90 radikal örgüt üzerinde yapılan araştırmanın sonucu: Terör başarı getirmez

90 radikal örgüt üzerinde yapılan araştırmanın sonucu: Terör başarı getirmez
TT

90 radikal örgüt üzerinde yapılan araştırmanın sonucu: Terör başarı getirmez

90 radikal örgüt üzerinde yapılan araştırmanın sonucu: Terör başarı getirmez

Washington’da bulunan ‘The Conversation’ adlı araştırma merkezi, geçtiğimiz hafta, dünyanın dört bir yanından yarısı şiddete başvuran yarısı şiddet kullanmayan toplam 90 terör örgütünü kapsayan bir araştırma raporu yayınladı. Merkez, raporda, şiddet içerikli terörizmin yalnızca nihai hedeflerine ulaşamamakla kalmayıp aynı zamanda terör örgütlerinin etkinliğini azalttığı ve ortadan kaybolmalarını hızlandırdığı sonucuna varıyor.
Merkez tarafından incelenen örgütler arasında bazı üyelerinin bağımsızlık için şiddet kullanmasına rağmen, bağımsızlık ilanını desteklemek için barışçıl referandum düzenlemeyi kabul eden İspanya’daki Katalan Bağımsızlık Hareketi de bulunuyor. Rapora göre Katalanlar, bağımsızlıklarını barışçıl bir şekilde kazanırlarsa bunu hedeflerine yönelik ilk şiddet içerikli terör faaliyetlerine borçlu olacaklar. Merkez raporda, grupları terörist olarak tanımlamak için terör uzmanı Bruce Hoffman'ın “terörizm, politik değişiklikler yapmak amacıyla kasıtlı şiddet kullanmak veya kasıtlı olarak korku yaratmak amacıyla şiddet kullanmaktır” şeklideki tanımına dayandıklarını belirtiyor.
Bu tanıma bağlı olan raporda, şiddet kullanan 45 terör örgütü arasından yalnızca 6 örgütün yani yalnızca yüzde 13,3'ünün hedeflerine ulaştığı belirtildi. Bununla birlikte, 39 şiddet kullanan terör örgütü de hedeflerine ulaşmada başarısız oldular. Diğer yandan şiddet kullanmamayı tercih eden 45 örgütün 26’sı yani yüzde 57,8’i hedeflerine ulaşırken 19’u başarısız oldu. Raporda, ‘şiddet içermeyen korkutmanın’ siyasi hedeflere ulaşabileceği sonucuna varıldı. Bunun nedeni, terör örgütlerinin çoğunun güçlü, istikrarlı veya desteklenmiş hükümetlerle karşı karşıya olması. Bu hükümetlerin birçoğu, terör örgütlerinin başlangıçta şiddet kullanmalarına rağmen daha sonra şiddeti bırakmaya razı olmaları nedeniyle bu örgütleri barışçıl bir terör örgütü olarak kabul ediyor.
Rapor, Şili’de General Augusto Pinochet hükümetinin karşı karşıya kaldığı iki örgütten biri olan ‘Concertacion’ örgütünün biraz şiddet uyguladıktan sonra hükümetin pazarlık masasına oturmayı kabul etmesi halinde şiddeti durduracağını duyurduğunu, ancak diğer örgüt the Manuel Rodriguez Patriotic Front’un, bombalı saldırılar, adam kaçırma ve suikastlarla Pinochet hükümetine karşı eylemlerine devam ettiğine işaret etti.
Hizbullah’ın, ‘birden fazla hedefi olan Lübnanlı terörist grup’ olarak nitelendirildiği raporda, “şiddet kullanan terörizmin zaferi” isimlendirmesini eleştirerek, bölgedeki büyük resmi ortaya koyan İsrail’in daha fazla desteği hak ettiği belirtildi. Batı’nın ve özellikle İsrail’in arkasında olan ABD’nin bunu yapması gerektiğine dikkat çekildi. İsrail’in geri çekilmesinin Hizbullah’ın eylemlerinden ziyade iç politikasının bir sonucu olduğuna dair kanıtların varlığına işaret eden rapor, bununla birlikte Lübnan’da Hizbullah’ın kontrolü altında bulunan bölgelerin en fakir ve siyasi olarak en fazla baskı gören bölgeler olduğunu ekledi.
Rapor, ‘Dying to Win: The Strategic Logic of Suicide Terrorism’ (Zafer için ölüm: İntihar Terörizminin Stratejik Mantığı) adlı kitabın yazarı, Amerikalı siyaset bilimci ve terör uzmanı Robert Pape’ın “şiddet içerikli terörizm ancak sınırlı bir hedefe ulaşabilir” şeklindeki ifadelerine yer verdi. Rapor, Robert Pape’ın “teröristler, modern ulusal ülkeleri, küçük bir toprak parçasından vazgeçmek, bir cumhurbaşkanı veya lideri istifaya zorlamak ya da müzakere masasına oturmak gibi tavizler vermek zorunda bırakabilir. Ancak her ülkenin, bu teröristlere karşı seferber edecek ulusal güvenlik kartını göstermesini sağlayan askeri ve ekonomik gücü vardır” şeklindeki ifadelerini aktardı.
Teröristlerin şiddeti terk ettikten sonra siyasi sürece katılmaları halinde, terörist geçmişleri nedeniyle genellikle halktan güçlü bir destek bulamadıklarına işaret edilen raporda, böyle bir durumda öncelikle siyasi hedeflerine ulaşmak yerine, en iyi ihtimalle boş bir siyasi zafer kazanabilecekleri belirtiliyor. Ancak düşük bir ihtimalle de olsa bir hükümet kurmaları halinde ise başarısız olacaklarını belirten rapor, bir kaos ortamının oluşmasıyla tüm devletin yok olabileceğine dikkati çekiyor.



İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.


Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
TT

Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump’ın İran’ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmayı neden hâlâ kabul etmediğini sorguladığını söyledi. Witkoff, Washington’ın baskı uygulamasına rağmen Tahran’ın anlaşmaya yanaşmamasının Beyaz Saray’da şaşkınlık yarattığını ifade etti.

Fox News’e verdiği röportajda Witkoff, Trump’ın İran’ın tutumuna hayret ettiğini belirterek, “Neden teslim olmadıklarını merak ediyor... ‘Teslim olmak’ ifadesini kullanmak istemiyorum ama neden teslim olmadılar?” dedi.

Witkoff, Trump’ın ayrıca İran’ın ‘bu denli yoğun baskı ve bölgede sahip olduğumuz deniz gücünün büyüklüğü karşısında’ ABD ile temasa geçmemesini sorguladığını aktardı. Trump’ın, Tahran’ın nükleer silah edinme niyetinde olmadığını ilan etmesini ve hangi adımları atmaya hazır olduğunu netleştirmesini beklediğini dile getirdi.

ABD’li yetkili, Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgilerin İran’ın uranyum zenginleştirmede ‘sıfır zenginleştirme’ seviyesini korumasını şart koştuğunu söyledi. Witkoff, İran’ın uranyumu sivil amaçlar için gerekli seviyenin ötesinde zenginleştirdiğini de ifade etti.

Witkoff, aynı röportajda, devrik İran Şahı’nın oğlu Rıza Pehlevi ile görüştüğünü de doğruladı.

Witkoff, “Başkanın talimatıyla onunla görüştüm” ifadesini kullanırken, görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.

Geçen hafta Pehlevi, Başkan Donald Trump’a İran’a yönelik askeri müdahale çağrısını yinelemiş ve ülkede bir ‘geçiş sürecine’ liderlik etmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Witkoff’un açıklamaları, Trump’ın İran’a yönelik askeri saldırı tehdidinde bulunduğu ve bölgedeki askeri konuşlanmayı artırdığı bir dönemde geldi. Trump, aynı zamanda Tahran ile nükleer program konusunda bir anlaşmaya varma isteğini de dile getirdi.

İran’ın nükleer programı, Tahran ile Batılı ülkeler arasında yıllardır süren anlaşmazlığın merkezinde yer alıyor. Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah edinme ihtimalinden endişe duyuyor.


İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.