AP seçimleri: Geleneksel siyasi güçler ve popülistlerin Avrupa çekişmesi

Avrupa Parlamentosu’nun Brüksel’deki binası (AP)
Avrupa Parlamentosu’nun Brüksel’deki binası (AP)
TT

AP seçimleri: Geleneksel siyasi güçler ve popülistlerin Avrupa çekişmesi

Avrupa Parlamentosu’nun Brüksel’deki binası (AP)
Avrupa Parlamentosu’nun Brüksel’deki binası (AP)

Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine kısa bir süre kala Avrupalı liderlerin çoğu, popülistlerin yükselişine karşı destekçilerini seferber etmek ve geleneksellerin seçimlerdeki düşük katılım oranlarını artırmak için harekete geçti. AP seçimleri yarın, Avrupa projesi karşıtı güçlerin hızla yükseldiği İngiltere ve Hollanda’da yapılacak seçimlerle başlayacak.
Aşırı sağcı partilerin hızlı yükselişine karşı çıkanların ön saflarında yer alan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron dün yerel gazetelerde yayınlanan röportajında Avrupa’daki “bölünme” potansiyelinin Avrupa Birliği’nin (AB) “bekasına yönelik bir tehlike” oluşturduğu konusunda uyardı. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre Macron, bu nedenle Avrupa seçimleri kampanyasına doğrudan katılım gösterdi.
Öte yandan Macron, Ocak ayında “Avrupa tehlikede” başlıklı bir bildiriyi imzalayan ve “popülist akım” karşısında seferberlik çağrısında bulunan Avrupalı aydınlarla dün öğle yemeğinde bir araya geldi. Bununla birlikte yapılan son anketlerde, Marine Le Pen liderliğindeki Fransız aşırı sağının aldığı destekle Macron’un aldığı desteğin neredeyse başa baş gittiğine vurgu yapıldı.
Fransa’da yaklaşık 40 yerel gazetede yayınlanan röportajda Macron, “neden seçimleri bir kenarda durup izleyemediğini ve neden aktif bir katılımcı olması gerektiğini” şöyle açıkladı;
“Önümüzdeki seçimler 1979 yılından bu yana yapılan seçimlerin en önemlisi. Çünkü Avrupa Birliği bugün varoluşsal bir tehditle karşı karşıya. Eğer barışı tesis eden ve bölünmeyi durduran Avrupa’yı terk edersem, tarihe karşı sorumlu olacağım.”
Macron’un Avrupa planı
Röportajda bir takım önerilerde bulunan Macron, seçimlerden sonra bir “Avrupa Kuruluş Anlaşması” imzalanması ve önümüzdeki 5 yıl içinde Avrupa’nın stratejisi ve bunun sonucunda ulaşılan anlaşmaların değiştirilmesi için vatandaşları ve siyasi liderleri bu anlaşmaya dâhil etmeyi istiyor.
Fransa Cumhurbaşkanı çevreyle ilgili bir soruya, Avrupa’da akaryakıta ortak vergi uygulanması çağrısında bulunarak yanıt verdi. Pazartesi günü Portekiz Başbakanı Antonio Costa ile bir araya gelen Macron, “milliyetçilik yaparak Avrupa'yı yok etmeye çalışanlarla” mücadele için “ilerlemecilerin kapsamlı bir koalisyon inşa etmesi” çağrısı yaptı. Öte yandan Macron’un muhalifleri, özellikle kurucusu olduğu iktidardaki Cumhuriyet Yürüyüşü hareketinin (LREM) afişinde tek başına görünmesinin ardından Avrupa seçim kampanyasına doğrudan katılımını şiddetle kınadılar.
Macron’a tepkiler yükseliyor
Aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisi lideri Jordan Bardella Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Emmanuel Macron, cumhurbaşkanlığı görevini kötüye kullanıyor ve bir çete lideri gibi davranıyor" dedi. Bardella mesajında, Macron’u cumhuriyete karşı gelmekle suçladı. Merkez Sağ Cumhuriyetçiler Partisi yetkililerinden Guillaume Larrivé ise “Bu seçimler, ‘ya Macron’lasın ya da değilsin’ yahut ‘ya Le Pen’lesin ya da değilsin’ şeklinde bir referandum olması için hazırlanmış” diyerek, Macron’un seçimlere katılımını şiddetle eleştirdi.
Aşırı sağcı “Boyun Eğmeyen Fransa” partisinden Manon Aubry de, Macron’un sanki “ya ben ya kaos” dercesine hareket ettiğini belirterek, “Ancak gerçek şu ki elimizde bir kaos bir de Macron var. Çünkü Avrupa’daki liberal politikalardan kısmen sorumlu” ifadelerini kullandı.
Diğer yandan eğer Macron’un partisi yerini, RN’ye bırakmak zorunda kalırsa Cumhurbaşkanı’nın 6 aydır devam eden “Sarı Yelekliler” hareketiyle zaten zayıflamış olan manevra kabiliyeti daha da azalacak. Ancak Macron röportajındaki bu suçlamalara karşılık, “Seçim kampanyasında kendimi bu temelde öne sürmüyorum” dedi.
Steve Bannon sesleri
Başbakan Edouard Philippe tıpkı diğer hükümet yetkilileri gibi RN’ye karşı sert bir kampanya yürütürken RN’yi ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Avrupa’yı zayıflatmak için kullandığı “Truva Atı” olmakla suçladı. Ancak bu kampanyanın asıl hedefinde, özellikle Fransız basınına verdiği röportajlarda Marine Le Pen’i öven, Trump'ın eski danışmanı aşırı sağcı Steve Bannon bulunuyor.
Steve Bannon’u “ABD yönetimine yakın bir isim” olarak tanımlayan Macron, ilk kez milliyetçiler ve yabancıların çıkarları için “Avrupa'yı parçalamaya” yönelik bir suç ortaklığı oluştuğunu söyledi. Macron ayrıca “Ruslar ve aşırılık yanlısı partilere fon sağlayarak ve onlara yardım ederek daha önce hiç bu kadar rol oynamayan diğerlerine de” sert eleştirilerde bulundu.
Merkel’den liderlere çağrı
Öte yandan Almanya Başbakanı Angela Merkel, popülistlerin yükselişine karşı daha önce uyarıda bulunarak, Avrupalı liderleri, “Avrupa'yı yok etmek isteyen akımlara” karşı “net bir duruş” sergilemeye çağırmıştı.
Geleneksel siyasi güçlerin bu hareketi karşısında Avrupalı aşırı sağcılar İtalya İçişleri Bakanı ve Kuzey Ligi lideri Matteo Salvini’nin Milano’da gerçekleştirdiği büyük mitingin ardından Uluslar ve Özgürlük Avrupası (ENF) çatısı altında saflarını birleştirdiler. ENF çatısı altında bir araya gelen partiler ise şöyle; Fransa’dan FN Partisi, Hollanda’dan Özgürlük Partisi (PVV), Belçika’dan Flaman Çıkarı (VB) ve İtalya’dan Kuzey Ligi (Lega Nord) Partisi.
Aşırı sağcıları Milano’da bir araya getiren olay ise, Avusturya'da sağcı Halk Partisi (ÖVP) ve aşırı sağcı Özgürlük Partisi (FPÖ) arasındaki hükümet koalisyonunun çökmesine neden olan skandal oldu.
Fransız aşırı sağının lideri Le Pen, Avusturya Başbakan Yardımcısı ve FPÖ Genel Başkanı Heinz Christian Strache’yi 2017’deki genel seçimler öncesinde partisine yardım sağlanması için Ruslarla yaptığı görüşmeye ait bir videonun ortaya çıkması üzerine istifa etmesinin ardından müttefikini “büyük bir yarık” oluşturmakla suçlayarak kınadı. Ancak Le Pen’in kendisini aşırı sağcı bir liderin neden olduğu bu skandaldan uzaklaştırma girişimi, muhaliflerinin bu konuyu ona karşı kullanmasını engelleyemedi.
Salvini’ye sert eleştiri
AP’nin Belçikalı milletvekili Guy Verhofstadt, söz konusu skandal üzerinden İtalyan aşırı sağcı lider Salvini’ye sert eleştirilerde bulundu. Bununla birlikte Verhofstadt’ın lideri olduğu AP’deki Avrupa İçin Liberal ve Demokrat İttifakı (ALDE), Emmanuel Macron’un partisinden AP’ye ilk defa girecek olan milletvekilleriyle birlikte üçüncü bir güç oluşturmayı umuyor.
Twitter hesabı üzerinden yayınladığı mesajda, Matteo Salvini'ye yüklenen Belçikalı parlamenter “Siz ve arkadaşlarınız; Marine Le Pen (Fransa), Heinz Christian Strache (Avusturya), Viktor Orban (Macaristan), Nigel Farage (İngiltere) Avrupa'yı yıkmak için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den destek alıyorsunuz” ifadelerini kullandı. Daha sonra İtalyan lidere meydan okuyan Verhofstadt yüz yüze bir tartışma teklifinde bulunarak, “Bana sadece nerede olmasını istediğini söyle, orada olacağım” dedi.
Öte yandan AB İşlerinden Sorumlu Bakanlar toplantısına katılmak üzere Brüksel'e gelen Almanya’nın AB İlişkileri Bakanı Michael Roth burada yaptığı açıklamada, Avusturya'daki skandalın, “AB’yi milliyetçilerin ve popülistlerin ellerine” bırakılmaması için seçimlerin öncesinde gelen bir uyarı niteliğinde olduğunu söyledi.
Juncker: Aşırı sağ tehdidini ortadan kaldırmak için…
Ekim ayında görev süresi sona erecek olan Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Viyana'da katıldığı bir konferans sırasında, “savaşmaya değer bir yerde savaşılması” çağrısında bulunarak, “Sendikaların, sosyal demokratların, Hıristiyan demokratların ve diğerlerinin yaklaşmakta olan Avrupa seçimleri sırasında ve gelecek 10 yıl içinde aşırı sağ tehdidini ortadan kaldırmak için bir araya gelmek zorunda olduklarını açıkça söylememe dahi gerek yok” dedi.
Robert Schuman Vakfı’ndan Sylvain Kahn ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu savaşta aşırı sağcı ve radikal hareketler başlı başına yeni bir olgudur. Çünkü aşırı sağcı liderler şimdiye kadar milli ideolojilerine dayanarak sınır ötesi siyasi yaşamları ve milletleri reddettiler” dedi.
Pazartesi günü yayınlanan “Avrupa’da eksenin aşırı sağa kaymasına” ilişkin çalışmasında Kahn, “Söz konusu siyasi partilerin büyük bir çoğunluğu hali hazırda AB ülkelerindeki hükümet koalisyonlarına katılmış veya katılmak üzere olduğundan, Avrupa siyasi sahnesinde zaten etkililer” ifadelerini kullandı.



Birleşmiş Milletler: İran savaşı 32 milyon insanı yoksulluğa itebilir

Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler: İran savaşı 32 milyon insanı yoksulluğa itebilir

Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
Tahran'daki bir pazarda vatandaşlar (AFP)

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), İran-Ukrayna savaşının ekonomik etkileri nedeniyle dünya çapında 32 milyondan fazla insanın yoksulluğa sürükleneceği uyarısında bulundu; gelişmekte olan ülkelerin bu durumdan en çok etkileneceği tahmin ediliyor.

Ateşkesin kırılganlığı konusunda şüphelerin ortasında yayınlanan raporda, UNDP, dünyanın enerji, gıda ve zayıf ekonomik büyümeyi içeren bir “üçlü şok” ile karşı karşıya olduğunu belirtti.

Yoksullukla mücadeleyle ilgilenen ajans, çatışmanın uluslararası kalkınmada elde edilen kazanımları baltaladığını ve etkisinin bölgeler arasında farklılık göstereceğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Direktörü ve Belçika'nın eski Başbakanı Alexandre de Croo, «Böyle bir çatışma, kalkınma açısından bir gerileme anlamına gelir. Savaş sona erse ve ateşkes büyük bir memnuniyetle karşılansa bile, çatışmanın etkileri gerçekten de devam edecektir» değerlendirmesinde bulundu.

“Özellikle daha yoksul ülkelerde, insanlar yeniden yoksulluğun pençesine itilirken, uzun vadeli bir etki göreceğiz” diye devam etti. Bu en acı verici yanı. Yoksulluğa itilenler, çoğu zaman daha önce yoksulluk içinde yaşayıp ondan kurtulmuş, şimdi ise yeniden yoksulluğa itilenler oluyor» ifadelerini kullandı.

ABD-İran savaşının altı haftası boyunca enerji fiyatları keskin bir artış gösterdi; İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, küresel ekonomiye petrol ve gaz arzının kesilmesine yol açtı. Bunun gübre tedarikine ve küresel nakliyeye yol açtığı olumsuz etkilerle birlikte, uzmanlar gelişmekte olan ülkelerdeki gıda güvenliğini tehdit eden bir “zaman ayarlı bomba” olduğu konusunda uyarıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı, savaşın “yıkıcı etkilerinin” dünya ekonomisine kalıcı bir zarar verdiğini, savaşın sona ermiş olsa bile, belirtti.

Uluslararası Para Fonu'nun bahar toplantıları için dünya liderlerinin Washington'da bir araya gelmesiyle eş zamanlı olarak yayınlanan raporunda, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, ekonomik etkilerden en çok zarar gören ülkeleri desteklemek için küresel bir müdahalenin gerekli olduğunu vurguladı.

Program, gelişmekte olan ülkelerdeki en savunmasız aileleri korumak için yaklaşık 6 milyar dolarlık maliyetle, yoksulluk sınırının altında yaşayanlar üzerindeki şokların etkilerini hafifletmek amacıyla hedefli ve geçici nakit transferlerine ihtiyaç olduğunu belirtti.

De Croo, uluslararası kuruluşların ve kalkınma bankalarının mali destek sağlayabileceğini söyledi. De Croo, “İnsanların yeniden yoksulluğa düşmesini önlemek için kısa vadeli nakit transferleri sağlamanın olumlu bir ekonomik getirisi var” dedi. Alternatif müdahaleler arasında geçici yardımlar veya elektrik ya da mutfak gazı kuponları yer alabilir.

Program, savaşla ilgili 3 senaryoyu inceledikten sonra, en kötü senaryoda – ki bu senaryo 6 haftalık ciddi petrol ve gaz üretimi kesintisi ile 8 aylık sürekli maliyet artışını içeriyor – dünya çapında 32,5 milyon kişinin yoksulluğa sürükleneceğini ortaya koydu.

Raporda, Dünya Bankası tarafından hesaplanan ve kişi başına günlük 8,30 doların altındaki gelir olarak tanımlanan, üst orta gelir grubu için yoksulluk sınırı kullanıldı.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, zengin ülkelerin savaşın ekonomik etkilerini hafifletmek için daha güçlü bir konumda, ancak Güney Küresel ülkelerin daha zayıf bir konumda olduklarını ve halihazırda ciddi mali kısıtlamalarla karşı karşıya bulunduklarını belirtti.

Bu durum, ABD, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık dahil olmak üzere Batılı hükümetlerin, gelişmiş ekonomilerde borçlanma ve borç seviyelerinin yükselmesi ve savunma harcamalarının artırılması talepleri karşısında yardım harcamalarını kıstığı bir dönemde ortaya çıkıyor.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, Kalkınma Yardımı Komitesi (DAC) üyesi ülkeler 2025 yılında yardım harcamalarını 174,3 milyar dolar azalttı; bu rakam 2024 yılındaki rakamın yaklaşık dörtte biri kadar daha düşük.


Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?

Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
TT

Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?

Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)

ABD ordusu bugün saat 14.00’ten itibaren İran limanlarına yönelik ve bu limanlardan çıkan deniz trafiğini yasaklayacağını açıkladı. Bu adımın, günlük yaklaşık 2 milyon varil İran petrolünün küresel piyasalara girişini engelleyerek arz sıkıntısını artırması bekleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, planlanan abluka ve olası etkilerine ilişkin ayrıntılar şöyle:

Hafta sonu İslamabad’da ABD ile İran arasında yapılan barış görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, donanmanın ‘Hürmüz Boğazı’na girmeye veya buradan çıkmaya çalışan tüm gemilere yönelik abluka uygulamasına başlayacağını’ duyurdu.

Daha sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukanın yalnızca İran’a giden ve İran’dan çıkan gemilerle sınırlı olacağını açıkladı. Buna İran’ın Arap Körfezi ve Umman Denizi’ndeki tüm limanları da dahil. CENTCOM, İran dışındaki limanlara gidip gelen gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin engellenmeyeceğini ve seyrüsefer serbestisinin korunacağını vurguladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise Trump’ın açıklamalarına karşılık, askeri gemilerin boğaza yaklaşmasının ateşkes ihlali sayılacağını ve buna ‘kararlı ve sert’ şekilde karşılık verileceğini bildirdi. Öte yandan emekli amiral Gary Roughead, İran’ın Körfez’deki gemilere ateş açabileceği veya ABD güçlerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerinin altyapısını hedef alabileceği uyarısında bulundu.

Bunun petrol akışı üzerindeki etkileri neler?

İran sevkiyatlarının engellenmesi, küresel piyasalar açısından önemli bir petrol kaynağının devre dışı kalmasına yol açacak. İran, mart ayında günlük 1,84 milyon varil ham petrol ihraç ederken, nisan ayı itibarıyla bu rakamın günlük 1,71 milyon varil seviyesinde olduğu, 2025 yılı genel ortalamasının ise 1,68 milyon varil olduğu bildirildi.

Buna karşın, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından önce İran üretimindeki keskin artış, denizdeki petrol stoklarının neredeyse rekor seviyelere ulaşmasına yol açtı. Kpler verilerine göre, bu ayın başlarında tankerlerde taşınan toplam İran petrolü miktarı 180 milyon varili aşmış durumda.

Peki ya Körfez’deki diğer üreticilerden gelen petrol akışları ne durumda?

Hürmüz Boğazı üzerinden deniz trafiği, savaşın başlangıcından bu yana uygulanan İran ablukasının etkisiyle, geçen hafta ABD ile İran arasında varılan iki haftalık ateşkese rağmen neredeyse durma noktasında kalmaya devam ediyor.

Petrol tankerlerinin büyük bölümünün bugün boğazdan geçişten kaçındığı gözlendi.

Pakistan bandıralı iki tanker dün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt’ten yük almak üzere Körfez’e giriş yaptı. Aynı gün Liberya bandıralı çok büyük bir ham petrol tankeri de daha erken saatlerde boğazı geçti.

Buna karşılık Malta bandıralı bir diğer dev tanker, Irak ham petrolü yüklemek ve Vietnam’a taşımak üzere dün boğazdan geçmeye çalıştı, ancak geri dönerek Umman Körfezi açıklarında demirledi.

Cumartesi günü ise tam yüklü üç tanker Hürmüz Boğazı’nı geçerek, ABD ile İran arasında sağlanan ateşkes sonrası Körfez’den ayrılan ilk gemiler oldu.

Kpler verilerine göre, geçen salı itibarıyla Körfez içinde yaklaşık 172 milyon varil ham petrol ve rafine ürün taşıyan 187 tanker bulunuyordu.

En çok etkilenen ithalatçı ülkeler hangileri?

Savaş öncesinde İran petrol ihracatının büyük bölümü, dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin’e yöneliyordu. Geçen ay ABD, yaptırımlarda sağladığı bir muafiyetle Hindistan dahil bazı alıcıların İran petrolü ithal etmesine imkân tanıdı.

Gemi takip verilerine göre Hindistan’ın, yaklaşık yedi yıl aradan sonra İran’dan ilk ham petrol sevkiyatını bu hafta teslim alması bekleniyor. Söz konusu veriler London Stock Exchange Group ve Kpler tarafından paylaşıldı.

Savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyordu. Bu sevkiyatların büyük kısmının, dünyanın en büyük ithalat bölgesi olan Asya’ya yöneldiği belirtiliyor.


Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
TT

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün devam etmesinin ve ülkelerin birbirine güvenebilmesi için bölgede bir güvenlik anlaşmasının gerekliliğinin altını çizdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran ve ABD'nin ateşkesin önemini ve buna olan ihtiyaçlarını farkında olduklarını, İslamabad'da yapılan müzakerelerin ciddiyetlerini ortaya koyduğunu vurguladı ve aynı zamanda İsrail'in müzakereleri engellemeye çalıştığı konusunda uyarıda bulundu.

Fidan, Pakistan'daki görüşmelerin başarısız olmasına rağmen İran ve ABD'nin ateşkes konusunda samimi olduğunu belirterek, Washington ve Tahran'ın ilk tutumlarını ortaya koyduğunu kaydetti. Fidan, bugün Türkiye'nin Anadolu Ajansı muhabirleriyle yaptığı geniş kapsamlı basın toplantısında, “İlk tutumlar genellikle bir dereceye kadar sert olur, ardından taraflar arabulucuların desteğiyle bu tutumları birbirine yaklaştırmaya çalışır; tabii ateşkesin sağlanması, sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesi niyeti varsa” ifadelerini kullandı.

Fidan, Türkiye’nin İslamabad’daki müzakere taraflarıyla sürekli temas halinde olduğunu; ne tür bir katkı sunabileceğini değerlendirmek ve tıkanma noktalarını belirlemek amacıyla bunu yaptığını belirtti. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in müzakerelerle ilgili basın toplantısı düzenlediğini belirten Fidan, Vance'in açıklamalarının İran'ın nükleer dosyasında tıkanıklık varken masaya bir öneri konulduğunu gösterdiğini kaydetti.

İran tarafının ABD'nin önerisini değerlendireceğini ve “buna yanıt vereceklerini düşündüğünü” belirten Fidan, müzakere edilen konuların niteliği göz önüne alındığında 15 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmanın teknik olarak mümkün olmayabileceğini vurguladı.

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, müzakerelerin 45 ila 60 gün arasında bir süre daha devam etmesinin yeni bir ateşkes önerisini gerektirebileceğini belirtti ve İran'ın nükleer programı, özellikle de zenginleştirme konusunda “ya hep ya hiç” denklemine geri dönülmesinin ciddi engellere yol açabileceği uyarısında bulundu. “Bazı arabulucuların ve diğer ülkelerin desteğiyle bunu aşmaya çalışacağız” diyen Fidan sözlerine şöyle devam etti: “İsrail'in engelleyici rolünü her zaman hesaba katmak gerekir; bunu Amerikalılara ve diğer taraflara sürekli olarak söylüyoruz.”

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve Türkiye'nin buradaki silahlı güce katılıp katılamayacağı konusunda Fidan, bu konunun Türkiye'ye gündeme getirilmediğini ve tüm dünyanın istediğinin engelsiz uluslararası seyrüsefer özgürlüğü olduğunu vurguladı. Türkiye'nin tutumunun, boğazın barışçıl yollarla açılması gerektiği yönünde olduğunu ve silahlı bir uluslararası barış gücüyle müdahale etmenin çok zor olacağını düşündüğünü ifade etti.

Dışişleri Bakanı, İran ile müzakerelerin yapılması ve ikna yöntemlerine başvurulması gerektiğini söyleyerek boğazın mümkün olan en kısa sürede açılması gerektiğini belirtti.

Fidan, bölgedeki son gelişmelerin kapsamlı bir güvenlik yapısı oluşturulması ve ülkelerin güvenlik kapasitelerinin güçlendirilmesi ihtiyacını teyit ettiğini ve Türkiye'nin bölgede bir güvenlik anlaşması yapılması konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Bölgedeki sorunların temel nedeninin ülkeler arasındaki güven eksikliği olduğunu belirten Bakan, “Bu güveni inşa etmek için ülkelerin birbirlerinin egemenliğine saygı göstermeyi taahhüt ettikleri bir güvenlik anlaşması şarttır. Ekonomik kalkınma projeleri ve diğer projeler bu temele dayandırılabilir. İran savaşı sonrası dönemde bu sorunun kökten çözülmesini umuyoruz” şeklinde konuştu.