​Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Greenblatt, Şarku’l Avsat’a konuştu: Barış planında iki devletli çözüm ve Yahudi yerleşimleri ibaresi yer almıyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)
TT

​Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Greenblatt, Şarku’l Avsat’a konuştu: Barış planında iki devletli çözüm ve Yahudi yerleşimleri ibaresi yer almıyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt, Yüzyılın Anlaşması’nın siyasi paketinin “gerçekçi” olacağı, İsrail-Filistin meselesinin çözümüne imkân sağlayacağı, hem İsrailliler hem Filistinliler için daha iyi bir yaşam ve daha iyi bir geleceği gerçekleştireceğini ifade etti.
Siyasi paketin kamuoyuna açıklanma tarihinin Trump tarafından belirleneceğini ifade eden Greenblatt, 60 sayfadan oluşan pakette iki devletli çözüm veya Yahudi yerleşim birimleri gibi taraflı ibarelerin yer almadığını kaydetti.
Greenblatt, bu ibarelerin yerine Hamas ve İslami Cihad örgütlerine yaklaşım ve Gazze’nin durumu gibi konuşulmayan meselelerin yer aldığını ifade etti.
ABD’nin Ortadoğu Temsilcisi Greenblatt, planın siyasi ayağında Kudüs, Yahudi yerleşim birimleri ve mülteciler meselesine ABD’nin daha önce getirmiş olduğu çözümleri reddettiğini vurguladı.
Şarku’l Avsat ile röportajında Greenblatt, planın, nihai olarak karar verecek konumdaki iki tarafın yürüteceği müzakerelere dayandığını söyledi.
ABD’li Temsilci, Washington’un taraflardan birinin planı reddetmesine karşı herhangi tavır benimsemeyeceğini, çünkü kimseyi kabul etmek istemeği bir şeyi kabul etmesi için zorlayamayacağını belirtti.
Greenblatt röportajının tamamı;
-Filistin yönetimi Bahreyn’de düzenlenen Manama çalıştayını boykot etti, anlaşmanın ekonomi ayağını reddetti ve anlaşma için “ölü doğdu” nitelemesinde bulundu. Planın siyasi ayağında Filistin yönetiminin bu tutumunu değiştirmesini sağlayacak ne sunmaya hazırlanıyorsunuz?

Engelleri ortadan kaldırma ve tarafları müzakere masasına dönmeye itme konusunda samimi çabalar sarf etme dışında hiçbir garanti vermiyoruz. Tarafların yeniden müzakere masasına oturmaları için ekonomi paketiyle bağlantılı olan siyasi paketi görmeleri gerekiyor. Filistin halkının bu anlaşmanın sunabileceği muhteşem geleceğin farkına varacağını düşünüyoruz. Bu gizli olan bir durum değil. Filistin ve İsrail arasındaki meseleler zor ve sorunlarla dolu. 60 sayfada sunduğumuz şey, tarafların bu çatışmadan nasıl çıkacaklarını ve daha iyi bir gelecek ile daha iyi bir hayatın nasıl mümkün olabileceğini anlamalarını sağlayacak siyasi bir pakettir. Fakat Filistin yönetiminin sorumluluk üstlenmesi ve sorunlarla yüzleşmesi gerekecek.
-Halihazırda Arap liderlerinin, Filistinlileri yumuşatmaya veya anlaşmanın kabulüne ikna etmeye yönelik çabaları var mı?
(Bu) siyasi paket için henüz erken. Çünkü bölge, siyasi pakete nelerin dahil olduğunu bilmiyor. Onlardan (Arap liderleri) Filistinlileri bir şeye ikna etmelerini istememiz adaletsizlik olur. Ekonomi paketi, Filistinlilere siyasi çatışmanın bitmesi halinde neler olabileceğine dair bir örnek sundu. Siyasi paket üzerinde başarılı olursak anlaşmanın ekonomi ayağı hayata geçecek. Siyasi ayağı olmadan ekonomi ayağı olmaz. Barış anlaşmasının imzalanması için çalışacağız. Söylenenlere bakmaksızın Filistinlilerin yaşamlarını iyileştirmeye çalışacağız. Fakat inat etmeye ve yardım istemiyormuş gibi davranmaya devam ederlerse, bu onların bileceği bir iş. Bu Filistin halkı için utanç verici.
-Jared Kushner (Trump'ın damadı ve Başdanışmanı) geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, anlaşmanın siyasi ayağına dair bazı adımları duyuracağını ifade etti. Çalışma ekibinin elinde halihazırda barış planıyla ilgili açıklayacağı neler var?
Sanırım Kushner siyasi paketi değil, ekonomi paketini kastetti.
-Twitter üzerinden Filistin yönetimini suçlayan sert ifadeler kullandınız. Tüm bu kızgınlığın nedeni ne?
Evet, bunun trajik bir durum olduğunu düşünüyorum. Onlar, ciddiyetle çalışan o memurların maaşının yarısını ödüyorlar. Memurlar çok az ücret alıyor. Onlar, sağlık hizmeti için ödeme yapmıyor ve bunun için de ABD’yi suçluyorlar. Onlara şunu söylüyorum: Paraları halkı desteklemek için kullanın, teröristleri ödüllendirmek için değil. Eğer yeni bir barış anlaşması imzalarsak bu tür oyunlara son vereceğiz. Şayet senin toplumun bunları yapıyorsa bu durumda başarılı bir topluma sahip olamazsın. Filistin halkının istediği şeyin bu olduğunu sanmıyorum.
-Filistin İstihbarat Başkanı Macid Ferec’in Washington’da barış planı üzerinde çalışan ekibi ziyaret ettiği yönünde sızdırılan haberler var. Bu, doğru mu? Ayrıca Filistinlilerle perde arkasında herhangi bir iletişiminiz bulunuyor mu?
Hayır. Macid’e çok saygı duyarım. 2017’de birlikte çalışmışlığımız var. Ancak 2017’nin sonlarından bu yana herhangi bir resmi iletişim olmadı. Bir iletişim olmasını temenni ederim ancak kesinlikle hiçbir iletişim olmadı.
-Siyasi paketin kamuoyuna ilan edileceği tarih ile 17 Eylül’de İsrail’de yapılması beklenen seçimler arasında bir bağlantı var mı? Ayrıca bunun için bir zamanlama söz konusu mu?
Başkan Trump paketin açıklanması için henüz bir tarih vermedi.
-İsrail’de Netenyahu’nun bazı rakipleri iki devletli çözümü destekliyor. Sizin de anlaşmayı duyurmak için seçimden önce veya sonra uygun bir zaman seçerek iki devletli çözüme desteğinizi açıklayacağınız yönünde varsayımlar var. Bu varsayımlar hakkında ne söylemek istersiniz?
Biz bu ibareyi (iki devletli çözüm) kullanmıyoruz. Bu ibarenin kullanımı hiçbir şey getirmez. Bu kadar karmaşık bir sorun bu iki kelimelik sloganla çözülemez. Biz, insanlardan sadece beklemelerini istiyoruz. Planın siyasi ayağını duyurduğumuzda her iki tarafın da bu çatışmadan mükemmel bir şekilde çıkabileceğini anlayacaklar. Ancak bu durum çok fazla mesai gerektiriyor.
-Kushner, siyasi paket için pragmatik, adil ve uygulanabilir ifadelerini kullanmıştı. Bu üç kuvvetli nitelemeyi Gazze, Kudüs, mülteciler ve iki devletli çözüm meselesiyle birlikte nasıl yorumlayabiliriz?
Sanırım onun biraz beklemesi gerekecek. Bu ibareler anlaşmayı fiili olarak tanımlıyor. Ben de bunlara ilave olarak “gerçekçi” nitelemesini ekliyorum. Geçmişte müzakerelerin ve diyalogun odağındaki bu tüm bu meseleler barışı sağlayamadı. Tüm bu tartışma konularını ele aldığımıza ve bunları derinlemesine ve düşünerek geliştirdiğimize inanıyorum. Mülteci sorunu ve diğer tüm siyasi meselelerin çözümünün nasıl gerçekleşeceği noktasında insanların anlayabileceği uzun bir plan ortaya koyduk. Bunun yanı sıra Gazze’deki durum, Gazze halkının korkunç problemleriyle nasıl başa çıkacağımız, Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlere nasıl yaklaşacağımız gibi üzerinde yeterince konuşulmayan meselelere yer verdik. Bu, Filistinlilerin yaşam standartlarını iyileştirme yolunda en büyük sorun teşkil eden ve en az konuşulan konudur. Bana göre bu mesele diğer sorunların da özünü oluşturuyor.
-Mülteciler, Kudüs’ün konumu, Yahudi yerleşimleri, toprak değişimi ve sınırlar gibi anlaşmazlık bulunan konular ve plan hakkında ipuçları verebilir misiniz?
Maalesef, bunu yapamam. Bu hassas bir süreç. Muhalefet eden kişilerin planı mahvetmelerine yol açabilecek bir şeyi açıklamak için bir sebep yok. Çözümü tam sağlamak ve insanlara planı okuyarak düşünmelerine izin vermek istiyoruz. Planı tüm detayları ile ele aldıklarında, eleştirinin daha rasyonel, adil ve uygun olacağını düşünüyoruz.
-Yahudi yerleşim birimlerinin inşa edilmesi sonrasında yaklaşık 400 bin İsrailli Batı Şeria’da yaşıyor. İki devletli çözüm ifadesini kullanmak istemiyorsunuz. Bu yerleşim birimlerinin üzerine kurulduğu toprakların istenilen Filistin devletinin bir parçasını oluşturması bekleniyor. Söz konusu beklentinin ışığında bu yerleşim birimlerinin akıbeti ne olacak?
Ben mahalle ve şehir ifadesini kullanmayı tercih ediyorum. Zira bu böyledir. Yerleşim birimi ifadesi çatışmanın bir tarafına işaret etmek için taraflı bir şekilde kullanılmış aşağılayıcı bir terimdir. Bunun nasıl çözüleceğine gelince, siyasi paketle netleşecektir.
-Sınır güvenliği ve mültecilerin dönüşü meselesine gelirsek. Anlaşmanın siyasi ayağı bu meselelere daha önce sunulmamış bir vizyon veya çözüm getiriyor mu?
Bu sorunun cevabı birkaç duruma bağlı. Mülteci meselesi noktasında başta mültecilerin kimler olduğunu tanımlamak, sayılarını belirtmek, bunlara yönelik gerçekçi ve adil çözümlerin neler olabileceğini belirlemek ve mülteci sorununun ortaya çıktığı döneme kıyasla bugünkü mülteci sayısını bilmek gerekiyor. Bu meselenin gerçekçi bir şekilde ortaya konulması gerekir. Daha önceden onlara verilen sözlerin yerine getirilmesi mümkün değil. Biz yeni bir şey sunuyoruz ve bu onlar için heyecanlı olacak. Bu durum, iki tarafın müzakerelere ve bitiş çizgisine ulaşmaya istekli olup olmamasına bağlı.
-Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu’nun müzakerelere hazır olduğunu düşünüyor musunuz? İki taraf arasında karşılıklı güven inşa edilebilecek bir ortak zemin var mı?
Sanırım iki taraf arasında güven inşa etmemiz gerekiyor. Başbakan Netenyahu’nun açıklamaları faydalı. Kendisinin diyaloğa açık olacağını ifade etti. Tüm istediğimiz bu. Buna karşılık Filistin yönetiminin yorumları bunun aksi yönde. Başkan Mahmud Abbas’ın bunun çok büyük bir fırsat olduğunu anlamasını umuyorum. Onlar, bizim başarısız olduğumuzu söylemek istiyorlar. Ancak ABD başarısız olmadı. Onlara yardım etmeye çalışıyoruz ve ne yazık ki bu plan başarısız olursa Filistin halkı da başarısız olacak.
-Filistinlilere, önerdiğiniz siyasi paketi tartışması için daha esnek ve kabule daha yatkın olmalarını sağlayacak teşvik veya güvence vermeye hazır mısınız?
Hayır. Daha önce güvence verme politikası denendi. Planı kabul etmelerini sağlayacak şey, planın kendisi olmalıdır. Birinin müzakere masasına gelmesi için bir şey ödeme taraftarı değiliz. Daha sonra anlaşmayı sağlayamıyoruz. Burada mali güvenceyi kastetmiyorum. Bilakis herhangi bir güvenceyi veya havuç ve sopa politikasını kastediyorum. Uygun bir vakitte ve planın siyasi ayağını açıklamaya hazır olduğumuzda hangi yolu takip edeceğimizi kararlaştıracağız.
-Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Beyaz Saray’ı ziyaret etmesi resmi bir davetle olsa bile mi?
Elbette, Mahmud Abbas, Batı Şeria veya diğer adıyla Judea ve Samiriye’deki Filistinlilerin lideridir. Onlarla görüşmek istiyoruz. En güzeli Başkan Mahmud Abbas’ın burada oturması, kollarını sıvaması ve İsrail Başbakanı ile doğrudan müzakerede bulunmasıdır.
-Eğer Filistin Devlet Başkanı iki devletli çözüm, başkenti Kudüs olan bir Filistin Devletinin kurulması ve daha birçok konuda açık bir şekilde vizyon ortaya konulmasını talep ederse?
Bu soru görünüş itibarıyla güvence verilmesi yahut havuç ve sopa politikasını andırıyor. Herhangi bir güvence vermeyeceğimizi belirtmiştim.
-Yani siz, siyasi paketi “al ya da bırak” mantığıyla mı sunacaksınız?
Hayır, paket müzakereler için mükemmel bir temel. Al ya da bırak demenin gerçekçi olduğunu sanmıyorum. Her iki tarafın da yorum yapmak, müzakere etmek ve gözden geçirmek için ısrar edeceğini düşünüyorum.
-Washington’da “İsrail İçin Birleşmiş Hristiyanlar” (CUFI) organizasyonu tarafından düzenlenen konferansta İran’ı suçladınız ve İran'ın Filistin-İsrail barış süreci önünde engel oluşturmasının çok muhtemel olduğunu söylediniz. İran’ı barış planının engellenmesinde nasıl bir unsur olarak görüyorsunuz?
Sanırım İran için en büyük kâbus İsrail ve Filistin arasında barış anlaşmasının imzalanması olacak. İran bölgede sadece problem yaratmak istiyor ve bölgenin büyük bir bölümünü kontrol etmekte çıkarları var. Onlar, Filistinlileri ve özellikle de İran tarafından fonlanan terör örgütleri Hamas ve Hizbullah’ı maşa olarak kullanıyor. Bu iki örgütün görevi problem yaratmak.
-Son olarak eğer Filistin ve İsrail taraflarından biri veya her ikisi de anlaşmayı reddederse ne yapacaksınız?
Bu muhteşem bir soru. Cevabı ise hiçbir şey. Ya iki taraf da anlaşmayı imzalamayı isteyecek ve bunun için ciddiyetle çalışacak ya da bu durum olduğu gibi devam edecek. Bizden önceki herkes gibi başarısız olursak, başarısız olmuş oluruz. Filistinliler de acı çekmeye devam edecek. Bu trajik bir durum. Filistin yönetimi sağduyulu olur müzakere odasına dönerse bunu engellememiz mümkün.
-O zaman başarısızlığın faturasının Filistinlilere kesileceğini söylüyorsunuz?
Tamam, İsrail başarılı bir ülke. Filistinlilerin geldiğini ve barışın gerçekleşmesi için ciddiyetle çalıştığını farz etsek dahi İsrailliler hala yaşamak zorunda oldukları bir güvenlik sorunu ile karşı karşıya. İki taraf için de soru şu: Çatışmanın üstesinden gelmek için gereken tavizler buna değer mi değmez mi? ABD bunun cevabını veremez. Bu sorunun cevabını sadece İsrail ve Filistin halkı verebilir.



ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
TT

ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)

Washington'daki karar alma çevreleriyle yakın ilişkilere sahip iki Amerikalı uzman, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptına varılmasına yönelik işaretlerin artmasına rağmen, İsrail ile Hizbullah arasında halen devam eden savaşın yakın gelecekte sona ermesinin beklenmediğini değerlendirdi. Uzmanlara göre Lübnan, İsrail'in güvenlik kaygıları, Hizbullah'ın askerî rolü ve İran'ın bölgesel stratejisi arasında sıkışmış durumda bulunuyor.

Washington merkezli Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nün (ISW) Ortadoğu ekibi başkanı Kelly Campa ile RAND Corporation Ulusal Güvenlik ve Strateji Programları Direktörü Raphael Cohen, Şarku’l Avsat verdikleri demeçlerde, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında savaşın temel nedenlerini ele almak ve iki ülke arasında barış sağlamak amacıyla yürüttüğü arabuluculuk çabalarına rağmen çatışmaların farklı yoğunluk seviyelerinde devam edeceğini belirtti.

İsrail'in Hizbullah'a yönelik mevcut askerî operasyonlarının başlamasının üzerinden 100 günden fazla süre geçtiğini hatırlatan ve ABD askerî istihbaratında Albay Cohen, “Geri sayım 100 gün önce başlamadı. İsrail açısından bu, çok daha uzun bir mücadelenin parçası; ateşkes anlaşmalarıyla bölünen ayrı savaşlar dizisi değil” dedi.

dsvbht
Kelly Campa, Washington'daki Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nde Ortadoğu ekibinin başkanı (Şarku’l Avsat)

Cohen, İsrail'in kuzey sınırlarının güvenliğinden tamamen emin olana kadar Güney Lübnan'da işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceğini düşündüğünü belirtti. Aynı zamanda İsrail'in Hizbullah'ı tamamen yenilgiye uğratmasının ya da İran destekli örgütün İsrail'i hedeflerinden vazgeçirmesinin düşük ihtimal olduğunu ifade ederek, “Uzun vadeli bir çatışmayla karşı karşıyayız. Taraflardan hiçbirinin nihai hedeflerine ulaşabilecek durumda görünmediği bir tablo söz konusu” değerlendirmesinde bulundu.

Lübnan ve Levant bölgesi güvenliği üzerine çalışan Kelly Campa da benzer görüşler dile getirerek, çatışmanın yakın dönemde çözülemeyeceğini söyledi. Bunun temel nedeninin bölgesel politikalar ve özellikle İran'ın hesapları olduğunu belirten Campa, “Bu çatışmanın kısa sürede çözüleceğini düşünmüyorum. İran, bölgedeki ortaklarından birine yönelik herhangi bir Amerikan veya İsrail saldırısının daha geniş çaplı bir savaşı tetikleyebileceği bir gerçeklik oluşturmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

sdvghtyj
RAND Corporation'ın Strateji ve Ulusal Güvenlik Programları Direktörü (Şarku’l Avsat)

Campa'ya göre Tahran, Lübnan'daki gelişmeleri Washington ile yürüttüğü müzakerelerde elini güçlendirmek için kullanıyor. İran'ın, Levant bölgesindeki en önemli ortağı olmaya devam eden Hizbullah'ı korumaya çalıştığını belirten Campa, aynı zamanda Tahran'ın taviz vermek istemediği konuların görüşülmesini ertelemek için mevcut durumdan yararlandığını söyledi.

Askerî çözüm yeterli değil

Her iki uzman da askerî operasyonların tek başına kalıcı bir sonuç sağlayıp sağlayamayacağını sorguladı.

Cohen, İsrail'in elde ettiği bölgesel kazanımların Hizbullah'ın temel tutumunu değiştirmesinin zor olduğunu belirterek, “İsrail, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için yoğun çaba gösteriyor. Ancak Hizbullah mensubuysanız bunu kabul etmeye yatkın olmazsınız. Bu nedenle çıkmazdayız” dedi.

Güney Lübnan'daki köy, kasaba ve şehirlerde meydana gelen büyük yıkım konusunda Campa yorum yapmaktan kaçınırken, Cohen askerî operasyonların genellikle hassas ve hedef odaklı yürütüldüğünde daha etkili olduğunu söyledi.

Cohen, “Amaç yıkımın kendisi değil. Sorun, Hizbullah'ın onlarca yıl boyunca Güney Lübnan'daki yerel topluluklar ve altyapı içinde kök salmış olmasıdır” dedi. Bununla birlikte savaş sırasında askerî gereklilik konusunda ortaya atılan karşıt iddiaların bağımsız biçimde doğrulanmasının son derece zor olduğuna dikkat çekti.

Uzman, savaşın sonunda kesin bir zafer tablosu beklenmemesi gerektiğini de vurgulayarak, “Sonunda bir zafer geçidi olmayacak. En gerçekçi sonuç, çatışmaların tamamen sona ermesinden ziyade şiddetin azaltılmasıdır” ifadelerini kullandı.

Benzer şekilde Campa da İsrail'in ne zaman duracağının ancak siyasi bir uzlaşmayla cevaplanabilecek bir soru olduğunu belirterek, çatışmanın nihai olarak diplomasi yoluyla çözülebileceğini savundu.

Diplomasinin sınırları

Uzmanlar, İsrail ile Lübnan arasında devam eden görüşmelerin önemli olduğunu kabul etmekle birlikte bunların sınırlı etkisine dikkat çekti.

Cohen, “Konuşuyor olmaları olumlu. Ancak bu çatışmanın önemli bir tarafı daha var: Hizbullah. Ve o müzakere masasında bulunmuyor” dedi.

Campa ise ABD arabuluculuğunda Washington'da Lübnan ve İsrail heyetleri arasında yürütülen doğrudan görüşmeleri “tarihî öneme sahip” olarak nitelendirdi. Ancak kalıcı bir anlaşmanın ancak Lübnan devletinin otoritesinin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceğini söyledi.

fvhyju
Hizbullah destekçileri, ABD ve İsrail'in İran'a karşı askeri operasyonlarını protesto ederken İran bayrakları salladı (AP)

Önceki düzenlemelerin büyük ölçüde Hizbullah'ın davranışlarına bağlı olduğu için kırılgan kaldığını ifade eden Campa, kalıcı bir anlaşma için Lübnan devletinin otoritesini kullanabileceğine ve İsrail'in güvenlik kaygılarını giderebileceğine yönelik güven oluşturulması gerektiğini belirtti.

Birçok Lübnanlının İsrail'in gerçek rakibinin Lübnan hükümeti değil Hizbullah olduğunu düşündüğünü söyleyen Campa, buna karşın Hizbullah'ın İsrail ile doğrudan temas kurulmasına sürekli karşı çıktığını hatırlattı.

Lübnan devletinin son bir yıl içinde otoritesini güçlendirmek ve Hizbullah'ın askerî varlığını sınırlandırmak yönünde adımlar attığını belirten Campa, bu çabaların önemli olduğunu ancak kalıcı bir çözüm için Lübnan, İsrail ve ABD arasında iş birliği gerektiğini söyledi.

İran faktörü

Cohen, Washington ile Tahran arasında yürütülen diplomasinin Hizbullah'ın geleceği sorununu çözebileceği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“İsrail'in yakın zamanda İran ile doğrudan müzakere edeceğini düşünmüyorum. Daha olası senaryo, ABD ile İran arasında dolaylı görüşmeler yürütülmesidir” diyen Cohen, kamuoyuna yansıyan görüşmelerin büyük ölçüde İran'ın nükleer programına odaklandığını, İran'ın bölgesel silahlı gruplar ağının ise geri planda kaldığını söyledi.

Bu nedenle olası bir anlaşmanın Hizbullah meselesine uzun vadeli bir çözüm getireceğinden kuşku duyduğunu belirten Cohen, İran'ın Hizbullah'ı hâlâ stratejik bir değer olarak gördüğünü ifade etti.

“Hizbullah belki de 7 Ekim 2023 öncesindeki kadar önemli değil; ancak Tahran'ın ondan vazgeçmeyeceği kadar değerli olmaya devam ediyor” dedi.

cdy6ujk
ABD Dışişleri Bakanlığı Genelkurmay Başkanı Daniel Hoeller, İsrail'in ABD Büyükelçisi Yehiel Leiter, ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ve Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad ile birlikte, Washington DC'deki Dışişleri Bakanlığı merkezinde İsrail ve Lübnan heyetleri arasında gerçekleşen bir görüşmeden bir kare (AFP)

Yakın zamanda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın eski muhalifler ve müttefikleri kapsayan yeni bir ordu kurma çabalarını inceleyen bir rapora katkı sunan Campa ise, Donald Trump'ın önerilerine rağmen Suriye'nin Hizbullah'ı zayıflatma girişimlerinde önemli bir rol üstlenip üstlenemeyeceğini sorguladı.

Suriye hükümetinin ciddi iç sorunlarla mücadele ettiğini ve önceliğinin devlet kurumları ile güvenlik güçlerini yeniden inşa etmek olduğunu belirten Campa, “Şam'ın bundan daha büyük bir rol üstlenebileceğine şaşırırım” dedi.

Zorlu yol

Lübnan liderlerinin önündeki seçeneklere ilişkin değerlendirmelerinde her iki uzman da devlet kurumlarının güçlendirilmesinin ülke için en iyi uzun vadeli seçenek olduğu konusunda birleşti.

Campa, mevcut Lübnan yönetiminin geçmiş yıllarda hayal edilmesi zor olan zorlu meselelerle yüzleşmeye hazır göründüğünü belirterek, Lübnanlı yetkililere “baskılara rağmen bu çizgiyi sürdürmeleri” tavsiyesinde bulundu.

Cohen ise Lübnan açısından en olumlu senaryonun Hizbullah'ın savaştan ciddi ölçüde zayıflamış şekilde çıkması olduğunu söyledi. Böyle bir durumda Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin devlet otoritesini ülke genelinde daha fazla tesis edebileceğini ifade etti.

“Bu çatışmanın olumlu sayılabilecek tek yönü varsa, o da Hizbullah'ın Lübnan ordusunun daha fazla kontrol sağlamasına imkân verecek ölçüde zayıflayabilmesidir” dedi.

Bununla birlikte iki uzman da bu sonucun kesin olmadığını ve Lübnan'ın geleceğinin büyük ölçüde ülke dışındaki gelişmelere bağlı kalacağını kabul etti.

Şimdilik her ikisinin de üzerinde uzlaştığı nokta ise şu: Savaşın yakın zamanda sona ermesi beklenmiyor ve Lübnan, uzun süreli askerî çatışma ile İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan daha geniş bölgesel mücadelenin ortasında kalmaya devam ediyor.


Eisenkot, İsrail Başbakanlığı yarışında tüm rakiplerinin önünde

İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot (İsrail ordusu)
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot (İsrail ordusu)
TT

Eisenkot, İsrail Başbakanlığı yarışında tüm rakiplerinin önünde

İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot (İsrail ordusu)
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot (İsrail ordusu)

İsrail’de sağ görüşlü Yisrael Hayom gazetesinde yayımlanan yeni bir kamuoyu yoklaması, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun seçimleri kazanma ve hükümetini ayakta tutma hesaplarının giderek karmaşıklaştığını ortaya koydu. Netanyahu’nun, son dört yılda kaybettiği sağ seçmen oylarını yeniden kazanmak ve bu oyların Naftali Bennett, Yair Lapid ve Gadi Eisenkot’un öncülük ettiği muhalif ittifaklara yönelmesini engellemek amacıyla yeni bir sağ parti kurmayı planladığı belirtiliyor. Ancak anket sonuçları, bu stratejinin Netanyahu’nun beklediği sonucu vermediğine işaret ediyor. Aksine, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, hem Netanyahu hem de muhalefetin önde gelen isimlerinden Bennett açısından en ciddi rakiplerden biri olarak öne çıkıyor.

Gazetenin bugün yayımladığı ankete göre Eisenkot, yalnızca popülerlik açısından değil, sandalye sayısında da Bennett’i geride bırakmayı başardı. Eisenkot’un liderliğindeki oluşumun ilk kez 20 sandalyeye ulaştığı görülürken, Bennett ve Lapid’in öncülük ettiği Beyahad ittifakı ise 19 sandalyeye geriledi.

gthyjuk
Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail Güvenlik Kabinesi toplantısına başkanlık ederken (Arşiv – DPA)

Maariv gazetesinin bugün yayımladığı haftalık kamuoyu yoklamasında ise Eisenkot’un, Netanyahu da dahil olmak üzere tüm rakiplerini geride bıraktığı görüldü. Ankete göre Netanyahu ile doğrudan bir yarışta Eisenkot yüzde 44 destek alırken, Netanyahu’nun desteği yüzde 40’ta kaldı. Kanal 12 tarafından muhalif seçmenler arasında gerçekleştirilen bir başka araştırmada ise Eisenkot ile Bennett karşılaştırıldı. Bu ankette Eisenkot yüzde 46 destek oranına ulaşırken, Bennett yüzde 36’da kaldı.

Netanyahu ile Bennett’in karşı karşıya getirildiği senaryoda ise Netanyahu yüzde 37 destek alırken, Bennett yüzde 33’te kaldı. Netanyahu ile Avigdor Liberman’ın karşılaştırıldığı ankette de Netanyahu yüzde 38 destek oranına ulaşırken, Liberman’ın desteği yüzde 25 olarak ölçüldü.

Anketi hazırlayanlar, Eisenkot’un yükselişini son dönemde yaptığı açıklamalara ve aldığı isabetli siyasi pozisyonlara bağladı. Bunların başında, muhalefet partilerinin seçimlerden sonraki sürece ilişkin ortak bir taahhütte bulunması yönündeki girişimi geliyor. Söz konusu öneriye göre, Netanyahu karşıtı blok içinde seçimlerden birinci çıkan partinin lideri hükümeti kurmakla görevlendirilecek ve diğer muhalefet partileri de bu sürece destek verecek. Araştırmacılar, bu yaklaşımın Eisenkot’un kamuoyu nezdindeki siyasi konumunu daha da güçlendirdiğini belirtti.

gthy7
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, Tel Aviv’de düzenlenen bir gösteride (Reuters)

Anket sonuçları yalnızca destek oranları haftadan haftaya gerileyen Bennett ve Lapid’i değil, Başbakan Netanyahu’yu da endişelendiriyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, Netanyahu’nun seçim stratejisinde değişikliğe giderek ana hedefini Bennett’ten Eisenkot’a çevirmeyi planladığını yazdı. Habere göre Netanyahu, yeni stratejisi kapsamında Eisenkot’u 7 Ekim 2023’te yaşanan güvenlik ve istihbarat başarısızlıklarının sorumluları arasında göstermeyi hedefliyor. Bu çerçevede Netanyahu’nun, Eisenkot’un Genelkurmay Başkanlığı döneminde İsrail ordusunun ‘küçük ama akıllı bir ordu’ anlayışıyla yeniden yapılandırılmasının savunulduğunu öne sürdüğü belirtiliyor. Netanyahu’ya göre bu yaklaşım, Hamas’ın askerî kapasitesindeki artışın yeterince ciddiye alınmamasına ve ordunun tehdit karşısında hazırlıksız yakalanmasına zemin hazırladı.

Gazete, konuyla ilgili olarak Eisenkot’la da bir söyleşi gerçekleştirdi. Eisenkot, Netanyahu’nun suçlamalarına yanıt verirken, “Netanyahu’nun İsrail ordusundaki başarılarımı övdüğü çok sayıda görüntü ve ses kaydı elimde bulunuyor. Bunu bir ya da iki kez değil, onlarca kez yaptı” dedi. Eisenkot ayrıca, “7 Ekim başarısızlığının birinci ve en büyük sorumlusu Netanyahu’dur. Ben de bu başarısızlıkların siyasi bedelini seçimlerde ödemesi için çalışacağım” ifadelerini kullandı.

kı8l
Netanyahu ve hükümetine karşı protesto düzenleyen İsrailliler, Tel Aviv, 25 Nisan 2026 (Reuters)

Kamuoyu yoklamalarına göre bugün bir Knesset seçimi yapılması halinde sandalye dağılımı şu şekilde oluşacak:

Likud: 22 sandalye (şu an 36 sandalyeye sahip)

Beyahad (Bennett-Lapid ittifakı): 20 sandalye (Bennett’in partisi yeni kurulurken, Lapid’in partisinin şu anda 24 sandalyesi bulunuyor)

Yaşar: 20 sandalye (ilk kez seçime katılacak yeni bir parti)

Demokratlar (sol eğilimli İşçi Partisi ile Meretz ittifakı): 11 sandalye (şu an 4 sandalyeye sahip)

Doğulu dindar Yahudileri temsil eden Şas Partisi: 9 sandalye (şu an 11 sandalyesi bulunuyor)

Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Otzma Yehudit: 9 sandalye (şu an 6 sandalyesi bulunuyor)

Avigdor Liberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu: 8 sandalye (şu an 6 sandalyesi bulunuyor)

Aşkenaz ultra-Ortodoks Yahudileri temsil eden Yahadut HaTorah: 7 sandalye

Hadaş-Ta’al İttifakı: 5 sandalye (Şu an 5 sandalyeye sahip. Yisrael Hayom anketine göre ise sandalye sayısı 6’ya çıkıyor)

Birleşik Arap Listesi (Ra’am): 5 sandalye (şu an 5 sandalyeye sahip)

Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm Partisi: 4 sandalye

Bu tabloya göre Netanyahu liderliğindeki koalisyonun toplam sandalye sayısı 51’e geriliyor. Mevcut durumda koalisyonun 68 sandalyesi bulunuyor. Muhalefet bloğu ise Arap partilerine ait 10 sandalyenin de dahil edilmesiyle 69 sandalyeye ulaşıyor. Başka bir ankette ise dağılım muhalefet lehine 70’e 50 olarak ölçüldü.

Öte yandan, Arap partilerinin ortak bir liste altında birleşmesine yönelik girişimlerin sonuçsuz kalabileceğine ilişkin haberlerin ardından ankette seçmenlere, partilerin iki ayrı listeyle seçime girmesi durumunda nasıl oy kullanacakları da soruldu. Sonuçlara göre Hadaş-Ta’al İttifakı’nın, Balad (Ulusal Demokratik Topluluk) ile ortak liste kurması yalnızca bir sandalye ek kazanç sağlıyor ve ittifakın sandalye sayısı 6’ya yükseliyor. Birleşik Arap Listesi ise 5 sandalyede kalıyor. Bu durumda ortaya çıkan ek sandalye, Demokratlar ittifakının hanesinden düşüyor ve partinin sandalye sayısı 11’den 10’a geriliyor. Diğer partilerin sandalye dağılımında ise herhangi bir değişiklik yaşanmıyor. Genel tablo da değişmiyor; muhalefet bloğu 69 sandalyeye ulaşırken, Netanyahu liderliğindeki koalisyon 51 sandalyede kalıyor.


İsrail, Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişletilmesi için 338 milyon dolar ayıracak

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Gush Etzion İsrail yerleşiminden bir görünüm (Reuters - Arşiv)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Gush Etzion İsrail yerleşiminden bir görünüm (Reuters - Arşiv)
TT

İsrail, Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişletilmesi için 338 milyon dolar ayıracak

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Gush Etzion İsrail yerleşiminden bir görünüm (Reuters - Arşiv)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Gush Etzion İsrail yerleşiminden bir görünüm (Reuters - Arşiv)

İsrail’de yerleşim karşıtı faaliyetleriyle bilinen Barış Şimdi (Peace Now) hareketi, İsrail hükümetinin Perşembe günü Batı Şeria’daki yeni yerleşim birimlerinin inşası ve mevcut yerleşimlerin altyapıya bağlanması amacıyla 1 milyar şekel (337,8 milyon dolar) tahsis edilmesini onaylamasının beklendiğini açıkladı.

Söz konusu plan, İsrail’de aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından destekleniyor. Yerleşimlerin genişletilmesinin güçlü savunucularından biri olan Smotrich, daha önce Filistin devletinin kurulması fikrini “gömmek” istediğini ifade etmişti.

Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığındaki Güvenlik Kabinesi’nin gündemine göre bakanların, Batı Şeria’da daha önce onaylanmış geçici yerleşim noktalarının kurulmasını görüşmesi bekleniyor. Ancak gündemde yeni bir finansman paketinin onaylanıp onaylanmayacağına ilişkin açık bir ifade yer almıyor.

Barış Şimdi hareketine göre ayrılması planlanan kaynak, yol, su ve diğer temel altyapı projeleri için kullanılacak. Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaklaşık 700 bin İsrailli yerleşimci yaşarken, bölgede yaklaşık 2,7 milyon Filistinli bulunuyor.

İsrail, Doğu Kudüs’ü 1980 yılında ilhak ettiğini ilan etmiş olsa da bu adım uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından tanınmadı. İsrail ayrıca Batı Şeria üzerinde resmî egemenlik ilan etmiş değil. Birleşmiş Milletler organları ve dünyanın büyük kısmı, uluslararası hukuka atıfta bulunarak Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini yasa dışı kabul ediyor.

Barış Şimdi hareketi yaptığı açıklamada, Güvenlik Kabinesi’nde yapılacak oylamanın yerleşim projeleri için uygulanan olağan planlama süreçlerini aşacağını belirtti. Hareket, Netanyahu hükümetinin son üç yıl içinde söz konusu yerleşim projelerine zaten onay verdiğini kaydetti.

Barış Şimdi ve Axios haber sitesi tarafından yayımlanan karar taslağına göre finansman; ulaşım yollarının yapımı, arazi hazırlığı, kanalizasyon şebekeleri, su bağlantıları ve ilgili altyapı çalışmalarının yanı sıra geçici konut alanlarının kurulmasını da kapsıyor.

Smotrich’in sözcüsü ayrıntılı bilgi vermekten kaçınırken, Güvenlik Kabinesi’nde yapılacak oylamanın İsrail yerleşimlerini güçlendireceğini söyledi. Sözcü, bunların yeni yerleşimler değil, hâlihazırda mevcut olan yerleşim noktaları olduğunu savundu.

Smotrich geçen hafta da Batı Şeria’daki üç Yahudi yerleşiminde 2 binden fazla yeni konut biriminin inşasını öngören kapsamlı bir genişleme planını duyurmuştu.

Filistinliler ve birçok ülke, yerleşim faaliyetlerini barışın önündeki en büyük engellerden biri olarak görüyor. Bu çevreler, yerleşimlerin gelecekte kurulabilecek bir Filistin devletinin topraklarını giderek daralttığını savunuyor.

Son yıllarda yerleşimlerin ve küçük yerleşim karakollarının genişlemesiyle birlikte İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet olaylarında da artış yaşandı. Yerleşimcilerin düzenlediği bazı saldırılar can kayıplarıyla sonuçlanıyor.