Erdoğan'ın Kahire ziyaretinin gündemi: Yeni ittifak mı, rekabet yönetimi mi?

Mısır'ın eski Ankara Büyükelçisi Abdurrahman Salah yazdı

(AA)
(AA)
TT

Erdoğan'ın Kahire ziyaretinin gündemi: Yeni ittifak mı, rekabet yönetimi mi?

(AA)
(AA)

Abdurrahman Salah 

Erdoğan, Mısır ile ilişkileri yeniden tesis etme çabalarının bir parçası olarak Kahire'ye gidiyor.

10 yıl öncesine kıyasla ilişkilerin eski haline getirilmesi için çabası, Mısır'da büyük bir karşılama ile karşılandı, iki ülke arasındaki çıkarların uyumunu maksimize etmeyi ve bölgesel ve ikili anlaşmazlıkları azaltmayı amaçlıyor.

Uzun zamandır beklenen bu ziyaret, her iki ülkenin de bölgedeki durumu yeniden düzenleme ihtiyacını karşıladığı bir zamanda gerçekleşiyor.

Ukrayna'daki savaş ve ABD-Çin rekabeti gibi uluslararası sistemdeki gelişmeler nedeniyle, bölgedeki güç dengesini yeniden çizme ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Bu ziyaret ayrıca Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran ve İsrail arasındaki güç dengesini değiştirebilecek rekabetle bağlantılı olarak gelir.

Bu bazen Mısır ve Türkiye'nin ekonomik çıkarlarını göz ardı edebilecek Hindistan ve Avrupa arasındaki kara yolunun fikri gibi çıkarlar.

Son Gazze savaşı, Suudi Arabistan-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi gibi bölgesel etkileşimleri karmaşık hale getirdi.

Suudi Arabistan, İsrail ve ABD arasındaki üçlü anlaşma çerçevesinde, tahtın Kraldan Veliaht Prens’e geçişinin sorunsuz olması ve gelecekteki Amerikan taahhütleri ile Suudi Arabistan'ın güvenliğini sağlamasıyla birlikte, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme konusunda adımlar attı.

Filistin'e yönelik barış anlaşmasının şu anda ulaşılamaz olduğu bir zamanda, gelecekte bir Filistin devletine yönelik ABD taahhütlerini de içeren bir anlaşma yaptı.

Bu durumda Erdoğan'ın, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak imajını hem Batı'ya karşı hem de Türk halkının gözünde korumak için bu etkileşimlerde etkili bir rol oynamak için Mısır'la koordine etmesi gerekiyor.

Erdoğan, Mısır ve İsrail'i Refah kapısı üzerinden Gazze'ye sembolik bir ziyaret düzenlemeye ikna etmeye çalışırsa, özellikle de ateşkes sağlanırsa, şaşırmayacağım, ancak bunun olacağını düşünmüyorum.

Mısır ve Türkiye, bölgesel etkilerini maksimize etmeye ve uluslararası alanda etkili bir orta güç olarak rol almaya çalışıyorlar.

Ortadoğu'nun ve uluslararası karar alma merkezlerinin bir köprüsü olmaya aday olarak, Washington ve Batı başkentleri ile Pekin veya Hindistan gibi uluslararası karar alma merkezleri arasındaki bağlantıyı güçlendirmek istiyorlar.

Ekonomik krizin uyguladığı kısıtlamalara rağmen, Mısır'ın Türkiye ile iş birliğinin yeniden başlaması, Mısır'a bölgesel ve uluslararası ortamlarda gücünü ve etkisini artırmak için ek kaynaklar sağlayabilir.

Bu iş birliği, Mısır'ın bölgesel ve uluslararası ortamda orta bir güç olarak daha fazla kabul görmesine olanak tanıyabilir.

21'inci yüzyılın başından itibaren, Amerikan gücünün nispi olarak zayıfladığı ve Batı liberal sisteminin uyguladığı politik ve ekonomik ilkelerin güvenilirliğinin azaldığı açıkça görülmeye başlandı.

11 Eylül 2001 saldırıları, New York ve Washington'a yapılan terörist saldırılar ve Afganistan ile Irak'a yapılan Amerikan müdahalesinin başarısızlığı, Batı dünyasının küresel ekonomik krizle başa çıkarken serbest piyasa prensiplerinden vazgeçmesine neden oldu.

ABD ve Batı'nın desteklediği Arap Baharı devrimlerinin, bu ülkelerdeki siyasi sistemleri değiştirmede başarısız olması, Batı'nın ve Amerika'nın politikalarının sorgulanmasına neden oldu.

Son olarak, Rusya'nın Batı'nın NATO genişlemesini Ukrayna'ya uzatmasını reddetmesi ve bu genişlemeye karşı savaş açması, dünyanın çoğunluğunu oluşturan ülkelerin bu Batı-Rusya ekonomik ve askeri çatışmasına tarafsız kalması, bu çatışmanın nükleer bir savaşa veya uzun vadeli bir tükenme savaşına dönüşebileceği endişelerini artırdı.

Türkiye'nin Ortadoğu'daki diğer ülkelerle kıyaslandığında göreceli askeri ve ekonomik kapasitesi, ona etkili bir bölgesel güç olarak nüfuzunu kullanma imkânı veriyor ve ana uluslararası aktörlerin hayati çıkarlarını etkilemediği sürece bağımsız politikalar izleyebiliyor.

Türk askeri ihracatı, özellikle İHA'lar ve güdümlü füzeler gibi, bu etkinin bir parçası olarak önemli bir araç oluşturuyor.

Bu silahlar, Türkiye'nin Libya, Suriye, Azerbaycan, Etiyopya ve Ukrayna gibi ülkelerdeki askeri çatışmalarda belirleyici bir rol oynamasına yardımcı oldu.

Bölgedeki diğer ülkeler, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir ve Fas gibi, bu tür silahlara sahip olmak için yarışıyorlar.

Katar, Türkiye'nin bölgedeki savaş deneyimini kullanarak geliştirdiği tankları üreten bir Türk fabrikasını satın aldı.

Türkiye Dışişleri Bakanı, iki gün önce ülkesinin Mısır'a bu tür İHA'ları ve üretim teknolojisini sağlayacağını duyurdu.

Bu, Türkiye'nin Mısır ile askeri iş birliği konusundaki gelecek görüşmeleri kapsayan bir sonraki Erdoğan ziyareti sırasında ele alınacak diğer projelerden biridir.

Mevcut ilişkilerin gelişim aşaması, Mısırlı karar vericiler önüne, Türk liderinin Kahire'ye yapacağı gelecek ziyaret çerçevesinde, çeşitli ikili ve bölgesel konuları tartışma, inceleme ve Mısır'ın çıkarları üzerindeki etkilerini değerlendirme fırsatı sunuyor.

Burada, Mısır'ın Türkiye Cumhurbaşkanı'nın Kahire ziyaretinden en üst düzeyde faydalanması için bazı öneriler sunmaya çalışacağım.

Bu öneriler, iki ülkenin bölgesel ve ikili alanlarda tartışması ve incelemesi gereken hükümet, ticaret ve kültürel konuları içerecek, çünkü bu ziyaret her iki ülke için de önemli bir dönemeç olacak.

Bölgesel konular

Tüm dünya, tek kutuplu Amerikan hegemonyasından çok kutuplu rekabetin yaşandığı bir döneme doğru ilerlerken, bölgesel güçlerin önemi ve etkisi artıyor.

Türkiye gibi önemli bölgesel güçlerin, bölgesel meseleler üzerindeki etkisi büyüyor.

Türkiye, etrafımızdaki çatışma bölgelerinin çoğuna ekonomik ve askerî açıdan yatırım yaptı ve bu da ona bu alanlarda büyük nüfuz sağladı; Bence bunlardan üçü bizi ilgilendiriyor: Libya, Etiyopya ve Suriye.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile  görüşmesi (AA)
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile  görüşmesi (AA)

Libya

ABD ve birçok Avrupa ülkesi, Türkiye'nin Libya'daki Rus varlığını dengeleme konusunda verilen yetkiyi değiştiriyor gibi görünüyor ve giderek Doğu ve Batı Libya arasında siyasi bir uzlaşı bulunması yönünde teşvik eden bir politikaya yöneliyorlar.

Bu siyasi uzlaşının, Libya'nın petrol ve doğal gaz kaynaklarını kontrol etmeyi mümkün kılacağı düşünülüyor.

Bu kaynakların önemi, Ukrayna savaşı ve Avrupa pazarlarına coğrafi yakınlık gibi faktörler nedeniyle arttı.

Bu nedenle, ABD ve Birleşmiş Milletler'in (BM) Libya'da ortaya koyduğu girişimler gözlemleniyor.

Türk yetkililer, Libya konusunda Mısır ile ortak bir anlayışa varmaya hazır olduklarını ifade ettiler.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Bingazi'deki konsolosluğunu yeniden açma niyetini açıkladı.

Rusya'nın Libya'dan binlerce Wagner Sözleşmeli Askeri'nin Ukrayna'ya taşınması ve Rusya'nın bu tür askerlerin daha fazlasını Libya'dan Ukrayna'ya ve diğer bölgelere, Sudan ve diğer Afrika ülkelerine taşıma ihtiyacı, Libya'daki tüm paralı askerlerin tahliyesi için Rusya, Türkiye ve Rusya arasında bir anlaşmanın olasılığını artırıyor.

Bu anlaşmadan sonra Libya'da yaklaşık 100 Türk ve Rus düzenli askeri kalacaktır.

Bu durumu, Libya'da uzlaşıya dayalı bir siyasi çözüm bulunması halinde oluşacak yeni Libya hükümetine bırakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Kuşkusuz hem Mısır hem de Türkiye, Libya müttefiklerinden ve Libya'nın petrol ve gaz kaynaklarındaki adil paylarından vazgeçmeyecek ve yeni hükümetin oluşturulmasında görecekleri nispi ağırlığın bilincinde olacaklardır.

Mısır'ın, Türkiye'nin Libya ile deniz sınırları ve Libya'nın petrol ve gaz alanlarını kullanımı konusunda imzaladığı anlaşmalara karşı tavrını değiştirmesine gerek yok.

Mısır, Türkiye ile Libya'da siyasi bir çözüme ulaşmayı kolaylaştıran bir uzlaşma sağlayabilir ve Libya taraflarının Mısır, Türkiye, Batı ve Rusya'nın çıkarlarını aynı anda göz önünde bulundurarak yeni bir hükümet oluşturmasına yardımcı olabilir.

Öldürülen Filistinlilerin sayısı her geçen gün artıyor (AA)
Öldürülen Filistinlilerin sayısı her geçen gün artıyor (AA)

Ayrıca, Mısır ve Türkiye'nin Libya'nın doğusunda ve batısında eşitlik temelinde gerçekleştirilen projelerde iş birliği yapmalarını ve bu projelere Libya'nın siyasi desteğini ve finansmanını sağlamak için Mısır-Türkiye anlaşmalarına ulaşılmasını sağlayabilir.

Nahda Barajı

Türkiye, Sudan'dan sonra Etiyopya'daki ikinci en büyük yatırımcı ve Etiyopya'da Türk kökenli 200'den fazla şirket faaliyet gösteriyor.

Türkiye'nin Etiyopya'ya askeri yardım da sağlaması, ülkenin iç savaşı kendi lehine sonuçlandırmasına yardımcı oldu.

Türkiye, Sudan ile Etiyopya arasındaki sınır anlaşmazlıklarını çözmek için arabuluculuk yapma teklifinde bulundu.

Türkiye'nin, diğer arabulucu ülkelerle birlikte, Etiyopya hükümetini Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı sorununda bir uzlaşma kabul etmeye ikna etmede katkıda bulunabileceğini düşünüyorum.

Doğu Akdeniz

Mısır, Akdeniz'in doğusundaki Yunanistan ve Kıbrıs ile kurduğu ittifak ilişkilerinden faydalanarak Türkiye'nin bu ülkelerle arasındaki suların gaz yataklarından pay almasını sağlayacak bir düzenlemenin yapılmasına katkıda bulunabilir.

Bu, Türkiye ile bu ülkeler arasındaki uzun süredir devam eden deniz yetki anlaşmazlıklarını yasal tartışmalara girmeden çözmeyi amaçlayabilir.

Aynı zamanda, Türkiye'nin dünyanın çoğunluğu tarafından tanınmayan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hak iddia ettiği kıta sahanlığı konusunda çözüm arayışlarına da katkı sağlayabilir.

Burada, Amerika'nın arabuluculuğu ve Fransız ve İtalyan gaz şirketlerinin ve Katar Devleti'nin yardımıyla, iki ülkenin diplomatik ilişkileri bile olmadan, açık deniz gaz sahalarını aralarında bölmek için varılan Lübnan-İsrail anlaşmasının modelini düşünüyorum.

Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve Beşar Esad hükümetiyle iş birliğinin geliştirilmesi, Mısır'ın Suriye'deki savaşa barışçıl bir çözüme ulaşmak, mülteci sorununu çözmek ve Suriye'nin kuzeyinde uluslararası güvenlik garantilerine ulaşmak için müzakerelere katılmasının kapısını açabilir.

İkili ilişkiler

1- Mısır ve Türkiye arasındaki ikili düzeyde, Müslüman Kardeşler'in iktidardan düşürülmesinden önce imzalanan, Mısır'ın Libor faiz oranıyla çok düşük faizle Türk kredi hattını canlandırmak mümkündür.

Bu kredi hattından Mısır, Türk ihracatını ve projelerini finanse etmemişti. Ayrıca, Türk yatırımları için hazır anlaşmalar vardı, özellikle atık geri dönüşümü ve özel sektör şirketlerinin gecekondu sorununu çözme alanında.

Ayrıca, Mayıs 2013'te henüz Savunma Bakanı iken Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile Erdoğan arasında bir anlaşma yapılmıştı.

Bu anlaşma, Türk silah satışlarını ve Türkiye ile Mısır arasındaki ortak askeri üretim projelerini finanse etmek için 200 milyon dolarlık benzer bir Türk kredi hattının açılmasını içeriyordu.

Ancak bu anlaşma da o tarihten beri askıya alınmış durumda. Ancak, Türkiye'den silah ithalatı ve üretimi, torpido botları ve elektrikli araçların ithalatı gibi projelerin finansmanı için bu anlaşmanın yeniden başlatılması göz önünde bulundurulabilir.

2- Mısır, Türk iş insanlarının tekstil endüstrisindeki deneyiminden faydalanarak, tekstil üretimini Mısır'da geliştirebilir ve bu ürünleri Amerika ve Afrika pazarlarına ihraç ederek milyonlarca dolar kazanç elde edebilir.

Mısır'ın kamu sektörü tekstil fabrikalarının sorununu çözmek için onlarla bir ortaklık öneriyorum.

3- Mısır'daki Türk üreticiler, Mısır'daki ucuz doğal gaz ve işgücünden faydalanarak ürettiklerini hem yerel pazarlara hem de Amerika, Afrika ve Arap pazarlarına satıyorlar.

Mısır'ın bu pazarlarda gümrük muafiyetleri ve avantajlara sahip olması, Türk yatırımlarının artması için çekici bir model sunuyor.

Aynı zamanda, geçen iki yılda Türkiye'ye olan sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatımızın değeri 2 milyar doları aşarak, geçen yıl Türkiye'ye olan Mısır ihracatının değeri 5 milyar dolara yükseldi ve Türkiye'den yapılan ithalatlarla eşit hale gelerek, ülkeler arası ticaret dengesinin toplamını 10 milyar dolara ulaştırdı.

Belki de önceliklerimizi ve iki seçeneğin her birinin ekonomik fizibilitesini belirlememiz gerekiyor: Endüstriyi yerelleştirmek için gaz kullanmak veya gazı ihraç etmek. 

4- 2011 yılında Mısır'dan başlayıp Ürdün, İsrail ve Suriye'den geçen Arap doğalgaz boru hattının Türkiye topraklarına ulaşmasına yaklaşık 100 kilometre vardı.

Şimdi bu hattı Lübnan'a Mısır gazı sağlamak için kullanmaya hazırlanıyoruz ve her iki yönde de kullanmayı düşünüyoruz.

Bu, uzun vadede, önümüzdeki birkaç yıl içinde büyük miktarda Rus gazı alacak olan Türk şebekesine bağlanmanın kapısını açıyor.

5- Mısır, daha önce güvenlik sebeplerinden dolayı, Türk ve Mısır tırlarının Akdeniz'deki Ro-Ro limanları arasındaki deniz taşımacılığı hattını durdurmuştu.

Bu tırlar, Suriye'deki savaşın neden olduğu yolu kapatması sonrasında Türk ve Avrupa mallarını Mısır üzerinden Arap Körfezi'ne taşımaktaydı.

Türkler bu deniz hattını İsrail'in Hayfa limanına aktardı, böylece kamyonlar oradan Ürdün üzerinden Körfez'e gidebilecekti.

Eğer Mısır'daki ilgili yetkililere bu hat üzerinden deniz taşımacılığının ekonomik faydaları kanıtlanırsa, bu kamyonların Türkiye'ye geri dönüşlerinde ve oradan Avrupa pazarlarına gönderilmelerinde bu kamyonlardan faydalanmamız gerekir.

Böylece, bu hat Arap Körfezi ile İsrail arasındaki kara yolu için bir alternatif haline gelebilir ve Avrupa'ya ulaşımı sağlar.

6- Kültürel işbirliği, Türk pazarında Arapça ve sanat eserlerin pazarlanma fırsatlarından önemli bir yönü temsil eder.

Türkiye, 85 milyon Türk'ten oluşan bir nüfusa sahipken her yıl her alanda 88 bin kitap üretirken, Mısır yılda 22 bin kitap ve diğer Arap ülkeleri ise toplamda 18 bin kitap üretir.

Bu da 300 milyon Arap'ın her yıl 85 milyon Türk'ün okuduğu kitap sayısının yarısından azını okuduğu anlamına gelir.

Arapçadan Türkçeye edebi ve sanatsal çeviri faaliyetlerinin canlandırılmasına ihtiyaç vardır.

Ayrıca, Mısır film ve dizilerinin, Arap dünyasındaki Türk dizi ve filmlerinin sahip olduğu popülerlikle karşılaştırılabilecek bir popülariteye sahip olabileceğine inanıyorum.

7- Türkler ayrıca çocuklarını Arapça ve İslami din öğrenimi için El-Ezher Üniversitesi ve diğer Mısır üniversitelerine göndermeye sıcak bakıyorlar.

Ancak, son 20 yılda Mısır üniversitelerinde eğitim seviyesinin düşmesi, çağa uygun olmayan müfredatların öğretilmesi ve uluslararası standartlara uygun temiz ve sağlıklı üniversite kampüslerinin olmaması gibi nedenlerden dolayı bu öğrenci sayısı azaldı.

Bu sorunları çözmeye yönelik ilginin, Mısır üniversitelerini, ekonomik, turizm ve bilimsel getiri sağlayan bu önemli faaliyet için Ortadoğu'da yarışan ev sahibi üniversiteler listesine yeniden koyabileceğine inanıyorum.

Son zamanlarda, Körfez ülkeleri, çoğunluğu yabancı olan öğrenciler ve öğretim üyeleri tarafından üretilen patentler konusunda Mısır'a kıyasla öne geçti.

Bölgesel ve ikili iş birliği fırsatlarının rekabet veya potansiyel çatışma alanlarının ötesinde olduğu açıktır, bu da beni umutlandırıyor ve Erdoğan'ın yaklaşan ziyaretinin, geçmiş hatalardan ders alarak ve ortak paydalardan yararlanarak iki ülke arasındaki yakın ilişkilerde yeni bir başlangıç olmasını umut ediyorum.

Independent Türkçe



Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.


Suudi Arabistan ve Türkiye’den bölgesel ve küresel gelişmeler üzerine görüşme

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye’den bölgesel ve küresel gelişmeler üzerine görüşme

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün (Salı) Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda bir araya geldi. Görüşmede bölgesel ve küresel gelişmeler ile bu konularda yürütülen çalışmalar ele alındı. Ayrıca liderler, iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin durumu ve iş birliği fırsatlarını değerlendirdi.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, görüşmenin başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karşılarken, Erdoğan da ziyaretten ve Suudi yetkililerle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti ifade etti. Erdoğan, Riyad’a gelişinde El-Yemame Sarayı’nda resmi törenle karşılandı.

fedvfedv
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı (SPA)

Görüşmeye Suudi tarafında Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd, Riyad Bölge Valisi Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Spor Bakanı Prens Abdülaziz bin Turki bin Faysal, Ulusal Muhafızlar Bakanı Prens Abdullah bin Bandar, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, Kültür Bakanı Prens Badr bin Abdullah bin Farhan, Devlet Bakanı ve Güvenlik Danışmanı Dr. Musaad el-‘Aiban, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasbi, Maliye Bakanı Muhammed el-Ced’an, Yatırım Bakanı Müh. Halid el-Falih, Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Müh. Saleh el-Casser ile Türkiye Büyükelçisi Fahd Ebü’n-Nasr katıldı.

bgtbhgt
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın huzurunda tokalaştı. (SPA)

Türk tarafında ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Adalet ve Kalkınma Partisi Başkan Yardımcısı Efkan Ala, milletvekili İsmet Büyükataman, Türkiye’nin Riyad  Büyükelçisi Emrullah İşler, Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı Ofisi Müdürü Hasan Doğan ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç hazır bulundu.

dcdc
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’a ulaştığında bölge valisi yardımcısı tarafından karşılandı. (SPA)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad’a resmi ziyaret kapsamında bugün (Salı) geldi. Havalimanında kendisini Riyad Bölge Valisi Prens Muhammed bin Abdulrahman, Riyad Belediye Başkanı Prens Faysal bin Abdulaziz bin Ayaf, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasbi, Türkiye Büyükelçisi Emrullah İşler  ve Suudi yetkililer karşıladı.


Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri bölgesel barış ve istikrar için stratejik öneme sahip

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri bölgesel barış ve istikrar için stratejik öneme sahip

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)

Suudi Arabistan’a resmi ziyaret gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin bölgesel barış, istikrar ve refah açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. Erdoğan, İran ve ABD arasında arabuluculuk yapmaya hazır olduklarını belirterek, gerilimi artıracak adımlardan kaçınılması gerektiğini ifade etti.

Bölgesel güvenlik mekanizmaları önerisi

Erdoğan, krizlerin önlenmesine yönelik bölgesel güvenlik mekanizmalarının kurulması çağrısında bulundu. Ziyaretinin gündeminde, başta Gazze’deki ateşkes ve Suriye’deki durum olmak üzere bölgesel meselelerin görüşülmesi, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi ve somut adımlar atılması hedeflerinin bulunduğunu aktardı.

Türkiye-Suudi Arabistan İşbirliği

Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye ve Suudi Arabistan’ın tarihi ve köklü ilişkilere sahip iki dost ülke olduğunu belirterek, savunma sanayii işbirliğinin güven tesis etmeyi, kapasiteyi artırmayı ve teknolojiyi geliştirmeyi amaçladığını söyledi. Erdoğan, “Bu ilişkiyi yalnızca ikili gündemle sınırlı görmedik; bu değerli dostluk, bölgemizde barış, istikrar ve refah için stratejik öneme sahiptir” dedi.

fergb
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2022’de Ankara’daki görüşmeleri sırasında (SPA)

Erdoğan, ekonomik ilişkilerin ötesinde, koordinasyon ve ortak akılla istikrar sağlayacak bir yaklaşımın benimsendiğini ifade ederek, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile önceki görüşmelerde bölgesel ve uluslararası meselelerin ele alındığını ve ortak çalışmanın artırılmasına yönelik kararlılığın teyit edildiğini söyledi.

İkili ve bölgesel gündem

Cumhurbaşkanı, ziyaretin temel amacının bölgesel konularla ilgili istişareleri derinleştirmek ve ikili ilişkileri ileriye taşımak olduğunu belirtti. Ziyaret kapsamında iş dünyasıyla toplantıların da yapılacağı, ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesinin hedeflendiği vurgulandı.

Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanması, sivillerin korunması, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve zorunlu göçlerin sona erdirilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, ikinci aşama barış planının başarısının ateşkesin güçlendirilmesine ve yeniden imar çalışmalarına bağlı olduğunu söyledi. Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak bu süreçte aktif rol oynayacağını belirtti.

efgthju
Erdoğan, geçen ekim ayında Gazze’de barış için Şarm El-Şeyh Anlaşması’na katılmıştı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, İsrail’in Gazze’deki saldırıları ve yerinden edilmeleri sona erdirmeden herhangi bir çözümün mümkün olamayacağını vurguladı. Ateşkesin güçlendirilmesi, insani yardımların ulaştırılması ve yeniden imarın acilen başlatılması gerektiğini söyledi. BM Güvenlik Konseyi kararına uygun olarak İsrail’in Gazze’den kademeli şekilde çekilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin bu süreçte aktif rol oynayacağını ifade etti.

Güvenlik ve insanî önlemler

Erdoğan, barış gücü veya uluslararası misyon tartışmalarına ilişkin olarak, bu tür mekanizmaların yalnızca sivilleri koruma, insani yardımları ulaştırma ve kalıcı barışı sağlama amacıyla anlamlı olacağını ifade etti. Türkiye’nin gerekli koşullar sağlandığında, Gazze’de barışı sağlamak için askerî katkı da dahil olmak üzere her türlü desteğe hazır olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı, çözümün tek bir ülkenin veya tarafın varlığıyla sınırlandırılamayacağını belirterek, barış planının doğru koşullar, doğru otorite ve doğru hedefler üzerine kurulması gerektiğini vurguladı. Erdoğan, çözümün meşruiyet kaynağının yalnızca Filistin halkının iradesi olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin rolünün, kalıcı ateşkes, adil barış, insani yardımlara erişim ve yeniden imar ile siyasi çözümü desteklemek olduğunu söyledi.

Suriye’de barış ve birlik

Erdoğan, Suriye’de hükümet ile “Suriye Demokratik Güçleri” arasındaki uzlaşma çabalarına değinerek, ülkenin savaş ve bölünme yıllarının ağır bedellerini ödediğini belirtti. Türkiye’nin önceliğinin Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak, ulusal birliği güçlendirmek ve devlet otoritesini tüm ülkeye yaymak olduğunu vurguladı.

evfedrv
Erdoğan, 24 Mayıs 2025’te Dolmabahçe Sarayı’nda Şara’yi kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı, çatışma bölgelerinin daraltılması ve sağlanan anlaşmaların ilerleme kaydettiğini, ancak saha gelişmelerinin tek başına kalıcı kazanımlar için yeterli olmadığını ifade etti. Toplumsal uzlaşının sağlanması ve merkezi hükümete destek verilmesinin önemine işaret eden Erdoğan, bunun kuzeydoğu Suriye’den güneyine, sahil bölgelerinden tüm ülkeye uygulanması gerektiğini söyledi.

Erdoğan, Suriye’nin komşularına tehdit oluşturmayan, terör örgütlerine alan açmayan ve tüm toplumsal bileşenlerini eşit vatandaşlık temelinde kucaklayan bir ülke olmasının bölgesel istikrar açısından kritik önemde olduğunu vurguladı. Türkiye’nin bu sürece Suudi Arabistan ve diğer dost ülkelerle birlikte aktif destek sağlayacağını belirtti.

Sudan’da barış çabaları

Sudan’daki savaşın bininci gününe yaklaşılırken Erdoğan, Türkiye’nin diplomatik çabalarla barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin Sudan’da güvenilir bir dış aktör olarak mevcut çabaları güçlendirdiğini belirten Erdoğan, TİKA ofisinin ve Türk Ziraat Bankası şubesinin açılması, THY seferleri ile bölgesel bağlantının artırıldığını ifade etti.

Türkiye’nin insani yardımlar kapsamında Sudan’a 12 bin 600 ton malzeme ve 30 bin çadır gönderdiğini hatırlatan Erdoğan, tarım, madencilik ve enerji alanlarındaki iş birliğinin sürdüğünü ve yeniden imar çalışmalarının değerlendirildiğini söyledi. Erdoğan, Türkiye’nin Suudi Arabistan, ABD ve Mısır ile iş birliğine de önem verdiğini belirtti.

Somali ve İsrail’in tanıma kararı

Erdoğan, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararının meşruiyetinin olmadığını ve Türkiye’nin Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmaya devam edeceğini vurguladı. Erdoğan, Netanyahu hükümetinin eylemlerinin Afrika Boynuzu’nda istikrarı tehdit ettiğini ve bu adımların tüm Afrika kıtasına risk oluşturduğunu belirtti. Erdoğan, bölgesel aktörlerin ve uluslararası kuruluşların bu karara karşı tavır almasını desteklediklerini ifade etti.

İran ve bölgesel arabuluculuk

Erdoğan, ABD-İran geriliminin önlenmesine yönelik olarak Türkiye’nin, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi bölge ülkeleriyle yürüttüğü istişare ve koordinasyon girişimlerine değindi. Türkiye’nin herhangi bir savaşın çıkmasına izin vermeyeceğini, diplomasi ve ortak akılla çözüm üretme ilkesini benimsediğini vurguladı. Erdoğan, Türkiye’nin İran’daki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve istikrarın sağlanmasına önem verdiğini belirtti.