Esed rejiminin düşmesi, Avrupa'ya giden doğal gaz boru hattı projesini yeniden gündeme getirdi

Bu projede doğal gaz tedariki Katar'dan başlayacak ve Suriye üzerinden Avrupa'ya ulaşacak

Proje 15 yıllık duraklamanın ardından yeniden gündemde (AFP)
Proje 15 yıllık duraklamanın ardından yeniden gündemde (AFP)
TT

Esed rejiminin düşmesi, Avrupa'ya giden doğal gaz boru hattı projesini yeniden gündeme getirdi

Proje 15 yıllık duraklamanın ardından yeniden gündemde (AFP)
Proje 15 yıllık duraklamanın ardından yeniden gündemde (AFP)

Suriye'de devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin düşmesi, durdurulan ve aralarında Avrupa'nın Rusya'ya alternatif aradığı bir dönemde Katar doğal gazının Suriye üzerinden Avrupa'ya ihracına kapıyı aralayan, Türkiye-Katar Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin de olduğu birçok lojistik projenin yeniden gündeme gelmesi için önemli bir faktör olabilir gibi görünüyor.

Avrupa ve Asya arasındaki ticaret ve ulaşım yollarının kesiştiği Ortadoğu'da oldukça önemli stratejik bir konumu olan Suriye’nin Akdeniz'de büyük doğal gaz rezervlerine sahip olması, onu kaynaklarını kontrol etmek isteyen büyük güçlerin hedefi haline getiriyor.

Independent Arabia'ya konuşan petrol ve doğal gaz sektörü uzmanları, Suriye'de istikrarın sağlanmasının projenin hayata geçirilmesinin önündeki en büyük zorluk olduğunu belirtirken, bölgesel ve uluslararası taraflarla ilişkilerini geliştirmek isteyen Suriye’deki yeni yönetimle ilgili tüm bölgesel tarafların onayına ihtiyacı olduğunu da ekliyorlar. Uzmanlar, projenin bölgede yeni bir ekonomik aşama için sıçrama tahtası haline gelebileceğine işaret ettiler. Uzmanalar, Projenin enerji alanında yeni bir bölgesel iş birliği döneminin başlangıcı olabileceğini ve ilgili tüm taraflar için stratejik kazanımlar sağlayabileceğini vurguluyor.Ayrıca projenin faydalarından birinin de Avrupa'nın Rusya’dan tedarik edilen doğal gaza olan bağımlılığını azaltmak ve böylece Avrupa'da doğal gaz kaynaklarının çeşitlendirilmesini teşvik eden stratejik bir enerji alternatifi sağlamak olduğuna dikkati çektiler.

Projenin Suriye’deki yeni yönetime önemli ekonomik getirilerden faydalanma ve yeniden yapılanmaya katkıda bulunma fırsatı sunduğunu belirten uzmanlar, ayrıca boru hattının Katar, Türkiye ve komşu ülkeler başta olmak üzere, bölge ülkeleri arasında stratejik bir iş birliği alanı olması nedeniyle bölgesel ortaklığı da güçlendireceğinin altını çizdiler.

Yaklaşık 25 yıldır iktidarda olan Beşşar Esed, muhalif grupların geçtiğimiz haftalarda Şam'ın kontrolünü ele geçirmesinin ardından Rusya'ya kaçarak 1963 yılından beri iktidarda olan Baas Partisi rejiminin çöküşünün sinyallerini verdi.

Suriye'de eski rejimin düşmesinin hemen ardından, başta 15 yıllık bir çıkmazın ardından yeniden gündeme gelen Katar doğal gazını Avrupa'ya taşıyacak boru hattı olmak üzere daha önce iptal edilmiş olan büyük ekonomik projeler yeniden ele alınmaya başladı.

Hayata geçirilebilecek bir proje

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, uzun süredir askıya alınmış halde olan Katar-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin onlarca yıllık Esed rejiminin düşmesinin ardından yeniden canlandırılabileceğini açıkladı.

Geçtiğimiz hafta Türkiye'nin başkenti Ankara’da yapılan kabine toplantısının ardından Bayraktar'a, Avrupa ülkeleri ve Türkiye'yi Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Katar'a bağlayabilecek bir doğal gaz boru hattı projesinin yeniden canlandırılması olasılığı soruldu. Suriye'nin güvenliğinin ve bölgesel istikrarın sağlaması halinde boru hattının hayata geçirilmesinin mümkün olabileceğini söyleyen Bakan Bayraktar, boru hattının güvenli olması gerektiğini ve öyle olacağını umduklarını belirterek, “Üretilebilecek birçok proje var” ifadelerini kullandı.

Elektriğin temel bir ihtiyaç olduğunun altını çizen Bakan Bayraktar, Suriye’de enerji altyapısının çok iyi olmadığına işaret ederek “Çok fazla yatırım yapılaması gerekiyor. Bu ihtiyaçları karşılamak için enerjiyi nasıl bir araca dönüştürebileceğimize bakmalıyız” şeklinde konuştu.

Katar, 2009 yılında 10 milyar dolarlık bir yatırımla doğal gazını Avrupa pazarlarına iletmek amacıyla Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya doğalgaz taşıyacak bin 500 kilometrelik bir boru hattı inşa etme girişimini başlattı. Ancak proje, dönemin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed tarafından reddedildi. Esed, Avrupa'nın başlıca gaz tedarikçisi olan müttefiki Rusya'nın çıkarlarını korumak amacıyla projeyi engelledi.

Projenin yeniden gündeme getirilmesi

Öte yandan enerji uzmanı ve Mısır Genel Petrol Şirketi eski Başkan Yardımcısı Medhat Yusuf, Suriye'deki mevcut durumun ve daha önce Rusya'nın Avrupa'ya doğal gaz tedarikini kontrol etmesini desteklemek için projeye karşı çıkan devrik Devlet Başkanı Esed'in Suriye'den kaçmasının, Katar doğal gazının Suudi Arabistan ve Suriye üzerinden önce Türkiye'deki Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’na bağlanması, oradan da Avrupa’ya bir boru hattıyla taşınması projesinin yeniden canlanmasının önünü açtığını vurguladı.

Bu projeyi yeniden canlandırma fikri, başta zamanlama olmak üzere çeşitli faktörler çerçevesinde gündeme geldiğini düşünen Yusuf’a göre Avrupa ülkelerinin çeşitli kaynaklardan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedarik ederek Rusya’dan doğal gaz tedarikine küresel doğal gaz fiyatların milyon termal birim (mmbtu) başına 50 doların üzerine çıktığı yüksek maliyetli alternatiflere yönelmesi de bu faktörler arasında yer alıyor.

Yusuf, Katar'ın en büyük doğal gaz ithalatçıları olan Japonya, Güney Kore ve Çin'in başını çektiği Uzak Doğu ülkeleriyle yapılan uzun vadeli sözleşmelerle kaçınılmaz tedariklere bağlı olması nedeniyle, mevcut fiyatlarla boru hattının maliyetinin çok yüksek seviyelere ulaştığı için projenin geliştirildiğini belirtti.

Rusya doğal gazının boykot edilmesinin ardından Katar doğal gazının bir kısmının Avrupa’ya yönlendirildiğine, ancak Batı Afrika ülkeleri ve Cezayir'den yapılan ithalatın yanı sıra ABD’den LNG tedarikine yönelen Avrupa’nın ihtiyaçlarını karşılamadığına dikkati çeken Yusuf, projenin yeniden gündeme gelmesinin, 2030 yılında yılda 142 milyon metrik tona eşdeğer üretim yapmayı hedefleyen Katar'ın önümüzdeki yıllardaki üretim beklentilerine ilişkin raporları çerçevesinde gerçekleştiğini kaydetti. Katar’ın mevcut doğal gaz üretiminin yıllık 77 milyon ton olduğunun tahmin edildiğini belirten Mısırlı eski yetkili, projenin şimdi başlanmasının 2030 yılında fiilen faaliyete geçmesi anlamına geleceğini ve böylece, beklenen bu miktarların Rusya'nın Avrupa'ya daha önce yaptığı doğal gaz tedarikinin tamamını karşılayacağını belirtti.

Mevcut durumun, bu projenin yüksek maliyetli olması bakımından halen ekonomik olarak uygulanabilir olup olmadığı yönündeki önemli bir soruyu gündeme getirdiğinin altını çizen Yusuf, iyi bir fizibilite çalışması yapmak için inşaat ve yönetim maliyetleri doğrultusunda Avrupa’nın ihtiyaçları ile niceliksel bir denge sağlamak üzere, diğer Körfez ülkelerinin üretimine bağlanılabileceğini söyledi.

Mısır Genel Petrol Şirketi eski Başkan Yardımcısı, Katar'ın bu alanda işini iyi bilen uzmanlara sahip olduğunu ve projedeki uzun güzergâh boyunca bölgesel çatışmalar ya da özel amaçlar nedeniyle sabotajlara maruz kalmadığı sürece boru hattının, geçtiği tüm ülkeler üzerinden işletebileceğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Yusuf, Katar'ın bu projeyi hayata geçirip sorunsuz bir şekilde işletebilmesi ve Avrupa'ya yeterli miktarda doğal gaz taşıyabilmesi halinde, küresel piyasada bir tür yeterliliğin sağlanacağını, dolayısıyla LNG fiyatlarının düşeceğini ifade etti.

Ekonomik bir fırsat

Diğer taraftan yenilenebilir enerji uzmanı ve Arap Sürdürülebilir Enerji Konseyi Yönetim Kurulu üyesi Dr. Muhammed Salim Selman, Katar doğal gazının Avrupa'ya ihracatının büyük bir ekonomik ve stratejik fırsat olduğunu belirterek “Jeopolitik ve lojistik zorluklara rağmen güzergâhların çeşitlendirilmesi, mevcut altyapıdan yararlanılması ve bölgesel iş birliğinin geliştirilmesi, Katar ekonomisini desteklemek ve gelecekte Avrupa'nın enerji ihtiyacını karşılamak için yeni ufuklar açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Selman, projenin, LNG altyapısının güçlendirilmesi, güvenli boru hattı güzergahlarının araştırılması ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EastMed Gas Forum/EMGF) bünyesinde doğal gaz alanındaki iş birliğinin genişletilmesinin yanı sıra siyasi ilişkilerin güçlendirilmesi ve gelecekteki herhangi bir projenin başarılı olabilmesi için potansiyel güzergâhlar üzerindeki ülkelerle stratejik ortaklıklar kurulmasını gibi çeşitli faydaları olduğunu açıkladı.

Katar'ın Avrupa'ya doğal gaz tedariki için Doha'nın özel tankerler kullanarak doğal gazı fiilen ihraç etmesi de dahil olmak üzere çeşitli yollar olduğunu söyleyen Dr. Selman, bu rotanın önünde bazı zorluklar olduğuna dikkati çekerek, bunların başında bazı Avrupa limanlarının sınırlı kapasitesi ve ABD ve Avustralya gibi diğer üreticilerle rekabetin geldiğini belirtti.

Projenin potansiyel rotalarından birinin Katar’dan Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye'ye uzanacak ve burada mevcut altyapıya bağlanarak doğal gazı Avrupa’ya ulaştıracak bir boru hattı olduğunu belirten Dr. Selman, bu rotanın avantajlarının Türkiye'deki mevcut şebekeleri kullanmak ve LNG sevkiyatına kıyasla uzun vadeli maliyetleri düşürmek olacağını söyledi.

Boru hattı güzergâhının hayata geçirilmesi için bölge ülkeleri arasında siyasi iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirten Dr. Selman, bu güzergâhlardan birinin Suudi Arabistan, Irak ve Türkiye'den geçen doğalgaz boru hatları olduğunu kaydetti. Bu güzergâh çerçevesindeki projelerin Irak'la iş birliğini geliştireceğini ve İran ile Suriye'ye bir alternatif oluşturacağını ifade eden Dr. Selman, Fakat bu güzergahın yüksek maliyetinin aynı zamanda önündeki bir engel olduğunu ifade etti.

Proje için bir diğer potansiyel rotanın, çabaları koordine etmek için EMGF bünyesinde İdku ve Dimyat’taki LNG tesisleri gibi mevcut altyapıyı kullanarak Mısır üzerinden Avrupa'ya giden güzergâh olduğunu belirten Dr. Selman, “Bu rota Akdeniz üzerinden Avrupa'ya ihracatın maliyetini ve mesafesini en aza indirse de ticari anlaşmalar ve gelir paylaşımı yapılmasını gerektiriyor” diye konuştu.



Altın 5 bin dolar barajını aşarak yeni bir para sistemi oluşturuyor

Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında sergilenen altın kaplumbağalar (AFP)
Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında sergilenen altın kaplumbağalar (AFP)
TT

Altın 5 bin dolar barajını aşarak yeni bir para sistemi oluşturuyor

Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında sergilenen altın kaplumbağalar (AFP)
Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında sergilenen altın kaplumbağalar (AFP)

Tarihi bir ana tanıklık eden küresel piyasalarda altın, bugün ons başına 5 bin dolar seviyesini aşarak yeni bir rekor kırdı. Söz konusu yükseliş, geçici bir sıçramadan ziyade, sarı metalin son yılların en güçlü performansını sergilediği 2025 yılının devamı niteliği taşıyor. Altının değeri bu dönemde yüzde 64 oranında artış kaydetti. 2026’nın başında jeopolitik gerilimlerin artmasıyla birlikte altın, yalnızca bir tasarruf aracı olmaktan çıkarak, yatırımcılar ve merkez bankaları açısından stratejik bir gereklilik haline geldi.

Fiyat patlaması motorları

Altındaki yükselişi, çalkantılı siyasi ortamdan bağımsız değerlendirmek mümkün değil. ABD Başkanı Donald Trump’ın uygulamaya koyduğu gümrük tarifesi politikaları, döviz piyasalarını sarsan küresel bir ticaret savaşının fitilini ateşledi. 2026 yılının başında Venezuela ve Grönland gibi dosyalara ilişkin sert açıklamalar ve beklenmedik siyasi hamleler de gerilimi artırarak, yatırımcıları dolar dalgalanmaları ve siyasi risklere karşı korunmak amacıyla altına yöneltti.

dert45
Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında bir çalışan altın külçelerini sergiliyor. (AFP)

Buna ek olarak, para politikası da belirleyici bir rol oynuyor. ABD’de faiz oranlarının düşürüleceğine yönelik beklentiler, sabit getiri sağlamayan altın elde tutmanın ‘fırsat maliyetini’ azaltıyor ve bu durum, altını tahvillere kıyasla daha cazip hale getiriyor.

‘Altın ateşi’ ulusal hazineleri kasıp kavuruyor

2026 yılı itibarıyla altın, bireyler için yalnızca enflasyona karşı bir korunma aracı olmanın ötesine geçerek, dünya genelindeki merkez bankalarının ulusal güvenlik stratejilerinde temel bir unsur haline geldi. Bu köklü dönüşüm, özellikle doların ticari anlaşmazlıklar ve siyasi yaptırımlarda giderek daha fazla bir araç olarak kullanılmasıyla birlikte, ABD dolarına tek rezerv para olarak bağımlılığı azaltmaya yönelik artan uluslararası eğilimi yansıtıyor.

Çin: Dolarsızlaşma politikası

Küresel sahnede Çin, en kararlı alıcı olarak öne çıkıyor; ülke, altın rezervlerini 14. ay üst üste artırmayı sürdürdü. Aralık ayı sonunda sahip olduğu 74,15 milyon ons altın, Pekin’in para birimi yuanı güvence altına alma ve Batı finans sistemine maruz kalma riskini azaltma konusundaki uzun vadeli vizyonunu yansıtıyor. Rekor seviyelerdeki fiyatlara rağmen süren bu alımlar, piyasalara güçlü bir mesaj gönderiyor: Çin, altını ‘son güvenli liman’ olarak görüyor; altın ne dondurulabiliyor ne de el konulabiliyor.

Polonya: Doğu Avrupa'da finansal egemenlik hedefi

Euro Bölgesi içinde dikkat çekici bir hamleyle Polonya, altın piyasasında önemli bir stratejik oyuncu olarak ortaya çıktı. Polonya Merkez Bankası Başkanı Adam Glapinski, rezervleri 700 tona çıkarma planını açıkladı; bu, ülkenin 2025 sonunda yalnızca 550 ton altına sahip olması dikkate alındığında önemli bir artış anlamına geliyor. Polonya’nın bu hamlesi, ülkenin mali itibarını güçlendirmeyi ve Avrupa’yı sarsan jeopolitik dalgalanmalara karşı ekonomisini korumayı hedefliyor. Bu adım, Polonya’yı bölgedeki en büyük altın sahiplerinden biri konumuna getiriyor.

Gelişmekte olan piyasalar: Küresel dalgalanmalara karşı bir kalkan

Gelişmekte olan piyasalar da bu yarışın dışında kalmadı; geçen yılın ilk 11 ayında merkez bankalarının net altın alımlarının 297 tonla ana itici güç olduğu görüldü. Bu ülkeler için altın, doların değer kaybetmesi veya Amerikan piyasalarında dalgalanma yaşanması durumunda yerel para birimlerini koruyan bir ‘koruyucu kalkan’ niteliği taşıyor. Gelişmekte olan ülkelerdeki merkez bankalarının altına yönelimi, mevcut para sistemine duyulan kolektif güvensizliği ve büyük kriz dönemlerinde istikrar sağlayacak somut varlık arayışını yansıtıyor.

gty6
Seul'deki Kore Altın Borsası mağazasında sergilenen altın takılar (AFP)

Dünya Altın Konseyi’nin anketleri, bu talep patikasının geçici olmadığını gösteriyor. Fiyatlar 5 bin doları aşmış olmasına rağmen, daha fazla merkez bankasının önümüzdeki yıl rezervlerini artırmayı planladığı bildiriliyor. Bu merkez bankaları arasındaki yaygın uzlaşı, altının tek bir devletin kontrolüne tabi olmayan küresel bir para birimi olarak konumunu güçlendiriyor; böylece güçlü talebin devamı sağlanıyor ve bugün gördüğümüz rekor fiyat seviyeleri destekleniyor.

Dünya altına nasıl yatırım yapıyor?

Altına yatırım yöntemleri şöyle özetlenebilir:

1. Spot ve vadeli piyasalar: Londra, bankalar ve büyük kurumlar arasında spot işlemlerde en etkili merkez olarak öne çıkıyor. Vadeli işlemler piyasasında ise New York’taki COMEX borsası lider konumda, onu Şanghay ve Japonya’daki TOCOM takip ediyor. Bu piyasalar, yatırımcılara gelecekteki tarihler için alım fiyatlarını sabitleme imkânı sunuyor.

2. Borsa yatırım fonları (ETF’ler): 2025 yılında borsa yatırım fonlarına rekor düzeyde, 89 milyar dolarlık giriş oldu; bu akımda Kuzey Amerika fonları başı çekti. Bu fonlar, yatırımcılara altını fiilen depolamak zorunda kalmadan fiyat hareketlerinden faydalanma olanağı sağlıyor.

3. Külçeler ve altın paralar: Dünyanın en büyük tüketicileri Çin ve Hindistan’da, tüketiciler takı alışından külçe ve altın paraya yönelmeye başladı. Bunun temel nedenleri, takı üretimindeki yüksek işçilik maliyetlerinden kaçınmak ve para birimlerindeki dalgalanma ortamında fiziksel varlıklara sahip olma isteği olarak öne çıkıyor.

2026 için tahminler

Bu yılın başından itibaren altının yüzde 18 değer kazanmasıyla birlikte, analistler piyasanın hareketinde finansal politikalar ve ticari gerilimler arasındaki koordinasyonun belirleyici olmaya devam edeceğini belirtiyor. Altın artık yalnızca arz ve talebe bağlı olarak hareket etmiyor; küresel ‘belirsizlik’ unsuru onu, ticaret savaşlarının sürmesi ve ülkelerin rezervlerini geleneksel para birimlerinden uzaklaştırma yönündeki adımlarının devam etmesi durumunda, yeni yükselişler için en güçlü aday haline getiriyor.


Yaptırım etkisi: “İran Merkez Bankası, kripto paraya yöneldi”

İran Merkez Bankası'ndan kripto para işlemlerine dair henüz bir açıklama yayımlanmadı (AFP)
İran Merkez Bankası'ndan kripto para işlemlerine dair henüz bir açıklama yayımlanmadı (AFP)
TT

Yaptırım etkisi: “İran Merkez Bankası, kripto paraya yöneldi”

İran Merkez Bankası'ndan kripto para işlemlerine dair henüz bir açıklama yayımlanmadı (AFP)
İran Merkez Bankası'ndan kripto para işlemlerine dair henüz bir açıklama yayımlanmadı (AFP)

ABD yaptırımları altında ekonomik güçlük çeken İran Merkez Bankası kripto paraya yöneldi.

Kripto para analizi şirketi Elliptic'in araştırmasına göre, İran Merkez Bankası'nın kontrolündeki hesaplarda 507 milyon dolar değerinde Tether var.

Raporda, Merkez Bankası'nın finansal teknoloji şirketi Tether'in dolara endeksli stabil kripto para birimini "sistemli şekilde biriktirdiği" ifade ediliyor.

Bunun, kripto para ticareti yapmak veya İran riyalini desteklemek amacıyla "küresel bankacılık sistemini atlatmak için sofistike bir strateji" olduğu belirtiliyor.

Şirketin incelemesine göre kripto para biriktirilen 50 hesap "çok büyük ihtimalle" İran Merkez Bankası'nın kontrolünde.

İran'ın "yaptırımlara dayanıklı" bir bankacılık mekanizması kurmak istediği belirtiliyor. Kripto parayı "kayıtdışı euro-dolar hesapları" gibi kullanan Tahran yönetiminin, ABD doları karşısında değer kaybetmeyen bir "gölge finansal sistem" oluşturarak bunu Washington'ın erişimi dışında tutmayı hedeflediği savunuluyor.

Guardian'ın analizinde, ABD ve Birleşmiş Milletler'in uyguladığı yaptırımlar nedeniyle İran'da ticaretin, döviz işlemlerinin ve bankada hesap açmanın zorlaştığı, bu nedenle Tahran yönetiminin Tether'e yöneldiği yazılıyor.

Stabil kripto paralara artan taleple Tether'in USDT'si de büyük değer kazanmış, şirket 2024'te 13 milyar dolar kâr elde ettiğini duyurmuştu. Bu yıllık kazanç, McDonald's'ın kârının bir buçuk katına denk geliyor.

Diğer yandan İsrail yönetimi, İran Devrim Muhafızları'na bağlı olduğunu öne sürdüğü 1,5 milyar dolar değerinde 187 kripto cüzdanına el konduğunu geçen yıl eylülde duyurmuştu. Bu cüzdanlardan yapılan işlemlerin "terör suçlarında kullanıldığı" iddia edilmişti.

Tether, İsrail'in tespit ettiği şüpheli hesapları dondurmuştu. Ancak Guardian'ın aktardığına göre İran Merkez Bankası'nın işlettiği savunulan hesapların çoğu halen aktif.

Kripto para şirketinin açıklamasında, Tahran yönetiminin Tether kullanımına dair sorular yanıtlanmazken, "Finansal ürünlerimizin suç amaçlı kullanımına karşı sıfır tolerans politikası uygulanmaktadır" dendi.

İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmıyor. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre eylemlerde en az 4 bin 519 kişi hayatını kaybederken, 26 bin 314 kişi de gözaltına alındı.

Financial Times'ın aktardığına göre Tahran yönetimi, muhaliflere yönelik baskıları yoğunlaştırarak mülklere ve işletmelere el koymaya başladı.

Tahran Başsavcılığı'ndan salı günü yapılan açıklamada, 15 sporcu ve oyuncuya eylemlere destek verdikleri gerekçesiyle dava açıldığı bildirildi. Ayrıca İran'da oyuncuların kurduğu "Sinema Evi" tarafından yayımlanan muhalif bildiriye imza atan 10 kişi hakkında da yasal işlem başlatıldı.

Bu kişilere ait bazı mülklere el konduğu, bunların protestolarda kamu mallarına verilen zararın tazmini için kullanılacağı aktarıldı.

İran'ın yarı resmi haber ajansı Tesnim de ülkede tanınmış bir kafe zincirinin sahibi Muhammed Saedinia'nın gözaltına alındığını ve tüm mülklerine el konduğunu yazdı.

Independent Türkçe, Guardian, Financial Times


Suudi Arabistan Ulusal Altyapı Fonu, Davos'ta HUMAIN için milyar dolarlık finansman sağladığını duyurdu

Suudi Arabistan merkezli HUMAIN şirketinin logosu (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan merkezli HUMAIN şirketinin logosu (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Ulusal Altyapı Fonu, Davos'ta HUMAIN için milyar dolarlık finansman sağladığını duyurdu

Suudi Arabistan merkezli HUMAIN şirketinin logosu (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan merkezli HUMAIN şirketinin logosu (Şarku’l Avsat)

Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu (WEF) kapsamında, Suudi Arabistan Ulusal Altyapı Fonu (Infra), fonun portföyündeki şirketlerden biri olan HUMAIN ile stratejik finansman için 1,2 milyar dolara kadar ulaşabilecek bir çerçeve anlaşması imzaladığını duyurdu. Anlaşma, ülkedeki yapay zekâ ve dijital altyapı projelerinin genişletilmesini desteklemeyi hedefliyor.

Fonun CEO’su İsmail bin Muhammed es-Sellum, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, bu adımın ‘fonun, hızlı talep gören yeni altyapı varlık sınıflarını destekleme rolünün bir devamı’ olduğunu belirterek, “gelişmiş altyapının, Vizyon 2030 hedeflerinin gerçekleştirilmesinde temel bir şart” olduğunu söyledi.

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 12 Mayıs’ta HUMAIN’i yapay zekâ çözümleri ve teknolojilerinin geliştirilmesi ile sektör ekosistemine yatırım yapmak amacıyla kurmuştu.

fde
Suudi Arabistan Ulusal Altyapı Fonu CEO'su İsmail bin Muhammed es-Sellum (Şarku’l Avsat)

HUMAIN tarafından yayımlanan resmî açıklamaya göre anlaşma, şirketin yapay zekâ veri merkezlerini geliştirmek için bağlayıcı olmayan finansman şartlarını belirliyor. Proje kapsamında, ileri düzey grafik işlem birimleri kullanılarak yapay zekâ modellerinin eğitimi ve uygulanmasına hizmet edecek, toplam kapasitesi 250 megavat olan ultra ölçekli veri merkezleri kurulacak ve bu merkezler hem yerel hem bölgesel hem de küresel müşteri ihtiyaçlarını karşılayacak.

Açıklamada, Infra ve HUMAIN’in, yapay zekâ veri merkezlerine yatırım yapacak bir platform oluşturmayı da araştırmayı kabul ettiği belirtildi. Platform, iki tarafın merkezinde yapılandırılacak ve kurumsal yatırımcıların katılımına imkân sağlayacak; bu adım, HUMAIN’in sektördeki stratejisini genişletme hedefini destekleyecek.

HUMAIN CEO’su Tarık Emin’in açıklamasına göre, “İleri düzey hesaplama kapasitesine talep giderek artıyor ve bu anlaşma, şirketi hızlı ve geniş çapta yanıt verebilecek konuma taşıyor.” Emin, amaçlarının, şirketlerin artan karmaşık hesaplama ihtiyaçlarını karşılayabilecek dünya standartlarında yapay zekâ veri merkezleri altyapısı sunmak olduğunu ifade etti.

Finansman açığını kapatmak

Sellum, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Ulusal Altyapı Fonu’nun rolünü, stratejik etkiye sahip bazı altyapı projelerinin karşılaşabileceği finansman ve yapısal boşlukları doldurmak olarak tanımladı. Bu rol, ticari finansmanın tek başına ihtiyaçları karşılamaya yetmediği aşamalarda öne çıkıyor. Sellum, fonun rolünün projelere doğrudan finansman sağlamakla sınırlı olmadığını, asıl amacının bu projeleri yatırım yapılabilir hale getirmek olduğunu vurguladı. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliği güçlendirirken doğrudan devlet finansmanına olan bağımlılığı da azaltıyor.

Altyapı varlıklarının kapsamının genişletilmesi

Sellum, HUMAIN ile yapılan çerçeve anlaşmasını, fonun hızla talep gören yeni altyapı varlık sınıflarını destekleme rolünün bir uzantısı olarak nitelendirdi. Özellikle dijital altyapı ve yapay zekâ veri merkezleri öncelikli alanda yer alıyor.

Sellum’a göre bu tür varlıklar, ‘yüksek ve uzun vadeli sermaye yatırımlarına ihtiyaç duyan, ayrıca genellikle geleneksel finansman koşulları tamamlanmadan önce erken aşamalarda finansman gerektiren’ özellikler taşıyor.

Bu bakış açısıyla, fonun bu aşamadaki müdahalesi, ‘pazar olgunluğunu artırmak, uygun finansal yapıyı belirlemek ve kurumsal yatırımcıların daha geniş ve sürdürülebilir katılımını sağlamak’ amacını taşıyor.

Kapsamlı yaklaşım

Bu adımın yapay zekâ sektörüne özel bir odaklanmayı mı işaret ettiği sorusuna yanıt olarak Sellum, fonun belirli sektörleri hedeflemediğini, aksine altyapı projelerinin ekonomik büyümeyi destekleme ve güçlendirme etkisine odaklandığını söyledi. Sellum, “Bugün yapay zekâ, enerji, su, iletişim ve veri merkezlerini kapsayan birbirine bağlı bir altyapı ekosistemine dayanıyor. Bu projeler sürdürülebilir ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmada ve yatırımları çekmede kritik bir unsur haline geldiğinde, fonun müdahalesi de rolünün doğal bir uzantısı oluyor” dedi.

Esnek finansman çözümleri

Geleneksel ticari finansmanla kıyaslandığında Sellum, fonun sağladığı katma değerin, yatırım yapılan varlığın doğasına uygun bir finansman yapısı sunmak olduğunu vurguladı. Sellum, “Yeni altyapı projelerinde ya da operasyonel ve finansal modellerinde dönüşüm geçiren projelerde, riskler dengesiz veya getiriler uzun vadeli olabilir; bu durum geleneksel ticari finansman şartlarıyla uyumlu değildir. Bu bağlamda fon, özel sektörün katılımını teşvik eden, riskleri hafifleten ve projelerin finansal sürdürülebilirliğini destekleyen esnek finansman çözümleri sunar; hem piyasa dengesini bozmaz hem de ticari finansmanı ikame etmez” dedi.

Yapay zekâ veri merkezleri için yatırım platformu

Sellum, yapay zekâ veri merkezleri için bir yatırım platformu oluşturma çalışmasının, ‘fonun bu tür varlıkları ayrı projeler olarak değil, entegre bir çerçevede ele alma yönelimini yansıttığını’ belirtti. Buna ek olarak, bu yaklaşımın “varlıkları bir araya getirmeyi, standartları tekleştirmeyi ve kurumsal yatırımcılardan uzun vadeli sermaye çekmeyi mümkün kılan, tekrarlanabilir ve ölçeklendirilebilir bir model inşa etmeyi amaçladığını; bu sayede finansmanın verimliliği ve yatırımın sürdürülebilirliği artırılmış olur” dedi.

Finansal sürdürülebilirlik ve özel sektör katılımı

Daha geniş bir çerçevede Sellum bu yaklaşımı Vizyon 2030 hedefleriyle ilişkilendiriyor. Ona göre, “ilerlemiş altyapının geliştirilmesi, dijital altyapı da dahil olmak üzere, bu hedeflerin gerçekleşmesi için temel bir şart.” Bu bağlamda, fonun rolü, bu altyapının finansal olarak sürdürülebilir bir şekilde hızlandırılmasını sağlamak ve özel sektör katılımını güçlendirmek olarak öne çıkıyor.