Gazze'de ertelenen adalet

Uluslararası Adaletin kararı Filistinlilere acil yardım ulaştıramadı

Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)
Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)
TT

Gazze'de ertelenen adalet

Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)
Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)

Esad Ganim

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), 26 Ocak 2024'te, Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı soykırım davasında tarihi bir karar aldı. Bu tarihi karar, Güney Afrika'nın öne sürdüğü tüm suçlamaların kabulünü ve İsrail'in, eylemlerinin dozunu hafifletmeye katkıda bulunabilecek bir dizi tedbire uyması gerektiğinini içeriyor.

Ancak mahkeme Güney Afrika'nın savaş eylemlerinin durdurulması veya ateşkes talebine ilişkin net bir tutum ortaya koymadı. Dolayısıyla kararın, önemine ve derhal takibinin gerekliliğine rağmen, İsrail'in “soykırım” suçundan yargılanmasına uzun vadede olanak sağladığını burada iddia ediyorum. Belki de bu dava Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde takip edilebilir ve İsrailli yetkililer adalete teslim edilebilir. Ancak pratikte Gazzelilere acil yardım sağlayamadı. Bu karar İsrail'in kusurunu ortaya çıkaran bir eğilimin açık ifadesidir. Ne var ki mahkeme İsrail'i soykırım ve imha suçundan mahkum etmeye devam ederse, bu kararla, yargılama en iyi ihtimalle aylar, hatta yıllar sonra gelebilecek ek takip işlemleri sonrasına erteleniyor. 

Dikkate değer bir nokta, söz konusu kararda İsrail'e karşı açılan dava ve devam eden durum hakkında genel bilgi içeren temel unsurların bulunduğudur. Örneğin, mahkeme, İsrail'in mahkemenin soykırım davasını görmeye yetkili olup olmadığını sorgulayan İsrail pozisyonunu reddetti ve davanın kabul edilmesine ve incelenmesine karar verdi. Ayrıca buna, dava metninde yer alan iddiaların çoğunluğunun hakimlerin ezici bir çoğunluğu ile kabulü eşlik etti. İsrail Yargıcı Aharon Barak da bunlar arasında yer alarak dava içindeki iki önemli konuda - Gazze halkının soykırım suçlamalarına karşı İsrail'in önlem alması ve insani yardımların girişini kolaylaştırması - çoğunluğa katıldı. Bu adım, davaya devam etme ve belki de ateşkes sağlama çabalarını öncekinden daha güçlendirebilecek bir kapı aralamıştır ve daha geniş ve gerçek bir ateşkesin sağlanmasına yol açabilecek bir durumu mümkün kılabilir.

“Karar, önemine ve derhal takibinin gerekliliğine rağmen, İsrail'in “soykırım” suçundan yargılanmasına uzun vadede olanak tanıyor”

Pratikte mahkeme, İsrail'e yönelik başlıca suçlamaları kabul etti; bunlar arasında İsrail'in Filistinli sivillere yönelik öldürme, yerinden etme, açlık, temel altyapı ve sosyal, sağlık hizmetleri ile ekonomiyi yok etme gibi ihlaller açık bir şekilde yer aldı.

Mahkeme kararında önde gelen İsrailli yetkililerin Gazzelilere karşı savaş suçlarını teşvik eden açıklamalarına açık atıflar yer alıyordu. Söz konusu kararda, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın, Filistinlilerin insan değil, "insansı hayvanlar" olduğu, yani sivilleri topluca öldürmenin meşru olduğu yönündeki açıklamalarına yer verildi. Ayrıca İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un "Gazze'de masumların bulunmadığına" ilişkin açıklamaları da tüm Gazzeli’lerin hedef alınmasının gerekçesi ve zımni yetki anlamına geliyor. Söyleyenin herhangi bir resmi veya doğrudan askeri sorumluluğu olmadığını dikkate alarak, mahkemenin Gazze'ye “nükleer bomba” atılması çağrısı gibi daha aşırı ifadelere yer vermediğini de belirtmek gerekiyor. Gallant ve Herzog'un resmi yetkili olarak yaptığı açıklamaların hedef alınması, Gazzelilere yönelik açıkça katliam ve savaş suçu çağrısında bulunulduğu suçlamasının teyit edilmesi açısından son derece önemli.

“Mahkeme, İsrail'e yönelik başlıca suçlamaları kabul etti; bunlar arasında İsrail'in Filistinli sivillere yönelik ihlallerine açık bir atıf vardı.”

İsrail'e yönelik suçlamaların genel kabulü, Gazze'deki olayları takip eden ve raporlarını Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlara sunan uluslararası kurumların ve bu kurumlardaki merkezi şahsiyetlerin raporlarına ve ifadelerine dayanarak ana gerçeklerin ortaya konulması bağlamında geldi. Raporların hepsinde İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de işlediği tüm suçlara ilişkin istatistikler ve örnek raporlar yer aldı.

Mahkeme kararı, İsrail'e mevcut saldırının devamını ve en azından Gazzeli sivillere yönelik soykırım veya savaş suçlarına yönelik etkilerini önlemek için önlemler alması yönündeki merkezi kararı da içeriyor. Sivillerin hedef alınmaya devam edilmesinin önlenmesi ve sivillerin Güney Afrika davasında bahsi geçen suç ve ihlallerden korunması amacıyla İsrail'in aldığı tüm tedbirleri içeren bir raporun bir ay içerisinde sunulması talep ediliyor.

Filistin destekçileri Lahey'deki mahkeme binasının önünde gösteri yapıyor (Getty Images)
Filistin destekçileri Lahey'deki mahkeme binasının önünde gösteri yapıyor (Getty Images)

"Ehven-i Şer"

Uluslararası Mahkeme'nin kararıyla ilgili İsrail'den peş peşe haberler geldi: İki gün önce İsrail'in savaşı durdurma kararına uymayacağını ve "terörü yok etmek için" Gazze'ye karşı savaşa devam edeceğini belirten Netanyahu'nun sert tavrı, daha sonra yerini hafif bir dile bıraktı. Netanyahu sonraki açıklamasında, İsrail'in savaş ve sivillerin hedef alınmasıyla ilgili "uluslararası normlara bağlılığına" dikkat çekti. Netanyahu açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “İsrail haklı bir savaş yürütüyor. Biz, vatandaşlarımızı öldüren, onlara tecavüz eden, sakat bırakan, kaçıran Hamas canavarlarıyla savaşıyoruz ve kendimizi ve vatandaşlarımızı korumak için elimizden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğiz.” İsrail Başbakanı, Gazze'de yaşananları ‘soykırım’ olarak nitelendirmenin haksız bir ifade olduğunu söyledi.

Genel olarak İsrailli yorumcuların çoğunluğu, kararda ateşkes talebinin yer almaması nedeniyle rahat bir nefes aldıklarını ifade ederken, aksi takdirde bu durumun İsrail'i ve İsrail’e silah sağlayan Batılı ortaklarını zor durumda bırakabileceğini söylediler. Yorumcuların büyük bir kısmı kararların ve içerdikleri hükümlerin "ehven-i şer" olduğuna inanıyor. İsrail Başsavcısının davayı değerlendirmeden önce, Gazze'ye yönelik "soykırım" terimini kullananlara karşı resmi bir soruşturma başlatacağını açıklaması üzerine pek çok kişi bu durumu politik bağlamlarla analiz etme yolunu tuttu. Bu analizler, İsrail'in yargıçları ve onların siyasi veya kişisel hesaplarıyla ilgili de olabilir.

“Genel olarak bakıldığında İsrailli yorumcuların çoğunluğunun kararda ateşkes talebinin yer almamasından duydukları memnuniyeti dile getirdikleri söylenebilir.”

Kısacası İsrail pozisyonu, mahkemenin kararlarını ve İsrail'den beklentilerini hoş karşılamadı. Ancak kararda soykırım eyleminin açık bir şekilde kınanmaması ve mahkemenin İsrail ve Filistin olmak üzere iki taraftan ateşkes istememesi Tel Aviv’i rahatlattı. Hakim Barak bu memnuniyetini mahkeme kararına eklediği “azınlık raporunda” şöyle dile getirdi: “Mahkeme, Güney Afrika tarafından ileri sürülen ana iddiayı reddetti ve bunun yerine İsrail'in Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki mevcut yükümlülüklerini hatırlatan tedbirleri benimsedi. Mahkeme İsrail'in vatandaşlarını koruma hakkını bir kez daha teyit etti ve Gazze halkına insani yardım sağlamanın önemini vurguladı. Bu nedenle Mahkeme tarafından oluşturulan geçici çözüm yolları, Güney Afrika'nın talep ettiği çözüm yollarına göre kapsam bakımından daha sınırlıdır.”

Üst düzey BM yetkililerinin yaptığı açıklamaların hiçbirinde İsrail’in soykırım yapmakla suçlanmadığını dile getiren Barak, “Hamas’ın kontrolünde yapılan ve Birleşmiş Milletler’e ait olmayan açıklamalar, siviller ile savaşçılar arasında ya da askeri hedefler ile sivil kurumlar arasında ayrım yapmıyor. Bundan herhangi bir sonuç çıkarmak zor.” dedi.

İsrail Başsavcı Yardımcısı Gilad Naoum (ortada) ve avukat Malcolm Shaw (sağda), duruşma başlamadan önce. (AFP)
İsrail Başsavcı Yardımcısı Gilad Naoum (ortada) ve avukat Malcolm Shaw (sağda), duruşma başlamadan önce. (AFP)

Öte yandan Güney Afrika heyeti üyeleri, özellikle İsrail eylemleri açısından davada yer alan genel iddialar dikkate alınarak mahkeme kararını kabul ettiklerini belirtti. Kararın ilan edilmesinin hemen ardından bir açıklama yapan Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki de bu kararın "hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını" gösterdiğini söyledi. Maliki, “İsrail, genel olarak Filistinlilere karşı işlediği suçlardan, özellikle de Gazze'de devam eden savaş sırasında işlediği suçlardan ve ihlallerden dolayı cezalandırılacak.” dedi.

Güney Afrika davasında ve mahkeme kararında bahsedilen her şeyin önemine rağmen, halk için, özellikle de Gazzeli’ler için önemli olan asıl şey şu: “İnsanları İsrail ordusunun zulmünden ve hedef almasından kurtaracak olan ve iki ay ya da yıllar sonra değil, acilen hayata geçirilecek siyasi eylemdir. Gazzeli’ler zulmü, hedef alınmayı ve aç bırakılmayı fiilen sona erdirecek olan acil bir ateşkesin sağlanmasını arzuluyorlar. Ateşkes Gazzeli’lerin hayatlarının kurtarılmasına yardım edebilir. Uluslararası Mahkemenin kararlarında ise ateşkes yer almıyor.”

“Mahkemenin kararında adaletin bir kısmı mevcuttu ancak Gazze'de hedef alınanlar için gereken adalet geleceğe ertelendi.”

Bazı yorumcular, kararların ateşkes olmadan pratikte uygulanamayacağını söylüyor. Gereken şey ateşkes ve askeri operasyonların durdurulmasıdır. Ancak kararda bu özel şartın bulunmaması, İsrail'i askeri operasyonlara devam etmeye teşvik ediyor. İsrail yardımın ulaşmasını kolaylaştıracak ve sivillerin hedef alınmasını engelleyecek önlemler alabilir. Bir ay sonra mahkemeye sunacağı raporda buna değinebilir. Ancak bu, operasyonların ve atılan adımların açıklamalarına, gerekçelerine ve analizlerine bağlı olacaktır. Mahkemenin kararı İsrail'in sivillere karşı işlediği savaş suçlarının etkili bir şekilde durdurulmasını garanti etmiyor. Bu kararda bir miktar adalet mevcut olabilir, ancak Gazze'de hedef alınanlar için gereken adalet geleceğe ertelenmiş durumda. Belki bir süre daha bu mesele devam edecek, acıların, hedef almaların giderek artacağı, ardından İsrail'in "sivilleri korumaya yönelik tedbirler alın" yönünde açıklamalar yapacağı görülecek.

Mahkeme kararı genel anlamda İsrail'i kınıyor ve onu tam bir ateşkese varılması yönündeki baskılara karşı daha elverişli hale getiriyor. Filistin meselesini destekleyenler, mahkemenin kararının, ateşkes için İsrail'e doğrudan veya müttefikleri aracılığıyla baskı uygulamak ve mahkemenin kararlarını şeffaf bir şekilde uygulamaya çalışmak amacıyla daha büyük küresel, resmi ve halk seferberliği için bir teşvik olduğuna inanıyor. Bu çabaya İsrail ve ordusunun hedeflerine ulaşamaması, gösterilerde ciddi bir artış ve İsrailli rehinelerin üstü kapalı olarak ateşkesi de içeren kapsamlı bir mübadele süreci yoluyla serbest bırakılması yönünde iç baskılar eşlik ediyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



ABD’nin Venezuela operasyonu, Tayvan işgali senaryolarını nasıl etkileyecek?

Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)
Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)
TT

ABD’nin Venezuela operasyonu, Tayvan işgali senaryolarını nasıl etkileyecek?

Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)
Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)

ABD'nin Venezuela'ya cumartesi kara harekatı düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro ve eşini kaçırmasının yankıları sürerken, analistler bunun olası Tayvan işgalinde Çin'in elini güçlendirebileceğine dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Emily Thornberry, pazartesi günkü açıklamasında, Venezuela'ya askeri müdahalenin Çin ve Rusya'yı cesaretlendirebileceği uyarısında bulundu.

Çin yönetimi, ABD'nin askeri müdahalesinin ardından yaptığı açıklamada, Washington'ın egemen bir devlete ve liderine yönelik güç kullanımını kınamış, Maduro ve eşi Cilia Flores'in serbest bırakılması talebinde bulunmuştu.

Reuters'ın analizinde, Çin'in kınamalarının uluslararası arenada ABD karşıtı bir koalisyon oluşturulmasında önemli olacağına işaret ediliyor.

Düşünce kuruluşu Çin-Küresel Güney Projesi'den Eric Olander, şunları söylüyor:

Çin şu anda Venezuela'ya çok fazla maddi destek sunamaz. Ancak Pekin, BM'de diğer gelişmekte olan ülkelerle ABD'ye karşı görüş birliği oluşturma çabalarına öncülük ederek önemli bir rol oynayacak.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Cien, Venezuela'da durum ne olursa olsun Latin Amerika ülkesiyle ekonomik işbirliğinin süreceğini de duyurmuştu.

Pekin yönetimi, Venezuela'nın petrol rafinerilerine ve altyapısına yatırımlarıyla, ABD'nin 2017'de devreye soktuğu ambargoda Karakas yönetimine önemli destek verdi. Çin, 2024'te Venezuela'dan yaklaşık 1,6 milyar dolar değerinde mal satın aldı, bunların yaklaşık yarısı petrol ürünlerinden oluşuyor.

Maduro'nun ABD tarafından ülkeden kaçırılmadan önce son görüşmesini Çin heyetiyle yaptığı da ortaya çıkmıştı. Başkentteki Miraflores Sarayı'nda Çin'in özel temsilcisi Çiu Şiaoçi başkanlığındaki heyetle yapılan görüşmede iki ülke arasındaki işbirliği ele alınmıştı.

Haberde, Maduro'ya yönelik operasyon neticesinde Çin'in önemli bir müttefikini kaybettiğine dikkat çekiliyor. Pekin yönetiminden bir kişi, "Bu Çin'e büyük bir darbe oldu" diyor.

Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Çin'in Tayvan üzerindeki hak iddiasını uluslararası hukuk kapsamında değil bir iç mesele olarak gördüğüne işaret ediliyor. Bu yüzden Pekin'e yakın isimlerin, Venezuela operasyonuyla Tayvan meselesi arasında paralellik kurulmasından rahatsız olduğu yazılıyor.

Belçika merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan William Yang da ABD'nin Venezuela'ya yönelik hamlesinin, Çin'in Tayvan'ı işgal etme olasılığı üzerinde "doğrudan ve önemli bir etki" yaratmayacağını savunuyor.

Yang, Pekin'in Tayvan hamlesinin, Çin'in ekonomik gidişatı, ordunun hazırlık seviyesi, Tayvan'ın iç siyasi durumu ve Washington'ın Taipei politikası gibi etkenlerle şekilleneceğini belirtiyor.

Independent Türkçe, Guardian, Reuters, CNN


"Zorlama" bulunan popüler dizinin yeni sezonuna yeşil ışık

Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)
Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)
TT

"Zorlama" bulunan popüler dizinin yeni sezonuna yeşil ışık

Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)
Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)

Fransa ve İtalya arasında bölünen bir sezonun ardından Emily in Paris yeniden "evine" dönüyor.

Netflix, Lily Collins'in başrolünde yer aldığı romantik komedi dizisine 6. sezon onayını verdiğini duyurdu. 

Onay haberi, 5. sezonun beklentileri karşılayan izlenme rakamlarıyla prömiyer yapmasından yaklaşık üç hafta sonra açıklandı. Sezon, ilk 11 günde dünya genelinde 26,8 milyon izlenmeye ulaşmıştı.

5. sezonda Collins'in hayat verdiği Emily, İtalya'ya giderek çalıştığı pazarlama ajansının Roma'daki ofisini açıyor. Burada yeni bir romantik ilişkiye de başlıyor ancak sonunda Paris'e dönmeyi tercih ediyor.

Dizinin yaratıcısı Darren Star, Emily'nin bu kararını geçen ay Hollywood Reporter'a şöyle değerlendirmişti:

Paris'teki kendi hayatını ve işini, uğruna bu kadar emek verdiği şeyi seçiyor. Sanırım kalbinin asıl olduğu yer de orasıydı ve bu, onun için şunu netleştirdi: Paris'te olmak istiyor, orada yaşamak istiyor. Bunun geçici bir şey olmadığını anlıyor.

Star ayrıca 6. sezonda Emily ve Lucas Bravo'nun canlandırdığı Gabriel'in "gelgitli" ilişkisinin yeniden gündeme gelebileceğini ima etmişti:

Bunun anında bir ilişkiye dönüşeceğini sanmıyorum ama insanların yeniden birbirlerinin kalbine giden yolu bulabileceğine inanıyorum. Bu, Emily ve Gabriel için de mümkün.

Star, aralık ayında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan, ülkenin en yüksek dereceli sivil nişanı Légion d'Honneur'un Şövalye rütbesini almıştı.

5. sezonun oyuncu kadrosunda Collins ve Bravo'nun yanı sıra Philippine Leroy-Beaulieu, Ashley Park, Samuel Arnold, Bruno Gouery, William Abadie, Lucien Laviscount ve Minnie Driver gibi isimler yer alıyor.

Yayın hayatına 2020'de başlayan dizinin 5. sezonu, ne eleştirmenlerden ne de izleyiciden beklenen karşılığı aldı.

Bazı izleyiciler, 5. sezon için "zorlama" ifadesini kullanmış ve "tekrar eden" hikayelerden oluştuğunu savunmuştu. Bir kullanıcı, "Bu, dizinin şimdiye kadar yapılmış en kötü sezonu" diye yazarken, bir diğeri "Yapımcıların anlatacak hikayesi yokmuş gibi görünüyor" yorumunda bulunmuştu.

Eleştirmenler ise 5. sezonun, dizinin şimdiye kadarki en zayıf halkası olduğunu yazmıştı.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, TechRadar, HELLO!, Variety


Venezuela operasyonu: Petrol devlerine bir ay önceden haber salınmış

ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)
ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)
TT

Venezuela operasyonu: Petrol devlerine bir ay önceden haber salınmış

ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)
ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela operasyonuna hazırlanmaları için petrol devlerine haftalar öncesinden talimat vermiş.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan yetkililer, Trump'ın harekat öncesi petrol şirketlerine “Hazır olun” mesajı gönderdiğini söylüyor.

ABD Başkanı'nın, geçen ay gönderdiği bu mesajın ardından operasyonun detaylarını firmalarla paylaşmadığı belirtiliyor.

Kaynaklar, Enerji Bakanı Chris Wright ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Venezuela'ya yeni yatırımlar için petrol şirketleriyle görüşmeye başladığını da aktarıyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de gazeteye gönderdiği e-postada, Trump'ın Amerikan petrol devleriyle ortak çalışmak istediğini belirtti.

ABD'nin cumartesi günü düzenlediği operasyonla ülkeden çıkarılan Venezuela lideri Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores hakkında "uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD'ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma" suçlarından hukuki işlem başlatılmıştı.

Maduro ve Flores, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada suçlamaları reddetmişti.

WSJ'nin analizinde, davanın görüldüğü gün Chevron'un hisselerinde yüzde 5, Exxon Mobil'ın hisselerinde yüzde iki, ConocoPhillips'in hisselerindeyse yüzde 3 artış yaşandığına dikkat çekiliyor.

Trump yönetimi, ülkedeki petrol üretimini artırarak Venezuela ekonomisini canlandırmak istiyor. Böylece Venezuela'dan ABD'ye göçmen akışının durdurulması ve tüketiciler için enerji fiyatlarının düşük tutulması hedefleniyor.

Ancak Venezuela'da faaliyet gösteren tek Amerikan petrol şirketi Chevron, henüz yatırımları hızlandırmayı veya üretimi artırmayı hedeflemiyor.

Exxon veya ConocoPhillips de ülkeye yatırım yapmaya yönelik herhangi bir plan açıklamadı.

Analizde, petrol şirketlerinin ikna edilememesinin Trump'ın Venezuela'daki stratejisine darbe vurabileceği yorumu yapılıyor.

CNN'in sektör kaynaklarından aktardığına göre petrol devlerinin Venezuela piyasasına girmekten çekinmesinin üç temel nedeni var. Bunlardan ilki, Maduro sonrası dönemde ülkenin durumunun henüz istikrar kazanmamış olması. Latin Amerika ülkesinin petrol endüstrisi harap olmuş durumda, ayrıca Washington'ın ülkedeki petrol varlıklarına el koyması ihtimali de firmaları endişelendiriyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN, Reuters