Dünya Ekonomik Forumu Suudi Arabistan'da kalkınma yollarını yeniden çizecek

Küresel iş dünyası Davos'tan Riyad'a taşınıyor… Uluslararası iş birliği için yeni bir model

Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)
TT

Dünya Ekonomik Forumu Suudi Arabistan'da kalkınma yollarını yeniden çizecek

Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)

Küresel ekonomi camiası Davos'tan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman'ın himayesinde Dünya Ekonomik Forumu (WEF) toplantısına ev sahipliği yapacak olan Riyad'a taşınıyor.

Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim, küresel diyaloğu desteklemek ve ortak küresel sorunlara pratik, iş birliğine dayalı ve sürdürülebilir çözümler bulmak amacıyla 92 ülkeden binden fazla dünya liderini bir araya getiren ‘Kalkınma için Uluslararası İşbirliği, Büyüme ve Enerji’ temalı bu özel toplantının arifesinde yaptığı açıklamada “Bu, Davos dışındaki en güçlü zirve olacak” dedi.

28-29 Nisan (bugün ve yarın) tarihlerinde gerçekleşecek toplantı, jeopolitik çalkantıların ve karmaşık ekonomik zorlukların bölünmüş bir dünyayı istikrarsızlaştırdığı bir döneme denk geliyor. Bu nedenle, küresel diyaloğu desteklemeyi ve ortak küresel zorluklara çözüm bulmayı amaçlayan toplantı, krizlerle başa çıkmada ileri görüşlü yaklaşımları teşvik etmeyi amaçlayan bir gündem üzerinde çalışıyor.

Geçtiğimiz yıl İsviçre'de düzenlenen zirveyi temel alan toplantı, birbirine bağlı krizlere yönelik ileriye dönük bir yaklaşımı ve kısa vadeli ödünleşimler konusunda gerçekçiliği teşvik edecek. Toplantı aynı zamanda gelişmekte olan ekonomi politikaları, enerji dönüşümü ve jeopolitik şoklar gibi konularda Kuzey-Güney arasında giderek büyüyen uçurumun kapatılması için de çalışacak.

Toplantı, sekizinci yılında Vizyon 2030 yıllık raporunun yayınlanmasından üç gün sonra ve Suudi Arabistan’ın çeşitli düzeylerdeki büyük kalkınma başarılarını vurgulayan 25 Nisan 2016'daki Vizyon 2030 lansmanının yıldönümünde gerçekleşiyor. Yolculuğunun orta noktasında Suudi Arabistan, girişimlerinin yüzde 87'sinin tamamlanması ya da yolunda gitmesi ile program temel performans göstergelerinin yüzde 81'inin yıllık hedeflerini tutturmasıyla hedeflerine daha hızlı bir şekilde ulaştı.

Bu özel toplantı, katılımcıların ekonomik dönüşüm stratejisindeki ilerleme ve yabancı yatırım konusunda iş ortamı hakkında bilgi edinmeleri için bir fırsat olacak.

El-İbrahim

Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim gazetecilere verdiği demeçte şunları söyledi: “Toplantılar sırasında paylaşacağımız pek çok rakam var. Böylece inşa ettiğimiz her şeyi, çıkardığımız dersleri, başarılarımızı ve halen üzerinde çalıştığımız şeyleri görebilirsiniz. Vizyon 2030'un lansmanından sekiz yıl sonra, yenilikçi ve sürdürülebilir ileri bir dönüşümsel büyüme modeline öncülük etmeye hazır olduğumuzu gösterdik. Vizyonumuz, insan sermayemizin muazzam potansiyelini açığa çıkaran, bilgi ve inovasyona dayalı müreffeh bir ekonomiye giden yolu çizmektir.”

Suudi Arabistan’ın son yıllardaki büyümesinin büyük bir kısmının Vizyon 2030 kapsamında sıfırdan başlatılan spor, eğlence ve turizm gibi yeni ekonomik sektörlerin yanı sıra sanayi sektörlerinden geldiğini açıklayan İbrahim, “Suudi Arabistan önceliklerini gözden geçiriyor ve bunları ihtiyaçlarına göre ayarlıyor. Tüm projeler plana göre ve gecikmeden ilerliyor” ifadelerini kullandı.

evre
Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim ve WEF Başkanı Borge Brende, WEF Genel Direktörü Saadia Zahidi ile birlikte düzenledikleri ortak basın toplantısında (WEF internet sitesi)

WEF Başkanı Borge Brende ile dün (cumartesi) ortak bir basın toplantısı düzenleyen İbrahim, Suudi Arabistan’ın küresel olarak sürdürülebilir bir modele öncülük etme kabiliyetini kanıtladığını belirterek, 2016'dan bu yana yüzde 20 ekonomik büyüme kaydettiğini ve petrol dışı ekonominin 2023'te gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 50'sini oluşturacağını ifade etti.

İbrahim, “Günümüzün küresel dönüm noktasında, uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi her zamankinden daha önemlidir. Suudi Arabistan'ın bu toplantıya ortak olmasıyla WEF, istisnai koşullar altında bu özel toplantıya ev sahipliği yapmak üzere düşünce liderliği, çözümler ve iş dünyası için köklü ve dinamik bir küresel platform seçmiş oldu” şeklinde konuştu.

İbrahim sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu amaçla Suudi Arabistan, herkesin yararına olacak net planlar geliştirmek ve dünya çapında refah ve istikrar için ortak hedeflere ulaşmak üzere tüm diplomatik gücünü seferber etmektedir. Bu ortak geleceğe yönelik vizyonumuzun kapsayıcı ve eşitlikçi olmasını sağlamaya kararlıyız.”

İbrahim, WEF'in Riyad'daki özel toplantısının, tüm ülkelerin kalkınma yollarını yeniden çizmek ve bölünmelerin üstesinden gelmeyi ve ortak refaha ulaşmayı amaçlayan yeni bir uluslararası iş birliği modelini benimsemek için eşsiz bir fırsat olduğunu belirtti. İbrahim, “Küresel ekonomik manzara değişken ve zorlu. İklim değişikliği ise tüm insanlığın geleceği için büyük bir meydan okuma haline geldi. Teknoloji de bildiğimiz yaşamın şeklini hızla değiştiriyor. Bu zorlukların üstesinden gelmek sistematik bir dönüşümü, plan ve politikaların temelden yeniden değerlendirilmesini ve eskisinden daha az sağlam olan ekonomik bağlantıların ve modellerin yeniden şekillendirilmesini gerektiriyor” dedi.

Gazze ile ilgili toplantılar

“Jeopolitik gerilimler ve sosyo-ekonomik eşitsizlikler küresel çapta bölünmeleri şiddetlendirirken, uluslararası iş birliği ve anlamlı diyalog her zamankinden daha önemli bir hal aldı” diyen Brende, WEF’in Riyad’daki özel toplantısının kritik bir zamanda gerçekleştiğini ve büyük önem taşıdığını belirtti.

Brende, “Riyad toplantısı, farklı sektörlerden ve coğrafyalardan liderlerin fikirlerini eyleme dönüştürmeleri ve karşılaştığımız birçok zorluğa ölçeklenebilir çözümler getirmeleri için bir fırsat sunuyor” dedi.

dfvdb
WEF Başkanı Borge Brende toplantıdaki katılımcılarla konuşuyor. (WEF internet sitesi)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve bir dizi uluslararası yetkilinin bu hafta Gazze Şeridi'nde bir barış anlaşmasına varılmasını amaçlayan görüşmeler için Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ı ziyaret edeceğini ifade eden Brende sözlerini şöyle sürdürdü: “Kilit oyuncular şu anda Riyad'da. Buradaki görüşmelerin uzlaşma ve barışa giden bir sürece yol açmasını umuyoruz. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çin ziyaretinden hemen sonra buraya gelecek. Görüşmelerde Gazze Şeridi'ndeki insani kriz gündemde olacak. Esir müzakereleri ve olası bir ateşkes açısından şu anda bir ivme var.”

Toplantı gündemi

Toplantının gündemi üç temel başlığa odaklanıyor:

Uluslararası iş birliği: Artan jeopolitik gerilimlerin ortasında, toplantı istikrarsızlığın zincirleme etkilerini kontrol altına almak için uluslararası iş birliğini, insani çabaları ve diyaloğu teşvik edecek. Ayrıca küresel Kuzey ve Güney arasındaki uluslararası iş birliğini güçlendirerek daha dayanıklı bir küresel ekonominin nasıl inşa edileceği de tartışılacak.

Kapsayıcı büyüme: Toplantıda, insani kalkınmaya yapılan yatırımlarla karşılaştırıldığında inovasyon ve ekonomi politikalarındaki son eğilimlerin küresel eşitliği nasıl tehdit ettiği ve yoksulluğu azaltma çabalarını nasıl engellediği tartışılacak. Ayrıca gelişmiş, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde bu risklerin ele alınmasına yardımcı olabilecek fırsatlar ele alınacak.

Kalkınma için enerji: Dünya potansiyel sıcaklık artışları ve enerji kaynaklarına erişimde önemli eşitsizliklerle karşı karşıya olduğundan, toplantıda özellikle gelişmiş, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde adil büyümeyi sağlarken temiz enerjiyi artırmaya yönelik çözümler aranacak.

Önemli katılımcılar

WEF'ten yapılan açıklamaya göre, toplantıya siyasi liderlerin öncülüğünde 60'tan fazla ülkeden 220'den fazla tanınmış isim katılıyor. Toplantıya Kuveyt Emiri Şeyh Meşal el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmad Tinubu, Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Umman Veliaht Prensi Zi Yezen bin Heysem bin Tarık, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Maliye ve Ekonomik İşlerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Şeyh Mektum bin Muhammed bin Raşid Âl Mektum, Ürdün Başbakanı Bişr el-Hasevne, Malezya Başbakanı Enver İbrahim ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif katılacak.

WEF’ten yapılan açıklamada özel toplantıya ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Avrupa Birliği (AB) Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanı Stephane Segorny, Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı David Cameron, Endonezya Enerji ve Maden Kaynaklar Bakanı Arifin Tasrif, Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanı Ahn Duk-geun, Güney Afrika Elektrik Bakanı Kgosientsho Ramokgopa ve Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de katılacağı belirtildi.

Toplantıya katılacak uluslararası örgüt liderleri arasında da şunlar yer alıyor: Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Müdürü Kristalina Georgieva, Birleşmiş Milletler (BM) Gazze İnsani Yardım ve Yeniden Yapılanma Koordinatörü Sigrid Kaag ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus.

Açık Ekonomik Forum

Özel toplantı kapsamında WEF, Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanlığı ile iş birliği içinde, çevresel sorunlar, sanatın toplumdaki rolü, günümüz girişimciliği, dijital para birimleri, yapay zekâ, akıllı şehirler ve ruh sağlığı gibi birçok konuda düşünce liderleri ve geniş halk kitleleri arasında diyaloğu kolaylaştırmak amacıyla açık bir foruma ev sahipliği yapacak. Etkinlik öğrencilere, girişimcilere, genç profesyonellere ve genel kamuoyuna bu kritik konuları müzakere etme fırsatı sunacak.



BAE, OPEC ve OPEC+’tan çekildiğini açıkladı

OPEC logosunun önünde bir petrol platformu maketi (Reuters)
OPEC logosunun önünde bir petrol platformu maketi (Reuters)
TT

BAE, OPEC ve OPEC+’tan çekildiğini açıkladı

OPEC logosunun önünde bir petrol platformu maketi (Reuters)
OPEC logosunun önünde bir petrol platformu maketi (Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), bugün (Salı) yaptığı açıklamada, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC+ ittifakından ayrılma kararı aldığını duyurdu. Kararın 1 Mayıs 2026 itibarıyla yürürlüğe gireceği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Birleşik Arap Emirlikleri Haber Ajansı WAM’dan aktardığı habere göre bu karar BAE’nin uzun vadeli stratejik ve ekonomik vizyonuyla uyumlu olup, enerji sektöründeki dönüşümün bir parçası olarak yerel enerji üretimine yönelik yatırımların hızlandırılmasını içeriyor. Aynı zamanda ülkenin küresel enerji piyasalarının geleceğini öngören, sorumlu ve güvenilir bir üretici rolüne olan bağlılığını pekiştiriyor.

WAM’a göre karar, BAE’nin üretim politikası ile mevcut ve gelecekteki kapasitesine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme sonrasında alındı. Ulusal çıkarların gerektirdiği bu adım, ülkenin piyasanın acil ihtiyaçlarını karşılamaya etkin biçimde katkı sağlama hedefiyle örtüşüyor. Körfez bölgesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki jeopolitik dalgalanmaların arz dinamiklerini etkilemeye devam ettiği bir dönemde, temel göstergeler küresel enerji talebinin orta ve uzun vadede artmayı sürdüreceğine işaret ediyor.

Küresel enerji sisteminin istikrarının, esnek, güvenilir ve makul maliyetli arzın sağlanmasına bağlı olduğu vurgulanan açıklamada, BAE’nin talepteki değişimlere verimli ve sorumlu şekilde yanıt verebilmek için yatırımlarını artırdığı, bu kapsamda arz güvenliği, maliyet etkinliği ve sürdürülebilirliğin önceliklendirildiği ifade edildi.

WAM, kararın onlarca yıllık yapıcı iş birliğinin ardından geldiğini belirterek, BAE’nin OPEC’e 1967’de Abu Dabi üzerinden katıldığını ve 1971’de federasyonun kurulmasının ardından üyeliğini sürdürdüğünü hatırlattı. Bu süre zarfında ülkenin, küresel petrol piyasasının istikrarına katkı sağladığı ve üretici ülkeler arasındaki diyaloğu güçlendirdiği ifade edildi.

Açıklamada, bu adımın enerji politikalarının evrimini yansıttığı ve piyasa dinamiklerine daha esnek yanıt verilmesini amaçladığı kaydedildi. BAE’nin OPEC’ten ayrılmasının ardından da piyasaya “kademeli ve ölçülü” üretim artışlarıyla katkı sunmaya devam edeceği belirtildi.

BAE, geniş ve rekabetçi kaynak tabanı sayesinde, enerji kaynaklarının geliştirilmesi için ortaklarıyla iş birliğini sürdüreceğini, bunun da ekonomik büyüme ve çeşitlenmeyi destekleyeceğini vurguladı.

Ülke ayrıca, OPEC ve OPEC+ çerçevesindeki çabaları takdir ettiğini, örgütte bulunduğu süre boyunca önemli katkılar ve fedakârlıklar yaptığını ifade etti. Ancak artık odağın ulusal çıkarlar, yatırımcılar ve ithalatçı ortaklara yönelik taahhütler ile piyasa ihtiyaçlarına kaydırılacağı belirtildi.

BAE, üretim politikalarında sorumluluk ilkesine bağlı kalacağını ve küresel arz-talep dengelerini gözeterek piyasa istikrarını desteklemeyi sürdüreceğini yineledi.

Ayrıca ülkenin, petrol ve gazın yanı sıra yenilenebilir enerji ve düşük karbon çözümlerini de kapsayan enerji değer zincirine yatırım yapmayı sürdüreceği, bunun enerji sisteminin uzun vadeli dönüşümüne katkı sağlayacağı ifade edildi.

BAE, elli yılı aşkın iş birliği için ortaklarına teşekkür ederken, küresel enerji piyasalarının istikrarını destekleme konusundaki aktif rolünü sürdüreceğini vurguladı. Açıklamada, bu kararın BAE’nin piyasa istikrarına olan bağlılığını değiştirmediği, aksine değişen piyasa koşullarına daha hızlı ve etkili yanıt verme kapasitesini güçlendirdiği kaydedildi.


Küresel hisse senetleri ‘bekleme modunda’... Japon Yeni, Hürmüz müzakerelerinin durgunluğuna rağmen değerini koruyor

(foto altı) Tokyo Borsası’nda Nikkei endeksinin hisse senedi fiyatlarını gösteren elektronik panonun önünden geçen bir kadın (AFP)
(foto altı) Tokyo Borsası’nda Nikkei endeksinin hisse senedi fiyatlarını gösteren elektronik panonun önünden geçen bir kadın (AFP)
TT

Küresel hisse senetleri ‘bekleme modunda’... Japon Yeni, Hürmüz müzakerelerinin durgunluğuna rağmen değerini koruyor

(foto altı) Tokyo Borsası’nda Nikkei endeksinin hisse senedi fiyatlarını gösteren elektronik panonun önünden geçen bir kadın (AFP)
(foto altı) Tokyo Borsası’nda Nikkei endeksinin hisse senedi fiyatlarını gösteren elektronik panonun önünden geçen bir kadın (AFP)

Küresel hisse senetleri Ortadoğu’daki jeopolitik kargaşayı değerlendirirken istikrarını korudu. Öte yandan, Japonya Merkez Bankası’nın faiz oranlarını sabit tutmasının ardından yen değer kazandı. Ancak, oylamada yaşanan bölünme, savaş nedeniyle enflasyonist baskılar konusunda endişeleri gündeme getirdi.

Beklendiği üzere Japonya Merkez Bankası, kısa vadeli faiz oranlarını yüzde 0,75’te tutmaya karar verdi. Ancak, kurulun dokuz üyesinden üçü, borçlanma maliyetlerinin artırılmasını önerdi. Bu, Ortadoğu'daki çatışmaların yarattığı enflasyonist baskılara karşı bankanın endişelerini yansıtıyor. Piyasalar şimdi, İran'a karşı süregeldiği tahmin edilen savaşın faiz artırımı yolundaki etkilerini görmek için Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın açıklamalarına odaklanacak.

Yen biraz değer kazanarak 159,21 dolara yükseldi, ancak yatırımcılar, bu seviyenin 160’ı aşmasının Tokyo’nun dövizi desteklemek amacıyla müdahalede bulunmasına yol açabileceğinden endişe ediyor. Diğer yandan, Japonya’nın Nikkei endeksi, önceki seansta yeni zirveler gördükten sonra yüzde 0,5 oranında geriledi.

HSBC Asya Baş Ekonomisti Fred Neumann, “Japonya Merkez Bankası için zor bir karar oldu” diyerek, merkez bankası yetkililerinin karşılaştığı gerilimleri vurguladı. Japonya’nın yalnızca enerji fiyatlarının şok etkisiyle politika sıkılaştırma zorunluluğu yaşayan bir ülke olmadığını belirten Neumann, “Bugün Japonya Merkez Bankası'nın mesajı, politikayı yakında değilse de zaman içinde sıkılaştırmaya hazır olduğu yönünde” dedi.

Piyasalar gelişmeleri yakından izliyor

Güncel jeopolitik gelişmelerde ABD, Ortadoğu’daki savaşı çözmek için Tahran’ın sunduğu en son öneriyi gözden geçiriyordu. Ancak bir Amerikan yetkilisi, Başkan Donald Trump'ın öneriden memnun olmadığını, çünkü İran’ın nükleer programına değinilmediğini belirtti. Bu durum, iki aydır süren çatışmayı çıkmaza sokarak, Hürmüz Boğazı üzerinden enerji ve diğer önemli sevkiyatların durmasına yol açtı ve petrol fiyatlarını varil başına 100 doların üzerinde tutmaya devam etti.

Borsalarda ise Japonya dışındaki Asya-Pasifik bölgesindeki daha geniş MSCI Endeksi, dün kaydettiği tarihi seviyenin yakınında yüzde 0,22 düşüş gösterdi. Endeks, mart ayında yüzde 13,5’lik bir düşüşün ardından, nisan ayında yüzde 17’lik bir artışa yöneliyor.

Küresel para politikaları ise bu hafta dikkatle izlenecek. ABD Merkez Bankası (Fed), İngiltere Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası’nın, Japonya Merkez Bankası’nın kararlarının ardından açıklama yapması bekleniyor. Tüm bu merkez bankalarının faiz oranlarını sabit tutmaları ve politikacıların fiyat baskıları konusundaki açıklamaları üzerine odaklanılması öngörülüyor.

Döviz piyasasında, euro 1,1716 dolar seviyesinde dengelendi, dolar endeksi ise 98,498 seviyesinde kaydedildi. Mart ayında savaşın patlak vermesiyle güvenli liman olarak doların değer kazandığı, ancak İran-ABD görüşmelerindeki tıkanıklık sonrası doların çoğu kazancını kaybettiği ve son günlerde ise istikrar kazandığı belirtiliyor.

Savaş ayrıca, petrol fiyatlarında önemli bir artışa yol açarak enflasyonu körükledi ve küresel büyüme beklentilerine gölge düşürdü. Hürmüz Boğazı’nın kapanması başlıca risklerden biri olarak öne çıkıyor. Brent petrol vadeli işlemleri, varil başına 109,19 dolara yükselerek son üç haftanın en yüksek seviyesine yaklaştı.

Bunun yanı sıra, yatırımcılar bu hafta, Microsoft, Alphabet, Amazon, Meta ve Apple gibi teknoloji devlerinin gelir raporlarına odaklanacak. Bu raporlar, nisan ayında yapay zekâ alanındaki güçlü yükselişi test etme fırsatı sunacak.

Ameriprise’in baş stratejisti Anthony Saglimbeni, “Hisse senedi piyasasındaki iyimserlik ile tahvil ve petrol piyasalarındaki daha temkinli sinyaller arasındaki fark, jeopolitik gelişmelerin halen risk yönetiminde aktif ve önemli bir değişken olduğunu gösteriyor” dedi.


Vizyon 2030, Suudi Arabistan’ı petrol tedarikçisi olmaktan çıkarıp küresel bir enerji merkezi haline getiriyor

(foto altı) Suudi Arabistan’daki güneş enerjisi santrallerinden biri (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan’daki güneş enerjisi santrallerinden biri (SPA)
TT

Vizyon 2030, Suudi Arabistan’ı petrol tedarikçisi olmaktan çıkarıp küresel bir enerji merkezi haline getiriyor

(foto altı) Suudi Arabistan’daki güneş enerjisi santrallerinden biri (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan’daki güneş enerjisi santrallerinden biri (SPA)

Suudi Arabistan, onlarca yıldır dünyanın en güvenilir enerji tedarikçilerinden biri olarak sahip olduğu konumu korumakla yetinmeyip, enerji kaynaklarıyla olan ilişkisini yeniden tanımlama yoluna gitti. Ülke, mevcut kaynakların en yüksek verimle nasıl değerlendirilebileceği sorusuna odaklanarak değişen küresel enerji düzenine uyum sağlamayı hedefledi.

Bu yaklaşımın temelini Vizyon 2030 oluşturdu. Söz konusu vizyon, petrol ve doğal gazın değerini artırırken aynı zamanda enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve yenilenebilir enerjiye geçişi stratejik bir fırsat olarak değerlendirdi. Bu dönüşümün en somut adımlarından biri, petrol ve madencilikten sorumlu bakanlığın yeniden yapılandırılarak Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı adını alması oldu. Bu değişiklik, enerji anlayışının yalnızca petrol ve gazla sınırlı kalmayıp yenilenebilir kaynakları da kapsayan daha geniş bir yapıya evrildiğini gösterdi.

Doğası gereği elverişli bir arazi

Suudi Arabistan’ın enerji dönüşümünde coğrafi avantajlarının dikkatli bir değerlendirme sonucunda stratejik bir fırsata dönüştürüldüğü belirtiliyor. Ülkenin güneş enerjisi projeleri için elverişli iklimi, rüzgâr enerjisi yatırımlarına uygun geniş arazileri ve hidrojen enerjisi geliştirilmesine imkân tanıyan çeşitlendirilmiş coğrafi yapısı, bu dönüşümün temel dayanakları arasında gösteriliyor. Bu süreç aynı zamanda güçlü yatırım kapasitesi ve birikmiş araştırma altyapısıyla destekleniyor.

Bu çerçevede Ulusal Yenilenebilir Enerji Programı, Kral Selman Yenilenebilir Enerji Girişimi ve Ulusal Yenilenebilir Enerji Veri Merkezi gibi girişimler hayata geçirildi. Bu programları, güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri izledi ve elektrik üretim verimliliğinin artırılması hedeflendi.

Sonuç olarak, yenilenebilir enerji üretim kapasitesi 2020’de 3 gigavattan 2025’te 46 gigavata yükseldi. Sektörde toplam 64 proje bulunurken, bunların 40’ı güneş enerjisi, 9’u rüzgâr enerjisi ve 15’i enerji depolama projelerinden oluşuyor.

Hidrojen

NEOM bünyesinde, dünya üzerinde benzeri olmayan bir proje olarak yeşil hidrojen üretimi geliştiriliyor. Bu projenin, günlük 600 ton üretim kapasitesiyle küresel ölçekte ilk ve en büyük yeşil hidrojen girişimlerinden biri olduğu belirtiliyor.

sdvefrgtbh
Suudi Arabistan’daki Oxagon şehri (NEOM)

Bu dönüşümü desteklemek amacıyla Yanbu merkezli Yeşil Hidrojen Merkezi’nin ilk aşaması da devreye alındı. Proje kapsamında yenilenebilir enerjiyle elektrik üretim tesisleri, suyun tuzdan arındırılması için tesisler, elektroliz üniteleri, yeşil amonyağa dönüştürme tesisleri ve ihracata yönelik özel bir liman altyapısı kuruluyor. Bu altyapının, yeşil hidrojen üretim zincirinin tüm aşamalarını entegre ederek sürdürülebilir enerji ihracatına katkı sağlaması hedefleniyor.

Pil yarışı... Suudi Arabistan liderliğe yaklaşıyor

Suudi Arabistan’da enerji depolama sektörü, dikkat çekici bir gelişim ivmesiyle öne çıkıyor. Ülke, küresel ölçekte batarya depolama projelerinin maliyet yarışında Çin ile neredeyse aynı seviyeye yaklaşarak önemli bir rekabet konumuna ulaştı. Dört saatlik depolama kapasitesine sahip projelerde maliyetin kilovat başına 409 dolar seviyesinde olduğu, Çin’de ise bu rakamın 404 dolar olduğu bildirildi.

Enerji depolama projelerinde toplam kapasitenin 30 gigavat-saat seviyesine ulaştığı, bunun 8 gigavat-saatlik kısmının ise elektrik şebekesine bağlandığı ifade ediliyor. Bu veriler, ülkenin büyük ölçekli enerji depolama altyapısını hızla geliştirdiğini gösteriyor.

Öte yandan enerji sektöründe önemli bir yenilik olarak Saudi Aramco, petrol dışı enerji uygulamalarında dünyanın ilk örneklerinden biri olan bir yenilenebilir enerji depolama sistemini devreye aldı. Sistem, doğal gaz sahalarındaki üretim faaliyetlerini desteklemek için geliştirildi ve 1 megavat-saat kapasiteye sahip. Bu teknoloji, 5 kuyunun 25 yıl boyunca çalışmasını destekleyebiliyor ve Suudi Arabistan’a ait bir patent üzerine kurulu. Geleneksel güneş enerjisi çözümlerine alternatif olarak geliştirilen sistem, zorlu iklim koşullarında yüksek verimlilik ve değişen enerji ihtiyaçlarına akıllı yanıt verebilme özelliğiyle öne çıkıyor.

SPARK... Endüstri değer haline geldiğinde

Vizyon 2030, üretimin tek başına yeterli olmadığını; asıl katma değerin sanayi geliştirme, tedarik zincirlerini yerelleştirme ve yerli içerik oranını artırmada bulunduğunu kabul etti. Bu yaklaşım doğrultusunda, enerji ve sanayi alanında yeni bir endüstriyel ekosistem oluşturma hedefi öne çıktı. Bu kapsamda Kral Selman Enerji Şehri (SPARK) projesi hayata geçirildi. Yaklaşık 12 milyar riyali (3,2 milyar dolar) aşan yatırım büyüklüğüne sahip olan proje, 60’tan fazla yerli ve uluslararası yatırımcıyı bünyesine çekti.

Stratejik bir konumda yer alan SPARK, enerji kaynaklarına ve ihracat ile nakliye ağlarına yakınlığı sayesinde lojistik avantaj sunuyor. Ayrıca hızlı erişim sağlayan bir kuru liman altyapısına da sahip. Proje kapsamında şu ana kadar 7 fabrika faaliyete geçirilirken, 14 yeni fabrikanın inşasının sürdüğü bildirildi. Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ın enerji merkezli sanayi dönüşümünü hızlandıran önemli adımlar arasında gösteriliyor.

Denge, aşırılık yok

Dünya petrol ve doğal gazın alternatiflerine doğru bir dönüşüm sürecine girerken, Suudi Arabistan farklı bir yaklaşım benimsiyor. Bu yaklaşımda, enerji dönüşümünün aşırı hızlı ilerlemesinin küresel enerji güvenliği ve ekonomik büyüme açısından riskler doğurabileceği değerlendirmesi öne çıkıyor. Ayrıca yenilenebilir enerji kaynaklarının tek başına tüm kalkınma ihtiyaçlarını karşılamada yeterli olmayabileceği görüşü dile getiriliyor.

Bu çerçevede ülke, petrol ve gaz arama ve geliştirme yatırımlarını sürdürmeye devam ediyor. Bu projeler arasında en dikkat çekici olanlardan biri, Ortadoğu’nun en büyüklerinden biri olarak kabul edilen Jafurah Gaz Sahası geliştirme projesi olarak öne çıkıyor. Bu saha, gaz değer zincirinin ve petrokimya endüstrilerinin güçlendirilmesinde stratejik bir rol oynuyor.

Bu strateji doğrultusunda Suudi Arabistan, bir yandan küresel enerji arz güvenliğini desteklerken diğer yandan karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik teknolojilere yatırım yapmayı sürdürüyor. Böylece ülke, hem enerji üretiminde merkezi bir aktör hem de sürdürülebilir enerji dönüşümünde dengeli bir model sunan bir ‘entegre enerji merkezi’ olarak konumlanıyor.