Bakan Uraloğlu: Hızlı tren hizmeti alan il sayımızı 52'ye ulaştıracağız

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, "2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı ve Yol Haritası ile hızlı tren hizmeti alan il sayımızı 52'ye ulaştırmış olacağız" dedi

Abdulkadir Uraloğlu (AA)
Abdulkadir Uraloğlu (AA)
TT

Bakan Uraloğlu: Hızlı tren hizmeti alan il sayımızı 52'ye ulaştıracağız

Abdulkadir Uraloğlu (AA)
Abdulkadir Uraloğlu (AA)

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, İstanbul Küçükçekmece'de AK Parti'nin seçim çalışması sırasında düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin, "Tam bir demokratik yaklaşımla seçim sürecini yürütüyoruz. Maalesef bunu zehirlemeye, sabote etmeye çalışanlar var. Bunların sonuç alamayacağını, emellerine ulaşamayacaklarını hepimiz biliyoruz." dedi.

Bakan Uraloğlu, ÖZBİR Vagon Sanayi AŞ tarafından Sakarya'nın Arifiye ilçesindeki tesislerinde İsviçre Devlet Demiryolları için üretilen yeni nesil akıllı demir yolu bakım araçlarının teslim törenine katıldı.

Konuşmasının başında ülke için önemli olan mahalli seçimlere yaklaşıldığına işaret eden Uraloğlu, AK Parti Küçükçekmece Belediye Başkan adayı Aziz Yeniay'ın seçim çalışması sırasında düzenlenen silahlı saldırıya da değindi.

Uraloğlu, tam demokratik yaklaşımla seçim sürecinin yürütüldüğünü vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Maalesef bunu zehirlemeye, sabote etmeye çalışanlar var. Dün akşam saatlerinde maalesef Küçükçekmece'deki seçim çalışmaları sırasında düzenlenen saldırıyla süreç sabote edilmeye çalışılmıştır. Bunların sonuç alamayacağını, emellerine ulaşamayacaklarını hepimiz biliyoruz; böyle inanıyoruz, yolumuza da böyle devam ediyoruz. Allah'ın izniyle başarılı olamayacaklar. Saldırıyı şiddetle kınıyorum ve yaralanan vatandaşımıza acil şifalar diliyorum."

"Demir yollarımızın tamamını elden geçirdik ve yeniledik"

Vatan bilinci ve millete hizmet aşkıyla Türkiye'nin dört bir yanında yatırım ve projeleri hayata geçirdiklerini anlatan Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, demir yollarını 2002'den itibaren başlatılan gelişim hamleleriyle öncelikli sektör belirlediklerini vurguladı.

Uraloğlu, demir yolu hatlarını, limanlara, havaalanlarına, lojistik merkezlere bağlayıp kombine taşımacılığa uygun yeni anlayışla ele aldıklarına dikkati çekerek, "Projelerimizle sadece doğu-batı hattında değil, kuzey-güney kıyılarımız arasında da demir yolu ulaşımını ekonomiye katkı sağlar hale getirmeyi planladık. Bu kapsamda son 22 yılda demir yollarına 22,1 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdik. Demiryollarımızın tamamını elden geçirdik ve yeniledik." şeklinde konuştu.

Tarihi İpek Yolu'nun canlandırılmasını amaçlayan "Tek Yol Tek Kuşak" girişiminin en önemli halkasını oluşturan Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattını inşa ettiklerini anımsatan Uraloğlu, bu proje kapsamında Asya-Avrupa kıtaları arasında kesintisiz demir yolu ulaşımını mümkün hale getiren MARMARAY ile Londra'dan Pekin'e kadar güvenli, kısa ve ekonomik uluslararası demir yolu koridorunu da inşa ettiklerini söyledi.

Kalkınma Yolu Projesi'yle hayati bağlantı tesis edilecek

Bakan Uraloğlu, 2002'de 10 bin 948 kilometre olan demir yolu ağını 14 bin 165 kilometreye çıkardıklarını, ülkeyi sıfırdan hızlı trenle buluşturarak 2 bin 251 kilometre hızlı tren ağı inşa ettiklerini, Ankara-Eskişehir, Eskişehir-İstanbul, Ankara-Konya, Konya-Karaman ve Ankara-Sivas hızlı tren hatlarını hizmete sunduklarını anımsattı.

Son olarak gündeme aldıkları "Ankara-İstanbul Süper Hızlı Tren Hattı"nda ön proje çalışmalarını tamamladıklarını bildiren Uraloğlu, şöyle devam etti:

Süper hızlı tren hattımızın güzergah uzunluğu 344 kilometre olacak. Saatte 350 kilometre hıza ulaşacak trenlerimizle İstanbul-Ankara arasındaki seyahat süresinin 80 dakika olmasını planlıyoruz. Burada sadece yeni sistem, hız ve zaman kazandırmamış oluyoruz, saatte 350 kilometre hız yapan teknolojiyi de ülkemize inşallah getirmiş olacağız. Ayrıca Gebze'den Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçerek İstanbul Havalimanı'na ve son olarak Çatalca'ya ulaşacak Kuzey Marmara Hızlı Tren Hattı projesinde de planlamalarımızı bitirdik. 2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı ve Yol Haritası ile hızlı tren hizmeti alan il sayımızı Ankara-İzmir, Mersin-Adana-Gaziantep, Halkalı-Kapıkule gibi tüm hızlı tren projelerimizi tamamladığımızda 52'ye ulaştırmış olacağız. Demir yolu hat uzunluğumuzu da 28 bin 590 kilometreye eriştirmiş olacağız.

Uraloğlu, Türkiye'nin uluslararası alandaki en önemli projelerinden "Kalkınma Yolu Projesi'yle, Hindistan, Doğu Asya ve Basra Körfezi ülkelerinden Irak'ın güneyinde inşa edilen Fav Limanı'na gelecek yüklerin, 1200 kilometrelik çift yönlü otoyol ve demir yolu inşa edilerek Türkiye'ye ulaştırılmasını planladıklarını anlatarak, "Buradan da ulusal ağımıza bağlayarak limanlarımıza ve diğer ülkelerle sınır geçişlerimizden ulaşımı sağlamış olacağız. Böylece Güney Asya ve Orta Doğu'yu, Avrupa, Kafkasya ve Kuzey Afrika'ya yeni bir güzergah üzerinden bağlayacağız. Bu projenin hayata geçirilmesiyle, kuzey-güney yönünde bölgemiz için hayati bir bağlantı daha tesis etmiş olacağız. Bu koridorun ülkemizden Avrupa'ya demir yolu geçişi 2 bin 88 kilometre olacaktır. Önemli bölümü halen işletmede olan güzergahın 130 kilometresini de yeni inşa edeceğiz." şeklinde konuştu.

Yerli ve milli elektrikli tren seti üretiminde 2030 hedefi

Bakanlık olarak hayata geçirilen tüm projelerde yerlilik ve milliliği ön planda tuttuklarına dikkati çeken Uraloğlu, yeni teknolojilerle donatılmış demir yolu ağını geliştirmedeki başarıları, aynı dönemde gelişen yerli ve milli demir yolu endüstrisiyle taçlandırdıklarını dile getirdi.

Bakan Uraloğlu, TÜRASAŞ'ı, Orta Doğu'nun en büyük raylı sistem araç üreticilerinden birine dönüştürdüklerini, uluslararası standartlarda yeni nesil lokomotifler, dizel ve elektrikli tren setleri, yolcu ve yük vagonları; cer konvertörü ve motoru; dizel motor, tren kontrol yönetim sistemi gibi ana, kritik ve alt-üst ürünleri ürettiklerini aktardı.

Cumhuriyet'in 100. yılında ilk milli elektrikli tren setlerinin hizmete alındığını, yüzde 70 yerlilikle üretilen sürücüsüz milli metro aracının raylara indirildiğini, ilk yerli ve milli metro sinyalizasyon sistemlerini kullanmaya başladıklarını aktaran Uraloğlu, "Ülkemizin saatte 160 kilometre hıza sahip 'Yeni Sakarya' ismini verdiğimiz ilk milli ve yerli elektrikli tren seti projemizde, 2 prototip seti tamamlayarak hizmete sunduk. Seri üretime başladık, 2030 yılına kadar bu tren setlerinin sayısının 56'ya tamamlanmasını planlıyoruz. Saatte 225 kilometre hıza sahip Milli Elektrikli Hızlı Tren Seti Projesi'nde de tasarım çalışmalarında son aşamaya geldik. 2024'te prototip üretimin tamamlanmasını planlıyoruz." ifadesini kullandı.

Uraloğlu, "Eskişehir 5000 Milli Elektrikli Anahat Lokomotifi Projesi"nde de prototii imalatını tamamlayarak raylara indirdiklerini, "Milli Banliyö Tren Seti" prototip araç üretiminde de çalışmaların sürdüğünü belirterek, milli tren vizyonuyla milli banliyo ve hızlı tren projesinde cer motoru, cer konvertörü ve tren kontrol yazılımını da TÜBİTAK RUTE ile TÜRASAŞ markalı olarak geliştirdiklerini söyledi.

"Türk firmaları başarılı projeleriyle dünyada marka oluşturuyor"

Kayseri'de faaliyet gösteren ASPİLSAN tarafından yüzde 51 yerlilik oranıyla üretilen ilk ihtiyaç aküsü bataryalarına sahip metro araçlarını da kullanacaklarını bildiren Uraloğlu, Türk firmalarının hayata geçirdikleri projelerle dünyanın her yerinde marka oluşturmaya devam ettiğini vurguladı.

Bakan Uraloğlu, bu kapsamda "Gaziray Milli Banliyö Projesi" için taban sistemi, yan duvar kaplamaları, sürücü masası, alt ve üst etekler ile buji bağlantı elemanları üretiminin ÖZBİR tarafından yapıldığını aktararak, şunları kaydetti:

Milli elektrikli tren seti projemiz için sürücü masası ve üst etekler üretimi gerçekleştiren ÖZBİR, bu projelerdeki önemli paydaşlarımızdan biri olmuştur. Ayrıca 17 yıldır demir yolu sektöründe kazandıkları tecrübe ve 6 farklı ülkede bitirdikleri işlerle ülkemize büyük katkılar sağladılar. İsviçre Devlet Demiryolları için üretecekleri 8 yeni nesil katener hattı monte ve demonte aracı ile 28 adet vinçli yol bakım aracı projeleriyle toplamda ülkemize 7 milyon avro değerinde katma değer sağlayacaklar. Bu projelerin yanı sıra Almanya Devlet Demiryolları için 5 milyon avro değerinde hibrit yol bakım kabinleri üretimi ile İsviçre Müller Technologies firması için tasarımı, üretimi ve montajı tamamen Özbir Vagon tarafından yapılan 1,5 milyon avro değerinde hibrit lokomotif kabini gibi yüksek katma değerli çalışmalara da devam ediyorlar. Kendilerini hem demir yolu sanayimiz hem de ülkemiz ekonomisinin gelişimine yaptıkları katkılardan dolayı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

Kurulduğu yıllarda sadece demir yolu araçlarının bakım onarımını yapmayı düşünen şirketin, vizyon sahibi yöneticileri sayesinde üretim yelpazesini genişletip artık sektörde tercih edilen firmalar arasında ön sıralarda yer aldığını anlatan Uraloğlu, vizyon sahibi başarılı firmalarla, katma değer üreten, yüksek teknolojili ve özgün tasarımlı ürünlerle, küresel pazarlarda yer edinmiş ülke olmanın önünde hiçbir engel bulunmadığının altını çizdi.

Bakan Uraloğlu, "Türkiye Yüzyılı"na raylı sistem üreticileri arasında en üst sınıfta yer alarak başlamanın gururunu yaşadıklarını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde daha nice büyük proje ve hizmetlere imza atılacağına inandığını sözlerine ekledi.

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı ve AK Parti Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan Atabek, ÖZBİR Vagon Sanayi AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Zeki Çelebi ve TEKNOPARK İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Metin Yerebakan da birer konuşma yaptı.

Konuşmaların ardından protokol üyeleriyle kurdele kesen Bakan Uraloğlu, üretilen araçları inceledi, çalışanlarla hatıra fotoğrafı çektirdi. Fabrikayı da gezen Uraloğlu, Çelebi'den çalışmalar hakkında bilgi aldı.



SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)

Michael Harari

Bu ayın başlarında Paris'te İsrail ve Suriye arasında yeniden başlayan müzakereler resmi bir anlaşmayla sonuçlanmadı, ancak bir dizi uzlaşıya varılmasını sağlamış gibi görünüyor. Bu toplantılar o dönemde İsrail medyasında kendisine geniş bir yer bulmadı, ancak konu son günlerde, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejimi arasındaki devam eden çatışmalar ve rejimin askeri kazanımları ışığında, yeniden manşetlerde yer almaya başladı.

Genel olarak, İsrail medyasının haberleri Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya karşı artan bir şüpheciliği ifade ediyor, tekrarlanan haberlerinde cihatçı geçmişine ve niyetleri ile İsrail'in güvenlik çıkarlarını ne kadar dikkate alabileceği ile ilgili soru işaretlerine odaklanıyor.

İki taraf arasındaki görüşmelerin özüne ilişkin olarak, İsrail medyasında yer alan haberlerde de yansıtıldığı üzere, birkaç noktanın vurgulanması gerekiyor. Bu noktalar; yanlış değerlendirmeleri önlemeyi amaçlayan bir mekanizmanın kurulması, düzenli periyodik toplantıların yapılmasının yanı sıra, karşılıklı güven artırıcı adımların atılmasında uzlaşıya varılmasıdır.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın korunmasına ilişkin olarak, iki tarafın da bunu dış müdahale veya güç kullanımı olmaksızın çözülmesi gereken Suriye’nin bir iç meselesi olarak değerlendirme konusunda anlaşmış olduğu görülüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, “Anlaşma, ortak hedeflere ulaşmak ve ülkedeki Dürzi azınlığın güvenliğini sağlamak için diyaloğun devamını öngörüyor” denildi.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, 8 Aralık 2024'te eski Suriye rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in ele geçirdiği topraklardan çekilmesinin kapsamına ilişkin herhangi bir ayrıntı yer almıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir ABD’li yetkili, ABD'nin her iki tarafa da Ürdün'de ortak bir operasyon merkezi kurulmasını ve sınırın her iki tarafında da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulmasını önerdiğini belirtti.

Suriye rejimi ile SDG arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle SDG’nin ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu

Son günlerde, Suriye rejimi güçleri ile SDG arasındaki şiddetli çatışmaların ortasında dört önemli nokta öne çıktı.

Birincisi, özellikle Esed rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in kontrolünü pekiştirdiği Golan Tepeleri’ndeki topraklardan çekilmesi durumunda Tel Aviv’in hayati çıkarlarını tehdit edebilecek riskler konusunda, Şara yönetimine ilişkin şüpheler belirgin bir şekilde arttı. Benzer şekilde, önde gelen İsrailli askeri kaynaklar, silah kaçakçılığı (Hizbullah dahil) veya radikal İslamcı unsurların yeni rejimin tam kontrol edemediği bölgelere geri dönme olasılığı gibi nedenlerle İsrail’in aşırı bir şekilde geri çekilmesinden endişe duyduklarını dile getirdiler.

İkincisi, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle “Kürtlerin yenilgisi” ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan da Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu; Türkiye, olaylardan en büyük faydayı sağlayan ülke olarak gösterildi.

sc vcf
İsrail güçleri, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyü yakınlarında Suriye ile sınır hattında devriye geziyor, 23 Temmuz 2025 (AFP)

Üçüncüsü, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki çatışmanın sonucu ışığında Dürzi azınlığının kaderiyle ilgili endişeler arttı. Hükümetin Dürzi toplumunu koruma rolünden vazgeçmeyi ve bu konudaki etkisinden vazgeçmeyi kabul edebileceği korkusu da belirginleşti.

Dördüncüsü, medyanın İsrail güvenlik teşkilatı ile siyasi liderlik arasında ortaya çıkardığı uçurumla ilgili önemli bir ayrıntıyla bağlantılı. Haberlere göre, ordu daha geniş güvenlik mesafelerini korumaya çalışıyor ve Suriye sınırından kaynaklanabilecek daha fazla sürpriz olasılığı konusunda uyarıyor.

Bu, iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının azalması anlamına gelmiyor, ancak dikkatlice değerlendirilmesi gereken çeşitli sonuçlar var.

İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor

İsrail, özellikle Kürtler tarafından fiili bir teslimiyet teşkil edip etmediği konusunda, Şara ile Kürtler arasında yapılan son anlaşmayı yakından inceleyecektir. Bu gelişme, İsrail'in Dürzi azınlığı ve Kürt nüfusunu koruma konusundaki duruşu açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye faktörü son derece önemli ve hassas bir konu; zira İsrailli karar vericiler, Türkiye'nin Suriye'deki artan müdahalesinin ve bunun uzun vadeli sonuçlarının etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorunda.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye ile güvenlik anlaşması konusunda ilerleme kaydedilirse, İsrail'in siyasi liderliğinin bunu eskisinden daha ciddi bir şekilde pazarlaması gerekiyor. Erken seçim olasılığı da dahil olmak üzere iç siyasi gelişmeler de bu bağlamda özellikle önemli.

cdtgh
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, 18 Ocak 2026 (AFP)

Amerikan faktörü de çok önemli. İsrail, Başkan Donald Trump'ın Şara'nın Suriye'deki yönetimini sağlamlaştırma arzusunun yanı sıra, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin ABD yönetiminin politikaları üzerindeki etkisinin de farkında.

Bununla birlikte, ki bu çok önemli bir nokta, İsrail'in hayati önemde gördüğü güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, Washington kendisini çok dikkatli bir şekilde dinlemektedir. Bu nedenle, Suriye'deki son gelişmeleri ve bunların Kudüs'te nasıl yorumlandığını (doğru veya yanlış) anlamanın önemi açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor. Temel stratejik çerçeve değişmeden kalsa da, son iki yılın son derece istikrarsız bölgesel gerçekliği, hassas ve dengeli bir diplomasiyi zorunlu kılıyor. Hükümetin ayrıca, Suriye ile olası herhangi bir anlaşma için İsrail kamuoyunun desteğini kazanmak üzere iyi planlanmış bir kampanya başlatması da gerekiyor.


Türkiye, İran'a karşı herhangi bir askerî müdahaleye karşı çıkıyor ve diyalog çağrısında bulunuyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (AFP)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (AFP)
TT

Türkiye, İran'a karşı herhangi bir askerî müdahaleye karşı çıkıyor ve diyalog çağrısında bulunuyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (AFP)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (AFP)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün yaptığı açıklamada, İran’daki protestolar ve buna eşlik eden baskı politikaları nedeniyle ortaya çıkan krizin çözümü için İran ile ABD arasında ‘diyalog’ çağrısında bulundu. Fidan, Türkiye’nin Tahran’a yönelik herhangi bir askerî müdahaleye karşı olduğunu vurguladı.

Fidan, düzenlediği basın toplantısında, “İran’a karşı herhangi bir askerî operasyona kesinlikle karşıyız. İran’ın sorunlarını kendi başına çözebilecek kapasiteye sahip olduğuna inanıyoruz” dedi. Protestoların ‘rejime karşı bir ayaklanma’ olmadığını savunan Fidan, gösterilerin İran’daki ekonomik krizle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin diplomatik girişimlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, “ABD ile İran’ın bu meseleyi ister arabulucular veya başka taraflar üzerinden, ister doğrudan diyalog yoluyla çözmesini umuyoruz” diye konuştu. Ankara’nın gelişmeleri ‘yakından takip ettiğini’ de sözlerine ekledi.

Fidan, İran’da istikrarsızlığın artmasının tüm bölgeyi etkileyeceğini söyledi.

Türkiye, son haftalarda 560 kilometrelik kara sınırını paylaştığı İran’daki gelişmelere ilişkin net ve sert açıklamalardan kaçındı.

Ankara, olası bir askerî müdahale durumunda ülkeye yönelik mülteci akınından endişe ediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise protestoların başladığı 28 Aralık’tan bu yana konuya ilişkin bir açıklama yapmadı.

Norveç merkezli sivil toplum kuruluşu İran İnsan Hakları Örgütü’nün (IHR) yayımladığı son verilere göre, protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı en az 3 bin 428’e ulaştı. IHR, gerçek sayının daha yüksek olabileceğini belirtirken, gösteriler kapsamında 10 binden fazla kişinin gözaltına alındığını bildirdi.


Pakistan ordusu ve Ortadoğu'daki artan rolü

Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
TT

Pakistan ordusu ve Ortadoğu'daki artan rolü

Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)
Pakistan Günü'nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninde Özel Hizmetler Grubu (SSG) askerleri, 23 Mart 2022 (Reuters)

Kemal Allam

Pakistan ordusu, 1947'deki kuruluşundan beri, İngiliz Hint Ordusu'nun “Süveyş'in Doğusu” politikası olarak bilinen politikasını devralarak Arap dünyasında ve Ortadoğu'da sürekli olarak önemli bir rol oynamıştır. Ancak, on yıllarca bu rol büyük ölçüde Suudi Arabistan ve Ürdün başta olmak üzere kilit müttefiklerle ve daha az ölçüde Suriye ve Irak ile eğitim ve iş birliğiyle sınırlı kaldı.

Ne var ki, geçtiğimiz yıl boyunca, Başkan Donald Trump yönetimi, savunma diplomasisinin önemli bir bölümünü Pakistan ordusuna ve komutanı Mareşal Asım Münir'e devretti. Münir'in etkisi sadece askeri rolüyle sınırlı kalmadı; hem perde arkasında İran ile gerilimleri azaltmada hem de Gazze barış görüşmelerinde önemli bir rol oynayarak kilit bir diplomatik kanal olarak da öne çıktı. Öyle ki, Trump onu kamuoyu önünde övdü ve uluslararası figürler arasındaki saygınlığını takdir etti.

Son haftalarda, Münir'in liderliğindeki Pakistan ordusu, Suudi Arabistan liderliği, Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hafter, Ürdün Kralı İkinci Abdullah (iki kez), Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yetkilileriyle görüştü. Ayrıca Yemen'deki gerilimi azaltmak için müdahalede bulundu. Pakistan ordusu, geleneksel bir güvenlik sağlayıcıdan, Kuzey Afrika'dan İran-Körfez yakınlaşmasına kadar birçok coğrafyada, potansiyel çözümler önermek için savunma diplomasisini kullanan bir oyuncuya dönüştü. Bu gelişen pozisyon, Pakistan ordusunu son derece istikrarsız bölgesel iklimde, önemli bir istikrar sağlayıcı güç haline getirebilir.

Pakistan ve Ortadoğu'daki büyük güçler: Tarihsel bir miras

Britanya Hindistanı'nın bölünmesinin ardından yeni bağımsız bir devlet olarak Pakistan'ın müthiş askeri yetenekleri, esasen Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da şekillenen askeri mirasın uzantısıydı. Askerlerinin önemli bir kısmı, Kudüs, Amman, Bağdat, Kahire ve Maskat'ta konuşlanmış Britanya Hindistan Ordusu birliklerinde görev yapmıştı.

Sadece birkaç gün önce Pakistan, BAE'nin İslamabad’a düzenlediği resmi ziyaret sırasında kendisini Yemen krizinin merkezinde buldu. İslamabad, Ordu Komutanı Asım Münir liderliğinde hemen arabuluculuk için harekete geçti

Bu mirasın önemli bir özelliği, askeri kurumun Pakistan'ın dış politikasını şekillendirmede her zaman üstünlüğe sahip olması. Bunun sonucunda, Pakistan şu anda Suudi Arabistan, Türkiye, Bahreyn, Irak, Ürdün ve Umman dahil olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesinin en büyük askeri ortağı.

Bu ittifakların niteliği farklılık gösteriyor; Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ortak savunma anlaşması bulunuyor, Bahreyn ve Umman ise silahlı kuvvetlerinin en az yarısını Pakistan'dan temin ediyor. Irak'a gelince, terörle mücadele eğitiminin yanı sıra, pilotları Pakistan'da eğitim aldı. Irak hükümeti, Musul'un kurtarılmasının ardından DEAŞ’ı yenmede verdiği destekten dolayı İslamabad'a teşekkür etti.

Türkiye, Pakistan'ın müttefiki olduğunu sürekli olarak vurguluyor. Pakistan ile Libya'da Ankara’nın hasmı Halife Hafter arasında yakın zamanda yapılan silah anlaşmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yakın isimlerden Amiral Cihat Yaycı, Türkiye ile Pakistan arasında bir zıtlaşmanın düşünülemez olduğunu vurguladı. Pakistan ayrıca, İran ile arabuluculuk yapmak için on yıllardır Suudi Arabistan ile olan yakın ilişkilerini kullandı. On yıllar önce, Pakistan ordusu, İran-Irak Savaşı'nın sona ermesi için arabuluculuk yaparak, kilit bir rol oynadı; bu rol, merhum İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani tarafından da açıkça övüldü.

xsd
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlenen bir törenle Genelkurmay Başkanı General Syed Asım Münir'e Mareşal rütbesini birlikte takdim etti, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Tüm bunlar, Pakistan'ı Ortadoğu güçleriyle yaklaşık 80 yıllık etkileşimden sonra olgun bir konuma getirdi; bu süre zarfında, bir tarafa karşı diğerinin tarafını tutmadan görünüşte karşıt ittifakları korumayı ve sürdürmeyi başardı. Bu durum, Pakistan'ı Arap ve Arap olmayan devletler arasında ve bölgedeki Arap içi rekabetlerde köprü görevi görmeye elverişli bir konuma getirdi.

2026, Pakistan'ın köprü rolü ve çatışmaları çözme gücü

Sadece birkaç gün önce, Pakistan, BAE'nin İslamabad’a düzenlediği resmi ziyaret sırasında kendisini Yemen krizinin merkezinde buldu. İslamabad, Ordu Komutanı Asım Münir liderliğinde hemen arabuluculuk için harekete geçti. Pakistan ayrıca, Arap Baharı'nın ardından Körfez ülkeleriyle olan gerilimleri azaltmak için Türkiye ile olan ilişkisini de kullandı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Pakistan, Libya ve Yemen'deki gibi çatışmalarda artık karşıt kutuplarda yer alan taraflarla on yıllardır süregelen askeri ittifakları göz önüne alındığında hem arabulucu hem de müttefik rolünün sınırlarını anladı. Nitekim Libya'da İslamabad, yakın zamanda Kaddafi sonrası dönemin en büyük savunma anlaşmalarından birine, dört milyar dolar değerinde bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşma, savaş uçakları, tanklar ve askeri eğitim uçaklarının yanı sıra Pakistan savunma sanayisini kullanan açık deniz petrol sondaj operasyonlarını da içeriyor.

Bu anlaşma, özellikle Ankara'nın Trablus hükümetini resmen desteklemesi nedeniyle, bazı gözlemcilerin Türk-Pakistan ilişkilerinin durumunu sorgulamasına yol açtı. Ancak Erdoğan'a yakın kaynaklar, Ankara'nın Hafter ile artan ilişkileri göz önüne alındığında, anlaşmanın Türkiye'nin önceden onayıyla sonuçlandırıldığını açıkladılar. Pakistan'ın, Hafter'in oğlunun İslamabad'a yaptığı son ziyaretler sırasında kendisi ile Türk yetkililer arasında görüşmeler ayarlamadaki rolüne işaret ettiler.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'daki gayri resmi kaynaklar, Ankara'nın Riyad ve İslamabad arasındaki iş birliğine katılma olasılığından bahsetti

Pakistan, elbette, Azerbaycan'ı Ermenistan'a karşı desteklemede Türkiye'nin en büyük askeri ortağıydı ve Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı programının geliştirilmesinde resmi bir ortak.

Yunanistan ise Pakistan'ın sınırlarındaki tehditlerle mücadelede Ankara'yı desteklemeye istekli olduğunu gösterir şekilde, askeri müdahalelerinden ve uçaklarının Türk hava sahasında ve Ege Denizi sularında uçmasından sürekli olarak şikayet ediyor.

Pakistan, Suudileri ve Türkleri tek bir güç içinde bir araya mı getiriyor?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'daki gayri resmi kaynaklar, Ankara'nın Riyad ve İslamabad arasındaki iş birliğine katılma olasılığından bahsetti. Bu bilgiye Bloomberg ve hükümete yakın birçok Türk medya kuruluşunda yer verildi. Ancak bu konuda resmi bir açıklama yapılmadı. Bugün Pakistan, Yemen, Sudan ve Libya'da ve belki de Suriye'de Suudi Arabistan ile koordinasyon içinde çalışıyor.

Gazze konusunda Trump, Pakistan ordusunun bir sonraki aşamaya liderlik edebilecek potansiyel bir güç olarak rolüne işaret etmeye devam ediyor. Yakın tarihli bir Financial Times haberinde, Pakistan ordusu, giderek daha çalkantılı bir dünyada Trump'ın yörüngesindeki jeopolitik nüfuzun yeniden şekillenmesinde “en büyük kazanan” olarak tanımlandı.

xcdfrgt
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Genelkurmay Başkanı Mareşal Syed Asım Münir ve ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da, 26 Eylül 2025 (AFP)

Mısır ve Ürdün de Pakistan ile resmi ilişkilerini yoğunlaştırdı; Kral Abdullah ve Cumhurbaşkanı Sisi, bir ay içinde Pakistan liderliğiyle iki kez görüştü. Gazze'nin bu iki komşusu, Gazze planının ikinci aşamasında kilit oyuncular. General Münir ile kamuoyu önündeki yakınlaşmaları, Trump'ın Pakistan ordusuna olan artan güveniyle birleştiğinde, gelecekte şekillenecek barışın beklentisiyle, uluslararası dikkatleri Pakistan'ın en üst düzey askeri liderliğine çevirdi.

2026 yılı başlarken, Ortadoğu'daki iç savaşlardan henüz netleşmeyen Gazze barış planına kadar dünya benzeri görülmemiş bir belirsizlik yaşıyor. Ancak Pakistan ordusu, Beyaz Saray'dan Maşrık’a (Levant) kadar konumunu sağlamlaştırdı.