Türkiye ile Almanya arasında yeni bir çekişme noktası: Gazze

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Kasım'da Berlin'de ortak basın toplantısında iken (Reuters)
Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Kasım'da Berlin'de ortak basın toplantısında iken (Reuters)
TT

Türkiye ile Almanya arasında yeni bir çekişme noktası: Gazze

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Kasım'da Berlin'de ortak basın toplantısında iken (Reuters)
Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Kasım'da Berlin'de ortak basın toplantısında iken (Reuters)

Ömer Önhon

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ikili ve uluslararası ilişkiler düzeyinde önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşen Almanya ziyareti, Erdoğan'ın 2020 yılından bu yana yaptığı ilk ziyaret olup yalnızca bir gün sürdü.

Erdoğan ve Alman Şansölyesi Olaf Scholz, görüşmeler yaptılar. Toplantılarından önce ortak basın toplantısında, esas olarak İsrail'in Gazze'deki askeri macerasına odaklandılar.

Erdoğan, ziyaretini İsrail'i destekleyen ABD, Almanya ve diğer ülkeler üzerinde baskı kurmak için kullandı. Bu durum, Müslüman ülkeleri de aynı şeyi yapmaya teşvik etti. İki lider, iki devletli çözüm ve sivillerin korunması konusunda anlaştılar, ancak diğer konulardaki anlaşmazlıkları yerinde kaldı.

Almanya, diğer birçok ülke gibi Ukrayna'daki savaşta Türkiye'nin rolünü, özellikle de tahıl anlaşmasındaki rolünü takdir ediyor. Ancak, Gazze'deki diğer büyük uluslararası krizle ilgili durum farklı. Almanya, İsrail'in yanında net bir şekilde duruyor. Ateşkes çağrısına karşı çıkıyor ve bu tutumunda Yahudi rehineleri ve İsrail'in güvenliğini gerekçe gösteriyor. Türkiye ise Filistinlilere en güçlü ifadelerle destek veriyor.

Almanya, birçok ülke gibi Hamas'ı terör örgütü olarak kabul ederken Erdoğan, Hamas'ı vatanını kurtarmak için mücadele eden siyasi bir örgüt olarak tanımlıyor.

Erdoğan, Almanya ve diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerini İsrail'in sivilleri hedef almasına karşı seslerini yükseltmemekle suçladı.

Almanya, AB'nin önde gelen üyesi olarak, Türkiye'nin üyelik sürecini önemli ölçüde etkileme gücüne sahip. Almanya, Türkiye ile birçok ortak ilgi ve bağa sahip olmasına rağmen, üyelik konusunda her zaman temkinli bir tutum sergiledi.

Ülkesinin Batılı ülkelerin aksine tarihsel olarak Yahudilere borçlu olmadığını hatırlatarak İkinci Dünya Savaşı'nda 6 milyon Yahudi'nin öldürüldüğü Nazi Holokost'una açık bir gönderme yaptı. Almanlar bu açıklamaları kendilerine hakaret olarak değerlendirmiş olmalı.

Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin geleceği, özellikle toplantının Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin üyeliğine ilişkin bir rapor yayınlamasının planlanmasından günler önce gerçekleşmesi nedeniyle, Erdoğan-Scholz görüşmelerinin her zaman olduğu gibi önemli bir gündem maddesiydi.

Fotoğraf Altı:  Sahip olmak istenen Eurofighter Typhoon (Reuters)
Sahip olmak istenen Eurofighter Typhoon (Reuters)

Türkiye, AB için jeopolitik açıdan son derece önemli bir ülkedir. Ortak çıkar ve işbirliğini ilgilendiren pek çok konu var. Ancak, Türkiye'nin AB’ye tam üyelik süreci, 2019'dan bu yana dondurulmuş durumda. Bunun temel nedeni, Türkiye ile Avrupa Birliği üyesi bazı ülkeler arasındaki gergin ilişkilerdir.

Almanya, AB'nin önde gelen üyesi olarak, Türkiye'nin üyelik sürecini önemli ölçüde etkileme gücüne sahip. Almanya, Türkiye ile birçok ortak ilgi ve bağa sahip olmasına rağmen, üyelik konusunda her zaman temkinli bir tutum sergiledi.

Almanya, Türkiye'nin AB’ye aday ülke statüsünü vurgulamakla birlikte, katılım müzakerelerinin ‘kapsamının belirsiz’ olduğunu düşünüyor.

Almanya, Türkiye'ye silah satışlarına yaptırımlar uyguladı veya bunlara kısıtlamalar getirdi. Örneğin, bu silahların Türkiye sınırlarının dışında kullanılmasına izin verilmedi. Bu kısıtlamalar hala yürürlükte.

Almanya ve Türkiye arasındaki savunma ilişkileri önemli olmakla birlikte, bazı sorunlara da sahiptir. Almanya, bazı durumlarda, Türkiye'ye silah satışlarına yaptırımlar uyguladı veya bunlara kısıtlamalar getirdi. Örneğin, bu silahların Türkiye sınırlarının dışında kullanılmasına izin verilmedi. Bu kısıtlamalar hala yürürlükte bulunuyor.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, iki gün önce TBMM’de 2024 bütçesi görüşmeleri sırasında yaptığı açıklamayla herkesi şaşırtmıştı. Almanya'nın da aralarında bulunduğu 4 Avrupa ülkesinin ortak projesi olan 40 adet Eurofighter Typhoon uçağını Türkiye'nin satın alma planlarını açıklamıştı. Milli Savunma Bakanı, İngiltere, İspanya ve İtalya'nın Türkiye'ye satış yapmak istediğini ve bu konuda Almanya'yı ikna etmeye çalıştıklarını belirtti.

Görünen o ki Türkiye, F-35 uçağındaki kaybı ve ABD'den F-16 uçağı alımında yaşanan gecikme ve zorlukları kısmen de olsa telafi etmek amacıyla Eurofighter'ı satın almaya çalışıyor.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile ortak basın toplantısında, bir Alman gazetecinin satın alma işlemiyle ilgili sorusuna yanıt veren Erdoğan, "Bunu bize tehdit olarak sunmayın. Almanya, savaş uçağı satan tek ülke değil" dedi. Bu, Erdoğan'ın bu konuyla ilgili gerginliğini gösteren bir başka işaretti.

Savunmayla ilgili ortak ilgi alanlarından biri de İsveç'in NATO üyeliği konusudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak İsveç'in NATO'ya katılımıyla ilgili protokolü TBMM’ye gönderdi.

Türkiye ve Almanya arasında ortak ilgi alanlarından biri de göçmen ve sığınmacı meselesidir. Almanya, Avrupa'daki ana sığınma varış noktasını temsil ediyor ve birkaç yıl önce, yüz binlerce Suriyeli oraya sığındı.

Almanya ziyaretinden önce Dışişleri Komisyonu'nda yapılan bir tartışma ilk adımı oluşturdu. Komisyon üyeleri, Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın yaptığı olumlu sunuma rağmen, konuyla ilgili görüşmelerini belirsiz bir tarihe ertelemeye karar verdiler.

Türkiye'nin Eurofighter Typhoon savaş uçağı satın alma planını ve İsveç'in NATO üyeliği konusundaki görüşmelerini duyurmasının, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Almanya ziyaretiyle bağlantılı olabileceği düşünülüyor.

Türkiye ve Almanya arasında ortak ilgi alanlarından biri de göçmen ve sığınmacı meselesidir. Almanya, Avrupa'daki ana sığınma varış noktasını temsil ediyor ve birkaç yıl önce, yüz binlerce Suriyeli oraya sığındı.

Almanya, AB ve Türkiye arasında, Türkiye üzerinden yasadışı yollarla seyahat eden kişilerle ilgili varılan anlaşmadan büyük ölçüde yararlanıyor. Bu konu, iki ülke arasındaki işbirliğinin temel unsurlarından birini oluşturuyor.

İlgili olarak, Türkiye, AB ile vize serbestliği için çalışıyor, ancak özellikle AB ve Almanya'ya ziyaret vizesi başvurularının reddedilme oranları artıyor. Almanya, bu sorunun teknik olduğunu, konsolosluklarının ve büyükelçiliklerinin başvuru sayısında yaşanan muazzam artış nedeniyle aşırı yük altında olduğunu iddia ediyor.

Almanyalı yetkililere göre Türkler, farklı nedenlerle de olsa, sığınma başvurularında ilk sırada yer alıyor. Bu sayede, Suriyeliler ve Afganlardan daha fazla başvuru yapmışlar. Tüm bunlar, ikili ilişkileri aşan karmaşık meselelerdir.

Son olarak Erdoğan'ın Almanya ziyaretinin ilişkilerin ve iletişimin sürdürülmesi açısından faydalı olduğuna şüphe yok ama sorunların çözümü pek mümkün olmadı. Deyim yerindeyse; iki ülkenin liderleri aynı fikirde olmadıkları konusunda anlaştılar.



Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
TT

Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)

Emel Şehade

İsrail, Suriye'deki askeri üstünlüğünü korumaya çabalıyor. İsrailli yetkililerden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik artan açıklamalara ve tehditlere, ayrıca Tel Aviv'in Türkiye'nin Suriye'de konuşlandığı yönündeki iddialarına rağmen güvenlik kurumundan bir kaynak, İsrail'in Suriye'deki saldırılarının ardından tansiyonun yükseldiği bir ortamda bu ilişkilerin dondurulduğundan bahseden raporlara karşın, iki taraf arasında mesajlaşmak ve sürtüşmeden kaçınmak için gizli iletişim kanallarının bulunduğunu ortaya çıkardı.

İsrail, Şam hükümetine Suriye ordusunun kapasitesinin güçlendirilmesine karşı olmadığını, ancak sınırlarının yakınlarında yeni bir tehdidin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğini vurgulayan bir mesaj iletti. Suriye dosyasının ele alındığı güvenlik kurumu toplantılarından sızan bilgilere göre İsrail, Türkiye'yi bir hasma dönüştürme arayışında değil ve mevcut durumu korumaya çalışıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, İsrail'in Türkiye ile gerilimi tırmandırmakta hiçbir çıkarı olmadığını belirterek, Tel Aviv'in mevcut her türlü görüş ayrılığı veya gerilimle başa çıkmak için Ankara ile diplomatik çözümleri tercih ettiğini ifade etti.

Ancak güvenlik kaynağından aktarıldığına göre İsrail, mesajların amacına ulaşamadığı durumlarda harekete geçmek zorunda kalıyor ve Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığına karşı özellikle de İsrail Hava Kuvvetleri'nin hareket serbestisini tehdit edebilecek hava savunma sistemleri, insansız hava araçları (İHA) ve füzelerin getirilmesi gibi konularda kırmızı çizgiler belirliyor. İsrail, Ankara'nın Suriye’deki havaalanına bir radar konuşlandırmaya ve daha sonra buna Türk askerleri tarafından işletilecek hava savunma sistemleri bağlamaya hazırlandığını ABD'ye bildirdi. İsrail'e göre bu adım bölgesel güç dengesinde bir kırılmaya/dönüşüme yol açabilir.

Tel Aviv, Türklerin Suriye'de ne radar sistemleri ne de önleme bataryaları olmak üzere hiçbir hava savunma sistemi kurmasına izin vermeyeceğini vurguladı. Ayrıca İHA pistleri ya da Golan Tepeleri'nde ve hatta Celile'de aynı anda binlerce hedefi vurabilecek binlerce mini İHA fırlatma sistemlerinin getirilmesi de dahil olmak üzere, stratejik dengeleri değiştirecek silahların Suriye'ye sokulmasına izin vermiyor.

İsrail ordusu, Suriye'nin topraklarının geniş bir bölümünde silahsızlandırılması gerektiği ve Suriye semalarında hava üstünlüğünü korumaya kararlı olduğu görüşünde. Bu durum orduya serbestçe hareket etme ve İran ile Irak gibi üçüncü çember ülkelerinde operasyon yapabilme imkânı tanıyor.

cvf
İsrail ordusuna göre Suriye'nin silahsızlandırılması gerekiyor (AFP)

İsrail, Türk sistemlerinin intikali için kesin bir tarih belirlememiş olsa da Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü bu konuşlanmanın olası hedefi olarak değerlendiriyor.

Buna karşın İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye'nin Suriye'de son derece müdahil olmasına rağmen ülkenin kuzeyindeki varlığını daralttığını ve oradaki pek çok askeri üssünün şu anda boş olduğunu ifade ediyor. Yetkililere göre dünyada pek çok aktörün Suriye'nin istikrarını önemsediği, her şeyden önce de İran'ın ve ortağı Rusya'nın Suriye topraklarına geri dönüşünü engellemeye odaklandığı bir dönemde İsrail, bu mantığın aleyhine hareket ediyor. Böylece yalnızca Suriyelileri değil, başta ABD olmak üzere bölgedeki tüm ilgili güçleri de kendisinden uzaklaştırıyor.

Bu tablo karşısında İsrail'in Suriye'ye yönelik bombardımanlarının Türkleri uzaklaştırmaya yetip yetmeyeceği, diplomatik yolların tükenip tükenmediği ve İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Direktörü Roman Gofman’ın Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani ile yaptığı tek bir görüşmenin kesintisiz bir diplomatik sürecin yerini alıp alamayacağı gibi pek çok soru gündeme taşındı.

Bu sorulara verilen yanıtlar kapsamında İsrail'in Ortadoğu'daki pek çok yeni teste cevap üretecek yeni bir politika geliştirmesi gerektiği belirtildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Suriye'nin kuzeyinde tehlikeli ve amaçsız noktasal bir operasyonla övündüğü bir dönemde, burnunun dibinde İsrail'in parçası olmadığı yeni ittifaklar kuruluyor. Yalnızca bombardımanla güvenlik tesis edilemez ve tehditler önlenemez, çünkü bu durum, planlı bir politikanın ve Netanyahu döneminde içi boşaltılan diplomasinin yerini tutamaz. İsrail'in, Suriye ve Türkiye politikasına ilişkin olarak ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın uyarılarına kulak vermesi ve Türkiye ile bir gerilime girmekten sakınması gerekiyor.

Netanyahu, güvenlik kurumlarının üst düzey yetkililerinin katılımıyla Suriye ve Lübnan dosyalarını görüşmek üzere birden fazla toplantı gerçekleştirdi. Askeri yetkililer, İsrail'deki siyasi kademenin açıklamalarından ve artan tehditlerinden duydukları endişeyi dile getirerek, bu söylemlerin bölgeyi tehlikeli bir güvenlik tırmanışına sürükleme riski konusunda uyardılar.

Özellikle İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli bir maceraya sürüklediğini ve İsrail'in hiçbir tarafın güvenliğini tehdit etmesine izin vermeyeceğini iddia ettiği açıklamaları dikkati çekti. Katz bu açıklamaları ABD Temsilcisi Tom Barrack'ın, İsrail'in Ebu Zuhur Havalimanı'na hava saldırısı düzenleme kararında dayandığı bir istihbarat raporunun bulunmadığı yönündeki ifadelerine yanıt verdiği sırada dile getirdi.

İsrail gazetesi Haaretz yayımlanan bir haberde, Katz ile Barrack arasındaki aleni anlaşmazlıkların, ABD-İsrail görüş ayrılıklarının giderek gün yüzüne çıktığı son döneme kıyasla nadir bir durum olduğu değerlendirildi. Haberde ayrıca, ABD yönetiminin Netanyahu'nun iç siyasi arenada karşı karşıya kaldığı kısıtlamaları ve seçmenlerinin gözünde zayıf görünme korkusunu belirli bir ölçüde anlayışla karşılıyor olma ihtimaline dikkat çekildi.

Medya organları askeri bir yetkiliye dayandırdıkları haberlerde, İsrail'in asıl ikileminin, Türklerin Suriye topraklarına gelişmiş silahlar ve teknolojik araçlar yerleştirmeye kalkışması durumunda ne yapacağı noktasında yattığını aktardı. Bu kapsamda, düzenlenen saldırının amacının Ankara ve Şam'a İsrail'in hava üssüne gelişmiş insansız hava araçları, hava savunma sistemleri ve hassas füzelerin konuşlandırılmasını kabul etmeyeceği mesajını vermek olduğu öne sürüldü.

Öte yandan İsrail ordusu istihbarat birimlerinde eski bir albay olarak çeşitli görevlerde bulunmuş olan Dayan Merkezi araştırmacısı Michael Milstein, ‘Erdoğan rejimini İsrail'e düşman bir hasım’ olarak nitelendirerek, ordunun ve ilgili tüm birimlerin sınır hattına yerleşme çabaları karşısında teyakkuz halinde kalması çağrısında bulundu.

Fakat aynı zamanda Türkiye kaynaklı tehditlerin siyasi bir diyalog ve söylemle bertaraf edilmesinin mümkün ya da İsrail'in Suriye'deki saldırısının nihai ve zorunlu bir çıkış yolu olup olmadığının yanı sıra Ankara ile bir çatışmanın gelişmesi senaryosuna ve bunun uçuş hatları, ticaret ve enerji tedariki de dahil olmak üzere askeri, siyasi ve ekonomik tüm düzeylerdeki sonuçlarına ilişkin tüm analiz ve değerlendirmelerin İsrail'de yapılıp yapılmadığını sorguladı.

Milstein'a göre en kritik ve tehlikeli husus ise 7 Ekim 2023’ten bu yana süregelen diğer tüm cepheler -başta nükleer programının İsrail gündeminin merkezinde yer alması gereken İran olmak üzere- hâlâ aktifken yeni bir cephe daha açmanın ne anlama geleceğine ilişkin sorusuydu.

İsrail'deki birçok siyasi, güvenlik ve askeri merciyle örtüşen bir tutum sergileyen Milstein, “Bizden tamamen nesnel, yalnızca mesleki bir değerlendirmeye dayalı ve iç mutabakata tabi adımlar olarak görmemiz istenen girişimlerin arkasında siyasi saiklerin bulunduğuna dair ciddi şüpheler var. Son yıllarda tam aksini kanıtlayan ve bu tür soruların sorulmasını haklı çıkaran pek çok adım atıldı. Kamuoyu bu soruları sormakla ve aynı zamanda yöneltilen en ufak bir eleştirinin gevşeklik ya da vatanseverlikten yoksunluk olarak nitelendirilmesine karşı çıkmakla yükümlüdür” ifadelerini kullandı.


Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters

İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi.

Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Ne olmuştu?

Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu.

ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti.

Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı.

Independent Türkçe, Reuters


Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
TT

Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, dün (çarşamba) yaptığı açıklamada Ankara'nın “Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğini” bildirdi. Açıklamada, İsrail'in Suriye'nin Türk güçlerinin Ebu Zuhur Havaalanı'na konuşlanmasına izin verdiği yönündeki iddialarının temelsiz olduğu belirtildi.

Açıklamada, Türkiye'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu gibi Ortadoğu'da kalıcı barışın tesis edilmesini desteklediği vurgulanarak, bunun sağlanmasının tek yolunun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun saldırgan politikalarından vazgeçmesinden geçtiği ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye, Suriye'de güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla meşru bir zeminde Suriye hükümetiyle iş birliğini kararlılıkla sürdürecek ve hiçbir şekilde Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyecektir.”

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, dün Suriye'nin güneyindeki bölgede incelemelerde bulunarak burada konuşlanan askerlerle bir araya geldi.

Zamir'in açıklamaları, İsrail basını tarafından Suriye ve Türkiye hükümetlerine yönelik mesajlar olarak değerlendirildi. Zamir, “Ne olduğunu görüyor ve Suriye cephesindeki gelişmeleri takip ediyoruz. Düşman güçlerin sınırlarımızda konuşlanmasına izin vermeyeceğiz. Gücümüzü gereken yerde ve gereken zamanda, hassas bir şekilde nasıl kullanacağımızı biliyoruz” dedi.