Ortadoğu, yenilikçi tarım sistemleri yoluyla küresel gıda şoklarıyla yüzleşiyor

Dünya Bankası, yeşil işlere yatırım yapma ve büyüme oranlarını artırma ihtiyacına dikkati çekti

Dünya Bankası, bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor (AFP)
Dünya Bankası, bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor (AFP)
TT

Ortadoğu, yenilikçi tarım sistemleri yoluyla küresel gıda şoklarıyla yüzleşiyor

Dünya Bankası, bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor (AFP)
Dünya Bankası, bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor (AFP)

Halid el-Menşavi

Yakın tarihli bir rapor, küresel gıda sisteminde son birkaç yılda yaşanan benzeri görülmemiş şokların Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesini ciddi şekilde etkilediğini ortaya koydu.

Bölgenin gıda maddeleri ithal ettiği göz önüne alındığında iklim değişikliğinden, özellikle de artan su kıtlığından ciddi şekilde etkilendi.

Ayrıca tedarik zincirlerini bozan, gıda fiyatlarını rekor seviyelere iten ve gıda güvensizliği krizine yol açan küresel piyasa şoklarına karşı oldukça savunmasız durumda.

Bölgede çiftçiler ve ihtiyaç sahibi gruplar, en çok etkilenenler arasında. Bu durum, sağlık ve geçim kaynakları üzerindeki uzun vadeli etkileriyle tehdit edici bir durum. 

Dünya Bankası, bu ihtiyaçlara hızla cevap verdiğini açıkladı. Öyle ki Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olanları destekleyen acil durum programlarına yaklaşık 1 milyar dolar destek sağladı.

Ayrıca geleceğe baktığımızda, şoklara dayanabilecek tarım ve gıda sistemleri inşa etmenin bölgede en önemli öncelik olduğuna dikkat çekti.

Banka, iklim dostu tarımdan gıda piyasalarındaki çarpıklıkların giderilmesine, destek sistemlerinde reform yapılmasına ve iklim risklerinin, afetlerin ve su yönetiminin ele alınmasını sağlamak için finansal piyasalara güvenmeye kadar pek çok alanda ve sektörde yatırım yapma ve çalışma, tarımsal endüstrileri geliştirme ve yeşil işlerdeki büyüme oranlarını artırma gerekliliğine dikkati çekti. 

Yemen'deki çatışmalar krizi daha da derinleştirdi

Dünya Bankası, özellikle Yemen, Ürdün, Fas ve Mısır'da bu dönüşümü ileriye taşıyan ülke ve insanlara kararlı bir ortak olduğunu söylüyor.

Yemen'deki çiftçiler, karşılaştıkları birçok engele rağmen kendileri ve toplulukları için gıda üretmenin yenilikçi yollarını buluyor.

Sebze çiftçisi Zeyd Salih ed-Darbi, birçok zorlukla karşı karşıya kalan çiftliğini bir verimlilik modeline dönüştürdü.

Yemen'de toplumsal korumayı geliştirmeye ve korona salgınına müdahale etmeye yönelik acil durum projesi çerçevesinde Dünya Bankası'nın desteğiyle Zeyd, çiftliğinin değişen iklim koşullarına uyum sağlayabilmesi için daha az su kullanan damla sulama sistemi, ürünlerini korumak için gölgelik ağları, elektrik jeneratörü ve gübre gibi temel ve gerekli malzemeleri edindi.

Ayrıca doğru tarım uygulamalarına ilişkin eğitimin, kendisi ve ailesi için mahsul verimliliğinin ve geçim kaynaklarının arttırılmasında önemli bir etkisi oldu.

Bu bağlamda Zeyd, "Hayatımızı değiştiren sadece malzemeler değil, bilgi ve becerilerdir. Sadece hayatta kalmaktan müreffeh bir yaşama nasıl geçeceğimizi öğrendik. Gıda yaşamın kaynağıdır" dedi. 

Zeyd'in çiftliği, Yemen'deki tarihi Sana şehrine yaklaşık 100 km uzaklıktaki Zamar vilayetindeki Cahran'da bulunuyor. Zeyd gibi vatandaşların çabaları Yemen'de son derece önemli.

Dünya Bankası'nın Yemen'deki yaklaşımı, halka nakit transferleri ve gıda yardımı gibi acil yardım ve destek sağlamanın yanı sıra tarımsal üretim gibi dayanıklı hizmet ve sistemler oluşturmaya yönelik uzun vadeli yatırımları da içeriyor.

Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşları ve yerel kuruluşlarla ortaklıklar çerçevesinde 2016 yılından bu yana Yemen'deki insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesine yardımcı olmak amacıyla Uluslararası Kalkınma Birliği'nden 3,7 milyar dolardan fazla hibe sağladı.

Ürdün'de gıda sistemi kapasitesinin güçlendirilmesi

Dünya Bankası, Ürdün'de gıda sisteminin şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirmek için destek sağlıyor ve çok yönlü bir yaklaşım benimsiyor.

Bu durum, iş fırsatları yaratmak için iklim dostu tarımsal üretime yeni yatırımları, yeni nesil çiftçilerin ve uzmanların su verimliliği ve iklime dayanıklı tarım yöntemlerine liderlik etme kapasitesini geliştirmeyi ve iyi uygulamaları ve yenilikleri benimsemeye devam etmeyi içeriyor.

Ayrıca Ürdün'ün yeni Ulusal Gıda Güvenliği Stratejisi ile tutarlıdır.

Devam eden bu çalışmanın bir örneği, Ardi olarak bilinen Tarım Sektörünün Dayanıklılığının Artırılması, Değer Zincirinin Geliştirilmesi ve İnovasyon projesidir.

Bu proje, iklim dostu tarım uygulamalarının hayata geçirilmesi amacıyla yaklaşık 30 bin tarımcı aileye finansman sağlamak üzere 2023 yılı başında hayata geçirildi. 

Pilot proje, yüksek su verimliliğine sahip topraksız teknoloji kullanarak, marjinal bölgelerde ticari meyve ve sebze üretimine yönelik yenilikçi bir sosyal girişim modelini teşvik etmek için, yüksek değerli, sosyal açıdan kapsayıcı ve su açısından verimli tarım yöntemlerini keşfetmeyi amaçlıyor.

Başta kadınlara ve gençlere olmak üzere yaklaşık 12 bin iş olanağı sağlanması bekleniyor. Projenin destekleyeceği faaliyet türleri arasında Tarım Bakanlığı tarafından hâlihazırda desteklenen örnekler yer alıyor.

Bu örneklerden biri de hidrofonik ve aeroponik tarım alanında eğitim almış Ürdünlü çiftçi Lina Madalbouh'dur.

Kendisi, "Zorluklarla yüzleşmek ve çözüm bulmak konusunda değerli deneyimler kazandım" ifadelerini kullandı. 

Lina, toprak yerine su kullanarak hidroponik yoluyla yüksek kaliteli, yüksek yoğunluklu mahsuller üretmeyi başardı.

Bu yeni teknoloji, su tüketimini yüzde 80 oranında azaltıyor ve çiftliğin verimliliğini büyük ölçüde artırıyor. Ayrıca ailesine ve çevresindeki topluluğa fayda sağlıyor. 

Ürdün Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden mezun olan Fatima Ebu Aklik (22 yaşında) de su ürünleri yetiştiriciliği ve balık yetiştiriciliği eğitimi aldı ve şu anda Ceraş'taki Faysal fidanlığında çalışıyor. Ceraş, başkent Amman'ın kuzeybatısında tepeler ve ovalarla dolu verimli bir bölge olarak biliniyor. 

"Eğitim, bana birçok fırsat sağladı ve geniş kapılar açtı" diyen Fatıma, balıkların ürettiği besin maddelerini bitkiler için kimyasal olmayan gübreye dönüştürmek üzere yeni becerilerini kullanıyor.

Dünya Bankası'nın belirttiğine göre Lina ve Fatıma, şimdi ve gelecekte sonuç verecek sürdürülebilir gıda sistemleri oluşturmak için yenilikçi uygulamaları benimseyen genç nesil çiftçiler arasında yer alıyor. 

Fas'ta iklim değişikliğinin etkileri kötüleşiyor

Fas'ta ise iklim değişikliğinden ciddi şekilde etkilenen geniş tarım arazileri var. Art arda yaşanan kuraklıklar, beklenmedik şiddetli fırtınalarla birlikte yeni tarım ve su kaynakları yönetimi yöntemlerinin benimsenme hızını artırdı.

Dünya Bankası, Fas'ın karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmesi için üç proje ve program aracılığıyla Fas'a destek sağlıyor.

Bu proje ve programlar; Tarımsal gıda değer zincirlerini güçlendirme programı, Sonuç Programı finansman aracını kullanan Yeşil Nesil projesi ve Tarımda Dayanıklı ve Sürdürülebilir Su Kaynakları Yönetimi projesidir.

Hepsi tarımsal gıda sektörüne yatırımı teşvik etmek, özellikle gençler için ek iş olanakları yaratmak, kırsal kesimde gelirleri artırmak, bu sektörün katma değerini artırmak, ayrıca tarımsal gıda ihracatını geliştirmek ve birçok krizle mücadelede dayanma gücünü artırmak için çalışıyor.

Rabat'ta yeni toptan satış pazarının inşaatının tamamlanmaya yaklaşmasıyla tarımsal gıda değer zincirlerini güçlendirmeye yönelik program çerçevesinde etkileyici sonuçlar elde edildi.

Örneğin 2017 yılında 566 bin 800 bin ton karşısında 2022 yılında 765 bin 684 bin ton narenciye, 2017 yılında 73 bin 129 bin ton karşısında 100 bin 937 bin ton zeytin ve 2017 yılında 10 bin ton karşısında 12.130 bin ton yüksek kaliteli zeytinyağı paketlenip ihraç edildi. 

Yeşil Nesil programı, tarım-gıda sektöründe genç istihdamını teşvik etmek amacıyla bölgesel merkezlerin kurulması, dört toptan satış pazarının modernizasyonu ve istihdam fırsatlarını ve değer zincirlerinin verimliliğini (örneğin su verimliliği) artırmak için dijital araçların geliştirilmesi de dahil olmak üzere birçok faaliyeti destekliyor. 

Tarımda Dayanıklı ve Sürdürülebilir Su Kaynakları Yönetimi Projesi, sulama ve drenaj yöntemlerini modernize etmek, su yönetimini desteklemek ve zaten sınırlı olan su kaynakları üzerindeki baskıyı artıran şiddetli sıcak hava dalgaları ve kuraklıkla karşı karşıya kalan çiftçilere tarımsal tavsiyeler sağlamak için çalışıyor.

Mısır'da farklı uygulamalar

Mısır'da ise şoklara karşı dayanıklılık oluşturmak, gıda üretim zincirinin çeşitli aşamalarında eyleme geçmeyi gerektiriyor.

Öyle ki Mısır hükümeti, tahıl depolama kapasitesinin iyileştirilmesi ve genişletilmesi gibi çok yönlü bir yaklaşım izledi.

Bu durum, gıda üretim sistemindeki israfın azaltılmasına yardımcı olacak ve özellikle dış şoklar karşısında buğdayın düzenli olarak bulunabilirliğinin devam etmesini sağlayacak.

Dünya Bankası'nın acil gıda güvenliği ve dayanıklılık projesi, Mısır'daki gıda tahıl silolarının genişletilmesi ve yenilenmesine yönelik bu çabalar çerçevesinde geliyor.

Verimliliğin artırılması, yedi silonun genişletilmesi ve iki yeni silo inşa edilmesini kapsayan bu proje kapsamında Yukarı Mısır'daki Asyut silosu genişletilecek ilk silo olma özelliğini taşıyor.

Böylece Asyut silosunun depolama kapasitesi, mevcut 60 bin ton tahıl seviyesinden yıllık 100 bin tona çıkacak.

Asyut silolarının yönetici Ahmed Hüseyin İbrahim, yaptığı açıklamada "Bu durum, kesinlikle ek silo veya harici depo kiralamak zorunda kalmadan tüccarlardan, çiftçilerden, kamu ve özel sektör şirketlerinden maksimum miktarda buğday almamıza yardımcı olacaktır. Silo kapasitesinin artırılması bölgedeki iş olanaklarını da artıracak" dedi.

Ekmek, Mısır'ın temel gıda maddesi olduğu için Dünya Bankası'nın gıda güvenliği projesi, yaklaşık 70 milyon düşük gelirli Mısırlıya sürekli olarak ekmek sağlayan ekmek sübvansiyonu programlarını destekleniyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
TT

Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)

Hala Sağbini

Dünya, koronavirüs salgınının ardından ‘kolay para’ sayfasını kapatmaya hazırlanırken, Ortadoğu’daki çatışma ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel para piyasalarını yeniden karıştırdı. En dar noktasında genişliği 29 deniz milini aşmayan bu boğazdan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve gaz geçiyor; bu miktar, dünya tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor. Bugün, tehditler ve saldırılar nedeniyle bu kritik geçiş hattının tıkanmasıyla hükümetler, acil durum desteği adı altında tekrar milyarlarca dolar pompalamak zorunda kaldı.

Bu tablo, salgın sırasında uygulanan geniş çaplı hükümet müdahalesi senaryosunu tekrar ederken, merkez bankalarını hem enflasyon hem de derin bir durgunluk arasında ‘çifte kâbusla’ karşı karşıya bırakıyor.

Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)

Bu gelişme, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Aralık 2025’te, niceliksel sıkılaştırma programını sonlandırıp bütçesini 6,5 trilyon dolar seviyesinde sabitleyeceğini açıklamasından sadece birkaç ay sonra yaşandı. Bu adım, ‘parasal normale dönüş’ sürecinin son halkası olarak değerlendirilmişti.

Söz konusu bütçe hâlâ salgın öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 60 üzerinde; Aralık 2019’da 2,44 trilyon dolardı. Ancak, petrol altyapısına yönelik doğrudan saldırılar farklı bir tablo ortaya koydu. Salgın sırasında likidite bireylere destek için yönlendirilmişken, bugün hükümetler kaynaklarını enerji altyapısındaki hasarları onarmak ve özellikle Hürmüz Boğazı’nda takılı kalan dünya gübre ihracatının yüzde 30’u dikkate alınarak gıda tedarik zincirlerini güçlendirmek için kullanıyor.

Fed, piyasalar açılmadan önce 8,07 milyar dolar likidite sağladığını duyurdu. Bu adım, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yarattığı güven kaybı endişeleri arasında, Wall Street’in açılışı öncesinde piyasalar için bir nakit yastığı sağlama amacı taşıyan yeni bir niceliksel gevşeme döneminin başladığına işaret ediyor.

 ABD Merkez Bankası (FED) binası (Reuters)ABD Merkez Bankası (Fed) binası (Reuters)

Likidite yarışı

Fed bu sürecin tek aktörü değildi. Hürmüz Boğazı’ndaki abluka sürerken, büyük ekonomik güçler, fiyat şoklarını hafifletmek ve tedarik zincirlerinin durmasını önlemek için doğrudan mali destek paketleri açıkladı. Örneğin Avrupa Komisyonu, sanayi şirketlerini aşırı gaz maliyetlerinden korumak ve toplu işten çıkarmaları önlemek amacıyla 45 milyar euro değerindeki Enerji İstikrar Fonu’nu devreye aldı.

Japonya, çatışma bölgesinden uzakta alternatif nakliye maliyetlerini desteklemek ve stratejik petrol stoklarını güvence altına almak için 3,2 trilyon yen (yaklaşık 21 milyar dolar) değerinde acil durum paketi uygulamaya koydu. Bu adım, yerel yakıt fiyatlarının istikrarını koruma hedefi taşıyor. İngiltere ise haneler ve küçük işletmeler için ‘enerji kredisi’ niteliğinde 12 milyar sterlin ayırdı; bu adım, sıvılaştırılmış gaz kesintisi nedeniyle ısınma ve elektrik faturalarındaki beklenen artışa karşı önlem olarak planlandı.

Filipinler ise ulaşım ve tarım sektörlerine doğrudan destek olarak 850 milyon dolarlık kaynak ayırdı. Bu önlem, merkez bankasının hedeflerinin üzerinde gerçekleşen enflasyon nedeniyle, yaşam maliyetlerindeki artışın yol açabileceği sosyal huzursuzlukları önlemeyi amaçlıyor.

Geri dönmek

Mevcut durumun ciddiyeti, 2020-2022 yılları arasında dünyada yaşanan tarihî likidite hacmi göz önüne alınmadan anlaşılamaz. Koronavirüs salgınının zirve yaptığı dönemde, Fed’in bütçesi rekor seviyeye çıkarak 9 trilyon dolara ulaştı; bu, ABD gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 35’ine denk geliyor.

Büyük merkez bankaları da bu sürecin dışında kalmadı. Avrupa Merkez Bankası, Acil Alım Programı (PEPP) kapsamında 1,8 trilyon eurodan fazla likidite sağlarken, İngiltere Merkez Bankası’nın tahvil alımları yaklaşık 895 milyar sterlini buldu.

Likidite hamlesi yalnızca Atlantik’in iki yakasında sınırlı kalmadı. Uzak Doğu’da Japonya Merkez Bankası bütçesi rekor kırarak 730 trilyon yen sınırını aştı; bu, ülke gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 135’ine denk geliyor. Çin Halk Bankası ise küresel ticaretin aksamasını önlemek için 1,2 trilyon yuan (yaklaşık 174 milyar dolar) sağladı.

Bugün bu rakamlar, finans çevrelerinde korkutucu bir referans noktası olarak görülüyor; analistler, petrol varil fiyatının 130 dolara dayanmasıyla birlikte bu merkez bankalarının yeniden büyük miktarlarda para pompalayarak piyasayı destekleme olasılığından endişe duyuyor.

Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)

Enflasyon ve durgunluk arasında

‘Çifte kâbus’ olarak tanımlanan durum, para politikası yapıcılarının neredeyse tamamen hareket kabiliyetini kaybetmesine işaret ediyor. Bir yandan fiyatlardaki patlama, faizlerin sert şekilde artırılmasını gerektiren ‘ithal enflasyon’ baskısı yaratırken; diğer yandan maliyetlerdeki keskin artış, gelirinin yüzde 88’ini gıda, enerji ve barınmaya harcayan düşük gelirli kesimler üzerinde ağır bir yük oluşturuyor ve bu durum, tüketici borçlarında kriz riskini artırıyor. ABD’de, çatışmanın ilk 100 saatinde bütçe açığının 3,7 milyar dolar artması dikkat çekerken, 10 yıllık tahvil getirileri de 31 baz puan yükseldi.

Bu çelişkili tablo, faiz artışlarını etkisiz bir araç haline getiriyor. Zira faiz artırımı kapalı bir boğazı açamazken, faiz indirimi ise kontrol edilmesi zor bir enflasyon dalgasını tetikleyebilir. Bu nedenle analistler, dalgalı seyreden tahvil piyasalarını desteklemek amacıyla teknik nitelikli bir niceliksel gevşeme sürecine yeniden dönülebileceğini öngörüyor.

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)

‘Coğrafya’ para politikasını belirlediğinde

Para politikalarında zorunlu gevşemeye dönüş, merkez bankalarının bağımsızlığını tartışmaya açarken, küresel tahvil piyasalarında kalıcı bozulma riskini de beraberinde getiriyor. 2025 sonuna kadar bilançoları küçültmek ve fazla likiditeyi çekmek için yoğun çaba harcayan merkez bankaları, bugün jeopolitik zorunlulukların ‘rehinesi’ haline gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası deniz yollarının açılıp kapanmasına ilişkin kararların, döviz kurları ve enflasyon üzerindeki etkisinin; ABD istihdam verileri ya da Jerome Powell ve Christine Lagarde’ın açıklamalarından daha belirleyici hale geldiği görülüyor.

Bu gelişmelerle birlikte dünya, ‘enflasyonla mücadele’ döneminden çıkarak daha geniş çaplı bir ‘kriz yönetimi’ sürecine giriyor. Ortaya çıkan tablo, 1970’lerin stagflasyon dönemini hatırlatırken, mevcut krizi daha karmaşık kılan önemli farklar bulunuyor. Bugün maliyet yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmıyor; küresel havacılık sektöründeki aksamalar ve bölgedeki büyük teknoloji veri merkezlerinin zarar görmesi gibi etkiler de krizi derinleştiriyor.

Yaşananlar, ekonomik belirsizliğin en üst seviyeye ulaştığı bir döneme işaret ediyor. Geleneksel ekonomi teorileri sahadaki gelişmeler karşısında yetersiz kalırken, merkez bankaları bir yandan fiyat artışlarını kontrol altına almaya çalışıyor, diğer yandan ise zaten pandemi döneminden kalma yüksek borç yükü altındaki ekonomilere yeni likidite sağlamak zorunda kalıyor. Sonuç olarak, küresel para politikasının yönünü artık ekonomik göstergelerden çok jeopolitik gelişmeler belirliyor; ekonomi ise giderek bu sürecin pasif izleyicisi konumuna itiliyor.


Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
TT

Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)

ABD'li büyük bir havayolu şirketi, uçaklarında yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti sunmak üzere Amazon'la işbirliği yapmaya karar vererek Elon Musk'ın Starlink'ine sırt çevirdi.

Delta Air Lines, uçaklarında yüksek hızlı ve düşük gecikmeli internet hizmeti sunmak üzere şirketle uzun vadeli bir işbirliği başlattığını bu hafta duyurdu.

Delta hem iç hem de dış hat uçuşlarında şirketin alçak Dünya yörüngesindeki uydu ağı Amazon Leo'yu kullanacak.

Havayolu şirketi, yolcuların uçuş sırasında film ve TV programları izleyebileceğini, podcast ve sesli kitap dinleyebileceğini ve arkadaşları, aileleri ve iş arkadaşlarıyla bağlantıda kalabileceğini belirtti.

Delta, 2028'den itibaren ilk aşamada 500 uçakta Amazon Leo'yu kullanıma sunmayı planladığını açıkladı.

Delta'nın uçaklarına kurulacak sistem, şirketin en güçlü anteni olan Leo Ultra'nın havacılık sınıfı bir versiyonuyla çalışacak. Amazon bunun, türünün en hızlı ticari anteni olduğunu ifade ediyor.

Delta, "SkyMiles" üyelerine uçak içi Wi-Fi hizmetini ilk kez 2023'te T-Mobile kullanarak sunmuştu. Bu hizmet o zamandan beri 1150'den fazla uçağı kapsayacak şekilde genişletildi.

Delta'nın aksine diğer büyük ABD'li rakip havayolu şirketleri, yüksek hızlı internet hizmeti için Elon Musk'ın Starlink'iyle ortaklık kurmayı tercih etti.

Amazon Leo gibi Starlink de yüksek hızlı geniş bant sağlamak için alçak Dünya yörüngesindeki binlerce uydudan oluşan bir ağ kullanıyor.

Hem Southwest hem de United Airlines uçuşlarında kullanmak üzere Starlink Wi-Fi hizmeti için anlaşmalar yaparken, Emirates, British Airways ve Qatar gibi diğer küresel havayolları da Musk'ın internet hizmetini tercih ediyor.

Diğer yandan JetBlue da Amazon Leo'yla ortaklık kurdu. Hizmetin 2027'de kullanıma sunulması bekleniyor.

Delta'nın CEO'su Ed Bastian şu ifadeleri kullanıyor: 

Bu anlaşma, günümüz dünyasını birbirine daha iyi bağlamak için erişebileceğimiz en hızlı ve en uygun maliyetli teknolojiyi bize sunuyor ve hem çalışanlarımız hem de müşterilerimiz için gelecek yıllarda daha güçlü bağlar kurma hedefimizi paylaşan küresel bir liderle işbirliğimizi derinleştiriyor.

Independent Türkçe

 


BM: Çatışma, Arap bölgesinde 194 milyar dolarlık zarara yol açabilir

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
TT

BM: Çatışma, Arap bölgesinde 194 milyar dolarlık zarara yol açabilir

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), bölgedeki askeri çatışmaların başlamasından bu yana en karamsar değerlendirmesini yayımlayarak, Ortadoğu’daki askeri tırmanışın Arap bölgesinin kalkınma hedeflerini eşi görülmemiş risklerle karşı karşıya bıraktığını duyurdu. UNDP’ye göre, askeri etkiler yalnızca doğrudan çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmayacak. Zira bölgede yıllarca süren kalkınma kazanımları silinme tehlikesiyle karşı karşıya ve 2025’te elde edilen toplam büyümenin tamamını tehdit ediyor. UNDP’nin son tahminleri, artan gerilimin Arap ekonomilerine 120 ila 194 milyar dolar arasında mali kayıp yaşatabileceğini, bu kaybın bölgenin toplam gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 3,7 ila 6’sına denk geldiğini gösteriyor.

Mali kayıplar, işsizlik oranlarında yaklaşık 4 puanlık keskin bir artışa yol açacak. Bu durum, 2025’te Arap bölgesinde yaratılan toplam istihdamdan daha fazla olan 3,6 milyon iş kaybı anlamına geliyor.

UNDP’nin ‘Ortadoğu’da Askeri Tırmanış: Arap Bölgesi Üzerindeki Ekonomik ve Sosyal Etkiler’ başlıklı değerlendirmesi, bölgedeki yapısal kırılganlıkları ortaya koyarak, kısa süreli bir askeri tırmanışın bile uzun vadede derin ve geniş kapsamlı sosyoekonomik etkiler doğurabileceğine işaret ediyor.

Tıkanmış enerji arterleri

Değerlendirme, askeri çatışmanın bölgesel deniz taşımacılığı üzerindeki etkilerini analiz ederek, stratejik deniz yollarındaki aksaklıkların ekonomik krizin ‘ana geçiş kanalı’ olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Rapor, özellikle Hürmüz Boğazı’na dikkat çekiyor; dünya petrol ve gaz arzının yüzde 20’sinin bu boğazdan geçtiği belirtilerek, bölgenin fiilen ‘kapanma’ durumuna girdiği ve bunun enerji ve temel mal akışlarını aksatarak petrol fiyatlarını onlarca yılın en yüksek seviyelerine çıkardığı vurgulanıyor.

fdvff
Umman Körfezi kıyısındaki Şarika Emirliği’nin Khor Fakkan kentinde bir gemi tersanesinin önünde oturan insanlar (AFP)

Raporun kullandığı simülasyon modellerine göre, ‘şiddetli aksaklık ve enerji şoku’ senaryosunda bu kritik deniz yollarının kapanması veya darboğaza girmesi, ticaret maliyetlerinde 100 katı bulan dramatik artışlara yol açabilir. Lojistik tıkanıklık, tedarikçileri nakliye rotalarını çatışma bölgelerinden uzaklaştırmaya zorladı ve üretim sektörlerinde kâr marjlarının daralmasına neden oldu.

UNDP, söz konusu aksaklığın bölgesel gıda güvenliği ve ilaç tedarik zincirlerini doğrudan tehdit ettiğini, özellikle bu deniz yollarına tamamen bağımlı ülkeler için ciddi risk oluşturduğunu bildirdi.

Körfez ve Levant bölgesi şok yaşıyor

Değerlendirme, etkilerin bölge genelinde homojen olmadığını, ana alt bölgelerin yapısal farklılıkları nedeniyle sonuçların belirgin şekilde değiştiğini ortaya koyuyor. Tahminlere göre, makroekonomik kayıpların en büyük kısmı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ve Levant bölgesinde yoğunlaşıyor.

KİK ülkeleri için en ciddi senaryolar, GSYİH’nin yüzde 5,2 ila 8,5 oranında kaybedilebileceğini öngörüyor. Bu tahminler doğrultusunda, askeri tırmanışın devam etmesi durumunda üretimin durması nedeniyle 3,1 milyon iş kaybı riski bulunuyor.

bfd
Bahreyn’in Manama kentinde İran’a ait bir insansız hava aracının saldırısı sonucu hasar gören bina (Reuters)

Levant bölgesinde (Lübnan, Ürdün, Irak ve Suriye) etkiler rakamların ötesine geçerek ciddi bir insani kriz oluşturuyor. Değerlendirme, bu bölgenin ‘yeni yoksulluk merkezi’ haline geleceğini ve 2,85 ila 3,30 milyon kişinin daha yoksulluk sınırına itilmesinin beklendiğini, bu rakamın Arap bölgesindeki toplam yoksulluk artışının yüzde 75’inden fazlasını temsil ettiğini belirtiyor.

Lübnan özelinde UNDP, insani yardım zincirlerinin kesintiye uğramasıyla birlikte mülteciler ve yerinden edilmiş kişiler için ‘sessiz bir çöküş’ uyarısı yaparken, eğitim ve sağlık sektörlerinin artık asgari hizmetleri sunamaz hale geldiğine dikkat çekiyor.

Geriye dönme

Bölge genelinde, İnsani Gelişme Endeksi ile ölçülen insanî gelişme seviyesinin yaklaşık yüzde 0,2 ila 0,4 oranında düşmesi bekleniyor. Bu düşüş, insanî gelişme alanında sağlanan ilerlemenin neredeyse yarı yıl ila bir yıl kadar geriye gitmesine eşdeğer bir gerilemeyi temsil ediyor.

er
Acil Durum Mutfağı girişiminden gönüllüler, Lübnan’daki yerinden edilmiş insanlar için yemek hazırlıyor. (AFP)

Para politikası istikrarına yönelik riskler

Teknik değerlendirme, krizin devam etmesinin Arap bölgesinde para istikrarını ciddi şekilde tehdit ettiğini vurguluyor. Raporda, Levant ve Kuzey Afrika’daki yerel para birimleri üzerindeki artan baskılar nedeniyle, ithal kaynaklı enflasyonun kötüleşmesi durumunda merkez bankalarının zor kararlar almak zorunda kalabileceği; bu kararlar arasında faiz oranlarını artırmanın da olabileceği ifade ediliyor. Değerlendirme, bu adımın enflasyonla mücadele aracı olmasına rağmen, devlet borçlarının geri ödenme yükünü artıracağı ve gelecekte hükümetlerin temel kamu hizmetleri ile kalkınma programlarını finanse etme kapasitesini azaltabileceği uyarısında bulunuyor.

Hava yollarında sorun

Değerlendirme, sivil havacılık ve hava lojistiği sektörlerinde ciddi aksaklıklar yaşandığını ortaya koyuyor. Bazı hava sahalarının kapanması ve uçuş rotalarının çatışma bölgelerinden uzaklaştırılması, işletme maliyetlerinde önemli artışlara yol açtı. Rapor, bu durumun bölgesel turizm sektöründe ciddi kayıplara neden olduğunu vurguluyor; turizm, Ürdün, Mısır ve Körfez ülkeleri gibi ülkelerde gelir çeşitlendirmesinin temel direğini oluşturuyor ve binlerce işin kaybı riski yaratıyor.

sdvsd
Kuveyt Havayolları’na ait bir uçuşun iptal edildiğini gösteren kalkış panosunun yanında boş bir koltuk (Reuters)

Stratejik politikaların değiştirilmesi gerekliliği

UNDP Arap Ülkeleri Bölge Ofisi Direktörü Abdullah ed-Derderi, değerlendirmeyi sunarken, “Bu kriz, bölge ülkeleri için mali, sektörel ve sosyal politika seçeneklerini kökten yeniden gözden geçirme çağrısı niteliğindedir; çünkü bu durum, bölgenin kalkınma yolunda önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor” dedi. Derderi ayrıca, elde edilen bulguların, ekonomilerin çeşitlendirilmesini teşvik edecek bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi ihtiyacını ortaya koyduğunu belirtti. Bu bağlamda, enerji üretimine dayalı büyümeye bağımlılığın azaltılması, üretim altyapısının genişletilmesi, ticaret ve lojistik sistemlerinin güvence altına alınması ve ekonomik ortaklıkların artırılması gerektiğini vurguladı. Amaç, bölgenin şoklara ve çatışmalara karşı kırılganlığını azaltmak.