Dünya Ekonomik Forumu Suudi Arabistan'da kalkınma yollarını yeniden çizecek

Küresel iş dünyası Davos'tan Riyad'a taşınıyor… Uluslararası iş birliği için yeni bir model

Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)
TT

Dünya Ekonomik Forumu Suudi Arabistan'da kalkınma yollarını yeniden çizecek

Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)

Küresel ekonomi camiası Davos'tan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman'ın himayesinde Dünya Ekonomik Forumu (WEF) toplantısına ev sahipliği yapacak olan Riyad'a taşınıyor.

Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim, küresel diyaloğu desteklemek ve ortak küresel sorunlara pratik, iş birliğine dayalı ve sürdürülebilir çözümler bulmak amacıyla 92 ülkeden binden fazla dünya liderini bir araya getiren ‘Kalkınma için Uluslararası İşbirliği, Büyüme ve Enerji’ temalı bu özel toplantının arifesinde yaptığı açıklamada “Bu, Davos dışındaki en güçlü zirve olacak” dedi.

28-29 Nisan (bugün ve yarın) tarihlerinde gerçekleşecek toplantı, jeopolitik çalkantıların ve karmaşık ekonomik zorlukların bölünmüş bir dünyayı istikrarsızlaştırdığı bir döneme denk geliyor. Bu nedenle, küresel diyaloğu desteklemeyi ve ortak küresel zorluklara çözüm bulmayı amaçlayan toplantı, krizlerle başa çıkmada ileri görüşlü yaklaşımları teşvik etmeyi amaçlayan bir gündem üzerinde çalışıyor.

Geçtiğimiz yıl İsviçre'de düzenlenen zirveyi temel alan toplantı, birbirine bağlı krizlere yönelik ileriye dönük bir yaklaşımı ve kısa vadeli ödünleşimler konusunda gerçekçiliği teşvik edecek. Toplantı aynı zamanda gelişmekte olan ekonomi politikaları, enerji dönüşümü ve jeopolitik şoklar gibi konularda Kuzey-Güney arasında giderek büyüyen uçurumun kapatılması için de çalışacak.

Toplantı, sekizinci yılında Vizyon 2030 yıllık raporunun yayınlanmasından üç gün sonra ve Suudi Arabistan’ın çeşitli düzeylerdeki büyük kalkınma başarılarını vurgulayan 25 Nisan 2016'daki Vizyon 2030 lansmanının yıldönümünde gerçekleşiyor. Yolculuğunun orta noktasında Suudi Arabistan, girişimlerinin yüzde 87'sinin tamamlanması ya da yolunda gitmesi ile program temel performans göstergelerinin yüzde 81'inin yıllık hedeflerini tutturmasıyla hedeflerine daha hızlı bir şekilde ulaştı.

Bu özel toplantı, katılımcıların ekonomik dönüşüm stratejisindeki ilerleme ve yabancı yatırım konusunda iş ortamı hakkında bilgi edinmeleri için bir fırsat olacak.

El-İbrahim

Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim gazetecilere verdiği demeçte şunları söyledi: “Toplantılar sırasında paylaşacağımız pek çok rakam var. Böylece inşa ettiğimiz her şeyi, çıkardığımız dersleri, başarılarımızı ve halen üzerinde çalıştığımız şeyleri görebilirsiniz. Vizyon 2030'un lansmanından sekiz yıl sonra, yenilikçi ve sürdürülebilir ileri bir dönüşümsel büyüme modeline öncülük etmeye hazır olduğumuzu gösterdik. Vizyonumuz, insan sermayemizin muazzam potansiyelini açığa çıkaran, bilgi ve inovasyona dayalı müreffeh bir ekonomiye giden yolu çizmektir.”

Suudi Arabistan’ın son yıllardaki büyümesinin büyük bir kısmının Vizyon 2030 kapsamında sıfırdan başlatılan spor, eğlence ve turizm gibi yeni ekonomik sektörlerin yanı sıra sanayi sektörlerinden geldiğini açıklayan İbrahim, “Suudi Arabistan önceliklerini gözden geçiriyor ve bunları ihtiyaçlarına göre ayarlıyor. Tüm projeler plana göre ve gecikmeden ilerliyor” ifadelerini kullandı.

evre
Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim ve WEF Başkanı Borge Brende, WEF Genel Direktörü Saadia Zahidi ile birlikte düzenledikleri ortak basın toplantısında (WEF internet sitesi)

WEF Başkanı Borge Brende ile dün (cumartesi) ortak bir basın toplantısı düzenleyen İbrahim, Suudi Arabistan’ın küresel olarak sürdürülebilir bir modele öncülük etme kabiliyetini kanıtladığını belirterek, 2016'dan bu yana yüzde 20 ekonomik büyüme kaydettiğini ve petrol dışı ekonominin 2023'te gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 50'sini oluşturacağını ifade etti.

İbrahim, “Günümüzün küresel dönüm noktasında, uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi her zamankinden daha önemlidir. Suudi Arabistan'ın bu toplantıya ortak olmasıyla WEF, istisnai koşullar altında bu özel toplantıya ev sahipliği yapmak üzere düşünce liderliği, çözümler ve iş dünyası için köklü ve dinamik bir küresel platform seçmiş oldu” şeklinde konuştu.

İbrahim sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu amaçla Suudi Arabistan, herkesin yararına olacak net planlar geliştirmek ve dünya çapında refah ve istikrar için ortak hedeflere ulaşmak üzere tüm diplomatik gücünü seferber etmektedir. Bu ortak geleceğe yönelik vizyonumuzun kapsayıcı ve eşitlikçi olmasını sağlamaya kararlıyız.”

İbrahim, WEF'in Riyad'daki özel toplantısının, tüm ülkelerin kalkınma yollarını yeniden çizmek ve bölünmelerin üstesinden gelmeyi ve ortak refaha ulaşmayı amaçlayan yeni bir uluslararası iş birliği modelini benimsemek için eşsiz bir fırsat olduğunu belirtti. İbrahim, “Küresel ekonomik manzara değişken ve zorlu. İklim değişikliği ise tüm insanlığın geleceği için büyük bir meydan okuma haline geldi. Teknoloji de bildiğimiz yaşamın şeklini hızla değiştiriyor. Bu zorlukların üstesinden gelmek sistematik bir dönüşümü, plan ve politikaların temelden yeniden değerlendirilmesini ve eskisinden daha az sağlam olan ekonomik bağlantıların ve modellerin yeniden şekillendirilmesini gerektiriyor” dedi.

Gazze ile ilgili toplantılar

“Jeopolitik gerilimler ve sosyo-ekonomik eşitsizlikler küresel çapta bölünmeleri şiddetlendirirken, uluslararası iş birliği ve anlamlı diyalog her zamankinden daha önemli bir hal aldı” diyen Brende, WEF’in Riyad’daki özel toplantısının kritik bir zamanda gerçekleştiğini ve büyük önem taşıdığını belirtti.

Brende, “Riyad toplantısı, farklı sektörlerden ve coğrafyalardan liderlerin fikirlerini eyleme dönüştürmeleri ve karşılaştığımız birçok zorluğa ölçeklenebilir çözümler getirmeleri için bir fırsat sunuyor” dedi.

dfvdb
WEF Başkanı Borge Brende toplantıdaki katılımcılarla konuşuyor. (WEF internet sitesi)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve bir dizi uluslararası yetkilinin bu hafta Gazze Şeridi'nde bir barış anlaşmasına varılmasını amaçlayan görüşmeler için Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ı ziyaret edeceğini ifade eden Brende sözlerini şöyle sürdürdü: “Kilit oyuncular şu anda Riyad'da. Buradaki görüşmelerin uzlaşma ve barışa giden bir sürece yol açmasını umuyoruz. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çin ziyaretinden hemen sonra buraya gelecek. Görüşmelerde Gazze Şeridi'ndeki insani kriz gündemde olacak. Esir müzakereleri ve olası bir ateşkes açısından şu anda bir ivme var.”

Toplantı gündemi

Toplantının gündemi üç temel başlığa odaklanıyor:

Uluslararası iş birliği: Artan jeopolitik gerilimlerin ortasında, toplantı istikrarsızlığın zincirleme etkilerini kontrol altına almak için uluslararası iş birliğini, insani çabaları ve diyaloğu teşvik edecek. Ayrıca küresel Kuzey ve Güney arasındaki uluslararası iş birliğini güçlendirerek daha dayanıklı bir küresel ekonominin nasıl inşa edileceği de tartışılacak.

Kapsayıcı büyüme: Toplantıda, insani kalkınmaya yapılan yatırımlarla karşılaştırıldığında inovasyon ve ekonomi politikalarındaki son eğilimlerin küresel eşitliği nasıl tehdit ettiği ve yoksulluğu azaltma çabalarını nasıl engellediği tartışılacak. Ayrıca gelişmiş, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde bu risklerin ele alınmasına yardımcı olabilecek fırsatlar ele alınacak.

Kalkınma için enerji: Dünya potansiyel sıcaklık artışları ve enerji kaynaklarına erişimde önemli eşitsizliklerle karşı karşıya olduğundan, toplantıda özellikle gelişmiş, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde adil büyümeyi sağlarken temiz enerjiyi artırmaya yönelik çözümler aranacak.

Önemli katılımcılar

WEF'ten yapılan açıklamaya göre, toplantıya siyasi liderlerin öncülüğünde 60'tan fazla ülkeden 220'den fazla tanınmış isim katılıyor. Toplantıya Kuveyt Emiri Şeyh Meşal el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmad Tinubu, Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Umman Veliaht Prensi Zi Yezen bin Heysem bin Tarık, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Maliye ve Ekonomik İşlerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Şeyh Mektum bin Muhammed bin Raşid Âl Mektum, Ürdün Başbakanı Bişr el-Hasevne, Malezya Başbakanı Enver İbrahim ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif katılacak.

WEF’ten yapılan açıklamada özel toplantıya ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Avrupa Birliği (AB) Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanı Stephane Segorny, Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı David Cameron, Endonezya Enerji ve Maden Kaynaklar Bakanı Arifin Tasrif, Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanı Ahn Duk-geun, Güney Afrika Elektrik Bakanı Kgosientsho Ramokgopa ve Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de katılacağı belirtildi.

Toplantıya katılacak uluslararası örgüt liderleri arasında da şunlar yer alıyor: Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Müdürü Kristalina Georgieva, Birleşmiş Milletler (BM) Gazze İnsani Yardım ve Yeniden Yapılanma Koordinatörü Sigrid Kaag ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus.

Açık Ekonomik Forum

Özel toplantı kapsamında WEF, Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanlığı ile iş birliği içinde, çevresel sorunlar, sanatın toplumdaki rolü, günümüz girişimciliği, dijital para birimleri, yapay zekâ, akıllı şehirler ve ruh sağlığı gibi birçok konuda düşünce liderleri ve geniş halk kitleleri arasında diyaloğu kolaylaştırmak amacıyla açık bir foruma ev sahipliği yapacak. Etkinlik öğrencilere, girişimcilere, genç profesyonellere ve genel kamuoyuna bu kritik konuları müzakere etme fırsatı sunacak.



Üretim maliyetlerindeki artış Sudanlıların ekmek yükünü ağırlaştırıyor

Omdurman’daki bir fırında çalışan işçi, ekmek üretimini denetliyor (Şarku’l Avsat).
Omdurman’daki bir fırında çalışan işçi, ekmek üretimini denetliyor (Şarku’l Avsat).
TT

Üretim maliyetlerindeki artış Sudanlıların ekmek yükünü ağırlaştırıyor

Omdurman’daki bir fırında çalışan işçi, ekmek üretimini denetliyor (Şarku’l Avsat).
Omdurman’daki bir fırında çalışan işçi, ekmek üretimini denetliyor (Şarku’l Avsat).

Sudan’da ekmeğin fiyatının 500 Sudan lirasına (0,05 dolar) yükselmesi, hane halklarının geçim sıkıntısını daha da derinleştirdi. Fiyatın yüzde 35 artması, satın alma gücünün gerilediği ülkede vatandaşların temel gıdaya erişimini zorlaştırıyor. Un, maya ve yakıt fiyatlarındaki yükselişin yanı sıra elektrik kesintileri ve Sudan lirasının dolar karşısında değer kaybetmesi, fırın işletmecilerinin üretim maliyetlerini artırıyor. Vatandaşlar temel gıda maddesine erişimi kolaylaştıracak önlemler alınmasını isterken sektör temsilcileri, savaşın devam etmesi ve ekonomik koşulların kötüleşmesi nedeniyle fiyat artışlarını kontrol altına almanın zorlaştığı uyarısında bulunuyor.

Omdurman’da fırın işleten Tayyib el-Caali, ekmek fiyatındaki son artışın üretim maliyetlerindeki yükselişten kaynaklandığını belirtti. Bir çuval unun fiyatının 190 bin Sudan lirasına (19 dolar), bir koli mayanın fiyatının ise 290 bin Sudan lirasına (29 dolar) ulaştığını aktaran Caali, işçilerin günlük ücretlerinin de yüzde 25 arttığını söyledi.

cvfghy
Omdurman’daki bir fırın, fiyat artışları nedeniyle müşterilerin yoğunluğundan şikâyetçi (Şarku’l Avsat)

Caali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bin litre gazın maliyetinin 4 milyon 700 bin Sudan lirasına (470 dolar) çıktığını belirtti. Elektrik kesintilerinin günde 12 saati aştığını kaydeden Caali, bu nedenle fırın işletmecilerinin üretimi sürdürebilmek için motorin kullanmak zorunda kaldığını ve bunun günlük maliyetinin 400 bin Sudan lirasına (40 dolar) ulaştığını ifade etti.

Caali, ekmek fiyatlarındaki yükselişin sınırlandırılması ve fırın işletmecileriyle tüketicilerin üzerindeki yükün hafifletilmesi için yetkililerin döviz kurundaki dalgalanmaları azaltacak ve enflasyonu kontrol altına alacak adımlar atması gerektiğini vurguladı. Sudan lirasının değer kaybetmeye devam etmesinin sorunu ağırlaştırdığına dikkati çekti.

Satın alma gücü geriliyor

Ekmek fiyatlarındaki artış, hem haneleri hem de yemeklerinde ekmek kullanan işletmeleri olumsuz etkiliyor. Temel tüketim ürünlerinin fiyatları yükselirken vatandaşların satın alma gücü de giderek azalıyor.

Restoran işletmecisi Süleyman Abdullah, ekmekteki fiyat artışının restoranlara yeni yükler getirdiğini ve müşterilere uygun fiyatlı yemek sunmayı zorlaştırdığını söyledi. Abdullah, fasulye, mercimek veya ciğer yemeklerinin yanında iki ekmek sunulmasının artık bazı müşterileri memnun etmediğini belirtti. Ekmeğin boyutunun küçülmesi nedeniyle müşterilerin ilave ekmek almak zorunda kaldığını ve bunun da yemek maliyetini artırdığını kaydetti.

ghyj
Fırın işletmecisi Süleyman Abdullah, Şarku’l Avsat’a konuşuyor.

Taksicilik yapan İsam et-Tac ise savaşın devam ettiği bir ortamda temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışlarının ailesinin günlük ihtiyaçlarını karşılamasını daha da zorlaştırdığını söyledi. Ailesinin günlük yaklaşık 20 bin Sudan liralık (2 dolar) ekmek tükettiğini belirten et-Tac, aracına yakıt alabilmek için üç güne kadar uzayabilen kuyruklarda beklemek zorunda kaldığını ifade etti. Et-Tac, gelirinin ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini dile getirdi.

Başkent Hartum’a yerinden edilmenin ardından geri dönen aileler de ağır yaşam koşullarıyla karşı karşıya. Hüseyin Abdullah, ailesiyle birlikte kente dönerken elektrik, su, ekmek ve ilaç gibi temel ihtiyaçlara yeniden erişebilmeyi umduklarını, ancak karşılaştıkları geçim yükünün altından kalkamadıklarını söyledi.

Fatma Ahmed de çocuklarının okula gitmeden önceki kahvaltısı için artık ekmek temin etmekte zorlandığını belirtti. Ailenin sınırlı imkânlarla çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığını ifade eden Ahmed, yetkililere fırınlara destek verilmesi ve fiyat artışlarının vatandaşlar üzerindeki etkisinin hafifletilmesi çağrısında bulundu.

Un tedarikini güvence altına alma girişimleri

Krizin çözümüne yönelik çalışmalar kapsamında Hartum Eyaleti Valisi Ahmed Osman Hamza, geçen pazartesi günü Bahri’nin kuzeyindeki Ceyli Sanayi Bölgesi’nde bulunan Rotana fabrikasının değirmenlerini ziyaret etti. Hamza, üretim kapasitesini yerinde inceleyerek un tedarikinin güvence altına alınması ve fırınlara yönelik sevkiyatların kesintisiz sürdürülmesi için atılabilecek adımları değerlendirdi.

Dağıtım süreçlerinin düzenli işlemesini engelleyen yetki karmaşasına dikkati çeken Hamza, denetimlerin sıkılaştırılması ve sistemdeki aksaklıkların giderilmesi talimatını verdi. Bu adımların fırınların faaliyetlerini sürdürmesini ve vatandaşlara ekmek sağlanmasını güvence altına almayı amaçladığı belirtildi.

Üretim maliyetleri yükseliyor

Fırınlar Birliği Başkanı İsam Ukaşe ise ekmek fiyatlarındaki son artışı, dünya piyasalarında buğday fiyatlarının yükselmesine, Sudan lirasının değer kaybetmesine ve yakıt, gaz ile maya maliyetlerindeki artışa bağladı.

Paralel piyasada doların yaklaşık 10 bin Sudan lirasından (1 dolar) işlem gördüğünü belirten Ukaşe, bunun üretim girdilerinin ithalat maliyetini artırarak fırıncılık sektöründeki baskıyı ağırlaştırdığını söyledi.

Ukaşe, krizin aşılması için yurt dışından buğday unu ithal edilmesi ve fırınlara destek sağlanması gerektiğini ifade etti. Ancak savaşın devam etmesi ve ekonomik koşulların kötüleşmesi nedeniyle kalıcı çözümler üretmenin zor olduğunu kabul etti.

Ülkenin ihracatının büyük ölçüde altınla sınırlı kaldığını belirten Ukaşe, kendi ifadesiyle altın gelirlerinin savaş harcamalarının finansmanında kullanıldığını söyledi. Ukaşe, vatandaşların ağır geçim koşullarını göz önünde bulundurarak ekmek fiyatlarının mevcut seviyelerin üzerine çıkmamasını ve iki ekmeğin bin Sudan lirasından (0,10 dolar) satılmaya devam etmesini umduğunu dile getirdi.

Stratejik stok oluşturulması çağrısı

Ekonomi uzmanı Heysem Muhammed Fethi de ekmek krizinin geçici bir enflasyon dalgasından ibaret olmadığını, üretim sistemindeki yapısal sorunları yansıttığını söyledi.

Unun toplam üretim maliyetinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturduğunu belirten Fethi, un fiyatındaki her artışın, özellikle istikrarlı bir destek mekanizmasının bulunmadığı koşullarda, doğrudan nihai ekmek fiyatına yansıdığını kaydetti.

Bazı dönemlerde yakıt fiyatlarının yüzde 100’ün üzerinde artmasının nakliye ve dağıtım maliyetlerini yükselttiğini ifade eden Fethi, elektrik tarifelerindeki artışın da işletme giderlerini ağırlaştırdığını söyledi. Fethi, bütün bu gelişmelerin ülkede açık ve kapsamlı bir gıda güvenliği politikasının bulunmadığı bir ortamda yaşandığına dikkati çekti.

Ekmeğin temel bir gıda maddesi olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Fethi, buğday için stratejik stok oluşturulmasını, ithalat ve dağıtım süreçlerinde devletin rolünün güçlendirilmesini önerdi. Fethi, bu süreçlerin bütünüyle piyasa mekanizmalarına bırakılmaması gerektiğini belirtti.

Fethi ayrıca un ve buğday ithalatında kullanılacak dövizin fiyatlandırılması konusunda anlaşmazlıklar yaşandığını ifade etti. İthalatta esas alınan döviz kurları ile özel sektörün döviz ihtiyacını karşılamak için paralel piyasada kullandığı dolar kuru arasındaki farkın da sorunları derinleştirdiğini kaydetti.

Savaşın yıprattığı Sudanlılar, yerinden edilme, açlık ve satın alma gücündeki erime nedeniyle giderek ağırlaşan bir yaşam mücadelesi veriyor. Ekmek fiyatlarındaki artış bu yükü daha da artırırken üretim maliyetlerinin yükselmesi ve hane gelirlerinin gerilemesi, günlük yaşamın en temel ihtiyaçlarından birine erişimi bile büyük bir sorun haline getiriyor. Yetkililerin un tedarikini güvence altına alma ve üretim maliyetlerini kontrol etme kapasitesi, krizin daha da derinleşmesini önlemede belirleyici olacak.


Çin borsasında yapay zeka depremi: Devlet destekli fonlar devreye girdi

Bireysel yatırımcıların gözdesi olan robot üreticisi Unitree'nin hisseleri de sert düştü (Reuters)
Bireysel yatırımcıların gözdesi olan robot üreticisi Unitree'nin hisseleri de sert düştü (Reuters)
TT

Çin borsasında yapay zeka depremi: Devlet destekli fonlar devreye girdi

Bireysel yatırımcıların gözdesi olan robot üreticisi Unitree'nin hisseleri de sert düştü (Reuters)
Bireysel yatırımcıların gözdesi olan robot üreticisi Unitree'nin hisseleri de sert düştü (Reuters)

Çin'deki yapay zeka ve çip şirketlerinin hisselerinde yaşanan düşüş endişe yaratıyor.

Yapay zeka ve yarı iletken şirketlerinin ağırlıkta olduğu STAR50 endeksi, 4 aydan kısa sürede yüzde 40 gerileyerek yaklaşık 480 milyar dolar kaybettirdi.

Ülkedeki önde gelen şirketlerin yer aldığı CSI300 endeksi de Şi Cinping yönetiminin ekonomik teşvik vaatleriyle iki yıl önce başlayan yükselişin ardından bu yıl haziranda gördüğü zirveden yaklaşık yüzde 20 geriledi.

Bireysel yatırımcıların gözde şirketlerinden robot üreticisi Unitree'nin hisseleri, ağustostaki halka arzından bu yana yarı yarıya düştü. Çip üreticisi CXMT'nin hisseleri de son bir ayda dörtte birden fazla değer kaybetti.

Goldman Sachs verilerine göre yapay zeka hisseleri, Çin ana karası ve Hong Kong borsalarında işlem gören hisselerin toplam piyasa değerinin yüzde 42'sini, işlem hacminin ise yüzde 57'sini oluşturuyor. Küçük yatırımcıların ağırlıkta olduğu piyasadaki düşüş, çok sayıda kişiyi etkiledi.

Reuters’ın analizine göre düşüşte Çin'in ihracatına yönelik kısıtlamalar da önemli rol oynadı. ABD'nin Çinli şirketlerin veri merkezlerine parça tedarik etmesini yasaklamaya yönelik adımlarının ardından optik bileşen üreticileri Zhongji Innolight ve Eoptolink Technology'nin hisseleri haziran ve temmuzdaki zirvelerine göre yaklaşık yüzde 60 değer kaybetti

Pekin merkezli fon yöneticisi Dong Baozhen, mevcut durumla ilgili şu yorumları paylaşıyor:

Borsa zamanla spekülatif olarak gelişen çılgınca bir boğa dönemine girdi. Artık balonun patladığını görüyoruz.

Çinli yatırım firması Shanghai Zhuopu Investment Management’tan Wang Zhuo, çip üreticileriyle yapay zeka tedarikçilerinin de diğer Çinli firmalar gibi sonunda fiyat rekabetine girdiğini belirterek, "Bunun istisnası yok. Tüm balonlar kaçınılmaz olarak patlar" diyor.

Bazı analistlerse satış dalgasını olumlu karşılayıp, bunun uzun vadede piyasa reformlarına zarar vermeyeceğini savunuyor. HSBC araştırmasına göre Asya fonları son üç ayda satış yapsa da genel olarak Çin hisselerinde hâlâ yüksek ağırlığa sahip. BNP Paribas Securities’ten analist William Bratton da piyasanın temkinli yatırımcılar için alım fırsatları sunduğunu öne sürüyor.

Diğer yandan Pekin yönetimi borsadaki düşüşü durdurmak için devreye girdi. Bloomberg verilerine göre, devlet destekli yatırımcıların aktif olarak işlem yaptığı 9 borsa yatırım fonuna (ETF) geçen hafta 128,7 milyar yuan (yaklaşık 963 milyar TL) giriş gerçekleşti. ABD Başkanı Donald Trump'ın gümrük tarifeleriyle piyasaları sarstığı Nisan 2025'te ise bu fonlara yaklaşık 140 milyar yuan (yaklaşık 1 trilyon TL) aktarılmıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Geo News, Bloomberg


Altının düşüşüne ne sebep oldu? Eski parlaklığını geri kazanacak mı yoksa düşüş trendi devam mı edecek?

Dubai’de bulunan bir kuyumcu dükkanında sergilenen altın külçeleri (EPA)
Dubai’de bulunan bir kuyumcu dükkanında sergilenen altın külçeleri (EPA)
TT

Altının düşüşüne ne sebep oldu? Eski parlaklığını geri kazanacak mı yoksa düşüş trendi devam mı edecek?

Dubai’de bulunan bir kuyumcu dükkanında sergilenen altın külçeleri (EPA)
Dubai’de bulunan bir kuyumcu dükkanında sergilenen altın külçeleri (EPA)

Şiddetli bir satış dalgasıyla karşı karşıya kalan altın, 23 Ekim ile sona eren haftada ons başına 4 bin doların altına gerileyerek temmuz ortasından bu yana en düşük seviyesini gördü. Bu düşüşte, enflasyonun kalıcılığına dair artan endişeler ve yıl sonuna kadar ABD faiz oranlarının yeniden artırılabileceği yönündeki beklentilerin güçlenmesi etkili oldu.

Jeopolitik gerilimlerin normal şartlarda güvenli liman niteliğindeki kıymetli madene talebi desteklemesi beklenirken, yükselen petrol fiyatları ve borsalardaki satış dalgası yatırımcıların pozisyonlarını azaltarak nakde yönelmesine yol açtı.

Spot piyasada altın haftalık bazda yüzde 4’e yakın değer kaybederek haziran ayından bu yana en kötü haftalık performansını kaydetti. Cuma günü ons başına 3 bin 975 dolar seviyesini test eden altın, ilerleyen saatlerde 4 bin dolar sınırına yakın işlem gördü. Reuters verilerine göre, ABD’nin aralık vadeli altın kontratları cuma günkü seansı yüzde 1,3’lük düşüşle 4.007,90 dolardan tamamladı.

dcfvgt
Viyana’daki bir altın ve gümüş rafinerisinde eritilmeyi bekleyen altın takılar (AFP)

Söz konusu gerileme tek bir faktörden kaynaklanmadı; enerji fiyatlarındaki artış, para politikası beklentilerindeki değişim, yatırımcıların risk iştahındaki azalma ve yatırım pozisyonlarının tasfiye edilmesi gibi baskı unsurlarının bir arada etkili olmasıyla gerçekleşti. Altının son dönemdeki bu hareketi, piyasaların likidite sağlamak amacıyla varlık satışına yöneldiği baskı dönemlerinde, güvenli liman cazibesini koruma kapasitesini yeniden tartışmaya açtı.

Petrol, enflasyon endişelerini yeniden gündeme getiriyor

Yükselen petrol fiyatları, hafta boyunca altın üzerinde baskı oluşturan en önemli etkenlerden biri oldu. Brent petrol, Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine yönelik Husi saldırıların ardından arzda aksama yaşanabileceği endişeleriyle son beş ayın en yüksek seviyesine tırmandı.

Bu gelişmeler, yatırımcıların ABD enflasyonunun seyrini ve merkez bankalarının parasal gevşemeyi sürdürme kapasitesini takip ettiği bir dönemde, yüksek enerji maliyetlerinin yarattığı riskleri yeniden piyasaların gündemine taşıdı.

Petrol fiyatlarındaki artışın altın açısından önemi; taşıma ve üretim maliyetlerini artırarak enflasyonist baskıları yükseltme ve böylece hızlı faiz indirimi ihtimalini zayıflatma potansiyelinden kaynaklanıyor. Enflasyonun hedef seviyelerin üzerinde kalmaya devam etmesi durumunda ise sıkı para politikası adımlarının atılması olasılığı güçleniyor.

Faiz getirisi sunmayan altın, genellikle düşük faiz oranlarından veya düşen reel getirilerden destek buluyor. Buna karşın faiz beklentilerinin ve rakip varlıkların getirilerinin yükseldiği dönemlerde, tahvil ve benzeri getirili araçlara kıyasla altını elde tutmanın fırsat maliyeti artış gösteriyor.

ABD’de beklenenden güçlü gelen enflasyon verileri ile yükselen enerji fiyatları, ABD Merkez Bankası’nın (FED) aralık ayında faiz artırımına gidebileceği yönündeki piyasa öngörülerini pekiştirdi. Piyasaların ekim ayındaki toplantıda faizlerin sabit tutulacağını geniş ölçüde fiyatlamasına karşın, dikkatler merkez bankasının takındığı tona ve önümüzdeki aylara ilişkin vereceği sinyallere çevrildi.

Hisse senetlerinde yaşanan satış dalgası baskıyı artırıyor

Petrol fiyatları ve faiz oranlarının yanı sıra teknoloji hisselerindeki keskin gerileme de altındaki kayıpların hızlanmasında etkili oldu. Hisse senedi piyasalarında yaşanan satış dalgası, bazı yatırımcıların teminat tamamlama çağrılarını karşılamak veya portföylerindeki riskleri azaltmak amacıyla nakit arayışına girmesine ve aralarında altının da bulunduğu diğer varlıklarda satışa gitmesine yol açtı.

cdvfgth
Viyana’daki bir altın ve gümüş rafinerisinde sergilenen her biri 1 kg ağırlığındaki altın külçeleri (AFP)

Bu durum, güvenli limanlara yönelik talebin her zaman anında fiyat artışına dönüşmediğini gösteriyor. Piyasalarda çalkantının yaşandığı dönemlerde riskler tırmansa dahi yatırımcılar, nakit ihtiyaçlarının savunma amaçlı varlık tutma isteklerinin önüne geçmesi nedeniyle altın satmak zorunda kalabiliyor.

Satış dalgasının bir bölümünde altındaki gerilemenin bazı tahvil getirilerindeki düşüş ve doların zayıflamasıyla eş zamanlı gerçekleşmesi, kıymetli madendeki hareketlerin tek bir faktöre bağlı olmadığını ortaya koydu. Bu süreçte faiz beklentileri, yatırım pozisyonlarının tasfiyesi ve teknik etkenler bir arada rol oynadı.

Merkez bankalarının satışları fiyatları aşağı mı çekti?

Altındaki düşüşün nedenlerine ilişkin soru işaretleri yalnızca petrol fiyatları ve faiz oranlarıyla sınırlı kalmadı; merkez bankalarının alım ve satım yönündeki hamleleri de öne çıktı. Mevcut veriler bazı resmî kurumların altın varlıklarını azalttığını gösterse da tablo genel olarak tek bir yöne işaret etmiyor. Ayrıca bu satışların hafta boyunca yaşanan düşüşün ana sürücüsü olduğunu kesin olarak söylemek için yeterli kanıt bulunmuyor.

Rusya, altın rezervlerinin bir kısmını satmaya devam etti. Rusya Merkez Bankası tarafından açıklanan veriler, bankanın altın varlıklarının eylül ayında yaklaşık 6,2 ton azalarak 2019 sonundan bu yana en düşük seviye olan 2 bin 264 tona gerilediğini ortaya koydu. Böylece Rusya, bütçe açığının finansmanına bağlı mali baskılar nedeniyle Aralık 2025’ten bu yana varlıklarını yaklaşık 62 ton azaltmış oldu.

Resmi altın satışları piyasadaki arzı artırabilir ve yatırım talebinin zayıf olduğu dönemlerle çakışırsa fiyatlar üzerinde baskı oluşturabilir. Ancak bu satışların etkisi, satılan miktara, piyasaya sürülme zamanlamasına ve diğer merkez bankaları ile yatırımcılardan gelen talebin ek arzı karşılama kapasitesine bağlı olarak değişiklik gösteriyor.

Öte yandan Çin, satış yapan merkez bankaları arasında yer almayıp rezervlerini artırmayı sürdürdü. Dünya Altın Konseyi’nin ekim ayında yayımladığı verilere göre Çin Halk Bankası, eylül ayında varlıklarına 23 ton altın ekleyerek Ekim 2023’ten bu yana en büyük aylık artışı kaydetti. Bu alımlar, Çin’in yılbaşından bu yana yaptığı toplam ilaveyi 103 tona çıkarırken resmi altın varlıklarını da 2 bin 410 tona ulaştırdı.

Bu veriler, merkez bankalarının farklılaşan stratejilerini göz önüne seriyor. Rusya finansman ihtiyacı kapsamındaki işlemler doğrultusunda altın satışına başvururken, Çin rezervlerini güçlendirmeye devam etti. Bu nedenle son dönemde yaşanan gerilemeyi merkez bankalarının ortak bir satış dalgasının sonucu olarak yorumlamak doğru olmayacaktır; aksine bu satışların resmi ve yatırımcı talebi ile küresel ekonomik gelişmeleri içeren daha geniş bir çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor.

Piyasa tahminleri ne diyor?

Altının 4 bin dolar seviyesini kırmasının ardından kısa vadeli beklentiler daha temkinli bir seyre işaret ediyor. Petrol fiyatlarındaki artışın sürmesi, güçlü enflasyon verilerinin açıklanması veya FED’in daha şahin bir tutum benimsemesi, özellikle faiz indirimi beklentilerinin zayıflaması ya da faiz artırımı olasılığının yükselmesi durumunda fiyatlar üzerindeki baskıyı devam ettirebilir ve yeni satışları tetikleyebilir.

Ayrıca 4 bin dolarlık psikolojik seviyenin altında işlemlerin sürmesi teknik baskıyı artırabilir. Kıymetli madenin bu seviyeyi hızlı bir şekilde geri kazanamaması halinde bazı yatırımcıların pozisyonlarını azaltma yoluna gitmesi ihtimal dahlinde bulunuyor. Ancak bu senaryo piyasadaki gelişmelere bağlı kalmayı sürdürürken, düşüşün mutlaka devam edeceği anlamına gelmiyor.

Buna karşın enerji fiyatlarının gevşemesi, enflasyon endişelerinin gerilemesi veya ekonomik verilerin yavaşlamaya işaret ederek faiz indirimi beklentilerini yeniden gündeme taşıması durumunda altın destek bulabilir. Yatırımcı talebinde ya da merkez bankası alımlarında yaşanacak olası bir artış da kayıpları sınırlamaya yardımcı olabilir; ancak bu faktörler tek başına anlık bir toparlanmayı garanti etmiyor.

dfgt
Kapalıçarşı’daki bir kuyumcuda satışa sunulan bilezikler (AFP)

Önümüzdeki hafta açıklanacak ekonomik veriler ile merkez bankalarının gerçekleştireceği toplantılar piyasanın yönünü belirlemede kritik rol oynayacak. Öne çıkan başlıklar arasında FED’in faiz kararı, Avrupa Merkez Bankası (ECB) toplantısı, ABD enflasyon verileri ve büyüme göstergeleri yer alıyor.

Yatırımcılar, alınacak kararlar ve yapılacak açıklamalarda, enerjiden kaynaklanan fiyat baskılarının parasal gevşemeyi geciktirip geciktirmeyeceğine ya da ilave sıkılaşma adımlarını tetikleyip tetiklemeyeceğine dair sinyalleri arayacak.

Altın, güvenli liman olarak cazibesini yitirdi mi?

Son dönemde yaşanan gerileme, altının koruma aracı olma vasfını tümüyle kaybettiği anlamına gelmiyor; ancak bu işlevin likidite koşulları ve para politikasından bağımsız işlemediğini gösteriyor. Enerji fiyatları yükselip faiz beklentileri güçlendiğinde, altını elde tutmanın fırsat maliyeti jeopolitik risklerden kaynaklanan talebin önüne geçebiliyor. Bu faktörlerin hisse senedi piyasalarındaki sert düşüşle çakışması halinde ise kıymetli madenin kendisi bazı yatırımcılar için nakit kaynağına dönüşebiliyor.

Daha uzun vadede merkez bankası alımları, bütçe açığı ile borç yüküne ilişkin endişeler ve jeopolitik gerilimler altın talebini destekleyebilecek unsurlar arasında yer almaya devam ediyor. Bununla birlikte söz konusu faktörler, faiz beklentilerinin değiştiği veya piyasalarda geniş çaplı tasfiyelerin yaşandığı dönemlerde sert düzeltmelerin önüne geçemiyor.

Bu doğrultuda altın, önümüzdeki döneme çift yönlü bir sınavla giriyor: Bir yanda 4 bin dolar seviyesini yeniden kazanma yeteneği, diğer yanda ise yatırımcı ve resmi kurum talebinin petrol, enflasyon ile para politikası beklentilerinden kaynaklanan baskıları dengeleme kapasitesi. Merkez bankalarından gelecek sinyaller ve ekonomik veriler, son düşüşün geçici bir düzeltme mi yoksa altın üzerindeki baskıların daha uzun süreceği bir dönemin başlangıcı mı olduğunu netleştirecek.