Esed rejiminin düşmesi, Avrupa'ya giden doğal gaz boru hattı projesini yeniden gündeme getirdi

Bu projede doğal gaz tedariki Katar'dan başlayacak ve Suriye üzerinden Avrupa'ya ulaşacak

Proje 15 yıllık duraklamanın ardından yeniden gündemde (AFP)
Proje 15 yıllık duraklamanın ardından yeniden gündemde (AFP)
TT

Esed rejiminin düşmesi, Avrupa'ya giden doğal gaz boru hattı projesini yeniden gündeme getirdi

Proje 15 yıllık duraklamanın ardından yeniden gündemde (AFP)
Proje 15 yıllık duraklamanın ardından yeniden gündemde (AFP)

Suriye'de devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin düşmesi, durdurulan ve aralarında Avrupa'nın Rusya'ya alternatif aradığı bir dönemde Katar doğal gazının Suriye üzerinden Avrupa'ya ihracına kapıyı aralayan, Türkiye-Katar Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin de olduğu birçok lojistik projenin yeniden gündeme gelmesi için önemli bir faktör olabilir gibi görünüyor.

Avrupa ve Asya arasındaki ticaret ve ulaşım yollarının kesiştiği Ortadoğu'da oldukça önemli stratejik bir konumu olan Suriye’nin Akdeniz'de büyük doğal gaz rezervlerine sahip olması, onu kaynaklarını kontrol etmek isteyen büyük güçlerin hedefi haline getiriyor.

Independent Arabia'ya konuşan petrol ve doğal gaz sektörü uzmanları, Suriye'de istikrarın sağlanmasının projenin hayata geçirilmesinin önündeki en büyük zorluk olduğunu belirtirken, bölgesel ve uluslararası taraflarla ilişkilerini geliştirmek isteyen Suriye’deki yeni yönetimle ilgili tüm bölgesel tarafların onayına ihtiyacı olduğunu da ekliyorlar. Uzmanlar, projenin bölgede yeni bir ekonomik aşama için sıçrama tahtası haline gelebileceğine işaret ettiler. Uzmanalar, Projenin enerji alanında yeni bir bölgesel iş birliği döneminin başlangıcı olabileceğini ve ilgili tüm taraflar için stratejik kazanımlar sağlayabileceğini vurguluyor.Ayrıca projenin faydalarından birinin de Avrupa'nın Rusya’dan tedarik edilen doğal gaza olan bağımlılığını azaltmak ve böylece Avrupa'da doğal gaz kaynaklarının çeşitlendirilmesini teşvik eden stratejik bir enerji alternatifi sağlamak olduğuna dikkati çektiler.

Projenin Suriye’deki yeni yönetime önemli ekonomik getirilerden faydalanma ve yeniden yapılanmaya katkıda bulunma fırsatı sunduğunu belirten uzmanlar, ayrıca boru hattının Katar, Türkiye ve komşu ülkeler başta olmak üzere, bölge ülkeleri arasında stratejik bir iş birliği alanı olması nedeniyle bölgesel ortaklığı da güçlendireceğinin altını çizdiler.

Yaklaşık 25 yıldır iktidarda olan Beşşar Esed, muhalif grupların geçtiğimiz haftalarda Şam'ın kontrolünü ele geçirmesinin ardından Rusya'ya kaçarak 1963 yılından beri iktidarda olan Baas Partisi rejiminin çöküşünün sinyallerini verdi.

Suriye'de eski rejimin düşmesinin hemen ardından, başta 15 yıllık bir çıkmazın ardından yeniden gündeme gelen Katar doğal gazını Avrupa'ya taşıyacak boru hattı olmak üzere daha önce iptal edilmiş olan büyük ekonomik projeler yeniden ele alınmaya başladı.

Hayata geçirilebilecek bir proje

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, uzun süredir askıya alınmış halde olan Katar-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin onlarca yıllık Esed rejiminin düşmesinin ardından yeniden canlandırılabileceğini açıkladı.

Geçtiğimiz hafta Türkiye'nin başkenti Ankara’da yapılan kabine toplantısının ardından Bayraktar'a, Avrupa ülkeleri ve Türkiye'yi Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Katar'a bağlayabilecek bir doğal gaz boru hattı projesinin yeniden canlandırılması olasılığı soruldu. Suriye'nin güvenliğinin ve bölgesel istikrarın sağlaması halinde boru hattının hayata geçirilmesinin mümkün olabileceğini söyleyen Bakan Bayraktar, boru hattının güvenli olması gerektiğini ve öyle olacağını umduklarını belirterek, “Üretilebilecek birçok proje var” ifadelerini kullandı.

Elektriğin temel bir ihtiyaç olduğunun altını çizen Bakan Bayraktar, Suriye’de enerji altyapısının çok iyi olmadığına işaret ederek “Çok fazla yatırım yapılaması gerekiyor. Bu ihtiyaçları karşılamak için enerjiyi nasıl bir araca dönüştürebileceğimize bakmalıyız” şeklinde konuştu.

Katar, 2009 yılında 10 milyar dolarlık bir yatırımla doğal gazını Avrupa pazarlarına iletmek amacıyla Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya doğalgaz taşıyacak bin 500 kilometrelik bir boru hattı inşa etme girişimini başlattı. Ancak proje, dönemin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed tarafından reddedildi. Esed, Avrupa'nın başlıca gaz tedarikçisi olan müttefiki Rusya'nın çıkarlarını korumak amacıyla projeyi engelledi.

Projenin yeniden gündeme getirilmesi

Öte yandan enerji uzmanı ve Mısır Genel Petrol Şirketi eski Başkan Yardımcısı Medhat Yusuf, Suriye'deki mevcut durumun ve daha önce Rusya'nın Avrupa'ya doğal gaz tedarikini kontrol etmesini desteklemek için projeye karşı çıkan devrik Devlet Başkanı Esed'in Suriye'den kaçmasının, Katar doğal gazının Suudi Arabistan ve Suriye üzerinden önce Türkiye'deki Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’na bağlanması, oradan da Avrupa’ya bir boru hattıyla taşınması projesinin yeniden canlanmasının önünü açtığını vurguladı.

Bu projeyi yeniden canlandırma fikri, başta zamanlama olmak üzere çeşitli faktörler çerçevesinde gündeme geldiğini düşünen Yusuf’a göre Avrupa ülkelerinin çeşitli kaynaklardan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedarik ederek Rusya’dan doğal gaz tedarikine küresel doğal gaz fiyatların milyon termal birim (mmbtu) başına 50 doların üzerine çıktığı yüksek maliyetli alternatiflere yönelmesi de bu faktörler arasında yer alıyor.

Yusuf, Katar'ın en büyük doğal gaz ithalatçıları olan Japonya, Güney Kore ve Çin'in başını çektiği Uzak Doğu ülkeleriyle yapılan uzun vadeli sözleşmelerle kaçınılmaz tedariklere bağlı olması nedeniyle, mevcut fiyatlarla boru hattının maliyetinin çok yüksek seviyelere ulaştığı için projenin geliştirildiğini belirtti.

Rusya doğal gazının boykot edilmesinin ardından Katar doğal gazının bir kısmının Avrupa’ya yönlendirildiğine, ancak Batı Afrika ülkeleri ve Cezayir'den yapılan ithalatın yanı sıra ABD’den LNG tedarikine yönelen Avrupa’nın ihtiyaçlarını karşılamadığına dikkati çeken Yusuf, projenin yeniden gündeme gelmesinin, 2030 yılında yılda 142 milyon metrik tona eşdeğer üretim yapmayı hedefleyen Katar'ın önümüzdeki yıllardaki üretim beklentilerine ilişkin raporları çerçevesinde gerçekleştiğini kaydetti. Katar’ın mevcut doğal gaz üretiminin yıllık 77 milyon ton olduğunun tahmin edildiğini belirten Mısırlı eski yetkili, projenin şimdi başlanmasının 2030 yılında fiilen faaliyete geçmesi anlamına geleceğini ve böylece, beklenen bu miktarların Rusya'nın Avrupa'ya daha önce yaptığı doğal gaz tedarikinin tamamını karşılayacağını belirtti.

Mevcut durumun, bu projenin yüksek maliyetli olması bakımından halen ekonomik olarak uygulanabilir olup olmadığı yönündeki önemli bir soruyu gündeme getirdiğinin altını çizen Yusuf, iyi bir fizibilite çalışması yapmak için inşaat ve yönetim maliyetleri doğrultusunda Avrupa’nın ihtiyaçları ile niceliksel bir denge sağlamak üzere, diğer Körfez ülkelerinin üretimine bağlanılabileceğini söyledi.

Mısır Genel Petrol Şirketi eski Başkan Yardımcısı, Katar'ın bu alanda işini iyi bilen uzmanlara sahip olduğunu ve projedeki uzun güzergâh boyunca bölgesel çatışmalar ya da özel amaçlar nedeniyle sabotajlara maruz kalmadığı sürece boru hattının, geçtiği tüm ülkeler üzerinden işletebileceğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Yusuf, Katar'ın bu projeyi hayata geçirip sorunsuz bir şekilde işletebilmesi ve Avrupa'ya yeterli miktarda doğal gaz taşıyabilmesi halinde, küresel piyasada bir tür yeterliliğin sağlanacağını, dolayısıyla LNG fiyatlarının düşeceğini ifade etti.

Ekonomik bir fırsat

Diğer taraftan yenilenebilir enerji uzmanı ve Arap Sürdürülebilir Enerji Konseyi Yönetim Kurulu üyesi Dr. Muhammed Salim Selman, Katar doğal gazının Avrupa'ya ihracatının büyük bir ekonomik ve stratejik fırsat olduğunu belirterek “Jeopolitik ve lojistik zorluklara rağmen güzergâhların çeşitlendirilmesi, mevcut altyapıdan yararlanılması ve bölgesel iş birliğinin geliştirilmesi, Katar ekonomisini desteklemek ve gelecekte Avrupa'nın enerji ihtiyacını karşılamak için yeni ufuklar açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Selman, projenin, LNG altyapısının güçlendirilmesi, güvenli boru hattı güzergahlarının araştırılması ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EastMed Gas Forum/EMGF) bünyesinde doğal gaz alanındaki iş birliğinin genişletilmesinin yanı sıra siyasi ilişkilerin güçlendirilmesi ve gelecekteki herhangi bir projenin başarılı olabilmesi için potansiyel güzergâhlar üzerindeki ülkelerle stratejik ortaklıklar kurulmasını gibi çeşitli faydaları olduğunu açıkladı.

Katar'ın Avrupa'ya doğal gaz tedariki için Doha'nın özel tankerler kullanarak doğal gazı fiilen ihraç etmesi de dahil olmak üzere çeşitli yollar olduğunu söyleyen Dr. Selman, bu rotanın önünde bazı zorluklar olduğuna dikkati çekerek, bunların başında bazı Avrupa limanlarının sınırlı kapasitesi ve ABD ve Avustralya gibi diğer üreticilerle rekabetin geldiğini belirtti.

Projenin potansiyel rotalarından birinin Katar’dan Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye'ye uzanacak ve burada mevcut altyapıya bağlanarak doğal gazı Avrupa’ya ulaştıracak bir boru hattı olduğunu belirten Dr. Selman, bu rotanın avantajlarının Türkiye'deki mevcut şebekeleri kullanmak ve LNG sevkiyatına kıyasla uzun vadeli maliyetleri düşürmek olacağını söyledi.

Boru hattı güzergâhının hayata geçirilmesi için bölge ülkeleri arasında siyasi iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirten Dr. Selman, bu güzergâhlardan birinin Suudi Arabistan, Irak ve Türkiye'den geçen doğalgaz boru hatları olduğunu kaydetti. Bu güzergâh çerçevesindeki projelerin Irak'la iş birliğini geliştireceğini ve İran ile Suriye'ye bir alternatif oluşturacağını ifade eden Dr. Selman, Fakat bu güzergahın yüksek maliyetinin aynı zamanda önündeki bir engel olduğunu ifade etti.

Proje için bir diğer potansiyel rotanın, çabaları koordine etmek için EMGF bünyesinde İdku ve Dimyat’taki LNG tesisleri gibi mevcut altyapıyı kullanarak Mısır üzerinden Avrupa'ya giden güzergâh olduğunu belirten Dr. Selman, “Bu rota Akdeniz üzerinden Avrupa'ya ihracatın maliyetini ve mesafesini en aza indirse de ticari anlaşmalar ve gelir paylaşımı yapılmasını gerektiriyor” diye konuştu.



19 milyar dolarlık başlangıç noktası: Paris-Riyad masasında geleceğin sektörlerine yatırımların genişletilmesi

Geçen yıl Riyad'da düzenlenen Suudi-Fransız İş Forumu'ndan bir kare (SPA)
Geçen yıl Riyad'da düzenlenen Suudi-Fransız İş Forumu'ndan bir kare (SPA)
TT

19 milyar dolarlık başlangıç noktası: Paris-Riyad masasında geleceğin sektörlerine yatırımların genişletilmesi

Geçen yıl Riyad'da düzenlenen Suudi-Fransız İş Forumu'ndan bir kare (SPA)
Geçen yıl Riyad'da düzenlenen Suudi-Fransız İş Forumu'ndan bir kare (SPA)

16,3 milyar avroluk, yaklaşık 19 milyar dolara (71,5 milyar riyal) karşılık gelen yatırım tabanı, bugün (Pazartesi) düzenlenecek Fransız-Suudi Yuvarlak Masa Toplantısı'nda ekonomik ortaklığın geleceğin sektörlerine doğru genişletilmesinin ele alınacağı yeni bir başlangıç noktası oluşturuyor.

Bu yatırım tabanı, Suudi-Fransız ekonomik ilişkilerinin geleneksel yatırımlardan ekonomik dönüşüm hedefleriyle daha yakından bağlantılı alanlara doğru genişletildiği bir döneme denk geliyor. Teknoloji, yapay zekâ, enerji, ileri sanayiler ve altyapı bu alanların başında geliyor.

Bu kapsamda iki ülkenin önünde, mevcut yatırım hacmini yeni anlaşma ve projeler için bir platforma dönüştürme fırsatı bulunuyor. Bu durum, Fransız şirketlerinin Suudi Arabistan pazarındaki varlığını güçlendirirken, Suudi sermayesinin de Fransa ve Avrupa'daki gelecek vadeden sektörlerde genişlemesinin önünü açabilir.

Fransız yatırımları Suudi Arabistan'da giderek daha fazla stratejik yeni sektörlere yöneliyor. Yeni Fransız şirketleri yapay zekâ, dijital altyapı, kültür ve yaratıcı endüstriler ile madencilik gibi alanlara giriyor.

Bu gelişme, Fransız şirketlerinin enerji ve sanayi sektörlerinde onlarca yıldır oluşturduğu güçlü varlığın devamı niteliğinde. İmalat sanayii, Fransız doğrudan yabancı yatırım stokunun yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor.

Gayrisafi yurt içi hasıla

Suudi Arabistan, politikaların öngörülebilirliği ve ekonomik ortamın istikrarının yanı sıra güçlü ekonomik temelleri, büyük ve hızla büyüyen pazarıyla öne çıkıyor. Bölgenin en büyük ekonomisi olan ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası yaklaşık 1,1 trilyon avroya ulaşıyor. Riyad, Vizyon 2030 kapsamında yürüttüğü ulusal ekonomik çeşitlendirme programı çerçevesinde yeni sanayiler geliştirmeye çalışıyor.

xsdcfvgh
Suudi Veliaht Prensi, Fransa Cumhurbaşkanı ile Paris'te düzenlenen E-Spor Dünya Kupası'nın kapanış töreninde (SPA

Genişleyen sanayi tabanı ve artan iç talep, Fransız yatırımcılara hem güçlü bir geçmişe sahip oldukları sektörlerde varlıklarını büyütme hem de yeni ve hızlı büyüyen alanlara girme fırsatı sunuyor.

Fransız şirketleri, Suudi ekonomisinin büyüme hızının artmasıyla birlikte enerji ve sanayinin yanı sıra ulaştırma, inşaat ve yapı sektörlerindeki faaliyetlerini yoğunlaştırmayı sürdürüyor. Bunun yanında yapay zekâ, dijital altyapı, kültür ve madencilik gibi yeni sektörlere de giriyor.

İkili ilişkilerde öne çıkan göstergelere bakıldığında, iki ülke 2024 yılı sonunda kapsamlı stratejik ortaklık anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, yeni sektörlerde daha geniş iş birliği alanlarının önünü açtı. İki ülke arasındaki ticaret hacmi ise 2025'te yaklaşık 10,1 milyar avroya ulaşarak bir önceki yıla göre yüzde 7,2 arttı.

Doğrudan yabancı yatırım

Fransa, doğrudan yabancı yatırım stoku bakımından Suudi Arabistan'a yatırım yapan ülkeler arasında dördüncü sırada yer alıyor. Fransız yatırımlarının toplam stoku 2024'te yaklaşık 16,3 milyar avroya ulaştı. Suudi Arabistan'da 18 sektörde toplam 651 Fransız yatırım lisansı bulunuyor.

Aynı zamanda imalat sanayii, Fransız doğrudan yabancı yatırım stokunun yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor. Bu durum, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkinin güçlü sanayi temelini ortaya koyuyor.

Suudi Arabistan'da faaliyet gösteren Fransız şirketleri arasında TotalEnergies, Sanofi, Veolia, Suez, Accor ve Schneider Electric gibi büyük yatırımcılar bulunuyor.

Suudi varlığı

Suudi Kamu Yatırım Fonu (PIF), 2017-2024 yılları arasında Fransa'ya yaklaşık 7,36 milyar avro yatırım yaptı ve bu yatırımlar yaklaşık 29 bin istihdamı destekledi. Suudi egemen varlık fonu ile Bpifrance arasında yaklaşık 8,56 milyar avro değerindeki finansman mutabakatı da daha fazla yatırım iş birliği için bir çerçeve oluşturuyor.

Ortaklıkta yeni bir boyut da ortaya çıkıyor. Qiddiya Investment Company ile Fransız hükümeti, Fransa'da eğlence, spor ve kültürü bir araya getiren küresel bir destinasyon geliştirmek üzere bir iş birliği çerçevesini değerlendiriyor. Bu girişim, Suudi Arabistan'ın destinasyon geliştirme alanındaki deneyiminin uluslararası düzeyde yaygınlaştırılması için yeni bir boyut oluştururken, ortaklığın karşılıklı ve giderek büyüyen niteliğini de ortaya koyuyor.

Fransız şirketleri enerji, sanayi, ulaştırma ve konaklama sektörlerinde güçlü bir varlığa sahipken, Suudi ekonomisinin hızlanan büyümesiyle birlikte yeni sektörlere de yöneliyor.

Yeni anlaşmalar

Yeni anlaşma ve mutabakatların, Fransız şirketlerinin güçlü olduğu sektörlerdeki varlığını daha da artırması bekleniyor. Enerji alanında TotalEnergies ve EDF'nin Suudi Arabistan'da güçlü bir varlığı bulunurken, SLB, Schneider Electric ve diğer şirketler de petrol ve gaz ile elektrik enerjisi faaliyetlerinde yer alıyor.

Benzer şekilde su ve çevre, ulaştırma ve mobilite, lojistik hizmetleri, inşaat ve danışmanlık, konaklama ve sağlık sektörlerinde de çok sayıda büyük Fransız şirketi Suudi pazarında faaliyet gösteriyor.

Suudi Arabistan, büyük ölçekli sermaye yatırımlarını destekleyen istikrarlı bir düzenleyici, ekonomik ve finansal ortam sunuyor. Açık kalkınma planları, yatırımcılara ekonominin izleyeceği yol ve gelecekteki beklentiler konusunda daha fazla öngörü sağlarken, güçlü ekonomik temeller uygulamaların sürdürülebilirliğini destekliyor.

Buna karşılık Vizyon 2030, ekonomik çeşitlendirmeyi uzun vadeli ulusal öncelik olarak pekiştiriyor. Ulusal Yatırım Stratejisi yatırımları teşvik etmeyi hedeflerken, sektörel stratejiler değer zincirlerinin tamamında yeni fırsatlar yaratıyor.

Düzenleyici reformlar yatırımcılar için yeni fırsatlar yaratmaya ve yatırım ortamını güçlendirmeye devam ediyor. Güncellenen yatırım sistemi ise eşit muameleyi güvence altına alıyor ve yatırımcıların korunmasını güçlendiriyor. Bu kapsamda kamulaştırmaya karşı hukuki koruma ve sermayenin yurt dışına transferine yönelik mekanizmalar da bulunuyor.

Kredi notu

Riyad'ın, Standard & Poor's tarafından geçen mart ayında teyit edilen ve görünümü durağan olan A+ seviyesinde ülke kredi notu bulunuyor. Suudi Arabistan'ın toplam rezerv varlıkları ise Haziran 2026'da yaklaşık 421,5 milyar avroya ulaştı.

Suudi Arabistan, ekonomik ve ticari faaliyetlerin sürekliliğini destekleyen altyapı ve operasyonel kapasitelere onlarca yıldır yatırım yapıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), düşük kamu borcu, yüksek rezervler ve büyük ölçekli egemen varlık fonunu destekleyici unsurlar olarak gösterirken, sabit döviz kuru sistemini de parasal istikrarın güvenilir bir dayanağı olarak değerlendiriyor.

Fırsatlar yalnızca tekil projelerle sınırlı değil. Suudi Arabistan, birbirini tamamlayan ekonomik sektörleri genişletmeye, değer zincirleri boyunca artan talep oluşturmaya ve şirketlerin büyümesi için gerekli altyapı, finansman ve operasyonel ortamı geliştirmeye çalışıyor.

15'ten fazla sektörde belirli yatırım fırsatları bulunurken, Fransız şirketleri bu büyümeyi yönlendiren sektörlerin birçoğunda halihazırda güçlü bir varlığa sahip.

Suudi Sanayi Geliştirme Fonu, uygun projelerin maliyetlerinin yüzde 75'ine kadar finansman sağlarken, sanayi teşvikleri yüzde 35'e kadar çıkıyor. Özel ekonomik bölgeler stratejik sektörlere yönelik hedefli teşvikler sunuyor. Bölgesel merkez programı ise şirketlere bölgesel büyüme için bir üs sağlıyor.

Yapay zekâ

Suudi Arabistan, dijital altyapıya yaptığı büyük ölçekli yatırımlarla desteklenen bölgesel bir yapay zekâ ve teknoloji merkezi olma konumunu güçlendirmeye devam ediyor. Ülke, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği'nin 2025 Bilgi ve İletişim Teknolojileri Gelişim Endeksi'nde dünyada ilk sırada yer aldı.

Bilgi ve iletişim teknolojileri pazarının büyüklüğü, geçen yıl 2017'ye kıyasla yüzde 89 artarken, dijital ekonomi 2024'te gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 16'sını oluşturdu.

Suudi Arabistan, 2030'a kadar yapay zekâ altyapısında 3 gigavat'a varan kapasiteye ulaşmayı hedefliyor. Veri merkezi kapasitesi ise 440 megavata ulaştı. Bu kapasite, 2017'deki başlangıç seviyesine kıyasla yaklaşık altı kat artarken yatırımlar 3,85 milyar avroyu aştı.

Açıklanan yapay zekâ ortaklıklarının toplam değeri 19,7 milyar avroyu aşarken Oracle ve Google Cloud'un bulut bilişim bölgeleri faaliyete geçti. AWS ve Microsoft'un bulut bilişim bölgelerinin ise 2026 içinde faaliyete geçmesi bekleniyor.

Enerji

Enerji sektörü, Suudi Arabistan'daki Fransız varlığının en önemli dayanaklarından biri olmayı sürdürüyor ve daha geniş büyüme fırsatları sunuyor. Fransız şirketlerinin ülkedeki enerji projelerinin toplam değeri 16,3 milyar avroyu aşarken, Fransız şirketlerinin öncülük ettiği konsorsiyumlar toplam 11 gigavat kapasiteye sahip güneş enerjisi projelerinde yer alıyor.

Fırsatlar yenilenebilir enerji, enerji depolama, hidrojen ve elektrik şebekesi altyapısını kapsıyor.

Turizm sektöründe de Fransız şirketleri Suudi Arabistan'da güçlü bir varlığa sahip. Sektör hızlı bir büyüme kaydederken, ülke 2025'te yaklaşık 123 milyon ziyaretçi ağırladı ve turizm harcamaları yaklaşık 69,3 milyar avroya ulaştı. Riyad, 2030'a kadar yıllık 150 milyon ziyaretçi hedefliyor.

Bölgesel büyüme üssü

Bölgesel Merkezler Programı kapsamında 750'den fazla şirket Riyad'da bölgesel merkez kurdu. Bunların arasında sekiz sektörde faaliyet gösteren 39 Fransız şirketi de bulunuyor.

Program, uygun şirketlere 30 yıl boyunca kurumlar vergisi ve stopaj vergisinden muafiyet sağlıyor. Bu uygulama, Suudi Arabistan'da geniş operasyonel faaliyetleri bulunan Fransız şirketlerine bölgedeki faaliyetlerini yönetebilecekleri güçlü bir merkez sunuyor.


Tether'in 120 milyon dolarlık Bitcoin madenciliği projesi nasıl çöktü?

Kripto para birimi Tether, Tether Limited tarafından Temmuz 2014'te kurulmuştu (Reuters)
Kripto para birimi Tether, Tether Limited tarafından Temmuz 2014'te kurulmuştu (Reuters)
TT

Tether'in 120 milyon dolarlık Bitcoin madenciliği projesi nasıl çöktü?

Kripto para birimi Tether, Tether Limited tarafından Temmuz 2014'te kurulmuştu (Reuters)
Kripto para birimi Tether, Tether Limited tarafından Temmuz 2014'te kurulmuştu (Reuters)

Dünyanın en büyük stablecoin'lerinden Tether'in Uruguay'da yaklaşık 120 milyon dolar harcadığı Bitcoin madenciliği projesi, elektrik tedariki konusunda devlet şirketiyle yaşanan anlaşmazlığın ardından çöktü.

Tether, 2023'te yenilenebilir enerji ve güçlü elektrik şebekesi nedeniyle Uruguay'ı Bitcoin madenciliği için "mükemmel bir platform" diye tanıtmıştı. Şirket, Latin Amerika ülkesindeki Florida bölgesinde her birine yaklaşık 60 milyon dolar harcadığı iki tesis kurdu.

Ancak Reuters'ın incelediği belgelere göre Tether'le Uruguay'ın kamu elektrik şirketi UTE arasında, tesislere sağlanacak elektriğin miktarı konusunda 2024'ün sonlarında anlaşmazlık çıktı.

Analize göre, geçen yılki devlet başkanlığı seçimini ikinci turda kazanan solcu Yamandu Orsi'nin Mart 2025'te göreve başlamasıyla UTE yönetimi de değişti. Hükümet, bu tarihten sonra Tether'le müzakerelerde daha sert bir yaklaşım takınmış.

Tether'in ülkedeki iştiraki Microfin, Mayıs 2025'te elektrik faturalarını ödemeyi bıraktı ve haziranda sözleşmeleri feshedeceğini bildirdi.

Taraflar yeni bir anlaşmaya varmaya çalışsa da metin imzalanmadı. UTE, ödenmemiş faturalar nedeniyle 25 Temmuz'da tesislerin elektriğini kesti.

Tether ise daha sonra ülkedeki faaliyetlerini durduracağını açıkladı. Microfin ise elektrik borçlarını geçen yıl aralık ayında ödedi.

Analizde, Tether'in başarısız Uruguay yatırımının, Bitcoin madenciliğinin değişen ekonomisine de ışık tuttuğu belirtiliyor. Analistlere göre 2024'teki "yarılanma" sonrasında Bitcoin ödüllerinin azalması ve kripto paranın fiyatının 2025'teki zirvesinden sert biçimde düşmesi, madenciliğin kârlılığını azalttı.

Bitcoin madencileri de bu nedenle daha verimli donanımlara, daha ucuz elektriğe ve yapay zekayla yüksek performanslı bilgi işlem hizmetlerine yöneliyor.

Buna ek olarak Tether'in Uruguay'dan hızla çekilmesi, Bitcoin madenciliği sektörünün kolayca yer değiştirebilen yapısını da ortaya koyuyor

Northumbria Üniversitesi'nden Pete Howson, tesislerin kolayca kapatılıp başka ülkelere taşınabildiğini, bu nedenle ev sahibi ülkelere uzun vadeli istihdam ve ekonomik fayda sağlamakta sınırlı kalabileceğini söylüyor.

Independent Türkçe, Reuters, Crypto News


Çin ekonomisi, İran savaşı şokuna nasıl dayandı?

Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)
Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)
TT

Çin ekonomisi, İran savaşı şokuna nasıl dayandı?

Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)
Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)

Çin yönetiminin, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşının küresel petrol piyasalarında yarattığı sarsıntıyı nasıl göğüslediği merak ediliyor.

Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı Çin, enerji analiz şirketi Vortexa'ya göre 2025'te günde yaklaşık 11 milyon varil petrol satın alıyordu. Bunun yarısı İran da dahil Ortadoğulu tedarikçilerden geliyordu.

Savaşın başlamasının ardından Çin'in ham petrol ithalatı, şubattan hazirana kadar yüzde 48,9 azalarak günde 5,8 milyon varile geriledi. Temmuzdaki toparlanmaya rağmen ithalat, yaklaşık 10 yılın en düşük seviyelerinde kalmayı sürdürdü.

Bu düşüşe rağmen Çin'in ekonomisi, Pekin'in devreye soktuğu çeşitli önlemlerle ayakta kalmayı başardı.

Wall Street Journal'ın analizinde, Pekin'in yakıt ihracatını sınırlamasıyla rafinerilerin ham petrol işleme faaliyetlerini azalttığına dikkat çekiliyor. S&P Global Energy Platts'a göre devlete ait 49 rafinerinin ortalama kapasite kullanım oranı mayısta yüzde 71,6'ya gerileyerek pandemiden bu yana görülen en düşük seviyeye indi.

Savaşın küresel yakıt maliyetlerini artırması uçak biletlerine de yansıdı. Buna karşılık ağırlıklı olarak kömür ve yenilenebilir kaynaklardan beslenen elektrik şebekesine bağlı demiryolu taşımacılığı, petrol piyasasındaki dalgalanmalardan daha az etkilendi.

Çin, savaş öncesinde de devasa kömür rezervlerini petrol, akaryakıt ve diğer ürünlerin üretiminde giderek daha fazla kullanmaya başlamıştı. Ülkede 2024'te kömürden üretilen rafine ürünlerin miktarı, yaklaşık 300 milyon varil ham petrolün işlenmesine eşdeğerdi.

Bu yatırımların Çin'in savaşın yol açtığı petrol kesintilerine karşı hazırlıklı olmasını sağladığı belirtiliyor. Savaş sonrasında kömürden kimyasal üreten şirketler ham petrol fiyatlarındaki yükselişe karşı bir tampon oluşturdu.  

Asya devinin ekonomisini şoklardan koruyan en önemli unsurlardan biri de büyük ham petrol stokları oldu.

Pekin rezervlerinin tam büyüklüğünü açıklamıyor ve petrolün bir bölümünü yer altında depoluyor. Ancak analistlere göre stratejik rezervler, rafinerilerdeki petrol ve ticari stoklar dahil toplam miktar 1 milyar ile 1,4 milyar varil arasında.

Çin, yaptırımların da etkisiyle ucuzlayan Rus ve İran petrolünü 2025'te stoklamaya başlamıştı. ABD Enerji Enformasyon İdaresi'ne göre ülke geçen yıl rezervlerine günde ortalama 1,1 milyon varil petrol ekledi.

Diğer yandan Pekin uzun vadede yerli petrol ve doğalgaz üretimini artırmayı hedefliyor. 2030'a kadar yerli petrol ve doğalgaz arzının 440 milyon ton petrol eşdeğerine çıkarılması öngörülüyor. Uzun mesafeli petrol ve doğalgaz boru hattı ağına 20 bin kilometrelik yeni hat eklenerek toplam uzunluğun 220 bin kilometreye çıkarılması planlanıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Global Times