Dünya Ekonomik Forumu Suudi Arabistan'da kalkınma yollarını yeniden çizecek

Küresel iş dünyası Davos'tan Riyad'a taşınıyor… Uluslararası iş birliği için yeni bir model

Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)
TT

Dünya Ekonomik Forumu Suudi Arabistan'da kalkınma yollarını yeniden çizecek

Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Riyad'daki özel toplantısına 92 ülkeden binden fazla dünya lideri katılıyor. (WEF internet sitesi)

Küresel ekonomi camiası Davos'tan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman'ın himayesinde Dünya Ekonomik Forumu (WEF) toplantısına ev sahipliği yapacak olan Riyad'a taşınıyor.

Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim, küresel diyaloğu desteklemek ve ortak küresel sorunlara pratik, iş birliğine dayalı ve sürdürülebilir çözümler bulmak amacıyla 92 ülkeden binden fazla dünya liderini bir araya getiren ‘Kalkınma için Uluslararası İşbirliği, Büyüme ve Enerji’ temalı bu özel toplantının arifesinde yaptığı açıklamada “Bu, Davos dışındaki en güçlü zirve olacak” dedi.

28-29 Nisan (bugün ve yarın) tarihlerinde gerçekleşecek toplantı, jeopolitik çalkantıların ve karmaşık ekonomik zorlukların bölünmüş bir dünyayı istikrarsızlaştırdığı bir döneme denk geliyor. Bu nedenle, küresel diyaloğu desteklemeyi ve ortak küresel zorluklara çözüm bulmayı amaçlayan toplantı, krizlerle başa çıkmada ileri görüşlü yaklaşımları teşvik etmeyi amaçlayan bir gündem üzerinde çalışıyor.

Geçtiğimiz yıl İsviçre'de düzenlenen zirveyi temel alan toplantı, birbirine bağlı krizlere yönelik ileriye dönük bir yaklaşımı ve kısa vadeli ödünleşimler konusunda gerçekçiliği teşvik edecek. Toplantı aynı zamanda gelişmekte olan ekonomi politikaları, enerji dönüşümü ve jeopolitik şoklar gibi konularda Kuzey-Güney arasında giderek büyüyen uçurumun kapatılması için de çalışacak.

Toplantı, sekizinci yılında Vizyon 2030 yıllık raporunun yayınlanmasından üç gün sonra ve Suudi Arabistan’ın çeşitli düzeylerdeki büyük kalkınma başarılarını vurgulayan 25 Nisan 2016'daki Vizyon 2030 lansmanının yıldönümünde gerçekleşiyor. Yolculuğunun orta noktasında Suudi Arabistan, girişimlerinin yüzde 87'sinin tamamlanması ya da yolunda gitmesi ile program temel performans göstergelerinin yüzde 81'inin yıllık hedeflerini tutturmasıyla hedeflerine daha hızlı bir şekilde ulaştı.

Bu özel toplantı, katılımcıların ekonomik dönüşüm stratejisindeki ilerleme ve yabancı yatırım konusunda iş ortamı hakkında bilgi edinmeleri için bir fırsat olacak.

El-İbrahim

Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim gazetecilere verdiği demeçte şunları söyledi: “Toplantılar sırasında paylaşacağımız pek çok rakam var. Böylece inşa ettiğimiz her şeyi, çıkardığımız dersleri, başarılarımızı ve halen üzerinde çalıştığımız şeyleri görebilirsiniz. Vizyon 2030'un lansmanından sekiz yıl sonra, yenilikçi ve sürdürülebilir ileri bir dönüşümsel büyüme modeline öncülük etmeye hazır olduğumuzu gösterdik. Vizyonumuz, insan sermayemizin muazzam potansiyelini açığa çıkaran, bilgi ve inovasyona dayalı müreffeh bir ekonomiye giden yolu çizmektir.”

Suudi Arabistan’ın son yıllardaki büyümesinin büyük bir kısmının Vizyon 2030 kapsamında sıfırdan başlatılan spor, eğlence ve turizm gibi yeni ekonomik sektörlerin yanı sıra sanayi sektörlerinden geldiğini açıklayan İbrahim, “Suudi Arabistan önceliklerini gözden geçiriyor ve bunları ihtiyaçlarına göre ayarlıyor. Tüm projeler plana göre ve gecikmeden ilerliyor” ifadelerini kullandı.

evre
Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim ve WEF Başkanı Borge Brende, WEF Genel Direktörü Saadia Zahidi ile birlikte düzenledikleri ortak basın toplantısında (WEF internet sitesi)

WEF Başkanı Borge Brende ile dün (cumartesi) ortak bir basın toplantısı düzenleyen İbrahim, Suudi Arabistan’ın küresel olarak sürdürülebilir bir modele öncülük etme kabiliyetini kanıtladığını belirterek, 2016'dan bu yana yüzde 20 ekonomik büyüme kaydettiğini ve petrol dışı ekonominin 2023'te gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 50'sini oluşturacağını ifade etti.

İbrahim, “Günümüzün küresel dönüm noktasında, uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi her zamankinden daha önemlidir. Suudi Arabistan'ın bu toplantıya ortak olmasıyla WEF, istisnai koşullar altında bu özel toplantıya ev sahipliği yapmak üzere düşünce liderliği, çözümler ve iş dünyası için köklü ve dinamik bir küresel platform seçmiş oldu” şeklinde konuştu.

İbrahim sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu amaçla Suudi Arabistan, herkesin yararına olacak net planlar geliştirmek ve dünya çapında refah ve istikrar için ortak hedeflere ulaşmak üzere tüm diplomatik gücünü seferber etmektedir. Bu ortak geleceğe yönelik vizyonumuzun kapsayıcı ve eşitlikçi olmasını sağlamaya kararlıyız.”

İbrahim, WEF'in Riyad'daki özel toplantısının, tüm ülkelerin kalkınma yollarını yeniden çizmek ve bölünmelerin üstesinden gelmeyi ve ortak refaha ulaşmayı amaçlayan yeni bir uluslararası iş birliği modelini benimsemek için eşsiz bir fırsat olduğunu belirtti. İbrahim, “Küresel ekonomik manzara değişken ve zorlu. İklim değişikliği ise tüm insanlığın geleceği için büyük bir meydan okuma haline geldi. Teknoloji de bildiğimiz yaşamın şeklini hızla değiştiriyor. Bu zorlukların üstesinden gelmek sistematik bir dönüşümü, plan ve politikaların temelden yeniden değerlendirilmesini ve eskisinden daha az sağlam olan ekonomik bağlantıların ve modellerin yeniden şekillendirilmesini gerektiriyor” dedi.

Gazze ile ilgili toplantılar

“Jeopolitik gerilimler ve sosyo-ekonomik eşitsizlikler küresel çapta bölünmeleri şiddetlendirirken, uluslararası iş birliği ve anlamlı diyalog her zamankinden daha önemli bir hal aldı” diyen Brende, WEF’in Riyad’daki özel toplantısının kritik bir zamanda gerçekleştiğini ve büyük önem taşıdığını belirtti.

Brende, “Riyad toplantısı, farklı sektörlerden ve coğrafyalardan liderlerin fikirlerini eyleme dönüştürmeleri ve karşılaştığımız birçok zorluğa ölçeklenebilir çözümler getirmeleri için bir fırsat sunuyor” dedi.

dfvdb
WEF Başkanı Borge Brende toplantıdaki katılımcılarla konuşuyor. (WEF internet sitesi)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve bir dizi uluslararası yetkilinin bu hafta Gazze Şeridi'nde bir barış anlaşmasına varılmasını amaçlayan görüşmeler için Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ı ziyaret edeceğini ifade eden Brende sözlerini şöyle sürdürdü: “Kilit oyuncular şu anda Riyad'da. Buradaki görüşmelerin uzlaşma ve barışa giden bir sürece yol açmasını umuyoruz. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çin ziyaretinden hemen sonra buraya gelecek. Görüşmelerde Gazze Şeridi'ndeki insani kriz gündemde olacak. Esir müzakereleri ve olası bir ateşkes açısından şu anda bir ivme var.”

Toplantı gündemi

Toplantının gündemi üç temel başlığa odaklanıyor:

Uluslararası iş birliği: Artan jeopolitik gerilimlerin ortasında, toplantı istikrarsızlığın zincirleme etkilerini kontrol altına almak için uluslararası iş birliğini, insani çabaları ve diyaloğu teşvik edecek. Ayrıca küresel Kuzey ve Güney arasındaki uluslararası iş birliğini güçlendirerek daha dayanıklı bir küresel ekonominin nasıl inşa edileceği de tartışılacak.

Kapsayıcı büyüme: Toplantıda, insani kalkınmaya yapılan yatırımlarla karşılaştırıldığında inovasyon ve ekonomi politikalarındaki son eğilimlerin küresel eşitliği nasıl tehdit ettiği ve yoksulluğu azaltma çabalarını nasıl engellediği tartışılacak. Ayrıca gelişmiş, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde bu risklerin ele alınmasına yardımcı olabilecek fırsatlar ele alınacak.

Kalkınma için enerji: Dünya potansiyel sıcaklık artışları ve enerji kaynaklarına erişimde önemli eşitsizliklerle karşı karşıya olduğundan, toplantıda özellikle gelişmiş, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde adil büyümeyi sağlarken temiz enerjiyi artırmaya yönelik çözümler aranacak.

Önemli katılımcılar

WEF'ten yapılan açıklamaya göre, toplantıya siyasi liderlerin öncülüğünde 60'tan fazla ülkeden 220'den fazla tanınmış isim katılıyor. Toplantıya Kuveyt Emiri Şeyh Meşal el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmad Tinubu, Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Umman Veliaht Prensi Zi Yezen bin Heysem bin Tarık, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Maliye ve Ekonomik İşlerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Şeyh Mektum bin Muhammed bin Raşid Âl Mektum, Ürdün Başbakanı Bişr el-Hasevne, Malezya Başbakanı Enver İbrahim ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif katılacak.

WEF’ten yapılan açıklamada özel toplantıya ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Avrupa Birliği (AB) Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanı Stephane Segorny, Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı David Cameron, Endonezya Enerji ve Maden Kaynaklar Bakanı Arifin Tasrif, Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanı Ahn Duk-geun, Güney Afrika Elektrik Bakanı Kgosientsho Ramokgopa ve Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de katılacağı belirtildi.

Toplantıya katılacak uluslararası örgüt liderleri arasında da şunlar yer alıyor: Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Müdürü Kristalina Georgieva, Birleşmiş Milletler (BM) Gazze İnsani Yardım ve Yeniden Yapılanma Koordinatörü Sigrid Kaag ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus.

Açık Ekonomik Forum

Özel toplantı kapsamında WEF, Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanlığı ile iş birliği içinde, çevresel sorunlar, sanatın toplumdaki rolü, günümüz girişimciliği, dijital para birimleri, yapay zekâ, akıllı şehirler ve ruh sağlığı gibi birçok konuda düşünce liderleri ve geniş halk kitleleri arasında diyaloğu kolaylaştırmak amacıyla açık bir foruma ev sahipliği yapacak. Etkinlik öğrencilere, girişimcilere, genç profesyonellere ve genel kamuoyuna bu kritik konuları müzakere etme fırsatı sunacak.



Altın, ABD istihdam verileri beklenirken 4 bin 156 dolar civarında yatay seyrediyor

Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)
Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)
TT

Altın, ABD istihdam verileri beklenirken 4 bin 156 dolar civarında yatay seyrediyor

Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)
Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)

Altın fiyatları, yatırımcıların ABD Merkez Bankası’nın (FED) para politikasının bundan sonraki seyrine ilişkin ipuçları aradığı ABD istihdam verilerini beklemesiyle bugün Asya işlemlerinde yatay seyretti.

Spot altının ons fiyatı, 4 bin 155,65 dolar seviyesinde yatay kalırken, ABD altın vadeli kontratları da 4 bin 185,40 dolarda değişmedi.

Piyasaların yakından izlediği göstergelerin başında, yarın açıklanması beklenen eylül ayı tarım dışı istihdam verileri geliyor. Hazine tahvil getirilerindeki yükselişin doları desteklemeyi sürdürmesi ise dolar üzerinden fiyatlanan altını diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından daha pahalı hale getiriyor.

“Tasty Live” küresel makroekonomi başkanı İlya Spivak, kişisel tüketim harcamaları verilerinin altına bir miktar destek sağladığını, ancak tahvil getirilerindeki kesintisiz yükselişin kazanımları geri aldığını söyledi. Spivak, gelecek verilerin piyasaların gelişmeleri nasıl değerlendireceği ve bunun faiz beklentilerine nasıl yansıyacağının belirlenmesi açısından önem taşıyacağını belirtti.

Dün açıklanan veriler, ABD’de ağustos ayında enflasyonun beklentilerin altında yükseldiğini, önceki aya ilişkin fiyat baskılarının da aşağı yönlü revize edildiğini gösterdi. Bu durum ekim ayında faiz artırımı beklentilerini azalttı. Buna karşılık piyasalarda aralık ayında faiz artırımı ihtimali yüzde 87 olarak görülüyor.

Yüksek faiz oranları, yatırımcısına getiri sağlamayan altının cazibesini olumsuz etkiliyor. Spot altın, eylül ayında yüzde 6’dan fazla gerileyerek, güçlü yükseliş serisinin ardından ilk aylık kaybını kaydetmişti.

“TD Securities” küresel emtia stratejisi başkanı Bart Melek, eylül ayındaki kayıpların tamamının telafi edilmesinin düşük ihtimal olduğunu söyledi. Melek, Bununla birlikte düzeltmenin en kötü aşamasının şimdilik geride kaldığına inanmak için nedenler bulunduğunu ve fiyatların yükselmesini destekleyen gerekçelerin mevcut olduğunu ifade etti.

Diğer değerli metallerde ise spot gümüş yüzde 0,5 artışla ons başına 60,69 dolara, platin yüzde 0,1 yükselişle bin 708,43 dolara çıktı. Paladyum ise yüzde 0,3 düşüşle bin 200,15 dolara geriledi.


Altın, ABD enflasyon verileri öncesinde aylık bazda yüzde 6'nın üzerinde kayba yöneldi

Bir işçi, Sydney'deki bir rafineride altın külçelerini parlatıyor (AFP)
Bir işçi, Sydney'deki bir rafineride altın külçelerini parlatıyor (AFP)
TT

Altın, ABD enflasyon verileri öncesinde aylık bazda yüzde 6'nın üzerinde kayba yöneldi

Bir işçi, Sydney'deki bir rafineride altın külçelerini parlatıyor (AFP)
Bir işçi, Sydney'deki bir rafineride altın külçelerini parlatıyor (AFP)

Altın fiyatları bugün geriledi. Yatırımcıların, faiz oranlarına ilişkin beklentileri güçlendirebilecek ve ABD Merkez Bankası'nın (FED) önümüzdeki aylardaki para politikasının seyrini belirleyebilecek ABD enflasyon verilerini yakından takip etmesiyle, altının aylık bazda yüzde 6'nın üzerinde kayıp vermesi bekleniyor.

Spot altın, % 0,2 gerileyerek ons başına 4 bin 170,63 dolara düştü ve uzun süredir görülen en büyük aylık kayba doğru yöneldi. ABD altın vadeli işlemleri ise yüzde 0,5 artışla 4 bin 201,90 dolara yükseldi.

Dolar da aylık bazda değer kazanma yolunda ilerlerken, bu durum diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından dolar cinsinden fiyatlanan altının maliyetini artırıyor.

Piyasalar, FED'in enflasyonu ölçmek için tercih ettiği gösterge olan Kişisel Tüketim Harcamaları Fiyat Endeksi'nin (PCE) bugün açıklanmasını bekliyor. Yatırımcılar, faiz oranlarının izleyeceği yola ilişkin işaretler arıyor.

Critical Metals Üst Yöneticisi Tony Sage, PCE verilerinin para politikası beklentileri, ABD Hazine tahvili getirileri ve dolar üzerindeki muhtemel etkisi nedeniyle “altın için önemli bir test” olacağını söyledi.

Sage, enflasyonun beklenenden daha düşük gelmesinin altını destekleyerek fiyatın 4 bin 200-4 bin 300 dolar aralığına dönmesinin önünü açabileceğini belirtti. Daha güçlü bir enflasyon verisinin ise tahvil getirileri ve doların yükselmesine yol açarak, altın üzerindeki baskıyı yeniden artırabileceğini ve fiyatın 4 bin 100 dolar seviyesini test edebileceğini ifade etti.

Yüksek faiz oranları, getiri sağlamayan altının cazibesini genellikle azaltıyor.

Faiz artışına ilişkin beklentiler

CME Group'un FedWatch aracı, yatırımcıların FED'in ekim ayında faiz artırma ihtimalini yüzde 47, aralık ayında faiz artırma ihtimalini ise yüzde 91 olarak gördüğünü gösterdi.

ABD Merkez Bankası, bu ay faiz oranlarını 25 baz puan artırmıştı.

New York FED Başkanı John Williams da para politikası yapıcılarının, enflasyonu bankanın yüzde 2'lik hedefine uygun bir patikaya döndürmek için bu yıl yalnızca bir faiz artışına daha ihtiyaç duyabileceğini söyledi.

Jeopolitik gelişmeler tarafında ise Katar, Tahran ile Washington arasındaki arabuluculuk çabalarının bir ilerleme sağlamasını umduğunu açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın Washington'un İran'a yönelik yaptırımları hafifletmeye ve nükleer programıyla ilgili tavizler karşılığında dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmaya hazır olduğuna ilişkin haberleri yalanlamasının ardından geldi.

Diğer değerli metallerde ise spot gümüş yüzde 0,8 gerileyerek ons başına 60,98 dolara düştü. Platin bin 705,10 dolarda yatay seyrederken, paladyum yüzde 0,3 düşüşle bin 219,60 dolara geriledi. Üç metalin de aylık bazda kayıp vermesi bekleniyor.


Trump’ın üçlü hedefi duvara çarptı: Pahalı petrol, yüksek faiz, büyük açık

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump’ın üçlü hedefi duvara çarptı: Pahalı petrol, yüksek faiz, büyük açık

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

Trump’ın ekonomi politikalarının daha ucuz petrol, daha düşük faiz ve daha küçük bütçe açığı sağlaması, aynı zamanda büyüme ve yatırımları daha güçlü seviyelere taşıması bekleniyordu. Ancak Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün üzerinden yaklaşık iki yıl geçerken rakamlar daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Brent petrolünün varil fiyatı 100 doların üzerine çıkarken ABD Merkez Bankası (FED) faiz oranlarını yeniden yükseltti. Bütçe açığı ise gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yaklaşık yüzde 6’sı seviyesinde kaldı.

Bu değişimin tek nedeni Ortadoğu’daki savaş değildi. Enerji şoku, güçlü iç talep, hükümetin borçlanmayı sürdürmesi ve finansman maliyetlerinin yükselmesiyle iç içe geçti. Buna gümrük vergilerinin etkileri, göç üzerindeki kısıtlamalar ve yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı artış da eklendi.

Böylece Trump’ın ikinci döneminin başında birbiriyle uyumlu görünen hedeflere aynı anda ulaşmak daha zor hale geldi: güçlü büyüme, daha ucuz enerji, daha düşük enflasyon, daha düşük borçlanma maliyeti ve daha küçük bütçe açığı.

Daha ucuz petrol küresel piyasalardaki çalkantıya takıldı

Enerji maliyetlerini düşürmek, Trump’ın ekonomi vizyonunun temel unsurlarından biriydi. Bu doğrultuda ABD’nin petrol ve doğal gaz üretimini artırarak arzı desteklemesi ve tüketiciler ile şirketlerin yakıt maliyetlerini düşürmesi hedefleniyordu.

thyju
Bir kişi, Washington’daki ABD Merkez Bankası binasının önünden geçiyor (Reuters)

Ancak ABD ekonomisi açısından önem taşıyan petrol fiyatı yalnızca ülke içindeki üretimle belirlenmiyor. Orta Doğu’daki savaşın genişlemesi ve tedarik güzergâhlarının sekteye uğramasıyla Brent petrolünün varil fiyatı 14 Eylül’de 107,81 dolara yükseldi. Bu, savaşın başlangıcından bu yana fiyatlarda görülen en belirgin artış dalgalarından biri oldu. Petrol tesisleri, boru hatları ve deniz taşımacılığı güzergâhlarının hedef alınması da ham petrol ve yakıt taşıma maliyetlerini artırdı.

Bu durum, iç üretimi artırmaya dayalı stratejinin sınırlarını ortaya koyuyor. ABD üretimini artırabilir ancak Amerikalı şirketler ve tüketiciler küresel petrol piyasasına bağlı olmaya devam ediyor. Küresel petrol fiyatları ise Orta Doğu’dan gelen arzın yanı sıra uluslararası ticaret yollarının güvenliğinden etkileniyor.

Ham petrol fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıt istasyonlarıyla sınırlı kalmıyor. Enerji maliyetleri ulaştırma, üretim ve hizmet sektörlerine de yansıyor. Bu durum, özellikle iç talebin güçlü olduğu dönemlerde enerji şokunun daha geniş bir ürün ve hizmet grubunda fiyat artışlarına dönüşmesi ihtimalini artırıyor.

Daha düşük faiz enflasyona bağlı hale geldi

İkinci hedef, konut ve otomobil alımlarını finanse eden haneler, yatırımlarını genişleten şirketler ve bütçe açığını finanse eden hükümet açısından borçlanma maliyetlerini düşürmekti.

Ancak FED, eylül ayında bu beklentinin tersine bir adım attı ve politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4 aralığına yükseltti. FED, ekonomik faaliyetlerin güçlü bir tempoda genişlediğine ve iç harcamaların dayanıklılığını koruduğuna işaret ederken enflasyonun hâlâ yüksek olduğunu belirtti.

Bununla da sınırlı kalmadı. FED yetkililerinin tahminleri, 18 yetkiliden 16’sının yıl sonundan önce en az bir faiz artışı daha beklediğini ortaya koydu. Piyasaların ekim ayındaki toplantıda yeni bir faiz artışı beklentisi de enerji fiyatlarının yükselmeye devam etmesi ve ekonomik verilerin güçlü seyretmesiyle arttı.

ghyjuk
Fed Başkanı Kevin Warsh, bu ayki Federal Açık Piyasa Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Bu beklentiler, bazı FED yetkililerinin açıklamalarıyla da güçlendi. New York FED Başkanı John Williams, yıl sonundan önce bir faiz artışının daha yapılmasının makul bir senaryo olduğunu söyledi. Piyasa aktörleri de ekim toplantısında yeni bir sıkılaştırma ihtimalini giderek daha fazla fiyatlamaya başladı.

Ekonomik faaliyetlerin dayanıklılığı faiz politikasını zorlaştırıyor

Dikkat çekici olan nokta, ekonomik faaliyetlerin dayanıklılığının da faiz politikasını zorlaştıran bir faktöre dönüşmesi. FED’in son tahminlerinde ABD ekonomisinin 2026’da reel olarak yüzde 2,3 büyümesi ve işsizlik oranının yüzde 4,1 olması bekleniyor. Komite üyeleri bu yıl kişisel tüketim harcamaları (PCE) endeksine göre enflasyonun yüzde 3,7 olacağını öngörüyor. Bu oran FED’in yüzde 2’lik hedefinin oldukça üzerinde.

Arz şoklarının iç taleple aynı anda etkili olması da tabloyu karmaşıklaştırıyor. Chicago FED Başkanı Austan Goolsbee, enflasyonun artık gümrük vergileri ve petrol fiyatları gibi önceki arz şoklarının yanı sıra güçlü talepten de etkilendiğini söyledi. Goolsbee, yapay zekâya yönelik güçlü yatırımların bu talep kaynaklarından biri olduğuna işaret etti.

Bu noktada FED’in görevi zorlaşıyor. Ekonomik faaliyetin güçlü seyretmesi faizlerin hızlı şekilde düşürülmesini gerektirmiyor. Öte yandan enerji fiyatlarındaki artış enflasyonun daha uzun süre yüksek kalmasına yol açabilir. Buna karşılık hızlı bir parasal gevşeme, enerji maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde talebi destekleyerek enflasyonun hedefe döndürülmesini daha da zorlaştırabilir.

Bütçe açığı yapısal bir sorun

Üçüncü hedef olan bütçe açığının azaltılması ise daha yapısal bir sorunla karşı karşıya.

Kongre Bütçe Ofisi’nin (CBO) tahminlerine göre Federal bütçe açığının 2026 mali yılında 1,9 trilyon dolara ulaşması ve GSYH’nin yüzde 5,8’ine denk gelmesi bekleniyor. Bu oran, son yarım yüzyıldaki ortalama yüzde 3,8’lik bütçe açığının belirgin şekilde üzerinde.

fgthyu
New York Borsası salonundaki ekranlarda Fed Başkanı Kevin Warsh’ın basın toplantısı gösteriliyor (AP)

Bu tablo, Hazine Bakanı Scott Bessent’ın ortaya koyduğu ve bütçe açığının GSYH’nin yüzde 3’üne indirilmesi, ekonomik büyümenin yüzde 3’e çıkarılması ve yerli enerji üretiminin günlük yaklaşık 3 milyon varil artırılmasını öngören “3-3-3” planının bütçe hedefinden uzak kalındığını gösteriyor.

Sorun şu ki bu büyüklükteki bir açığın kapatılması için yalnızca ekonomik genişleme yeterli olmayabilir. Kamu harcamalarının artmaya devam etmesi ve mevcut yükümlülüklerin sürmesiyle birlikte borç servis maliyeti giderek daha önemli bir faktör haline geliyor. Özellikle faiz oranları ve uzun vadeli tahvil getirileri yüksek kaldığında bu durum daha belirgin hale geliyor.

CBO, halka açık Federal borcun 2026’da GSYH’nin yüzde 101’ine ulaşacağını, temel senaryoya göre 2036’da ise yüzde 120’ye yükseleceğini öngörüyor.

Dolayısıyla daha güçlü ekonomik faaliyet ile daha küçük bütçe açığını birbirine bağlayan denklem, ekonomik büyümeden fazlasını gerektiriyor. Bunun için aynı zamanda harcama artışının kontrol altına alınması, borç servis maliyetinin sınırlandırılması ve bütçe açığının seyrini değiştirecek ölçüde gelirlerin artırılması veya harcamaların azaltılması gerekiyor.

Tahvil piyasası denklemin diğer tarafını test ediyor

Burada göz ardı edilemeyecek başka bir unsur daha bulunuyor: Hükümetin borçlanma maliyetini yalnızca FED belirlemiyor.

Uzun vadeli tahvil getirileri enflasyon beklentileri, hükümetin ihraç ettiği borcun miktarı, Hazine tahvillerine yönelik talep, büyüme beklentileri ve kısa vadeli faizlerin seyri gibi birçok faktörden etkileniyor.

Bu nedenle kısa vadede faiz indirimi beklentileri gerilerken uzun vadeli tahvil getirileri enflasyon endişeleri veya kamu borçlanmasının büyüklüğüne ilişkin kaygılar nedeniyle yüksek kalabiliyor.

ABD Hazine tahvillerinin getirileri eylül ayında güçlü şekilde yükseldikten sonra petrol fiyatlarındaki hareketler ve yatırımcı beklentilerindeki değişimle birlikte geriledi. FED verilerine göre 10 Eylül’de 10 yıllık Hazine tahvilinin getirisi yaklaşık yüzde 4,77, 30 yıllık tahvilin getirisi ise yüzde 5,25 seviyesindeydi.

Bu durum borçlanma maliyetlerinin düşürülmesi hedefi açısından önem taşıyor. Çünkü politika faizindeki düşüş, hükümetin, hanelerin ve şirketlerin uzun vadeli finansman maliyetlerinin de otomatik olarak gerileyeceği anlamına gelmiyor.

Yapay zekâ yatırımları büyümeyi desteklerken talebi de artırıyor

Öte yandan denklemin yönetimin hedefleriyle uyumlu ilerleyen bir boyutu da bulunuyor: yatırımlar.

Yapay zekâdaki patlama şirketleri çipler, veri merkezleri, elektrik ekipmanları ve altyapıya yönelik harcamalarını artırmaya yöneltti. Bu gelişme sermaye yatırımlarının güçlü kalmasına katkıda bulundu. FED de son toplantısında sermaye yatırımlarının güçlü, verimlilik artışının ise hızlı olduğuna dikkat çekti.

Ancak yatırım patlaması başka bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Bu yatırımlar uzun vadede verimliliği ve büyümeyi desteklerken kısa vadede enerji, ekipman, iş gücü ve sermayeye yönelik talebi artırıyor.

hyju
Massachusetts eyaletinin Medford kentinde bir restoranın penceresine “Eleman aranıyor” ilanı asılmış (Reuters)

Bu nedenle yapay zekâ yatırımlarındaki patlama para politikasındaki denklemin de bir parçası haline geliyor. Bir yandan gelecekteki üretim kapasitesini artırırken diğer yandan enflasyonun hâlâ FED hedefinin üzerinde seyrettiği bir ekonomide mevcut talebi güçlendiriyor.

 “Daha ucuz petrol” hedefinden ödünleşimlerin yönetimine

Eylül 2026 itibarıyla rakamlar, bu hedeflere aynı anda ulaşmanın daha zor hale geldiğini gösteriyor. Ekonomi hâlâ dayanıklı ve yatırımlar güçlü ancak enflasyon FED’in hedefine dönmüş değil. Borçlanma maliyetleri yükselirken bütçe açığı da yüksek kalmaya devam ediyor.

Ekonomik faaliyetleri ve yatırımları destekleyen güç aynı zamanda talebin canlı kalmasını sağlıyor. Bu da enflasyon yüksek seyrederken faiz indirimlerini zorlaştırıyor. Kamu maliyesinde ise yüksek faiz oranları borç servis maliyetini artırarak bütçe açığının azaltılmasını daha karmaşık hale getiriyor.

Son iki yılda ortaya çıkan temel çelişki burada yatıyor: Ekonomi politikasının bir hedefini destekleyen unsur, başka bir hedefe ulaşmayı zorlaştırabiliyor. Güçlü ekonomik faaliyetin korunması otomatik olarak daha düşük faiz anlamına gelmiyor. Harcamaları finanse etmek için borçlanmanın artırılması da borçlanma maliyetlerinin yüksek olduğu bir ortamda bütçe açığını azaltma hedefiyle kolayca bağdaşmıyor.

Böylece Trump’ın ekonomik denklemi açısından temel sorun daha belirgin hale geldi: Enerjiyi daha ucuz, borçlanmayı daha düşük maliyetli ve bütçe açığını daha küçük hale getirirken bu hedeflerden birine yönelik adımın diğerlerinin gerçekleştirilmesini zorlaştırmasının nasıl önleneceği.