Batı ve Doğu: İkiyüzlülüğün çifte standardı

Herkesin Batı'nın ikiyüzlülüğü ve demokrasisiyle alay etme hakkı var, ancak kendi bölgelerinde alternatif bir model olup olmadığını sormak da onların görevi

Bir yerde adaletsizlikten bahsedip başka yerdekini görmeyen, aslında dünyanın en kötüsünü savunuyor demektir (AFP)
Bir yerde adaletsizlikten bahsedip başka yerdekini görmeyen, aslında dünyanın en kötüsünü savunuyor demektir (AFP)
TT

Batı ve Doğu: İkiyüzlülüğün çifte standardı

Bir yerde adaletsizlikten bahsedip başka yerdekini görmeyen, aslında dünyanın en kötüsünü savunuyor demektir (AFP)
Bir yerde adaletsizlikten bahsedip başka yerdekini görmeyen, aslında dünyanın en kötüsünü savunuyor demektir (AFP)

Refik Huri

Şairin dediği gibi Doğu’da hepimizin derdi aynı, ancak dert tek değil. Ne Doğu, tek bir örtü altında ve tarihin yastığında uyuyan homojen bir blok, ne de Batı coğrafya tarafından tanımlanan katı bir blok. Günümüzün popüler ifadeleri, ideolojinin sona ermesinin ardından ideolojik bir yük taşıyor gibi görünüyor.

Dini ideolojik bir grubu ve solun kalıntılarını içeren “direniş ekseni”, Batı'yı “kolektif Batı” olarak tanımlamakta ısrar ediyor. Batılı seçkinler de Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore, Venezuela ve Nikaragua'yı “huzursuzluk ekseni” ve hatta “şer ekseni” içinde gruplandırmaya kararlı.

Küresel Güney terimi, sanal bedene giydirilmiş gevşek, politik olarak uyarlanmış giysiden başka bir şey değil. Taliban yönetimindeki Afganistan'ın Güney Afrika ve Mandela'nın mirasıyla ne ortak noktası var? Bu nasıl bir Doğu ki, bazıları emperyalist emellere sahip nükleer silahlı devletlerle, halklarına ekmek, ilaç ve barınma bile sağlayamayan ülkeleri bir araya getiriyor? Devletler arasındaki eşitsizlikler ve her devletin içindeki eğilimlerin çeşitliliğiyle Batı nasıl kolektif Batı olabilir?

Büyükler bir “belirsizlik çağı”ndan bahsediyor ve hazır cevapları olanlar, dünyayı önlerinde duran açık bir kitap gibi tasvir ederek kendilerini kandırıyorlar. Dünya, hazır cevaplarla, hatta kesin sorularla bile anlaşılabileceğinden çok daha karmaşık. Tek taraflı bir bakış açısı, gerçeği dört açıdan görmekten kaçmaktır. Ne Gazze savaşı yalnızca, Filistin davası için ABD ve Avrupa'nın üniversitelerinde ve sokaklarında yaşanan aktivizmin ortasında Batı'nın ve demokrasisinin “sahte ahlakını” açığa çıkardı. Ne de Ukrayna savaşı sadece Rusya ve savunucularının çifte standartlarını ortaya koydu. Filistin halkına ve Ukrayna halkına yönelik adaletsizlik aynıdır ve bir yerde adaletsizlikten bahsedip başka yerdekini görmeyen herkes, aslında dünyanın en kötüsünü savunmaktadır.

Doğu'daki herhangi bir tarafın Batı'nın ve demokrasisinin ikiyüzlülüğüyle alay etme hakkı var, ancak etrafına bakıp şu soruyu sormak da görevidir: Doğu'da hangi alternatif demokrasi mevcut? Çin, Rusya, Kuzey Kore, İran, Nikaragua ve Venezuela'daki cazip model nedir?

Sovyet döneminde, Batı'daki liberal düzene ideolojik, ekonomik, ahlaki ve askeri bir alternatif vardı. Peki, Batı'nın eksikliklerine, zayıflıklarına ve İsrail yanlısı politikalarına rağmen bugün alternatif nedir? Çarlar gibi genişleme arayışında olan Vladimir Putin tarafından yönetilen Rusya ile Sovyetler Birliği ve Marx, Engels, Lenin ve Stalin'in tüm mirası arasındaki ilişki nedir? Komünist Parti tarafından yönetilen Çin, özellikle Başkan Şi Cinping döneminde, ideolojisini içeride pekiştirmenin yanı sıra yurt dışına da yaymak mı istiyor? Yoksa öncelikleri ekonomi, ticaret ve “Kuşak ve Yol” projesi aracılığıyla nüfuzunu genişletmeye mi odaklanıyor? Ekonomik kriz ve özgürlüklerin baskı altında olduğu bir dönemde, İran’ın tek bir mezhebe hapsolmuş dini ideolojiden başka nesi var? İran ve Kuzey Kore'yi savunanlar arasında kim Tahran veya Pyongyang'da yaşamak ister ki?

Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu'nda Küresel İlişkiler Profesörü olan Hal Brands soruyor: “ABD, ahlaksızlık çağında, liberal dünyayı anti liberalizm yoluyla kurtarabilir mi?” Cevabı, “liberal bir süper güç stratejisi, demokratik hedefleri ihlal etmeden güç dengesi sanatıdır ve ABD bunun ne kadar zor olduğunu keşfedecektir” sonucuna varan bir çalışma vermektedir. İlahiyatçı Reinhold Niebuhr, “İyi bir şey yapmak için kaç tane kötü şey yapmalıyız?” demişti. “Ahlaksızlık Çağı”ndaki denklem, özgürlüğe uygun bir dünyayı korumanın tek yolunun kirli ortaklara kur yapmak ve kirli işlere bulaşmak olduğudur. Bu denklem, dünya bir dönüm noktasına ulaşmadan önce sadece bir istisnaydı. 1940'ta Hitler'in Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop, “İkinci Dünya Savaşı bir kaza değil, bir sistemin diğerini yok etme kararlılığı meselesidir” demişti. Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atma emrini veren ABD başkanı Harry Truman ise “ABD, Soğuk Savaş'ı alternatif yaşam biçimleri arasındaki bir mücadele olarak yürüttü” demekten çekinmemişti.

Soğuk Savaş'tan sonra, ideolojik çatışmanın yerini çıkar çatışmasının aldığı söylendi. Ancak çıkar çatışması, ideolojik çatışmadan daha az tehlikeli değildi. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre 19. yüzyılda, Avrupalı ​​güçlerin nüfuz, sömürgeler ve çıkarlarına hizmet eden her şey için mücadele ettiği dönemden öğrendiğimiz ders budur. 20. yüzyılda ideolojiler ve çıkarların çatıştığı dönemde de aynı dersle karşı karşıya kaldık. Birinci Dünya Savaşı'nda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu da dahil olmak üzere rejimler devrildi. Nazizm, faşizm ve Japon militarizmi İkinci Dünya Savaşı'nda devrildi. Sovyetler Birliği ve sosyalist blok ise Soğuk Savaş'ta devrildi.

Bugün yaşanan en tehlikeli husus, çıkarların ulusal güvenlik politikalarıyla birleşmesi ve her çatışmanın bir varoluş savaşı gibi görünmesidir. Ukrayna savaşı, NATO'nun kendi sınırlarına kadar genişlemesinden korkan Rusya ile NATO ve Avrupa Birliği'ne katılmak isteyen Ukrayna arasında varoluşsal bir mücadeleye dönüştü. Gazze Savaşı, Hamas ve Netanyahu hükümeti için varoluşsal bir savaştır. Hamas, ne kadar uzun sürerse sürsün ve ne kadar büyük fedakarlıklar gerektirirse gerektirsin, Filistin'i denizden nehire özgürleştirmek için savaşıyor. Batı Şeria'daki Filistin Ulusal Otoritesi'ne karşı ve bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek için geçmişte Hamas'a bahis oynayan Netanyahu, bugün Hamas'ın ortadan kaldırılmasının Filistin kozunu İran'ın elinden alacağına ve özgürleştirme projesini sona erdireceğine, Batı Şeria'yı ilhak ederek denizden nehire tek bir İsrail devleti kurma olanağı sağlayacağına inanıyor. İran'a karşı savaş da varoluşsal bir savaştır.

Dolayısıyla bir çifte standart söz konusu; Rusya'ya karşı Ukrayna'yı destekleyen ve Ukrayna şehirlerine yönelik Rus saldırılarını kınayan Batılı hükümetler, İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki soykırım savaşına varan suçlarına göz yumuyorlar. Bu arada, direniş ekseni Gazze'deki soykırım savaşına odaklanıyor ama Rusya'nın Ukrayna'daki ilerlemelerini alkışlıyor. Konfüçyüs’ün “Sözcüklere yeniden anlam yüklemekten kaçının” sözü ne kadar bilgeymiş.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Panama Kanalı krizinde karar: Çin’e diplomatik darbe vuruldu

Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
TT

Panama Kanalı krizinde karar: Çin’e diplomatik darbe vuruldu

Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)

ABD ve Çin arasındaki Panama Kanalı tartışması, Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketiyle ilgili verilen kararın ardından tekrar alevleniyor. 

Panama Yüksek Mahkemesi'nin sitesinde dün gece açıklanan kararda, CK Hutchison'ın liman sözleşmesinin "Anayasa'ya aykırı olduğu" hükme bağlandı.  

Çinli iş insanı Li Ka-shing'in sahibi olduğu şirket, kanalın her iki yakasında da tesise sahip. Balboa ve Cristobal adlı limanları işleten firma, ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'in Panama Kanalı'nın kontrolünü ele geçirdiğini iddia etmesiyle başlayan diplomatik krizin ortasında kalmıştı. 

Buna çözüm olarak firma Panama Kanalı'nın iki yakasındaki stratejik limanlara ait hisselerini, Amerikan varlık yönetim şirketi BlackRock liderliğindeki konsorsiyuma 22,8 milyar dolar karşılığında satmayı 4 Mart'ta kabul etmişti.

Ancak Pekin, sert tepki gösterdiği satış işlemleri hakkında inceleme başlatmıştı. Ayrıca CK Hutchison Holdings'in limanlarla ilgili Panama yönetimine 300 milyon dolara yakın borcu olduğu da bildirilmişti.

New York Times (NYT) ve Wall Street Journal (WSJ), henüz tamamlanmayan anlaşmanın mahkeme kararından nasıl etkileneceğinin belirsiz olduğunu yazıyor. 

WSJ'nin analizinde, firmanın limanlardaki faaliyetlerini durdurmak zorunda kalabileceğine dikkat çekiliyor. Şirketin, Yüksek Mahkeme kararına itiraz hakkı yok ancak kararla ilgili çeşitli açıklamalar isteyerek lisans iptal sürecini uzatabilir. 

Panama yönetiminin, lisans iptalinin ardından yeni ihale süreci başlatılana kadar limanları yönetmesi için bir şirketi görevlendirebileceği belirtiliyor.

Panama Yüksek Mahkemesi'nin kararında "siyasi baskının önemli rol oynadığı" savunuluyor. Kararın "Başkan Trump için Batı Yarımküre'deki güvenlik hedeflerinde bir zafer kazandırdığı, Çin'in ise bölgedeki etkisini zayıflattığı" ifade ediliyor. 

ABD'nin 3 Ocak'ta Venezuela'ya düzenlediği baskında lider Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasıyla Çin'in halihazırda Latin Amerika'daki önemli bir müttefikini yitirdiği hatırlatılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times


İran senaryoları: Trump, Amerikan komandolarını gönderebilir

Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

İran senaryoları: Trump, Amerikan komandolarını gönderebilir

Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’a kara harekatı seçeneğini değerlendirdiği belirtiliyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla New York Times'a (NYT) konuşan yetkililer, İran'a saldırı seçenekleri arasında Amerikan komandolarının ülkeye gönderilmesinin yer aldığını söylüyor. 

Bu plana göre özel harekatçılar, ABD'nin haziranda düzenlediği saldırıda hasar görmeyen nükleer tesislere saldırı düzenleyecek. 

NYT, Amerikan komandolarının İran ve benzeri hedef ülkelere girerek nükleer tesisleri veya diğer stratejik değere sahip hedefleri vurmak için uzun süredir özel eğitim aldığını yazıyor. 

Analizde "en riskli seçenek" diye nitelenen alternatifle ilgili Beyaz Saray'ın net bir karara varmadığı aktarılıyor. 

Trump, önceden İran'a kara saldırısı hakkında çekincelerini dile getirmiş, 1979 İslam Devrimi'nin ardından patlak veren rehine krizini hatırlatmıştı. 

ABD'nin Tahran Büyükelçiliği'ni basan İranlılar, 52 Amerika vatandaşını 444 gün boyunca rehin tutmuştu. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, 1980'de Kartal Pençesi Operasyonu'nu başlatarak Delta Force birliklerini İran'a göndermiş, başarısız harekatta bir İranlı sivil ve 8 Amerikan askeri ölmüştü.

Trump, 11 Ocak'ta NYT'de yayımlanan söyleşisinde, Venezuela'ya düzenledikleri kara operasyonunun Carter'ın harekatı gibi başarısızlığa uğramadığını vurgulayarak övünmüştü. 

Amerikan gazetesinin analizine göre Pentagon'un Trump'a sunduğu seçenekler arasında, ülkedeki askeri ve güvenlik tesislerine saldırı düzenleyerek dini lider Ali Hamaney'in devrileceği koşulları oluşturmak da yer alıyor. 

İsrail ise hazirandaki saldırıların ardından İran'ın balistik füze programını büyük ölçüde yeniden inşa ettiğini savunuyor. Tel Aviv yönetimi, ABD'nin İran'a saldırması halinde Tahran'dan kuvvetli bir misilleme geleceğini düşünüyor. 

Bu nedenle İsrail'in, ABD'yle ortak operasyon düzenleyerek İran'ın balistik füze tesislerini vurmak istediği aktarılıyor.

Wall Street Journal'ın 28 Ocak'taki analizinde, Devrim Muhafızları'nın elinde İsrail'e ulaşabilecek yaklaşık 2 bin adet orta menzilli balistik füze ve önemli miktarda kısa menzilli füze stoku bulunduğu belirtilmişti.

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta yapmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda 6 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, 42 bin 486 kişinin gözaltına alındığını savunmuştu.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal


Ukrayna ordusunda insan gücü eriyor: “2 milyon kişi asker kaçağı”

ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
TT

Ukrayna ordusunda insan gücü eriyor: “2 milyon kişi asker kaçağı”

ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)

Ukrayna ordusu, Rusya’ya karşı savaşacak asker bulmakta zorlanıyor. 

Wall Street Journal’ın analizinde, Ukrayna açısından bu yıl savaşın gidişatını belirleyecek en önemli unsurlar arasında insan gücünün yer aldığı belirtiliyor. 

Genç askerleri hızlı şekilde yetiştirip cepheye göndermek için tasarlanan "Sözleşme 18-24" programının, deneyimsiz kişileri tehlikeli savaş bölgelerine göndererek önemli kayıplara yol açtığına dikkat çekiliyor. 

18 yaşına girdiği gibi yoğun çatışmaların yaşandığı Pokrovsk cephesine gönderilen Kirilo Horbenko’nun ekimde ölmesi de buna örnek gösteriliyor. Genç asker sadece 6 ay görev yapabilmiş.

Program, genç askerlere yüksek maaş ve üniversite kontenjanı dahil çeşitli avantajlar sunarken, karşılığında 6 aylık askeri eğitim veriyor.

18 yaşındaki Vıyaçeslav Malets de ailesinin isteğine karşı gelerek geçen yıl Almanya'dan memleketi Ukrayna'ya dönüp savaşa girdi. Programa katılan ilk asker olan Malets, cephedeki hizmetlerinden dolayı Devlet Başkanı Volodimir Zelenski tarafından eylülde madalyayla ödüllendirildi.

Ancak genç savaşçı, bir ay sonra Pokrovsk cephesinde mayına basarak yaşamını yitirdi. 

Bu gelişmelerin ardından program, 18-24 yaşındaki gençleri cepheden uzaktaki drone operasyonu görevlerine yönlendirmeye başladı.

14 Ocak’ta göreve başlayan Savunma Bakanı Mihaylo Federov, bu pozisyondaki ilk açıklamasında insan gücü sıkıntısına dikkat çekmiş, 2 milyon Ukraynalının askerlikten kaçtığını söylemişti.

Ayrıca 200 binden fazla askerin firar ettiğini, bunun Ukrayna ordusunun beşte birine tekabül ettiğini vurgulamıştı. 

Ukrayna'nın cephe hatlarını düzenli olarak ziyaret eden ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden Rob Lee, şunları söylüyor: 

İnsan gücü, 2026’da Ukrayna'nın savaş alanında nasıl bir performans göstereceğini belirleyecek en önemli unsur. Bu, aynı zamanda Rusya'nın ne kadar ilerleyebileceğini de belirleyecek.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade ediliyor. Ukrayna içinse bu rakam 600 bin civarında. 

Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times