Gemilerin hedef alınması Körfez’de bir çatışma yaşanacağına dair endişeleri arttırdı

Norveç nakliye gemisi… Geminin üzerinde gerçekleştirilen sabotaj eyleminin izleri görünüyor (EPA)
Norveç nakliye gemisi… Geminin üzerinde gerçekleştirilen sabotaj eyleminin izleri görünüyor (EPA)
TT

Gemilerin hedef alınması Körfez’de bir çatışma yaşanacağına dair endişeleri arttırdı

Norveç nakliye gemisi… Geminin üzerinde gerçekleştirilen sabotaj eyleminin izleri görünüyor (EPA)
Norveç nakliye gemisi… Geminin üzerinde gerçekleştirilen sabotaj eyleminin izleri görünüyor (EPA)

Suudi Arabistan, ABD ile İran arasında Körfez'de artan gerilimin ışığında dün yaptığı açıklamada, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) karasularındaki bölgede iki petrol tankerine saldırı düzenlendiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Halid el-Falih, saldırıyı kınadı ve bunun küresel petrol tedariğinin güvenliğine yönelik bir saldırı olduğunu belirtti. Halid el-Falih, SPA'ya yaptığı açıklamada, "Pazar sabahı iki Suudi gemisine, BAE'nin ekonomik sularında, el-Fuceyra Emirliği yakınında, Arap Körfezi'ni geçerken sabotaj saldırısı düzenledi" dedi. 12 Mayıs Pazar günü sabah saat 06.00'da meydana gelen kazanın ardından herhangi bir can kaybının ve sızıntının vuku bulmadığını kaydeden el-Falih, gemilerin ciddi zararlar aldığını söyledi.
Suudi Enerji Bakanı, uluslararası toplumun, denizlerin ve petrol tankerlerinin güvenliğini sağlaması gerektiğini dile getirerek, enerji piyasalarının etkilerini ve bunun dünya ekonomisi üzerindeki ciddiyetini öngörmek amacıyla ortak sorumluluk  bilinciyle hareket edilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Ayrıca seyrüsefer özgürlüğünü hedef alan ve dünyanın her yerindeki tüketicilere yönelik petrol tedariki güvenliğini tehdit eden söz konusu saldırıyı kınadı.
Uluslararası Bağımsız Tanker Sahipleri Birliği (INTERTANKO) tarafından yapılan açıklamada, elde edilen fotoğraflarda ‘en az iki geminin yan tarafında bir silahla vurulmanın etkisiyle açılan delikler’ görüldüğü kaydedildi. Ticari ve denizcilik kaynaklarına göre, gemilerden biri Suudi Arabistan Ulusal Denizcilik Firması’na (Bahri) ait olan dev bir petrol tankeriyken, diğer gemi ise el-Merzuka isimli bir başka petrol tankeriydi.
Soruşturmalar devam ediyor
Öte yandan BAE'nin Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Muhammed Gargaş, Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, soruşturmaların profesyonelce yürütüldüğünü belirterek, gerçeklerin açığa çıkarılacağını söyledi.
Riyad, deniz ticaret gemilerini hedef alan sabotaj eylemlerini kınadı. Suudi Dışişleri Bakanlığı'ndaki resmi bir kaynak, ülkesinin BAE karasuları yakınlarındaki ticari gemilerini hedef alan sabotaj saldırılarını kınadığını vurguladı. Bu saldırıların ‘deniz trafiğinin güvenliğiiçin ciddi bir tehdit olduğunu ve bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğe olumsuz yansımaları olduğunu’ dile getiren kaynak, BAE'nin güvenliğini ve çıkarlarını korumak üzere atmış olduğu her adımda Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu ifade etti.
Tankerlere yönelik sabotaj eylemlerine küresel kınamalar
BAE karasularındaki petrol tankerlerine yönelik gerçekleştirilen sabotaj eylemlerine karşı geniş çaplı tepkiler yağdı.
Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah,Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, önceki gün BAE karasuları yakınlarındaki ticari gemilerini hedef alan sabotaj saldırılarını kınadı. Ayrıca BAE yetkilileri tarafından yürütülen soruşturmaların, seyrüsefer güvenliğini ve ticari hareketliliği tehdit eden bu sabotaj eylemlerinin arkasında kimlerin olduğunu açığa çıkaracağını vurguladı.
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Dr. Abdullatif ez-Zeyyani, gerçekleştirilen saldırıyı kınadığını dile getirdiği bir açıklamada bulundu. Yaşanan olayın ciddi bir tehlike arz ettiğini ifade eden ez-Zeyyani, söz konusu saldırıların bunları planlayan ve gerçekleştiren kimselerin kötü niyetlerini yansıttığını söyledi.
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, gerçekleştirilen saldırıları sert ifadelerle kınadı ve bu sabotaj eylemlerinin deniz taşımacılığıgüvenliğini ciddi bir şekilde ihlal ettiğini ve bölgedeki tansiyonu yükselteceğini söyledi.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Cidde’deki ana merkezinden yaptığı açıklamada, Umman Körfezi'ndeki BAE'nin ekonomik sularında dört ticaret gemisine yönelik gerçekleştirilen sabotaj eylemlerini en sert şekilde kınadı. Açıklamada söz konusu eylemlerin uluslararası deniz trafiğinin güvenliğini tehdit ettiği kaydedildi ve deniz seyrüseferlerin güvenliğinin sağlanması için uluslararası topluma sorumluluk alması çağrısında bulunuldu.
İngiltere Dışişleri Bakanı JeremyHunt, dün yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasındaki gerginliğin tırmanması nedeniyle Körfez'deistenmeyen bir çatışma çıkabileceği hususundaki endişelerini dile getirdi.
Ürdün dün yaptığı açıklamada, aralarında iki Suudi petrol tankerinin de bulunduğu dört gemiye yönelik gerçekleştirilen sabotaj eylemlerini kınadı ve her ne olursa olsun Basra Körfezi'ndeki seyrüsefer güvenliği için tehdit oluşturan her şeyi reddettiği bildirdi. Ürdün Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, BAE karasuları yakınlarındaki dört gemiye yönelik gerçekleştirilen saldırıların en sert şekilde kınandığı belirtildi.
Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Süfyan el-Kudat,Ürdün'ün ‘"kaynağı ne olursa olsun, Arap Körfezi'ndeki deniz trafiği güvenliğini ve emniyetini tehdit eden herhangi bir suç eylemini’ tereddütsüz reddettiğini bildirdi.
Lübnan Başbakanı Saad Hariri, el-Fuceyra Emirliği yakınında BAE'nin karasularında seyreden petrol tankerlerine yönelik gerçekleştirilen sabotaj eylemelerini kınadı. Hariri dün yaptığı açıklamada, bu sabotaj eylemlerinin dünyanın en önemli su yollarından birindeki seyrüsefer güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Ayrıca söz konuş eylemlerin kardeş Arap ülkelerine ve ortak Arap güvenliğine doğrudan bir saldırı olduğunu dile getiren Hariri, bu eylemlerin uluslararası petrol piyasaları aracılığıyla küresel ekonominin istikrarını tehdit ettiğini belirtti. Hariri açıklamasının devamında, ülkesinin gerek BAE gerekse de Körfez'deki bütün Arap ülkelerinin yanında olduğunu dile getirdi.
Yemen, BAE’nin ekonomik sularında dört ticari kargo gemisine yönelik gerçekleştirilen sabotaj eylemlerini kınadı. Yemen Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, bu eylemlerin bölgesel ve uluslararası güvenlik ve barış için doğrudan bir tehdit oluşturduğu kaydedildi. Açıklamanın devamında söz konusu saldırıların arasında olan kimselerin bölgedeki durumu istikrarsızlaştırmaya çalıştığı ifade edildi ve Yemen’in BAE’nin yanında durduğu belirtildi.
Arap Parlamentosu Başkanı Dr. Meşal bin Fehm es-Silmi de söz konusu saldırıları en sert ifadelerle kınadı. Ticari gemilerin hedef alınmasının bir terör eylemi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve bu eylemlerin uluslararası barış ve güvenlik için ciddi bir tehdit oluşturduğunu dile getiren es-Silmi, bu eylemlerin faillerinin bir an önce bulunması için uluslararası topluma kararlı bir şekilde hareket etmesi çağrısında bulundu.
İran üzüntüsünü dile getirdi
Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı tarafında yapılan açıklamada, BAE karasularındaki ticari gemilere yönelik gerçekleştirilen sabotaj eylemlerinin ‘üzücü ve endişe verici’ olduğu kaydedildi ve olayın ayrıntılarının açığa çıkarılması için soruşturma başlatılması çağrısında bulunuldu.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abbas Musevi, farklı ülkelerden 4 ticari geminin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) kara suları yakınlarında sabotaja uğramasının "endişe verici" olduğunu belirtti. Musevi, Umman Denizi'nde 4 ticari geminin sabotaja uğramasıyla ilgili Dışişleri Bakanlığı sitesinde yaptığı yazılı açıklamada olayın aydınlatılmasını istedi.
Olayın gemicilik faaliyetlerine ve geçiş güvenliğine yönelik olumsuz etkilerine dikkati çeken Musevi, “bölgenin güvenliğine zarar vermek isteyenlere, kötü niyetlilerin komplolarına ve dış faktörlerin maceralarına karşı bölgedeki ülkelerin uyanık olması gerektiğini” ifade etti.
İran Dışişleri Bakanlığı'nın yorumu, Devrim Muhafızları kurumları için çalışan ajansların ve gazetecilerin ‘söz konusu saldırıyı gerçekleştiren kimseleri direnişin çocukları’ olarak nitelendirmesini ardından geldi.
F-35 savaş uçakları Körfez üzerinde devriyeler gerçekleştirdi
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, son zamanlarda Ortadoğu’daki Amerikan menfaatlerine yönelik saldırı hazırlığında olmakla suçladığı İran’a yönelik baskılarını ve yaptırımlarını arttırdı. Nitekim F-35 savaş uçaklarının Körfez üzerinde devriye gezmeleri hadisesi, Washington ve Tahran arasındaki artan gerilim çerçevesinde yaşandı.
Washington, kendi adına Tahran'ı ‘yakın zamanda bir saldırı planlamakla’ suçlayarak, İran’la artan gerilim üzerine USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve bir bombardıman görev gücüne ek olarak ‘USS Arlington’ savaş gemisini ve Patriot hava savunma bataryasını Ortadoğu’ya gönderdi.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo,Fransız, İngiliz ve Alman yetkililerle İran dosyasını görüşmek üzere Brüksel'e gitti. Ayrıca ABD'li bir yetkili Pompeo’nun gerçekleştireceği Moskova ziyaretini bundan dolayı iptal ettiğini söyledi.ABD Dışişleri Bakanı, İran dosyasına odaklanmak amacıyla son birkaç gün içinde Berlin ve Grönland’a gerçekleştireceği ziyaretleri iptal etti.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi,Tahran ve dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan çekildikten sonra İran’a yönelik yaptırımlarını arttırdı.Bu ay söz konusu yaptırımları daha sıkılaştıran Washington, Tahran'ın petrol ihracatını sıfıra indirmek istediğini belirterek, bazı ülkelerin petrolalmalarını sağlayan muafiyetleri iptal etti.



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.