Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Dağlıoğlu: 'Suudi Arabistan'a ihracat yüzde 100'ün üzerinde arttı'

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Dağlıoğlu: 'Suudi Arabistan'a ihracat yüzde 100'ün üzerinde arttı'

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacminin geçen yıl yüzde 10 gibi bir artış gösterdiğini belirterek, "Ama daha önemlisi, Türkiye'nin Suudi Arabistan'a ihracatının yüzde 100'ün üzerinde arttığını gördüğümüz bir yıl oldu." dedi.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Dağlıoğlu, Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu'nun, iki ülkeden 4 bakanın katılımıyla, onların inisiyatifleriyle aslında iş dünyasına bir çağrı yapılarak hayata geçirildiğini söyledi.

Dağlıoğlu, forumun, Suudi Arabistan tarafından Yatırım Bakanı ve Turizm Bakanının, Türkiye'den ise Hazine ve Maliye Bakanı ile Kültür ve Turizm Bakanı ev sahipliğinde geniş kapsamlı bir toplantı olarak gerçekleştirildiğini dile getirdi.

"Bu toplantı, bir iradenin daha iş dünyası tarafına yansıması"

Burak Dağlıoğlu, toplantının icrası için de Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve DEİK olarak işbirliği yaptıklarını ifade etti.

Dağlıoğlu, "Kapsamlı başlıklarda hem paneller vardı hem de atölye çalışmaları vardı. Özellikle altyapı projelerinde, inşaat sektöründe, gıda güvenliği alanında, enerji projelerinde ve yeşil dönüşümde nasıl işbirliği yapabiliriz bunları konuşmuş olduk. Teknoloji, konuşulan ayrı konulardan biriydi farklı atölye çalışmalarında. Geniş kapsamlı bir değerlendirme imkanı oldu." diye konuştu.

Bu toplantının aslında iki ülke liderlerinin ortaya koyduğu çok geniş kapsamlı bir vizyonun, bir iradenin daha iş dünyası tarafına yansıması olduğunu vurgulayan Dağlıoğlu, şöyle devam etti:

"Biz bu vizyona yatırımlar perspektifiyle iş dünyasındaki karşılıklı ilişkileri geliştirmek adına katkı sağlamak amacıyla buradaydık. Burada yaklaşık 24 imza atıldı. Bunların bir kısmı kamu kurumları arasında oldu ama çok daha büyük sayıda iş insanları arasındaki, şirketler arasındaki imzalar oldu. Hatırlatmak isteriz ki benzeri bir etkinliği yine 22 Aralık 2022'de yine DEİK ile beraber Türkiye tarafında da Hazine ve Maliye Bakanlığı ve yine Suudi Arabistan tarafında Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı ile organize etmiştik. 13-14 ay sonrasında daha kapsamlı, daha geniş, somut adımların atıldığı bir toplantının yapıldığını görüyor olmak aslında doğru yolda olduğumuzu gösteriyor."

"Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacmi geçen yıl yüzde 10 gibi bir artış gösterdi"

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Dağlıoğlu, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacminin geçen yıl yüzde 10 gibi bir artış gösterdiğini belirterek, "Ama daha önemlisi, Türkiye'nin Suudi Arabistan'a ihracatının yüzde 100'ün üzerinde arttığını gördüğümüz bir yıl oldu. Ticaret her zaman önden gidiyor. Sonrasında yatırımlar geliyor. Biz önümüzdeki çeyreklerde çok daha somut, büyük ölçekli yatırım haberlerini inşallah alıyor oluruz diyelim." ifadesini kullandı.

Dağlıoğlu, burada iki bakanın, Suudi Arabistan Yatırım Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanının başkanlığında, şirketlerin karşılıklı olarak kendi gündemlerini anlattıklarını ve hangi alanlarda işbirliği yapılabileceğini ifade ettiklerini söyledi.

"Turizm, iki ülke açısından işbirliği yapılabilecek bir alan"

Forumda turizmin çok özel bir başlık olduğunu dile getiren Dağlıoğlu, şöyle konuştu:

"Orada tamamen ayrı atölye çalışmaları ya da şirketler arası gündemlerle, birebir görüşmelerle devam eden bir süreç de var. Turizm iki ülke açısından işbirliği yapılabilecek bir alan. İçeride konuşulanlardan böyle alıntıyla söylüyoruz. Özellikle sezonların birbiriyle çakışmaması, Türkiye'de yaz aylarında turizm faaliyeti yüksekken Türkiye'nin kış aylarına girdiği dönemde Suudi Arabistan'da turizm sezonunun açılıyor olması gibi ciddi bir avantaj var ve bu ortak promosyonu, iki ülkenin turizm tanıtımında işbirliği yapabileceğini bahsetti bakanlar."

Dağlıoğlu, programda, iki ülkenin turizm sezonlarının çakışmıyor oluşunun avantaja çevrilerek bu alandaki iş gücünün iki ülkede karşılıklı çalıştırılabileceğinin, ortak eğitim programlarının ve diğer alanlarda işbirliği imkanlarının konuşulduğunu aktardı. Dağlıoğlu, "Yine çok sıklıkla konuşulan, Türkiye turizm konusunda çok güçlü bir ülke. Dünyada en çok turist çeken 4'üncü ülke. Tabii bunu aslında özel sektörümüze de borçluyuz büyük oranda. Bu şirketlerin know-hub'ının, tecrübesinin oraya taşınmasıyla ilgili de geniş bir başlık vardı." dedi.

"Suudi Arabistan, mega projelerinde Türk şirketlerini görmek istiyor"

Burak Dağlıoğlu, forumun özellikle yeşil dönüşüm alanları ve enerji başta olmak üzere birçok başlığı kapsadığını söyledi.

Bunlarla ilgili özel oturumlar düzenlendiğini belirten Dağlıoğlu, şunları kaydetti:

"Geniş tartışmalar oldu. Hangi alanlarda işbirliği yapılabilir? Yeşil dönüşüm adına bu önemli başlıktı. Gıda güvenliği, bir diğer önemli başlık. Gıda şirketleri arasında da bazı işbirlikleri konuşuluyor. Burada bir karşılıklı yatırımları içeriyor. Her iki ülkenin de birbirine katabileceği bazı faydalar var bu alanda. Altyapı ve inşaat projeleri en önemli başlıklardan birisi. Suudi Arabistan burada kendilerini özellikle 2030 vizyonu kapsamında bazı mega projeleri var. Buralarda Türk müteahhitlerini mutlaka görmek istediklerini, Türk mühendislik şirketlerini görmek istediklerini söylediler. Bunlar böyle kabaca öne çıkan başlıklar diye söyleyebiliriz."



Türk-Alman ilişkilerine can suyu: Otomotiv sektörü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Türk-Alman ilişkilerine can suyu: Otomotiv sektörü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Albert Saydam, Türkiye-Almanya arasındaki köklü tarihi ilişkileri ve artarak gelişen ticaret hacmini AA Analiz için kaleme aldı.

Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkiler yumağını bir vücuda benzetirsek iki ülke arasındaki siyasi ve tarihi ilişkiler ana yani, atardamarları temsil eder. İki ülke arasındaki sanat ve ticari ilişkiler ise kılcal damarlardır. Atardamarlarda arada sırada sorun yaşansa da kılcal damarlar yeteri kadar gelişmişse, vücutta kriz yaşanmadan da sorunlar atlatılır; hatta eskisinden daha sağlıklı bir yapıya kavuşur. Son 25 yılda tüm dünyadaki baş döndürücü değişim hepimize gösterdi ki bu kılcal damarlar iki ülke arasındaki kalıcı huzuru sağlıyor.

Köklü Türk-Alman ilişkileri
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin Türkiye ile ilişkileri statü gereği AB başlığı altında değerlendirilse de konu Almanya olunca kesinlikle ayrı bir başlık açmak gerekir. Bu iki ülkenin 150 senelik köklü geçmişe sahip sanayi ve ticari ilişkileri ortak hedeflere ulaşma yolunda kesintisiz şekilde sürüyor ve katlanarak artıyor. 1980’lerden bu yana bir Türk girişimci için yurt dışına açılmak, Almanya’daki sektörel fuarlara katılım anlamına gelirken, kalite ve sevkiyat seviyesinin göstergesi ise Almanya’ya ihracat yapmaktır.

Her iki ülke de otomotiv sektöründe güçlü bir geçmişe sahip olmalarının yanı sıra endüstrideki teknolojik gelişmelerde de önemli roller üstlendiler. Türkiye, coğrafi konumu, işgücü potansiyeli, üretim altyapısı ve yaygın tedarikçi ağıyla otomotiv üretiminde önemli bir konuma sahipken; Almanya ise otomotiv endüstrisindeki yenilikçi yaklaşımı ve yüksek kaliteli ürünleriyle dünyanın önde gelen ülkelerinden biri konumundadır.

İhracatımız 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 12,3’lük bir artışla 3 milyar 966 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Böylece Almanya, toplam sektör ihracatımızdan aldığı yüzde 13,6’lık payla Fransa’nın ardından 2'nci en büyük ihracat pazarımız oldu. 2024’ün ilk 3 ayında durum değişti; ilk 3 ayda Almanya’ya olan ihracatın artışıyla Almanya en büyük pazarımız durumuna geldi. Türkiye Almanya’ya parça ihraç ederken seneler içinde her iki yönde küçük oynamalar olmakla birlikte ihracata denk bir miktarda daha çok araç ithal ediliyor.

Türkiye otomotiv sanayi
Türkiye otomotiv sanayi, gerek Almanya gerekse tüm dünyada araç veya parça ihraç etmenin ötesinde, belli bir süredir hizmet de ihraç eder duruma geldi. Bu da oldukça önemli bir nokta, yani artık parça ve araç ihracatımızın yanında mühendislik hizmetlerimizi de ihraç ediyoruz. Mühendislik ihracatı kadar önemli bir başka konu da Almanya otomotiv firmalarına iş gücü de ihraç etmemiz. Almanya otomotiv sektöründe, gerek ana sanayilerde gerekse tedarik sanayindeki önemli firmalarda kilit rollerde Türk yöneticiler var. Bu insanlar Türkiye'de edindikleri tecrübelerle Almanya’da kilit rollerde yer alarak ülkemizin de bir bakıma elçiliğini sürdürüyorlar. Türk mühendis ve yöneticileri sadece Almanya’daki otomotiv firmalarında değil, gerek Alman otomotiv firmalarının farklı coğrafyalarındaki tesislerinde gerekse de küresel diğer otomotiv firmalarında önemli roller üstleniyor. Türk kültüründeki esnek çalışma ve problem çözme becerisi, Alman disipliniyle birleşerek önemli bir güce dönüşüyor.

Türkiye'nin otomotiv endüstrisi, son yıllarda hızla büyüdü ve uluslararası alanda önemli bir oyuncu haline geldi. Ülkenin stratejik konumu, güçlü tedarik zinciri altyapısı ve yetenekli işgücü, birçok uluslararası otomotiv üreticisinin Türkiye'yi üretim üssü olarak tercih etmesine olanak sağladı. Türkiye, Avrupa'nın en büyük 2. üreticisi konumundadır ve özellikle Alman otomotiv şirketleri, Türkiye'deki tesislerinde üretim yaparak Avrupa pazarına erişim sağlıyor. Bunun yanı sıra, Türk otomotiv tedarik sanayi firmaları da Almanya'nın otomotiv endüstrisi için önemli bir tedarikçi konumundadır.

Türkiye ve Almanya arasındaki otomotiv sektörlerinin ikili ilişkileri, karşılıklı bağımlılık ve ortak çıkarlar üzerine kuruludur. Her iki ülke de birbirinin pazarlarına erişim sağlayarak ve ortak projeler yürüterek avantaj elde ediyor. Örneğin, Türk otomotiv tedarik sanayi firmaları, Alman otomotiv şirketleri için önemli bir tedarikçi olmanın yanı sıra, Almanya'nın teknoloji ve mühendislik uzmanlığından faydalanarak ürün geliştirme süreçlerinde işbirliği yapıyor. Bunun yanı sıra Alman otomotiv devleri de Türkiye'deki üretim tesislerinde Avrupa pazarına yönelik araçlar üreterek rekabet avantajı elde ediyor. Türkiye, Alman otomotiv şirketleri için önemli bir üretim üssü olmasının yanı sıra Almanya'nın önde gelen otomotiv firmaları da Türkiye'deki pazar fırsatlarından faydalanıyor.

Her iki ülkenin otomotiv endüstrileri birbirlerine karşılıklı bağımlıdır ve ortak çıkarlar doğrultusunda işbirliğinin geliştirilmesi önemlidir.

Örneğin, teknolojik değişim ve dönüşüm süreçleri her iki ülkenin otomotiv endüstrisini etkileyerek yeni işbirliği alanları ortaya çıkarabilir. Bununla birlikte siyasi ve ekonomik faktörlerle teknolojik değişimler, bu ilişkileri etkileyebilecek potansiyel zorlukları da beraberinde getirebilir. Bu nedenle, her iki ülkenin mutlaka birlikte hareket edip iş hacmini artırarak otomotiv sektörleri arasındaki ilişkilerin sürdürülebilirliği ve güçlendirilmesi için sürekli olarak çaba sarf etmesi gerekiyor.


Bakan Uraloğlu, "Karayolları Genel Müdürlüğü 74. Bölge Müdürleri Toplantısı"na katıldı

Fotoğraf: Dilara İrem Sancar - AA
Fotoğraf: Dilara İrem Sancar - AA
TT

Bakan Uraloğlu, "Karayolları Genel Müdürlüğü 74. Bölge Müdürleri Toplantısı"na katıldı

Fotoğraf: Dilara İrem Sancar - AA
Fotoğraf: Dilara İrem Sancar - AA

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye'nin yeni İpek Yolu olacak Kalkınma Yolu Projesi ve Zengezur Koridoru kapsamında planlanan kara ve demir yolları için çalışmaları başlattıklarını belirterek, "Kalkınma Yolu Projesi'nin 1923 kilometrelik kara yolu koridoru için 1592 kilometrelik yolumuz mevcut durumda. Şanlıurfa-Ovaköy arasındaki 331 kilometrelik yeni otoyol yatırımını da planladık." dedi.

Uraloğlu, "Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) 74. Bölge Müdürleri Toplantısı Açılış Töreni"nde yaptığı konuşmada, kurumun 85 milyon vatandaşa dokunan, 22 yıllık eser ve hizmet siyasetinin lokomotifi olduğunu söyledi.

Bölünmüş yol ağının 22 yıl önce 6 bin 101 kilometre olduğunu ve sadece 6 ili birbirine bağladığını anımsatan Uraloğlu, bugün bölünmüş yol ağının toplam 29 bin 405 kilometreye çıktığını ve 77 ili birbirine bağladığını dile getirdi.

Uraloğlu, bölünmüş yolların, toplam yol ağının yaklaşık yüzde 43'ünü oluşturduğunu, tüm yol ağında hareket eden trafiğin yüzde 83'üne hizmet verdiğini söyledi.

Kara yollarında seyreden araç sayısı artarken, bölünmüş yollardaki hızı iki kattan fazla yükselttiklerini, seyahat süresini de yarı yarıya azalttıklarını anlatan Uraloğlu, böylece iş gücü ve akaryakıt tasarruflarıyla ülke ekonomisine katkı sağladıklarını bildirdi.

Uraloğlu, son 22 yılda 3 bin 920 köprü inşa ederek, ülkedeki toplam köprü uzunluğunu 777 kilometreye ulaştırdıklarının altını çizerek, "Tünel uzunluğumuzu ise 14 kat artırarak, 753 kilometreye çıkardık." diye konuştu.

Otoyol ağının 2003 yılı öncesinde 1714 kilometre olduğunu dile getiren Uraloğlu, "Otoyol ağımızı 3 bin 726 kilometreye ulaştırdık. İleri teknoloji gerektiren büyük ölçekli projelerde ulaşım altyapısını çağın ilerisine taşıdık." ifadelerini kullandı. Uraloğlu, Kuzey Marmara Otoyolu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Malkara-Çanakkale Otoyolu ve 1915 Çanakkale Köprüsü gibi büyük projeleri de hayata geçirdiklerini hatırlattı.

- "Kalkınma Yolu Projesi için 1592 kilometrelik yolumuz mevcut"

Uraloğlu, uluslararası standartta yol ağıyla kuzeyi-güneye, doğuyu-batıya bağladıklarını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

"Türkiye'nin yeni İpek Yolu olacak Kalkınma Yolu Projesi ve Zengezur Koridoru kapsamında planlanan kara ve demir yolları için çalışmalarımızı başlattık. Hindistan, Doğu Asya ve Basra Körfezi üzerinden Irak'a gelecek yükleri, demir yolu ve kara yolu bağlantısıyla Avrupa'ya ulaştıracak projelerin geniş bir coğrafyaya fayda sağlayacağını öngörüyoruz. Kalkınma Yolu Projesi'nin 1923 kilometrelik kara yolu koridoru için 1592 kilometrelik yolumuz mevcut durumda. Şanlıurfa-Ovaköy arasındaki 331 kilometrelik yeni otoyol yatırımını da planladık."

Türkiye ile Azerbaycan arasında doğrudan demir ve kara yolu ulaşımı sağlayacak Zengezur Koridoru'yla da Türkiye ile Orta Asya arasında yeni bir bağlantı kuracaklarına dikkati çeken Bakan Uraloğlu, "Görüldüğü üzere Türkiye'nin sadece kendi içinde değil, dünyaya entegre olduğu uluslararası ulaşımına öncelik veriyoruz. Her birini tamamlayan ve geliştiren yeni lojistik koridorlar oluşturarak eksik bölümlerimizi hızla tamamlıyoruz." dedi.

- Bölünmüş yol ağı 2053'e kadar 38 bin 60 kilometreye yükselecek

Uraloğu, "2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı"nı hazırladıklarını anımsatarak, 2053'e kadar bölünmüş yol ağını 38 bin 60 kilometreye yükseltmeyi hedeflediklerini bildirdi.

Hızla gelişen otonom araç, araç-araç, araç-altyapı haberleşme teknolojileri gibi yeni nesil teknolojilerin takibi amacıyla, ülke için bu alanda ilk örnek çalışma olacak "Kooperatif Akıllı Ulaşım Sistemleri Uygulama Koridoru"nun kurulması için çalışmalara başladıklarının altını çizen Uraloğlu, İstanbul'da Hasdal ve İstanbul Havalimanı arasında kurulacak koridorla kazaların ve trafik sıkışıklığının azaltılmasını, trafik güvenliğinin sağlanmasını, yakıt tüketimi ve çevresel olumsuz etkilerin düşürülmesini amaçladıklarını söyledi.

Karayolları Genel Müdürü Ahmet Gülşen de kamu kaynaklarının etkin kullanımını gözetmeye devam edeceklerini belirterek, Kurum olarak bu yıl 326 kilometre bölünmüş yol, 270 kilometre tek yol, 1063 kilometre bitümlü sıcak karışım kaplamalı yol, 5 bin 325 kilometre sathi kaplamalı yol, 17 tünel, 163 köprü ve 25 tarihi köprü yapımının planlandığını ifade etti.


ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol: Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık

Fotoğraf: Özge Elif Kızıl - AA
Fotoğraf: Özge Elif Kızıl - AA
TT

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol: Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık

Fotoğraf: Özge Elif Kızıl - AA
Fotoğraf: Özge Elif Kızıl - AA

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, "Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık. ASELSAN'ın bu yıl yeni ihracat sözleşmeleri açısından 1 milyar dolara yaklaşma hedefi var." dedi.

Turkcell'in katkılarıyla gerçekleştirilen Anadolu Ajansı Teknoloji Masası'nın konuğu olan ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, şirketin geliştirdiği ürünler ve yatırımları ile ilgili açıklamalarda bulundu.

ASELSAN olarak denizin derinliklerinden uzayın derinliklerine kadar her alanda her platforma kritik sistemler geliştirdiklerini belirten Akyol, "Bir taraftan da sivil dünyaya da hizmet etmeye çalışıyoruz. 2023 çok önemli başarılarla geçti. 2024 yılına da milletimizin beklediği önemli projelerde güzel gelişmeler katederek girdik." diye konuştu.

- "ASELFLIR-500 rakiplerine oranla yüzde 30 daha iyi performans gösteriyor"

Akyol, İHA kameralarına Kanada tarafından uygulanan ambargoları anımsatarak, "O dönem Savunma Sanayii Başkanlığımızın liderliğinde bir geliştirme projesi başlattık. Önce ambargoyu bertaraf edecek bir kamera yapmak daha da ötesinde dünyada bu alandaki en iyi kamerayı da yapabilmek üzere yola çıkmıştık. Geldiğimiz noktada İHA kameramız ASELFLIR-500'ü tamamladık. Artık operasyonel olarak Silahlı Kuvvetlerimizin kullanımına da girdi." ifadelerini kullandı.

ASELFLIR-500'ün rakiplerine oranla yüzde 30 daha iyi performans sergilediğine dikkati çeken Akyol, kameranın lazer işaretlemedeki başarısıyla da güdümlü mühimmatların daha hassas vuruş kabiliyeti kazanmasını sağlamış olduğunu vurguladı.

Akyol, "Bugün gururla şunu söyleyebiliriz; bu kamera artık gökyüzünün yıldızları SİHA'larımızın dünyadaki en nitelikli kamerası olarak hem Silahlı Kuvvetlerimizin hizmetine girmiş hem seri üretim safhasında önemli bir aşama katetmiş hem de artık dost ve müttefik ülkelere ihraç edilebilecek bir noktaya gelmiştir." şeklinde konuştu.

Hava savunmada alçak, orta, yüksek irtifa olarak katmanlı bir mimari olduğunu belirten Akyol, Türkiye'nin yaptığı yatırımlarla artık uçtan uca katmanlı hava savunmayı tamamlama noktasına geldiğinin altını çizdi.

Akyol, ASELSAN'ın alçak irtifada KORKUT sistemi olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kendisine yönelen dron, seyir füzesi ve benzeri tüm tehditleri parçacıklı mühimmatlarla önce tespit edip sonra onları engellemeye dayalı bir teknoloji. Bu envantere kazandırdığımız ve seri üretimini devam ettirdiğimiz bir sistem. Bunun bir üstünde HİSAR-A diye isimlendirdiğimiz bu sefer biraz daha irtifanın arttığı artık füzelerin devreye girdiği bir sistem var. Burada da Roketsan ile güzel bir işbirliğimiz var. Füzeleri onlar bize sağlıyorlar, biz de bütün sistemi bir araya getirerek alçak irtifalı HİSAR-A'yı tamamlayıp envantere kazandırdık.

Bir üstünde de HİSAR-O'muz var. Orta menzilde. Bunun da envantere kazandırıldığını ve seri üretime devam edildiğini söyleyebilirim. Şimdi de uzun menzilli hava savunma sistemimiz SİPER'i Türk Silahlı Kuvvetlerimizin envanterine kazandırıyoruz. Böylece çok alçak irtifadan yüksek irtifaya kadar katmanlı hava savunmasını 2024 yılında tamamlamış oluyoruz."

- "Türkiye dünyadaki sayılı ülkelerden biri haline gelecek"

Hava savunmasının mobilitesinin de önemli olduğunun altını çizen Akyol, bu anlamda hibrit hava savunma olarak adlandırdıkları GÜRZ sistemini de birkaç yıl içinde envantere kazandıracaklarını söyledi.

Akyol, "Böylece hem irtifa bazında bütün katmanları hem de fonksiyon bazında değişik fonksiyonları da envantere almış ve hava savunma alanında çözüm sağlayabilen dünyada belki 5-6 ülkeden biri haline gelmiş olacağımızı da söyleyebilirim." dedi.

Bu yıl gemilerin muhasım denizaltıların çok uzak mesafelerden tespit edilmesini sağlayan düşük frekans aktif sonar DÜFAS'ı tamamladıklarını anımsatan Akyol, EYP ve mayın ile mücadele kapsamında da YENER sistemini bu sene tamamlayıp Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim ettiklerini anlattı.

Akyol, TOLUN mühimmatını tamamladıklarını söyleyerek, "Aynı anda bir uçaktan 8 tane atılabilmesi, bir motoru olmadığı için çok maliyet etkin bir mühimmat olması ve motoru olmadığı halde süzülerek 100 kilometreden fazla bir menzile gidebilmesi üç tane stratejik konu olarak ön plana çıkıyor." şeklinde konuştu.

Gelecek planlamaları ile ilgili bilgi veren Akyol, giderek artan dron tehditlerini engellemek için dronları radyo dalgası yayarak durdurabilen bir teknoloji üzerine çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.

ASELSAN'ın lazer silahı GÖKBERK'ten bahseden Akyol, lazerin kaynağını da yerli olarak geliştirdiklerini vurguladı. Akyol, otonominin, üzerinde çalıştıkları önemli başlıklardan olduğunu aktararak, "Deringöz isminde yeni bir ürün üzerine çalışıyoruz. Geçtiğimiz günlerde ilk dalışını yaptık. Yapay zeka destekli otonom sürüş algoritmalarına sahip. Denizin altına 600 metreye kadar dalabilen sonarları olan, su altında haberleşme ve su altında keşif gözetleme kabiliyetine sahip bir ürün." diye konuştu.

- ASELSAN'dan 400 milyon dolarlık yatırım

ASELSAN'ın Ankara'da 400 milyon dolarlık yeni bir yatırıma başladığının altını çizen Akyol, yatırımla beraber binin üzerinde ilave nitelikli istihdamı Türkiye'ye kazandıracaklarını anlattı.

- "Bütün çalışmalarda yapay zeka robotlarını kullanır duruma geldik"

Ahmet Akyol, ASELSAN'ın geliştirdiği bütün ürünlerde ve sistemlerde yapay zeka fonksiyonunun mutlaka bir gereksinim olarak konulmasını iç işleyişlerine dahil ettiklerini belirterek, ürünlerde yapay zekayı etkin kullanmanın öncelikleri olduğunu söyledi.

Karar vericilerin yapay zeka destekli algoritmalarla işini kolaylaştırmak ve büyük veriyi işlemek üzere komuta kontrol sistemlerinde yapay zekayı etkin olarak kullandıklarını aktaran Akyol, "Gerek insansız kara, deniz araçlarında gerek otonominin olduğu diğer sistemlerde yapay zeka destekli algoritmalarla burada fark yaratmaya çalışıyoruz. ASELSAN içerisindeki bütün çalışmalarda yapay zeka robotlarını kullanır duruma geldik. Bunu içerideki süreçlerimizde adım adım yaygınlaştırıyoruz." dedi.

Akyol, çip teknolojisinin çok kritik olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Çip teknolojisinin askeri ve sivil boyutu var. Bizim açımızdan askeri boyutunda bağımsızlık stratejik öncelik. Bu amaçla Bilkent Üniversitesi ile ortak bir şirketimiz var. Yine ASELSAN'ın İstanbul'da MKR-IC ve TÜYAR isimli iki ayrı çipe odaklanmış alt şirketi var. Bu üç alt şirketle ve kendi bünyemizdeki çip tasarım ekiplerimizle buraya önemli miktarda kaynak ve yatırım yapıyoruz. Özellikle radar ve elektronik harpte kullanılan son derece stratejik olan galyum nitratta, transistör seviyesinde millileştirmeyi tamamladık.

Bir radarda yaklaşık 1000'den fazla çip bulunuyor. Bu çipleri kendimiz tasarlıyoruz. 2024 itibarıyla bu çipleri Ankara'da seri üretebilme imkanına kavuştuk. Alt transistörlerini Bilkent Üniversitesi ile ortak şirketimizde, üstündeki çip seviyesi üretimleri de ASELSAN'da çoklu adetlerde yapabilecek duruma geldik. Binlerce çipi seri ürettiğimizi söyleyebilirim. Bu, askeri alandaki bağımsızlığımız açısından önemli."

- "Türkiye'nin ihracat başarısına önemli bir katkı sunuyoruz"

Akyol, kuantum alanında da bir dizi proje yürüttüklerini ifade ederek, kuantumun bir taraftan radar, lidar boyutuna, diğer taraftan da kuantum anahtar dağıtım sistemleri, kuantum kriptoloji konusuna yatırım yaptıklarını söyledi.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ile kurdukları KUANTAL laboratuvarına değinen Akyol, "Gebze Teknik Üniversitesi ile de kuantum alanında işbirliğimiz var. Normalde radar sinyalini göndererek radarda tespit imkanı varken, kuantum foton kaynaklarıyla bir radar yapılabilmesi bir teori şu anda. Teori aşamasındayken biz buna yatırım yapıyoruz. Bunu çok erken safhada Türkiye'ye kazandırmak istiyoruz. Başarılı aşamalar sağlandı ama bu uzun bir yolculuk." diye konuştu.

Akyol, güvenli haberleşmede kuantum sistemleri çıktığında kuantum anahtar dağıtımının önemli bir konu haline geleceğine işaret ederek, "Konvansiyonel sistemlerin yaptığı kriptolojinin kuantum bilgisayarlarıyla bertaraf edilmesi çok kolay. Dolayısıyla burada kuantuma dayanıklı algoritmalar, kriptoloji önemli bir konu haline geliyor." dedi.

Yurt dışından bilim adamlarının, çalışanların Türkiye'ye dönüşü için "Next Big Move to Türkiye" programları olduğuna değinen Akyol, "Her yıl çağrılara çıkıyoruz. 2023 yılında 27 arkadaşımızı ASELSAN'a döndürdük. Türk milletine gurur veren, Türk devletine güç veren ve mühendislerimize heyecan veren bu çalışmalara arkadaşlarımız katılmaktan gurur duyuyorlar." ifadesini kullandı.

- "Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık"

Akyol, 2023'te yeni ihracat sözleşmeleri açısından kendi iç rekorlarını kırdıklarını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2023'te 601 milyon dolarlık yeni ihracat sözleşmesini, 30 farklı ülkeyle imzalamış olduk. İlk defa geçen yıl 16 yeni ürünü ihraç etme başarısına ulaştık. Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık. ASELSAN'ın bu yıl yeni ihracat sözleşmeleri açısından 1 milyar dolara yaklaşma hedefi var. Sözleşmelerin hacimleri artırıyor ve dolayısıyla ihracat tutarı da artacak. Türkiye'nin ihracat başarısına önemli bir katkı sunuyoruz. Doğrudan satışları artırmak için de ekiplerimiz dünyanın dört bir yanında.

16 noktada dünyanın çeşitli yerlerinde ofislerimiz var. Geçen yıl Şili'de büyük rakiplere karşı tank modernizasyon ihalesi kazandık. Şili'deki ofisimizi açacağız. Yeni ofisler planladık. Yeni ofislerle ilgili önümüzdeki dönem Özbekistan, Umman var, Endonezya, Nijerya gelebilir. NATO'ya ihracat için de özel birim kurduk. Bu, yüksek standartta ihracat yapabilme kabiliyetinizi gösteriyor. Bütün NATO unsurlarıyla çalışıyoruz ve burada da önemli bir gelişmeyi bekliyoruz."

- "Sağlıkta, kent güvenliğinde, sivil güvenlik alanında, enerjide ve ulaşımda ürünlerimiz var"

Ahmet Akyol, Körfez ülkelerinin, coğrafi ve kültürel yakınlık ile pazar büyüklüğü açısından stratejik öncelikleri arasında olduğunu aktararak, ASELSAN'ın Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve diğer bölge ülkelerinde geçmiş dönemde başarılı çalışmalarının olduğunu hatırlattı.

Körfezdeki ofisleri tekrar canlandırdıklarını ve olmayanları eklediklerini anlatan Akyol, "Temaslar, toplantılar adım adım devam ediyor ve sözleşmeler yavaş yavaş başladı. Geçtiğimiz aylarda Abu Dabi ofisimizi açtık. Katar'da 30'dan fazla çalışanımız var. Suudi Arabistan'da zaten ofisimiz vardı, biraz büyüttük. Belki Umman'ı ekleyeceğiz yakında. Ürdün'de fabrikamız var." diye konuştu.

Akyol, askeri teknolojilerdeki yetkinliklerinin sivil alanlara da aktarılmasının ASELSAN'ın temel misyonlarından biri olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu hem Türkiye'deki kritik alanlarda millileşmeyi sağlayacağı gibi ASELSAN'ın büyümesine de ciddi katkı sağlayacak bir alan. Sağlıkta, kent güvenliğinde, sivil güvenlik alanında, enerjide ve ulaşımda ürünlerimiz var. Yeni çıkardığımız mobil röntgen cihazını Hacettepe Üniversitesi'nde envantere aldık. Bu alanda geçtiğimiz dönemde ventilatörler üretmiştik, 6 binden fazla satışı oldu. Ani kalp durmalarına karşı müdahale cihazını ürettik, satışı 10 bin 500'ü geçti, ihracatı da oluyor. Sağlık alanında önemli bir boşluğu doldurmayı hedefliyoruz.

Bir başka alan ise ulaşım. İstanbul'da bizim mühendislerimizin geliştirdiği yüzde 100 milli sinyalizasyon sistemi kullanılıyor. Bir taraftan metro sinyalizasyon yaparken bir taraftan da Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının tren setlerini akıllı hale getirip bu sinyalizasyonla birleştiriyoruz. COBALT isimli yazılımımızla da bu sistemi uçtan uca yönetiyoruz. Kendi sinyalizasyon sistemimizi yapabilen dünyada 5 ülkeden 1'i olduk."

- "İstanbul'da bu yıl ASELSAN Girişimcilik Merkezi'ni açacağız"

Türkiye'nin bütün il ve ilçelerinde yaklaşık 200 bin kameralık bir kent güvenlik sistemlerinin kullanımda olduğunu dile getiren Akyol, "Jandarmamız ve emniyetimiz bunu kullanıyor. Sadece kamera değil, bunun arkasındaki bütün görüntü işleme algoritmaları, yapay zeka destekli sistemler, analizler, uçtan uca büyük verinin entegrasyonu dahil kullanılıyor. Bunu biraz daha uca yaymak için polis ve jandarmamızın yaka kameralarını da yaptık. Görev sahalarında bunu yaygınlaştırıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığına bu alanda bize yol açtıkları için teşekkür etmek isterim." ifadelerini kullandı.

Akyol, ASELSAN'ın her yıl etrafındaki ekosistemle birlikte büyüdüğünü belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bu ekosistemde bugün itibarıyla 3 bin 400 yerli paydaş bulunuyor. Girişimciliği çok kritik görüyoruz. İstanbul'da bu yıl ASELSAN Girişimcilik Merkezi'ni açacağız. Çalışmalarımız bitmek üzere. Sadece mevcut tedarik ekosistemindeki firmalara değil, bizim bir ihtiyacımız olduğunda bunu bir girişim üzerinden yapmayı bir model olarak tasarladık. Türkiye'nin değişik yerlerinde 17 alt iştirakimiz var.

ASELSAN'ın Konya'da silah ve uzak komuta silah sistemleri üzerine devasa bir tesisi var. Sivas'ta optik tesisimiz var. Bu sene de Malatya'yı açtık, içinin kurulumu yapılıyor, nisan, mayıs ayında üretim başlayacak. Adıyaman'da TUSAŞ, ASELSAN, Roketsan bir araya gelerek konnektör kablo alanında bir fabrikayı tesis ediyoruz. Bir taraftan Anadolu'daki ekosisteme can vermek, bir taraftan yüksek teknolojide odaklanma sağlamak, bazen de ticari olarak bir alanın daha özel geliştirilmesini sağlamak gibi yurt içinde ve zaman zaman yurt dışında iştirak çalışmalarımız var."


Lojistik giderleri Kalkınma Yolu Projesi ile azalacak

Fotoğraf: Haidar Mohammed Ali/AA
Fotoğraf: Haidar Mohammed Ali/AA
TT

Lojistik giderleri Kalkınma Yolu Projesi ile azalacak

Fotoğraf: Haidar Mohammed Ali/AA
Fotoğraf: Haidar Mohammed Ali/AA

Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği Başkanı Bilgehan Engin, Kalkınma Yolu Projesi ile Türkiye ve Irak arasında ticari ilişkilerin gelişeceğini, komşu ülkelerle de ticaret hacminin artacağını söyledi.

Engin, projeye ilişkin gelişmeleri AA muhabirine değerlendirdi.

Türkiye ile Irak arasında yürütülecek proje kapsamında çalışmaların hızla devam ettiğini dile getiren Engin, "Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi'nde önemli gelişmeler yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 13 yıl aradan sonra Irak'a gerçekleştirdiği resmi ziyaret, Kalkınma Yolu için önemli bir adımdır. Bu ziyaret kapsamında Türkiye, Irak, Katar ve BAE arasında Kalkınma Yolu Projesi Hakkında Ortak İşbirliği Mutabakat Zaptı imzalandı." dedi.

Engin, söz konusu ziyaretin, Kalkınma Yolu'nun yol haritasının çizilmesi açısından da büyük önem taşıdığına işaret etti.

Avrupa'dan Körfez ülkelerine kadar geniş bir bölgeyi etkileyip ortak fayda üreten projenin tarih, kültür ve ortak kazanımların yanı sıra ekonomik hinterlandın buluşması adına önemli bir fırsat olduğunu belirten Engin, Türkiye'yi Basra Körfezi'ndeki Büyük Faw Limanı'na bağlayacak Kalkınma Yolu Projesi'nin "yeni İpek Yolu" olarak tanımlandığını söyledi.

- "Transit taşımacılık gelirleri artacak"

Dünyada son dönemde yaşanan olayların lojistik sektörünün durumunu doğrudan etkilediğini dile getiren Engin, şunları kaydetti:

"Pandeminin ardından Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail'in Gazze'ye saldırıları, Süveyş Kanalı'nın kapanmış olması ve Orta Doğu'daki sıcak gelişmeler sektördekileri yeni arayışlar bulmaya ve çözümler üretmeye sevk ediyor. Kalkınma Yolu Projesi de dünyada yaşanan krizler dikkate alındığında, lojistik sektöründe can simidi olarak ifade edilebilir. Projeyle alternatif bir rotanın oluşturulması, sektörde yaşanan ekonomik sorunların çözümüne aracılık edecektir. Kalkınma Yolu Projesi ile Türkiye ile Irak arasında ticari ilişkilerin geliştirilmesinin yanı sıra komşu ülkelerle de ticaret hacmi artacaktır. Proje hayata geçtiğinde aynı zamanda transit taşımacılık gelirleri de artış gösterecektir. Doğu ile Batı arasındaki ticaret önemli ölçüde gelişecek, aynı zamanda transit süresi de kısalacaktır. Bu sayede proje, lojistik masrafların azalmasına katkı sağlayacaktır."

Engin, Kalkınma Yolu Projesi'nin bölgesel kalkınmanın sağlanması, ticari, sosyal ve kültürel bağların güçlendirilmesi adına önemli bir adımın başlangıcı olacağını, sürecin yeni işbirliklerini beraberinde getirmesinin öngörüldüğünü de sözlerine ekledi.


Sitelerde araç şarj istasyonu kurulması için genel kurul kararı gerekiyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Sitelerde araç şarj istasyonu kurulması için genel kurul kararı gerekiyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Tesis Yöneticileri Konfederasyonu Başkanı Yahya Sağır, konut sitelerinde elektrikli araç şarj istasyonu kurulumunun Kat Mülkiyeti Kanunu gereği "lüks yatırımlar" kapsamına girdiğini, bu nedenle sitelerde kat maliklerinin beşte dördünün onayıyla istasyon kurulabildiğini söyledi.

Hem dünyada hem de Türkiye'de elektrikli araç kullanımının yaygınlaşması, şarj istasyonu ihtiyacını artırıyor.

Bu konuda bir yandan özel sektör bir yandan da kamu kurumları çalışmalarını sürdürürken, özellikle İstanbul gibi metropollerde alternatif çözümler öne çıkıyor. Bu çözümlerden biri de büyük nüfuslara ev sahipliği yapabilen, toplu yaşam alanları olan sitelerde şarj noktası kurulması.

- "Şarj istasyonunun kurulum masrafı genel kurulda tartışılmalı"

Tesis Yöneticileri Konfederasyonu Başkanı Yahya Sağır, sitelerde araç şarj istasyonu kurulmasına ilişkin merak edilenleri AA muhabirine anlattı.

Sağır, konut sitelerinde yaşayan elektrikli araç sahiplerinin, araçlarının şarj edilmesiyle ilgili olarak site yöneticileriyle ve diğer kat malikleriyle karşı karşıya gelebildiğini söyledi.

Sağır, sitelerde yapılacak işler ve demirbaş giderleri Kat Mülkiyeti Kanunu gereği lüks yatırımlar konusuna giriyorsa beşte dört çoğunluğun onayının arandığını ifade etti.

Sağır, araç şarj istasyonlarının da bu kapsamda olduğunu dile getirdi.

Araç şarj istasyonu kurmak isteyen kat maliklerinin, oturdukları sitelerin yönetim kurullarıyla görüşüp olağan veyahut da olağanüstü genel kurulda bu kararı aldırması gerektiğini belirten Sağır, şu bilgileri verdi:

O kararın da şu şekilde olması gerekiyor; 100 bağımsız bölümlü bir site düşünün, bu sitede yaklaşık 20 bağımsız bölümün maliklerinde elektrikli araç var ve araçları için şarj istasyonu kurulmasını talep ediyorlar. Bunun masrafı ne? Araç şarj istasyonunun kurulum masrafını genel kurulda tartışmaları gerekiyor ve genel kurulda da beşte dört çoğunlukla kararın alınması gerekiyor. Genel yapılacak masrafa daha sonrasında faydalanacak ise diğer kat malikleri, kat maliklerine gelen misafirler, beşte dört çoğunlukla alacakları karar doğrultusunda herkesin katılacağı giderlerle bu paylaşım yapılabilir. Hayır, sadece 20 bağımsız bölüm kat maliki bundan faydalanacak deniyor ise yine aynı şekilde beşte dört çoğunluk gerekiyor.

Alınan kararın tutanağa yazılması gerektiğini dile getiren Sağır, bu konuda sorun ve karışıklığın, araç şarj istasyonlarıyla ilgili durumun otopark yönetmeliği ve Kat Mülkiyeti Kanunu'nda yer almamasından kaynaklandığına işaret etti.

- "Şarj istasyonu kurmak isteyenlerin EPDK onaylı firmalarla çalışması gerekiyor"

Sağır, sitelere araç şarj istasyonu kurmak isteyen yönetimlerin EPDK onaylı firmalarla çalışması gerektiğine dikkati çekti.

Site ya da binanın elektrik gücünün şarj istasyonu kurulması için yeterliliğinin de bu noktada çok önemli olduğunu söyleyen Sağır, kat maliklerinin kendi elektrik saatlerini bu iş için kullanmalarının yanlış olduğunu ifade etti.

Sağır, "Bunlar, binanın elektrik gücünün kaç kilovat olduğu bilinmediği için de çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor. Örneğin yangın sorunuyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Böyle bir durum olması durumunda peki yönetim ne yapıyor? Bunu eski haline getirme, söktürme yetkisi var. Çünkü hiçbir şekilde izin alınmamış. Onun için genel kuruldan mutlaka ama mutlaka beşte dörtle onay alınması gerekiyor." diye konuştu.

Sağır, Tesis Üreticileri Konfederasyonu olarak bu sorunların büyümemesi için TBMM'ye, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığına dilekçe verdiklerini de sözlerine ekledi.


IEA: Dünyada elektrikli araç satışları bu yıl 17 milyona ulaşarak güçlü artış gösterecek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

IEA: Dünyada elektrikli araç satışları bu yıl 17 milyona ulaşarak güçlü artış gösterecek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Dünyada bu yıl elektrikli araç satışlarının 17 milyona ulaşarak güçlü bir büyüme göstermesi bekleniyor.

Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) yıllık yayımladığı Küresel Elektrikli Araç Görünümü raporuna göre, bu yılın ilk çeyreğindeki elektrikli araç satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 arttı. Bu dönemde satılan elektrikli araçların sayısı 2020'nin tamamında satılan elektrikli araç sayısına eşit oldu.

Dünyada bu yıl sonu itibarıyla elektrikli araç satışlarının 17 milyona ulaşması bekleniyor. Böylece, bu yıl dünyada satılan her 5 araçtan birinin elektrikli olacağı tahmin edilirken, elektrikli araç satışlarındaki hızlı büyümenin küresel otomotiv endüstrisini yeniden şekillendireceği ve ulaşımda kullanılan petrol talebini de önemli ölçüde azaltacağı öngörülüyor.

Bu satışın 10 milyonunun Çin'de gerçekleşmesi, bu yıl ABD'de satılan her 9 araçtan birinin ve Avrupa'da her 4 araçtan birinin elektrikli olacağı tahmin ediliyor.

- Satışlardaki artış 2023'teki rekor büyümenin üzerine inşa ediliyor

Rapora göre, elektrikli araç satışlarında bu yıl beklenen güçlü artış geçen yılki rekor büyümenin üzerine inşa ediliyor.

Geçen yıl, dünyada elektrikli araç satışları önceki yıla göre yüzde 35 artışla 14 milyon oldu. Talep ağırlıklı olarak Çin, Avrupa ve ABD'de görülürken, elektrikli araç satışları Vietnam ve Tayland gibi gelişmekte olan ülkelerde de büyüme gösterdi.

Çin'de geçen yıl satılan elektrikli araçların yüzde 60'ından fazlasının, eşdeğer konvansiyonel otomobillerden daha ucuz olduğu görüldü. Ancak, Avrupa ve ABD'de, içten yanmalı motorlu araçların fiyatları elektrikli araç fiyatlarına göre daha düşük seyretti.

Fiyatların artan pazar rekabeti ve gelişen batarya teknolojilerine bağlı olarak gelecek yıllarda düşüş göstermesi bekleniyor.

- "Bu değişimin otomobil ve enerji sektörü için önemli sonuçları olacak"

IEA Başkanı Fatih Birol, rapora ilişkin değerlendirmesinde, elektrikli araç satışlarındaki ivmenin devam ettiğinin IEA verilerinde görüldüğünü belirterek, "Küresel elektrikli araç devrimi hız kesmek yerine yeni bir büyüme evresine hazırlanıyor gibi görünüyor." ifadesini kullandı.

Batarya üretimine yapılan yatırım dalgasının, elektrikli araç tedarik zincirinin otomobil üreticilerinin iddialı genişleme planlarını karşılayacak şekilde ilerlediğini gösterdiğini dile getiren Birol, şunları kaydetti:

"Sonuç olarak, elektrikli araçların yollardaki payının hızla artmaya devam etmesi bekleniyor. Sadece bugünün politikalarına dayanarak, 2030 yılına kadar Çin'de yollardaki neredeyse her 3 otomobilden biri elektrikli olacak ve hem ABD hem de Avrupa Birliği'nde neredeyse her 5 otomobilden biri elektrikli olacak. Bu değişimin hem otomobil endüstrisi hem de enerji sektörü için önemli sonuçları olacaktır."


Elazığ, havyar ve Mersin balığında üretim üssü olmaya aday

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Elazığ, havyar ve Mersin balığında üretim üssü olmaya aday

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Türkiye'de alabalık üretiminde ilk sırada yer alan Elazığ, Keban Baraj Gölü'nde kurulan tesis sayesinde Mersin balığı ve havyar üretimiyle de ülkenin merkez üssü olmaya hazırlanıyor.

Muratcık köyü mevkisindeki Keban Baraj Gölü'nde özel sektör tarafından kurulan 2 bin 500 ton kapasiteye sahip tesiste birkaç yıl önce yetiştiriciliğine başlanan "huso huso" cinsi Mersin balığı üretiminde 950 ton kapasiteye ulaşıldı.

Mevcut kapasitesiyle "ülkenin en büyüğü" konumundaki Mersin balığı üretim tesisinde, 3 yıl içinde ilk etapta kalitesine göre kilogram fiyatı 2 bin 500 dolara kadar çıkan 100-150 ton havyar üretilmesi hedefleniyor.

Dünyada 26 türü olduğu bilinen, denizlerde doğal ortamda uzun süre yaşamaları halinde 3-4 metre boya ve 1300-1600 kilogram ağırlığa kadar ulaşabilen "huso huso" cinsi Mersin balığı, havyarının yanı sıra etinin lezzetiyle de ekonomik değere sahip.

- "Doğaya binlercesini salıyoruz"

Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Dr. Mustafa Altuğ Atalay, AA muhabirine, nesli tükenme tehlikesine giren Mersin balıklarının avcılığının dünya genelinde 1971'den itibaren yasaklandığını söyledi.

Atalay, "Bu balığı ülkemizde ilk olarak 1990'lı yıllarda İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi üretmeye çalıştı. Daha sonra ülkede DSİ'nin yapmış olduğu başarılı çalışmalar neticesinde üretimine başlanan Mersin balığı yavruları iç sulara ve belirli bölgelerde deniz kıyılarına bırakıldı. Bunu geçtiğimiz yıllarda Bakanlık olarak biz de başardık ve artık bu balıkların üretimini Bakanlık enstitülerinde, su ürünleri yetiştiricilik tesislerinde yapıp doğaya binlercesini salıyoruz." dedi.

- "Neredeyse 100-150 ton havyar alınacak"

Atalay, Mersin balığı üretiminin son yıllarda özel sektörün girişimiyle arttığını ve Keban Baraj Gölü üzerinde toplamda 2 bin 500 ton kapasiteyle kurulan üretim tesisinin ülke ekonomisi açısından önemli bir değer olduğunu belirtti.

Tesiste birkaç yıl önce başlanan Mersin balığı yetiştiriciliğinde 950 ton kapasiteye ulaşıldığını dile getiren Atalay, şöyle konuştu:

Keban Baraj Gölü üzerinde 2 bin 500 ton kapasiteyle kurulan üretim tesisinde balıkların yetişkin olanları neredeyse 100 kiloya ulaştı. 5-6 yaşındalar ve bunlar 2-3 sene sonra havyar üretmeye başlayacaklar. Havyarı ülkemizde olduğu gibi bütün dünyada çok beğenilen en değerli balıklar. Eti son derece lezzetli ve besleyici bir balık. Bu tesiste balıklar havyar tutmaya başladığı zaman neredeyse 100-150 ton havyar alınacak ve bu bölge tam bir Mersin balığı üretim üssü haline gelecek. Havyarın kilosunun 500 ile 2 bin 500 dolar arasında olduğunu düşünürseniz, 100-150 tonluk bir havyarın ne kadar büyük bir ekonomi ve istihdam sağlayacağını tahmin edebilirsiniz.

- "Ülkemiz, Mersin balığında önemli üretici konumuna gelecek"

Atalay, Keban Baraj Gölü'nün su kalitesi ve iklim olarak Mersin balığına çok iyi geldiğini, balıkların burada son derece hızlı bir gelişim gösterdiğini ifade etti.

Ülke ekonomisine daha fazla katkı ve istihdam sağlanması için Mersin balığı üretiminin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaları sürdüreceklerini dile getiren Atalay, şunları kaydetti:

Elazığ, Türkiye'de nasıl alabalıkta ve Türk somonunda bir üs haline geldiyse havyar ve Mersin balığında da üretim üssü haline gelecek. Ülkemizde 13 yetiştiricilik tesisi kurulmuş durumda ve 3 bin 200 ton kapasiteye ulaştık. Çok yakında bunların satışlarının başlamasıyla ülkemiz Mersin balığında önemli üretici konumuna gelecek. Devlet ile bir yere kadar yapıldı ama özel sektöre de çok teşekkür ediyoruz. Keban'da neredeyse bütün dünyaya satılabilecek üst seviyede bir üretim gerçekleştiriyorlar. Nesli tükenmekte olan bir türü alıp yetiştirdik, artık çoğalıyorlar. Hem havyarı hem etini değerlendirecek durumdayız ve stoklara da takviye yapabilecek bir duruma geldik. Bundan 10 yıl önce böyle bir teknolojimiz yoktu. Ülkemizin gelişmesiyle birlikte artık Mersin balığı gibi pek çok canlıya üremesi ve neslini devam ettirmesi için imkan sunuyoruz.


Hazine ve Maliye Bakanlığı "koruyucu kıyafet yardımının kesildiği" iddialarına yanıt verdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Hazine ve Maliye Bakanlığı "koruyucu kıyafet yardımının kesildiği" iddialarına yanıt verdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Hazine ve Maliye Bakanlığı, farklı kamu kurum ve kuruluşlarda uygulanan koruyucu giyim yardımlarının tasarruf tedbirleri kapsamında kesildiği yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirterek, kuruluşlara yazının yardımların kesilmesi amacıyla değil, aksine toplu sözleşmeler ve mevzuat çerçevesinde kamu personeline kullandırılması amacıyla gönderildiğini bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, koruyucu giyim yardımlarının tasarruf tedbirleri kapsamında kesildiği yönündeki iddialara yanıt verildi.

Açıklamada, son günlerde, Bakanlığın 8 Mart'ta, "Genel Yatırım ve Finansman Kararları" kapsamında izleme ve kontrolü altındaki kamu iktisadi teşebbüslerine ve diğer kuruluşlara "Hizmete Özel" olarak gönderdiği yazısına atıfta bulunularak, bazı basın yayın organları ve sendikalarca, bilgi eksikliği kaynaklı, kamuoyunu yanıltıcı haberler ve açıklamalar yapıldığına işaret edildi.

Farklı kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanan koruyucu giyim yardımlarının tasarruf tedbirleri kapsamında kesildiği yönündeki haberlerin mesnetsiz olduğu, hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığı vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Giyim/giyecek/koruyucu giyim yardımına ilişkin hususlara farklı düzenlemelerde yer verilmektedir. Bunlar arasında hizmet kollarına yönelik mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme ile toplu iş sözleşmeleri de yer almaktadır. Bu sözleşmeler ve diğer mevzuat
düzenlemeleri koruyucu giyim yardımının belirli şartları sağlayan personele, hizmetin gereği olarak görev esnasında giyilmesi gereken giyim malzemelerinin, ayni olarak verilmesini kapsamaktadır. Bu sebeple kuruluşlar söz konusu giyim eşyasını tedarik ederek kayıtlarına almalı ve mevzuat uyarınca şartları sağlayan personele dağıtımını gerçekleştirmelidir."

- "Hatalı uygulamaların gerçekleştirildiği anlaşıldı"

Açıklamada, Bakanlıkça kuruluşlardan temin edilen bilgi ve belgelerin tetkiki sonucunda bu konuda "hatalı uygulamaların gerçekleştirildiği"nin anlaşıldığı bildirilerek, bu uygulamalardan bazıları şöyle sıralandı:

"Kuruluşların temin etmesi ve personele ayni olarak vermesi gereken koruyucu giyim malzemesi karşılığının nakdi, hediye kartı, çek veya kupon olarak personele verilmesi, verilen yardım kapsamında personelin koruyucu giyim malzemesi alıp almadığının kontrolünün kuruluşlarca yapılmaması, mevzuatta yer alan şartları taşımayan personele de yardımın yapılması, yardım kapsamında belirlenen giyim eşyasının koruyucu giysi veya eşya vasfının olmaması ve koruyucu giyim yardımı verilen personele hizmeti gereği giymesi gereken giyim eşyasının kuruluş tarafından ayrıca da verilmesidir."

Açıklamada, "Kuruluşlara konu hakkında gönderilen yazı, giyim-giyecek-koruyucu giyim yardımlarının kesilmesi amacıyla değil, aksine, söz konusu yardımın toplu sözleşmeler ve mevzuat ile çizilen çerçevede kamu personeline kullandırılmasını sağlamak amacıyla gönderilmiştir." ifadesi kullanıldı.

Yardımların mevzuata uygun olarak yapılmasının önünde herhangi bir engel bulunmadığına işaret edilen açıklamada, ancak kuruluşların ve sendikaların üst normlarla çizilen çerçeveyi genişletmelerinin mümkün olmadığı belirtildi.

Açıklamada, mevzuata aykırı davranan kamu görevlilerinin de denetlenmeleri ve gerekli yaptırımlara tabi olmalarının hukuk devletinin gereği olduğuna dikkat çekilerek, bunun dışında yapılan yorum ve eleştirilerin gerçeği yansıtmadığı, bilinçli şekilde kamuoyunun yanlış bilgilendirildiği kaydedildi.


Tesla, Almanya'daki giga fabrikasında çalışan 400 kişiyi işten çıkarmayı planlıyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Tesla, Almanya'daki giga fabrikasında çalışan 400 kişiyi işten çıkarmayı planlıyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, Almanya'nın başkenti Berlin yakınlarındaki Grünheide'de bulunan giga fabrikasındaki çalışanlardan 400'ünü işten çıkarmayı planladığını bildirdi.

Tesla'dan yapılan açıklamada, elektrikli otomobiller için şu anda küresel olarak zayıflayan talebin Tesla'yı da zorluklarla karşı karşıya bıraktığı belirtildi.

Açıklamada, Tesla'nın Avrupa'daki ilk fabrikasında 400 kişinin işten çıkarılmasının planlandığı, bunun zorunlu işten çıkarma yerine gönüllü bir programla yapılmasının amaçlandığı ifade edildi.

Gönüllü işten çıkarmalar için Almanya'daki giga fabrikasının iş konseyi ile görüşmeler yapıldığı bilgisi de açıklamada yer aldı.

Tesla'nın Gruenheide tesisinde 12 binden fazla kişi çalışıyor. Geçen hafta da fabrikanın yaklaşık 300 geçici işçisiyle yollarını ayıracağı açıklanmıştı.

Elon Musk'ın sahibi olduğu Tesla, bu ay küresel iş gücünde yaklaşık yüzde 10 azaltma yapacağını duyurmuştu.

- Tesla'nın satışları ilk çeyrekte 2020'den bu yana ilk kez düşmüştü

Tesla'nın nisan ayında açıkladığı 2024'ün ilk 3 ayına ilişkin araç üretim ve teslimat verilerine göre, şirketin otomobil teslimatları ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,5 geriledi ve 2020'den bu yana yıllık bazda ilk kez düşüş gösterdi.

Tesla'nın bu yıl ilk çeyrekte teslimatını yaptığı araç sayısı 386 bin 810 oldu. Piyasa beklentisi bu sayının 450 bin civarında olacağı yönündeydi.

Tesla'nın ilk çeyreğe ilişkin finansal sonuçlarını da bugün açıklaması bekleniyor.


Apple'ın Çin'deki akıllı telefon satışları yılın ilk çeyreğinde yüzde 19,1 düştü

Fotoğraf: Mert Alper Derviş/AA
Fotoğraf: Mert Alper Derviş/AA
TT

Apple'ın Çin'deki akıllı telefon satışları yılın ilk çeyreğinde yüzde 19,1 düştü

Fotoğraf: Mert Alper Derviş/AA
Fotoğraf: Mert Alper Derviş/AA

ABD'li teknoloji devlerinden Apple'ın Çin'deki akıllı telefon satışları bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 19,1'lik düşüş kaydetti.

Küresel teknoloji pazarı araştırma firması Counterpoint'in verilerine göre, Çin'in akıllı telefon satışları 2024'ün ilk çeyreğinde yıllık yüzde 1,5 artarak art arda ikinci çeyrekte yıllık bazda büyüme gösterdi.

Apple'ın Çin'deki akıllı telefon satışları söz konusu dönemde yüzde 19,1 azalırken, Huawei'nin satışları yüzde 69,7 arttı.

Ülkede Apple'ın geçen yılın ilk çeyreğinde yüzde 19,7 olan pazar payı da bu yılın aynı döneminde yüzde 15,7'ye geriledi.

Huawei'nin pazar payı ise bu dönemde yüzde 9,3'ten yüzde 15,5'e çıktı.