ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

Birçok medya kuruluşunun bahsettiği müzakereler sızıntı mı yoksa yeni bir Ortadoğu'nun özellikleri mi?

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail
TT

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

Pek çok medya kuruluşunun bahsettiği, devam eden ABD-Suudi müzakereleri... Bunlar sadece sızıntı mı, yoksa yeni Ortadoğu'nun özellikleri mi?

ABD basınında yer alan haberlere göre müzakereler üç ana konu etrafında dönüyor:

Birincisi: ABD’nin Suudi Arabistan'a verdiği, onu NATO üyesi bir devlet seviyesine çıkaracak ve Riyad'ın balistik füzelere karşı savunma sistemi THAAD dahil olmak üzere gelişmiş silahlar almasını sağlayacak güvenlik garantileri.

İkincisi: ABD'nin, zenginleştirmeyle başlayan ve tükenmiş uranyum işlemeyle biten, enerji üretiminden geçen bir ‘tam döngünün’ oluşturulmasını içeren sivil amaçlı Suudi nükleer programına katkısı.

Üçüncüsü: 2002 yılında Beyrut Arap Zirvesi'nde açıklanan ve Arap-İsrail ilişkilerine imkan veren Arap Barış Girişimi temelinde Filistin sorununu çözmeye çalışmak.

Diğer yandan Washington ise Suudi-Çin ilişkilerinin seviyesini belirlemek istiyor. Böylece Riyad, Çin pazarı ve ekonomik iş birliği için ana petrol kaynağı olmayı sürdürürken, özellikle Huawei iletişim sistemi ve stratejik askeri satın alımlar gibi güvenlik ve askeri boyutlarıyla Çin teknolojisinin kullanım düzeyini yükseltmekten kaçınıyor.

Ayrıca Washington, Suudi Arabistan'ın Filistin meselesini 2002'de Beyrut Zirvesi'nde tüm Arap ülkeleri tarafından kabul edilen girişime göre çözme beklentilerine karşılık İsrail ile normalleşmesini bekliyor.

Zorluklar

Washington, Suudi Arabistan'ın Çin ve Rusya'ya yönelik eğilimini frenleme karşılığında bir dizi teklifte bulunurken, İsrail'le ilişki Riyad'ın hedefi değil, daha ziyade güvenlik stratejisine yönelik önemli taleplerini gerçekleştirmenin aracıdır. Bu politika, Suudi Arabistan'ın eski müttefiki ABD’yi şaşırttı. İlişkiler, Joe Biden'ın başkan seçilmesiyle birlikte kötüleşti. ABD, Biden'ın başkanlığından bu yana, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşına askeri desteğini kesti, istihbarat iş birliğini azalttı ve Suudi Arabistan'ı ‘önemsiz" olarak nitelendirdi.

Suudi Arabistan'ın Çin ile ilişkisini güçlendirme yönündeki ciddi ve sistematik çabaları ve ardından Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Başkan Biden'ı Suudi Arabistan'a geri getirdi. Biden, Temmuz ayı ortasında Suudi Arabistan'ı ziyaret etti. Burada ABD'nin gözden geçirme sürecini başlattı ve bu, Suudi Arabistan'ın beklentilerine uygundu.

ABD'nin vaatlerinin en öne çıkanı ve en önemlisi, Suudi Arabistan'a, Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'yı koruduğu ve bugün de devam eden NATO benzeri bir savunma anlaşması sunmasıydı.

Washington, Suudi-Çin ilişkilerinin seviyesini belirlemek istiyor; Böylece Riyad, Çin pazarı ve ekonomik iş birliği için ana petrol kaynağı olmayı sürdürürken, özellikle güvenlik ve askeri boyutlar olmak üzere Çin teknolojisinin kullanım düzeyini yükseltmekten de kaçınıyor.

Ayrıca ABD'nin, Riyad’ın 2030 Vizyonu kapsamında bir adım olarak değerlendirilen, Suudi Arabistan’da entegre bir sivil nükleer enerji sistemi kurma vaadi var. Birçok kişi, mevcut ABD yönetiminin bu anlaşmayı Kongre'den geçirme yeteneğinden şüphe ediyor. Bu nedenle Biden yönetiminin öncelikle partisini bunu kabul etmeye ikna etmesi büyük çaba gerektirecek.

Biden yönetimi, Kongre'nin desteğini almak için İsrail ile olan ilişkisini, Filistin sorununu ve Çin ile olan askeri stratejik ilişkisini iyileştirme sözü verebilir. Bu, Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmaların Kongre'den geçmesini kolaylaştırabilir.

İsrail ile müzakere yakın mı?

ABD’de yayın yapan Wall Street Journal ve New York Times'ın (özellikle, Suudi yetkililerle görüşen ve Başkan Biden ile bir görüşme yapan Thomas Friedman'ın yazdığı yazılar) ve son iki ayda İsrail gazeteleri Times of Israel, Yedioth Ahronot ve Haaretz'in haberlerine göre, görüşmeler hala yolun başında ve büyük zorluklar var. Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby de bu görüşü teyit ederek, görüşmelerin hala ilk aşamalarında olduğunu ve çerçevesinin henüz belirlenmediğini söyledi. Wall Street Journal'ın 9 ila 12 ay içinde ABD-Suudi Arabistan-İsrail anlaşması imzalanabileceğini söylediği haberini de yalanladı.

Suudi Arabistan ile olası ilişki haberleri, özellikle de Filistinliler ile müzakere gerektiren bir anlaşma olduğu sürece, İsrail tarafı için pek de sevindirici değil. Bu tür bir anlaşmanın, İsrail'deki iç durum üzerinde derin bir etkisi olacaktır. Binyamin Netanyahu'nun şu anki hükümeti, dini köktenci, sağcı ve ırksal üstünlük ve Arapları sınır dışı etme yanlısı politikacılar tarafından yönetiliyor. Bu hükümet, Batı Şeria ve Gazze'de Filistin devleti fikri gündeme getirildiği anda çökecek. İsrail Başbakanı Netanyahu, ya Filistin devleti fikrini kabul eden daha ılımlı ortaklarla alternatif bir koalisyon hükümeti kurmak için çaba gösterecek ya istifa edecek ya da Suudi-ABD projesinden uzaklaşacak.

Suudi Arabistan ile ilişki kurmak için gereken şartların yanı sıra, İsrail Ortadoğu'daki herhangi bir nükleer projeye şüpheyle bakıyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın gelişmiş silahlara sahip olması, İran'ın balistik füze tehdidini ortadan kaldıracak olsa da Tel Aviv'i de endişelendiriyor. İsrailli analistler, Suudi Arabistan'a üstün askeri yetenekler kazandırmanın, İsrail'in hava ve füze sistemleri için bir tehdit olarak göreceğini söylüyor.

Washington ve Tel Aviv arasındaki ilişkiler, genellikle güçlü ve uyumludur. Ancak, Biden yönetimi ile Netanyahu hükümeti arasındaki ilişkiler, iki ülkenin tarihindeki en kötü seviyesinde. Bu, önerilen anlaşmanın önündeki zorlukları daha da arttırıyor. Zira, Suudi Arabistan, önemine ve bölgesel jeopolitik konumuna ve küresel petrol politikasına sürekli atıfta bulunan ABD gazetelerinin değerlendirmelerine göre, Netanyahu hükümetinin Filistin sorunu konusunda uzun vadeli taahhütlere bağlı kalabileceğine dair güven duymuyor.

Suudi Arabistan ile olası ilişki haberleri, özellikle de Filistinliler ile müzakere gerektiren bir anlaşma olduğu sürece, İsrail tarafı için pek de sevindirici değil. Bu tür bir anlaşmanın, İsrail'deki iç durum üzerinde derin bir etkisi olacaktır.

Suudi Arabistan'ın Ürdün'deki büyükelçisi Nayef es-Sudeyri'yi Filistin'e gayri resmi bir büyükelçi olarak ataması, Netanyahu hükümetini daha da karıştırdı. Suudi Arabistan ayrıca, büyükelçinin Filistin Yönetimi'nin bulunduğu Ramallah'ta değil, Doğu Kudüs'te Konsolosluk Genel Müdürü olarak görev yapacağını duyurdu. Bu, İsrail hükümetini kızdırdı ve sadece resmi kanalları aracılığıyla Kudüs'teki diplomatları tanıdığını belirten bir açıklama yayınlamasına yol açtı.

İsrail hükümetindeki aşırı sağcı dini liderleri, Filistinlilere bağımsız bir devlet verme fikrine ikna etmek zor olsa da müzakere fikri, durgunluk içindeki Filistinli sulara bir taş atacak ve Ramallah'taki tembel liderlik ile Gazze Şeridi üzerindeki kontrolleri ve İran'a yakınlığından memnun olan silahlı gruplar arasında bölünmüş olan Filistin'in durumunu yeniden inceleyecek.

Şu an şüpheli bir sessizlik içinde olan İran, doğrudan veya kendisine bağlı gruplar aracılığıyla, bölgedeki dengeleri değiştirebilecek herhangi bir ilerlemeyi engellemeye çalışacak. Bu, Araplar ve İsrailliler arasında onlarca yıldır süren müzakereler sırasında yaptığı gibi, bir savaş veya bombalama başlatarak müzakere sürecini donduracak ya da patlatacak.

ABD yönetimi, bugüne kadar, Ortadoğu'nun siyaseti ve ekonomisinde niteliksel bir değişim yaratacak bir anlaşmaya varmak istediğinde ödeyeceği bedeli netleştirmedi. Bazıları, öneminin önceki tüm barış anlaşmaları ve Araplar ile İsrail arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından daha büyük olduğunu düşünüyor.

Müzakerelerin yapıldığı karmaşık arka plan kâr-zarar dengesiyle sınırlı değil. Dini, tarihi ve hukuki gerekçeleri de kapsıyor. Müzakereciler bunları çok iyi biliyor.

Ancak müzakerelerin, devam etmesi durumunda, öneminin ve hassasiyetinin artacağı açık. Bu müzakereler, 21. yüzyılda Ortadoğu'nun haritasını çizen büyük faktörlerden biri olacak.

Suudi Arabistan’ın seçenekleri

Riyad'ın önündeki seçenekler çok çeşitli ve kendi çıkarlarına uygun olanı seçebilir. ABD yönetimi, pozisyonlarında 180 derecelik bir dönüş yaptı ve şimdi Suudi Arabistan ile çok yakın bir ilişki öneriyor. Bu değişikliğin temelinde, Çin ile mücadele var. Suudi Arabistan, birden fazla düzeyde önemli bir ülke olduğunu kanıtladı ve yeni politikaları, bu önemini daha da artırdı. Suudi Arabistan, ABD'nin askeri ve stratejik olarak önemli teklifini kabul edebilir, Çin ile iyi ekonomik ilişkilere devam edebilir veya Washington ile normal ilişkileri sürdürebilir. Bu durumda, diplomasisi ile İran ile güven inşa etmeye, gerginliği azaltmaya ve Çin ile stratejik ilişkiyi geliştirmeye çalışabilir.

İsrail- Arap barışı:

İşte sürecin en önemli tarihi istasyonların zaman çizelgesi:

1979: İsrail-Mısır barış anlaşması, bir Arap ülkesi ile İsrail arasındaki ilk anlaşma.

1982: Sovyet lideri Leonid Brejnev, Araplar ve İsrail arasında bir barış planını duyurdu.

1989: Mısır, topraklarının son kısmı olan Taba'yı İsrail'den geri aldı.

1990: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Filistinliler ile İsrailliler arasında uluslararası bir barış konferansı düzenlenmesini destekledi.

1991: Madrid Barış Konferansı

1993: ‘Barış karşılığında toprak’ ilkesine göre Birinci Oslo Anlaşması

1994: Gazze ve Eriha için özyönetim anlaşması

Ürdün-İsrail barış anlaşması

Fas ve İsrail, iki ülkede irtibat büroları açmaya karar verdi

Tunus ve İsrail ticari temsilcilik ofisi açtı

Cibuti ve İsrail ilişkileri normalleştirme konusunda anlaştı

1995: Özerk yönetimin (Gazze Şeridi ve Batı Şeria) kapsamını genişletmeye yönelik İkinci Oslo Anlaşması

1996: Filistin Kurtuluş Örgütü, İsrail'i tanımayan tüm hükümleri Ulusal Şartından çıkardı

1998: İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'nın yüzde 13'ünden çekilmesini düzenleyen Wye Nehri Memorandumu

1999: İsrail ile Moritanya arasındaki ilişkilerin normalleşmesi

2000: Yaser Arafat ve Ehud Barak arasında Bill Clinton’ın gözetiminde Camp David görüşmeleri

Barak, Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara ile görüştü

2002: Beyrut'taki Arap Zirvesi Arap Barış Girişimi'ni onayladı

2005: Mısır, İsrail, Ürdün ve Filistin Yönetimi arasındaki Şarm eş-Şeyh Zirvesi

2020: Beyaz Saray'da İbrahim Anlaşmalarının imzalanması (İsrail, BAE ve Bahreyn)

Daha sonra Fas da katıldı ve İsrail ile ilişkileri sürdürmeye karar verdi.

Ardından Sudan da İsrail ile ilişkileri normalleştirme kararını imzaladı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla’dan çevrildi.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal