Ortadoğu, yenilikçi tarım sistemleri yoluyla küresel gıda şoklarıyla yüzleşiyor

Dünya Bankası, yeşil işlere yatırım yapma ve büyüme oranlarını artırma ihtiyacına dikkati çekti

Dünya Bankası, bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor (AFP)
Dünya Bankası, bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor (AFP)
TT

Ortadoğu, yenilikçi tarım sistemleri yoluyla küresel gıda şoklarıyla yüzleşiyor

Dünya Bankası, bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor (AFP)
Dünya Bankası, bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor (AFP)

Halid el-Menşavi

Yakın tarihli bir rapor, küresel gıda sisteminde son birkaç yılda yaşanan benzeri görülmemiş şokların Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesini ciddi şekilde etkilediğini ortaya koydu.

Bölgenin gıda maddeleri ithal ettiği göz önüne alındığında iklim değişikliğinden, özellikle de artan su kıtlığından ciddi şekilde etkilendi.

Ayrıca tedarik zincirlerini bozan, gıda fiyatlarını rekor seviyelere iten ve gıda güvensizliği krizine yol açan küresel piyasa şoklarına karşı oldukça savunmasız durumda.

Bölgede çiftçiler ve ihtiyaç sahibi gruplar, en çok etkilenenler arasında. Bu durum, sağlık ve geçim kaynakları üzerindeki uzun vadeli etkileriyle tehdit edici bir durum. 

Dünya Bankası, bu ihtiyaçlara hızla cevap verdiğini açıkladı. Öyle ki Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olanları destekleyen acil durum programlarına yaklaşık 1 milyar dolar destek sağladı.

Ayrıca geleceğe baktığımızda, şoklara dayanabilecek tarım ve gıda sistemleri inşa etmenin bölgede en önemli öncelik olduğuna dikkat çekti.

Banka, iklim dostu tarımdan gıda piyasalarındaki çarpıklıkların giderilmesine, destek sistemlerinde reform yapılmasına ve iklim risklerinin, afetlerin ve su yönetiminin ele alınmasını sağlamak için finansal piyasalara güvenmeye kadar pek çok alanda ve sektörde yatırım yapma ve çalışma, tarımsal endüstrileri geliştirme ve yeşil işlerdeki büyüme oranlarını artırma gerekliliğine dikkati çekti. 

Yemen'deki çatışmalar krizi daha da derinleştirdi

Dünya Bankası, özellikle Yemen, Ürdün, Fas ve Mısır'da bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor.

Yemen'deki çiftçiler, karşılaştıkları birçok engele rağmen kendileri ve toplulukları için gıda üretmenin yenilikçi yollarını buluyor.

Sebze çiftçisi Zeyd Salih ed-Darbi, birçok zorlukla karşı karşıya kalan çiftliğini bir verimlilik modeline dönüştürdü.

Yemen'de toplumsal korumayı geliştirmeye ve korona salgınına müdahale etmeye yönelik acil durum projesi çerçevesinde Dünya Bankası'nın desteğiyle Zeyd, çiftliğinin değişen iklim koşullarına uyum sağlayabilmesi için daha az su kullanan damla sulama sistemi, ürünlerini korumak için gölgelik ağları, elektrik jeneratörü ve gübre gibi temel ve gerekli malzemeleri edindi.

Ayrıca doğru tarım uygulamalarına ilişkin eğitimin, kendisi ve ailesi için mahsul verimliliğinin ve geçim kaynaklarının arttırılmasında önemli bir etkisi oldu.

Bu bağlamda Zeyd, "Hayatımızı değiştiren sadece malzemeler değil, bilgi ve becerilerdir. Sadece hayatta kalmaktan müreffeh bir yaşama nasıl geçeceğimizi öğrendik. Gıda yaşamın kaynağıdır" dedi. 

Zeyd'in çiftliği, Yemen'deki tarihi Sana şehrine yaklaşık 100 km uzaklıktaki Zamar vilayetindeki Cahran'da bulunuyor. Zeyd gibi vatandaşların çabaları Yemen'de son derece önemli.

Dünya Bankası'nın Yemen'deki yaklaşımı, halka nakit transferleri ve gıda yardımı gibi acil yardım ve destek sağlamanın yanı sıra tarımsal üretim gibi dayanıklı hizmet ve sistemler oluşturmaya yönelik uzun vadeli yatırımları da içeriyor.

Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşları ve yerel kuruluşlarla ortaklıklar çerçevesinde 2016 yılından bu yana Yemen'deki insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesine yardımcı olmak amacıyla Uluslararası Kalkınma Birliği'nden 3,7 milyar dolardan fazla hibe sağladı.

Ürdün'de gıda sistemi kapasitesinin güçlendirilmesi

Dünya Bankası, Ürdün'de gıda sisteminin şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirmek için destek sağlıyor ve çok yönlü bir yaklaşım benimsiyor.

Bu durum, iş fırsatları yaratmak için iklim dostu tarımsal üretime yeni yatırımları, yeni nesil çiftçilerin ve uzmanların su verimliliği ve iklime dayanıklı tarım yöntemlerine liderlik etme kapasitesini geliştirmeyi ve iyi uygulamaları ve yenilikleri benimsemeye devam etmeyi içeriyor.

Ayrıca Ürdün'ün yeni Ulusal Gıda Güvenliği Stratejisi ile tutarlıdır.

Devam eden bu çalışmanın bir örneği, Ardi olarak bilinen Tarım Sektörünün Dayanıklılığının Artırılması, Değer Zincirinin Geliştirilmesi ve İnovasyon projesidir.

Bu proje, iklim dostu tarım uygulamalarının hayata geçirilmesi amacıyla yaklaşık 30 bin tarımcı aileye finansman sağlamak üzere 2023 yılı başında hayata geçirildi. 

Pilot proje, yüksek su verimliliğine sahip topraksız teknoloji kullanarak, marjinal bölgelerde ticari meyve ve sebze üretimine yönelik yenilikçi bir sosyal girişim modelini teşvik etmek için, yüksek değerli, sosyal açıdan kapsayıcı ve su açısından verimli tarım yöntemlerini keşfetmeyi amaçlıyor.

Başta kadınlara ve gençlere olmak üzere yaklaşık 12 bin iş olanağı sağlanması bekleniyor. Projenin destekleyeceği faaliyet türleri arasında Tarım Bakanlığı tarafından hâlihazırda desteklenen örnekler yer alıyor.

Bu örneklerden biri de hidrofonik ve aeroponik tarım alanında eğitim almış Ürdünlü çiftçi Lina Madalbouh'dur.

Kendisi, "Zorluklarla yüzleşmek ve çözüm bulmak konusunda değerli deneyimler kazandım" ifadelerini kullandı. 

Lina, toprak yerine su kullanarak hidroponik yoluyla yüksek kaliteli, yüksek yoğunluklu mahsuller üretmeyi başardı.

Bu yeni teknoloji, su tüketimini yüzde 80 oranında azaltıyor ve çiftliğin verimliliğini büyük ölçüde artırıyor. Ayrıca ailesine ve çevresindeki topluluğa fayda sağlıyor. 

Ürdün Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden mezun olan Fatima Ebu Aklik (22 yaşında) de su ürünleri yetiştiriciliği ve balık yetiştiriciliği eğitimi aldı ve şu anda Ceraş'taki Faysal fidanlığında çalışıyor. Ceraş, başkent Amman'ın kuzeybatısında tepeler ve ovalarla dolu verimli bir bölge olarak biliniyor. 

"Eğitim, bana birçok fırsat sağladı ve geniş kapılar açtı" diyen Fatıma, balıkların ürettiği besin maddelerini bitkiler için kimyasal olmayan gübreye dönüştürmek üzere yeni becerilerini kullanıyor.

Dünya Bankası'nın belirttiğine göre Lina ve Fatıma, şimdi ve gelecekte sonuç verecek sürdürülebilir gıda sistemleri oluşturmak için yenilikçi uygulamaları benimseyen genç nesil çiftçiler arasında yer alıyor. 

Fas'ta iklim değişikliğinin etkileri kötüleşiyor

Fas'ta ise iklim değişikliğinden ciddi şekilde etkilenen geniş tarım arazileri var. Art arda yaşanan kuraklıklar, beklenmedik şiddetli fırtınalarla birlikte yeni tarım ve su kaynakları yönetimi yöntemlerinin benimsenme hızını artırdı.

Dünya Bankası, Fas'ın karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmesi için üç proje ve program aracılığıyla Fas'a destek sağlıyor.

Bu proje ve programlar; Tarımsal gıda değer zincirlerini güçlendirme programı, Sonuç Programı finansman aracını kullanan Yeşil Nesil projesi ve Tarımda Dayanıklı ve Sürdürülebilir Su Kaynakları Yönetimi projesidir.

Hepsi tarımsal gıda sektörüne yatırımı teşvik etmek, özellikle gençler için ek iş olanakları yaratmak, kırsal kesimde gelirleri artırmak, bu sektörün katma değerini artırmak, ayrıca tarımsal gıda ihracatını geliştirmek ve birçok krizle mücadelede dayanma gücünü artırmak için çalışıyor.

Rabat'ta yeni toptan satış pazarının inşaatının tamamlanmaya yaklaşmasıyla tarımsal gıda değer zincirlerini güçlendirmeye yönelik program çerçevesinde etkileyici sonuçlar elde edildi.

Örneğin 2017 yılında 566 bin 800 bin ton karşısında 2022 yılında 765 bin 684 bin ton narenciye, 2017 yılında 73 bin 129 bin ton karşısında 100 bin 937 bin ton zeytin ve 2017 yılında 10 bin ton karşısında 12.130 bin ton yüksek kaliteli zeytinyağı paketlenip ihraç edildi. 

Yeşil Nesil programı, tarım-gıda sektöründe genç istihdamını teşvik etmek amacıyla bölgesel merkezlerin kurulması, dört toptan satış pazarının modernizasyonu ve istihdam fırsatlarını ve değer zincirlerinin verimliliğini (örneğin su verimliliği) artırmak için dijital araçların geliştirilmesi de dahil olmak üzere birçok faaliyeti destekliyor. 

Tarımda Dayanıklı ve Sürdürülebilir Su Kaynakları Yönetimi Projesi, sulama ve drenaj yöntemlerini modernize etmek, su yönetimini desteklemek ve zaten sınırlı olan su kaynakları üzerindeki baskıyı artıran şiddetli sıcak hava dalgaları ve kuraklıkla karşı karşıya kalan çiftçilere tarımsal tavsiyeler sağlamak için çalışıyor.

Mısır'da farklı uygulamalar

Mısır'da ise şoklara karşı dayanıklılık oluşturmak, gıda üretim zincirinin çeşitli aşamalarında eyleme geçmeyi gerektiriyor.

Öyle ki Mısır hükümeti, tahıl depolama kapasitesinin iyileştirilmesi ve genişletilmesi gibi çok yönlü bir yaklaşım izledi.

Bu durum, gıda üretim sistemindeki israfın azaltılmasına yardımcı olacak ve özellikle dış şoklar karşısında buğdayın düzenli olarak bulunabilirliğinin devam etmesini sağlayacak.

Dünya Bankası'nın acil gıda güvenliği ve dayanıklılık projesi, Mısır'daki gıda tahıl silolarının genişletilmesi ve yenilenmesine yönelik bu çabalar çerçevesinde geliyor.

Verimliliğin artırılması, yedi silonun genişletilmesi ve iki yeni silo inşa edilmesini kapsayan bu proje kapsamında Yukarı Mısır'daki Asyut silosu genişletilecek ilk silo olma özelliğini taşıyor.

Böylece Asyut silosunun depolama kapasitesi, mevcut 60 bin ton tahıl seviyesinden yıllık 100 bin tona çıkacak.

Asyut silolarının yönetici Ahmed Hüseyin İbrahim, yaptığı açıklamada "Bu durum, kesinlikle ek silo veya harici depo kiralamak zorunda kalmadan tüccarlardan, çiftçilerden, kamu ve özel sektör şirketlerinden maksimum miktarda buğday almamıza yardımcı olacaktır. Silo kapasitesinin artırılması bölgedeki iş olanaklarını da artıracak" dedi.

Ekmek, Mısır'ın temel gıda maddesi olduğu için Dünya Bankası'nın gıda güvenliği projesi, yaklaşık 70 milyon düşük gelirli Mısırlıya sürekli olarak ekmek sağlayan ekmek sübvansiyonu programlarını destekleniyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Şahbaz Şerif, Pakistan'ın borçlarının ödenmesinde oynadığı "önemli" rol nedeniyle Suudi liderliğine teşekkür etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 12 Mart 2026'da Cidde'de Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif ile görüştü (Arşiv-SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 12 Mart 2026'da Cidde'de Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif ile görüştü (Arşiv-SPA)
TT

Şahbaz Şerif, Pakistan'ın borçlarının ödenmesinde oynadığı "önemli" rol nedeniyle Suudi liderliğine teşekkür etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 12 Mart 2026'da Cidde'de Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif ile görüştü (Arşiv-SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 12 Mart 2026'da Cidde'de Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif ile görüştü (Arşiv-SPA)

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ülkesinin mevcut mali krizleri aşmasında oynadığı kritik rol nedeniyle Suudi Arabistan yönetimine  teşekkür etti.

Şerif bugün, Bakanlar Kurulu toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, Pakistan’ın büyük mali yükümlülüklerini Riyad ile yürütülen yakın iş birliği sayesinde yerine getirebildiğini belirtti.

Pakistan Başbakanı, ülkesinin yaklaşık 3,5 milyar dolar tutarındaki zorunlu dış borçlarını, ikili krediler kapsamında geri ödemeyi başardığını açıkladı. Bu çerçevede Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a özel teşekkürlerini ileten Şerif, her iki ismin de bu büyük mali sorunların çözümünde ‘kilit rol oynadığını’ vurguladı. Bu katkının, Pakistan Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin mevcut seviyelerde istikrar kazanmasına yardımcı olduğu ifade edildi.

Şerif, ortaya çıkan olumlu sonuçların, iki ülke arasında karşılıklı iş birliğinin güçlendirilmesi ve kurumsal düzeyde bürokratik engellerin kaldırılmasının doğrudan bir sonucu olduğunu belirtti.

Pakistan Başbakanı ayrıca, kalan ekonomik sorunların da bu iş birliği yaklaşımı sayesinde kısa sürede çözüme kavuşacağına olan güvenini dile getirerek, ülkesinin bölgesel ve uluslararası barışı destekleme çabalarının sürdüğünü vurguladı.


Çin yatırımı artırıyor: Endonezya alüminyum devi olma yolunda

Endonezya hükümeti, işlenmiş ürün ihracatını artırarak daha fazla katma değer elde etmek için alüminyum üretiminde kullanılan boksit cevherinin ihracatını 2023'te yasaklamıştı (Reuters)
Endonezya hükümeti, işlenmiş ürün ihracatını artırarak daha fazla katma değer elde etmek için alüminyum üretiminde kullanılan boksit cevherinin ihracatını 2023'te yasaklamıştı (Reuters)
TT

Çin yatırımı artırıyor: Endonezya alüminyum devi olma yolunda

Endonezya hükümeti, işlenmiş ürün ihracatını artırarak daha fazla katma değer elde etmek için alüminyum üretiminde kullanılan boksit cevherinin ihracatını 2023'te yasaklamıştı (Reuters)
Endonezya hükümeti, işlenmiş ürün ihracatını artırarak daha fazla katma değer elde etmek için alüminyum üretiminde kullanılan boksit cevherinin ihracatını 2023'te yasaklamıştı (Reuters)

Dünyanın en büyük nikel üreticisi Endonezya, Çinli firmaların yatırımlarıyla alüminyum sektöründe de ivme yakalamaya hazırlanıyor.

Güneydoğu Asya'nın popüler turistik noktalarından Bintan Adası, artık Çinli alüminyum şirketlerinin yatırımlarıyla gündemde.

Financial Times'ın analizine göre, Çin merkezli Shandong Nanshan Aluminium'un çoğunluk hissesine sahip olduğu Bintan'daki tesis, Güneydoğu Asya'nın en büyük alümina üretim merkezlerinden biri haline geldi. Alümina, genellikle ticari veya endüstriyel kullanım için işlenerek alüminyum oksit haline getiriliyor.

Çinli Tsingshan Holding Group da Endonezya'nın Kuzey Maluku bölgesinde 3 milyar dolarlık yeni bir alüminyum eritme tesisi kurulmasıyla ilgili görüşmeler yapıyor.

Goldman Sachs'ın tahminlerine göre Endonezya'nın küresel birincil alüminyum üretimindeki payı 2030'a kadar yüzde 1'den yüzde 5'e çıkacak. Ülke aynı zamanda küresel üretim artışının yüzde 40'ını tek başına karşılayabilir.

Ev eşyalarından savunma sanayine ve yapay zeka veri merkezlerine kadar geniş bir kullanım alanına sahip madenin tedarik zincirindeki kırılganlık, İran savaşıyla bir kez daha gündemde. Ortadoğu, küresel alüminyum arzının yaklaşık yüzde 10'unu sağlıyor.

Diğer yandan Endonezya'da alümina üretimi hızlı bir yükseliş gösterdi. 2022'de 3,3 milyon ton olan üretim, geçen yıl 5,9 milyon tona çıktı. Liman verileri de hem yerel hem ithal kaynaklardan yapılan sevkıyatların belirgin şekilde arttığını ortaya koyuyor.

Bu büyümenin arkasında önemli bir neden de Çin'deki üretim kısıtlamaları. Pekin yönetimi 2017'de alüminyum eritme kapasitesine üst sınır getirmişti. Bu nedenle Çinli şirketler yeni yatırımlar için yurtdışına yöneliyor.

Bazı uzmanlar, Endonezya'daki üretim artışının Ortadoğu kaynaklı kayıpları telafi edebileceğini savunuyor.

JPMorgan'dan Greg Shearer, son dönemdeki yüksek fiyatların Endonezya'daki kapasite artışını hızlandırabileceğini ancak yeni arzın etkisinin tesisler devreye girdikçe 2027'den itibaren hissedileceğini söylüyor.

Öte yandan aşırı arz riskine dikkat çeken Wittsend Commodity Advisors'ın başkanı Greg Wittbecker şu yorumu yapıyor:

Endonezya'daki bu metal üretiminin piyasayı bir anda aşırı arzla doldurarak yükseliş eğilimini sonlandırmasından endişeleniliyor. Yine de bu metale ihtiyacımız var.

Independent Türkçe, Financial Times, Fastmarkets 


‘İstikrara kaçış’, Suudi Arabistan gayrimenkul sektörünü canlandırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
TT

‘İstikrara kaçış’, Suudi Arabistan gayrimenkul sektörünü canlandırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)

Jeopolitik dalgalanmaların bölgesel yatırım haritasını yeniden şekillendirdiği bir dönemde Suudi Arabistan, ‘istikrarın kalesi’ ve sermaye için güvenli liman olarak öne çıktı. Uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, bu süreçte en büyük kazancı gayrimenkul sektörünün elde ettiğini ve sektörde yüzde 20 ila 30 arasında değişen olağanüstü bir büyüme kaydedildiğini belirtti. Uzmanlara göre bu canlanma tesadüfi değil; güçlü mali tamponlar ve Vizyon 2030 kapsamında yürütülen yapısal reform programlarının bir sonucu. Söz konusu politikaların, dış şokları absorbe etmede ve bölgesel krizleri sürdürülebilir büyüme fırsatlarına dönüştürmede yüksek etkinlik gösterdiği ifade ediliyor.

Ekonomik açıdan dikkat çeken bir diğer unsur ise mevcut bölgesel çatışmaların, Suudi Arabistan’ın esnek kamu politikalarıyla desteklenen cazip bir yatırım destinasyonu olduğunu daha görünür hale getirmesi oldu.

Bu gelişmelerin, özellikle krizlerden etkilenen ülkelerden gelen yatırımcı ve nüfus hareketliliği sayesinde gayrimenkul piyasasına doğrudan yansıdığı kaydedildi. Artan talep, konut ve otel doluluk oranlarında belirgin bir yükselişe yol açarken, ülkeye yönelik seyahat ve ekonomik faaliyetlerde de ivme kazandırdı.

Küresel ölçekte enerji, emtia ve tedarik zincirleri üzerindeki baskılara rağmen, Suudi gayrimenkul sektörünün pozitif yönde ayrıştığına dikkat çekiliyor. Nitekim, ülke genelinde kira getirilerinin ortalama yüzde 20 ila 30 arasında artış göstermesi, bu güçlü talebin somut göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu tablo, Suudi ekonomisinin zorlu küresel koşullara rağmen istikrarlı ve kazançlı bir yatırım ortamı sunma kapasitesini ortaya koyuyor.

Olumlu etki

Suudi yatırımcı ve Riyad Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu üyesi Muhammed el-Murşid, mevcut savaşın kısa vadede gayrimenkul talebi üzerinde ‘dikkate değer bir pozitif etki’ yarattığını belirtti. Murşid, özellikle Riyad, Cidde ve Doğu bölgesindeki büyük şehirlerde kira talebinin arttığını, ancak bunun tek başına belirleyici bir unsur olmadığını, daha önce başlayan bir eğilimi güçlendirdiğini ifade etti.

Murşid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu artışı, savaştan doğrudan etkilenen ülkelerdeki nüfus hareketliliğine bağladı. Bölgedeki hava sahalarının kısmen kapanması ve uçuşların aksaması nedeniyle, Körfez ülkelerinde bulunan yolcu ve yerleşiklerin daha istikrarlı bir merkez olarak görülen Suudi Arabistan’a yöneldiğini kaydetti.

Bu hareketliliğin bazı durumlarda kara yoluyla Riyad’a geçiş şeklinde gerçekleştiğini belirten Murşid, bunun kısa süreli kiralık konutlar ve otellere yönelik ani talep artışına yol açtığını, eşyalı konutlarda geçici baskı oluşturduğunu ve şirketlerin talebini artırdığını dile getirdi.

Murşid, “Bölgesel istikrarsızlık dönemlerinde şirketler, çalışanlarını daha güvenli ülkelere kaydırma ve daha istikrarlı siyasi ve ekonomik ortamlarda ofislerini güçlendirme eğilimindedir” dedi. Bu durumun, ekonomik ağırlığı ve göreli güvenlik istikrarı sayesinde Suudi Arabistan lehine sonuç verdiğini vurguladı.

Öte yandan küresel enflasyon baskılarının da etkili olduğuna dikkat çeken Murşid, savaş nedeniyle artan enerji fiyatları ile nakliye ve sigorta maliyetlerinin inşaat maliyetlerini yükselttiğini ifade etti. Küresel tahminlere göre bu faktörlerin, gayrimenkul fiyatlarını yüzde 15 ila 20 oranında artırdığı belirtildi.

Murşid, savaşın Suudi gayrimenkul sektöründe yüzde 20 ila 30 arasında bir canlanmaya katkı sağladığını belirterek, bunu Vizyon 2030 kapsamındaki programların etkili şekilde dış şokları absorbe etmesine ve artan nüfusla birlikte yükselen iç talebe bağladı.

Suudi Arabistan gayrimenkul sektörü ‘en büyük kazanan’

Eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Başen, Murşid’in değerlendirmelerine katılarak, Suudi Arabistan’daki gayrimenkul sektörünün mevcut jeopolitik gelişmelerin en büyük kazananı olduğunu vurguladı.

Başen’e göre bu başarının temelinde, tamamen iç dinamiklerle beslenen ve güçlü kalmayı sürdüren yerel talep yatıyor. Bölgedeki diğer sektörlerin dalgalanmalardan olumsuz etkilenmesine rağmen, gayrimenkul talebinin artmaya devam ettiği ifade edildi.

Başen ayrıca, dikkat çekici bir ekonomik paradoksa işaret etti. Hürmüz Boğazı’nın neredeyse tamamen kapanması nedeniyle küresel petrol arzında düşüş yaşanmasına rağmen, ham petrol fiyatlarındaki keskin artışın ihracat hacmindeki gerilemeyi telafi ettiğini belirtti. Bu durumun, toplam devlet gelirlerini artırarak kamu harcamalarının devamlılığını sağladığını dile getirdi. Artan gelirlerin, özellikle büyük ölçekli gayrimenkul projeleri ve altyapı yatırımlarına yönlendirilmesinin, piyasa için kritik bir güvence oluşturduğu ve sektörün dayanıklılığını güçlendirdiği değerlendiriliyor.

Üç motor

Başen, mevcut krizin tetiklediği ve piyasaya ek bir ivme kazandıran 3 temel unsuru belirledi:

1- Talepte geçici artış: İstikrar arayışındaki nüfus ve şirketlerin hareketliliğinin bir sonucu.

2- Fiyatlarda doğal artış: Küresel olarak artan inşaat ve lojistik maliyetleri nedeniyle.

3- Stratejik konumun pekiştirilmesi: Suudi Arabistan’ın, alternatifi olmayan bir ‘bölgesel yatırım merkezi’ olarak imajının güçlendirilmesi.

Başen, gelinen noktada Suudi gayrimenkul sektörünün ‘akıllı bir denge’ içinde hareket ettiğini belirtti. Buna göre sektör, bir yandan güçlü iç talep tarafından desteklenirken, diğer yandan bölgesel krizlerin tetiklediği dış talep fırsatlarından besleniyor.

Bu çift yönlü dinamik yapının, sektöre kısa ve orta vadede yüksek uyum kabiliyeti kazandırdığı ve değişen koşullara karşı dayanıklılığını artırdığı ifade ediliyor. Bu çerçevede Başen, gayrimenkul sektörünün Suudi ekonomisi içinde istikrarlı ve stratejik bir rol oynamayı sürdürdüğü değerlendirmesinde bulundu.

Suudi Arabistan’ın bölgesel bir yatırım cenneti olarak konumunun güçlendirilmesi

Genel tabloya ilişkin ortak değerlendirmede Başen ve Murşid, mevcut krizin Suudi Arabistan’ın ‘bölgesel yatırım merkezi’ konumunu yeniden pekiştirdiği konusunda görüş birliğine vardı. Uzmanlara göre bu tabloyu şekillendiren üç temel unsur öne çıkıyor: güvenliğe yönelen göç hareketleriyle oluşan güçlü talep artışı, küresel maliyetlerdeki yükselişle paralel ilerleyen fiyat artışları ve uluslararası düzeyde ulusal ekonomiye duyulan güvenin güçlenmesi.

İki uzman, Suudi gayrimenkul sektörünün bugün yüksek esneklik ve uyum kapasitesine sahip olduğuna dikkat çekti. Sektörün, sürdürülebilir iç talebe dayanan sağlam bir temel üzerine kurulu olduğu, bunun yanında bölgesel gelişmelerin tetiklediği dış talep ile de desteklendiği ifade edildi. Bu dinamik yapı sayesinde sektörün, kısa ve orta vadede cazibesini koruyarak diğer alanlara kıyasla üstün performans sergilemeye devam etmesinin beklendiği vurgulandı.