ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol: Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık

Fotoğraf: Özge Elif Kızıl - AA
Fotoğraf: Özge Elif Kızıl - AA
TT

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol: Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık

Fotoğraf: Özge Elif Kızıl - AA
Fotoğraf: Özge Elif Kızıl - AA

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, "Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık. ASELSAN'ın bu yıl yeni ihracat sözleşmeleri açısından 1 milyar dolara yaklaşma hedefi var." dedi.

Turkcell'in katkılarıyla gerçekleştirilen Anadolu Ajansı Teknoloji Masası'nın konuğu olan ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, şirketin geliştirdiği ürünler ve yatırımları ile ilgili açıklamalarda bulundu.

ASELSAN olarak denizin derinliklerinden uzayın derinliklerine kadar her alanda her platforma kritik sistemler geliştirdiklerini belirten Akyol, "Bir taraftan da sivil dünyaya da hizmet etmeye çalışıyoruz. 2023 çok önemli başarılarla geçti. 2024 yılına da milletimizin beklediği önemli projelerde güzel gelişmeler katederek girdik." diye konuştu.

- "ASELFLIR-500 rakiplerine oranla yüzde 30 daha iyi performans gösteriyor"

Akyol, İHA kameralarına Kanada tarafından uygulanan ambargoları anımsatarak, "O dönem Savunma Sanayii Başkanlığımızın liderliğinde bir geliştirme projesi başlattık. Önce ambargoyu bertaraf edecek bir kamera yapmak daha da ötesinde dünyada bu alandaki en iyi kamerayı da yapabilmek üzere yola çıkmıştık. Geldiğimiz noktada İHA kameramız ASELFLIR-500'ü tamamladık. Artık operasyonel olarak Silahlı Kuvvetlerimizin kullanımına da girdi." ifadelerini kullandı.

ASELFLIR-500'ün rakiplerine oranla yüzde 30 daha iyi performans sergilediğine dikkati çeken Akyol, kameranın lazer işaretlemedeki başarısıyla da güdümlü mühimmatların daha hassas vuruş kabiliyeti kazanmasını sağlamış olduğunu vurguladı.

Akyol, "Bugün gururla şunu söyleyebiliriz; bu kamera artık gökyüzünün yıldızları SİHA'larımızın dünyadaki en nitelikli kamerası olarak hem Silahlı Kuvvetlerimizin hizmetine girmiş hem seri üretim safhasında önemli bir aşama katetmiş hem de artık dost ve müttefik ülkelere ihraç edilebilecek bir noktaya gelmiştir." şeklinde konuştu.

Hava savunmada alçak, orta, yüksek irtifa olarak katmanlı bir mimari olduğunu belirten Akyol, Türkiye'nin yaptığı yatırımlarla artık uçtan uca katmanlı hava savunmayı tamamlama noktasına geldiğinin altını çizdi.

Akyol, ASELSAN'ın alçak irtifada KORKUT sistemi olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kendisine yönelen dron, seyir füzesi ve benzeri tüm tehditleri parçacıklı mühimmatlarla önce tespit edip sonra onları engellemeye dayalı bir teknoloji. Bu envantere kazandırdığımız ve seri üretimini devam ettirdiğimiz bir sistem. Bunun bir üstünde HİSAR-A diye isimlendirdiğimiz bu sefer biraz daha irtifanın arttığı artık füzelerin devreye girdiği bir sistem var. Burada da Roketsan ile güzel bir işbirliğimiz var. Füzeleri onlar bize sağlıyorlar, biz de bütün sistemi bir araya getirerek alçak irtifalı HİSAR-A'yı tamamlayıp envantere kazandırdık.

Bir üstünde de HİSAR-O'muz var. Orta menzilde. Bunun da envantere kazandırıldığını ve seri üretime devam edildiğini söyleyebilirim. Şimdi de uzun menzilli hava savunma sistemimiz SİPER'i Türk Silahlı Kuvvetlerimizin envanterine kazandırıyoruz. Böylece çok alçak irtifadan yüksek irtifaya kadar katmanlı hava savunmasını 2024 yılında tamamlamış oluyoruz."

- "Türkiye dünyadaki sayılı ülkelerden biri haline gelecek"

Hava savunmasının mobilitesinin de önemli olduğunun altını çizen Akyol, bu anlamda hibrit hava savunma olarak adlandırdıkları GÜRZ sistemini de birkaç yıl içinde envantere kazandıracaklarını söyledi.

Akyol, "Böylece hem irtifa bazında bütün katmanları hem de fonksiyon bazında değişik fonksiyonları da envantere almış ve hava savunma alanında çözüm sağlayabilen dünyada belki 5-6 ülkeden biri haline gelmiş olacağımızı da söyleyebilirim." dedi.

Bu yıl gemilerin muhasım denizaltıların çok uzak mesafelerden tespit edilmesini sağlayan düşük frekans aktif sonar DÜFAS'ı tamamladıklarını anımsatan Akyol, EYP ve mayın ile mücadele kapsamında da YENER sistemini bu sene tamamlayıp Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim ettiklerini anlattı.

Akyol, TOLUN mühimmatını tamamladıklarını söyleyerek, "Aynı anda bir uçaktan 8 tane atılabilmesi, bir motoru olmadığı için çok maliyet etkin bir mühimmat olması ve motoru olmadığı halde süzülerek 100 kilometreden fazla bir menzile gidebilmesi üç tane stratejik konu olarak ön plana çıkıyor." şeklinde konuştu.

Gelecek planlamaları ile ilgili bilgi veren Akyol, giderek artan dron tehditlerini engellemek için dronları radyo dalgası yayarak durdurabilen bir teknoloji üzerine çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.

ASELSAN'ın lazer silahı GÖKBERK'ten bahseden Akyol, lazerin kaynağını da yerli olarak geliştirdiklerini vurguladı. Akyol, otonominin, üzerinde çalıştıkları önemli başlıklardan olduğunu aktararak, "Deringöz isminde yeni bir ürün üzerine çalışıyoruz. Geçtiğimiz günlerde ilk dalışını yaptık. Yapay zeka destekli otonom sürüş algoritmalarına sahip. Denizin altına 600 metreye kadar dalabilen sonarları olan, su altında haberleşme ve su altında keşif gözetleme kabiliyetine sahip bir ürün." diye konuştu.

- ASELSAN'dan 400 milyon dolarlık yatırım

ASELSAN'ın Ankara'da 400 milyon dolarlık yeni bir yatırıma başladığının altını çizen Akyol, yatırımla beraber binin üzerinde ilave nitelikli istihdamı Türkiye'ye kazandıracaklarını anlattı.

- "Bütün çalışmalarda yapay zeka robotlarını kullanır duruma geldik"

Ahmet Akyol, ASELSAN'ın geliştirdiği bütün ürünlerde ve sistemlerde yapay zeka fonksiyonunun mutlaka bir gereksinim olarak konulmasını iç işleyişlerine dahil ettiklerini belirterek, ürünlerde yapay zekayı etkin kullanmanın öncelikleri olduğunu söyledi.

Karar vericilerin yapay zeka destekli algoritmalarla işini kolaylaştırmak ve büyük veriyi işlemek üzere komuta kontrol sistemlerinde yapay zekayı etkin olarak kullandıklarını aktaran Akyol, "Gerek insansız kara, deniz araçlarında gerek otonominin olduğu diğer sistemlerde yapay zeka destekli algoritmalarla burada fark yaratmaya çalışıyoruz. ASELSAN içerisindeki bütün çalışmalarda yapay zeka robotlarını kullanır duruma geldik. Bunu içerideki süreçlerimizde adım adım yaygınlaştırıyoruz." dedi.

Akyol, çip teknolojisinin çok kritik olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Çip teknolojisinin askeri ve sivil boyutu var. Bizim açımızdan askeri boyutunda bağımsızlık stratejik öncelik. Bu amaçla Bilkent Üniversitesi ile ortak bir şirketimiz var. Yine ASELSAN'ın İstanbul'da MKR-IC ve TÜYAR isimli iki ayrı çipe odaklanmış alt şirketi var. Bu üç alt şirketle ve kendi bünyemizdeki çip tasarım ekiplerimizle buraya önemli miktarda kaynak ve yatırım yapıyoruz. Özellikle radar ve elektronik harpte kullanılan son derece stratejik olan galyum nitratta, transistör seviyesinde millileştirmeyi tamamladık.

Bir radarda yaklaşık 1000'den fazla çip bulunuyor. Bu çipleri kendimiz tasarlıyoruz. 2024 itibarıyla bu çipleri Ankara'da seri üretebilme imkanına kavuştuk. Alt transistörlerini Bilkent Üniversitesi ile ortak şirketimizde, üstündeki çip seviyesi üretimleri de ASELSAN'da çoklu adetlerde yapabilecek duruma geldik. Binlerce çipi seri ürettiğimizi söyleyebilirim. Bu, askeri alandaki bağımsızlığımız açısından önemli."

- "Türkiye'nin ihracat başarısına önemli bir katkı sunuyoruz"

Akyol, kuantum alanında da bir dizi proje yürüttüklerini ifade ederek, kuantumun bir taraftan radar, lidar boyutuna, diğer taraftan da kuantum anahtar dağıtım sistemleri, kuantum kriptoloji konusuna yatırım yaptıklarını söyledi.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ile kurdukları KUANTAL laboratuvarına değinen Akyol, "Gebze Teknik Üniversitesi ile de kuantum alanında işbirliğimiz var. Normalde radar sinyalini göndererek radarda tespit imkanı varken, kuantum foton kaynaklarıyla bir radar yapılabilmesi bir teori şu anda. Teori aşamasındayken biz buna yatırım yapıyoruz. Bunu çok erken safhada Türkiye'ye kazandırmak istiyoruz. Başarılı aşamalar sağlandı ama bu uzun bir yolculuk." diye konuştu.

Akyol, güvenli haberleşmede kuantum sistemleri çıktığında kuantum anahtar dağıtımının önemli bir konu haline geleceğine işaret ederek, "Konvansiyonel sistemlerin yaptığı kriptolojinin kuantum bilgisayarlarıyla bertaraf edilmesi çok kolay. Dolayısıyla burada kuantuma dayanıklı algoritmalar, kriptoloji önemli bir konu haline geliyor." dedi.

Yurt dışından bilim adamlarının, çalışanların Türkiye'ye dönüşü için "Next Big Move to Türkiye" programları olduğuna değinen Akyol, "Her yıl çağrılara çıkıyoruz. 2023 yılında 27 arkadaşımızı ASELSAN'a döndürdük. Türk milletine gurur veren, Türk devletine güç veren ve mühendislerimize heyecan veren bu çalışmalara arkadaşlarımız katılmaktan gurur duyuyorlar." ifadesini kullandı.

- "Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık"

Akyol, 2023'te yeni ihracat sözleşmeleri açısından kendi iç rekorlarını kırdıklarını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2023'te 601 milyon dolarlık yeni ihracat sözleşmesini, 30 farklı ülkeyle imzalamış olduk. İlk defa geçen yıl 16 yeni ürünü ihraç etme başarısına ulaştık. Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86'ya çıkardık. ASELSAN'ın bu yıl yeni ihracat sözleşmeleri açısından 1 milyar dolara yaklaşma hedefi var. Sözleşmelerin hacimleri artırıyor ve dolayısıyla ihracat tutarı da artacak. Türkiye'nin ihracat başarısına önemli bir katkı sunuyoruz. Doğrudan satışları artırmak için de ekiplerimiz dünyanın dört bir yanında.

16 noktada dünyanın çeşitli yerlerinde ofislerimiz var. Geçen yıl Şili'de büyük rakiplere karşı tank modernizasyon ihalesi kazandık. Şili'deki ofisimizi açacağız. Yeni ofisler planladık. Yeni ofislerle ilgili önümüzdeki dönem Özbekistan, Umman var, Endonezya, Nijerya gelebilir. NATO'ya ihracat için de özel birim kurduk. Bu, yüksek standartta ihracat yapabilme kabiliyetinizi gösteriyor. Bütün NATO unsurlarıyla çalışıyoruz ve burada da önemli bir gelişmeyi bekliyoruz."

- "Sağlıkta, kent güvenliğinde, sivil güvenlik alanında, enerjide ve ulaşımda ürünlerimiz var"

Ahmet Akyol, Körfez ülkelerinin, coğrafi ve kültürel yakınlık ile pazar büyüklüğü açısından stratejik öncelikleri arasında olduğunu aktararak, ASELSAN'ın Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve diğer bölge ülkelerinde geçmiş dönemde başarılı çalışmalarının olduğunu hatırlattı.

Körfezdeki ofisleri tekrar canlandırdıklarını ve olmayanları eklediklerini anlatan Akyol, "Temaslar, toplantılar adım adım devam ediyor ve sözleşmeler yavaş yavaş başladı. Geçtiğimiz aylarda Abu Dabi ofisimizi açtık. Katar'da 30'dan fazla çalışanımız var. Suudi Arabistan'da zaten ofisimiz vardı, biraz büyüttük. Belki Umman'ı ekleyeceğiz yakında. Ürdün'de fabrikamız var." diye konuştu.

Akyol, askeri teknolojilerdeki yetkinliklerinin sivil alanlara da aktarılmasının ASELSAN'ın temel misyonlarından biri olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu hem Türkiye'deki kritik alanlarda millileşmeyi sağlayacağı gibi ASELSAN'ın büyümesine de ciddi katkı sağlayacak bir alan. Sağlıkta, kent güvenliğinde, sivil güvenlik alanında, enerjide ve ulaşımda ürünlerimiz var. Yeni çıkardığımız mobil röntgen cihazını Hacettepe Üniversitesi'nde envantere aldık. Bu alanda geçtiğimiz dönemde ventilatörler üretmiştik, 6 binden fazla satışı oldu. Ani kalp durmalarına karşı müdahale cihazını ürettik, satışı 10 bin 500'ü geçti, ihracatı da oluyor. Sağlık alanında önemli bir boşluğu doldurmayı hedefliyoruz.

Bir başka alan ise ulaşım. İstanbul'da bizim mühendislerimizin geliştirdiği yüzde 100 milli sinyalizasyon sistemi kullanılıyor. Bir taraftan metro sinyalizasyon yaparken bir taraftan da Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının tren setlerini akıllı hale getirip bu sinyalizasyonla birleştiriyoruz. COBALT isimli yazılımımızla da bu sistemi uçtan uca yönetiyoruz. Kendi sinyalizasyon sistemimizi yapabilen dünyada 5 ülkeden 1'i olduk."

- "İstanbul'da bu yıl ASELSAN Girişimcilik Merkezi'ni açacağız"

Türkiye'nin bütün il ve ilçelerinde yaklaşık 200 bin kameralık bir kent güvenlik sistemlerinin kullanımda olduğunu dile getiren Akyol, "Jandarmamız ve emniyetimiz bunu kullanıyor. Sadece kamera değil, bunun arkasındaki bütün görüntü işleme algoritmaları, yapay zeka destekli sistemler, analizler, uçtan uca büyük verinin entegrasyonu dahil kullanılıyor. Bunu biraz daha uca yaymak için polis ve jandarmamızın yaka kameralarını da yaptık. Görev sahalarında bunu yaygınlaştırıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığına bu alanda bize yol açtıkları için teşekkür etmek isterim." ifadelerini kullandı.

Akyol, ASELSAN'ın her yıl etrafındaki ekosistemle birlikte büyüdüğünü belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bu ekosistemde bugün itibarıyla 3 bin 400 yerli paydaş bulunuyor. Girişimciliği çok kritik görüyoruz. İstanbul'da bu yıl ASELSAN Girişimcilik Merkezi'ni açacağız. Çalışmalarımız bitmek üzere. Sadece mevcut tedarik ekosistemindeki firmalara değil, bizim bir ihtiyacımız olduğunda bunu bir girişim üzerinden yapmayı bir model olarak tasarladık. Türkiye'nin değişik yerlerinde 17 alt iştirakimiz var.

ASELSAN'ın Konya'da silah ve uzak komuta silah sistemleri üzerine devasa bir tesisi var. Sivas'ta optik tesisimiz var. Bu sene de Malatya'yı açtık, içinin kurulumu yapılıyor, nisan, mayıs ayında üretim başlayacak. Adıyaman'da TUSAŞ, ASELSAN, Roketsan bir araya gelerek konnektör kablo alanında bir fabrikayı tesis ediyoruz. Bir taraftan Anadolu'daki ekosisteme can vermek, bir taraftan yüksek teknolojide odaklanma sağlamak, bazen de ticari olarak bir alanın daha özel geliştirilmesini sağlamak gibi yurt içinde ve zaman zaman yurt dışında iştirak çalışmalarımız var."



NEOM Limanı, Suudi Arabistan’ın kuzeyinden dünya ticaret haritasını yeniden çiziyor

Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)
Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)
TT

NEOM Limanı, Suudi Arabistan’ın kuzeyinden dünya ticaret haritasını yeniden çiziyor

Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)
Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)

Suudi Arabistan’ın NEOM şirketine ait resmi X hesabı, 15 Nisan’da dikkat çeken bir paylaşım yaptı. Kısa ancak güçlü mesajlar içeren paylaşımda “Avrupa – Mısır – NEOM – Körfez: En hızlı rotanız” ifadesi yer aldı. Paylaşıma eşlik eden haritada, Avrupa’dan başlayarak Mısır’daki Dimyat ve Safaga limanları üzerinden NEOM Limanı’na uzanan, buradan da kara yoluyla Kuveyt, Irak, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman’a dağılan bir ulaşım ağı gösterildi. Söz konusu paylaşım, sıradan bir tanıtımın ötesinde, uzun süredir gündemde olan ticaret koridorunun fiilen hayata geçtiğine işaret eden önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.

Aynı gün, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), 2026-2030 dönemine ilişkin yeni stratejisini onayladığını duyurdu. NEOM’un resmi hesabı da bu duyuruya hızlı şekilde yanıt vererek, projenin Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm sürecindeki merkezi rolünü koruduğunu vurguladı. Açıklamada, NEOM’un yeni strateji kapsamında bağımsız bir yapı olarak konumlandırılmasının, projeye verilen desteğin derinliğini yansıttığı ifade edildi. İki açıklamanın aynı zamana denk gelmesi, liman projesi ile daha geniş kapsamlı ulusal strateji arasındaki güçlü bağlantıya işaret etti.

Sahadaki gelişmeler de hız kazanmış durumda. Dünyanın en büyük yük gemilerini kabul edecek şekilde tasarlanan gelişmiş Konteyner Terminali 1’in, 550 metre uzunluğunda giriş kanalı, 18,5 metre derinliği ve 900 metreyi bulan rıhtım duvarıyla bu yıl içinde açılması planlanıyor. Terminalin yıllık kapasitesinin 1,5 milyon TEU’ya ulaşması öngörülüyor.

Geçtiğimiz yıl haziran ayında ise liman, ülkede bir ilk olma özelliği taşıyan, tamamen otomatik ve uzaktan kumanda edilen köprülü vinçlerin ilk sevkiyatını teslim aldı. Yetkililer bu gelişmeyi, Suudi limanları açısından ‘dönüm noktası’ olarak nitelendirdi.

rtfbr
(foto altı) Tamamen otomatik köprülü vinçlerin ilk sevkiyatı (NEOM)

Birkaç gün önce NEOM hesabından yapılan bir başka paylaşımda, limanın Kızıldeniz üzerinde stratejik bir merkez olarak tam kapasiteyle faaliyet gösterdiği vurgulandı. Açıklamada, farklı yük türlerinin yüksek verimlilikle yönetildiği, gelişmiş altyapı ve yüksek operasyon standartlarıyla desteklenen limanın; Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa ve Mısır’dan bölgeye uzanan ticaret akışını Körfez ülkeleri ve Irak pazarlarına bağladığı ifade edildi.

Oyunun kurallarını değiştiren yeni bir coğrafi merkez

Bu çerçevede, Kral Fahd Petrol ve Maden Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Abdullah el-Mir, NEOM Limanı’nın diğer Suudi limanlarından ayrışmasını sağlayan özgün bir coğrafi avantaja sahip olduğunu belirtti. El-Mir’e göre, Cidde İslam Limanı ve Kral Abdullah Limanı gibi büyük limanlar batı kıyısında, Kral Abdulaziz Limanı ile petrol limanları ise Arap Körfezi’nde yoğunlaşırken, NEOM Limanı ülkenin kuzeybatısında konumlanarak üç ana bölgenin doğal kesişim noktası haline geliyor: ‘Akdeniz ve Mısır üzerinden Avrupa, Suudi kara koridorları aracılığıyla Körfez ve kuzey hattı üzerinden Irak ile Ürdün’.

El-Mir, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu konumun limana deniz ve kara taşımacılığını tek bir sistemde birleştiren ‘köprü liman’ rolü kazandırdığını ifade etti. Süveyş Kanalı’na yakınlığın yanı sıra, ülkenin kuzeyi ile Ürdün, Irak ve Kuveyt’ten Umman’a kadar uzanan modern kara yolu ağlarına bağlantının, limanın gelecekteki lojistik merkez konumunu güçlendirdiğini vurguladı. El-Mir, “NEOM Limanı yalnızca Cidde ya da Dammam ile rekabet etmiyor; özellikle Hürmüz Boğazı gibi geleneksel geçiş noktalarındaki gerilimler dikkate alındığında, bölgedeki lojistik haritayı değiştirecek yeni bir coğrafi eksen açıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu görüş, lojistik uzmanı Neşmi el-Harbi’nin değerlendirmeleriyle de örtüşüyor. El-Harbi, NEOM Limanı’nı mevcut limanlara rakip değil, Suudi Arabistan’ın lojistik sistemini tamamlayan ‘hayati bir unsur’ olarak tanımlarken, tamamen yenilenebilir enerjiye dayalı yapısının operasyonel verimliliği artırdığını ve projeyi sürdürülebilirlik alanında küresel ölçekte öncü konuma taşıdığını ifade etti.

Nakliye süresinde yüzde 50 tasarruf

Zaman tasarrufu açısından ise el-Mir, yeni koridorun geleneksel rotalara kıyasla taşıma sürelerini yüzde 50’den fazla azaltabileceğini belirtti. El-Mir, daha önce Körfez’deki varış noktalarına ulaşması 10 ila 12 gün süren sevkiyatların, bu hat üzerinden yalnızca 4 ila 6 gün içinde teslim edilebildiğini ifade etti. Bu hızlanmanın, Avrupa ile Mısır arasında ve ardından Mısır ile NEOM arasında kısa mesafeli deniz taşımacılığının, Suudi Arabistan içindeki hızlı kara taşımacılığıyla entegre edilmesinden kaynaklandığını vurguladı.

El-Mir’e göre bu dönüşüm yalnızca mesafenin kısalmasından ibaret değil; aynı zamanda limanlardaki bekleme sürelerinin azalması, prosedürlerin sadeleşmesi ve daha istikrarlı, daha az yoğun bir güzergâhın sağlanmasıyla da destekleniyor.

defgth
Koridor ağını gösteren harita (NEOM)

El-Harbi de Şarku’l Avsat’a bu verilerle örtüşen değerlendirmelerde bulunarak, söz konusu koridorun, çok modlu taşımacılığa dayanması sayesinde ‘tedarik zinciri verimliliğinde devrim’ niteliği taşıdığını belirtti. Mevcut jeopolitik zorluklar karşısında daha güvenilir ve esnek bir alternatif sunduğunu ifade etti.

Hangi yük türlerinin daha fazla fayda sağlayacağına ilişkin olarak ise iki uzman da zaman hassasiyeti yüksek ürünlerin öne çıktığı konusunda hemfikir. Buna göre hızlı tüketim malları, taze ve soğuk zincir gerektiren gıda ürünleri, tıbbi ve farmasötik ürünler, yedek parçalar, ileri teknoloji ekipmanları, yüksek değerli elektronik ürünler ve gelişmiş inşaat malzemeleri bu koridordan en çok yararlanacak kalemler arasında yer alıyor.

Deneyimden fiili uygulamaya

Altyapı hazırlığı açısından el-Mir, NEOM Limanı’nın ilk deneme aşamasını geride bıraktığını ve artık gerçek ticari hareketliliği destekleyebilecek kapasiteye ulaştığını belirtti. Bununla birlikte limanın operasyonel kapasite bakımından halen ‘kademeli büyüme’ sürecinde olduğunu vurgulayan el-Mir, planlanan genişleme projelerinin tamamlanmasıyla birlikte tesisin büyük bir bölgesel lojistik merkeze dönüşmesini bekliyor. El-Harbi de bu değerlendirmeye katılarak, limanın 2026 itibarıyla ileri bir operasyonel olgunluk seviyesine ulaştığını ve mevcut altyapısının bölgesel ticaret trafiğini karşılamak için yeterli olduğunu ifade etti. El-Harbi, özellikle beşinci ve altıncı nesil iletişim ağları, otomatik vinç sistemleri ve Suudi Arabistan iç bölgeleri ile komşu ülkelere bağlanan modern kara yolu ağı gibi unsurların limanın gücünü artırdığını dile getirdi.

Küresel taşımacılık şirketlerinin tutumuna ilişkin olarak el-Mir, Pan Marine ve DFDS gibi büyük uluslararası firmaların koridorun işletilmesine ana ortaklar olarak katılmasının, NEOM Limanı’na yönelik küresel ilginin izleme aşamasından fiili operasyon aşamasına geçtiğinin açık bir göstergesi olduğunu söyledi. Ancak limanın halen daha geniş ölçekte fizibilitesini kanıtlama sürecinde olduğuna da dikkat çekti.

El-Harbi ise bu ilgiyi, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan dalgalanmalar karşısında daha güvenli ve güvenilir alternatifler arayışıyla ilişkilendirdi. Taşıma sürelerini kısaltma vaadi ve limanın yenilikçi teknolojik altyapısının, projeyi uluslararası ölçekte dikkat çeken yeni bir lojistik gerçeklik haline getirdiğini ifade etti.

Vizyon 2030’un stratejik bir ayağı ve Tebük için bir refah dalgası

Ulusal strateji ile proje arasındaki ilişki bağlamında el-Mir, PIF’ın 2026-2030 stratejisinin lojistik ve tedarik zincirlerini ekonomik çeşitlendirme çabalarının merkezine yerleştirdiğini belirtti. El-Mir’e göre NEOM Limanı ve yeni ticaret koridoru, Avrupa, Afrika ve Doğu Asya’yı Körfez ülkelerine kara ve deniz yoluyla bağlayan bir hat oluşturarak bu stratejinin doğrudan uygulama araçlarından biri niteliğini taşıyor. Bu yapı; Körfez ithalat ve ihracatına 60 güne kadar depolama ücreti muafiyeti sağlanması, Körfez ülkelerine ait tırların boş veya yüklü girişine izin verilmesi ve depolama ile yeniden dağıtım bölgeleri girişimi gibi politikalarla da destekleniyor.

Yerel düzeyde ise el-Mir, Tebük bölgesi ekonomisi üzerindeki etkinin büyük ve kademeli olmasını bekliyor. Limanın; operasyon, yük elleçleme ve deniz hizmetlerinde doğrudan istihdam yaratmasının yanı sıra kara taşımacılığı, depolama ve destekleyici lojistik hizmetlerde dolaylı iş imkânları sağlayacağı ifade ediliyor. Ayrıca liman çevresinde lojistik ve sanayi bölgelerinin kurulması için de yeni fırsatlar doğması öngörülüyor.

El-Mir, NEOM’un Irak, Ürdün ve Kuveyt’e yakın konumunun, bölgesel bir geçiş kapısı olarak rolünü güçlendirdiğini belirterek, bunun Tebük’ün yatırım çekiciliğini artıracağını ve bölgesel ticaretin merkezine yerleştireceğini ifade etti.


İran savaşının uçak biletlerinin fiyatları ve bulunabilirliği üzerindeki etkisine karşı yolcular için 5 ipucu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran savaşının uçak biletlerinin fiyatları ve bulunabilirliği üzerindeki etkisine karşı yolcular için 5 ipucu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın küresel petrol arzı üzerindeki baskıyı artırmasıyla birlikte, yolcular ilkbaharın sonlarında ve yaz aylarında seyahat planları yaparken uçak biletlerinin fiyatları ve bulunabilirliği konusunda ciddi endişeler yaşıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı, Avrupa ülkelerinin birkaç hafta içinde uçak yakıtında ciddi bir kıtlık yaşayabileceği ve bunun da Avrupa havayolu şirketlerini ve Avrupa’ya uçan havayolu şirketlerini uçuşlarını büyük ölçüde azaltmaya zorlayacağı konusunda uyarıda bulundu.

Son dönemde birçok havayolu şirketi, bagaj ücretlerini artırdı veya ek yakıt ücretleri uygulamaya başladı. Küresel uçak yakıtı fiyatı, şubat sonunda varil başına yaklaşık 99 dolardan nisan başında 209 dolara yükseldi.

İran’ın dün Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapatması ve ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürmesi, Körfez’den petrol akışının düzenli şekilde yeniden başlamasına ilişkin beklentilerin kırılganlığını ortaya koydu. Bu durumun, havayolu şirketleri ve yolcular üzerindeki fiyat baskısını azaltma ihtimalini de zayıflattığı belirtildi.

Havayolu şirketlerinin prosedürleri

Air Canada cuma günü yaptığı açıklamada, çatışmanın havacılık sektörüne etkilerinin sürdüğüne işaret ederek, maliyetleri düşürmek amacıyla 1 Haziran-25 Ekim tarihleri arasında John F. Kennedy Uluslararası Havalimanı seferlerini askıya almayı planladığını duyurdu. Benzer şekilde, United Airlines ve Delta Air Lines gibi Amerikan havayollarından, Air France-KLM ve Scandinavian Airlines gibi Avrupa merkezli şirketlere, ayrıca Philippine Airlines ve Cathay Pacific gibi Asya taşıyıcılarına kadar birçok şirketin uçuşlarını azalttığı, bilet fiyatlarını artırdığı ya da Hürmüz Boğazı üzerinden petrol akışının kesilmesi halinde fiyat artışına gideceğini açıkladığı bildirildi.

Eski bir pilot olan ve şu anda Georgetown Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde ders veren Shye Gilad AP’ye yaptığı değerlendirmede, havayolu şirketlerinin mevcut koşullarda öngörüde bulunmasının oldukça zor olduğunu belirterek, bu nedenle temkinli davrandıklarını ve istikrar sağlanana kadar yüksek fiyatların bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğunu söyledi.

Artan bilet fiyatları ve ek ücretlere rağmen, yolcuların seyahat bütçelerini planlarken ulaşım maliyetlerini daha bilinçli şekilde yöneterek alternatif seçenekler değerlendirebileceği ifade edildi.

1- Hemen rezervasyon yapın

Seyahat uzmanlarına göre yolcular savaşın sona ermesini bekleyerek uçak bileti almayı ertelemeye yönelse de, bu yıl ‘bekle-gör’ yaklaşımı daha riskli bir strateji haline geldi. Uzmanlar, çatışmanın devam etmesi ve yaz dönemi ile diğer yoğun turizm sezonlarının yaklaşması nedeniyle fiyat ve kapasite belirsizliğinin arttığına dikkat çekiyor.

Bu kapsamda havacılık sektörü analisti ve Atmosphere Research Group Başkanı Henry Harteveldt, kalıcı bir ateşkes ya da daha iyi bir senaryo olarak bir barış anlaşması varsayılsa bile uçak yakıtı üretimi ve tedarikinin normal seviyelere dönmesinin birkaç ay sürebileceğini söyledi. Harteveldt, yolculara yönelik değerlendirmesinde, seyahat planına uygun, makul fiyatlı ve kabul edilebilir bir havayolu seçeneği bulunması halinde biletlerin geciktirilmeden alınması gerektiğini belirtti. Ancak özellikle en ucuz fakat en kısıtlayıcı kategori olan ‘ekonomi sınıfı’ biletlerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Seyahat uzmanları, uzun süredir geçerli olan rezervasyon önerilerinin günümüzde de uçak bileti fiyatlarını anlamak için temel bir referans noktası olmaya devam ettiğini belirtiyor. Buna göre uluslararası uçuşların genellikle seyahatten 2 ila 5 ay önce, yurt içi uçuşların ise 3 ila 6 hafta öncesinde daha düşük fiyatlarla bulunabildiği ifade ediliyor.

Gilad, son dakika rezervasyonları ve normalde zaten yüksek fiyatlı olan biletlerin daha da pahalanma eğiliminin süreceğini söyledi. Gilad, “Özellikle büyük havayollarıyla uçuyorsanız, fiyatları ayarlama konusunda daha fazla esnekliğe sahip olduklarını unutmayın. Kalkış tarihine çok yakın rezervasyon yaparsanız daha fazla ödersiniz. Ne kadar erken rezervasyon yaparsanız o kadar iyi” ifadelerini kullandı.

2- Seçeneklere açık olun

Seyahatlerinde belirli bir varış noktası veya kesin zaman zorunluluğu olmayan yolcuların uçak bileti maliyetlerinde daha kolay tasarruf edebileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre, özellikle hafta sonları ve tatil dönemleri yerine hafta içi günlerde, gidiş veya dönüş tarihini bir-iki gün kaydırmak fiyatlarda ciddi düşüş sağlayabiliyor.

Farklı bir destinasyon seçmenin de maliyetleri azaltabileceği ifade ediliyor. Örneğin, ABD’den Avrupa’daki bazı şehirlere yapılan uçuşlar arasında önemli fiyat farkları oluşabiliyor. Avrupa’da düşük maliyetli havayolları ve demiryolu bağlantılarının yaygın olması sayesinde, daha ucuz bir havalimanına iniş yapmak bile çok sayıda noktaya erişim imkânı sunabiliyor.

Ayrıca en yakın havalimanı yerine farklı kalkış noktalarının araştırılmasının da önemli fiyat avantajı sağlayabileceği belirtiliyor. Büyük havalimanlarının genellikle daha fazla uçuş seçeneği ve daha düşük fiyatlar sunduğu, buna karşılık daha küçük bölgesel havalimanlarında fiyatların daha yüksek olabildiği ifade ediliyor.

3- Bagaj ağırlığını azaltın

Birçok büyük havayolu şirketinin son dönemde artırdığı bagaj ücretlerinden kaçınmanın yollarından birinin, mümkün olduğunca yalnızca el bagajıyla seyahat etmek olduğu belirtiliyor.

Eğer hafif seyahat etmek mümkün değilse, yolcuların önceden plan yapması gerektiği ifade ediliyor. Çünkü havayolu şirketleri genellikle uçuştan kısa süre önce, özellikle de kalkıştan 24 saat önce yapılan ek bagaj eklemelerinde daha yüksek ücretler talep ediyor.

4- Puan programlarından yararlanın

Bilet fiyatları yükselirken, birçok uçuş için gereken havayolu puanlarının aynı oranda artmadığı belirtiliyor. Havayolu puanlarıyla bilet değişimi konusunda arama platformu sunan Point.me CEO’su Adam Morvitz, havayollarının koltuklarını doldurma ihtiyacının sürdüğünü ve daha fazla koltuğun daha az puanla sunulmasının bu yöntemlerden biri olduğunu ifade etti.

Morvitz’e göre, sık uçan yolcu programlarında yeterli mil ya da kredi kartı puanı bulunmayan yolcular, tam gidiş-dönüş bileti yerine seyahatin yalnızca bir kısmını puanlarla karşılayarak nakit maliyetlerini düşürebiliyor ve böylece seyahat bütçelerinin bir bölümünü diğer harcamalar için ayırabiliyor.

Morvitz, birçok yolcunun kredi kartı sağlayıcılarının sunduğu rezervasyon portalları üzerinden puanlarını doğrudan bilet alımında kullandığını, çünkü büyük kredi kartı şirketlerinin çok sayıda havayolu şirketiyle iş birliği yaptığını belirtti.

Örneğin, American Express puanlarının, Air France’nin sadakat programı olan Flying Blue’ya aktarılabildiği ifade edildi. Morvitz, yolcuların Air France ile uçmak istemeseler bile bu puanları ortak havayolu şirketleri aracılığıyla, örneğin Delta Air Lines gibi taşıyıcılarda kullanabileceğini söyledi. Morvitz ayrıca, puanların bir tür ‘servet’ olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, tüketicilerin bu sistemin satın alma güçlerini artırdığını fark etmeleri gerektiğini ifade etti.

5- Seyahat kredi kartlarını keşfedin

Seyahat amaçlı kredi kartlarını yeni kullanmaya başlayanlar için, kayıt sırasında sunulan hoş geldin bonuslarının bu yaz itibarıyla önemli avantajlar sağlayabileceği belirtiliyor. Bu bonusların bazıları, belirli bir harcama eşiğinin tamamlanması halinde tek bir uçak bileti ücretini karşılayabilecek kadar yüksek olabiliyor.

Morvitz, ayda bir uçuş yapan bir yolcunun bile, yalnızca karta kaydolması sayesinde yıl boyunca uçuşlardan elde edeceğinden daha fazla puan kazanabileceğini ifade etti. Morvitz’e göre puanlar; market alışverişi, restoran harcamaları ve yakıt gibi günlük harcamalar üzerinden düzenli olarak birikiyor. Ayrıca bazı kredi kartlarının ek avantajlar sunduğu, bunlar arasında ücretsiz ya da indirimli bagaj hizmetleri gibi seyahat kolaylıklarının da bulunduğu belirtiliyor.


Elon Musk'ın Cybertruck'ının en büyük alıcısı kendi şirketi çıktı

ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)
ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)
TT

Elon Musk'ın Cybertruck'ının en büyük alıcısı kendi şirketi çıktı

ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)
ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

En son tescil verilerine göre Elon Musk'ın SpaceX'i, diğer şirketi Tesla'nın ürettiği Cybertruck'ların en büyük alıcısı.

2025'in 4. çeyreğinde ABD'de satılan Tesla Cybertruck'ların yaklaşık 5'te biri, Musk'ın özel uzay şirketi tarafından satın alındı.

İlk olarak Bloomberg News'un bildirdiği üzere S&P Global Mobility'nin tescil verileri, SpaceX'in elektrikli araçlara 100 milyon dolardan fazla para harcadığını gösteriyor.

SpaceX, Tesla'nın satışlarını desteklese de Cybertruck satışları 4. çeyrekte düşmeye devam etti.

SpaceX olmasaydı, Cybertruck'lar için verilen tescil belgesi sayısı 4. çeyrekte yüzde 51 düşecekti.

Önceki aylarda Tesla, Çinli dev BYD'nin ABD'li rakibini geçmesiyle dünyanın bir numaralı elektrikli otomobil üreticisi konumunu kaybetmişti.

Musk'ın şirketi 10 yıl boyunca her yıl artış kaydettikten sonra, iki yıl üst üste satışlarında düşüş yaşadı.

Tesla

BYD'nin son yıllardaki bir dizi teknolojik atılımına karşı Tesla, geliştirme yarışında da geride kalmış görünüyor.

Shenzhen merkezli şirket 2025'te, benzin deposunu doldurmakla aynı sürede şarj edilebilen bataryayı tanıtarak sektör temsilcilerinin uzun süredir elektrikli araçların "kutsal kasesi" dediği hedefe ulaşmıştı.

Tesla'nın satışları, Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump ve Avrupa'daki diğer radikal sağcı politikacılara verdiği açık destek ve finansmanın ardından firmasına yönelik boykotlardan da olumsuz etkileniyor. 

Axios Harris'in hazırladığı Amerika'nın en görünür 100 şirketi sıralamasında Tesla "karakter" kategorisinde sonda yer alırken, "etik" ve "toplumsal sorumluluk" kategorilerinde de listenin en alt sıralarında kaldı.

Axios

Bilhassa kutuplaştırıcı bir araç olan Cybertruck, karşıtları tarafından "MAGAmobile" ve "Deplorean" (otomotiv şirketi DeLorean ve İngilizcede "kınanması gereken" anlamındaki "deplorable" kelimelerinin birleşiminden oluşuyor -çn.) lakaplarıyla anılıyor.

Aracın 2023'te piyasaya sürülmesinden önce Musk, 2025'e gelindiğinde Tesla'nın yıllık 250 bin Cybertruck satacağını öngörmüştü.

Geçen yılın gerçek satış rakamları ise 20 binin biraz üzerindeydi ve 2024'teki 38 bin 965 satışın altında kaldı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/tech