Cibuti Devlet Başkanı: Suudi Arabistan'daki zirveler birlik, güvenlik ve istikrarı güçlendirecektir

Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh
Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh
TT

Cibuti Devlet Başkanı: Suudi Arabistan'daki zirveler birlik, güvenlik ve istikrarı güçlendirecektir

Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh
Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh

Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh, Suudi Arabistan'ın  Körfez, Arap ve İslam zirvelerine ev sahipliği yapmasının, ülkenin omuzları üzerinde büyük bir sorumluluk hissettiğini gösterdiğini söyledi. Guelleh, söz konusu zirvelerin bölgeyi çevreleyen mevcut koşullar altında güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkıda bulunacağına dikkat çekti.
İslami zirveden krizlerin çözülmesini ve İslam ülkeleri arasındaki birlik ve beraberliğin korunmasına katkıda bulunacak kararların çıkmasını umut ettiğini söyleyen Guelleh, Suudi Arabistan'ın Arapların önderi, İslam dininin ve Müslümanların kıblesi olduğunu kaydetti. Ayrıca Suudi Arabistan’ı hedef alan her türlüsaldırının Arapları ve İslam ülkelerini de hedef aldığını vurguladı.
Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh, Şarku’l Avsat'la gerçekleştirdiği özel röportajda Suudi Arabistan’a ait iki petrol  istasyonunun hedef alınmasının gerek bölgenin gerekse de enerji kaynaklarının güvenliğini tehdit eden bir terör eylemi olduğuna dikkat çekti. Söz konusu eylemlerle yüzleşilmesi adına uluslararası dayanışmaya duyulan ihtiyacın altını çizdi. Ayrıca Körfez'e ve Kızıldeniz’e yönelik gerçekleştirilen saldırıların bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit ettiğini de belirten Guelleh, bu tür eylemlerin şiddetle karşısında olduklarını vurguladı.
Bölgenin şu anda yaşadığı krizlere, özellikle Filistin, Suriye, Yemen, Libya, Irak ve diğer Arap ülkelerindeki duruma dikkat çeken Guelleh, söz konusu meselelerin ayın sonunda Suudi Arabistan’da gerçekleştirilecek zirvenin en önemli gündem maddeleri arasında yer alacağını söyledi. Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh röportajda gerek bölgesel gerekse uluslararası alana dair birçok başlıkta Şarku'l Avsat'a özel açıklamalarda bulundu.
Önümüzdeki birkaç gün içinde Arap ve Körfez zirvelerinin yanı sıra bir de İslam zirvesine katılacaksınız. Sizce karşı karşıya kalınan en önemli zorluklar neler?
- Ramazan’ın 25’inde ve 26’sında Mekke'de yapılacak olan bu zirveler, İslam dünyasının halihazırda içinde bulunduğu kritik koşullar ve karmaşık zorluklarla paralel gerçekleştiriliyor. Şu an Yemen, Suriye, Libya, Irak, Cezayir, Sudan ve Somali gibi birçok Müslüman ve Arap ülkesi zor şartlardan geçiyor. Bir yandan Filistin ve Kudüs toprakları işgal altındayken diğer yandan küresel güvenliği tehdit eden aşırılık ve terörizm de gün geçtikçe büyüyor. Bununla birlikte bölgede yaşanan ciddi bir su krizi de var. Bunlar, bölgedeki güvenlik tehditlerini tartışmak için büyük çabalar sarf edilmesini gerektiren büyük zorluklardır.
Zirvelerden ne gibi sonuçlar alınması bekleniyor?
- Zirvelerin İslam dünyasını sarsan çeşitli sorunlara ışık tutarak krizlerin çözümüne katkı sağlayacak önemli kararlarla sonuçlanacağını, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkeleri arasındaki birlik ve beraberliği koruyacağını ve ülkelerin kendi aralarındaki ilişkileri geliştirmelerine katkıda bulunacağunı umuyorum.
Kardeşim Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in rehberliğinde yeryüzündeki en kutsal mekan olan Mekke’de, Kadir Gecesi'nde gerçekleştirilecek zirvelerin zamanın ve mekanın da bereketiyle oldukça verimli geçeceği konusunda iyimseriz.
Zirvelerde Filistin, Suriye, Yemen, Libya ve Irak konuları hangi ölçüde kendine yer bulacak?
- Filistin öncelikli Arap ve İslam meselesidir. Bundan dolayı geçekleştirilen bütün toplantılarda ilk sırada yer alması doğaldır. Bununla birlikte Suriye krizinin yanı sıra Yemen, Libya ve Irak'taki istikrarsızlığın ve güvensizliğin de endişe verici meseleler olduğuna şüphe yok.
Suriye'deki trajedi sadece siyasi çözümle sonlandırılabilir. Suriye halkının beklentilerini ve taleplerini karşılayacak nitelikte olması gerekn bu çözüm, ülkenin birliğinin ve bağımsızlığın korunması ile ülkede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına bağlıdır.
Elbette bir de Yemen meselesi var. Yemenli kardeşlerimize ‘anayasal meşruiyeti desteklemek, ülkenin ve meşru liderliğinin yanında olmak ve ülkede kaosa sebep olan darbeyi sona erdirmek’ üzere el ele vermeleri çağrısında bulunuyoruz. Ülkedeki krizden çıkışın tek yolu Körfez Girişimi ve Yürütme Mekanizması, Ulusal Diyalog Konferansı sonuçları ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2216 kararına dayalı barışçıl ve siyasi bir çözümdür.
Libya'daki kardeşlerimize olan desteğimizi de yineliyor ve Libyalı taraflara ‘halkın beklentileri olan güvenlik, istikrar ve refah için bölünmeleri ve çatışmaları sonlandırarak omuz omuza vermeleri’ çağrısında bulunuyoruz. Aynı zamanda güvenlik ve istikrarın sağlanmasına ve terör çetelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik çabalarında kardeş ülke Irak’ın da yanında olduğumu bir kez daha dile getiriyoruz.
Arap Körfezi, Kızıldeniz ve Bab'ül Mendep gibi bölgesel suların güvenliği tehdit altında. Bu tehditlerin büyüklüğüyle ilgili değerlendirmeniz nedir?
- Güvenlik tehditleri genellikle ilgili bölgenin yüksek stratejik önemi ile ilişkilidir. Bundan dolayı Arap bölgesel sularına yönelik ‘aşırılıkçı, terörizm, deniz korsanlığı, mezhep savaşları ve bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin olumsuz müdahalesi’ gibi çeşitli tehditler var. Bütün bunlar, dünya barışı ve güvenliğinin sağlanması için yüksek bir uluslararası koordinasyona ihtiyaç duyan durumlardır.
Arap sahillerinin çoğunun Kızıldeniz'deki Bab'ül Mendep ve Basra Körfezi'ndeki Hürmüz gibi oldukça hassas geçitlere ev sahipliği yaptığı biliniyor. Her iki boğaz da gerek jeopolitik gerekse ekonomik ve güvenlik bakımından oldukça önemli bir konuma sahip. Ayrıca Kızıldeniz, kıyılarının uzunluğu ve Afrika, Asya ve Avrupa kıtalarının ortasında bulunmasından dolayı önemli stratejik ayrıcalıklara sahip. Buna karşılık uluslararası ticaretin yüzde 13'ünden fazlası Bab'ül Mendep Boğazı’ndan geçiyor. Nitekim Körfez petrolünün hayat damarı olan Hürmüz Boğazı’nda da durum böyle. Dünyadaki ham petrolün yaklaşık yüzde 30'u ve Körfez petrol ürünlerinin yüzde 90'ı buradan geçiyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait dört gemi saldırıya uğradı. Bu saldırının ciddiyetinin derecesi nedir ve böyle bir saldırıdan kim fayda sağlıyor?
- Küresel seyrüseferlere yönelik saldırılar ve uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden durumlar, karşı durulması ve şiddetle kınanması gereken eylemlerdir. Bundan dolayı teröristlerin son olarak BAE sularındaki Füceyre Emirliği yakınında gerçekleştirdikleri saldırıları en güçlü şekilde kınıyoruz. Bu hadiselerden yararlanan taraflar kim olursa olsun, söz konusu saldırılar bu hayati bölgedeki potansiyel tehlikelere karşı uyanık olma sorumluluğunu iki katına çıkarıyor.
İran’ın bölge ülkelerine müdahalesi ve Suudi Arabistan’ı füzelerle hedef alması Arap ve Körfez güvenliğini ne ölçüde tehdit ediyor? İran’ın bölgeye yönelik arzularının önüne geçilmesi ile ilgili beklentileriniz neler?
- Suudi Arabistan, Arapların önderi, İslam dininin ve Müslümanların kıblesidir. Ayrıca Suudi Arabistan’ı hedef alan herhangi bir saldırı aynı zamanda Arapların ve İslam ülkelerinin de hedef alındığı anlamına gelir. Bundan dolayı insansız hava araçları kullanılarak başkent Riyad'ın 320 kilometre batısındaki iki petrol istasyonuna gerçekleştirilen terör saldırılarını bir kez daha şiddetle kınıyoruz. Bu son saldırıların öncesinde ülke defalarca balistik füzelerle hedef alındı. Son olarak Müslümanların kıblesi olan Mekke-i Mükerreme bölgesindeki Cidde şehri hedef alınmıştı. Bu terör eylemlerinin bölge istikrarına ve enerji arzının güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu söylüyoruz. Ayrıca bütün bu tehditler karşısında Suudi Arabistan Krallığı’nın ve halkının yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.
Suudi Arabistan ve Cibuti arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Cibuti-Suudi Arabistan ilişkilerinin tarihi oldukça eskiye dayanıyor. 1977'den öncesine, yani Cibuti'nin bağımsızlığını kazanmasına kadar uzanıyor. Nitekim Suudi Arabistan Krallığı’nın desteğinin Cibuti'nin bağımsızlığını kazanmasında önemli bir rolü vardı.
Bir kez daha kardeş Suudi Arabistan ile olan ilişkilerimizin her seviyede güven, anlayış ve yüksek koordinasyona dayandığını ve bunun uluslararası ve bölgesel krizlere yönelik tutumlarda açıkça görüldüğünü belirtmek istiyorum.
Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretten ve Kral Selman bin Abdulaziz ile görüşmemden bu yana niteliksel bir sıçramaya tanık olan iki ülke arasındaki ilişkiler gün geçtikçe daha da güçleniyor. İlişkiler daha stratejik bir hale geldi. Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile daima iletişim halindeyim.
İki ülke arasındaki iş birliğinin ve sürekli koordinasyonun göstergesi olarak ortak bir komite var. Komite, üçüncü başarılı oturumunu nisan ayının sonunda Cibuti’de gerçekleştirdi. Cibuti ve Suudi iş adamları için ortak bir konsey de bulunuyor. Bu konsey de ikinci oturumunu nisan ayının sonunda Cibuti’de gerçekleştirdi. Ayrıca iki ülke arasındaki askeri iş birliğine tahsis edilen ortak bir askeri komite ve güvenlik iş birliği için kurulan ortak bir güvenlik komitesi de mevcut.
Sudan’daki durumla ilgili değerlendirmeniz nedir? Siyasi fikir birliğinin oluşturulmasına katkıda bulunmaya ne ölçüde hazırsınız?
- Tarih boyunca yanında olduğumuz Sudan’la yine dayanışma içerisinde olacağız. Ayrıca Cibuti, Afrika Boynuzu'ndaki barış ve uzlaşı konusunda oynadığı rollerle tanınıyor. Daha önceki dönemlerde Sudanlı tarafları bir araya getirmek için önemli çabalar sarf ettik. 1999 yılının sonlarında Ulusal Umma Partisi ile Sudan hükümeti arasında Kapsamlı Barış Anlaşması'nın (CPA) imzalanmasına arabuluculuk yaptık. Bu anlaşma, söz konusu dönemde var olan birçok sorunun ve anlaşmazlığın çözülmesine katkıda bulundu. Ayrıca tarafları barış içinde bir arada yaşama hedefini ön planda tutmaya teşvik ettik.
Halihazırda Cibuti Cumhuriyeti olarak kardeş ülke Sudan’daki gelişmeleri takip ediyoruz. Cibuti, Kıta ve bölge genelinde katıldığı organizasyonlarla Sudan'ın birliğini ve istikrarını korumak için gereken çabaları sarf etmeye bütünüyle hazır olduğunu ortaya koydu.
Somali, ülkedeki silahlı gruplar, korsanlık ve diğer birtakım faaliyetler sebebiyle halen ciddi bir kaosla karşı karşıya. Cibuti bu konuda nasıl bir rol oynuyor?
- İki ülke arasında güçlü ilişkiler ve büyük insani etkileşimler söz konusu... Cibuti, tüm krizlerinde ve sorunlarında Somali’yi desteklemek için ülkenin yanında olmaya devam ediyor. 1990'ların başında medana gelen Somali'deki iç savaş sırasında mültecilerin Cibuti'ye kabul edilmesi bunun en net örneklerinden biridir.
Cibuti'nin Somali'nin gerek yeniden inşası gerekse de taraflar arasındaki bölünmeyi sonlandırmak için birden fazla girişime ve konferansa arabuluculuk yaptığı biliniyor. Bunlardan en önemlisi 2000'in mayıs ayında Cibuti’nin Arta bölgesinde düzenlenen Arta Uzlaşı Konferansı’dır. Bu konferans, ülkedeki siyasi uzlaşmaların temelini oluşturdu. İlk iki uzlaşı konferansının da Cibuti'de yapıldığını belirtmek gerekiyor. Cibuti’nin ayrıca Afrika Birliği Somali Misyonu’nda (AMISOM) 2 binden fazla askeri görev yapıyor.
Daha önce çeşitli vesilelerle birçok kez dile getirdiğimiz gibi Somali, anayasal kurumlarını kurduktan sonra, ciddi güvenlik sorunlarına rağmen demokratik seçim deneyimleriyle kendini toparlamaya çalışıyor. Somali'nin İslam ve Arap ülkelerinin desteğine ihtiyaç duyduğunu bir kez daha vurguluyorum.
Suudi Arabistan'ın himayesinde Cidde'de varılan uzlaşının ardından Cibuti-Eritre ilişkilerinde ne gibi gelişmeler yaşandı?
- Cibuti-Eritre krizini çözme çabaları geçen yılın ikinci yarısında Afrika Boynuzu'nun şahit olduğu aktif diplomatik hareketlilik kapsamında geldi. Bu çözüm çabaları, kardeş Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın himayesinde Cidde’de varılan uzlaşıyla taçlandı.
Bu tarihi uzlaşı, komşu ülke Eritre ile aramızdaki bölünmüşlük sayfasının kapanmasına ve taraflar arasındaki güvenin yeniden sağlanmasına vesile oldu. Anlaşmazlık nedenlerine ilişkin –gelecek nesiller için de sorunu bütünüyle sonlandırmış olacak- nihai bir çözüm üzerinde çalışıyoruz. Suudi Arabistan bu konudaki çabalarını sürdürmesini arzu ediyoruz.



Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
TT

Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, ABD ile İran arasındaki savaşta yaşanabilecek yeni bir tırmanışın daha büyük yıkıma ve ciddi sonuçlara yol açmasından “son derece endişeli” olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bugün Bahreyn'in başkenti Manama'da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen Güvenlik Diyaloğu Zirvesi'nde konuşan Abdülati, “Bir sonraki çatışma turu daha tehlikeli ve daha yıkıcı olacak, hiçbir sonuç getirmeyecek. Geçmişten ders çıkarmalıyız” ifadelerini kullandı.

Haziran ayında varılan geçici anlaşma, İran'la yaşanan savaşta kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını veya Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığının normale dönmesini mümkün kılmadı. O tarihten bu yana İran, Washington'un İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırması karşılığında Tahran'ın yedi gün içinde aksayan deniz geçişini yeniden açmasını önerdi.

Yeni bir anlaşmaya varılması amacıyla Katar arabuluculuk heyeti dün yeniden Tahran'a döndü. Ancak taraflar, önce nükleer müzakerelerin mi yoksa ablukanın ve petrol yaptırımlarının hafifletilmesinin mi gündeme alınması gerektiği konusunda hâlâ anlaşmazlık yaşıyor.


Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
TT

Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevden alınması ve Başbakan Ali ez-Zeydi’nin kurumun yönetimini bizzat üstlenmesi, ülkenin en önemli güvenlik kurumlarından birindeki görev değişikliğinin ötesinde anlamlar taşıyor. Bu gelişme, hassas makamların siyasi güçler arasında nasıl paylaştırıldığı ve bu güçlerin güvenlik kurumları üzerindeki nüfuzunun sınırları konusunda yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Ez-Zeydi, eş-Şatri’yi görevden alma kararından üç gün sonra, perşembe akşamı ülkenin en hassas makamlarından birinin yönetimini devraldı. Aralık 2024’te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani tarafından Raid Cuhî’nin yerine atanan eş-Şatri, yaklaşık bir buçuk yıl görevde kaldı.

Hükümet, görevden alma kararını egemenliğin pekiştirilmesi ve bölgesel tehditlerle mücadele kapsamında atılmış bir adım olarak nitelendirdi. Ancak söz konusu tehditlerin niteliği veya ez-Zeydi’nin teşkilatın yönetimini ne kadar süreyle üstleneceği konusunda ayrıntı vermedi.

Bu adım, güvenlik kurumunun yönetiminde istisnai bir uygulama olarak değerlendirilirken, aynı zamanda kurum başkanının değiştirilmesinin ötesine geçen siyasi boyutlar taşıyor.

Ez-Zeydi, istihbarat teşkilatının “bütün Iraklılara ait” olduğunu ve partizan, mezhepsel ya da hizipsel paylaşımın dışında tutulması gerektiğini belirtti. Ancak yeni bir başkan atamak yerine görevi bizzat üstlenmesi, makamı iktidar ortakları arasında yürürlükte olduğu varsayılan yazılı olmayan siyasi paylaşım düzeninin dışında bırakıyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)

Güvenlik yapılanması

Siyasi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, makamların paylaşımına ilişkin mutabakatlar çerçevesinde istihbarat teşkilatı başkanlığının Sünni Arapların kontenjanına ayrıldığını, ancak bu düzenlemenin henüz Sünni bir ismin göreve getirilmesiyle sonuçlanmadığını belirtti.

Kaynaklara göre ez-Zeydi’nin teşkilatın başına geçmesi, bölgesel gerilimin arttığı bir dönemde yeni istihbarat başkanlığını siyasi çekişmelerden korumayı amaçlıyor olabilir. Kaynaklar, başbakanın güvenlik yapılanmasını yeniden düzenleme planlarının teşkilatın belirli siyasi güçlerin kontrolüne geçmesini zorlaştırdığını ifade etti.

2003'ten bu yana teşkilatın yönetiminde, eski subay Muhammed Abdullah eş-Şevvani'nin kısa süreli görev dönemi dışında, Şii partilerle bağlantılı isimler yer aldı. Buna karşılık Sünni yetkililer, operasyonlardan sorumlu başkan yardımcılığı gibi teşkilatın önemli kademelerinde görev yaptı. Söz konusu makam, İran yanlısı silahlı grupların kışkırtma kampanyalarına da hedef olmuştu.

Bağdat'ın Mansur bölgesindeki teşkilat merkezinin çevresi, Mart 2026'da insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen hava saldırısına maruz kaldı. Saldırıda bir istihbarat subayı hayatını kaybederken, merkezde maddi hasar meydana geldi.

Resmî olmayan güvenlik raporlarında, saldırının İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilim nedeniyle yasa dışı faaliyet gösteren silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Adının açıklanmasını istemeyen Sünni bir siyasetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Irak'taki mevcut mezhepsel ve etnik güç paylaşımı düzenine göre istihbarat teşkilatının Sünni Arapların kontenjanında bulunduğunu söyledi.

Söz konusu siyasetçi, bu kesimin özellikle hassas ve güvenlikle ilgili makamlarda güç paylaşımı sistemi nedeniyle sık sık haksızlığa uğradığını belirterek, Sünnilerin bu tür görevlerde temsil edilmemesinin, vatandaşlık ve geçmişin mirasını aşma söylemiyle siyasi uygulamalar arasındaki uçurumu ortaya koyduğunu ifade etti.

Ancak aynı siyasetçi, eş-Şatri'nin görevden alınmasıyla ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini birbirinden ayrı değerlendirdi. Başbakanın mevcut aşamada teşkilatı yönetmesinin, makam üzerindeki anlaşmazlığın siyasi güçler arasında yeni bir rekabet alanına dönüşmesini önleyebileceğini belirtti. Görev için adaylık sürecinin başlatılmasının, siyasi çekişmelerin yoğunluğu nedeniyle uzlaşmayı zorlaştırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)
Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)

İstihbarat teşkilatı: Merkezî yönetim ile siyasi paylaşım arasında

2003'ten bu yana Irak İstihbarat Teşkilatı, devlet kurumlarının inşasına damgasını vuran mesleki ve siyasi çıkarların iç içe geçmesinden bağımsız kalamadı. Güvenlik kurumları, sivil kurumlardan farklı bir yapıya sahip olmalarına rağmen, üst düzey görevler çoğu zaman siyasi güçler arasında pazarlık ve rekabet konusu oldu.

Siyaset araştırmacısı Abbas Abbud, 2003 sonrasında Irak devletinin kurumsal yapısında idari ve siyasi alanların iç içe geçtiğini, bunun da kurumların rolünü sınırlandırarak bağımsızlıklarını zayıflattığını ifade etti.

Abbud, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu iç içe geçişin idari görevlerden hassas güvenlik kurumlarına kadar uzanan bir siyasi nüfuz mücadelesine yol açtığını söyledi. Başbakanın teşkilatı siyasi paylaşım düzeninin dışında tutma yönündeki açıklamalarına rağmen, istihbarat kurumunun da bu rekabetin bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Burada öne çıkan soru, ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini siyasi liderlikle güvenlik kurumları arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye yönelik bir adıma dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi'nin kurulması ve yönetiminin eski İçişleri Bakanı Korgeneral Abdülemir eş-Şemmari'ye verilmesi, güvenlik yapılanmasının denetimini başbakanın liderliğinde merkezileştirmeye yönelik açıklanmış bir eğilimi yansıtıyor.

Ancak denetimin merkezîleştirilmesi, atama ve hesap verebilirlik konusunda açık kurallar oluşturulmadığı ve yetki sınırları belirlenmediği sürece kurumların mesleki bağımsızlığını güçlendireceği anlamına gelmiyor.

Müstansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Talib Muhammed Kerim, Irak'ın bölgesel ve uluslararası çatışmalardan korunabilmesi için stratejik gelişmeleri okuyabilen, çatışmaların yönünü ve bunların güvenlik, egemenlik ve ekonomik çıkarlar üzerindeki etkilerini öngörebilen bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Kerim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu hedefin gerçekleştirilmesi için teşkilatın siyasi çekişmelerden bağımsız bir mesleki yapıya kavuşması, güvenlik, diplomasi ve ekonomi kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması ve kurumu siyasi güçlerin hesaplarına göre değil, ulusal çıkarlar doğrultusunda yönetecek yetki ve vizyona sahip bir liderlik tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguladı.


Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
TT

Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan’daki savaşın sona erdirilmesi ve dışarıdan dayatmalar olmaksızın barışın tesis edilmesi için ülkesinin yardıma hazır olduğunu açıkladı. Putin, Moskova’da düzenlenen 3. Rusya-Afrika Zirvesi kapsamında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik ve teknik iş birliğini geliştirmeye yönelik bir yol haritası sundu.

Putin, ülkesinin çatışmaların durdurulmasını ve siyasi bir çözüme ulaşılmasını desteklediğini vurgulayarak, savaşın insani ve ekonomik sonuçlarına dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre önerilen yol haritası, ticaret, sanayi, teknoloji ve lojistik alanlarında iş birliğini kapsıyor.

Burhan ise Rusya ile stratejik ortaklık kurulması çağrısında bulunarak Kızıldeniz kıyısında, Rusya’ya ait akaryakıt ve buğday depolarının da yer alacağı serbest ekonomik bölge oluşturulmasını önerdi. Sudan hükümetinin, demokratik bir sivil geçiş sürecinin ve özgür seçimlerin önünü açacak, “tamamen Sudan’a özgü” bir barış sürecine bağlı olduğunu vurguladı.

Öte yandan Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Ukraynalı askerlerin Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında savaştığını ve birliklerine insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı konusunda eğitim verdiğini öne sürdü. Hartum yönetiminin Ukraynalı, Kolombiyalı ve diğer yabancı uyruklu kişilerin savaşa katılımına ilişkin kanıtlara sahip olduğunu belirten Salim, geçen yıl ABD yönetimine Ukrayna üzerinden Sudan’a Amerikan silahlarının ulaştırıldığını gösteren belgeler sunduğunu açıkladı.