​Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Greenblatt, Şarku’l Avsat’a konuştu: Barış planında iki devletli çözüm ve Yahudi yerleşimleri ibaresi yer almıyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)
TT

​Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Greenblatt, Şarku’l Avsat’a konuştu: Barış planında iki devletli çözüm ve Yahudi yerleşimleri ibaresi yer almıyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt, Yüzyılın Anlaşması’nın siyasi paketinin “gerçekçi” olacağı, İsrail-Filistin meselesinin çözümüne imkân sağlayacağı, hem İsrailliler hem Filistinliler için daha iyi bir yaşam ve daha iyi bir geleceği gerçekleştireceğini ifade etti.
Siyasi paketin kamuoyuna açıklanma tarihinin Trump tarafından belirleneceğini ifade eden Greenblatt, 60 sayfadan oluşan pakette iki devletli çözüm veya Yahudi yerleşim birimleri gibi taraflı ibarelerin yer almadığını kaydetti.
Greenblatt, bu ibarelerin yerine Hamas ve İslami Cihad örgütlerine yaklaşım ve Gazze’nin durumu gibi konuşulmayan meselelerin yer aldığını ifade etti.
ABD’nin Ortadoğu Temsilcisi Greenblatt, planın siyasi ayağında Kudüs, Yahudi yerleşim birimleri ve mülteciler meselesine ABD’nin daha önce getirmiş olduğu çözümleri reddettiğini vurguladı.
Şarku’l Avsat ile röportajında Greenblatt, planın, nihai olarak karar verecek konumdaki iki tarafın yürüteceği müzakerelere dayandığını söyledi.
ABD’li Temsilci, Washington’un taraflardan birinin planı reddetmesine karşı herhangi tavır benimsemeyeceğini, çünkü kimseyi kabul etmek istemeği bir şeyi kabul etmesi için zorlayamayacağını belirtti.
Greenblatt röportajının tamamı;
-Filistin yönetimi Bahreyn’de düzenlenen Manama çalıştayını boykot etti, anlaşmanın ekonomi ayağını reddetti ve anlaşma için “ölü doğdu” nitelemesinde bulundu. Planın siyasi ayağında Filistin yönetiminin bu tutumunu değiştirmesini sağlayacak ne sunmaya hazırlanıyorsunuz?

Engelleri ortadan kaldırma ve tarafları müzakere masasına dönmeye itme konusunda samimi çabalar sarf etme dışında hiçbir garanti vermiyoruz. Tarafların yeniden müzakere masasına oturmaları için ekonomi paketiyle bağlantılı olan siyasi paketi görmeleri gerekiyor. Filistin halkının bu anlaşmanın sunabileceği muhteşem geleceğin farkına varacağını düşünüyoruz. Bu gizli olan bir durum değil. Filistin ve İsrail arasındaki meseleler zor ve sorunlarla dolu. 60 sayfada sunduğumuz şey, tarafların bu çatışmadan nasıl çıkacaklarını ve daha iyi bir gelecek ile daha iyi bir hayatın nasıl mümkün olabileceğini anlamalarını sağlayacak siyasi bir pakettir. Fakat Filistin yönetiminin sorumluluk üstlenmesi ve sorunlarla yüzleşmesi gerekecek.
-Halihazırda Arap liderlerinin, Filistinlileri yumuşatmaya veya anlaşmanın kabulüne ikna etmeye yönelik çabaları var mı?
(Bu) siyasi paket için henüz erken. Çünkü bölge, siyasi pakete nelerin dahil olduğunu bilmiyor. Onlardan (Arap liderleri) Filistinlileri bir şeye ikna etmelerini istememiz adaletsizlik olur. Ekonomi paketi, Filistinlilere siyasi çatışmanın bitmesi halinde neler olabileceğine dair bir örnek sundu. Siyasi paket üzerinde başarılı olursak anlaşmanın ekonomi ayağı hayata geçecek. Siyasi ayağı olmadan ekonomi ayağı olmaz. Barış anlaşmasının imzalanması için çalışacağız. Söylenenlere bakmaksızın Filistinlilerin yaşamlarını iyileştirmeye çalışacağız. Fakat inat etmeye ve yardım istemiyormuş gibi davranmaya devam ederlerse, bu onların bileceği bir iş. Bu Filistin halkı için utanç verici.
-Jared Kushner (Trump'ın damadı ve Başdanışmanı) geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, anlaşmanın siyasi ayağına dair bazı adımları duyuracağını ifade etti. Çalışma ekibinin elinde halihazırda barış planıyla ilgili açıklayacağı neler var?
Sanırım Kushner siyasi paketi değil, ekonomi paketini kastetti.
-Twitter üzerinden Filistin yönetimini suçlayan sert ifadeler kullandınız. Tüm bu kızgınlığın nedeni ne?
Evet, bunun trajik bir durum olduğunu düşünüyorum. Onlar, ciddiyetle çalışan o memurların maaşının yarısını ödüyorlar. Memurlar çok az ücret alıyor. Onlar, sağlık hizmeti için ödeme yapmıyor ve bunun için de ABD’yi suçluyorlar. Onlara şunu söylüyorum: Paraları halkı desteklemek için kullanın, teröristleri ödüllendirmek için değil. Eğer yeni bir barış anlaşması imzalarsak bu tür oyunlara son vereceğiz. Şayet senin toplumun bunları yapıyorsa bu durumda başarılı bir topluma sahip olamazsın. Filistin halkının istediği şeyin bu olduğunu sanmıyorum.
-Filistin İstihbarat Başkanı Macid Ferec’in Washington’da barış planı üzerinde çalışan ekibi ziyaret ettiği yönünde sızdırılan haberler var. Bu, doğru mu? Ayrıca Filistinlilerle perde arkasında herhangi bir iletişiminiz bulunuyor mu?
Hayır. Macid’e çok saygı duyarım. 2017’de birlikte çalışmışlığımız var. Ancak 2017’nin sonlarından bu yana herhangi bir resmi iletişim olmadı. Bir iletişim olmasını temenni ederim ancak kesinlikle hiçbir iletişim olmadı.
-Siyasi paketin kamuoyuna ilan edileceği tarih ile 17 Eylül’de İsrail’de yapılması beklenen seçimler arasında bir bağlantı var mı? Ayrıca bunun için bir zamanlama söz konusu mu?
Başkan Trump paketin açıklanması için henüz bir tarih vermedi.
-İsrail’de Netenyahu’nun bazı rakipleri iki devletli çözümü destekliyor. Sizin de anlaşmayı duyurmak için seçimden önce veya sonra uygun bir zaman seçerek iki devletli çözüme desteğinizi açıklayacağınız yönünde varsayımlar var. Bu varsayımlar hakkında ne söylemek istersiniz?
Biz bu ibareyi (iki devletli çözüm) kullanmıyoruz. Bu ibarenin kullanımı hiçbir şey getirmez. Bu kadar karmaşık bir sorun bu iki kelimelik sloganla çözülemez. Biz, insanlardan sadece beklemelerini istiyoruz. Planın siyasi ayağını duyurduğumuzda her iki tarafın da bu çatışmadan mükemmel bir şekilde çıkabileceğini anlayacaklar. Ancak bu durum çok fazla mesai gerektiriyor.
-Kushner, siyasi paket için pragmatik, adil ve uygulanabilir ifadelerini kullanmıştı. Bu üç kuvvetli nitelemeyi Gazze, Kudüs, mülteciler ve iki devletli çözüm meselesiyle birlikte nasıl yorumlayabiliriz?
Sanırım onun biraz beklemesi gerekecek. Bu ibareler anlaşmayı fiili olarak tanımlıyor. Ben de bunlara ilave olarak “gerçekçi” nitelemesini ekliyorum. Geçmişte müzakerelerin ve diyalogun odağındaki bu tüm bu meseleler barışı sağlayamadı. Tüm bu tartışma konularını ele aldığımıza ve bunları derinlemesine ve düşünerek geliştirdiğimize inanıyorum. Mülteci sorunu ve diğer tüm siyasi meselelerin çözümünün nasıl gerçekleşeceği noktasında insanların anlayabileceği uzun bir plan ortaya koyduk. Bunun yanı sıra Gazze’deki durum, Gazze halkının korkunç problemleriyle nasıl başa çıkacağımız, Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlere nasıl yaklaşacağımız gibi üzerinde yeterince konuşulmayan meselelere yer verdik. Bu, Filistinlilerin yaşam standartlarını iyileştirme yolunda en büyük sorun teşkil eden ve en az konuşulan konudur. Bana göre bu mesele diğer sorunların da özünü oluşturuyor.
-Mülteciler, Kudüs’ün konumu, Yahudi yerleşimleri, toprak değişimi ve sınırlar gibi anlaşmazlık bulunan konular ve plan hakkında ipuçları verebilir misiniz?
Maalesef, bunu yapamam. Bu hassas bir süreç. Muhalefet eden kişilerin planı mahvetmelerine yol açabilecek bir şeyi açıklamak için bir sebep yok. Çözümü tam sağlamak ve insanlara planı okuyarak düşünmelerine izin vermek istiyoruz. Planı tüm detayları ile ele aldıklarında, eleştirinin daha rasyonel, adil ve uygun olacağını düşünüyoruz.
-Yahudi yerleşim birimlerinin inşa edilmesi sonrasında yaklaşık 400 bin İsrailli Batı Şeria’da yaşıyor. İki devletli çözüm ifadesini kullanmak istemiyorsunuz. Bu yerleşim birimlerinin üzerine kurulduğu toprakların istenilen Filistin devletinin bir parçasını oluşturması bekleniyor. Söz konusu beklentinin ışığında bu yerleşim birimlerinin akıbeti ne olacak?
Ben mahalle ve şehir ifadesini kullanmayı tercih ediyorum. Zira bu böyledir. Yerleşim birimi ifadesi çatışmanın bir tarafına işaret etmek için taraflı bir şekilde kullanılmış aşağılayıcı bir terimdir. Bunun nasıl çözüleceğine gelince, siyasi paketle netleşecektir.
-Sınır güvenliği ve mültecilerin dönüşü meselesine gelirsek. Anlaşmanın siyasi ayağı bu meselelere daha önce sunulmamış bir vizyon veya çözüm getiriyor mu?
Bu sorunun cevabı birkaç duruma bağlı. Mülteci meselesi noktasında başta mültecilerin kimler olduğunu tanımlamak, sayılarını belirtmek, bunlara yönelik gerçekçi ve adil çözümlerin neler olabileceğini belirlemek ve mülteci sorununun ortaya çıktığı döneme kıyasla bugünkü mülteci sayısını bilmek gerekiyor. Bu meselenin gerçekçi bir şekilde ortaya konulması gerekir. Daha önceden onlara verilen sözlerin yerine getirilmesi mümkün değil. Biz yeni bir şey sunuyoruz ve bu onlar için heyecanlı olacak. Bu durum, iki tarafın müzakerelere ve bitiş çizgisine ulaşmaya istekli olup olmamasına bağlı.
-Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu’nun müzakerelere hazır olduğunu düşünüyor musunuz? İki taraf arasında karşılıklı güven inşa edilebilecek bir ortak zemin var mı?
Sanırım iki taraf arasında güven inşa etmemiz gerekiyor. Başbakan Netenyahu’nun açıklamaları faydalı. Kendisinin diyaloğa açık olacağını ifade etti. Tüm istediğimiz bu. Buna karşılık Filistin yönetiminin yorumları bunun aksi yönde. Başkan Mahmud Abbas’ın bunun çok büyük bir fırsat olduğunu anlamasını umuyorum. Onlar, bizim başarısız olduğumuzu söylemek istiyorlar. Ancak ABD başarısız olmadı. Onlara yardım etmeye çalışıyoruz ve ne yazık ki bu plan başarısız olursa Filistin halkı da başarısız olacak.
-Filistinlilere, önerdiğiniz siyasi paketi tartışması için daha esnek ve kabule daha yatkın olmalarını sağlayacak teşvik veya güvence vermeye hazır mısınız?
Hayır. Daha önce güvence verme politikası denendi. Planı kabul etmelerini sağlayacak şey, planın kendisi olmalıdır. Birinin müzakere masasına gelmesi için bir şey ödeme taraftarı değiliz. Daha sonra anlaşmayı sağlayamıyoruz. Burada mali güvenceyi kastetmiyorum. Bilakis herhangi bir güvenceyi veya havuç ve sopa politikasını kastediyorum. Uygun bir vakitte ve planın siyasi ayağını açıklamaya hazır olduğumuzda hangi yolu takip edeceğimizi kararlaştıracağız.
-Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Beyaz Saray’ı ziyaret etmesi resmi bir davetle olsa bile mi?
Elbette, Mahmud Abbas, Batı Şeria veya diğer adıyla Judea ve Samiriye’deki Filistinlilerin lideridir. Onlarla görüşmek istiyoruz. En güzeli Başkan Mahmud Abbas’ın burada oturması, kollarını sıvaması ve İsrail Başbakanı ile doğrudan müzakerede bulunmasıdır.
-Eğer Filistin Devlet Başkanı iki devletli çözüm, başkenti Kudüs olan bir Filistin Devletinin kurulması ve daha birçok konuda açık bir şekilde vizyon ortaya konulmasını talep ederse?
Bu soru görünüş itibarıyla güvence verilmesi yahut havuç ve sopa politikasını andırıyor. Herhangi bir güvence vermeyeceğimizi belirtmiştim.
-Yani siz, siyasi paketi “al ya da bırak” mantığıyla mı sunacaksınız?
Hayır, paket müzakereler için mükemmel bir temel. Al ya da bırak demenin gerçekçi olduğunu sanmıyorum. Her iki tarafın da yorum yapmak, müzakere etmek ve gözden geçirmek için ısrar edeceğini düşünüyorum.
-Washington’da “İsrail İçin Birleşmiş Hristiyanlar” (CUFI) organizasyonu tarafından düzenlenen konferansta İran’ı suçladınız ve İran'ın Filistin-İsrail barış süreci önünde engel oluşturmasının çok muhtemel olduğunu söylediniz. İran’ı barış planının engellenmesinde nasıl bir unsur olarak görüyorsunuz?
Sanırım İran için en büyük kâbus İsrail ve Filistin arasında barış anlaşmasının imzalanması olacak. İran bölgede sadece problem yaratmak istiyor ve bölgenin büyük bir bölümünü kontrol etmekte çıkarları var. Onlar, Filistinlileri ve özellikle de İran tarafından fonlanan terör örgütleri Hamas ve Hizbullah’ı maşa olarak kullanıyor. Bu iki örgütün görevi problem yaratmak.
-Son olarak eğer Filistin ve İsrail taraflarından biri veya her ikisi de anlaşmayı reddederse ne yapacaksınız?
Bu muhteşem bir soru. Cevabı ise hiçbir şey. Ya iki taraf da anlaşmayı imzalamayı isteyecek ve bunun için ciddiyetle çalışacak ya da bu durum olduğu gibi devam edecek. Bizden önceki herkes gibi başarısız olursak, başarısız olmuş oluruz. Filistinliler de acı çekmeye devam edecek. Bu trajik bir durum. Filistin yönetimi sağduyulu olur müzakere odasına dönerse bunu engellememiz mümkün.
-O zaman başarısızlığın faturasının Filistinlilere kesileceğini söylüyorsunuz?
Tamam, İsrail başarılı bir ülke. Filistinlilerin geldiğini ve barışın gerçekleşmesi için ciddiyetle çalıştığını farz etsek dahi İsrailliler hala yaşamak zorunda oldukları bir güvenlik sorunu ile karşı karşıya. İki taraf için de soru şu: Çatışmanın üstesinden gelmek için gereken tavizler buna değer mi değmez mi? ABD bunun cevabını veremez. Bu sorunun cevabını sadece İsrail ve Filistin halkı verebilir.



Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
TT

Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, dün (çarşamba) yaptığı açıklamada Ankara'nın “Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğini” bildirdi. Açıklamada, İsrail'in Suriye'nin Türk güçlerinin Ebu Zuhur Havaalanı'na konuşlanmasına izin verdiği yönündeki iddialarının temelsiz olduğu belirtildi.

Açıklamada, Türkiye'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu gibi Ortadoğu'da kalıcı barışın tesis edilmesini desteklediği vurgulanarak, bunun sağlanmasının tek yolunun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun saldırgan politikalarından vazgeçmesinden geçtiği ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye, Suriye'de güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla meşru bir zeminde Suriye hükümetiyle iş birliğini kararlılıkla sürdürecek ve hiçbir şekilde Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyecektir.”

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, dün Suriye'nin güneyindeki bölgede incelemelerde bulunarak burada konuşlanan askerlerle bir araya geldi.

Zamir'in açıklamaları, İsrail basını tarafından Suriye ve Türkiye hükümetlerine yönelik mesajlar olarak değerlendirildi. Zamir, “Ne olduğunu görüyor ve Suriye cephesindeki gelişmeleri takip ediyoruz. Düşman güçlerin sınırlarımızda konuşlanmasına izin vermeyeceğiz. Gücümüzü gereken yerde ve gereken zamanda, hassas bir şekilde nasıl kullanacağımızı biliyoruz” dedi.


Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası
TT

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Marco Mossad

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, akıllı telefonu olan herkesin elinde ‘İsrail’in bir parçasını’ tuttuğunu söylediğinde, bu ifade ilk bakışta İsrail teknoloji sektörünün başarılarını abartmaya çalışan tanıdık bir siyasi söylemin parçası gibi göründü. Ancak bu abartının ardında telefonun kendisinden daha büyük bir gerçek yatıyor. İsrail, geçtiğimiz on yıllar içinde şirketlerini, mühendislerini ve teknolojilerini küresel teknoloji endüstrisinin derin katmanlarına sokmayı başardı. Öyle ki buradaki varlığı bazen tüketici için görünmez olsa da ürünün içinde etki yaratır hale geldi.

Mesele tek bir telefonla ilgili değil ve iPhone’un İsrail ürünü haline geldiği anlamına gelmiyor. Modern bir akıllı telefon, özünde karmaşık bir uluslararası ağın ürünüdür. Tasarımı ABD'de yapılabilir, bazı çipleri Tayvan'da üretilir, ekranı Güney Kore'den, sensörleri Japonya'dan gelir ve Çin'de veya Hindistan'da monte edilir. Yazılım, mühendislik ve fikri mülkiyet ise onlarca ülke ve şirket arasında paylaştırılır. Dolayısıyla artık daha önemli olan “Cihaz nerede üretildi? Daha doğrusu cihazın onsuz çalışamayacağı bileşenleri kim tasarladı ve bunun arkasındaki bilgi, patent ve deneyime kim sahip?” sorusu ortaya çıkar.

Bu açıdan bakıldığında İsrail deneyimi ön plana çıkıyor. İsrail teknolojik gücünü Çin gibi büyük ölçekli üretime veya Tayvan gibi yarı iletken imalatına dayandırmadı. Aksine çip tasarımı, ağlar, siber güvenlik, iletişim, bilgisayarlı görü, yapay zeka (AI) ve sensörler gibi sınırlı ancak yüksek değerli alanlara odaklandı. Tüketici çoğu zaman bu varlığı doğrudan görmez. Bazı bileşenlerinin geliştirilmesinde İsrailli bir şirketin veya ekibin yer aldığını bilmeden bir iPhone’u, Amazon hizmetlerini veya Nvidia teknolojilerini kullanabilir. Modern teknolojik nüfuzun doğası da tam olarak burada, üzerinde adınız görünmeden ürünün bir parçası olmakta yatıyor.

Gizli varlık

iPhone 17e model telefon, bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Apple, iPhone 17e modeli geçtiğimiz mart ayında tanıtıldığında, tedarikçilere olan bağımlılığını azaltmak için şirket içinde geliştirdiği A19 işlemci ve C1X modem ile çalıştığını belirtmiş, ancak geliştirme sürecine katılan mühendislik ekipleri hakkında detaylı bilgi vermemişti.

Daha sonra İsrail basınında yer alan haberler, telefonda kullanılan modemi Apple’ın İsrail'deki silikon ekipleriyle ilişkilendirdi. Şirketin on yılı aşkın süredir orada gösterdiği varlık göz önüne alındığında bu bağlantı şaşırtıcı görünmüyor. Çünkü Apple, flaş bellek ve üç boyutlu algılamadan bilgisayarlı fotoğrafçılık ve yüz tanımaya kadar uzanan alanlarda 2012 yılında Anobit’i, 2013 yılında PrimeSense’i, 2015 yılında LinX Imaging’i ve 2017 yılında RealFace’i satın aldı.

Tüm bunlar bir araya getirildiğinde bu anlaşmalar sadece birbirinden bağımsız satın alımlar olarak görünmüyor. Aksine yıllarca şirketin ürünlerine entegre edilebilecek mühendislik ekipleri, patentler ve uzmanlık bilgilerinin bünyeye katılması yoluyla Apple marka cihazların merkezinde yer alan teknolojilerde birikimli bir uzmanlık inşa etme sürecini yansıtıyor.

Aralarında Apple, Intel, Microsoft, Nvidia, Amazon, Google ve Meta’nın da bulunduğu yüzlerce çok uluslu şirket, İsrail'de araştırma ve geliştirme faaliyetleri başlattı.

İsrail modelinin özelliklerinden biri burada ortaya çıkıyor. Bir Amerikan şirketi İsrailli bir start-up’ı satın aldığında marka ortadan kaybolabilir, ama mühendisler, patentler ve uzmanlık satın alan şirkete geçerek küresel ürünlerin bir parçası haline gelir. Şirket bazen ortadan kaybolur, ancak geliştirdiği bilgi sistemin içinde kalır.

Dolayısıyla İsrail teknoloji sektörünün başarısı, yalnızca bağımsız devlere dönüşen şirketlerin sayısıyla değil, aynı zamanda küresel satın alımları çeken uzmanlaşmış şirketler üretebilme kapasitesiyle de ölçülüyor. Her anlaşmadan sonra bazı kurucular ve çalışanlar, deneyimlerini ve sermayelerini yeni şirketlere yatırarak başka bir inovasyon döngüsü başlatırlar.

Bu döngü, yüksek araştırma ve geliştirme harcamalarıyla besleniyor. Bu durum, düşük değerli üretimden ziyade büyük ölçüde bilgi, mühendislik ve fikri mülkiyete dayanan bir ekonomiyi yansıtıyor.

Entegre ekosistem

Ancak harcamalar tek başına bu olguyu açıklamak için yeterli değil. İsrail'i öne çıkaransa üniversiteleri, araştırmacıları, risk sermayesini, girişimleri, küresel şirketlere bağlı araştırma merkezlerini ve askeri kurumlarla bağlantılı teknolojik uzmanlığı bir araya getiren entegre bir ekosistemin olması. Bu unsurlar birbirini besliyor ve böylece önceki başarılar yeni yatırımlar ile yetenekler için bir cazibe unsuru haline geliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Apple, Intel, Microsoft, Nvidia, Amazon, Google ve Meta da dahil olmak üzere yüzlerce çok uluslu şirket İsrail'de araştırma ve geliştirme faaliyetleri başlattı. Bunlar yalnızca satış ofisleri değil, bazıları yarı iletkenler, yapay zeka, iletişim, bulut bilişim ve siber güvenlik gibi hassas alanlarda faaliyet gösteriyor.

dsfvgth
Tower Semiconductor adlı İsrailli bir analog entegre devre geliştirme şirketinin ofislerinde yarı iletken silikon çip taşıyan bir çalışan (Reuters)

Bu şirketlerin varlığı, unsurlarını birbirinden ayırmanın zor olduğu bir döngü yaratıyor. Küresel şirketler mühendislik yetenekleri buldukları için buraya geliyor ve onların varlığı da daha fazla mühendisin eğitilmesini sağlarken sermaye çekiyor ve yeni şirketlerin kurulması için fırsatlar yaratıyor. Intel, Apple veya Nvidia gibi bir şirkette yıllarca çalışan bir mühendis, küresel ölçekte proje ve ürün yönetimi konusunda deneyim kazanıyor ve daha sonra bu bilgiyi yeni bir girişime taşıyabiliyor.

İsrail'in siber güvenlik, iletişim ve veri analizi konusundaki yoğun uzmanlığını askeri kurumlara değinmeden anlamak da oldukça güç. Daha sonra özel sektöre geçen çok sayıda şirket kurucusu ve mühendisin görev yaptığı Birim 8200, bunun en ünlü örneği. Bu durum, İsrailli teknoloji şirketlerinin istihbaratın bir uzantısı olduğu anlamına gelmiyor. Daha ziyade bazı çalışanların ağlar, iletişim, veri analizi ve karmaşık teknik sorunlarla ilgilenme konusunda erken dönemde deneyim kazandıktan sonra sivil pazara girdiğini gösteriyor.

İsrail, özellikle bulut bilişime yönelik küresel geçişle birlikte bu alanda şirketlerin kurulduğu en önemli merkezlerden biri haline geldi.

Birçok ülkede genç bir mühendis meslek hayatına bir şirkette başlar ve büyük ölçekli sistemlerle çalışabilmesi için yıllar geçmesi gerekir. İsrail'de ise bazı mühendisler, karmaşık sistemler konusunda halihazırda deneyim kazanmış bir şekilde askerlik hizmetinden ayrılabilir. Bu durum, erken teknik sermaye olarak tanımlanabilecek bir yapı oluşturuyor ve ardından bu insan sermayesi, yatırımcılar ve küresel şirketlerle buluşur.

Bu modelin gücü Mellanox örneğinde açıkça görülüyor. Nvidia, İsrail merkezli şirketi 2020 yılında yaklaşık yedi milyar dolara satın aldı. Mellanox, ağ teknolojileri ve sunucular arası yüksek hızlı bağlantı konusunda uzmanlaşmıştı ve bu teknoloji, yapay zeka talebindeki patlamayla birlikte daha da önemli hale geldi.

Dev yapay zeka modellerinin eğitilmesi, tek bir işlemcinin gücüne değil, binlerce işlemcinin çalıştırılmasına ve bunların yüksek verimlilikle birbirine bağlanmasına dayanır. Bu noktada ağlar, yardımcı bir unsur olmaktan çıkıp performansta temel bir bileşen haline dönüşür. Dolayısıyla Mellanox'un geliştirdiği teknoloji, artık yalnızca bağımsız bir ürün olmaktan çıkarak Nvidia'nın yapay zeka veri merkezlerinde dayandığı altyapının bir parçası haline geldi.

Bilgisayarlı görü

Bu durumun stratejik değeri, Nvidia şirketinin İsrail merkezli bir şirketi satın almasında değil, İsrail içinde gelişen bir mühendislik uzmanlığının dünyanın en önemli yapay zeka altyapısı şirketlerinden birine entegre olmasında yatıyor. Nihai markada görünmeyen ancak ürünün içinde varlığını sürdüren nüfuz türü işte budur.

Aynı model, Amazon tarafından satın alınan ve uzmanlığı şirketin bulut bilişime özel çipler geliştirme çabalarının bir parçası haline gelen Annapurna Labs için de geçerli. Ayrıca Intel ekosistemine dahil olan ve bilgisayarlı görü ile sürücü asistanı teknolojilerinde önemli bir oyuncu haline gelen Mobileye için de durum böyledir.

Her vakada neredeyse tek bir mantık işliyor. Uzmanlaşmış bir şirket İsrail sistemi içinde büyüyor, hızla kopyalanması zor bir bilgi birikimi geliştiriyor ve ardından satın alma yoluyla daha büyük bir küresel şirkete dahil oluyor. Nihai ürün bir bulut hizmeti, otomobil, veri merkezi veya telefon olabilir, ancak bunun arkasında yatan bilgi katmanı İsrail sisteminden çıkmıştır.

Bu eğilim en açık şekilde siber güvenlik alanında görülüyor. İsrail, özellikle bulut bilişime yönelik küresel geçişle birlikte bu alanda şirketlerin kurulduğu en önemli merkezlerden biri haline geldi. Veri koruması, dijital kimlik ve bulut altyapısının artan önemiyle beraber siber güvenlik şirketleri, uzmanlaşmış hizmet sağlayıcıları olmaktan çıkıp küresel ekonominin dijital altyapısının temel parçalarına dönüştü.

Esneklik, İsrail sistemine tek başına geleneksel savunma sanayilerinin sağlayamadığı bir avantaj sunuyor. Çünkü büyük askeri tedarik programları yıllar sürerken, yeni girişimler hızla deneme ve değişiklik yapabiliyor.

Bu sektördeki İsrailli şirketlere yönelik milyarlarca dolarlık satın alımlar, küresel şirketlerin sadece müşteri tabanı satın almadığını, aynı zamanda mühendislik ekiplerini, teknolojileri ve yeni nesil ürünler geliştirme kapasitesini de satın aldığını gösteriyor. Dijital ekonomide bulut altyapısını koruyan bir şirket, onu inşa eden şirket kadar önemli olabilir.

İşte bu noktada hikaye ekonomiden siyasete evriliyor. ABD-İsrail ilişkileri genellikle askeri yardımlar, istihbarat iş birliği ve Ortadoğu siyaseti üzerinden okunsa da bu katmanın altında zamanla daha da derinleşen ekonomik ve teknolojik bir ağ yatıyor.

Amerikan şirketleri İsrail'de çalışan binlerce mühendise bel bağladığında, İsrailli şirketler Apple, Amazon, Nvidia, Google ve Intel gibi sistemlerin birer parçası haline geldiğinde ve Amerikan sermayesi sürekli olarak İsrailli girişimlere doğru aktığında, bu ilişki geleneksel bir siyasi ittifaktan çok daha fazlası haline geliyor. Teknoloji ekonomilerini birbirine daha fazla kenetleyen bir çıkarlar, çalışanlar, fikri mülkiyet ve yatırımlar ağı ortaya çıkıyor.

dfrgt
Kudüs'te sürüş asistanı yazılımlarında uzmanlaşmış İsrail merkezli Mobileye şirketinin ofislerindeki bir tabela (Reuters)

Bu durum, Amerikan teknoloji şirketlerinin otomatik olarak İsrail hükümetinin politikalarını benimsediği veya İsrail'in sırf kendi topraklarında araştırma merkezleri bulunduğu için bu şirketlerin kararlarını etkileyebileceği anlamına gelme de özellikle çipler, yapay zeka ve siber güvenlik gibi hassas sektörlerde iki sistem arasındaki ayrımın çok daha maliyetli ve karmaşık hale geldiği anlamına geliyor.

Teknoloji ve ulusal güvenlik arasında

İsrail için bu iç içe geçmişlik net bir stratejik değer taşıyor. Kendini dünyanın en güçlü şirketlerinin kullandığı teknolojinin bir parçası haline getirmeyi başaran bir devlet, caydırıcılık ve nüfuz kavramlarına yeni bir katman ekliyor. ABD ile ilişki artık sadece uçaklar, askeri yardımlar ve istihbarat iş birliğinden ibaret değil, aynı zamanda çipler, ağlar, veri merkezleri, bulut güvenliği ve yapay zeka anlamına da geliyor.

Sivil ve askeri teknoloji arasındaki mesafenin her zamankinden daha aza inmesiyle bunun önemi daha da artıyor. Yapay zeka hem ticari hem de askeri olarak kullanılıyor. Sensör sistemleri aynı anda hem otomobillere hem de insansız hava araçlarına (İHA) hizmet edebiliyor. Bilgisayarlı görü teknolojileri sanayide, gözetlemede veya hedef belirlemede kullanılabiliyor. Siber güvenlik ise aynı anda hem bankalara hem de ordulara hizmet ediyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’nın 7 Ekim 2023'ten sonra İHA’larla mücadele, sensörler ve yapay zeka teknolojileri de dahil olmak üzere savaş ihtiyaçlarıyla bağlantılı çözümler geliştirmek için start-up şirketlerinden destek almasıyla bu iç içe geçme durumu daha net bir şekilde ortaya çıktı. Bazı şirketler askeri ihtiyaçlara yanıt olarak hızla prototip geliştirmeden üretime geçti.

Bu esneklik, İsrail sistemine tek başına geleneksel savunma sanayilerinin sağlayamadığı bir avantaj sunuyor. Çünkü büyük askeri tedarik programları yıllar sürerken, yeni girişimler hızla deneme ve değişiklik yapabiliyor. Savaş zamanında sivil inovasyon ağı, seferber edilebilecek teknolojik bir rezerve dönüşüyor.

Ancak teknoloji ile ulusal güvenlik arasındaki bu ilişki, aynı zamanda özellikle gözetleme ve casusluk alanında en hassas soruları da gündeme getiriyor. NSO Group tarafından geliştirilen Pegasus yazılımı, İsrail'i ticari sızma araçları konusundaki küresel tartışmaların merkezine yerleştirdi ve özel şirketlerin büyük istihbarat değerine sahip teknolojiler geliştirebileceğini gösterdi.

En önemli soru, belirli bir telefonun içinde bir İsrail parçası olup olmadığı değil, nispeten küçük bir ülkenin, dünyanın en büyük şirketlerinin dayandığı çok sayıda teknolojide kendini nasıl var edebildiğidir.

Bununla birlikte, bu meseleyi İsrail'in sivil teknoloji tedarik zincirlerindeki varlığıyla birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bir çip veya modem geliştirme projesinde İsrailli bir mühendisin bulunması, ürünün içinde bir casusluk aracı olduğu anlamına gelmediği gibi Apple veya Nvidia'nın İsrailli bir şirketi satın alması bir arka kapı olduğuna dair kanıt oluşturmaz. Bu tür iddialar bağımsız teknik kanıtlara ihtiyaç duyar.

Ancak Pegasus, daha önemli olan başka bir noktayı, yani yazılım, iletişim, yarı iletkenler ve siber güvenliğin neden sadece ticari endüstriler değil, aynı zamanda ulusal güvenlik meseleleri haline geldiğini açıklıyor. Veri akışını kontrol eden, ağları koruyan veya bilgileri analiz eden teknolojiye sahip olanlar, aynı anda ekonomik, siyasi ve istihbarat alanında olabilecek bir güç aracına da sahip olur.

İşte burada akıllı telefona geri dönebiliriz. Kullanıcının gördüğü şey ekran, kamera ve tasarımdır. Ancak modemi, gücü yöneten çipleri, görüntüleri işleyen algoritmaları, güvenlik katmanlarını veya iletişim protokollerini görmez. Yine de ürünün gerçek değerini çoğu zaman belirleyen şey, bu gizli parçalardır.

Aynı durum yapay zeka için de geçerli. Kullanıcı sohbet modelini görür, ancak veri merkezlerini, çipleri, binlerce işlemciyi birbirine bağlayan ağları veya bulut altyapısını koruyan güvenlik sistemlerini görmez. Ülkeler ve şirketler arasındaki gerçek rekabet giderek artan bir oranda bu görünmez katmanlar etrafında dönüyor.

İsrail parçası

İsrail'in başardığı nokta da tam olarak bu. iPhone ile rekabet edecek bir telefon üretmesine, bulut bilişimde Amazon ile rekabet edecek bir şirket kurmasına veya yeni bir Nvidia inşa etmesine gerek kalmadı. Bunun yerine, bizzat bu şirketlerin bünyesine girebilecek teknolojiler üretmeye odaklandı.

Buradan hareketle Netanyahu'nun açıklaması daha derin bir anlam kazanıyor. Zira ‘her akıllı telefonun İsrail’in bir parçası olduğu’ söylemi kelimesi kelimesine anlaşıldığında propaganda amaçlı bir genelleme olarak kalır. Ancak kastedilenin, İsrail bilgi birikimi ve mühendisliğinin çok çeşitli küresel teknoloji ürünleri ve platformlarında yer edinmiş olmasıysa, bu fikrin gerçekçi bir temeli olduğuna işaret ediyor.

Bu modelin gücü ürünün üzerine ‘made in İsrael’ (İsrail'de üretilmiştir) ibaresini yerleştirmekten değil, belki de tam tersinden, yani İsrail teknolojisinin, kullanıcı kökenini bilmeden küresel bir ürünün içinde çalışmasından kaynaklanıyor.

Yirminci yüzyılda Alman arabası, Japon cihazı, Amerikan uçağı gibi endüstriyel güç kendini fabrikalarda ve markalarda kendini gösteriyordu. Bilgi ekonomisinde ise çok daha küçük bir ülke değer zinciri içinde kritik bir noktaya; örneğin bir çipe, bir ağa, bir algoritmaya, bir güvenlik sistemine veya yeri zor doldurulacak bir mühendislik ekibine sahip olarak nüfuz inşa edebilir.

Bu yüzden en önemli soru, belirli bir telefonun içinde bir İsrail parçası olup olmadığından ziyade nispeten küçük bir ülkenin, dünyanın en büyük şirketlerinin dayandığı çok sayıda teknolojide kendini nasıl var edebildiğidir.

Cevap bütüncül bir sistemde yatıyor. Araştırma ve geliştirmeye yapılan yüksek harcamalar, üniversiteler ve bilim merkezleri, erken teknik uzmanlık, girişim şirketleri, risk sermayesi, küresel satın alımlar ve büyük Amerikan şirketlerinin araştırma merkezleri. Bu unsurlar bir araya gelerek teknolojiyi başarılı bir ekonomik sektör olmaktan çıkarıp bir nüfuz aracına dönüştürdü.

Bu bağlamda, belki de İsrail'in en büyük teknolojik başarıları kendi adını taşıyan ürünler değil, bu adı hiçbir şekilde taşımayan ürünlerdir.


Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
TT

Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner'ın gelecek hafta İsrail ve Mısır'a yapacağı ziyaret, Gazze'de tıkanan planı yeniden canlandırmaya yönelik sıradan bir turdan ibaret görünmüyor. Barış Konseyi’nin üst düzey temsilcisi Nikolay Mladenov ile Konseyin yürütme kurulu üyesi ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in de yer aldığı heyet, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiği ve 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimlerine ilişkin hesapların bölgesel dosyaları doğrudan etkilemeye başladığı bir dönemde bölgeye geliyor.

Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail güçlerinin çekilmesi konusundaki anlaşmazlığın yanı sıra, Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği saldırılar da Netanyahu hükümetinin ve İsrail ordusunun sahayı kontrol altında tutma ve Washington'ın taleplerine yanıt verme kapasitesi açısından yeni bir sınamaya dönüşmüş durumda.

Uygulamadan önce uzlaşma

Associated Press’in bildirdiğine göre Kushner, Mladenov ve Blair pazar günü İsrail'e ulaşacak, ardından Kahire'ye geçecek. Heyet İsrail'de Netanyahu ve üst düzey yetkililerle görüşürken, Kahire'deki temaslarda Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucuların yanı sıra Gazze'nin yönetimini üstlenmesi planlanan teknokrat Filistinli grubun gerçekleştirdiği toplantılar da gündemde olacak.

Doğrudan hedef, Trump'ın planında bir sonraki aşamaya geçilmesini sağlayacak bir formül bulmak. Bu aşama, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması, sivil ve güvenlik yönetiminin teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetine devredilmesi, buna paralel olarak İsrail güçlerinin kademeli şekilde çekilmesi ve güvenliğin tesis edilmesine yardımcı olmak üzere uluslararası bir gücün bölgeye konuşlandırılmasını içeriyor.

rgthyj
Trump, Steve Witkoff, Jared Kushner ve Nikolay Mladenov, Davos'ta (Arşiv - Reuters)

Reuters’a konuşan konuya yakın bir kaynak, Washington ile İsrail'in Hamas’ın silahsızlandırılması hedefi konusunda mutabık olduğunu, ancak İsrail tarafının meşru kaygıları bulunduğunu ve iki tarafın bunları gidermek için çalıştığını söyledi.

Sorun ise adımların hangi sırayla uygulanacağı konusunda yaşanan anlaşmazlığın hâlâ çözülememiş olması. Hamas planı kabul etti ancak uygulamayı, başta saldırıların durdurulması ve İsrail güçlerinin çekilmesi olmak üzere İsrail'in önce kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi şartına bağladı. Netanyahu ise silahsızlandırma tamamlanmadan İsrail güçlerini çekmeyeceğini açıkladı ve böylece Washington'ın önerdiği kademeli uygulama formülünü fiilen reddetti.

Axios haber sitesinin ortaya koyduğuna göre kamuoyu önündeki anlaşmazlık, kapalı kapılar ardında yaşananların tamamını yansıtmıyor. Netanyahu daha önce Kushner ile yaptığı bir görüşmede plana fırsat vereceğine ve silahsızlandırma sürecinin başlaması için uygun koşulların oluşturulması amacıyla Gazze'ye yönelik saldırıları sınırlayacağına söz verdi. O tarihten bu yana hava saldırılarının temposu düştü ve İsrail ordusu, mutabakatlarda öngörülen sarı hata çekildi. Bu nedenle ABD yönetimi, Netanyahu'nun kamuoyu önündeki itirazını kısmen nihai bir karar olmaktan ziyade seçimlere yönelik bir söylem olarak değerlendiriyor.

Seçimler ayrılığı derinleştiriyor

Trump yönetimi, ekim ayında yapılacak seçimlerin Gazze dosyasını daha aylar boyunca dondurmak için bir gerekçeye dönüşmesini istemiyor. Ancak Netanyahu da İsrail güçlerinin Hamas’ın tüm silahlarını teslim etmesinden önce çekilmesini kabul etmesi halinde, özellikle kendi sağ tabanı karşısında ABD baskısı altında taviz veren bir lider görüntüsü vermek istemiyor. Netanyahu, İsrail'in geri çekilmesine ilişkin olası bir anlaşma nedeniyle hem müttefikleri hem de rakipleri tarafından sert biçimde eleştiriliyor.

fı98ş
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Axios’a konuşan bir ABD'li yetkili, Netanyahu'nun siyasi ihtiyaçlarını anladıklarını, ancak başta Gazze'ye yönelik saldırıların sınırlandırılması olmak üzere Washington'ın taleplerini uygulamaya devam ettiği sürece bunu dikkate alacaklarını söyledi. Bir başka ABD'li yetkili ise durumu, “Seçimler herkesi paniğe sürüklüyor” sözleriyle özetleyerek görüşmeleri çevreleyen gerilime dikkat çekti.

Netanyahu seçimlere zor bir konumda giriyor. Axios’un aktardığı kamuoyu yoklamalarına göre Netanyahu liderliğindeki ittifakın 49 ila 53 sandalye kazanması bekleniyor. Bu rakam, hükümet kurmak için gerekli 61 sandalyenin altında kalıyor. Muhalefet partilerinin ise 67 ila 70 sandalye elde edebileceği tahmin ediliyor.

Bu ortamda Trump'ın tutumu özel önem taşıyor. Trump, kendisine dört kez sorulmasına rağmen Netanyahu'ya destek açıklamaktan kaçındı. Oysa önceki dönemlerde Trump'ın Netanyahu'ya desteği neredeyse kesin kabul ediliyordu.

Bu tutum kişisel bir kopuş anlamına gelmiyor. Nitekim Trump, Netanyahu ile ilişkisinin çok iyi olduğunu vurgulamaya devam ediyor. Ancak yaklaşım, iki liderin siyasi çıkarları arasındaki ayrışmanın derinleştiğini gösteriyor. ABD Başkanı Gazze'de bir sonuç elde etmek, Lübnan ve Suriye dosyalarını ilerletmek ve normalleşme sürecini canlandırmak isterken, Netanyahu güvenlik konusunda sert bir tutum sergilemenin ve dış baskılara meydan okumanın seçim açısından daha faydalı olabileceğini düşünüyor.

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti iki yönlü bir mesaj taşıyor: Washington açık bir çatışma istemiyor, ancak İsrail'in iç siyasi gündeminin Trump'ın bölgesel planını sekteye uğratmasına da izin vermeye hazır değil.

Batı Şeria ikinci baskı cephesi

Bu sınama, Batı Şeria'daki durumun kontrolden çıkmasıyla daha da karmaşık hale geliyor. Nablus yakınlarındaki Kusra köyünde yerleşimciler bazı Filistinlilerin evlerini kuşatarak bu evlerin su ve elektriğini kesti. Kuşatılan evlerden biri ABD vatandaşı olan bir Filistinliye ait.

İsrail ordusunun müdahale ederek yerleşimcilerin kurduğu bazı yapıları sökmesine ve bir yerleşimciyi gözaltına almasına rağmen, grubun bir kısmı saatler sonra yeniden bölgeye döndü. Bu durum, ordunun saldırıları engelleme konusunda hem kapasitesine hem de iradesine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

gthyu
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Washington, Netanyahu'ya Kusra'daki kuşatmayı kamuoyu önünde kınaması için baskı yapıyor. Ancak İsrail Başbakanı bu konuda sessizliğini koruyor. Yerleşimlere verdiği tarihsel destekle bilinen ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ise alışılmadık derecede sert bir dil kullanarak yaşananları terörist ve suç teşkil eden bir eylem olarak niteledi ve sorumluları İsrailli teröristler olarak tanımladı.

New York Times’ın Birleşmiş Milletler verilerine dayandırdığı bilgilere göre aşırılık yanlısı yerleşimciler, 2026'nın ilk yedi ayında 250 Filistinli yerleşim bölgesini kapsayan en az 1380 saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda neredeyse tam bir cezasızlık ortamının hâkim olduğu belirtiliyor. Gazete, daha önce Batı Şeria'da görev yapmış emekli İsrailli Tuğgeneral Guy Hazut'un, ordunun bölgede kontrolü kaybettiğini söylediğini aktardı.

scdfrgthy
Batı Şeria'daki Kusra beldesinde çarşamba günü taş atan yerleşimciler; görüntü bir video kaydından alınmıştır (Reuters)

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti, Gazze'de geri çekilme ve silahsızlandırma konusunda düzenleme yapma girişiminden daha kapsamlı bir anlam taşıyor. Ziyaret, Washington'ın Netanyahu'ya seçim desteği vermeden ondan pratik iş birliği sağlayıp sağlayamayacağının ve İsrail hükümetinin hem Gazze'de hem de Batı Şeria'da aşırı sağcı müttefiklerini kontrol altına alıp alamayacağının sınanması niteliğinde.

Ortaya çıkacak sonuç, Trump'ın planının siyasi bir sürece dönüşüp dönüşemeyeceğini ya da seçim hesapları ve sahadaki kaosun kuşattığı kırılgan mutabakatlar olarak kalıp kalmayacağını belirleyecek.