Suudi Arabistan ile ABD arasında imzalanan sivil nükleer iş birliği anlaşması, iki ülke arasında reaktör inşası ve elektrik üretiminin ötesine geçen yeni bir ekonomik ve teknolojik ortaklık döneminin kapısını aralıyor. Şarku'l Avsat'a konuşan uzmanlara göre anlaşma, yüksek katma değerli sanayilerin yerelleştirilmesi, nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve ileri teknolojilerde iş birliğinin güçlendirilmesine katkı sağlayacak.
Analistler, anlaşmanın Suudi Arabistan'ın enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve bilgi temelli ekonomi oluşturma hedefleri doğrultusunda sanayi ve teknoloji yatırımlarını destekleyebileceğini belirtirken, öneminin ekonomik boyutun ötesinde stratejik ve jeopolitik sonuçlar doğuracağına dikkat çekiyor.
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile ABD Enerji Bakanı Chris Wright, 22 Temmuz'da ABD Atom Enerjisi Yasası kapsamındaki "123 Anlaşması" olarak bilinen sivil nükleer iş birliği anlaşması ile ikili güvenlik garantileri anlaşmasını imzaladı. ABD Enerji Bakanlığı'na göre bu düzenleme, milyarlarca dolarlık ve onlarca yıl sürecek bir ortaklığın hukuki temelini oluştururken, Amerikan şirketlerinin Suudi Arabistan'ın nükleer enerji programına katılımının önünü açıyor.
ABD'nin Temmuz 2025 itibarıyla bu kapsamda 50 ülke ile yürürlükte bulunan 26 ayrı "123 Anlaşması" bulunuyor. Bu anlaşmalar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ve diğer bazı kuruluşlarla yapılan düzenlemeleri de kapsıyor.
Milyarlarca dolarlık yatırım potansiyeli
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın askeri işler eski danışmanı Abbas Dahuk, anlaşmayı Riyad-Washington ilişkilerinde "önemli bir stratejik dönüm noktası" olarak nitelendirdi.
Dahuk, anlaşmanın ileri teknolojiler ve enerji güvenliği alanlarında uzun vadeli iş birliğini güçlendireceğini belirterek, ekonomik açıdan milyarlarca dolarlık yatırım çekebileceğini, yüksek nitelikli istihdam oluşturabileceğini ve Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu kapsamında bilgi temelli, çeşitlendirilmiş ekonomik hedeflere katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Dahuk'a göre nükleer iş birliğinin kazanımları yalnızca elektrik üretimiyle sınırlı değil. Anlaşma; deniz suyunun tuzdan arındırılması, sağlık hizmetleri, bilimsel araştırmalar, tarım ve ileri sanayi üretimi gibi alanlarda da önemli uygulamaların önünü açıyor ve mühendislik, fen bilimleri ile teknoloji alanlarında uzman insan kaynağının yetiştirilmesine destek olacak.
Bu hedefler, Suudi Arabistan'ın ulusal nükleer enerji programıyla da örtüşüyor. Program kapsamında nükleer enerjinin elektrik üretimi, tuzdan arındırılmış su ve ısı enerjisi üretiminde kullanılması, hidrokarbon yakıtlara bağımlılığın azaltılması hedefleniyor. Program; büyük ölçekli nükleer santraller, küçük modüler reaktörler, nükleer yakıt döngüsü ve düzenleyici çerçeve olmak üzere dört temel bileşenden oluşuyor.
Dahuk, anlaşmanın enerji, teknoloji, eğitim ve sanayi alanlarında onlarca yıl sürecek Suudi Arabistan-ABD işbirliğiinin temelini oluşturacağını belirterek, ileri üretim teknolojileri, hassas mühendislik ve yüksek katma değerli sanayilerin yerelleştirilmesine destek olabileceğini belirtti.
Nükleer teknoloji alanında geliştirilecek bilgi birikiminin uzay teknolojileri, ileri malzemeler, yapay zekâ ve yeni nesil enerji sistemleri gibi yükselen sektörlere de katkı sağlayacağını kaydeden Dahuk, bunun Suudi Arabistan'ın bölgesel teknoloji ve inovasyon merkezi olma hedefini güçlendireceğini söyledi.
Teknolojik egemenlik boyutu
Dahuk, anlaşmanın sivil amaçlarının yanı sıra önemli jeopolitik boyutlar taşıdığına da dikkat çekerek, bunun ABD, Çin ve Rusya arasındaki ileri teknoloji ve enerji alanlarındaki rekabetin yoğunlaştığı bir dönemde imzalanmasına dikkat çekti.
Anlaşmanın yalnızca ekonomik ve teknolojik getirileriyle değil, bölgesel istikrar ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi üzerindeki etkileriyle de değerlendirileceğini ifade eden Dahuk, Suudi Arabistan açısından uranyum zenginleştirme konusunun yalnızca enerji üretimiyle ilgili olmadığını, aynı zamanda "teknolojik egemenlik, sanayi kalkınması ve stratejik bağımsızlık" anlamı taşıdığını ifade etti.
Suudi Arabistan'ın sahip olduğu uranyum kaynaklarını gelecekte değerlendirmeyi hedeflediğini hatırlatan Dahuk, ülkenin ulusal nükleer programı kapsamında uranyum ve toryum rezervlerini araştırarak yerli kaynakları belirlemeyi, yerli üretim oranını artırmayı, insan kaynağını geliştirmeyi ve ileride nükleer reaktörler için yakıt tedarik edebilmeyi hedeflediğini belirtti.
Bölgesel güvenlik ve ekonomik büyüme
Skytower Group Inc. Üst Yöneticisi (CEO) Dr. Eric H. Feng ise anlaşmayı yalnızca sivil nükleer enerji programı açısından değil, bölgesel güvenlik ve ekonomik istikrar bakımından da "tarihi bir stratejik dönüm noktası" olarak değerlendirdi.
Feng, büyük ölçekli sanayi yatırımları ile uzun vadeli sermaye akışlarının istikrarlı jeopolitik ortam gerektirdiğini belirterek, şeffaflık ve ortaklığa dayalı sivil nükleer iş birliği çerçevesinin hükümetler, yatırımcılar ve sanayi kuruluşları nezdinde güven oluşturacağını kaydetti.
Ekonomik açıdan bakıldığında nükleer enerjinin Suudi Arabistan'ın baz yük elektrik ihtiyacını güvenilir şekilde karşılayabileceğini ifade eden Feng, bunun ülkenin hızla büyüyen sanayi ekonomisini ve 2030 Vizyonu hedeflerini destekleyeceğini belirtti.
Anlaşmanın nükleer mühendislik, ileri malzemeler, hassas üretim, robotik, dijital kontrol sistemleri ve özel inşaat teknolojileri gibi yüksek katma değerli sektörlerde yerli üretim fırsatları doğuracağını ifade eden Feng, sağlık, tarım, deniz suyunun tuzdan arındırılması ve bilimsel araştırmalar gibi alanlarda da yeni uygulamalara zemin hazırlayacağını söyledi.
Tıptan uzaya uzanan kullanım alanları
Feng, nükleer teknolojinin barışçıl kullanım alanlarının yalnızca elektrik üretimiyle sınırlı olmadığını; tıbbi görüntüleme, radyoizotoplarla kanser tedavisi, gıda muhafazası, deniz suyunun tuzdan arındırılması, tarımsal inovasyon, endüstriyel denetim, malzeme bilimi ve ileri araştırmalar gibi birçok sektörü kapsadığını belirtti.
Bu faaliyetlerin büyümesinin yüksek nitelikli iş gücünün yetişmesini ve Suudi Arabistan'da yeni sanayi ekosistemlerinin ortaya çıkmasını sağlayacağını ifade eden Feng, aynı zamanda araştırma-geliştirme, uzman eğitimi ve sanayinin yerelleştirilmesi alanlarında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki iş birliğinin de genişleyeceğini söyledi.
Feng'e göre bu altyapı; hassas üretim, havacılık, uzay, yapay zekâ, gelişmiş enerji sistemleri ve yeni nesil altyapı teknolojileri gibi önümüzdeki yıllarda küresel rekabetin belirleyici sektörlerinde de ortaklıkların önünü açacak.
Ekonomik ve jeopolitik denklem
Feng, anlaşmanın stratejik etkisinin yalnızca kısa vadeli sonuçlarla ölçülmemesi gerektiğini vurgulayarak, asıl değerinin uzun vadeli kurumsal iş birliğini tesis ederek bölgesel istikrarı güçlendirmesi, yatırım akışlarını artırması ve sanayi kalkınmasını hızlandırmasında yattığını kaydetti.
Feng, "ABD ile Suudi Arabistan arasındaki güçlü stratejik iş birliğiyle desteklenen istikrarlı bir Ortadoğu, uluslararası yatırımları teşvik edecek ve bölgedeki sanayi kalkınmasını hızlandıracaktır" değerlendirmesinde bulundu.