız.”

Keçeli, AB’ye tüm tarafların çıkarlarına hizmet edecek daha gerçekçi ve dengeli bir vizyon ile söylem benimsemesi çağrısında bulundu.

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran da Türkiye’nin AB’ye aday ülke statüsünü göz ardı eden yaklaşımın, AB’nin ortak geleceğe ilişkin vizyon eksikliğini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi. Duran, X hesabından yaptığı açıklamada, belgede yer alan değerlendirmelerin objektiflikten ve stratejik bakış açısından yoksun olduğunu belirtti.

Ankara’daki NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğindeki vazgeçilmez rolünü açıkça ortaya koyduğu bir dönemde bu gerçeğin görmezden gelinmesinin yapıcı diyaloğun güçlenmesine katkı sağlamayacağını ifade eden Duran, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında tekrarlanan tek taraflı söylemlerin uluslararası hukuku ve tarihi gerçekleri yansıtmadığını dile getirdi. Duran, AB’nin önyargılardan uzak, karşılıklı saygı ve ortak çıkarlara dayanan daha sorumlu bir söylem benimsemesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin yakınlaşma girişimleri

Türkiye, son iki yıldır AB ile katılım müzakerelerinin yeniden başlatılması amacıyla üst düzey temaslar yoluyla diplomatik çabalarını sürdürüyor. Bu temasların son haftalarda yoğunlaştığı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i kabul etti. (Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i kabul etti. (Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ile bir araya gelerek Türkiye-AB ilişkilerini ele aldı.

Türkiye, haziran ayının sonunda da AB’den üst düzey bir heyeti ağırladı. Heyette AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Kos ve İçişlerinden Sorumlu Komiser Magnus Brunner yer aldı. Ziyaret, nadir gerçekleşen üst düzey temaslardan biri olarak değerlendirildi.

Ziyaret, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü İspanyol parlamenter Nacho Sanchez Amor tarafından hazırlanan raporu onaylamasının ardından gerçekleşti. Ankara’nın sert tepkisine yol açan raporda, “hukukun üstünlüğünün ciddi ve sürekli şekilde aşındığı, muhalefet üzerindeki baskıların arttığı mevcut koşullarda AB ile müzakerelerin yeniden başlatılamayacağı” ifade edildi. Raporda ayrıca Türkiye’nin, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) gibi AB üyesi ülkelerle yaşadığı krizlere de dikkat çekildi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’daki Dışişleri Bakanlığı merkezinde Avrupa Birliği (AB) heyetini kabul etti, 30 Haziran 2026 (Dışişleri Bakanlığı)Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’daki Dışişleri Bakanlığı merkezinde Avrupa Birliği (AB) heyetini kabul etti, 30 Haziran 2026 (Dışişleri Bakanlığı)

Heyet, GKRY’nin AB dönem başkanlığının son gününe denk gelen ziyarette Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve bakanlık yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirdi. Heyet ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildi. Taraflar, yayımladıkları ortak açıklamada, bölgesel ve ekonomik istikrarın sağlanması açısından Türkiye-Avrupa ilişkilerinin stratejik önemine vurgu yaptı. Jeopolitik zorluklarla mücadelede ortak hareket edilmesi gerektiğini belirten taraflar, bölgesel bağlantı gündemi kapsamında ticaret, enerji, ulaştırma ve dijitalleşme alanlarında iş birliğinin önemine dikkat çekti.

Avrupa’nın görmezden gelmesi

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, AB üyeliğinin Türkiye için hâlâ ‘stratejik bir hedef’ olduğu belirtilerek, Ankara’nın bu temel üzerinde AB ile ilişkileri geliştirmeye hazır olduğu ifade edildi. Açıklamada, “AB’nin Türkiye ile ilişkilerini ayrımcılık yapmadan, objektif kriterler ve liyakat temelinde güçlendirmesini bekliyoruz” denildi.

Brüksel’deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi (Reuters)Brüksel’deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi (Reuters)

Görüşmelerde, 2018’den bu yana askıya alınan Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin yeniden başlatılması konusunun ağırlıklı olarak ele alınmadığı görüldü. Avrupa Komisyonu’nun kısa süre önce Brüksel’deki merkezinde düzenlenen Genel Kurul toplantısında da AB, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve demokrasi konularına vurgu yaptı.

Avrupa heyetinin ziyaretinin ardından yayımlanan ortak açıklamada genişleme konusuna da değinilerek, müzakerelerin yeniden başlatılması için Türkiye’de “hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması ile yüksek demokratik standartların güvence altına alınması gerektiği” ifade edildi.


Malatya’da 5 büyüklüğünde deprem meydana geldi

2023 yılında Türkiye'nin güneydoğusunu vuran yıkıcı depremden (Arşiv- Reuters)
2023 yılında Türkiye'nin güneydoğusunu vuran yıkıcı depremden (Arşiv- Reuters)
TT

Malatya’da 5 büyüklüğünde deprem meydana geldi

2023 yılında Türkiye'nin güneydoğusunu vuran yıkıcı depremden (Arşiv- Reuters)
2023 yılında Türkiye'nin güneydoğusunu vuran yıkıcı depremden (Arşiv- Reuters)

Türkiye Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), bugün sabah saatlerinde merkez üssü Malatya'nın Battalgazi ilçesi olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki birçok ilde hissedilen 5 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini açıkladı. Depremde herhangi bir can veya mal kaybının yaşanmadığı bildirildi.

AFAD tarafından yapılan açıklamada, saat 06.20'de merkez üssü Malatya'nın Battalgazi ilçesi olan 5 büyüklüğündeki depremin; Malatya, Elazığ, Adıyaman, Tunceli ve Şanlıurfa illerinde de hissedildiği belirtildi. Açıklamada, "Deprem sonrası herhangi bir olumsuz durum bildirilmemiştir. Ekiplerimiz sahada çalışmalarını sürdürmektedir" ifadelerine yer verildi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmadık, ancak bütün ihbarları titizlikle değerlendirmeye devam ediyoruz" dedi.

2023 yılında Güneydoğu Türkiye'yi vuran yıkıcı depremlerde 53 binden fazla kişi hayatını kaybetmiş ve bölgedeki birçok şehirde büyük hasar oluşmuştu.


DEM Parti, barış yasasının Meclis tatile girmeden çıkarılmasını istiyor

PKK'lıların Türkiye'ye dönüşü ve topluma entegrasyonu görüş ayrılıklarına neden oluyor. (AP)
PKK'lıların Türkiye'ye dönüşü ve topluma entegrasyonu görüş ayrılıklarına neden oluyor. (AP)
TT

DEM Parti, barış yasasının Meclis tatile girmeden çıkarılmasını istiyor

PKK'lıların Türkiye'ye dönüşü ve topluma entegrasyonu görüş ayrılıklarına neden oluyor. (AP)
PKK'lıların Türkiye'ye dönüşü ve topluma entegrasyonu görüş ayrılıklarına neden oluyor. (AP)

Türkiye'de Kürt siyasi hareketini temsil eden DEM Parti, mevcut yasama dönemi temmuz ayı sonunda sona ermeden önce, PKK'nın feshi ve silah bırakma sürecini kapsayan "çerçeve barış yasasının" çıkarılması için hükümete baskı yapıyor.

Bu süreçte PKK'nın üst düzey yöneticileri ise hükümetin "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı sürecin durma noktasına geldiğini ve başta örgüt lideri Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması olmak üzere temel koşulların yerine getirilmediğini savunuyor. Öcalan, bugüne kadarki süreçte önemli bir rol oynamıştı.

DEM Parti'nin, Öcalan'ın tutulduğu İmralı Adası'na atfen İmralı Heyeti olarak bilinen heyetinin önümüzdeki iki gün içinde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala ile görüşmesi bekleniyor. Heyetin amacı, hazırlanmakta olan çerçeve yasa taslağını Öcalan'a sunulmak üzere teslim almak.

DEM Parti milletvekilleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Öcalan'ın hukuki sürecini yürüten Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Özgür Faik Erol'dan oluşan heyetin, Efkan Ala ile yapılacak görüşmede yasa taslağını teslim almasının ardından hafta sonu (cumartesi veya pazar) İmralı Adası'na giderek taslağı Öcalan'a sunması, değerlendirmelerini alması ve daha sonra kamuoyuyla paylaşması bekleniyor.

Çerçeve yasanın ana hatları

AK Parti, muhalefet partileriyle uzlaşarak hazırlanacak çerçeve yasayı, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş aracılığıyla Meclis gündemine taşımayı hedefliyor. DEM Parti de muhalefetle uzlaşmayı desteklemekle birlikte, yasa taslağının önce Öcalan ve Kuzey Irak'taki PKK yönetimiyle paylaşılması gerektiğini savunuyor.

frgt6jı
Geçen haziran ayında TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile DEM Parti'nin İmralı Heyeti üyesi milletvekilleri arasında gerçekleştirilen görüşmeden. (TBMM'nin X hesabı)

AK Parti kaynaklarından edinilen bilgilere göre, 10 ila 11 maddeden oluşması planlanan çerçeve yasa, yalnızca bir kez uygulanacak geçici bir düzenleme olacak. Yasa metni, PKK ile bağlantılı diğer terör örgütlerini kapsam dışı bırakacak şekilde açık ifadeler içerecek.

Taslağın başlığının "PKK/KCK Terör Örgütünün Feshi, Silahsızlandırılması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifi" benzeri bir isim taşıması planlanıyor. Bu ifade başlıkta yer almasa bile, ilk maddede açık biçimde belirtilecek.

Yasanın yürürlüğe girebilmesi için Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), PKK'nın sahadaki durumunu değerlendirerek silahsızlanma sürecinin tamamen tamamlandığını Milli Güvenlik Kurulu'na (MGK) raporlaması gerekecek.

Son aşamada ise Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlanacak. AK Parti kaynaklarına göre bu kararname, Öcalan ve PKK'nın üst düzey yöneticilerine yönelik herhangi bir özel düzenleme içermeyecek. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan kişiler de kapsam dışında tutulacak.

Türkiye'ye karşı herhangi bir eyleme katılmadığı değerlendirilen PKK mensupları ise 3 ila 5 yıl süreyle adli denetim altında tutulacak.

DEM Parti'nin talepleri

DEM Parti, hazırlanacak yasanın kapsamlı olmasını ve sürece dahil olan tüm tarafların haklarını güvence altına almasını istiyor.

Parti ayrıca silah bırakan PKK mensupları ile örgüt yöneticilerinin Türkiye'ye dönüşünün önünün açılmasını, onların demokratik sosyal ve siyasi yaşama katılımını sağlayacak mekanizmaların oluşturulmasını talep ediyor.

dfvgthyjuk
DEM Parti'nin İmralı Heyeti üyelerinin, TBMM'de AK Parti yöneticileriyle gerçekleştirdiği önceki görüşmeden. (DEM Parti'nin X hesabı)

DEM Parti, Öcalan'ın hukuki statüsünün yeniden değerlendirilmesini, İmralı'da iletişim kurma, görüşme yapma ve çalışma imkanlarının genişletilmesini, böylece sürecin sağlıklı ilerlemesini istiyor.

Parti ayrıca, başta eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere siyasi tutukluların serbest bırakılmasını, görevden alınan belediye başkanlarının yerine kayyum atanması uygulamasına son verilmesini ve bu kapsamda CHP'li belediyelere yönelik devam eden operasyonların durdurulmasını talep ediyor.

PKK yönetiminden sürecin hızlandırılması çağrısı

Kuzey Irak'taki Kandil'de bulunan PKK yöneticileri de sürecin hızlandırılmasını ve "çerçeve barış yasasının" bir an önce çıkarılmasını istiyor.

Örgüt yöneticileri, Kuzey Irak ve Suriye'de bulunan yaklaşık 4 bin PKK’lının, her iki ülke yönetiminin de topraklarında "terör örgütü" istememesi nedeniyle hareket alanlarının ciddi şekilde daraldığını belirtiyor.

dfgth
Diyarbakır'da, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması talebiyle düzenlenen gösteriden bir kare (Reuters)

PKK'nın önde gelen isimlerinden Helin Ümit, örgüte yakın medya organlarına yaptığı açıklamada sürecin planlandığı gibi ilerlemediğini söyledi.

Ümit, "Mayıs ayı sonunda bazı adımların atılması ve müzakerelerin başlaması gerekiyordu. Ancak hiçbir gelişme yaşanmadı. Aynı durum çerçeve yasa için de geçerli. Bunun için bir takvim belirlenmişti ancak uygulanmadı." ifadelerini kullandı.

Süreçte ilerleme sağlanmasının tek yolunun Abdullah Öcalan'ın fiilen serbest bırakılması olduğunu savunan Ümit, PKK'nın feshedilmesi ve silah bırakılması çağrısını yapan kişinin Öcalan olduğunu, bu nedenle sürecin her aşamasında temel aktör konumunda bulunduğunu dile getirdi.

gthyju
PKK'nın üst düzey yöneticilerinden Helin Ümit.

PKK mensuplarının topluma yeniden kazandırılmasının ise ancak Türkiye'nin demokratikleşmesi, Kürt kimliğinin tanınması ve örgütlenme hakkının güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını öne süren Ümit, buna karşın CHP yönetimine, seçilmiş yöneticilere ve aydınlara yönelik uygulamaların demokratikleşme yönünde bir tablo ortaya koymadığını savundu.