İklim değişiklikleri Afrika şehirlerinin üçte ikisini tehdit ediyor

IDIA kasırgası iklim değişikliğinin Afrika'daki tehlikelerine mi işaret ediyor?

İklim değişiklikleri Afrika şehirlerinin üçte ikisini tehdit ediyor
TT

İklim değişiklikleri Afrika şehirlerinin üçte ikisini tehdit ediyor

İklim değişiklikleri Afrika şehirlerinin üçte ikisini tehdit ediyor

İklim uzmanlarının, Kenya’nın başkenti Nairobi’de günlerce yaptıkları toplantılar sonucunda, Mozambik kıyılarını vuran ve Güney Afrika'da benzeri görülmemiş bir yıkıma neden olan IDIA kasırgasının yakın bir gelecekte genel kalkınma yolunda öncelikli tehdit oluşturan iklim değişikliğinin tehlikelerine dair ipuçları verdiğinden hiçbir şüpheleri olmadığını belirttiler. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan rapora göre, iklim değişiklikleri Afrika şehirlerinin üçte ikisini tehdit ediyor.
Uzmanlar, dünyanın birçok yerinde istikrarsızlığa neden olabilecek bir dizi ekonomik ve sosyal krize işaret ederek, dünyanın kesin kanıtlar ve veriler ışığında ne zaman gerçekleşeceğinin tahmin edilemediği çevresel bir felaketin eşiğinde olduğu konusunda uyardılar.
Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’ne (OCHA) bağlı kriz odasından son birkaç saat içerisinde gelen bilgilere göre Mozambik, Zimbabve ve Malavi'de kasırga sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısının artmasının beklendiği belirtildi. Kriz odası ayrıca, önümüzdeki 3 gün içinde yapılacak yardım çalışmalarının büyük önem taşıdığı ve insani yardım kuruluşlarının Güney Afrika tarihinin en kötü felaketi olarak nitelendirilen bu olayla tek başlarına baş edemeyecekleri uyarısında bulundu.
Yüz binden fazla çocuk risk altında
Kasırga mağdurlarına dağıtılan yiyecekleri denetleyen Dünya Gıda Programı (WFP) 3 ülkede kasırgadan etkilenen toplam 2 milyondan fazla kişinin acil yardıma ihtiyaç duyduğunu belirtti. Dünya Meteoroloji Örgütü'nün (WMO) uzmanları ise önümüzdeki günlerde sağanak yağışların devam etmesi halinde kayıpların artmasından endişe ediyorlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de bağışçı ülkelere sıtma ve kolera gibi salgın hastalıkların önlenmesi için gerekli acil tıbbi ve lojistik ihtiyaçların karşılanmasını sağlamak üzere yardım çağrısında bulundu. Gözlem ve insani yardım ekipleri su yüzeyinde çok sayıda cesedin olduğunu ve yağışlar nedeniyle ekiplerin yardım bölgelerine ulaşamadıklarını belirttiler. BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Sözcüsü çok sayıda ev, okul, hastane ve bakım merkezinin yıkılması ve sular altında kalmasının ardından yüz binden fazla çocuğun risk altında olduğunu açıkladı.
California Üniversitesi İklimsel Araştırma Merkezi'nde çalışmalarını sürdüren ve iklimin sudaki etkileri konusunda uzman olan Dr. Terry Bros, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, BM tarafından geçen yılın sonunda yayınlanan bir raporda, Afrika şehirlerinin üçte ikisinin iklim değişikliğinin sonuçlarıyla karşı karşıya olduğu ve özellikle Afrika ve Asya kıtası başta olmak üzere dünya genelindeki tüm şehirlerin yüzde 95'inin yüksek iklim değişikliği riski altında olduğunu belirterek uyarıda bulundu.
Fakir ülkeler tehlike altında
Nairobi'deki BM tarafından düzenlenen Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nde (IPCC) masaya yatırılan iklim değişikliği ile ilgili 6’ıncı raporu hazırlayan ekipte yer alan Dr. Bros, iklim değişikliğinden en çok zarar görecek olan ülkelerin, özellikle hızlı demografik bir büyüme gerçekleştiren ve büyük bir çoğunluğu Afrika'da bulunan dünyanın en fakir ülkeleri olduğunu belirtti.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından yapılan bir araştırmaya göre dünyanın en kalabalık 100 şehrinden 84'ü, ekonomik büyüme hızını aşan demografik bir büyüme yaşıyor. Bu şehirlerin 79'u Afrika'da bulunuyor. Uganda'nın başkenti Kampala, Nijerya’nın başkenti Abuja, bir başka Nijerya şehri olan Lagos, Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa, şuan nüfusu 13 milyon olan ve 2035’te nüfusun iki katına çıkması beklenen Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin başkenti Kinşasa ve Tanzanya’daki Darüsselam şehri, söz konusu şehirler arasında yer alıyor.
 IPCC uzmanları tarafından sunulan rapor, iklim değişikliği ve hızlı demografik büyümenin daha yüksek suç oranları, sosyal huzursuzluk ve kırsaldan kente büyük göç dalgalarının yanı sıra bölgesel ve uluslararası göç krizine yol açabileceği konusunda uyarıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2018'den 2023'e kadarki dönemde en hızlı büyümeyi göstermesi beklenen ekonomilerin 8'i Afrika bulunuyor. Fakat iklim değişikliğinin sonuçları, bu büyümenin önüne geçebilir. Bununla birlikte Afrika’nın gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 47'si, iklim değişikliği nedeniyle alt yapıya zarar veren, hastalık salgınlarına neden olan ve tarım mahsullerini tahrip eden risklerin doğuracağı açığı kapatmak için kullanılabilir.
Medya Afrika’daki felaketlere duyarsız
Öte yandan Nairobi’deki IPCC toplantıları sürerken dünya medyasını protesto eden gösteriler düzenlendi. Eylemciler, başta ABD olmak üzere batı ülkelerini vuran kasırga ve fırtına haberlerine büyük ilgi gösteren medyanın, Afrika’daki felaketle yeterince ilgilenmeyişini kınadılar. Dünya medyasını, Afrika ve Asya'da her yıl binlerce kişiyi mağdur eden onlarca iklim felaketini neredeyse görmezden gelmekle suçlayan eylemciler, WHO’nun yüzde 95'i gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere dünyada yılda 60 bin kişinin iklim değişikliğinin sonuçları sebebiyle hayatını kaybettiğini tahmin ettiğine dikkat çektiler.



İsrail seçimleri... Savaş, askere alma ve yargı konuları çatışmayı alevlendiriyor

Seçimlere özel elektronik reklam panolarında, İsrail eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun görüntüleri yer alıyor. (DPA)
Seçimlere özel elektronik reklam panolarında, İsrail eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun görüntüleri yer alıyor. (DPA)
TT

İsrail seçimleri... Savaş, askere alma ve yargı konuları çatışmayı alevlendiriyor

Seçimlere özel elektronik reklam panolarında, İsrail eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun görüntüleri yer alıyor. (DPA)
Seçimlere özel elektronik reklam panolarında, İsrail eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun görüntüleri yer alıyor. (DPA)

İsrail, 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana yapılacak ilk parlamento seçimleri için yarın sandık başına gidiyor. Siyasi ve toplumsal bölünmüşlüğün gölgesinde gerçekleşecek seçimler, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliği, saldırı öncesinde yaşanan güvenlik başarısızlıkları ve İsrail’in o tarihten bu yana yürüttüğü savaşların yönetilme biçimi hakkında bir referandum niteliği taşıyor.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, 7 Ekim saldırısı seçim gündeminin merkezinde yer alsa da tartışmalar, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaş sırasındaki tutumu, Lübnan’ın güneyinin geniş kesimleri ile Suriye’nin bazı bölgelerinin işgali veya İran’a karşı yürütülen iki savaş üzerinde yoğunlaşmıyor. İsrail içinde geniş destek gören bu politikalar yerine adaylar, Netanyahu’nun kişiliğine, güvenlik başarısızlığındaki sorumluluğuna, Ultra-ortodoks Yahudilerin askerlik hizmetinden muaf tutulmasına ve 2023’te gündeme getirilen yargı reformlarına odaklanıyor. Eleştirmenler, söz konusu yargı düzenlemelerini İsrail’deki demokratik kurumlara yönelik bir saldırı olarak değerlendiriyor.

İki ana seçim bloğuna, işgal altındaki Batı Şeria’da Yahudi yerleşimlerini destekleyen ve bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan partiler hâkim. Uzun süredir çıkmaza girmiş olan barış sürecine yeniden dönülmesini savunan önde gelen hiçbir aday bulunmuyor.

Netanyahu’nun 7 Ekim saldırısı ve sonuçlarına yaklaşımı

Seçmenler, sandık merkezlerine giderken tren istasyonlarındaki duvar afişlerinde çatışmalarda hayatını kaybeden askerlerin fotoğraflarıyla karşılaşacak. Geçen yıl imzalanan ateşkes anlaşması kapsamında son rehinenin de serbest bırakılmasının ardından, rehineleri simgeleyen solmuş sarı kurdeleler de dikkat çekiyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün verilerine göre, İsrailli Yahudilerin yaklaşık yüzde 68’i, 7 Ekim saldırısına ilişkin tutumlarının oy verecekleri partiyi belirlemede temel bir etken olduğunu belirtti. Arap azınlık arasında ise yalnızca yüzde 32’lik bir kesim, bu olayların oy verme kararlarında önemli bir rol oynadığını ifade etti.

İsrail’de diğer tüm başbakanlardan daha uzun süre görev yapan Netanyahu, 7 Ekim saldırısını çevreleyen başarısızlıkların sorumluluğunu güvenlik yetkililerine yüklemeye çalışırken, aynı zamanda İsrail’in Hamas’a, Hizbullah’a ve İran’a karşı elde ettiği askerî başarıları öne çıkarmaya odaklandı.

Buna karşılık eleştirmenleri, Netanyahu’yu sorumluluktan kaçmakla suçluyor. Eleştirmenler, saldırıyla ilgili resmî bir soruşturma komisyonunun kurulmasını engellediğini, rehinelerin geri getirilmesi için daha erken bir tarihte anlaşmaya varamadığını ve İsrail’in düşmanlarından hiçbirine karşı kesin bir zafer elde edemediğini savunuyor.

Ultra-ortodoksların askerlikten muaf tutulması öfkeyi alevlendiriyor

Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonları uzun süredir, dinî eğitim gören gençlerin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını talep eden Ultra-ortodoks Yahudi partilerine dayanıyor. Bu politika, özellikle farklı savaşlara katılmak üzere yedek askerlerin sık sık göreve çağrıldığı bir dönemde, İsrail’deki laik çoğunluğun tepkisini çekiyor.

Yahudi erkek ve kadınların büyük çoğunluğu için askerlik zorunlu. İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından yapılan ankette, Yahudi seçmenlerin yaklaşık dörtte biri, destekleyecekleri partiyi belirlemede bu konuyu başlıca etkenlerden biri olarak gösterdi.

Ülkede şu anda asker sayısı bakımından sıkıntı yaşanıyor. Her yıl yaklaşık 13 bin Ultra-ortodoks Yahudi genç askerlik çağına, yani 18 yaşına ulaşıyor. Ancak bunların yüzde 10’undan azı orduya katılıyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nde kamuoyu araştırmaları uzmanı Tamar Hermann, askerlik hizmetinin ‘vatandaşlık belgesi niteliğinde bir şey’ olduğu yönünde yaygın bir algı bulunduğunu belirtti. Hermann, askerlik hizmetinin bireyi İsrail Yahudi toplumunun ‘meşru bir parçası’ haline getirdiğini ifade etti.

Enstitü Başkanı Yohanan Plesner ise askerlik muafiyetlerini, Netanyahu karşıtı blok açısından ‘muhtemelen birinci sıradaki mesele’ olarak nitelendirdi.

Netanyahu’nun önde gelen rakiplerinden Gadi Eisenkot, fiilen uygulanan bu muafiyetlere son verme sözü verdi. Eski bir komutan olan Eisenkot, merkez çizgide bir siyasi yaklaşım benimsiyor. Eisenkot, Gazze Şeridi’ndeki çatışmalarda oğlunu ve iki yeğenini kaybetti.

Netanyahu’nun yargı reformu planı bölünmeye yol açıyor

Netanyahu’nun yargıyı yeniden yapılandırmayı ve Yüksek Mahkeme’nin yetkilerini kısıtlamayı öngören planı, İsrail’deki bölünmenin başlıca kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor. Plan, 2023 yılında geniş çaplı kitlesel protestolara yol açmış ve 7 Ekim saldırısından önce toplumda derin bir kutuplaşmaya neden olmuştu.

Netanyahu, planını seçilmemiş yargıçların yetkilerini sınırlandırmayı amaçladığı gerekçesiyle savunurken, eleştirmenleri özellikle Başbakan’ın yolsuzluk davalarında suçlamalarla karşı karşıya olması nedeniyle bu girişimi iktidarı ele geçirme çabası olarak değerlendirdi.

Ancak saldırının ardından kamuoyunun yargı reformuna yönelik ilgisi azaldı. Dikkatlerin Gazze’deki savaşa çevrilmesiyle birlikte, daha önce protestolara katılanların önemli bir bölümü rehinelerin geri getirilmesini sağlayacak bir anlaşma yapılması talebine odaklandı.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün verilerine göre, İsrailli Yahudilerin yalnızca yüzde 18’i yargı düzenlemelerini oy verme kararlarını belirleyen başlıca etkenlerden biri olarak gördüğünü belirtti. Hermann, bu durumu kısmen konuya ilişkin ‘kamuoyunda oluşan belirli bir yorgunluğa’ bağladı.

Bununla birlikte, konu sol kesim için önemini koruyor. Sol seçmenlerin yüzde 22,5’i, yargıdaki değişikliklerin seçim kararlarını etkileyeceğini ifade etti. İsrail parlamentosu geçen yıl hükümete yargıçların atanmasında daha fazla rol veren bir yasayı kabul etti. Ancak yasa, yeni parlamentonun yemin ederek göreve başlamasından önce yürürlüğe girmeyecek. Netanyahu karşıtı blok ise yasayı iptal etme sözü verdi.

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un fotoğraflarının yer aldığı bir seçim afişinin altından geçen araçlar, Tel Aviv (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un fotoğraflarının yer aldığı bir seçim afişinin altından geçen araçlar, Tel Aviv (EPA)

Liderlikle ilgili sorular gündeme geliyor

İsrailliler başbakanı doğrudan seçmiyor, partilere oy veriyor. Hiçbir partinin İsrail parlamentosunda (Knesset) çoğunluğu elde etmek için gereken 61 sandalyeye yaklaşan bir sayıya ulaşması beklenmiyor.

Bu nedenle, bir sonraki başbakanın kim olacağı, siyasi blokların çoğunluğu sağlayacak bir koalisyon kurma becerisine bağlı olacak. Tarafların bunu başaramaması durumunda Netanyahu hükümeti, önümüzdeki aylarda yeni seçimler yapılana kadar geçici olarak görevini sürdürecek.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün verilerine göre, İsrailli Yahudilerin dörtte birinden fazlası, oy verecekleri partiyi belirlerken liderin kişiliğini başlıca etkenlerden biri olarak görüyor.

Netanyahu’nun destekçileri onu, ABD başkanları ve diğer ülke liderleriyle karşı karşıya gelmiş, deneyimli bir devlet adamı olarak değerlendiriyor. Destekçilerine göre Netanyahu, Gazze’deki savaşı sona erdirmeye veya İsrail’in güvenliğine zarar verebileceğini düşündükleri tavizleri vermeye yönelik baskılara karşı koydu. Buna karşılık muhalifleri onu yolsuzlukla suçluyor.

Eisenkot’un destekçileri ise onun uzun askerî kariyerine ve ailesinin devam eden savaşlarda verdiği kayıplara dikkat çekiyor. Faslı Yahudi göçmenlerin soyundan gelen Eisenkot, bu konuyu seçim kampanyasının merkezine yerleştirmemiş olsa da Avrupa kökenli olmayan ilk İsrail başbakanı olabilir.

Yaşam maliyetinin yüksekliği... Seçmenlerin hayatında her zaman gündemde olan, ancak seçim kampanyalarında yer almayan bir konu

Adaylar güvenlik, liderlik ve yargı meselelerine odaklansa da ekonomi ve artan yaşam maliyetleri İsrailliler için giderek büyüyen bir endişe kaynağı oluşturuyor.

Reichman Üniversitesi bünyesindeki Aaron Ekonomi Politikaları Enstitüsü’nden Sarit Menahem-Carmi’nin yaptığı araştırmaya göre fiyatlar, Avusturya, Danimarka ve İsveç gibi refah düzeyi yüksek Avrupa ülkelerindeki seviyelerin üzerine çıktı.

Netanyahu, politikalarının ekonomik büyümeye katkı sağladığını ve yüksek teknoloji sektörünü güçlendirdiğini savunurken, muhalifleri büyümenin getirdiği kazanımların toplumun geniş kesimlerine ulaşmadığını belirtiyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün verileri, İsrailli Yahudilerin yüzde 38’inin ekonomi ve yaşam maliyetlerini seçimlerde en önemli birinci veya ikinci mesele olarak gördüğünü ortaya koydu. Arap vatandaşlar arasında ise bu oran yüzde 46’ya yükseliyor.

Buna rağmen önde gelen adayların hiçbiri ekonomiyi seçim kampanyasının merkezine yerleştirmediği gibi, birden fazla cephede yürütülen savaşların maliyetlerine de dikkat çekmedi.

Kudüs İbrani Üniversitesi ekonomi profesörü Joseph Zeira, yüksek askerî harcama düzeylerinin göz ardı edilemeyeceğini belirterek “Çatışmaların maliyeti muazzam” dedi.


Lula: Brezilya kimsenin arka bahçesi değil

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Sao Paulo’da seçim zaferini destekçileriyle birlikte kutluyor. (DPA)
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Sao Paulo’da seçim zaferini destekçileriyle birlikte kutluyor. (DPA)
TT

Lula: Brezilya kimsenin arka bahçesi değil

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Sao Paulo’da seçim zaferini destekçileriyle birlikte kutluyor. (DPA)
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Sao Paulo’da seçim zaferini destekçileriyle birlikte kutluyor. (DPA)

Luiz Inacio Lula da Silva, bu seçimin kendisi için tarihe açılan bir pencere de siyasi bir uçurum da olabileceğini biliyordu. Aynı zamanda bunun, hayatını adadığı siyasi proje açısından varoluşsal bir seçim olduğunun da farkındaydı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun sonunda aşırı sağcı rakibi Flavio Bolsonaro’nun dört puan gerisindeydi. İkinci turda sonucu tersine çevirmesi, en yakın destekçileri ve danışmanları açısından bile neredeyse imkânsız görünüyordu. Ancak 80 yaşını aşan ve “yoksulların babası” olarak anılan Lula, Brezilya gibi dev bir ülkeyi Latin Amerika’da kasırga gibi esen aşırı sağın ellerine bırakmayı reddetti.

Lula, bölge tarihinin en büyük seçim geri dönüşlerinden birine imza atarak oyların yüzde 51,7’sini aldı. Rakibi ise yüzde 48,2’de kaldı. Flavio Bolsonaro, babasının 2022’deki tutumuna benzer şekilde, seçim sonuçlarını reddederek itirazda bulunmakta gecikmedi. Gerekçe olarak oy verme süresinin iki saat uzatılmasını gösterdi. Ancak Bolsonaro’nun partisi, seçmenlerin sandıklara ulaşmasını engelleyen ulaşım sorunları nedeniyle İşçi Partisi’nin Yüksek Mahkeme’ye yaptığı başvuruyu desteklemişti.

Brezilyalı bir Lula destekçisi, Sao Paulo’daki seçim zaferi kutlamaları sırasında yenilgiye uğrayan sağcı aday Flavio Bolsonaro’nun maskesini bir kafesin içine yerleştirdi. (AFP)
Brezilyalı bir Lula destekçisi, Sao Paulo’daki seçim zaferi kutlamaları sırasında yenilgiye uğrayan sağcı aday Flavio Bolsonaro’nun maskesini bir kafesin içine yerleştirdi. (AFP)

Lula, dördüncü cumhurbaşkanlığı dönemini kazanarak ilk turda yenilmesine rağmen ikinci turda zafer elde eden tek Brezilya cumhurbaşkanı oldu. Geniş bir Brezilyalı kesimin kendisine duyduğu yoğun tepkiye rağmen, aşırı sağın yükselişini durdurmayı başardı. Ayrıca ABD Başkanı Donald Trump karşısında ilerici siyasetin güçlü kalesi konumunu pekiştirdi.

Lula, zaferinin ilan edilmesinin ardından yaptığı ilk açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Dış müdahaleleri ve dijital platformların bize karşı yürüttüğü geniş çaplı seferberliği yendik. Dünyaya, Brezilya’nın kimsenin arka bahçesi olmadığını söyledik.”

Seçimin son saatlerinde gerilim

Oy verme gününün son saatleri gerginlik ve kargaşaya sahne oldu. Lula’nın liderliğindeki İşçi Partisi, sağcı siyasi çizgiye yakın yerel yönetimlerin çıkardığı engeller nedeniyle yüz binlerce seçmenin sandığa ulaşmakta zorlandığını belirterek oy verme süresinin iki saat uzatılmasını talep etti.

Yüksek Mahkeme, rakip Liberal Parti’nin de desteklediği bu talebi kabul etti. Rakip partinin bu desteği, muhtemelen seçim sonucunun kendi lehine olacağına duyduğu güvenden kaynaklanıyordu.

Zafer sevincinin ardından

Lula’nın destekçileri, tarihî zaferi kutlamak için sokaklara dökülürken büyük bir sevinç yaşadı. Ancak bu mücadelede son ana kadar direnen Lula, son cumhurbaşkanlığı döneminin kendisi için çok geçeceğinin farkında.

Çünkü siyasi rakipleri, Temsilciler Meclisi ve Senato’da rekor düzeyde bir çoğunluğa sahip. Ayrıca Yüksek Mahkeme üyelerinin atanmasında da etkili olabilecek bir konumdalar. Üstelik Brezilya bugün her yönden aşırı sağcı hükümetlerle çevrili ve Beyaz Saray’ın sahibi, Latin Amerika’daki nüfuz alanını genişletmeye kararlı.

Yenilgiye uğrayan sağcı aday Flavio Bolsonaro, seçim sonuçlarını reddederek babasının izinden gitti. (Reuters)
Yenilgiye uğrayan sağcı aday Flavio Bolsonaro, seçim sonuçlarını reddederek babasının izinden gitti. (Reuters)

Lula, Sao Paulo’da yaptığı ilk açıklamalarda, 2022’de rakibinin babası Jair Bolsonaro’yu yenerek iktidara geldiği seçim kampanyasında verdiği sözleri yineledi. Jair Bolsonaro, o dönemdeki darbe girişimine katılması nedeniyle evinde hapis cezasını çekiyor.

Lula, Bolsonaro yönetiminin tahrip ettiği yapıları yeniden onarmayı ve ülkenin yarısını dışlayan politikaların yol açtığı zararları gidermeyi sürdüreceğini söyledi.

Seçim sonuçlarına ilişkin ilk değerlendirmeler, Lula’nın rakibinden yaklaşık dört milyon daha fazla oy aldığını gösteriyor. İlk turda da Bolsonaro’nun yaklaşık dört milyon oy önünde bulunan Lula, bu kez ilk turda sandığa gitmeyen seçmenleri kazanma stratejisinde başarılı oldu.

Lula, destekçilerinden, oy kullanması zorunlu olmayan seçmenleri sandığa gitmeye ikna etmelerini istedi. Bu grup, 70 yaşını aşanlar ile 16-17 yaş arasındaki gençlerden oluşuyordu. Bu seçmenlerin ikinci turdaki katılımı, Lula’nın lehine belirleyici oldu.

Lula’nın 33 milyondan fazla kişiyi kapsayan bu geniş seçmen grubunu kazanmak amacıyla açıkladığı önlemler arasında uzun bir sosyal destek paketi de bulunuyordu. Bunlar arasında şunlar yer alıyordu:

* Yaklaşık 20 milyon yoksul aileye verilen aylık yardımların yüzde 15 artırılması.

* On yıllardır Brezilya’yı etkisi altına alan ve ciddi toplumsal sorunlara yol açan borçlanma sorunuyla mücadele amacıyla internet üzerinden spor bahisleri ve kumar oyunlarının yasaklanması.

* Obezite sorunu yaşayan kişilere ücretsiz zayıflama tedavileri sunulması.

* Aile içi şiddet mağdurlarına kapsamlı mali destek sağlanması.

Lula da Silva’nın destekçileri, Sao Paulo’da seçim zaferini kutluyor. (Reuters)
Lula da Silva’nın destekçileri, Sao Paulo’da seçim zaferini kutluyor. (Reuters)

İlk turdan sonraki günlerde sağcı cephede aşırı bir zafer güveni hâkimken Lula’nın kampanyasında karamsarlık ve durgunluk öne çıkıyordu. Lula, sonucu tersine çevirmek için gereken oy farkının son derece dar olduğunun farkındaydı.

Üstelik Lula, sol ve ilerici partilerin tamamının oluşturduğu bir ittifakın adayıydı. Bolsonaro ise ilk turun ardından yarış dışı kalan sağcı ve muhafazakâr partilerin desteğini arkasına almıştı.

Ancak Lula, siyasi kariyerini taçlandıran bu tarihî zaferin sevincinin uzun sürmeyeceğini biliyor. Önünde çok sayıda büyük sorun var. Ülkenin yarısının kendisine karşı derin bir tepki beslemesi ve milyonlarca insanın aşırı sağın kollarına yönelmesi de bu zorlukların başında geliyor.

Şarku’l Avsat’ın Jornal do Brasil gazetesinden aktardığına göre baş siyasi yorumcu Octávio Costa, durumu pazar sabahı yayımlanan makalesinde şu sözlerle dile getirdi:

“Aşırı sağ, vatandaşların temel sorunlarına çözüm önerileri sunuyor. Bu çözümler son derece kötü olabilir ama en azından öneriler sunuyor. Sol ise somut ve açık hiçbir şey ortaya koymuyor.”

Lula, önümüzdeki ocak ayının başında dördüncü cumhurbaşkanlığı dönemine başladığında yalnızca parlamentoda çoğunluğu elinde tutan siyasi rakipleriyle karşı karşıya kalmayacak. Aynı zamanda zayıflama belirtileri gösteren bir ekonomi ve gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 83’üne ulaşan kamu borcuyla da mücadele etmek zorunda kalacak.

Bunun yanı sıra son zaferi, Lula’nın uzun süredir gündeme getirmekten kaçındığı bir başka meseleyi de öne çıkardı: Solun liderliğinin kendisinden sonra kime geçeceği.

Lula henüz iktidardayken, Lula sonrası dönemin başlamış olduğu anlaşılıyor.


Ukrayna'nın itirazı sürerken Moskova'ya dünya şampiyonası

(Reuters)
(Reuters)
TT

Ukrayna'nın itirazı sürerken Moskova'ya dünya şampiyonası

(Reuters)
(Reuters)

Flo Clifford

Moskova, 2030 Dünya Halter Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. Bu gelişmeyle birlikte Rusya, 2022'de Ukrayna'yı istila etmesinden bu yana ilk kez bir olimpik spor dalında dünya şampiyonasına ev sahipliği yapmış olacak.

Uluslararası Halter Federasyonu (IWF) pazar günü kararı açıklarken, 2029'daki şampiyonanın ise Hindistan'ın Ahmedabad şehrine verildiğini duyurdu.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin (IOC) temmuzda Rusya Olimpiyat Komitesi'ne (ROC) yönelik askıya alma kararını geçici olarak kaldırmasının ardından, Rus ve Belaruslu haltercilerin IWF etkinliklerinde yarışmalarının önü açılmıştı. Böylece Rusya'nın spor dünyasındaki dışlanmışlık durumu da yavaş yavaş sona eriyor.

IOC İcra Kurulu, askıya alma kararını kaldırırken, sporcuların kendi devletlerinin eylemlerinden sorumlu tutulmaması gerektiğini belirtti.

Rus sporcuların Olimpiyat Oyunları'nda ulusal bayrakları altında, ülkelerinin renkleri ve marşıyla yarışıp yarışamayacağına ise henüz karar verilmedi.

Ukrayna Ulusal Olimpiyat Komitesi, IOC'nin bu kararına karşı Spor Tahkim Mahkemesi'ne (CAS) itirazda bulundu.

ROC, Şubat 2022'deki istilanın ardından, Rusya kontrolü altındaki Ukrayna toprakları olan Luhansk, Donetsk, Herson ve Zaporijya'daki bölgesel olimpiyat konseylerini tanıması nedeniyle Ekim 2023'te askıya alınmıştı.

Rusya'nın Kazan şehrine verilen 2025 Dünya Su Sporları Şampiyonası ise daha sonra Singapur'a alınmıştı.

Bu etkinlikle Moskova, 1983'ten bu yana Dünya Halter Şampiyonası'na ilk ev sahipliği yapacak.

IWF Genel Sekreteri Jose Quinones, "Aldığımız tüm adaylık başvuruları mükemmeldi. Her birinizin ülkesinde düzenlenecek şampiyonaların büyük bir başarıya ulaşacağından eminiz" dedi.

Rusya'nın uluslararası müsabakalara dönüşü, aynı zamanda olimpik spor tarihindeki en büyük doping skandallarından birinin gölgesinde gerçekleşiyor.

Ülke, Dünya Dopingle Mücadele Ajansı'nın 2015'te hazırlattığı ve Rus atletizminde sistematik doping yapıldığına dair kanıtlar sunan raporun ardından mercek altına alınmıştı. Daha sonra yürütülen soruşturmalar ise 2014 Soçi Kış Olimpiyatları'yla bağlantılı, devlet destekli bir örtbas etme mekanizmasını ortaya çıkarmıştı.

IOC, uluslararası müsabakalara geri dönen tüm Rus sporcuların, ilgili dopingle mücadele şartlarını karşılamak zorunda olduğunu belirtti.

Reuters'tan da yararlanılmıştır

Independent Türkçe,independent.co.uk/sport